Bilim İnsanlarından Uyarı: İğneada Longoz Ormanları Kuraklık Tehdidi Altında

Bartın ve İstanbul üniversitelerinden araştırmacıların hazırladığı yeni bir çalışma, Türkiye’nin nadir subasar ormanlarından İğneada Longoz Ormanlarının insan baskısı ve iklim değişikliği nedeniyle tehdit altında olduğunu ortaya koyuyor.

Haber Giriş Tarihi: 05.11.2026 08:29
Haber Güncellenme Tarihi: 05.11.2026 08:37
https://www.kirsalhaber.com/

Bartın ve İstanbul üniversitelerinden araştırmacıların hazırladığı yeni bir çalışma,
Türkiye’nin nadir subasar ormanlarından İğneada Longoz Ormanlarının insan
baskısı ve iklim değişikliği nedeniyle tehdit altında olduğunu ortaya koyuyor.

1984’ten 2014’e Erikli longozunun %16 daraldığını, Sakagöl longozundaki sulak
alanların ise yok olduğunu veya bozulduğunu ortaya koyan araştırmacılar,
ormanlardaki dişbudak ve saplı meşe gibi öncü türlerin de azaldığı uyarısında
bulunuyor. Bölgedeki ortalama sıcaklıkların 44 sene içinde 1.8 derece
yükseldiğini gösteren araştırmaya göre, yakın gelecekte kuraklık daha da
artacak. Küresel ısınmanın şiddetlenmeye devam etmesi durumunda, yüzyıl
sonunda bölgenin %89’unda yarı-kurak iklimin hakim olacağı hesaplanıyor. Bilim
insanları, acilen koruma ve uyum önlemleri alınması çağrısında bulunuyor.

Kuru ormanların subasar ormanları ile, derelerin göller, sazlıklar ve kumullarla bir
arada bulunduğu nadir bir ekosistem olan İğneada Longoz Ormanları; endemik,
nadir ve tıbbi bitki türlerine ev sahipliği yapan, Türkiye’nin önemli bitki
alanlarından biri. Aynı zamanda Avrupa’nın en geniş longoz ormanı olan bu
bölge, iklim değişikliğine sebep olan karbondioksiti bitki örtüsüne ve toprağa
hapsetmede de kritik rol oynuyor. Ne var ki bu özel ekosistem, bugün büyük risk
altında. Bartın ve İstanbul üniversitelerinden akademisyenlerin, İğneada Longoz
Ormanları’nın 1984’ten itibaren nasıl değiştiğini inceleyen ve hakemli dergi
Forests’da yayınlanan makalesi , bölgenin insan baskısı ve iklim değişikliği
tarafından tehdit edildiğini ortaya koyuyor.

Çalışmanın önemli bulgularından biri, İğneada Longoz Ormanları’nın parçası
olan Erikli, Kocagöl ve Sakagöl longozlarından Erikli’nin 1984’ten 2014’e %16
küçülmüş olması (109 hektar). Analize göre bu süre zarfında Sakagöl
longozundaki sulak alanlar ise ya yok oldu ya da bozuldu. Ormanlık alanlarda
büyük bir azalma yaşanmasa da, ormanların niteliğinde de endişe verici işaretler
var: Longoz ormanlarına ilk yerleşen bitkiler arasında yer alan saplı meşe ve

dişbudak gibi türlerin giderek azaldığı ve ormandaki varlıklarının risk altında
olduğu tespit edildi.

Bu durumun temel nedeninin artan insan baskısıyla birlikte kuraklık ve su stresi
olduğu düşünülüyor. Nitekim incelenen süre boyunca özellikle en kuru
dönemlerde düşen yağışların azaldığı ve ortalama sıcaklıkların 1.8 derece arttığı
gözlendi. Farklı iklim senaryoları ışığında yapılan modellemeler, yakın gelecekte
durumun vahametinin artacağına işaret ediyor: Emisyonların yüksek seyrettiği
senaryoda, bugün büyük ölçüde yarı-nemli olarak sınıflandırılan bölgenin yüzde
88’inde yarı-kurak bir iklimin hakim olacağı öngörülüyor. Çalışmanın yazarlarına
göre ‘‘bu ekolojik baskı ve artan kuraklık, bölgedeki hassas ağaç türlerinin
gerilemesine ve sulak alanların karbon yutak kapasitesinin zayıflamasına’’ neden
oluyor.

Araştırmayı yapan bilim insanları, İğneada Longoz Ormanları’nda endemik
türlerin ve biyoçeşitliliğin korunması için koruma ve uyum önlemleri alınması
çağrısında bulunuyor: ‘‘Istrancalardan bu ekosisteme su taşıyan derelere daha
fazla müdahale edilmemeli. Bölgedeki mevcut baraj ve göletlerden, kurak
dönemlerde longozun kurumasını önleyecek miktarda ekolojik can suyu salınımı
zorunlu hale getirilmeli. Aslında İğneada’yı besleyen tüm su havzası, tek bir
koruma planı altında yönetilmeli.’’

Endemik, nadir ve tıbbi bitkilerin yetiştiği özel bir alan

Yıldız (Istranca) Dağları’ndan başlayıp Karadeniz’e uzanan dereler, ilkbaharda
karların erimesiyle daha coşkun akar. Ne var ki kıyı kumullarını aşıp denizle
buluşamazlar. Bu nedenle göller şişer, geriye doğru taşar ve ormanlara doğru
yayılır. Derelerin taşıdığı alüvyonlarla beslenen bu verimli topraklarda dört
endemik ve 12 nadir bitki türünün yanı sıra 55 tıbbi bitki türü yaşıyor; akçaağaç,
ıhlamur, dişbudak ve gürgen gibi birçok değerli ağaç yetişiyor.

İğneada Longoz Ormanları’nın 2007’de Milli Park ilan edilmesinin ardından 2014
yılında, Erikli, Kocagöl ve Sakagöl longoz ormanlarının yanı sıra Kocagöl ve
Sakagöl arasındaki bölgenin de dahil edildiği kapsamlı bir işletme planı
hazırlandı. Forests dergisinde yayınlanan makalede, 1984 yılında hazırlanan
işletme planını 2014 planıyla karşılaştıran araştırmacılar, ormanlarda yaşanan
arazi kullanım değişikliklerini tespit ettiler. Ayrıca farklı iklim senaryoları
doğrultusunda modellemeler yaparak, bölgede iklimin ne şekilde değişeceğini
hesapladılar.

Erikli longozu daraldı, Sakagöl’deki sulak alanlar yok oldu veya bozuldu

Analiz sonucunda, Erikli Longozunun yaklaşık 109 hektar küçüldüğü tespit edildi.
Bu daralma, longozun toplam alanının yaklaşık %16’sına denk geliyor. Daha
vahim bir tablo ise Sakagöl Longozunda görüldü: Bölgedeki sulak alanların
tamamının yok olduğu veya bozulduğu tespit edildi. Bölgedeki tarım arazilerinde
ise yaklaşık 30 hektarlık artış tespit edildi.

Çalışmanın yazarlarına göre endemik türleri korumak için atılması gereken en
öncelikli adım, bu türlerin üzerinde yaşadığı su habitatının acilen geri
kazandırılması. Araştırmacılar, ‘‘Ormana su sağlayan sistemi korumazsak, ne
kadar çaba sarf edersek edelim, ne Karadeniz Salkımı gibi nadir endemik bitkileri
ne de kara leylek gibi canlıları tek tek korumamız mümkün olamaz,’’ diyor.

Saplı meşe ve gürgen gibi öncü türlerin bölgedeki varlığı tehlikede
1984 ile 2014 yılı planlarının karşılaştırması, ormanlık alanların hemen hemen
aynı kaldığını gösteriyor. Ancak detaylı araştırmalar, ekosistemin sağlığı
açısından uyarılar içeren bir durumu ortaya koyuyor: Saplı meşe ve dişbudak gibi
kuru ve sıcak koşullara kısmen dayanıklı olan bölgenin öncü türlerinin varlığının
kayda değer ölçüde azaldığı görülüyor.

Normal şartlarda, dişbudak ve gürgen ağaçlarının popülasyonlarının artmasının
bekleneceğini belirten araştırmacılar, bu gerilemenin ardında insan baskısının
yanı sıra iklim değişikliğiyle birlikte şiddetlenen ve uzayan kuraklık olaylarının
bulunduğunu ifade ediyor. Bilim insanlarına göre alandaki değişim sürecini
yansıtan bu eğilim, öncü türlerin ormandan kademeli olarak dışlanmasına yol
açabilir.

Çalışmanın yazarlarından İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği
Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. İrşad Bayırhan, 2014’ten bu yana hem kuraklığın
hem de insan baskısının arttığına dikkat çekiyor: ‘‘2014’ten bu yana kuraklık
periyotları arttı ve bu durum mevsimsel taban suyu taşkınlarını sekteye uğratıyor.
Ayrıca havzaya giren tuzlu su miktarının da arttığı anlaşılıyor. Ayrıca o yıllara
göre çok ciddi bir yapılaşma var ve devam eden sanayi projeleri, bölgedeki
baskıyı artırabilir.’’

Ancak olumlu gelişmeler de yok değil. Bayırhan, ‘‘Doğa Koruma ve Milli Parklar
(DKMP) Genel Müdürlüğü, kaçak avcılık, kontrolsüz girişler ve çevre kirliliğine
karşı korunması için saha incelemelerini ve fiziksel izleme altyapısını

güçlendirmiş görünüyor. Ayrıca bölgenin ekoturizm odağı haline gelmesiyle,
bölge halkı ve ziyaretçilerin ormanı koruma konusunda daha güçlü bir farkındalık
sahibi olmuş gibi görünüyor,’’ diyor.

Sıcaklıklar 44 senede 1.8 derece arttı

Çalışılan alanda yapılan uzun süreli gözlemler, 1970 ile 2024 arasındaki 54
senede bölgenin ortalama sıcaklığının 13.09°C, yıllık yağış miktarının ise 817.7
milimetre olduğunu gösteriyor. 1981-2024 yılları arasında yıllık yağışlarda kayda
değer bir değişim gözlenmese de analiz sonuçları, özellikle en kuru aylarda
yağışların azaldığı ve sıcaklıkların arttığına işaret ediyor. Bu zaman diliminde
ortalama sıcaklıkların da yaklaşık 1.8°C arttığı tespit edildi.

Uzun sürekli kuraklık ve artan sıcaklıklar gibi iklim kaynaklı stres faktörlerinin
giderek öne çıktığı bu dönemde, tarımsal genişleme gibi insan kaynaklı baskılar,
ekolojik kırılganlığı daha da artırıyor.

İğneada Longoz Ormanları, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli rol oynuyor
Kıyı ormanları - ve özellikle İğneada Longoz Ormanları gibi subasar ormanları -
iklim değişikliğine sebep olan karbondioksiti hapsetmede kritik rol oynayan, özel
ekosistemler. Bunun nedeni, bitki örtüsünün hızla gelişebilmesi ve karbonun hem
toprakta hem de bitki örtüsünde depolanabilmesi: Subasar ormanları mevsimsel
olarak sular altında kaldığı için, toprak yılın uzun bir bölümünde ıslak kalıyor. Bu
da bitki artıklarının daha yavaş çürümesini sağlıyor ve karbon toprakta daha uzun
süre saklı kalabiliyor. Dolayısıyla bu ekosistemlerin muhafazası, yalnızca
biyoçeşitlilik için değil, iklim değişikliği ile mücadele için de kritik önemde.
Ne var ki iklim değişikliği, arazi kullanımında yapılan değişiklikler ve kirlilik, bu
ekosistemlerin karbon depolama kapasitelerini ciddi ölçüde tehdit ediyor. Bu
çalışma da özellikle kuraklığın ve su stresinin, İğneada Longoz Ormanları’nın
hapsedebileceği karbon miktarını azaltabileceği uyarısında bulunuyor.

Çalışmanın yazarlarından İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Ve İşletmeciliği
Enstitüsü’nden Prof. Dr. Cem Gazioğlu, ‘‘Kıyı ormanları, kara ve deniz arasında
yüksek biyoçeşitliliğe ev sahipliği yapan ve kritik ekolojik görevler üstlenen özel
alanlardır. Kıyı ekosistemleri okyanus yüzeyinin çok küçük bir kısmını
kaplamasına rağmen, toplam karbon emiliminde büyük bir rol oynar. Bu karbon
yutak alanları, iklim değişikliğiyle mücadelede oldukça güçlü savaşçılardır,’’ diyor.
‘‘Bu nedenle ülkemizdeki İğneada Longoz Ormanları'nın mutlak koruma
statülerinin tavizsiz biçimde uygulanması gerekiyor.’’

Yüzyıl sonunda bölgede yarı-kurak iklim hakim olabilir

Çeşitli iklim senaryoları altında bölge ikliminin ne şekilde değişeceğini iki farklı
endeks aracılığıyla değerlendiren bilim insanları, özellikle ciddi iklim
politikalarının devreye alınmaması sonucu ortaya çıkacak olumsuz senaryolarda,
bugün büyük ölçüde nemli veya yarı-nemli olarak sınıflandırılan bölge ikliminin
yüzyıl sonuna doğru kuruyacağını tespit ettiler.

Olumsuz iklim senaryolarında daha yüksek öngörü gücüne sahip olduğu
belirlenen De Martonne endeksine göre bugün bölgenin %70’i yarı nemli, %1,6’sı
nemli, %28.3’ü ise Akdeniz iklimi etkisi altında. Fakat iklim değişikliği ile
mücadele başarılı olmazsa, yüzyıl sonuna kadar İğneada Longoz Ormanları’nın
%89’unun yarı-kurak bir iklime sahip olacağı ve nemli alanların yüzyıl sonuna
kadar tamamen yok olacağı görülüyor.

Çalışmanın yazarları arasında yer alan İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Ve
İşletmeciliği Enstitüsü’nden Prof. Dr. Gürcan Büyüksalih, ‘‘Sonuçlarımız, yüksek
emisyon senaryolarında bölgenin büyük ölçüde yarı kurak bir iklim kuşağına
dönüşebileceğini ve karbon yutak kapasitesinin risk altında olduğunu ortaya
koyuyor,’’ diyor. Bu durumun, bölgenin benzersiz biyoçeşitliliğini ve kritik karbon
yutak alan işlevini tamamen yitirmesi riskini doğurduğunu vurgulayan
Büyüksalih’e göre ‘‘Bu ekolojik çöküşü önlemek adına, bölgeyi besleyen
akarsular üzerindeki insan kaynaklı su baskıları azaltılmak ve havza genelinde
dinamik, iklim dirençli bir entegre su yönetimi planı hayata geçirmek gerekiyor.’’

Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com

Kaynak: Selin Uğurtaş

Kaynak: https://www.mdpi.com/1999-4907/16/6/976