Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı: ''COP31’in Başarısı Neye Bağlı?''

Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi öncesinde değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, zirveden üç temel beklentisini açıkladı.

Haber Giriş Tarihi: 07.11.2026 10:54
Haber Güncellenme Tarihi: 07.11.2026 10:58
https://www.kirsalhaber.com/

Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi öncesinde değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, zirveden üç temel beklentisini açıkladı. Yavaşlı, fosil yakıtlardan çıkışın hızlandırılması, iklim değişikliğine uyum için finansman kaynaklarının artırılması ve iklim politikalarının sonuçlarının ölçülebilir hâle getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Bir iklim bilimci olarak COP31’den beklentilerini paylaşan Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, ülkelerin farklı ekonomik ve siyasi koşullarda ortak karar almaya çalıştığı uluslararası iklim konferanslarında tüm sorunların tek bir toplantıda çözülmesini beklemenin gerçekçi olmadığını belirtti.

Geçmiş konferansların tamamen sonuçsuz kaldığını söylemenin de doğru olmayacağını ifade eden Yavaşlı, Paris Anlaşması'yla birlikte ülkelerin iklim hedeflerini düzenli olarak güncellemelerini ve kaydettikleri ilerlemeleri raporlamalarını sağlayan önemli bir sistem oluşturulduğunu hatırlattı. Ancak iklim değişikliğiyle mücadelede yeterince hızlı ilerleme kaydedilemediğine dikkat çekti.

COP31’den üç temel beklenti

Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Antalya'da düzenlenecek COP31'den üç alanda ilerleme beklediğini belirtti.

Yavaşlı'nın ilk beklentisi, ülkelerin sera gazı emisyonlarını gerçekten azaltacak politikaları güçlendirmesi. Yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılmasının önemli olduğunu ifade eden Yavaşlı, bunun fosil yakıt kullanımında kalıcı bir azalmaya dönüşmesi gerektiğini söyledi.

İkinci beklentisinin iklim değişikliğine uyum için ayrılan kaynakların artırılması olduğunu belirten Yavaşlı, bu kaynakların gerçekten ihtiyaç duyulan bölgelere ulaştırılmasının önemine işaret etti. Erken uyarı sistemleri, su yönetimi, sağlık ve tarım gibi alanlarda somut sonuçların alınması gerektiğini vurguladı.

Üçüncü beklentisinin ise iklim politikalarının başarısının ölçülebilir hâle getirilmesi olduğunu kaydeden Yavaşlı, açıklanan hedeflerin ne ölçüde gerçekleştirildiğinin bilimsel verilerle takip edilmesi gerektiğini ifade etti.

Yavaşlı'ya göre COP31'in başarısı, verilen sözlerden çok iklim değişikliğiyle mücadeleye gerçekten katkı sağlayacak kalıcı sonuçlarla değerlendirilmeli.

İklim hedefleri ile uygulanan politikalar arasında büyük fark var

İklim değişikliğiyle ilgili bilimsel bilgilerin her geçen gün arttığını ancak ülkelerin uyguladığı politikaların belirlenen hedefleri gerçekleştirmek için yeterli olmadığını belirten Yavaşlı, Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) Ekim 2026'da yayımladığı Emisyon Açığı Raporu'na dikkat çekti.

Rapora göre ülkeler mevcut iklim politikalarını uygulamaya devam ederse küresel sıcaklık artışı bu yüzyıl içinde 2,8 dereceye ulaşabilir. Ülkelerin açıkladıkları ulusal iklim taahhütlerinin tamamını yerine getirmeleri durumunda bile küresel ısınmanın yaklaşık 2,6 derece olması bekleniyor.

Oysa 2015 yılında kabul edilen Paris Anlaşması, küresel ısınmayı sanayi öncesi döneme göre 2 derecenin altında tutmayı ve 1,5 dereceyle sınırlandırmak için çaba göstermeyi hedefliyor.

Aradaki farkın küçük görünmesine rağmen etkilerinin oldukça büyük olabileceğini belirten Yavaşlı, küresel ortalama sıcaklıktaki birkaç ondalık derecelik artışın bile milyonlarca insanın maruz kaldığı sıcak hava dalgalarının, kuraklıkların ve diğer iklim risklerinin şiddetini değiştirebildiğini ifade etti.

Dünya iklim değişikliğiyle mücadelede yeterince hızlı hareket etmiyor

UNEP raporunun yalnızca olumsuz bir tablo ortaya koymadığını belirten Yavaşlı, yenilenebilir enerji teknolojilerindeki gelişmeler ve bazı ülkelerde uygulanan politikalar sayesinde emisyon artışının geçmişte beklenenden daha sınırlı kaldığını kaydetti.

İklim politikalarının işe yaradığını ancak yeterince yaygın ve hızlı uygulanmadığını vurgulayan Yavaşlı, 1,5 derece sınırının aşılmasının kaçınılmaz hâle geldiğine dikkat çekti.

Rapora göre, küresel sıcaklığın yüzyıl sonuna kadar yeniden 1,5 derece sınırına indirilebilmesi için küresel sera gazı emisyonlarının 2035 yılında, 2025 seviyesine kıyasla yaklaşık yüzde 45 daha düşük olması gerekiyor. Bu senaryoda bile yüzyıl ortasında sıcaklıkların yaklaşık 1,8 derece yükselmesi söz konusu.

Bu nedenle artık yalnızca küresel ısınmayı durdurmanın değil, 1,5 derece sınırının ne ölçüde ve ne kadar süreyle aşılacağının da tartışıldığını belirten Yavaşlı, COP31'in önünde kolay bir görev bulunmadığını ifade etti.

Elektrifikasyonun yeşil enerjiyle desteklenmesi gerekiyor

COP31'in yönetim yapısının önceki zirvelerden farklı olduğuna dikkat çeken Yavaşlı, Türkiye'nin konferansa ev sahipliği yaparak COP başkanlığını üstleneceğini, ülkeler arasındaki resmî müzakereleri ise Avustralya'nın yöneteceğini belirtti. Türkiye'nin ağırlıklı olarak iklim çözümlerinin uygulanmasına yönelik Eylem Gündemi'nden sorumlu olacağını aktardı.

Eylem Gündemi'nde öne çıkan hedeflerden birinin, elektriğin toplam nihai enerji tüketimindeki payını bugün yüzde 20'nin biraz üzerindeki seviyesinden 2035 yılına kadar yüzde 35'e çıkarmak olduğunu kaydeden Yavaşlı, atık üretimindeki artışın yarıya indirilmesi ve binalarda enerji kullanım yoğunluğunun en az yüzde 25 azaltılmasının da önemli hedefler arasında bulunduğunu belirtti.

Ulaşım, binalar ve sanayide fosil yakıtlar yerine elektrik kullanımının yaygınlaştırılmasının sera gazı emisyonlarını azaltmak için önemli fırsatlar sunduğunu ifade eden Yavaşlı, ancak elektrik kullanımındaki artışın tek başına emisyonların azalacağı anlamına gelmediğini vurguladı.

Elektriğin hangi kaynaklardan üretildiğinin belirleyici olduğunu belirten Yavaşlı, elektrik talebinin kömür ve doğal gaz tüketimiyle karşılanması durumunda iklim açısından sağlanacak faydanın sınırlı kalacağını söyledi.

Benzinli araçların yerini elektrikli araçların almasının ve fosil yakıtlı ısıtma sistemleri yerine ısı pompalarının kullanılmasının birçok koşulda emisyonları azaltabileceğini belirten Yavaşlı, elektrifikasyonun yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği ve fosil yakıt kullanımının azaltılmasıyla birlikte ilerlemesi gerektiğini kaydetti.

Fosil yakıtlardan çıkış COP31'in en önemli gündemlerinden biri olacak

İklim değişikliğinin temel nedeninin enerji üretimi, ulaşım ve sanayi gibi alanlarda kömür, petrol ve doğal gaz kullanılması sonucu atmosfere salınan sera gazları olduğunu belirten Yavaşlı, bu nedenle fosil yakıtlardan uzaklaşmanın iklim mücadelesinin merkezinde yer aldığını ifade etti.

Fosil yakıtlardan uzaklaşma gerekliliğinin 2023 yılında Dubai'de düzenlenen COP28'de ilk kez bir COP kararında açıkça ifade edildiğini hatırlatan Yavaşlı, 2025 yılında Brezilya'da gerçekleştirilen COP30'un sonuç metninde ise fosil yakıtlardan uzaklaşmaya yönelik yeni ve açık bir yol haritası üzerinde uzlaşma sağlanamadığını belirtti.

Brezilya COP30 Başkanlığı'nın konuya ilişkin ayrı bir çalışma başlattığını ve 3 Kasım 2026'da fosil yakıtlardan uzaklaşma ile ormansızlaşmayı sona erdirmeye yönelik iki yol haritası açıkladığını aktaran Yavaşlı, bu çalışmaların ülkeleri bağlayan uluslararası anlaşmalar niteliği taşımadığını vurguladı.

Antalya'daki zirvede söz konusu yol haritalarının nasıl karşılanacağının önemli olacağını belirten Yavaşlı, ülkelerin kömür, petrol ve doğal gaz kullanımını sona erdirmek için ortak ve kesin bir takvim üzerinde anlaşmasının bugün için pek olası görünmediğini ifade etti.

Enerji güvenliği, ekonomik kalkınma, fosil yakıt gelirleri ve iklim değişikliğinin maliyetlerinin ülkeler arasında farklı çıkarlar yarattığını belirten Yavaşlı, bu durumun fosil yakıtlardan uzaklaşmanın siyasi açıdan ne kadar zor olduğunu gösterdiğini kaydetti.

COP31'de iklim değişikliğine uyum öne çıkacak

Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, COP31'in en önemli gündem başlıklarından birinin de iklim değişikliğine uyum olması gerektiğini belirtti.

Sera gazı emisyonlarının hızla azaltılması başarılsa bile bugüne kadar atmosfere salınan gazların etkileri nedeniyle belirli bir süre daha küresel ısınma ve buna bağlı iklim risklerinin yaşanacağını ifade eden Yavaşlı, bu nedenle iklim değişikliğinin nedenleriyle mücadele edilirken etkilerine karşı da hazırlık yapılması gerektiğini söyledi.

Sıcak hava dalgalarının daha sık yaşandığı kentlerde yalnızca park ve yeşil alanların artırılmasının yeterli olmayacağını belirten Yavaşlı, yaşlıların, kronik hastalığı bulunanların ve açık havada çalışanların korunması için sağlık temelli erken uyarı sistemlerine de ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

İklim değişikliğine uyum çalışmalarının başarısının nasıl ölçüleceği konusunda COP30'da 59 küresel uyum göstergesinin kabul edildiğini hatırlatan Yavaşlı, bu göstergelerin su, tarım, sağlık, altyapı ve diğer alanlardaki uyum çalışmalarının izlenmesini amaçladığını belirtti.

Ancak hangi verilerin kullanılacağı, ölçümlerin nasıl yapılacağı ve ülkelerin ilerlemesinin nasıl karşılaştırılacağı konusunda henüz çözülmesi gereken sorunlar bulunduğunu ifade etti.

Bir belediyenin iklim planı hazırlamasının önemli olduğunu ancak o kentte aşırı sıcaklardan etkilenen insanların sayısı azalmıyor, su kıtlığı büyüyor veya taşkın riski artmaya devam ediyorsa planın başarısının sorgulanması gerektiğini belirten Yavaşlı, uyum çalışmalarının hazırlanan raporların sayısıyla değil, azaltılan risklerle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Bu göstergelerin uygulanabilir ve güvenilir hâle getirilmesinin Antalya'dan çıkabilecek en değerli sonuçlardan biri olabileceğini kaydetti.

İklim değişikliğine uyum için finansman ihtiyacı büyüyor

İklim değişikliğinin etkilerine hazırlanmanın önemli bir maliyet gerektirdiğini belirten Yavaşlı, erken uyarı sistemlerinin kurulması, altyapının aşırı yağışlara dayanıklı hâle getirilmesi, tarımda su verimliliğinin artırılması ve kıyı yerleşimlerinin yükselen deniz seviyesine karşı korunması için önemli yatırımlara ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

İklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkelerin bir bölümünün bu yatırımları gerçekleştirebilecek ekonomik kaynaklara yeterince sahip olmadığını belirten Yavaşlı, UNEP'in 4 Kasım'da yayımladığı 2026 Uyum Açığı Raporu'ndaki verilere dikkat çekti.

Rapora göre gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlayabilmesi için 2035 yılına kadar her yıl yaklaşık 305 milyar dolara ihtiyacı olacak. Buna karşılık gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere sağlanan uluslararası kamu kaynaklı uyum finansmanı, 2024 yılında yaklaşık 28-32 milyar dolar seviyesinde kaldı.

COP30'da uyum finansmanının 2035 yılına kadar üç katına çıkarılması yönünde çağrı yapıldığını hatırlatan Yavaşlı, UNEP değerlendirmesine göre bu hedefe ulaşılması durumunda bile ihtiyaç duyulan finansmanın yalnızca yüzde 20-29'unun karşılanabileceğini belirtti.

COP31'de finansmanın nasıl artırılacağının, hangi kaynaklardan sağlanacağının ve ihtiyaç sahibi ülkelere nasıl ulaştırılacağının önemli tartışma konuları arasında yer alacağını ifade eden Yavaşlı, yalnızca finansmanın miktarının değil, hangi koşullarla sağlandığının da önemli olduğunu vurguladı.

Borç yükü altındaki ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamak için daha fazla borçlanmak zorunda kalmasının yeni ekonomik kırılganlıklar yaratabileceğine dikkat çekti.

COP31, Türkiye için iklim değişikliğine uyum fırsatı sunuyor

Türkiye'nin COP31'e ev sahipliği yapmasının yalnızca diplomatik açıdan değil, coğrafi açıdan da önemli olduğunu belirten Yavaşlı, Türkiye'nin iklim değişikliğinin etkilerine karşı hassas bölgelerden biri olan Akdeniz Havzası'nda yer aldığını hatırlattı.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) değerlendirmelerinin Akdeniz'de sıcak hava dalgaları ve kuraklık risklerinin arttığını, su kaynakları ve ekosistemler üzerindeki baskının büyüdüğünü gösterdiğini ifade eden Yavaşlı, yağış değişimlerinin Türkiye'nin farklı bölgelerinde farklı etkiler oluşturduğunu belirtti.

Ege ve Akdeniz'de sıcaklık ve kuraklık baskısı, kentlerde termal stres, tarım havzalarında artan su talebi ve bazı bölgelerde aşırı yağışların oluşturduğu risklerin iklim değişikliğinin günlük yaşamla doğrudan ilişkili olduğunu gösterdiğini kaydetti.

Uyum çalışmalarında yalnızca sıcaklık ortalamalarına ve yıllık yağış miktarlarına bakmanın yeterli olmayacağını belirten Yavaşlı, insanların nerede, ne zaman ve ne kadar süreyle iklim tehlikelerine maruz kaldığının da anlaşılması gerektiğini vurguladı.

Türkiye'nin COP31 ev sahipliğinin, bilimsel bilgilerin yerel yönetimlere, tarımsal planlamaya, sağlık politikalarına ve su kaynaklarının yönetimine aktarılması açısından önemli bir fırsat olabileceğini ifade etti.

Türkiye COP31 öncesinde iklim hedeflerini güçlendirebilecek mi?

Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Türkiye'nin ev sahibi ülke olarak kendi iklim hedeflerini güçlendirme sorumluluğuna da dikkat çekti.

Türkiye'nin 2035 yılı için açıkladığı ulusal iklim hedefinin, sera gazı emisyonlarını 1 milyar 109 milyon tonluk referans senaryoya göre 643 milyon ton CO₂ eşdeğeri seviyesinde tutmayı öngördüğünü belirten Yavaşlı, burada azaltımın mevcut emisyon seviyesine göre değil, gelecekte emisyonların ne kadar artacağını varsayan bir senaryo üzerinden hesaplandığını ifade etti.

Bu yaklaşım sayesinde emisyonlar artmaya devam ederken bile referans senaryoya göre azaltım sağlandığının söylenebildiğini belirten Yavaşlı, söz konusu yöntemin gerçek emisyonların ne kadar azalacağını anlamayı güçleştirdiğini kaydetti.

Birleşmiş Milletler'in 2026 Emisyon Açığı Raporu'nun Türkiye'nin iklim hedefleri konusunda dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu belirten Yavaşlı, rapora göre Türkiye'nin mevcut politikalarıyla 2030 yılında ulaşması beklenen emisyon seviyesinin, aynı yıl için açıklanan hedefin yüzde 20'den fazla altında olduğunu aktardı.

Daha önemlisi, Türkiye'nin yeni 2035 hedefine ulaşabilmesi için mevcut politikalarına ek önlemler almasının gerekli görülmediğini belirten Yavaşlı, açıklanan hedeflerin bugünkü politikaların ötesinde güçlü bir emisyon azaltım çabasını zorunlu kılmadığını ifade etti.

Bağımsız değerlendirme kuruluşu Climate Action Tracker'ın da Türkiye'nin 2035 hedefini Paris Anlaşması'nın 1,5 derece hedefiyle uyumlu bulmadığını hatırlatan Yavaşlı, Türkiye'nin mevcut emisyon seviyelerini esas alan ve mutlak emisyon azaltımını öngören daha güçlü bir hedef ortaya koyması gerektiğini vurguladı.

Türkiye'de rüzgâr ve güneş enerjisindeki büyümenin önemli bir gelişme olduğunu belirten Yavaşlı, Ember'in 2026 değerlendirmesine göre bu iki enerji kaynağının elektrik üretimindeki toplam payının 2025 yılında yüzde 22'ye ulaştığını aktardı. Ancak kömürün yüzde 34'lük payla hâlâ Türkiye'nin en büyük elektrik üretim kaynağı olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin enerji dönüşümünde önemli ilerlemeler kaydettiğini ancak çözmesi gereken sorunların da bulunduğunu belirten Yavaşlı, Antalya'daki COP31'in yalnızca başarılı bir uluslararası organizasyon olarak hatırlanmasının yeterli olmayacağını söyledi.

Türkiye'nin kendi iklim politikalarını güçlendirmesi, kentlerini ve tarım alanlarını iklim değişikliğinin etkilerine hazırlaması ve bilimsel araştırmaları karar alma süreçlerine daha fazla dâhil etmesi gerektiğini vurgulayan Yavaşlı, COP31'in Türkiye açısından gerçek başarısının uluslararası görünürlüğün yanı sıra ülkenin kendi yeşil dönüşümünü hızlandırabilmesine bağlı olduğunu ifade etti.

Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com

Kaynak: Selin Uğurtaş

Kaynak: Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı