Hava Durumu

#Adil Geçiş

Kırsal Haber - Adil Geçiş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Adil Geçiş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye, Emisyon Artışında G20 İkincisi: UNEP'ten Kritik İklim Uyarısı Haber

Türkiye, Emisyon Artışında G20 İkincisi: UNEP'ten Kritik İklim Uyarısı

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) Emisyon Açığı 2026 Raporu, küresel ısınmada 1,5 derece eşiğinin aşılmasının kaçınılmaz hale geldiğine dikkat çekiyor. Mevcut politikaların sürmesi halinde yüzyıl sonunda küresel sıcaklık artışının 2,8 dereceye ulaşabileceği belirtilirken, Türkiye’nin 2025 yılında emisyonlarını en hızlı artıran ikinci G20 ülkesi olacağı öngörülüyor. Uzmanlar, Türkiye’nin iklim hedeflerinin gerçek bir emisyon azaltımı sağlamadığı uyarısında bulunuyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), 2010 yılından bu yana her yıl yayımladığı Emisyon Açığı Raporu’nun 2026 yılı sonuçlarında, küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefinin giderek zorlaştığına dikkat çekiyor. “Emissions Gap Report 2026: The Point of Return” başlıklı raporda, kritik 1,5 derece eşiğinin kaçınılmaz olarak aşılacağı değerlendirmesi öne çıkıyor. Raporun basın toplantısına video mesaj gönderen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, sıcaklık artışında 1,5 derece sınırının aşılmasının mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediğini vurguladı. Guterres, aşımın mümkün olduğunca küçük ve kısa tutulması, küresel ısınmanın yüzyıl sonunda yeniden 1,5 derece seviyesine indirilebilmesi için sera gazı emisyonlarında acil ve güçlü kesintiler yapılması gerektiğine işaret etti. Bilimsel değerlendirmelere göre 1,5 derece eşiğinin aşılması; ölümcül seller, sıcak hava dalgaları ve orman yangınları gibi iklim kaynaklı afetlerin riskini ve etkilerini önemli ölçüde artırabilir. Mevcut politikaların devam etmesi durumunda ise küresel sıcaklık artışının yüzyıl sonuna kadar 2,8 dereceye ulaşabileceği öngörülüyor. Küresel emisyonlarda ciddi azaltım gerekiyor UNEP raporuna göre küresel ısınmayı yüzyıl sonunda yeniden 1,5 derece seviyesine düşürmeyi amaçlayan senaryonun yüzde 50 olasılıkla gerçekleşebilmesi için, küresel sera gazı emisyonlarının 2025 seviyelerine kıyasla 2030 yılına kadar yüzde 18, 2035 yılına kadar yüzde 45 ve 2040 yılına kadar yüzde 69 azaltılması gerekiyor. Ancak ülkelerin mevcut iklim hedeflerini tamamen yerine getirmesi durumunda bile emisyonlardaki düşüşün 2030 yılına kadar yüzde 5 ila 8, 2035 yılına kadar ise yüzde 11 ila 15 düzeyinde kalacağı hesaplanıyor. Raporda, 1,5 derece hedefine ulaşılması için karbon giderim teknolojileriyle 320 gigaton karbondioksitin kalıcı olarak depolanmasının da gerektiği belirtiliyor. Bu miktar, 2024 yılı küresel emisyonlarının yaklaşık sekiz katına karşılık geliyor. UNEP, bu ölçekte bir karbon gideriminin sosyoekonomik ve teknolojik zorluklar barındırdığına ve önemli belirsizlikler içerdiğine dikkat çekiyor. İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin ise atmosferdeki karbonu yakalayıp kalıcı biçimde depolayabilecek, büyük ölçekte uygulanabilir bir teknolojinin bulunmadığını ve böyle bir teknolojinin geliştirileceğine ilişkin yeterli kanıt olmadığını belirtiyor. Şahin, karbon giderimine ilişkin beklentilerin emisyonların sıfırlanması ve fosil yakıtların tamamen terk edilmesi zorunluluğuna zarar verebileceğini savunuyor. Fosil yakıtlardan çıkış kritik önemde Raporda, küresel ısınmayı yüzyıl sonunda yeniden 1,5 derece seviyesine düşürmek için fosil yakıtlardan uzaklaşmanın temel koşullardan biri olduğu vurgulanıyor. 2025 seviyeleri esas alındığında, toplam enerji arzında kömürün payının 2035 yılına kadar en az yüzde 55, petrolün yüzde 15 ve doğal gazın yüzde 5 azaltılması gerekiyor. 2040 yılına gelindiğinde ise kömürde yüzde 75, petrolde yüzde 30 ve doğal gazda yüzde 35 oranında azaltım sağlanması gerektiği belirtiliyor. Mevcut politikaların sürmesi halinde yüzyıl sonunda küresel sıcaklık artışının 2,8 dereceye ulaşacağı, ülkelerin mevcut iklim hedeflerini gerçekleştirmesi durumunda ise bu artışın 2,6 derece seviyesinde kalacağı tahmin ediliyor. Küresel emisyonlarda en büyük paya sahip altı kirletici Çin, ABD, Hindistan, Avrupa Birliği, Rusya ve Endonezya olarak sıralanıyor. Kişi başına düşen emisyonlar dikkate alındığında ise Hindistan ve Endonezya'nın sıralaması geriliyor. Raporda ayrıca Hindistan'ın uzun süredir devam eden hızlı emisyon artışının 2025 yılında yavaşladığına ilişkin değerlendirmeye yer veriliyor. Türkiye, emisyon artışında G20 ülkeleri arasında ikinci sırada UNEP'in 2026 raporunda Türkiye'nin emisyon performansı da dikkat çekiyor. Hesaplamalara göre 2025 yılında emisyonlarını en fazla artıran ülke, 133 megaton karbondioksit eşdeğeri (MtCO2e) artışla ABD oldu. ABD'yi 24 MtCO2e artışla Türkiye, 18,9 MtCO2e ile İran ve 17,4 MtCO2e ile Endonezya izledi. Bu tablo, Türkiye'yi 2025 yılında emisyonlarını en hızlı artıran ikinci G20 ülkesi konumuna taşıyor. Raporda Türkiye'nin iklim hedeflerine ilişkin önemli bir değerlendirme de yer alıyor. Türkiye'nin yanı sıra Çin, Hindistan, Endonezya, Rusya ve Güney Afrika'nın mevcut politikalarının, Ulusal Katkı Beyanları'nda (NDC) yer alan hedeflerden daha düşük emisyon seviyelerine yol açabileceği belirtiliyor. Özellikle Türkiye ve Rusya'nın emisyonlarının mevcut politikalar doğrultusunda seyretmesi halinde, gerçekleşecek emisyonların Ulusal Katkı Beyanları'nda hedeflenen seviyelerin yüzde 20 altında kalabileceği ifade ediliyor. Bu durum, söz konusu ülkelerin iklim hedeflerinin mevcut politikalara kıyasla yeterince iddialı olmadığını ve ilave emisyon azaltım adımlarını zorunlu kılmadığını ortaya koyuyor. Ümit Şahin: Türkiye'nin gerçek bir emisyon azaltım hedefi yok İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin, Türkiye'nin iklim hedeflerinin mevcut politikalarla karşılaştırıldığında ek bir çaba gerektirmediğine ilişkin tespitin raporun Türkiye'ye yönelik en önemli uyarılarından biri olduğunu belirtiyor. Şahin, önceki raporlarda da yer alan bu uyarının, geçen yıl açıklanan yeni Ulusal Katkı Beyanı ile değişmediğine dikkat çekiyor. Türkiye'nin 2035 yılında emisyonlarını düşürmeyi hedeflediği seviyenin, mevcut politikalarla emisyonların ulaşabileceği seviyenin oldukça üzerinde olduğunu belirten Şahin, bu durumun gerçek bir emisyon azaltım hedefinin bulunmadığını gösterdiğini savunuyor. Şahin, Türkiye'nin mevcut durumun devamını kâğıt üzerindeki hesaplamalarla bir iklim politikası gibi sunduğunu belirterek, yıllardır Türkiye'nin ciddi bir iklim politikası bulunmadığını söylediklerini, bu kez aynı uyarının doğrudan Birleşmiş Milletler tarafından yapıldığını ifade ediyor. Türkiye'nin COP31 başkanlığına da değinen Şahin, ulusal iklim politikaları ciddi ve somut adımlara dayanmadığı sürece ülkenin uluslararası alanda inandırıcı bir iklim liderliği sergilemesinin zor olacağını dile getiriyor. Türkiye'nin kömür politikası eleştirilerin odağında Dr. Ümit Şahin'e göre Türkiye'nin emisyon azaltım hedeflerinin yetersiz kalmasının en önemli nedenlerinden biri, kömür kullanımından vazgeçilmemesi. Yenilenebilir enerjideki mevcut artış hızının olumlu olduğunu belirten Şahin, enerji politikalarında kömürden çıkış konusunda adım atılmaması nedeniyle bu gelişmenin emisyonları azaltacak kapsamlı bir enerji dönüşümüne dönüşmediğini ifade ediyor. İstanbul Politikalar Merkezi'nin modelleme çalışmalarının, Türkiye'deki kömürlü termik santrallerin 2036 yılına kadar kademeli olarak kapatılmasının mümkün olduğunu gösterdiğini belirten Şahin, Türkiye'nin kömürden kademeli çıkış kararını alarak bunu kamuoyuna açıklaması gerektiğini savunuyor. Şahin ayrıca mevcut Ulusal Katkı Beyanı'nın gelecek yıl güncelleneceğinin ve mutlak emisyon azaltım hedefinin benimseneceğinin şimdiden açıklanmasını öneriyor. Türkiye'nin 2030 yılında açıklayacağı bir sonraki Ulusal Katkı Beyanı ile birlikte yayımlanması planlanan fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası için de hazırlıklara başlanması gerektiğini belirtiyor. Türkiye'nin COP başkanlığının 2027 yılı sonuna kadar devam edeceğini hatırlatan Şahin, olumlu ve inandırıcı bir iklim liderliğinin ancak ülke içinde gerçek iklim politikalarının uygulanmasıyla mümkün olabileceğini ifade ediyor. “Türkiye'nin emisyon artışı rekor kırmaya devam edecek” Türkiye'nin G20 ülkeleri arasında emisyon artışında ikinci sırada yer alacağı öngörüsünü de değerlendiren Dr. Ümit Şahin, emisyon azaltım hedefi bulunmadığı sürece Türkiye'nin emisyon artışının devam edeceğini söylüyor. Şahin, emisyon artışının yalnızca ekonominin olağan seyriyle açıklanamayacağını, fosil yakıtları destekleyen politika tercihlerinin de belirleyici olduğunu belirtiyor. ABD'nin emisyon artışında ilk sırada yer almasını da bu değerlendirmesini destekleyen bir örnek olarak gösteriyor. Türkiye'nin COP31 başkanı olarak fosil yakıtlardan uzaklaşmayı, öncülük ettiği elektrifikasyon girişiminin temel koşullarından ve uygulama ilkelerinden biri haline getirmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, böyle bir yaklaşımın hem uluslararası iklim politikalarında hem de Türkiye'nin ulusal politikalarında güçlü bir değişim sinyali oluşturabileceğini ifade ediyor. Özlem Katısöz: COP31'de somut eylem dönemi başlamalı Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz de UNEP raporunun ortaya koyduğu bilimsel uyarıların siyasi kararlara ve somut uygulamalara dönüştürülmesi gerektiğini belirtiyor. COP31 Başkanı Murat Kurum'un taahhütlerden somut eyleme geçilmesi gerektiğini sık sık vurguladığını hatırlatan Katısöz, bu söylemin gerçek politikalarla desteklenmesinin önemine dikkat çekiyor. Katısöz'e göre Türkiye'nin iklim politikalarındaki tutarlılık iki alanda sınanacak. İlk olarak Türkiye'de, yeni kömürlü termik santral projelerinin izin süreçlerinin durdurulması ve hazırlanan Ulusal Adil Geçiş Stratejisi'nin kömüre bağımlı yerel ekonomilerin dönüşümünü kapsaması gerekiyor. İkinci olarak COP31 sürecinde gelişmiş ülkelerin ve bu dönüşümü gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip gelişmekte olan ülkelerin fosil yakıtlardan çıkış için yol haritaları hazırlamasına öncülük edilmesi önem taşıyor. Katısöz, gelişmekte olan ülkelerin dönüşümünü hızlandıracak finansman ve adil geçiş mekanizmalarının hayata geçirilmesinin de COP31'in öncelikleri arasında bulunması gerektiğini vurguluyor. COP31 öncesinde Türkiye'nin iklim politikaları gündemde UNEP'in Emisyon Açığı 2026 Raporu, küresel ısınmanın sınırlandırılması için mevcut iklim hedeflerinin ve uygulanan politikaların yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Küresel sıcaklık artışının yüzyıl sonunda 2,8 dereceye ulaşabileceği uyarısı, emisyon azaltımında daha hızlı ve kapsamlı adımlar atılması gerektiğini gösteriyor. Türkiye açısından ise emisyon artışında G20 ülkeleri arasında ikinci sırada yer alınması ve mevcut iklim hedeflerinin ilave politika gerektirmeyecek kadar yetersiz bulunması öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Uzmanlar, Türkiye'nin COP31 başkanlığı sürecinde güvenilir bir iklim liderliği üstlenebilmesi için kömürden kademeli çıkış, mutlak emisyon azaltım hedefi, fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası ve adil geçiş politikaları konusunda somut adımlar atması gerektiğini belirtiyor. Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

Fiji’de Pre-COP Oturumları Başladı Haber

Fiji’de Pre-COP Oturumları Başladı

Fiji’de Pre-COP açılış oturumunda konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “COP31 Başkanlığı olarak ortak hedefimiz nettir; 1,5 derece hedefini korumak, aşımı mümkün olduğunca sınırlamak ve iklim eylemini bugünden geleceğe uzanan güçlü bir uygulama sürecine dönüştürmek için sizleri Antalya'ya davet ediyoruz. Antalya'ya gelirken açıkçası ne yaptığımızı konuşalım istiyoruz, ne yapacağımızı değil. Yapacaklarımızı zaten konuştuk. Hep birlikte o kararı alacağımıza yürekten inanıyorum” dedi. “Başlamak bitirmenin yarısıdır” atasözünü hatırlatan COP31 Başkanı Kurum ülkelere bir an önce iklim eylemi için harekete geçmeye çağrısı yaptı: Başlamak zorundayız, bu bir zorunluluk, tercih değil. Gereksiz konuşmalarla, gereksiz taahhütlerle süreci daha da zorlaştırmamamız gerekiyor. Bu noktada ben tüm dünyayı 1,5 derece hedefini ulaşılabilir kılmak adına eyleme davet ediyorum, uygulamaya davet ediyorum, verilen taahhütleri gerçekleştirmeye davet ediyorum. Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde Pasifik ada ülkesi Fiji’de Pre-COP açılış oturumu gerçekleştirildi. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un başkanlığındaki oturuma Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen, Fiji Enformasyon, Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı Lynda Tabuya ve Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) İcra Sekreteri Simon Stiell ve Pasifik ülkeleri temsilcileri katıldı. 1,5 DERECE HEDEFİNİ NASIL ULAŞILABİLİR TUTARIZ? COP31 Başkanı Kurum, konuşmasına küresel sıcaklık artışı ortalamasının 1,5 derecede sınırlama hedefine dikkat çekerek başladı: Bugün burada uluslararası iklim gündeminin en temel sorunlarından birini ele almak için bir araya geldik: 1,5 derece hedefini nasıl ulaşılabilir tutarız? Bizim açımızdan bu soru yalnızca bir sıcaklık eşiğine ilişkin değildir. Bu soru insanlarımızın yaşamlarını, gıda güvenliğimizi, şehirlerimizi, ekonomilerimizi ve gelecek nesillerimizi nasıl koruyacağımıza ilişkindir. Bilimsel bulgular bize açık bir mesaj veriyor; 1,5 derecenin aşılması, iklim eyleminin sona erdiği anlamına gelmemelidir. Aksine, bugün alınan kararların önemini daha da arttırmaktadır. Kaçınılan her sıcaklık derecesinin her bir kesri, 1,5 derecenin üzerinde geçirilen her yıl, gelecekte karşı karşıya kalacağımız risklerin azaltılması bakımından önemlidir. Bilimsel bulgular küresel ısınmanın 1,5 derecenin üzerine çıkmasının riskleri arttıracağını; ancak aşımın büyüklüğü, süresi ve sonuçlarının bugün vereceğimiz kararlarla hala etkilenebileceğini ortaya koyuyor. Bu nedenle 1,5 derece hedefini ulaşılabilir tutmak, beklemek değil şimdi harekete geçmek anlamına geliyor. “GEREKSİZ KONUŞMALARLA, SÜRECİ DAHA DA ZORLAŞTIRMAMAMIZ GEREKİYOR” “Başlamak bitirmenin yarısıdır” atasözünü hatırlatan COP31 Başkanı Kurum ülkelere bir an önce iklim eylemi için harekete geçme çağrısı yaptı: Bir an önce başlamalıyız. Açık söylüyorum; COP31 bu sürecin son noktasıdır. Ya COP31'de taahhütlerimizi eyleme, sonuçlara çevireceğiz ya da aynı toplantıları yapmaya kararsızlık içinde devam edeceğiz. Tuvalu'daki, Fiji'deki, bugün dünyanın birçok kıtasındaki çocuklar için ya umut olacağız ya da o karamsarlığa devam etmelerine neden olacağız. Burada hep birlikte o kararları vermiş olacağız. O yüzden başlamak zorundayız, bu bir zorunluluk, tercih değil. Gereksiz konuşmalarla, gereksiz taahhütlerle süreci daha da zorlaştırmamamız gerekiyor. Ve bu yaptığımız toplantılarla da daha fazla emisyon üretmememiz gerekiyor. Bu noktada ben tüm dünyayı o 1,5 derece hedefini ulaşılabilir kılmak adına eyleme davet ediyorum, uygulamaya davet ediyorum, verilen taahhütleri gerçekleştirmeye davet ediyorum. “AZALTIM VE UYUMU BİRBİRİNİ TAMAMLAYAN İKİ TEMEL UNSUR OLARAK DEĞERLENDİRİYORUZ” COP31 Başkanı Kurum, emisyon azaltımının sıcaklık artış hızını ve ulaşılabilecek en yüksek sıcaklığı sınırlamak açısından kritik önem taşıdığına vurgu yaptı: Bu kapsamda hep birlikte emisyonlarımızı hızlı biçimde azaltmalıyız. Yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması, enerji verimliliğinin arttırılması ve yüksek karbonlu altyapıya bağımlılığın önlenmesi de bu çabanın temel unsurlarıdır. Biz Avustralyalı dostlarımızla birlikte COP31 Eylem Gündemi’ni belirlerken, hedeflerimizi ortaya koyarken de aslında bu kararlılığı ortaya koymaya çalıştık. Netice almak için COP31 'Uygulama COP'u' olsun istedik ve hedefleri de bu çerçevede belirledik. İstiyoruz ki bu hedefler hayata geçsin. İstiyoruz ki atacağımız bir adımla belki hiç tanımadığımız çocukların hayatını değiştirelim. O yüzden azaltım ve uyumu önemsiyoruz. İkisini birbirinin alternatifi olarak görmüyoruz; birbirini tamamlayan iki temel unsur olarak değerlendiriyoruz. ADİL GEÇİŞ VE KIRILGAN ÜLKELERİN DİRENÇLİLİĞİ Türkiye ve Avustralya iş birliğinde olduğu gibi ülkelerin iklim finansmanı konusunda da iş birliği içinde hareket etmesi gerektiğine dikkat çeken COP31 Başkanı Kurum, “İklim değişikliği maalesef sınır tanımıyor, dolayısıyla çözümümüz de sınırlı olamaz” dedi. Geçmişte finansmana erişim için pek çok kararın alındığını ancak taahhütlerin uygulamaya geçmesi gerektiğini belirten COP31 Başkanı Kurum, bu noktada adil geçişin desteklenmesinin ve kırılgan ülkelerin iklim etkilerine karşı dirençliliğinin arttırılmasının küresel iklim eyleminin başarısı açısından kritik önemde olduğunu dile getirdi. “HEDEFİMİZ NETTİR; 1,5 DERECE HEDEFİNİ KORUMAK, AŞIMI MÜMKÜN OLDUĞUNCA SINIRLAMAK” COP31 Başkanlığı’nın uygulamaya geçişe odaklandığını vurgulayan Bakan Kurum, şöyle devam etti: 1,5 derece hedefi uluslararası iklim politikasının temel referansı olmaya devam ediyor. Bu çerçevede COP31 Başkanlığı olarak biz, hedeflerden uygulamaya geçişi merkeze alıyoruz. Çünkü artık yalnızca ne yapmamız gerektiğini konuşmanın ötesine geçmek zorundayız. Bilimsel bilgiyi somut politikalara, politikaları yatırımlara, yatırımları ise sahada ölçülebilir sonuçlara dönüştürmek mecburiyetindeyiz. Her COP toplantısında ülkeler belli taahhütlerde bulunuyor. Eğer bir taahhüt ortaya koyuyorsanız bunu gerçekleştirmek durumundasınız. Çünkü oturduğumuz koltuklar bize bu misyonu yüklüyor. Halklarımız, vatandaşlarımız bizden bunu bekliyor ve hep birlikte işte bugün yaşadığımız krizleri de ortadan kaldıracak bu kararlılığı göstermek mecburiyetindeyiz. Şimdi bu seçenekleri eyleme dönüştürmek bizim sorumluluğumuzdur. COP31 Başkanlığı olarak ortak hedefimiz nettir; 1,5 derece hedefini korumak, aşımı mümkün olduğunca sınırlamak ve iklim eylemini bugünden geleceğe uzanan güçlü bir uygulama sürecine dönüştürmek için sizleri Antalya'ya davet ediyoruz. Antalya'ya gelirken açıkçası ne yaptığımızı konuşalım istiyoruz, ne yapacağımızı değil. Yapacaklarımızı zaten konuştuk. Hep birlikte o kararı alacağımıza yürekten inanıyorum. “DÖNÜŞÜM POLİTİKASINDAN ASLA GERİ DÖNÜLEMEZ” COP31 Başkanı Kurum, kapanış oturumunda da söz alarak kararlılık vurgusu yaptı: COP Başkanlığı olarak ilk günden itibaren daima uygulama dedik, daima aksiyon dedik. Müzakere konularının dışında kalan alanlarda da COP31'in dünyaya mesaj vermesinin ne kadar kritik olduğunu hep birlikte gördük. Şunun altını net bir şekilde çizmem gerekiyor; küresel gündem ne kadar zor olursa olsun dönüşüm patikasından asla geri dönülemez. Bu yolda ilerlerken elimizde birlikte çalışabildiğimiz faydalı konular, araçlar ve yollar var. Bilhassa elektrifikasyon bu dönemin itici gücü olacak. NDC ve NAP uygulaması için gereken projelere akacak finansman ve finansmana erişimin hayati önemini hepimiz çok iyi biliyoruz. Müzakere konularını tamamlayacak ve uygulamaya geçirilecek şekilde içinde bulunduğumuz ivmeyi ilerletmek istiyoruz. Antalya'da hep söyledik, söylemeye devam edeceğiz, kesinlikle sürpriz olmayacak. Kesinlikle tepeden inme bir karar olmayacak. Ama gelinen süreçte hepimize yakışan, tüm dünyanın ortak iradesini yansıtacağımız o kararlı duruşu da COP31'de hep birlikte göstermek mecburiyetindeyiz. Burada Fiji'de Pasifik adalarının açıkçası o dramına sessiz kalmak istemiyoruz. Dünyada Nepal gibi iklim değişikliğinin etkilerini hisseden ülkelerin çığlığını duymak istiyoruz. PRE-COP’TA YOĞUN İKLİM DİPLOMASİSİ COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Fiji’de Pre-COP temasları kapsamında Cook Adaları Başbakanı Mark Brown ile Vanuatu Başbakanı Jotham Napat ile ikili görüşmeler gerçekleştirdi. Ardından Fransa Ekolojik Geçiş, Biyoçeşitlilik ile İklim ve Doğa Konularında Uluslararası Müzakereler Bakanı Monique Barbut ile bir araya gelen COP31 Başkanı Kurum, görüşmede; küresel iklim kriziyle mücadele, biyoçeşitliliğin korunması, yeşil dönüşüm ve iklim dirençli şehirler konularında değerlendirmelerde bulundu. COP31 Başkanı Kurum, Avrupa Komisyonu İklim, Net Sıfır ve Temiz Büyümeden Sorumlu Komiser Wopke Hoekstra, Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ile üçlü görüşme gerçekleştirdi. Bakan Kurum daha sonrasında COP30 Başkanı Andrea De Lago, Singapur Sürdürülebilirlik ve Çevre Bakanı Grace Fu Hai Yien, Fiji Çevre ve İklim Bakanı Lynda Tabuya, Fiji Vanuatu heyeti, Fiji Fransa Heyeti ile de ikili görüşmeler gerçekleştirdi.

Türkiye, Küresel Sera Gazı Emisyonlarında 13. Sıraya Yükseldi Haber

Türkiye, Küresel Sera Gazı Emisyonlarında 13. Sıraya Yükseldi

Avrupa Komisyonu’nun Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ile birlikte derlediği ve Küresel Atmosferik Araştırmalar için Emisyon Veritabanı (EDGAR) değerlerine dayanan Joint Research Centre’ın (JRC) “Tüm Dünya Ülkelerinin Seragazı Emisyonları 2026” başlıklı yeni raporu yayımlandı. Rapora göre, COVID-19 sonrası emisyonlardaki yükseliş eğilimi, önceki yıla kıyasla daha düşük bir hızda da olsa devam etti. İki istisnai dönem olan 2009 finansal krizi ve COVID-19 pandemisi haricinde küresel emisyonlar 21. yüzyıl boyunca artış eğilimini sürdürürken, 2025 yılında küresel sera gazı emisyonları 2024'e kıyasla %0,7 artarak rekor bir seviye olan 54 gigaton (Gt) karbondioksit eşdeğerine (CO₂e) ulaştı. ​Yayımlanan raporda en büyük altı kirletici olarak öne çıkan Çin, ABD, Hindistan, AB, Rusya ve Endonezya, 2025’te küresel emisyonların %62’sinden sorumlu olurken; ABD emisyonlarını 2024’e kıyasla %2,2 artırarak dünya çapında en büyük mutlak artışı kaydetti. Buna karşın Çin ve Hindistan emisyon seviyelerini ilk kez sabit tuttu veya azalttı (sırasıyla +%0,1 ve -%0,2). En büyük 16 kirleticiden altısı olan Hindistan, AB, Rusya, Brezilya, Japonya ve Avustralya 2025’te emisyonlarını azaltma başarısı gösterirken; Avrupa Birliği (AB) de LULUCF (Arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık) hariç sera gazı emisyonlarını 2024 yılına kıyasla %0,2 düşürdü. Bu miktar, AB'nin 1990 seviyelerine kıyasla %35,6’lık bir düşüş elde ettiğini ortaya koydu. ​Ancak raporda Türkiye ile ilgili paylaşılan veriler dikkat çekici ve endişe verici bir tabloyu gözler önüne serdi. COP31 Başkanı Türkiye, en fazla emisyona neden olan ülkeler arasında 13. sıraya yükselirken, COP31 Müzakereler Başkanı Avustralya Türkiye’nin hemen ardından 14. sırada yer aldı. Türkiye ayrıca, en büyük 16 emisyon kaynağı arasında, emisyonlarını en hızlı artıran (% +4,2) ülke olarak kayıtlara geçti. Büyük kirleticiler arasında Türkiye'nin yanı sıra İran (% +1,7) ve Suudi Arabistan’ın da (% +1,3) emisyonları kayda değer oranda arttı. ​Avrupa Komisyonu verilerinin ardından Türkiye’de faaliyet gösteren uzman sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesiyle kurulan İklim Ağı, konuya ilişkin sert ve uyarıcı bir değerlendirme paylaştı. İklim Ağı açıklamasında, "Avrupa Komisyonu’nun verileri, Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını hızla artırdığını ortaya koyuyor. İklim Ağı olarak daha önce de vurguladığımız gibi, emisyonların bugün hâlâ artıyor olması, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu, gerçek bir emisyon azaltım politikasına acilen ihtiyaç duyduğunu gösteriyor" ifadelerine yer verildi. ​Türkiye’nin COP31 Başkanlığı döneminde iklim liderliği iddiasının hakkını vermesinin yolunun fosil yakıtlara dayalı yatırımları sonlandırmaktan ve emisyonları bugünden itibaren azaltmaktan geçtiğini belirten uzmanlar; kömürden çıkışın planlanması, fosil yakıt teşviklerinin kaldırılması, yenilenebilir enerjinin doğayı ve yöre sakinlerini koruyacak şekilde yaygınlaştırılması ve adil geçiş politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi. İklim Ağı, "Türkiye, emisyonlarını artıran politikalarla iklim krizine dirençli bir toplum yaratamaz" diyerek acil eylem çağrısında bulundu. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: https://edgar.jrc.ec.europa.eu/report_2026

Temiz Hava ve İklim Eylemine Yatırılan Her 1 Dolar, 15 Dolar Getirebilir' Haber

Temiz Hava ve İklim Eylemine Yatırılan Her 1 Dolar, 15 Dolar Getirebilir'

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), kısa süre önce yayınladığı raporunda küresel ısınmayı 1,5 derece sınırında tutma hedefinin kaçınılmaz olarak aşılacağını duyurdu. Bu uyarının hemen ardından Tibet-Nepal sınırında meydana gelen yıkıcı sel felaketi, yüzlerce can kaybına yol açarken Nepal hükümetine 5 milyar dolarlık dev bir maliyet çıkardı. Yaşanan bu yıkım, iklim krizinin ekonomik ve insani boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. 25 Çözümle Eş Zamanlı Mücadele: Her 1 Dolarlık Yatırıma 15 Dolar Getiri UNEP ve İklim ve Temiz Hava Koalisyonu (CCAC) ortaklığında hazırlanan ‘‘Gizli kazanımlar: İklim ve temiz hava eyleminin ekonomik ve sağlık getirileri’’ (Hidden assets: The economic and health case for climate and clean air action) başlıklı yeni rapor, iklim değişikliği ile hava kirliliği arasındaki kopmaz bağa dikkat çekiyor. Raporda, her iki krize de aynı anda çare olabilecek 25 pratik ve uygulanabilir çözüm önerisi sunuluyor. Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve temiz ısıtma sistemleri gibi önlemleri içeren bu adımlar sayesinde: Yatırılan her 1 ABD doları, 15 dolar getiri sağlama potansiyeline sahip. 2050 yılına kadar hava kirliliğine bağlı 144 milyon erken ölüm ve yüz milyonlarca kronik hastalık vakası önlenebilir. Yüzyıl ortasına kadar küresel karbondioksit ($CO_2$) emisyonları yarı yarıya, metan emisyonları %60, başlıca hava kirleticiler ise %70 oranında azaltılabilir. Yüzyıl sonuna kadar 1,4°C’lik ısınmanın önüne geçilebilir ve kirleticiler %85'e varan oranlarda düşürülebilir. Küresel Ekonomiye Dev Katkı Belirlenen 25 önlemin vakit kaybetmeksizin uygulanması durumunda sağlanacak yıllık ekonomik faydaların küresel Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYİH) oranı şu şekilde hesaplandı: 2035 yılında: Küresel GSYİH’nın %2,8’i 2050 yılında: Küresel GSYİH’nın %4,5’i 2100 yılında: Küresel GSYİH’nın %11,4’ü Öte yandan, sadece 2022 yılında küresel GSYİH’nın %2,18’i fosil yakıt sübvansiyonlarına harcanırken; 2023 yılında sağlık hizmeti harcamaları küresel GSYİH’nın %9,3’üne ulaştı. Hava Kirliliğinin Türkiye’ye Yıllık Faturası: 138 Milyar Dolar Hava kirliliği Türkiye için de kritik bir ekonomik ve toplumsal sorun teşkil ediyor. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) 2025 tarihli Kara Raporu’na göre, hava kirliliğinin Türkiye ekonomisine yıllık maliyeti 138 milyar dolar. Hava kalitesinin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) standartlarına düşürülmesi halinde, Türkiye’de her yıl en az 60 bin hayatın kurtarılabileceği vurgulanıyor. Uzmanlar Ne Diyor? Dr. Maria Neira (DSÖ Çevre, İklim Değişikliği ve Sağlık Departmanı Önceki Direktörü): "Temiz hava, bir toplumun yapabileceği en akıllı yatırımlardan biri; akciğerleri korur, hayat kurtarır ve ekonomileri güçlendirir. Bu, sağlık, iklim ve kalkınma arasında bir seçim meselesi değil. Hava kirliliğiyle mücadele, bunların üçünü de sağlar." Prof. Dr. Simon Dietz (LSE Çevre Politikası Profesörü ve Rapor Yazarı): "Bu rapor, iklim değişikliği ve hava kirliliğini ayrı sorunlar olarak ele aldığımızda, ikisiyle birlikte mücadele etmenin getireceği faydaları azımsadığımızı gösteriyor. İki mücadeleyi birlikte modellediğimizde elde edilen faydalar, tek tek sağlayabileceklerinden çok daha büyük oldu. Nitekim ikisinin de arkasında aynı kaynaklar ve politikalar var." Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan (THHP Yürütme Kurulu Üyesi ve Halk Sağlığı Uzmanı): "Hava kirliliğinin Türkiye ekonomisine bir yıldaki maliyeti 138 milyar dolara ulaşıyor, bu da GSYİH’nin yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor. UNEP raporundaki önlemlerin Türkiye’de uygulanması hem bu ekonomik yükü azaltabilir hem de her yıl 62 binden fazla ölümü engelleyebilir. Türkiye açısından bunun en somut karşılığı elektrik üretiminde kömür kullanımından vazgeçmektir. 2024 verilerine göre sera gazı emisyonlarında dünyada 17. sırada yer alan Türkiye, kömürden çıkarak küresel çözüme anlamlı bir katkı sunabilir. COP31 Başkanlığını üstlenen Türkiye’den, kömürden çıkış için tarihli ve somut bir plan ile güçlü bir adil geçiş stratejisi talep etmeye devam edeceğiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.