Hava Durumu

#Akdeniz

Kırsal Haber - Akdeniz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Akdeniz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

''Süper El Niño'' İhtimali Güçleniyor: Sıcaklık Rekorları Kırılabilir! Haber

''Süper El Niño'' İhtimali Güçleniyor: Sıcaklık Rekorları Kırılabilir!

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Pasifik Okyanusu’ndaki son gözlemlerin, 2026’nın ikinci yarısında çok güçlü bir El Niño gelişebileceğine işaret ettiğini söyledi. Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı konu ile ilgili yaptığı araştırmada şu ifadelere yer verdi; ''Pasifik Okyanusu’ndaki son gözlemler, 2026’nın ikinci yarısında çok güçlü bir El Niño gelişebileceğine işaret ediyor. Bazı tahmin modelleri, 1997-98 ve 2015- 16’daki rekor olayları aşabilecek ölçekte bir “Süper El Niño” ihtimalini gündeme getiriyor. Eğer öngörüler gerçekleşirse, El Niño küresel sıcaklıkları geçici olarak daha da yukarı taşıyabilir ve 2027 yeni sıcaklık rekorlarının yılı olabilir. Şu anda tahminlerin en belirsiz olduğu “ilkbahar bariyeri” dönemi devam ediyor; daha net tablo yaz aylarında ortaya çıkacak. Olası bir El Niño’nun Türkiye’ye etkileri, büyük ihtimalle daha dolaylı olacak. Küresel sıcaklıkların daha da artması; sıcak hava dalgaları, yüksek gece sıcaklıkları ve uzun orman yangını sezonu riskini artırabilir.'' dedi. Doç. Dr. Yavaşlı araştırmasının devamında şu ifadeleri kullandı; ''Tropikal Pasifik’teki son gözlemler ve mevsimsel tahmin modelleri, 2026’nın ikinci yarısında güçlü bir El Niño olayının gelişebileceğine işaret ediyor. Modellerin önemli bir bölümü, gayriresmi olarak “Süper El Niño” diye anılan çok güçlü bir senaryoya yaklaşıyor. Ancak iklim biliminde tahminlerin en kırılgan olduğu “ilkbahar belirsizlik bariyeri” hâlâ aşılmış değil; daha net tabloyu Haziran ve Temmuz güncellemeleri ortaya koyacak. Ortalama tahminler gerçekleşirse, oluşabilecek El Niño’nun şiddeti 1997-1998 ve 2015-2016’daki rekor olayları geride bırakabilir. Daha yüksek tahminler ise tarihsel rekoru ezici biçimde aşan, henüz gözlenmemiş güçte bir El Niño ihtimalini gündeme getiriyor. Böyle bir tablo, küresel sıcaklıkları geçici olarak daha da yukarı taşıyacaktır. Üstelik El Niño artık, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle zaten ısınmış bir atmosferin içinde gelişiyor. Bu nedenle 2027’nin yeni bir küresel sıcaklık rekoru kırması sürpriz olmayacaktır. El Niño; dünyanın farklı bölgelerinde kuraklık, aşırı yağış, sıcak hava dalgaları ve tarımsal üretim kayıpları gibi sonuçlar doğurabiliyor. Türkiye üzerindeki etkiler ise daha dolaylı hissedilecek. Asıl risk, küresel sıcaklıklardaki artışın Türkiye’nin hâlihazırda kırılgan olan iklim koşullarını daha da zorlaması. Öngörülerin gerçekleşmesi halinde özellikle Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu’da daha yoğun sıcak hava dalgaları, yüksek gece sıcaklıkları ve uzayan orman yangını sezonları görülebilir. El Niño nedir? El Niño, Pasifik Okyanusu’nun ekvator çevresindeki orta ve doğu kesimlerindeki deniz yüzeyi sıcaklıklarının, çok yıllık ortalamanın belirgin biçimde üzerine çıkmasıyla tanımlanır. Okyanus ve atmosfer arasındaki etkileşimler sonucu gelişir. Normal koşullarda alize rüzgârları, sıcak yüzey suyunu Pasifik’in batısında biriktirir. Derinden gelen soğuk su, doğuda yüzeye yükselir. El Niño döneminde ise alizeler zayıflar, hatta yer yer tersine döner. Bu da sıcak su kütlesinin doğuya yayılmasına neden olur. Yağışa neden olan yükselen hava hareketleri de Pasifik Okyanusu’nun orta kesimlerine doğru kayar. Sonuçları: Kuraklık, aşırı yağışlar, sıcak hava dalgaları Bu kayma, yalnızca Pasifik kıyısındaki ülkeleri ilgilendirmez. Walker dolaşımını, jet akımları ve büyük ölçekli yağış kuşaklarını yeniden şekillendirir. Avustralya’dan Güney Amerika’ya, Doğu Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya kadar dünyanın farklı bölgelerinde kuraklık, aşırı yağış, sıcak hava dalgaları ve tarımsal üretim baskıları gibi etkilere yol açar. Bugünkü tablo: Çok şiddetli bir El Niño olasılığı var El Niño, kardeşi La Niña ile birlikte, ‘‘ENSO’’ (El Niño-Güneyli Salınım) adı verilen iklim salınımının iki ucunu oluşturur. El Niño ve La Niña, yıllar arası iklim değişikliğinin en güçlü doğal sürücüsüdür. Bugünkü tabloyu dikkat çekici yapan ise yalnızca El Niño ihtimalinin artmış olması değil, bazı tahmin sistemlerinin olayın şiddetini çok yüksek göstermesi. NOAA (ABD’nin Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi) 11 Mayıs 2026 tarihli resmi değerlendirmesine göre Mayıs-Temmuz 2026 döneminde El Niño gelişme olasılığı yüzde 61’e çıktı. Yıl sonuna kadar sürmesi beklenen olayın ‘‘çok güçlü bir El Niño’’ düzeyine ulaşmasına ise dörtte bir olasılık veriliyor. Ancak NOAA’ya göre bu, ekvatoral Pasifik’teki batılı rüzgâr anomalilerinin yaz ayları boyunca devam etmesine bağlı - yani henüz kesinleşmiş değil. Columbia Üniversitesi Uluslararası İklim ve Toplum Araştırma Enstitüsü’nün (IRI) 20 Nisan 2026 tarihli teknik güncellemesine göre ise 15 Nisan itibariyle +0,5°C eşiğine ulaşıldı. IRI bu durumu ‘‘hızla gelişen ENSO koşulları’’ olarak nitelendiriyor ve Temmuz-Eylül 2026 için El Niño olasılığını yüzde 94’e çıkarıyor. IRI’ye göre asıl soru ‘‘El Niño olacak mı’’ değil, ‘‘ne kadar güçlü olacak?’’ Emsalsiz bir El Niño yaşanabilir Ancak tek bir modelin uç tahmininden hareketle ‘‘süper El Niño geliyor’’ demek doğru değil; bireysel modellere değil çok-model topluluklarına bakmak gerekir. Bu çerçevede iklim bilimci Zeke Hausfather’ın 13 farklı modelleme grubundan 637 ayrı tahmini tek bir derlemede toplayan veri seti son derece değerli. Hausfather’ın 30 Nisan’da Climate Brink Dashboard’da yayımladığı yazıda beklenen El Niño için farklı modellerin medyan tepe değeri +2,7°C olarak veriliyor. Bu rakamın ne anlama geldiğini somutlaştırmak için tarihsel referans gerekli: 1997-98 Süper El Niño’sunun zirvesi yaklaşık +2,4°C idi. 2015-16 olayı ise yaklaşık +2,6°C civarındaydı. Yani bu öngörü doğrulanırsa 2026-27 olayı, modern kayıt tarihin en güçlü El Niño’su olabilir. Farklı modellerin üst yüzdelik dilimi olan +3,8°C ise tarihsel rekoru ezici biçimde aşan bir senaryoya işaret ediyor. Bu eşik, şimdiye kadar gözlenmiş hiçbir olayda görülmedi. 2027’nin küresel sıcaklık rekoru kırması muhtemel Bu olayın küresel sıcaklıklara etkisi ise büyük. Güçlü El Niño olayları, okyanustan atmosfere doğru olağandışı miktarda ısı transferine yol açar. Bu transfer, küresel ortalama yüzey sıcaklığını geçici olarak yukarı çeker. El Niño’nun Aralık 2026 civarında zirve yapmasının asıl etkisi, 2027 yılı boyunca gözlenir. Türkiye’deki El Niño etkisini, tropik bölgelerdeki kadar doğrudan okumamak gerekir. El Niño’nun gelişmesi, Türkiye’de mutlaka kuraklık olacağı veya aşırı yağış görüleceği anlamına gelmez. Türkiye’nin yağış ve sıcaklık rejimi üzerinde daha belirleyici olan etkenler vardır (Kuzey Atlantik Salınımı, Akdeniz üzerindeki basınç alanları, batı rüzgarları vs. gibi). Ancak El Niño sinyalini tamamen yok saymak da doğru değil. Küresel sıcaklıkların artması, Türkiye’nin kırılgan koşullarını zorlar Türkiye için asıl risk, El Niño nedeniyle artan küresel sıcaklıkların, Türkiye’nin halihazırda kırılgan iklim koşullarına eklenmesidir. Eğer 2026 sonu-2027 başında öngörülen küresel ısınma ivmesi gerçekleşirse, Türkiye’de uzun süreli sıcak hava dalgalarının yaşanması, gece sıcaklıklarının yüksek seyretmesi, orman yangını sezonunun uzaması ve tarımsal su talebinin artması gibi sonuçlar doğurabilecek hassas bir döneme girilir. Bu açıdan en hassas bölgeler, Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu. El Niño artık daha sıcak bir dünyada yaşanıyor Burada doğal değişkenliği, iklim değişikliğinin yerine koymadığımı vurgulamak isterim. El Niño doğal bir salınım, fakat üzerine bindiği iklim sistemi de artık 1997’den de 2015’ten de belirgin biçimde daha sıcak. Aynı büyüklükteki bir El Niño bugün, 30 yıl öncesine göre çok daha sıcak bir okyanus ve daha enerji yüklü bir atmosfer üzerinde etkisini gösteriyor. Yağış rejimi açısından ise şimdiden kurak veya yağışlı gelecek hükmü vermek mümkün değil. Haziran sonrasındaki tahmin güncellemeleri ile birlikte durum daha net görülecek. Panik değil hazırlık gerektiren bir tablo ile karşı karşıyayız. Belediyelerin, sağlık otoritelerinin, tarım ve enerji planlamacılarının yapması gereken, mevsimsel tahminleri yakından izlemek ve sıcak hava dalgası, yangın, su yönetimi konularındaki erken uyarı sistemlerini güncel tutmak. Kaynak: İklim Masası Kaynak: Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı / Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi

Uluslararası Bilim İnsanlarından Güçlü El Niño Uyarısı Haber

Uluslararası Bilim İnsanlarından Güçlü El Niño Uyarısı

2026’nın ikinci yarısında yeni ve güçlü bir El Niño olayının gelişme ihtimali oldukça yüksek. Pasifik Okyanusu’nda alize rüzgarlarının zayıflamasıyla ortaya çıkan El Niño yılları, küresel ölçekte sıcaklık artışları, kuraklık, aşırı yağış ve orman yangınları gibi hava olaylarında belirgin artışlara yol açabiliyor. Bilim insanları, iklim değişikliği nedeniyle artık çok daha sıcak bir atmosferde gerçekleşen El Niño olaylarının etkilerinin geçmişe kıyasla daha yıkıcı olabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, yeni bir güçlü El Niño’nun küresel sıcaklık rekorlarını yeniden kırabileceği, sel, kuraklık ve orman yangını risklerini artırabileceği uyarısında bulunuyor. Yaz sonuna doğru gelişmesi muhtemel olan El Niño olayının, güçlü-çok güçlü bir seviyeye ulaşma olasılığının oldukça yüksek olduğunu belirten Kaliforniya Su Kaynakları Enstitüsü’nden (UCANR) İklim Bilimci Dr. Daniel Swain, ‘‘Bu, 2026 veya 2027'nin (ya da her ikisinin) bir kez daha yeni bir küresel sıcaklık rekoru kırma ihtimalinin yüksek olduğu anlamına geliyor,’’ diye konuştu. ‘‘İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan sürekli ve uzun vadeli ısınmaya ilaveten, geçici de olsa önemli bir küresel ısınmaya neden olacak güçlü bir El Niño olayı, Dünya'nın en az 6-12 aylık bir süre boyunca ‘1,5°C'nin çok üzerinde’ bir seviyeye çıkacağı anlamına geliyor. Modern insanlık tarihinde, küresel olarak bu kadar sıcak olan mevcut koşullar altında güçlü veya çok güçlü bir El Niño olayı hiç yaşanmamıştır; bu nedenle, 2026'nın sonlarına doğru ve 2027'ye kadar sel, kuraklık ve orman yangınlarıyla ilgili aşırı olaylar açısından benzeri görülmemiş küresel etkiler görmek şaşırtıcı olmayacaktır,’’ dedi. Imperial College London Çevre Politikası Merkezi İklim Bilimi Profesörü Dr. Friederike Otto, “El Niño, bu yılın ilerleyen dönemlerinde çok aşırı hava koşullarına yol açabilir, ancak bu nedenle paniğe kapılmaya gerek yok. El Niño doğal bir olgudur; gelir geçer. İklim değişikliği ise fosil yakıtları yakmayı bırakmadığımız sürece giderek kötüleşecek. Dolayısıyla aslında panik yaratması gereken şey iklim değişikliği. Ve ideal olan bu endişenin yapıcı olması, yani bu konuda bir şeyler yapmamız - kaldı ki ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Fosil yakıt kullanımından çok, çok uzaklaşmak için gerekli bilgi ve teknolojiye sahibiz,’’ ifadelerini kullandı. 2026’nın ilk ayları, dünya genelinde 150 milyon hektardan fazla alanın yanması nedeniyle de dikkat çekiyor. Imperial College London Çevre Politikası Merkezi'nden Araştırmacı Dr. Theodore Keeping, ‘‘Bu mevsim için ortalamaya göre %50 daha fazla alan yandı ve şu anda küresel olarak yanan alanlar bir önceki rekordan %20 daha yüksek. Üstelik dünyanın birçok yerinde yangın sezonu henüz başlamadı. Bu hızlı başlangıç, El Niño beklentisi ile birleştiğinde, bizi son derece şiddetli bir yılın beklediğine işaret ediyor,’’ diye konuştu. Sunway Gezegen Sağlığı Merkezi Direktörü Dr. Jemilah Mehmood ise yangınların sıklıkla gözden kaçan sağlık etkisine dikkat çekti. 2024 yılında Lancet dergisinde yayınlanan bir çalışmanın, orman yangını kaynaklı hava kirliliği nedeniyle her yıl bir buçuk milyon kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koyduğunu hatırlatan Mehmood, ‘‘Orman yangını dumanı sıradan bir kirlilik değildir. Yangın dumanından kaynaklanan PM 2.5 kirliliği, trafik emisyonlarından kaynaklanan PM 2.5’ten 10 kat daha zararlı olabilir. Üstelik ısı, tek başına hareket etmez: Hava kalitesini bozar, solunum yolu hastalıklarını şiddetlendirir, kalp-damar hastalıklarına yol açar,’’ ifadelerini kullandı. Mehmood, ‘‘2019 Avustralya yangınlarında 33 kişi alevlerin içinde doğrudan hayatını kaybetti. Duman ise 417 kişinin daha ölümüne neden oldu. 25 Ocak'taki Los Angeles yangınlarında araştırmacılar, doğrudan ölümlerin yanı sıra, duman maruziyetinden kaynaklanan yaklaşık %50 oranında ek ölüm tespit etti. Görünen yangın, hikayenin sadece başlangıcıdır. Ve hasar, akciğerlerin çok ötesine uzanıyor. Kardiyovasküler hastalıklar, nörolojik rahatsızlıklar, kötüleşen diyabet, böbrek hastalıkları ve giderek daha iyi belgelenen ruh sağlığı etkilerini kayda alıyoruz,’’ diye ekledi. Türkiye’ye olası etkileri: Uzmanlara göre olası bir El Niño olayının Türkiye üzerindeki etkisi ise dolaylı olacak. Ahi Evran Üniversitesi’nden Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Türkiye’nin yağış ve sıcaklık rejimi üzerinde Kuzey Atlantik Salınımı, Akdeniz üzerindeki basınç alanları, batı rüzgarları gibi daha belirleyici etkenler olduğuna dikkat çekiyor. Yavaşlı’ya göre asıl risk, El Niño nedeniyle artan küresel sıcaklıkların, Türkiye’nin halihazırda kırılgan iklim koşullarına eklenmesi. Yavaşlı, ‘‘Eğer 2026 sonu-2027 başında öngörülen küresel ısınma ivmesi gerçekleşirse, Türkiye’de uzun süreli sıcak hava dalgalarının yaşanması, gece sıcaklıklarının yüksek seyretmesi, orman yangını sezonunun uzaması ve tarımsal su talebinin artması gibi sonuçlar doğurabilecek hassas bir döneme girilir. Bu açıdan en hassas bölgeler, Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu,’’ dedi. Çankırı Karatekin Üniversitesi’nden Doç. Dr. Okan Ürker, bu sene yangın riskinin Türkiye’de de yüksek olduğuna dikkat çekti: ‘‘Aşırı yağışlı geçen kış aylarından sonra diri örtü çok hızlı gelişiyor. Bunu takip eden ani sıcaklık ve kuraklığa bağlı olarak da ölü örtüye dönüşüyor. Bu nedenle frekansı ya da şiddeti yüksek yangınların sayısında artış öngörülüyor.’’ ‘‘Bunun önüne geçmek veya riski azaltmak, ancak yanıcı madde yönetimi ile mümkün. Riskli sezon başlamadan evvel, orman-maki gibi doğal peyzajlarda yoğun bir mekanik mücadele gerekiyor - yol kenarlarının, elektrik hatları civarlarının, kır-kent arayüzlerinin sıklık bakımının yapılması, budanması, otsu tabakanın temizlenmesi önemli. Ayrıca silvopastoral uygulamaların yapılması ya da kontrollü yakmaların uygulanması gerekir,’’ ifadelerini kullandı. El Niño hakkında: Alize rüzgarlarının zayıflamasıyla ortaya çıkan El Niño yılları, genellikle küresel olarak ortalamadan daha sıcak geçer. El Niño olayları genellikle 9-12 ay sürer ve her 2-7 yılda bir meydana gelir. En son El Niño olayı 2023-2024 yıllarında yaşandı ve 2024, kayıtlara geçen en sıcak yıl oldu. El Niño yılları, dünya genelinde sıcaklık, sel ve kuraklık risklerinde belirgin değişimlere yol açıyor. Bu hava olayları; tarımsal ürün kayıplarına neden olabiliyor, orman yangını ve sel riskini artırabiliyor, şiddetli kuraklıklara yol açabiliyor ve balıkçılık faaliyetlerini aksatabiliyor. Bilimsel çalışmalar, iklim değişikliğinin El Niño olaylarının sıklığı ve şiddeti üzerinde giderek daha belirgin bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor. 1950’lerden bu yana “aşırı” El Niño olaylarının sayısında artış gözlemleniyor. Fosil yakıt kullanımının gezegeni ısıtmaya devam etmesi halinde, bu aşırı olayların görülme sıklığının iki katına çıkabileceği belirtiliyor. Tahminlerde henüz net olmasa da, 2026-2027 döneminde beklenen “Süper” El Niño’nun, 2015-2016’daki El Niño kadar güçlü olabileceği öngörülüyor. Ancak bu kez olay, iklim değişikliği nedeniyle çok daha sıcak hale gelmiş bir dünyada yaşanacak.

Kıyı Kentlerinin Geleceği Mersin’de Tartışıldı Haber

Kıyı Kentlerinin Geleceği Mersin’de Tartışıldı

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve Mersin Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde düzenlenen “Kıyı Kentleri Çalıştayı” Mersin’de gerçekleştirildi. Çalıştayda; kıyı kentlerinde planlama, çevresel sürdürülebilirlik, iklim değişikliğine uyum, kıyı ekosistemlerinin korunması, kamusal alan kullanımı, yetki ve yönetim süreçleri ile mavi ekonomi başlıkları ele alındı. TBB ve Mersin Büyükşehir Belediyesi, kıyı kentlerinin sorunlarının tespiti ve iyi uygulama örneklerinin paylaşılmasını amaçlayan “Kıyı Kentleri Çalıştayı” düzenledi. Mersin Büyükşehir Belediyesinin ev sahipliğinde gerçekleştirilen çalıştay, belediye başkanlarını, akademisyenleri ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi. Kıyı kentlerinin turizm, ulaşım ve ekonomik faaliyetler açısından yoğun kullanımına dikkat çekilen çalıştayda, bu alanların aynı zamanda hassas ve kırılgan ekosistemler olduğuna vurgu yapıldı. Artan nüfus, turizm hareketliliği, konut ve sanayi yatırımları ile altyapı ihtiyaçlarının kıyı alanları üzerindeki etkilerinin ele alındığı programda, ortak sorunlara yönelik çözüm yolları ele alındı. Çalıştayın açılış konuşmalarını TBB Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ile TBB Genel Sekreteri Suat Yıldız yaptı. Seçer: “196 belediye kıyılarda yer alıyor” Seçer konuşmasında Türkiye’nin yaklaşık 8 bin 333 kilometrelik kıyı uzunluğuna sahip olduğunu ve 196 belediyenin kıyı alanlarında yer aldığını ifade etti. Bu belediyelerin sınırları içerisinde yaklaşık 22 milyon kişinin yaşadığını vurgulayan Seçer, “Veriler bize çok açık bir gerçeği göstermektedir; kıyı kentlerinin geleceği, aslında Türkiye’nin geleceğinin önemli bir parçasıdır.” dedi. Kıyıların; limanlar, tersaneler, enerji tesisleri, lojistik merkezler ve balıkçılık faaliyetleri gibi birçok kullanım alanını barındırdığını dile getiren Seçer, bu durumun zaman zaman mekansal kullanım çatışmalarına, çevresel sorunlara ve planlama güçlüklerine yol açabildiğini söyledi. Seçer: “Kıyı yönetimi stratejik bir alan” İklim değişikliğinin kıyı kentleri üzerindeki etkilerine de değinen Seçer, deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı erozyonu, aşırı hava olayları ve sel felaketinin bu riskler arasında yer aldığını belirtti. Seçer, kıyı yönetiminin çevre politikaları, şehir planlaması, ekonomik kalkınma, afet yönetimi ve sosyal adaletin kesişiminde yer alan stratejik bir alan olduğunu ifade etti. Seçer: “TBB’de Kıyı Kentleri Komisyonu kurduk” TBB olarak kıyı yönetimini yerel yönetimlerin geleceğini ilgilendiren bir yönetişim alanı olarak ele aldıklarını belirten Seçer, bu kapsamda Birlik bünyesinde Kıyı Kentleri Komisyonu’nun kurulduğunun altını çizdi. Komisyon çalışmaları ile sahadan beslenen ve yerel deneyimleri merkeze alan bir çalışma modeli hedeflediklerini dile getiren Seçer, Mersin’de gerçekleştirilen toplantının bölgesel toplantıların ilk adımı olduğunu dile getirdi. Sürecin devamında Ege ve Marmara bölgelerinde düzenlenecek toplantı ve çalıştaylarla “Kıyı Kentleri Yerel Yönetim Politika Belgesi”nin hazırlanmasının planlandığını aktaran Seçer, “Bu belge ile kıyı alanlarının planlanması, çevresel sürdürülebilirlik, iklim değişikliğine uyum, kamusal erişim hakkı ve mavi ekonomi başlıklarında yerel yönetim perspektifini ortaya koyan bir yol haritası oluşturmayı hedefliyoruz.” dedi. Seçer: “Kıyıların korunması tüm kamu kurumlarının ve toplumun ortak sorumluluğu” Seçer ayrıca kıyı alanların korunmasının tüm kurumların ortak sorumluluğu olduğunu dile getirerek sözlerini şu şekilde devam etti: “Kıyı yönetimi konusunda yerel yönetimlerin bilgi birikimi ve deneyimi son derece değerlidir. Kıyı alanlarının planlanması ve yönetilmesi süreçlerinde yerel yönetimlerin daha güçlü biçimde sürece dahil edilmesi, hem uygulama etkinliğini artıracak hem de daha sürdürülebilir sonuçlar doğuracaktır." Mersin Büyükşehir Belediyesinin yaptığı çalışmaları anlatan Seçer, Türkiye Belediyeler Birliği olarak belediyelerin deneyimlerini görünür kılmayı, iyi uygulamaları yaygınlaştırmayı ve merkezi idare ile yerel yönetimler arasında güçlü bir diyalog zemini oluşturmayı önemli bir görev olarak gördüklerini de sözlerine ekledi. Yıldız: “Kıyı kentlerimiz ülkemizin önemli zenginlikleri arasında yer alıyor” TBB Genel Sekreteri Suat Yıldız da konuşmasında, Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz’e uzanan sınırlarıyla son derece önemli bir potansiyele sahip kıyı kentlerinin doğal, ekonomik ve kültürel açıdan Türkiye’nin önemli zenginlikleri arasında olduğunu belirtti. Bu zenginliğin kıyıların kent kimliğinin oluşumunda ve kamusal yaşamın şekillenmesinde belirleyici rol oynadığını ifade eden Yıldız, “Kıyı kentleri, gelecek nesillere bırakacağımız ortak mirasımızdır. Bu nedenle kıyı alanlarının doğru planlanması ve yeni nesillere sağlıklı bir şekilde aktarılması büyük önem taşıyor.” dedi. Yıldız: “Kıyı alanlarının yönetimi ve korunması yerel yönetimler açısından önemli bir sorumluluk alanı” Kıyı alanlarının yönetimi, korunması ve sürdürülebilir kullanımının yerel yönetimler açısından önemli bir sorumluluk alanı olduğuna dikkati çeken Yıldız, atık su yönetimi ve kıyı temizliği gibi konuların belediyelerin öncelikli gündemleri arasında yer aldığını kaydetti. Bu kapsamda TBB bünyesinde Kıyı Kentleri Komisyonu’nun kurulduğunu belirten Yıldız, komisyon aracılığıyla kıyı belediyelerinin sorunlarının ele alınmasını, iyi uygulama örneklerinin paylaşılmasını ve yerel yönetim perspektifini merkeze alan bir politika çerçevesi oluşturulmasını amaçladıklarını ifade etti. Kıyı Alanları, Planlama ve Mavi Ekonomi Ele Alındı TBB Genel Sekreter Yardımcıları Dr. Şengül Altan Arslan ve Feridun Ulutaş ile uzmanlardan oluşan geniş bir TBB ekibinin görev aldığı çalıştayda, TBB Kıyı Kentleri Komisyonu Üyesi ve İzmir Deniz İşletmeciliği Nakliye ve Turizm Tic. A.Ş. (İZDENİZ) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Işıkhan Güler genel değerlendirmelerde bulundu. Çalıştayda; İskenderun Körfezi Kıyı Alanları Planları, belediyelerin kıyı alanlarına yönelik yetki ve sorumlulukları ile yasal kurumsal yapı başlıklarında sunumlar yapılırken Mersin Büyükşehir Belediyesinin yerel uygulamalarına ilişkin de katılımcılara bilgi verildi. Çalıştay kapsamında “Kıyının Kamu Yararına Kullanımı (Engeller, Sorunlar ve Potansiyeller)”, “Kıyı ve Deniz Ekosisteminin Korunması, Çevresel Sürdürülebilirlik ve Dayanıklılık”, “Planlama Süreçleri, Yönetim, Yetki ve Kurumsal Yapı” ve “Mavi Ekonomi, Kıyıdaki Ekonomik Sektörler” başlıklı dört ayrı atölye çalışması düzenlendi. Atölyelerde; kıyıya erişim, kamusal alan, kıyı–kent ilişkisi ve toplumsal eşitlik; kıyı ekosistemlerinin korunması, çevresel sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği; planlama süreçleri, yerel ve merkezi yönetimlerin yetki ve sorumlulukları ile mevzuat; ayrıca mavi ekonomi kapsamında kıyıdaki ekonomik faaliyetler ve sektörlere ilişkin konular ele alındı.

Doç. Dr. Yavaşlı: ''Uzayan Sıcaklar Tehdit Ediyor'' Haber

Doç. Dr. Yavaşlı: ''Uzayan Sıcaklar Tehdit Ediyor''

Akdeniz'de yüksek sıcaklara kesintisiz olarak maruz kalınan sürelerin iki haftadan fazla arttığına dair yeni bir çalışma yayınlandı ve Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı bu çalışmasına ayrıca Termal Kalıcılık İndeksi'ni geliştirdi. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı Termal Kalıcılık İndeksi ile ilgili çalışmasında şu ifadelere yer verdi; ''Akdeniz’de yaz sıcaklarının sağlık etkilerine karşı önlem alabilmek için artık yalnızca ‘‘ne kadar sıcak?’’ değil, ‘‘ne kadar uzun?’’ sorusunu da sormak gerekiyor. Yeni yayımlanan bir çalışma, kesintisiz sıcak stresine maruz kalınan günlerin 1950’lerden bu yana iki haftadan fazla arttığını ortaya koyuyor. Uzun ve yorucu sıcaklıklar, Türkiye’de özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarında artıyor. Kesintisiz sıcaklar, özellikle yaşlılar, kronik hastalar ve açık havada çalışanlar için ciddi sağlık riski yaratıyor. Çalışmada geliştirilen Termal Kalıcılık İndeksi, sağlık uyarı sistemlerinin ve çalışma düzenlerinin bu yeni iklim gerçeğine uygun tasarlanmasını sağlayabilir. Uluslararası hakemli dergi Theoretical and Applied Climatology’de yayımlanan yeni bir çalışma, kesintisiz sıcak stresi yaşanan yaz günlerinin sayısının 1950’lerden bu yana iki haftadan fazla arttığını gösteriyor. Çalışmaya göre altı saat ve üzeri sıcak stresi yaşanan günlerin sayısı, her 10 yılda 1.5 gün artıyor. Bu artış bazı bölgelerde, 2.5 günü bulabiliyor. Türkiye’nin özellikle Ege ve Akdeniz kıyıları, ısınma eğilimden en fazla etkilenen bölgeler arasında yer alıyor. Genellikle iklim değişikliğinin en yüksek sıcaklıklar üzerindeki etkisi tartışılsa da halk sağlığı için asıl tehlike, yüksek sıcaklıkların ne kadar uzun süre devam ettiği. Yapılan araştırmalar, orta şiddette sıcaklıkların dahi birkaç gün üst üste yaşanması halinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini gösteriyor. Bunun nedeni, gündüz 40°C olan bir yerin akşam saatlerinde serinlemesinin, vücudumuza dinlenme imkanı sunması. Yüksek sıcaklıkların kesintisiz devam etmesi ise vücudun toparlanmasına zaman tanımıyor. Bugün yaygın olarak kullanılan sıcak stresi indeksleri, genellikle anlık koşulları veya günlük ortalamaları ölçüyor. Yeni yayımlanan bu çalışmada ise ilk kez, yüksek sıcaklıkların gün içinde ne kadar süreyle kesintisiz olarak devam ettiğini takip eden yeni bir ölçüt geliştirildi. ‘‘Termal Kalıcılık İndeksi’’ (Thermal Persistence Index, TPI) adı verilen bu ölçüt, yüksek sıcaklıkların sağlık etkilerine dair önemli bir gösterge sunuyor. Kesintisiz yaz sıcakları 2 haftadan fazla arttı Uydu verilerinin kullanıldığı çalışma kapsamında, 1950 - 2024 yıllarının Mayıs - Eylül ayları arasında Akdeniz Havzası’nda sıcak stresinin süresindeki değişiklikler incelendi. Sonuçlar, bu sürenin belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Çalışma, günlük sıcak stres süresinin her 10 yılda yaklaşık 6 dakika arttığını ve günlük stres süresinin yaklaşık bir saat uzadığını ortaya koyuyor. Ne var ki bu artış, en sıcak günlerde çok daha dramatik gerçekleşiyor: En sıcak günlerdeki maksimum stres süresi, 1950’lere kıyasla yaklaşık 2 saat 15 dakika daha uzun ürüyor. Belki de en çarpıcı bulgu ise 6 saat ve üzeri kesintisiz sıcak stresi yaşanan gün sayısındaki artış. Bu günlerin sayısı, her 10 yılda ortalama 1.5 gün, bazı bölgelerde ise 2.5 gün yükseliyor. Bu, yaz ayları boyunca uzun süreli sıcak günlerin iki haftadan fazla arttığı anlamına geliyor. Ege ve Akdeniz kıyıları ‘‘sıcak nokta’’ Çalışma, Türkiye’nin bu eğilimden en çok etkilenen bölgeler arasında yer aldığını gösteriyor. Ortalama stres süresinin, maksimum sürenin ve uzun süreli stres günlerinin sıklığının eş zamanlı olarak arttığı bölgeler, ‘‘konsensüs sıcak noktası’’ olarak adlandırılıyor. Araştırmaya göre Türkiye’nin Ege ve Akdeniz kıyıları, özellikle İzmir, Aydın ve Muğla hatları, her üç metriğin de en fazla artış gösterdiği alanlar arasında. Yaşlılar ve kronik hastalar tehlikede Yüksek sıcaklıkların geceleri de devam etmesi, vücudun gece serinlemesini engelliyor. Ertesi güne yorgun başlayan vücudun sağlık riskleri katlanıyor. Uzun süreli yüksek sıcaklıklardaki artış, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunanlar için özellikle tehlikeli. Uzun süreli sıcak, kalp - damar ve solunum sistemleri üzerinde kümülatif baskı oluşturuyor. Örneğin 2003 yılında Avrupa’da haftalarca süren bir sıcak hava dalgası yaşanmış ve 70 binden fazla ölüme neden olmuştu. 2010’da Rusya’da iki ay boyunca devam eden sıcak dalgası da on binlerce can kaybına ve yaygın orman yangınlarına yol açmıştı. Antalya’dan Hatay’a uzanan kıyı şeridi ise maksimum stres süresindeki artış ile öne çıkıyor. Türkiye’nin güneydoğusu da dahil olmak üzere Doğu Akdeniz havzası, her üç metrik için de kritik bölgeler arasında. Bu bölgelerin ortak özelliği; yoğun nüfus, tarımsal üretim ve turizm faaliyetlerinin bir arada bulunması. Dolayısıyla sıcak stresinin uzaması, hem sağlık hem de ekonomik açıdan ciddi riskler oluşturuyor. Sağlık uyarı sistemleri dikkate alınmalı Çalışmayla geliştirilen Termal Kalıcılık İndeksi, yüksek sıcaklıklarda dikkate alınması gereken sağlık uyarı sistemleri için de yeni bir çerçeve sunuyor. Yüksek sıcaklıkların 4-6 saat devam etmesi, orta düzey stres yaratıyor.Bu koşullarda sıvı tüketiminin artırılması ve gölgede dinlenme molaları alınması gerekiyor. Sürenin 6-10 saate uzaması, yüksek stres anlamına geliyor. Saatte 15 dakika zorunlu dinlenme molaları verilmesi ve ağır işlerin ertelenmesi öneriliyor.10 saatten fazla süren yüksek sıcaklıklarda ise aşırı stres koşulları oluşuyor. Bu durumda, temel hizmetler dışında, açık havada çalışmanın askıya alınması gerekiyor. İstanbul, İzmir, Muğla ve Antalya gibi Akdeniz ve Ege kıyı kentlerinde, günde 8 saatten fazla süren kesintisiz sıcak stresin 1990’dan bu yana ikiye katlandığı düşünüldüğünde, bu tür uyarı sistemlerinin hayati önemde olduğu görülüyor. Uyum stratejileri acilen gözden geçirilmeli 80 milyon tam zamanlı iş kaybına denk verim düşüşü bekleniyor Sıcak stresin uzun sürmesi, insan sağlığı için yüksek sıcaklıklardan daha tehlikeli olabiliyor. Bunun nedeni basit: Kısa süreli aşırı sıcaklıklara adapte olabilen vücut, uzun süreli maruziyette toparlanma şansı bulamıyor. Özellikle açık havada çalışanlar, bu durumdan doğrudan etkileniyor. Uzayan sıcak stresi; tarım, inşaat ve turizm sektörü çalışanları için sağlık riski anlamına geliyor. Aynı zamanda bu sektörlerde verimlilik kaybına neden oluyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre sıcak stresi, 2030’a kadar dünya genelinde 80 milyon tam zamanlı iş kaybına eşdeğer verim düşüşüne yol açacak. Akdeniz ve tropikal bölgeler, bu yükü en fazla sırtlanacak coğrafyalar olarak öne çıkıyor. Kırılma 1990’larda yaşandı Yapılan analiz, Akdeniz genelinde en yaygın rejim değişikliğinin 1990’larda yaşandığını, özellikle 1997’nin önemli bir kırılma noktası olduğunu gösteriyor. Bu bulgu, küresel ısınmanın Akdeniz’deki etkilerinin kademeli bir artış değil, belirli dönemlerde ani rejim değişiklikleri şeklinde ortaya çıktığını gösterdiği için önemli. 1990’lardan bu yana bölge, yeni bir termal rejime girmiş durumda ve bu dönem, deniz yüzey sıcaklıklarındaki artışla ve atmosferik dolaşım değişiklikleriyle de örtüşüyor. Mevcut eğilimlere ve iklim modellerine göre bu rejim değişikliği kalıcı olduğuna işaret ediyor. Üstelik emisyonların yükselmeye devam etmesi halinde, sıcak stres süreleri daha da uzayabilir. Özellikle kentsel alanlarda ısı adası etkisiyle birlikte bu artışın daha da belirgin hissedilmesi bekleniyor. Akdeniz Havzası’nın ve Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelesinde, ‘‘Bugün hava kaç derece?’’ sorusu artık tek başına yeterli değil. Sıcaklıkların ne kadar süreceği sorusu da en az onun kadar kritik. Uzun süreli sıcak stresine önlem olarak, mevsimsel Termal Kalıcılık İndeksi haritalarının hazırlanabilir. İnşaat projelerinin ve tarımsal hasat dönemlerinin zamanlaması, turizm altyapısının düzenlenmesi, bu haritalara göre planlanabilir. Özellikle açık havada çalışanlar için her sektöre özel çalışma - dinlenme protokollerinin geliştirilmesi büyük önem taşıyor. Özellikle de turizm ve tarım açısından Türkiye’nin can damarı olan Ege ve Akdeniz kıyıları, bu riskin tam merkezinde yer alıyor. Bu bölgelerdeki adaptasyon stratejilerinin acilen gözden geçirilmesi gerekiyor. Kentsel planlama, yeşil alanların çoğaltılması ve erken uyarı sistemleri gibi uyum önlemleri, önümüzdeki yıllarda daha da kritik hâle gelecek. Kaynak Makale: Yavaşlı, D.D. (2025). Thermal persistence index (TPI): a novel measure of prolonged heat stress in the Mediterranean, 1950–2024. Theoretical and Applied Climatology, 157:28. https://doi.org/10.1007/s00704-025-05972-4 Kaynak: İklim Masası Kaynak: Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı

Akdeniz'den Dünyaya 1,88 Milyar Dolarlık Gıda İhracatı Haber

Akdeniz'den Dünyaya 1,88 Milyar Dolarlık Gıda İhracatı

Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (AHBİB), küresel ölçekte artan belirsizlikler, yüksek girdi maliyetleri ve jeopolitik risklerin gölgesinde geçen 2025 yılında 1,88 milyar dolar ihracat gerçekleştirerek güçlü ve dengeli bir performans ortaya koydu. AHBİB Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, 2025 ihracat verilerinin sektörün klasik emtia ihracatından uzaklaşarak işlenmiş, markalı ve katma değerli ürünlere dayalı daha dirençli bir yapıya geçtiğini net biçimde ortaya koyduğunu vurguladı. Başkan Veysel Memiş, “Ortaya çıkan tablo; krizleri yönetebilen, pazarda derinleşen ve katma değerli üretimi merkeze alan bir sektör yapısının somut göstergesidir.” dedi. “Kırmızı mercimek, tüm ürün grupları arasında liderliğini sürdürdü” 2025 yılı Ocak-Aralık dönemindeki bölge ihracatını ürün gruplarına göre değerlendiren Başkan Veysel Memiş, bakliyat çeşitlerinin 423 milyon dolarlık ihracat değeriyle sektör toplamı içinde yüzde 23 pay alarak ilk sırada yer aldığını kaydetti. Bakliyat alt kalemleri içinde kırmızı mercimeğin 297,4 milyon dolar değer ve yüzde 16’lık pay ile tüm ürün grupları arasında liderliğini sürdürdüğünü aktaran Başkan Veysel Memiş, “Kalite, tedarik sürekliliği ve lojistik avantajlarımız, kırmızı mercimeği küresel pazarda rekabetçi bir ürün haline getirdi.” diye konuştu. AHBİB’in pastacılık ürünleri ihracatında istikrarlı ve katma değer odaklı bir performans sergilediğini bildiren Başkan Veysel Memiş, bu ürün grubunda yüzde 4 artışla 384,7 milyon dolar değere ulaştıklarını aktardı. Pastacılık ürünlerinin bölge ihracatındaki toplam payının yüzde 21 düzeyinde ortaya çıktığını belirten Başkan Veysel Memiş, “Pastacılık ürünleri, emtia ağırlıklı ihracattan katma değerli gıda ihracatına geçişimizin en net göstergelerinden biridir. 2025 rakamları, bu alandaki üretim kabiliyetimizin ve marka gücümüzün kalıcı hale geldiğini ortaya koymuştur.” dedi. Başkan Veysel Memiş, sektörün üçüncü büyük taşıyıcı kolonunu oluşturan bitkisel yağlarda, 2025 yılında dalgalı emtia fiyatlarına rağmen yüzde 30 artış sağlayarak 222,5 milyon dolar değere ulaştıklarını belirtti. Bitkisel yağlardaki bu yükselişin, ham maddeye dayalı ticaretten uzaklaşılarak işlenmiş, markalı ve katma değerli ürünlere yönelimin somut bir sonucu olduğunu vurgulayan Başkan Veysel Memiş, “Bitkisel yağlar, 2025 yılında ihracatımızın en stratejik ve en dirençli alanlarından biri oldu. Dalgalı emtia fiyatlarına rağmen değer bazlı büyümeyi başardık. Bu, sektörümüz adına son derece kıymetli bir kazanımdır.” dedi. Bitkisel yağlar grubunun lokomotif ürünü olan ayçiçek tohumu yağında, 2025 yılında 99,9 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirerek bir önceki yıla göre yüzde 21’lik artış kaydettiklerini belirten Başkan Veysel Memiş, soya yağı ve fraksiyonlarında 88,1 milyon dolar değere ulaşılırken, yıllık bazda yüzde 46’lık artış yakaladıklarına dikkati çekti. “179 ülke arasında ilk üç sırada Irak, Suriye ve İran yer aldı” AHBİB’in yıllık ihracatını ülkelere göre büyüteç altına alan Başkan Veysel Memiş, varlık gösterilen 179 ülke arasında ilk üç sırada Irak, Suriye ve İran’ın yer aldığını belirtti. Ülke bazlı ihracat dağılımının, Akdenizli ihracatçıların yalnızca geleneksel pazarlara değil, yeni ve yükselen pazarlara da aynı anda erişebilen esnek bir yapıya kavuştuğunu gösterdiğini vurgulayan Başkan Veysel Memiş, şunları söyledi: “2025 yılı, pazar çeşitliliğinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Tek bir bölgeye bağımlı kalmadan, riskleri yayarak istikrarımızı korumayı başardık. Ocak–Aralık döneminde Irak, 249,5 milyon dolarlık ihracat değeri ve yüzde 14’lük payıyla AHBİB’in en büyük pazarı olmaya devam etti. Temel gıda ürünlerinde Irak pazarındaki güçlü konum, Akdenizli ihracatçıların süreklilik ve tedarik güvenilirliği açısından tercih edilirliğini pekiştirdi. Irak’ı yüzde 32 artış ve 172,3 milyon dolar değer ile Suriye, yüzde 59 artış ve 104,9 milyon dolar değer ile İran takip etti. Özellikle Suriye’ye yönelik ihracatta yaşanan artış, bölgenin yeniden yapılanma süreciyle birlikte gıda talebinin hızla yükseldiğini ortaya koydu. Yakın ve komşu pazarlardaki güçlü varlığımız, kriz dönemlerinde ihracatımızın sigortası niteliği taşıyor. Bu coğrafyada Türkiye, güvenilir tedarikçi konumunu net biçimde koruyor.” Bölge ihracatında Afrika ülkelerinin AHBİB’in ihracatında dikkat çekici bir ivme yakaladığını belirten Başkan Veysel Memiş, “Sudan, 81,9 milyon dolarlık ihracat ile dördüncü sıraya yükselirken; Cibuti, yüksek oranlı artışla öne çıkan pazarlardan biri oldu. Kuzey ve Doğu Afrika’da artan nüfus ve temel gıda talebi, hububat ve bakliyat ihracatını destekleyen başlıca unsur oldu. Afrika kıtasını, sadece bugünün değil, geleceğin de en stratejik pazarlarından biri olarak görüyoruz. Bu bölgede kalıcı olmayı, kısa vadeli ticaretten çok uzun vadeli iş birlikleriyle hedefliyoruz.” dedi. 2025’te Almanya, İtalya, Hollanda, Fransa ve Birleşik Krallık gibi AB ülkelerinin, AHBİB’in ihracatında istikrarlı ancak seçici bir büyüme sergilediğini aktaran Başkan Veysel Memiş, ABD, Japonya, Kanada ve Güney Kore gibi uzak pazarlarda ihracat hacminin korunduğunu, özellikle evcil hayvan mamaları, özel gıda müstahzarları ve ambalajlı ürünlerin bu pazarlarda öne çıktığını kaydetti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.