Hava Durumu

#Akdeniz Havzası

Kırsal Haber - Akdeniz Havzası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Akdeniz Havzası haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İklim Değişikliği Başkanı Hasar’dan COP31 ve Temiz Enerji Mesajı Haber

İklim Değişikliği Başkanı Hasar’dan COP31 ve Temiz Enerji Mesajı

İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, Türkiye Bilimler Akademisi tarafından Uşak Üniversitesi’nde düzenlenen Karbon Ekonomisi ve Sürdürülebilir Enerji Politikaları Çalıştayında iklim değişikliği, karbon ekonomisi ve sürdürülebilir enerji politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hasar, küresel sıcaklık artışına dikkat çekerek Türkiye’nin iklim değişikliğinden etkilenme risklerini ve COP31 kapsamında öne çıkan hedefleri anlattı. Küresel Sıcaklık Artışı ve İklim Riskleri Gündemde Çalıştayda konuşan İklim Değişikliği Başkanı Prof. Dr. Halil Hasar, mevcut politikaların sürdürülmesi ve teknolojik hamlelerin yapılmaması durumunda, yüzyılın sonunda dünya genelindeki sıcaklık artışının 3 santigrat dereceye ulaşabileceğini belirtti. Türkiye’nin Akdeniz Havzası’nda yer alması nedeniyle iklim değişikliğinin etkilerine karşı önemli risklerle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Hasar, Körfez ve Orta Doğu bölgelerindeki durumun da küresel ortalamaya kıyasla daha ciddi olabileceğine dikkat çekti. Hasar, iklim belirsizliklerinin normalleştiği bir döneme girilebileceğini ifade etti. COP31’in Öncelikleri: Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon COP31 hazırlıklarına da değinen Prof. Dr. Halil Hasar, bu yılın üç temel mottosunun “Diyalog, uzlaşı ve aksiyon” olduğunu söyledi. Taraflar Konferansı’nın karar alma mercii olduğuna işaret eden Hasar, bu yıl 10. İklim Uygulama Köprüsü’nde Türkiye’nin de imzasının bulunacağını belirtti. COP31 kapsamında 10 öncelikli alanın bulunduğunu aktaran Hasar, temiz enerji ve elektrifikasyonun bu yılın en önemli iki konusu olacağını ifade etti. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un 2035 yılına kadar elektrifikasyon oranının yüzde 35’e ulaşması yönünde hedef belirlediğini hatırlatan Hasar, dünya genelinde bu oranın yüzde 20 ila 24 seviyelerinde, Türkiye’de ise yüzde 22 düzeyinde olduğunu kaydetti. Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Karbon Düzenlemeleri Ele Alındı Prof. Dr. Halil Hasar, çalıştaydaki konuşmasında iklim politikaları ve karbon ekonomisi kapsamında katılımcılara çeşitli başlıklarda bilgi verdi. Bu kapsamda Avrupa Yeşil Mutabakatı, Karbon Fiyatlandırma Pilot Dönemi ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ele alındı. Hasar ayrıca İklim Kanunu, COP31 Eylem Gündemi, temiz enerji politikaları ve elektrifikasyon hedefleri hakkında değerlendirmelerde bulundu. Uşak’ta İklim ve Sürdürülebilir Enerji Politikaları Bir Araya Geldi Türkiye Bilimler Akademisi tarafından Uşak Üniversitesi’nde düzenlenen Karbon Ekonomisi ve Sürdürülebilir Enerji Politikaları Çalıştayı’na Uşak Valisi Serdar Kartal, Türkiye Bilimler Akademisi Asli Üyesi Prof. Dr. İsmail Koyuncu, akademisyenler, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı. Çalıştayda iklim değişikliğiyle mücadele, karbon ekonomisi, sürdürülebilir enerji politikaları ve COP31 kapsamında öne çıkan hedefler hakkında değerlendirmeler paylaşıldı.

Gediz Deltası’nda 5 Yıllık Doğa Seferberliği Haber

Gediz Deltası’nda 5 Yıllık Doğa Seferberliği

İzmir’de bulunan Gediz Deltası’nın ekolojik yapısını korumak ve biyolojik çeşitliliğini güçlendirmek amacıyla 2026-2031 yıllarını kapsayan beş yıllık restorasyon projesi hayata geçiriliyor. Akdeniz Havzası’nın önemli sulak alanlarından Gediz Deltası’nın doğal yapısını korumak ve ekosistemini yeniden canlandırmak amacıyla kapsamlı bir restorasyon projesi başlatıldı. Doğa Koruma ve Millî Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü ile Doğa Derneği ortaklığında yürütülecek proje, uluslararası paydaşların iş birliği ve ELSP desteğiyle gerçekleştirilecek. Gediz Deltası’nın ekosistemi güçlendirilecek “Nehir ve Denizin Güçlerinden Yararlanarak Gediz Deltası’nı Yeniden Canlandırmak Projesi”nin lansmanı İzmir’de düzenlendi. 2026-2031 yılları arasında uygulanacak proje kapsamında, deltanın ekolojik yapısının korunması ve bölgedeki biyolojik çeşitliliğin desteklenmesi hedefleniyor. Sulak alanlar, çok sayıda canlı türüne yaşam alanı sunmaları ve doğal ekosistemlerin devamlılığı açısından önemli bir role sahip. Gediz Deltası için yürütülecek restorasyon çalışmaları da bölgenin doğal değerlerinin korunmasına ve ekosistemin sürdürülebilirliğine katkı sağlamayı amaçlıyor. Gediz Deltası’nın geleceği için uzun vadeli çalışma Beş yıllık proje, Gediz Deltası’nın doğal yaşam alanlarının korunmasına yönelik uzun vadeli bir çalışma niteliği taşıyor. DKMP Genel Müdürlüğü ve Doğa Derneği öncülüğünde, uluslararası iş birliğiyle yürütülecek çalışmalarla deltanın ekolojik değerlerinin gelecek nesillere aktarılması hedefleniyor.

Akdeniz İklim Zirvesi Muğla’da Başladı Haber

Akdeniz İklim Zirvesi Muğla’da Başladı

Muğla Büyükşehir Belediyesi ve ICLEI Europe iş birliğiyle düzenlenen Akdeniz İklim Zirvesi dünyanın üç kıtasından gelen katılımcılarla başladı. Muğla Büyükşehir Belediyesi ile Sürdürülebilirlik İçin Yerel Yönetimler Ağı ICLEI Europe, iklim değişikliğinin etkilerinin en yoğun hissedildiği bölgelerden biri olan Akdeniz’in geleceğini Muğla’da masaya yatırdı. Türkan Saylan Çağdaş Yaşam Merkezi’nde gerçekleştirilen Akdeniz İklim Zirvesi’ne Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ev sahipliğinde Muğla Vali vekili İsmail Soykan, Türkiye Belediyeler Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Feridun Ulutaş, Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr.Babatunde Ahonsi, COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu ve Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, Fas Şafşavan Belediye Başkanı ve ICLEI Başkan Yardımcısı Mohamed Sefiani, Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal Aras, çok sayıda yerli ve yabancı misafir katıldı. Gonca Köksal Aras: “Aynı denizin kıyısından aynı geleceğe bakıyoruz” Akdeniz İklim Zirvesi’nin açılışında konuşan Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal Aras; “İklim Krizi artık geleceği ilişkin bir öngörü olmaktan çıktı, hepimizin derinden hissettiği kentlerimizin, gündelik yaşamına, ülkelerin kentlerinin ekonomisine, tarım alanlarımıza, su kaynaklarımıza, ormanlarımıza, kıyılarımıza, denizlerimize doğrudan dokunan bir gerçekliğe dönüştü. Bizler yerel yönetimler olarak, deneyim ve imkânlarımızı ortak çözüm haline getirmek zorundayız. Geleceğimizi nasıl inşa edeceğiz bunu konuşmalıyız. Aynı denizin kıyısından aynı geleceğe bakıyoruz. Bu bakış açısıyla zirvemizin yeni fikirlerin yeni ortak iradeye katkı sunacağına inanıyorum.” dedi. Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş; “Akdeniz’e kıyısı bulunan Muğla, iklim krizinin etkilerini en erken ve yoğun hisseden bölgelerimizden biri” Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş yaptığı konuşmada şu sözlere yer verdi. ”Burada Akdeniz’in ortak geleceğini tartışmak ve bu geleceğe ilişkin birlikte neler yapabileceğimizi konuşmak üzere bir aradayız. Akdeniz’e kıyısı bulunan Muğla, iklim krizinin etkilerini en erken ve yoğun hisseden bölgelerimizden biri. Kuraklık, su kıtlığı, aşırı sıcaklıklar, orman yangınları, seller ve biyolojik çeşitlilik kaybı artık gelecekte karşılaşacağımız ihtimaller değil, bugünün sorunlarıdır.Bugün ise bu salondan Akdeniz havzasının geleceğine ilişkin çıkacak sonuçların yalnızca burada kalmamasını; dünya gündemine ve COP31’e taşınmasını son derece önemsiyoruz. COP31’i aynı zamanda Türkiye’nin iklim alanında yürüttüğü çalışmaları dünyaya anlatmak açısından önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Bütün tarafları dahil eden kapsayıcı bir süreç yürütmeyi önemsiyoruz.” dedi. Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr.Babatunde Ahonsi; “Akdeniz İklim Zirvesi de finansmana erişim, kapasite geliştirme ve bilgi paylaşımı açısından önemli bir platform sunuyor” Zirvenin önemli isimlerinden biri olan Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr.Babatunde Ahonsi; Akdeniz İklim Zirvesi’nin projelerin finansmanlar ile buluşturulması için bir adım olacağına dikkat çekti. Ahonsi; “Öncelikle böylesine acil ve önemli bir konuda bu kadar farklı paydaşı bir araya getiren tüm ortakları tebrik etmek istiyorum. Bugün önümüzdeki temel soru şu; Ortaya koyduğumuz planları nasıl anlamlı ve somut eylemlere dönüştürebiliriz Akdeniz daha sık ve şiddetli sıcak hava dalgaları, su kıtlığı ve sellerle karşı karşıya. Bu etkiler yalnızca doğal çevreyi değil; ekonomiyi, altyapıyı ve insanların refahını da doğrudan etkiliyor. Akdeniz İklim Zirvesi de finansmana erişim, kapasite geliştirme ve bilgi paylaşımı açısından önemli bir platform sunuyor. Finansman burada kritik bir başlık. Fakat geniş ölçekli uygulamaların hayata geçirilebilmesi için finansmanın tek başına var olması yeterli değil. Yerel yönetimler, özel sektör ve finans kuruluşları arasında daha güçlü bir bağ kurmamız ve yerel kapasiteyi artırmamız gerekiyor. Bugün şehirlerin ve belediyelerin projeleri var. Dünyada bu projeleri destekleyebilecek finansman kaynakları da var. Ancak çoğu zaman ikisi arasında bir boşluk bulunuyor. Asıl mesele bu boşluğu kapatabilmek. Planlardan projelere, projelerden uygulamaya geçmeliyiz. Fas Şafşavan Belediye Başkanı ve ICLEI Başkan Yardımcısı Mohamed Sefiani; “İklim krizini Akdeniz’in hiçbir kenti, hiçbir bölgesi ve hiçbir ülkesi tek başına çözemez” Zirvenin bir diğer önemli ismi Fas Şafşavan Belediye Başkanı ve ICLEI Başkan Yardımcısı Mohamed Sefiani konuşmasında Muğla ile Fas’ın Akdeniz’in iki farklı kıyısında olmasına rağmen aslında aynı gerçekliklerle karşı karşıya olduğunu belirtti.Mohamed Sefiani; “Belediye başkanlarının, kentlerin ve bölgelerin ortak sesi küresel iklim yönetiminin her aşamasında duyulmalıdır. Küresel hedefler ile yereldeki uygulamalar arasında güçlü bir bağ kurulmalıdır. Çünkü iklim politikalarının gerçek karşılığını gördüğümüz yer kentlerimiz ve bölgelerimizdir.COP31 bu açıdan önemli fırsatlar sunacaktır. Ortak kırılganlıklarımızı ortaya koyarken, ortak çözüm imkânlarımızı da görünür hale getirecektir. Ortak yolculuğumuza birlikte devam edelim. Bugün burada konuştuklarımızı iş birliğine, iş birliğimizi somut projelere dönüştürelim ve birlikte güçlendirelim. Çünkü iklim krizini Akdeniz’in hiçbir kenti, hiçbir bölgesi ve hiçbir ülkesi tek başına çözemez. Bu sorumluluğu paylaşmak zorundayız. Muğla’yı bu anlamda güçlü bir Akdeniz ittifakının başlangıç noktalarından biri haline getirelim.” dedi. Türkiye Belediyeler Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Feridun Ulutaş; “İklim Değişikliğinin Etkileri Yerelde Ortaya Çıkıyor Ve Çözümün Önemli Bir Bölümü Yerelde Üretiliyor” Türkiye Belediyeler Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Feridun Ulutaş Akdeniz İklim Zirvesi’nde yaptığı konuşmada şunları söyledi; “Akdeniz kentlerinin ortak sorunlarını ve önceliklerini ele almak, kent deneyimlerimizi paylaşmak, birlikte geliştirebileceğimiz çözümleri değerlendirmek üzere bir aradayız. Akdeniz iklimi, suyu, doğası, kültür ve ekonomisi ile bizleri birbirine bağlayan ortak bir yaşam alanı ancak bu coğrafya iklim değişikliğinin etkilerini giderek daha ağır bir biçimde hissetmektedir. Akdeniz Bölgesi küresel ortalamalardan yaklaşık yüzde 20 daha hızlı ısınıyor. Aşırı sıcaklıklar, kuraklık ve seller artık geleceğe ilişkin riskler olmaktan çıkmış belediyelerimizin bugün yönetmek zorunda olduğu gerçeklere dönüşmüştür. İklim değişikliğinin etkileri artık belediyelerimizin yalnızca çevre politikalarını değil günlük hizmetlerinden uzun vadeli planlama ve süreçlerine kadar pek çok alanı doğrudan etkiliyor. Bu nedenle kentlerin yalnızca iklim politikalardan uygulayıcısı olarak görünmemesi gerektiğine inanıyoruz. Kentler aynı zamanda iklim politikalarının geliştirilmesinde, uygulanmasında ve sonuçlarının değerlendirilmesinde etkin aktörler olmalıdır çünkü iklim değişikliğinin etkileri yerelde ortaya çıkıyor ve çözümün önemli bir bölümü yerelde üretiliyor.” dedi. Başkan Aras; “Akdeniz İklim Zirvesi İle Üç Kıtayı Muğla’da Buluşturduk” Akdeniz İklim Zirvesi’nin ev sahipliğini yapan Kıyı Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Muğla’nın iklim krizi geçekliğinin farkında olduğunu, somut adımlarla hareket ettiğini belirtti ve Akdeniz İklim Zirvesi’nde üç kıtadan katılımcıları buluşturduğunu söyledi. Başkan Aras; ”Bugün COP31’e olan yolculuğumuzda Akdeniz kentlerinin sorunlarını, çözüm süreçlerini konuşmak için bir araya geldik. Muğla’mız coğrafi konumu sebebiyle küresel iklim krizin en çok hisseden illerden biri. Bu nedenle Muğla olarak Sıfır Atık projesi olsun, güneş panelleri sistemleri olsun, deniz kıyı temizliği olsun, Fethiye Körfezi’nin dip çamuru temizliği konusu olsun zaten bir farkındalıkla harekete geçerek bu hususlarda önemli adımlar attık. Kıyı temizliği için 14 teknemiz ile kıyılarımızı temizliyoruz. Gökova ve Bodrum’da Posidonia çayırlarının dip haritasını çıkarttık ve nasıl korunacağı hakkında çalışmalar yapıyoruz. Gerçekleştirmeyi planladığımız bir diğer proje ise Akyaka Azmak Nehrindeki teknelerin motorlarının elektrikli motorlara dönüştürülmesi. Kirliliği azaltmak ve sürdürülebilir enerji açısından önemli bulduğumuz noktalardan birisi. Yerel yönetimler bu iklim krizi çözüm çalışmalarında baş aktörlerdir. Destekleri bu nedenle çok önemlidir. Bizler Muğla Büyükşehir Belediyesi olarak bölgede yapılan ve yapılacak olan tüm çalışmalara katılıp destek olmaya hazırız. “ dedi. Vali Vekili İsmail Soykan; “Sıfır atık kültürünü eğitim kurumlarımızda en temelden inşa ediyoruz” Akdeniz İklim Zirvesi’nde konuşan Muğla Vali vekili İsmail Soykan Akdeniz Havzası’nın tarih boyunca önemli medeniyetlerin buluştuğu bir coğrafya olduğunu belirtti. Soykan; “Şehrimizin geleceğini korumak; doğasını, denizini, kıyısını, ormanını, suyunu korumakla eş değerdir. Bu nedenle bu önemli işi eğitimden ele alarak başladık. Okullarda çocuklarımıza çevre bilinci ve sıfır atık kültürünü eğitim kurumlarımızda en temelden inşa ediyoruz.” dedi. Akdeniz İklim Zirvesi’nin ilk günü açılış konuşmaları ardından Dirençli Bir Akdeniz Yerel Liderlik ve Bölgesel işbirliğini Güçlendirilmesi, Ortak Zorluklardan Bölgesel Eyleme oturumları ile devam etti. Akdeniz İklim Zirvesi’nin ikinci günü olan 29 Eylül Salı günü COP31’e Doğru; Yerel İklim Eylemi Politika Diyaloğu, Değişen İklim Koşullarında Dirençli Kentler, Türkan Saylan Çağdaş Yaşam Merkezi’nde düzenlenecek.

Bugün Doğan Bebekler İki Kat Daha Fazla "Yangın Havası"na Maruz Kalacak! Haber

Bugün Doğan Bebekler İki Kat Daha Fazla "Yangın Havası"na Maruz Kalacak!

Avrupa genelinde orman yangınları yıkıcı etkisini sürdürürken, Environmental Research Letters dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma çarpıcı bir gerçeği gözler önüne serdi. Mevcut iklim politikalarının devam etmesi durumunda, bugün doğan bebekler ömürleri boyunca büyükanne ve büyükbabalarına kıyasla iki kat daha fazla "yangın havası" koşullarıyla karşı karşıya kalacak. ​İspanya, Sırbistan ve Bosna Hersek'te devam eden orman yangınları, bu yaz Avrupa genelinde yaşanan krizin devamı niteliğini taşıyor. Henüz Ağustos ayı dahi başlamadan önce İstanbul'un yüzölçümünün yaklaşık yarısı büyüklüğündeki bir alan kül olmuş, yüzbinlerce kişi güvenli bölgelere tahliye edilmişti. Bu tablo, gelecek nesillerin karşılaşacağı riskleri yeniden gündemin merkezine taşıdı. ​Akdeniz Havzası'nda Risk Daha Büyük: Fazladan Beş Yıl ​Mevcut iklim politikalarının sürdüğü ve küresel ısınmanın yüzyıl sonuna kadar 2,6°C’yi aştığı senaryoyu temel alan araştırma, şu dikkat çekici sonuçları ortaya koyuyor: ​Bugün doğan bir çocuk, önceki nesillere kıyasla yaşamı boyunca fazladan üç yıl boyunca yangın havası koşullarıyla yaşayacak. ​Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası'nda ise bu olumsuz sürenin beş yıla kadar uzayabileceği öngörülüyor. ​"Yangın Havası" Nedir? ​Sıcak, kuru ve rüzgârlı hava koşullarını ifade eden "yangın havası" kavramı; yangın çıkma olasılığını artırıyor, alevlerin daha hızlı yayılmasına yol açıyor ve söndürme çalışmalarını sekteye uğratıyor. İklim değişikliği bu koşulların sıklığını ve şiddetini tırmandırdığı için, orman yangını riski artık daha önce nadir görülen coğrafyalarda ve mevsimlerde bile kendini gösteriyor. ​Tehlikeyi Azaltmak Hâlâ Mümkün ​Araştırmanın en umut verici yönü ise bu geleceğin henüz kesinleşmemiş olması. Emisyonların Paris Anlaşması'nın hedeflediği 1,5°C sınırına uygun şekilde azaltılması hâlinde tablonun ciddiyeti hafifletilebiliyor: ​Avrupa genelinde maruziyet 1,3 yıl azaltılabilecek. ​Yalnızca Güney Avrupa'da bu kazanç 2 yıldan fazla olacak. ​Uzmanlardan "İklim Adaleti ve Yatırım" Vurgusu ​Çalışmanın başyazarı ve Belçika’daki Vrije Universiteit Brussel’dan (VUB) doktora araştırmacısı Rosa Pietroiusti, iklim krizindeki sorumluluğu en az olan gençlerin sonuçları en ağır şekilde yaşayacağına dikkat çekerek, "Gençlerin öncülük ettiği iklim adaleti hareketleri ve hukuki girişimler tam da bu nedenle hükümetlerden ve şirketlerden daha iddialı adımlar talep ediyor" dedi. ​VUB Profesörü Wim Thiery ise güneş ve rüzgâr enerjisi maliyetlerinin düşmesiyle fosil yakıt kullanımında hızlı kesintiler yapmanın kesinlikle mümkün olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: ​"Önlediğimiz her bir derecelik ısınma, bir çocuğun yaşamı boyunca maruz kalacağı yangın riskinin azalmasını sağlar; onlara dolu dolu ve daha sağlıklı bir yaşam ve eğitim fırsatı verir. Paris Anlaşması’na uygun olarak fosil yakıt emisyonlarını azaltmak - yangın önleme, hazırlıklılık ve daha dayanıklı peyzajlara yapılan yatırımlarla birlikte - genç Avrupalıları amansız ve ölümcül olabilecek yangın sezonlarından koruyabilmek için hayati önemde." Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Environmental Research Letters

Tarlalarda Sessiz Tehlike! Haber

Tarlalarda Sessiz Tehlike!

Enerji ve İstihbarat Birimi’nin (ECIU) yeni araştırması, iklim değişikliğinin tarım işçileri üzerinde yarattığı "ısı stresi" krizinin boyutlarını gözler önüne seriyor. Uzmanlar, küresel çapta yaşanan bu dramatik değişimin gıda fiyatlarını artırabileceği ve Türkiye’nin tarımsal üretim merkezlerini ciddi bir riskle karşı karşıya bıraktığı konusunda uyarıyor. ​İklim krizi, etkisini sadece aşırı hava olaylarıyla değil, çalışma yaşamını derinden sarsan "ısı stresi" ile de hissettiriyor. ECIU tarafından yapılan ve 15 ülkeyi kapsayan çalışma, tarım işçilerinin iklim değişikliğinin bedelini hem sağlıkları hem de verimlilikleriyle ödediğini ortaya koyuyor. ​Tarımda Kayıp Saatler: %98’lik Artış ​2025 Lancet Countdown raporuna göre, rekor sıcaklıkların yaşandığı 2024 yılında, küresel ölçekte 640 milyar potansiyel çalışma saati sıcağa maruz kalma nedeniyle kaybedildi. Bu rakam, 1990-1999 dönemine kıyasla %98’lik korkutucu bir artışa işaret ediyor. ​Araştırmanın en çarpıcı bulgusu ise iş gücü kayıplarının odağında tarım sektörünün olması. Küresel çalışma saati kayıplarının %63,5’i doğrudan tarım işçilerinden kaynaklanıyor. İnsani Gelişme Endeksi düşük olan ülkelerde ise bu oran %75,5’e kadar tırmanıyor. ILO’nun projeksiyonları, 2030 yılına kadar ısı stresi kaynaklı GSYH kaybının 2,4 trilyon dolara ulaşacağını öngörüyor. ​Türkiye: "İklim Krizinin Sıcak Noktası" ​Akdeniz Havzası'nda yer alması nedeniyle küresel ortalamadan daha hızlı ısınan Türkiye, tarımsal üretimde büyük risk altında. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’nden Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, durumu şu sözlerle özetliyor: ​"Çukurova, Ege ve Güneydoğu Anadolu ovaları hem sıcağın hem de nemin yoğunlaştığı yerler. 'Yaş termometre sıcaklığı' (wet-bulb) dediğimiz yöntemle ölçtüğümüzde, nemin yüksek olduğu bu bölgelerde vücudun soğuma yeteneği tamamen kayboluyor. Bu durum, 12 saati bulan hasat dönemlerinde çalışan işçiler için doğrudan hayati risk demek." ​Lund Üniversitesi’nden Dr. Sinem Kavak ise özellikle Şanlıurfa, Hatay, Adana ve Antalya gibi üretimin yoğun olduğu illere dikkat çekiyor: "Dar gelirliler, yoksul çiftçiler ve mevsimlik işçiler bu kavurucu sıcakların etkisini çok daha fazla hissediyor. Tarlalarda gölgelik alan ve içme suyuna erişim gibi temel ihtiyaçların bile kısıtlı olması durumu daha da kötüleştiriyor." ​"Süper" El Niño ve Gıda Fiyatları ​Araştırmacılar, bu yıl etkili olması beklenen "süper" El Niño’nun mevcut iklim krizini daha da derinleştireceği konusunda hemfikir. El Niño; pirinç, kahve, şeker ve buğday gibi temel mahsullerin verimini düşürerek küresel gıda fiyatlarında yeni bir enflasyon dalgasını tetikleyebilir. ​Brezilya’da 2024 yılında işçi başına 295 saatlik iş gücü kaybı yaşanması, Türkiye’nin de gıda tedarik zincirindeki kırılganlığı artırıyor. ​Çözüm İçin "Temel Halk Sağlığı Zorunluluğu" ​Uzmanlar, iklim değişikliğinin yarattığı bu eşitsiz yükü hafifletmek için şu adımların atılması gerektiğini vurguluyor: ​Çalışma Saatlerinin Düzenlenmesi: Sıcağın zirve yaptığı öğle ve ikindi saatlerinden işin kaydırılması. ​Altyapı Desteği: Tarlalarda gölgelik alanlar, serinleme istasyonları ve temiz içme suyuna kesintisiz erişim. ​Doğa Dostu Tarım: Kıtalararası Organik Çiftçiler Ağı Başkanı Shamika Mone’nin belirttiği gibi; gölge ağaçları dikmek ve çeşitli mahsul desenlerine geçmek, çiftlik içi sıcaklıkları düşürebilir. ​Sistematik Uyum Politikaları: Erken uyarı sistemlerinin ülke genelinde, tarlalarda uygulanabilir hale getirilmesi. ​Türkiye için artık mesele sadece "ne kadar ısınacağımız" değil, bu aşırı ısıyı hangi koşullarda, kimin göğüsleyeceği sorusuna yanıt bulmak haline gelmiş durumda. Uzmanlara göre, alınacak önlemler bir "lüks" değil, temel bir halk sağlığı ve gıda güvenliği zorunluluğudur. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

Yağışlı Kış Yanıltmasın: 2026 Yazında Büyük Yangın Riski Kapıda! Haber

Yağışlı Kış Yanıltmasın: 2026 Yazında Büyük Yangın Riski Kapıda!

Kamuoyunda oluşan "kış yağışlı geçti, yangın olmaz" algısı büyük bir hataya dönüşebilir. Uzmanlar uyarıyor: Yağışlar orman altı örtüsünü ve otları coşturdu; Temmuz ayında beklenen %82'lik El Niño dalgası bu bitkileri canlı birer bombaya dönüştürebilir. Türkiye genelinde bol yağışlı geçen kış ve ilkbahar ayları, kamuoyunda yanıltıcı bir rahatlama hissi yarattı. Ancak Doç. Dr. Okan Ürker’in analizlerine göre, orman yangını riski sadece düşen yağış miktarıyla değil, peyzajda biriken "yakıt yükü" ve yazın yaşanacak kuruma hızıyla belirleniyor. 2026 yazına girerken hidrolojik göstergeler olumlu görünse de, kapıdaki El Niño tehlikesi Akdeniz Havzası için tam bir risk çarpanı haline gelmiş durumda. Yangın Üçgeni ve "Yakıt Yükü" Yönetimi Nedir? Orman yangınlarının arkasındaki bilimsel gerçeği anlamak için yangın üçgenine bakmak gerekiyor. Bir yangının başlaması ve büyümesi için üç unsur şart: Isi, oksijen ve yanıcı madde (yakıt). Havada bulunan oksijeni kontrol etmek imkansızdır. Isı kaynağını (insan hatası, yıldırım vb.) eğitimlerle azaltsak bile sıfıra indirmek mümkün değildir. Bu durumda geriye müdahale edebileceğimiz tek bir değişken kalıyor: Yanıcı maddeleri yönetmek. Yakıt Yükü Nedir? Orman yangınları literatüründe "yakıt"; benzin veya kömür değil; kuruyan otlar, çalılar, maki örtüsü, devrik ağaçlar, kozalaklar ve yerleşim yerlerinin etrafındaki her türlü yanıcı bitki atığıdır. Yağışlı kış sonrası hızla büyüyen bu otsu bitkiler, ani sıcaklık yükselişi ve kuru rüzgarlarla birleştiğinde en kolay tutuşan "ince yakıtlara" dönüşür. Temmuz 2026 İçin Korkutan Tahmin: %82 El Niño Olasılığı ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nin (NOAA) Mayıs 2026 değerlendirme raporu, yangın riskinin boyutunu gözler önüne seriyor. Rapora göre, Temmuz ayına kadar küresel olarak El Niño koşullarının gelişme ihtimali %82. Türkiye, El Niño’dan doğrudan etkilenmese de bu küresel doğa olayı Akdeniz Havzası'ndaki sıcak hava dalgalarını tetikliyor, yaz kuraklığını uzatıyor ve bağıl nemi kritik seviyelere düşürüyor. Kışın coşan otsu örtünün, El Niño kaynaklı aşırı sıcaklar ve insan ihmaliyle birleşmesi durumunda, özellikle Ege ve Akdeniz kuşağında yangınların hızla afete dönüşebileceği belirtiliyor. Yangınlar Artık Sadece "Orman İçi" Bir Mesele Değil Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi (EFFIS) verilerine göre, 2025 yılında Avrupa Birliği genelinde yanan alan miktarı tarihi rekor kırdı. Türkiye'de de benzer bir tablo hakim. Geçtiğimiz yıl çıkan yangınların çok büyük bir kısmı ormanlık alanların dışında başlayıp rüzgarla ormana sıçradı. Bugün gelinen noktada yangın riski orman sınırlarını aşarak şu alanları tehdit ediyor: Tarım arazileri, anız bölgeleri ve boş parseller Yol kenarları ve enerji nakil hatlarının çevresi Yazlık siteler, kırsal mahalleler ve kır-kent arayüzleri Yangın Sezonu Öncesi Kim, Ne Yapmalı? Yangınla mücadelede başarı, sadece uçak ve helikopter sayısıyla ölçülemez. Asıl başarı, yangın hiç çıkmadan önce yapılan risk azaltımı ve temizlik çalışmalarıdır. Haziran, Temmuz ve Ağustos ayları geldiğinde önlem almak için artık çok geç kalınmış olacak. İşte kurumlar, yerel yönetimler ve vatandaşlar düzeyinde acilen tamamlanması gereken hazırlıklar: 1. Kurumlar (OGM ve Bakanlıklar) Sadece müdahale değil, önleyici yakıt yönetimi planlanmalı. Riskli alanlarda mekanik seyreltme, budama, enerji hatları çevresinde şerit temizliği yapılmalı ve bilimsel kontrollü yakma uygulamaları devreye alınmalı. 2. Belediyeler ve Yerel Yönetimler İtfaiye hazırlığının ötesine geçilmeli. Mahalle ve yazlık site çevrelerindeki boş parsellerde kuru ot temizliği zorunlu tutulmalı. Kaçış/tahliye yolları açık tutulmalı, su ikmal noktaları netleştirilmeli. 3. Vatandaşlar ve Çiftçiler Ev ve bahçe çevrelerinde "savunulabilir alanlar" yaratılmalı. Çatılarda ve oluklarda biriken kuru yapraklar temizlenmeli; tüp, odun, plastik gibi yanıcı maddeler ev duvarlarına bitişik istiflenmemeli. Kaynak, spiral, ot biçme ve biçerdöver gibi kıvılcım çıkaran işlemler günün en sıcak ve rüzgarlı saatlerinde kesinlikle yapılmamalı. Orman yangınları artık sadece ormancıların değil; turizmciden çiftçiye, belediyeden her bir vatandaşa kadar hepimizin ortak sorumluluğudur. Yangına dirençli peyzajlar oluşturmak, afeti kapımızdan uzak tutmanın tek yoludur.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.