Hava Durumu

#Avrupa

Kırsal Haber - Avrupa haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Avrupa haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Matlı: “Mevcut Oda Hizmetlerini Vizyon 2040 ile Yeni Bir Ölçeğe Taşıyacağız” Haber

Matlı: “Mevcut Oda Hizmetlerini Vizyon 2040 ile Yeni Bir Ölçeğe Taşıyacağız”

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkan Adayı Özer Matlı, Odanın dijital hizmet, teknoloji transferi, test, Ar-Ge ve mesleki eğitim çalışmalarını Vizyon 2040 kapsamında yeniden yapılandıracaklarını açıkladı. Matlı; BTSO ONE, TechBridge Europe, BUTEKOM X, Bursa UstaTek ve BUTGEM Next projeleriyle mevcut hizmetlerin kapsamını genişleteceklerini ve her projeyi 60 bin üyeye yansıyan ekonomik sonuçlarla ölçeceklerini söyledi. BTSO ONE mobil uygulamayı üye işletim sistemine dönüştürecek Mevcut BTSO Mobil uygulaması haber, duyuru ve etkinliklerin yanı sıra borç, oda sicil numarası ve kapasite raporu sorgulama işlevleri sunuyor. Ödeme, belge talebi ve diğer çevrim içi işlemler ise farklı ekranlardan yürütülüyor. Özer Matlı'nın BTSO ONE projesi bu kanalları tek hesap ve tek firma dosyasında birleştirecek. Üye ödeme, randevu, başvuru ve danışmanlık işlemlerini aynı uygulamadan başlatacak. Her dosyaya bir sorumlu ve hedef tarih atanacak; üye işlemin hangi aşamada olduğunu görecek ve dosya ancak sonucu doğruladığında kapanacak. Yapay zekâ destekli yönlendirme, karar veren ve sonuç alan dijital komiteler, güvenli oylama, canlı meclis ve şeffaf harcama ekranları da BTSO ONE içinde çalışacak. Teknoloji köprüleri, teknolojiyi ülkeye getirip üretime taşıyacak Odanın teknoloji transferi hizmetleri bugün üniversite-sanayi iş birliği, destek programlarına erişim, akademik girişimcilik, Ar-Ge koordinasyonu ve fikrî mülkiyet başlıklarında yürütülüyor. TechBridge Europe bu hizmete Avrupa'dan doğrudan teknoloji edinme ve bunu Bursa'da üretime alma koordinasyon işlevini ekleyecek. TechBridge Europe ile Avrupa'dan şirket veya teknoloji satın alma, lisanslama, ortak girişim ve ekip transferi işlemleri teknik inceleme, ticari doğrulama, finansman ve entegrasyon planıyla yönetilecek. Dört yılda 20'nin üzerinde teknoloji edinimi, ortaklık ve lisanslama işlemi hedefleniyor. Edinilen teknoloji Bursa'da yeni ürüne, gelire ve nitelikli istihdama dönüştürülecek. BUTEKOM X teknolojiyi ürüne ve pazara bağlayacak BUTEKOM bugün Ar-Ge, test ve analiz, teknik destek, numune üretimi, raporlama, eğitim ve danışmanlık hizmetleri veriyor. Tekstil ve Teknik Tekstil Mükemmeliyet Merkezi, İleri Kompozit Malzemeler Araştırma ve Mükemmeliyet Merkezi ile BUTEXCOMP prototip altyapısı bu yapı içinde faaliyet gösteriyor. BUTEKOM X ile mevcut hizmetler mobilite, medikal teknolojiler, robotik, sensörler, elektronik, gıda ve biyo-ekonomi, yeşil teknolojiler ile endüstriyel yazılıma genişletilecek. Test, prototip, akredite doğrulama, ortak Ar-Ge ve pilot üretim tek erişim düzeninde birleştirilecek. Merkezin başarısı cihaz veya bina sayısıyla değil; doğrulanan ürün, kısalan pazara çıkış süresi, patent, lisans ve satış geliriyle ölçülecek. BUTEKOM X'te test sonucu rafta kalmayacak. Her çalışma ürün geliştirme ve ticarileştirme dosyasına bağlanacak. KOBİ yeni ürününü Bursa'da geliştirecek, doğrulayacak ve pazara hazırlayacak. Bursa UstaTek, yeni nesil meslek lisesi kampüsü olacak ve diğer meslek liseleri yenilenecek Odanın mevcut mesleki eğitim faaliyetleri BUTGEM ve sektörel eğitim merkezlerinde meslek edindirme, uzmanlaşma ve uygulamalı teknik eğitim programlarıyla yürütülüyor. Matlı, Bursa UstaTek'in bir eğitim kurumu olarak kurulacağını vurguladı. Sanayinin içinde kurulacak yeni nesil meslek lisesi kampüsünün ilk uygulaması Beşevler Küçük Sanayi Sitesi'nde başlayacak. Teknoloji ile donatılacak lisede, öğrenciler usta eğiticilerle uzun süreli eşleştirilecek; modern atölyelerde ve gerçek üretim ortamında eğitim alacak. Girişimcilik ve doğrudan istihdam desteği de okul modelinin parçası olacak. Nitelikli istihdamın tüm sektörler için öncelikli olduğunu söyleyen Matlı, “Bursa’daki meslek liselerinin günümüz şartlarında daha verimli hale gelmesini hedefliyoruz. Daha önce hayata geçirdiğimiz Hamidiye Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi örneğinden yola çıkarak, bunu bütün meslek liselerine yaygınlaştıracağız.” diyerek açıklamalarda bulundu. BUTGEM Next beceriyi istihdam sonucuna bağlayacak BUTGEM bugün otomotiv-metal-makine, tekstil, endüstriyel otomasyon ve mekatronik, bilişim, enerji, inşaat ve hizmet alanlarında meslek edindirme, uzmanlık ve işletmelere yönelik modüler eğitimler veriyor. BUTGEM Next bu programları işverenlerin gerçek yetkinlik ihtiyacına göre yeniden düzenleyecek. Yetkinlikler uygulamalı sınavlar ve dijital kayıtlarla doğrulanacak. Başarı kurs ve sertifika sayısıyla değil; kapanan beceri açığı, işe yerleşme, yeni göreve geçiş ve istihdamın kalıcılığıyla ölçülecek. Mobilite, elektrifikasyon, yeşil üretim, medikal, gıda, ticaret ve hizmet alanlarında yeni programlar açılacak. Bütün projeler tek ekonomik sonuç zincirinde çalışacak Odanın üretim alanı, dijital hizmet, teknoloji, test ve mesleki eğitim çalışmaları bugün farklı birimler ve işlem kanalları üzerinden yürütülüyor. Matlı, Vizyon 2040'ın üstünlüğünün bu hizmetleri tek ekonomik sonuç zincirinde birleştirmesi olduğunu söyledi.

Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı Haber

Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı

Dünya genelinde sıcaklık rekorlarının kırıldığı 2026 yazı, iklim krizinin yıkıcı etkilerini bir kez daha gözler önüne serdi. Climate Central tarafından hazırlanan son analiz, bu yaz 1,5 milyardan fazla insanın iklim değişikliği nedeniyle artan riskli sıcak günlere en az bir ay boyunca maruz kaldığını ortaya koydu. İklim krizinden en çok etkilenen ülkelerden biri olan Türkiye’de ise vatandaşlar yaz boyunca fazladan bir aydan fazla süreyi aşırı sıcakların gölgesinde geçirdi. Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı Çalışmanın verilerine göre, küresel ısınma Türkiye’de ortalama bir kişinin fazladan 32 gün boyunca riskli sıcaklara maruz kalmasına yol açtı. 1991-2020 dönemindeki sıcaklıkların %90’ından daha yüksek olan günleri kapsayan "riskli sıcak gün" tanımı, insan sağlığını doğrudan tehdit eden eşik değerlerin aşıldığı dönemleri ifade ediyor. Türkiye genelinde 54,3 milyon kişi en az 30 gün boyunca bu yüksek riskli sıcaklıkları deneyimledi. Aşırı Sıcaklardan En Çok Etkilenen İller Türkiye’de iklim değişikliği kaynaklı fazladan riskli sıcak gün sayısının en yüksek kaydedildiği şehirler şu şekilde sıralandı: Adana: 40 gün Gaziantep: 39 gün İstanbul: 37 gün Bursa: 34 gün İzmir: 33 gün Küresel Bilanço: Asya’da 2,8 Milyar Kişi, Avrupa’da Rekor Sıcaklar Climate Central analizi, küresel çapta da tablonun vahametini ortaya koyuyor: Asya Kıtası Başı Çekiyor: Dünya nüfusunun %25’i her gün iklim krizinin etkilerini hissetti. Asya’da kıta nüfusunun %58’ine denk gelen 2,8 milyar insan, en az 30 gün boyunca riskli sıcaklarla mücadele etti. Avrupa Rekor Kırtı: Olağan dışı sıcaklıkların en yoğun görüldüğü ilk 10 ülkeden 7’si Avrupa’da yer aldı. Her 10 Avrupalıdan 9’u (%89) bir ay boyunca riskli sıcaklıklara maruz kaldı. Fransa, İtalya ve Birleşik Krallık dahil 54 ülkede 1970-2026 yılları arasındaki en sıcak Haziran-Ağustos dönemi yaşandı. Afrika’da Biyoçeşitlilik Tehlikede: Altı Afrika ülkesinde yaz günlerinin en az %95’inde iklim değişikliğinin güçlü etkileri görüldü. Bu durum rekor düzeyde orman yangınlarına, kuraklığa ve sağlık sistemlerinin kilitlenmesine neden oldu. Toplamda 203 ülkede ortalama bir kişi, iklim krizinin doğrudan hissettirdiği en az 30 sıcak gün geçirdi. Uzman Değerlendirmesi: "Gerçek Rakamlar Çok Daha Yüksek Olabilir" Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, açıklanan verilerin ihtiyatlı bir alt sınır olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtti: “Türkiye bu yaz, iklim değişikliği olmasaydı yaşamayacağı 32 riskli sıcak gün geçirdi. Riskli sıcak gün, insan sağlığı açısından eşik sayılan sıcaklığın aşıldığı gün demek. O eşiğin üstüne çıkıldığında hastane başvuruları da ölümler de hızla artıyor. Eşik ise 1991-2020 ortalamasına, yani zaten ısınmış bir döneme göre belirlendi. Hesap, günlük ortalama sıcaklığa dayanıyor ve nemi dikkate almıyor. Oysa Ege ve Akdeniz kıyısında insanı asıl çökerten şey nemli sıcaktır. İkinci sorun ise çözünürlük. Kullanılan verinin hücreleri yaklaşık 25 kilometre ve kentin içini ayırt edemiyor; örneğin İzmir'de gölgeli bir sahal mahallesiyle beton yoğun bir iç mahalle arasındaki sıcaklık farkını göremiyor. Yapılması gereken belli: Sıcak hava dalgalarına erken uyarı, kent ölçeğinde ısı haritaları ve bunlara bağlanmış bir sağlık planı. COP31'e hazırlanan bir ülke, önce kendi nüfusunun sıcağa ne kadar maruz kaldığını ölçebilmeli.” BM’den Acil Çağrı: "Fosil Yakıt Bağımlılığını Bırakmalıyız" Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDÇS) İcra Sekreteri Simon Stiell ise iklim krizinin ekonomik ve insani maliyetine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Sağlığı tehdit eden aşırı sıcaklarla bir ay daha karşı karşıya kalan bir milyardan fazla insan, insanlığın kömür, petrol ve doğalgaz yakma bağımlılığının yol açtığı iklim krizinin giderek artan maliyetlerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Hayatlar ve geçim kaynakları büyük ölçekte mahvoluyor, sağlık sistemleri baskı altında, işletmeler zorlanıyor ve bedelini tüm ekonomiler ödüyor. Ancak çözümler açık: Fosil yakıtlardan daha ucuz ve daha güvenli olan temiz enerjiye daha hızlı geçiş yapmak, iklim direncini artırmak ve ormanları korumak.”

Bugün Doğan Bebekler İki Kat Daha Fazla "Yangın Havası"na Maruz Kalacak! Haber

Bugün Doğan Bebekler İki Kat Daha Fazla "Yangın Havası"na Maruz Kalacak!

Avrupa genelinde orman yangınları yıkıcı etkisini sürdürürken, Environmental Research Letters dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma çarpıcı bir gerçeği gözler önüne serdi. Mevcut iklim politikalarının devam etmesi durumunda, bugün doğan bebekler ömürleri boyunca büyükanne ve büyükbabalarına kıyasla iki kat daha fazla "yangın havası" koşullarıyla karşı karşıya kalacak. ​İspanya, Sırbistan ve Bosna Hersek'te devam eden orman yangınları, bu yaz Avrupa genelinde yaşanan krizin devamı niteliğini taşıyor. Henüz Ağustos ayı dahi başlamadan önce İstanbul'un yüzölçümünün yaklaşık yarısı büyüklüğündeki bir alan kül olmuş, yüzbinlerce kişi güvenli bölgelere tahliye edilmişti. Bu tablo, gelecek nesillerin karşılaşacağı riskleri yeniden gündemin merkezine taşıdı. ​Akdeniz Havzası'nda Risk Daha Büyük: Fazladan Beş Yıl ​Mevcut iklim politikalarının sürdüğü ve küresel ısınmanın yüzyıl sonuna kadar 2,6°C’yi aştığı senaryoyu temel alan araştırma, şu dikkat çekici sonuçları ortaya koyuyor: ​Bugün doğan bir çocuk, önceki nesillere kıyasla yaşamı boyunca fazladan üç yıl boyunca yangın havası koşullarıyla yaşayacak. ​Türkiye'nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası'nda ise bu olumsuz sürenin beş yıla kadar uzayabileceği öngörülüyor. ​"Yangın Havası" Nedir? ​Sıcak, kuru ve rüzgârlı hava koşullarını ifade eden "yangın havası" kavramı; yangın çıkma olasılığını artırıyor, alevlerin daha hızlı yayılmasına yol açıyor ve söndürme çalışmalarını sekteye uğratıyor. İklim değişikliği bu koşulların sıklığını ve şiddetini tırmandırdığı için, orman yangını riski artık daha önce nadir görülen coğrafyalarda ve mevsimlerde bile kendini gösteriyor. ​Tehlikeyi Azaltmak Hâlâ Mümkün ​Araştırmanın en umut verici yönü ise bu geleceğin henüz kesinleşmemiş olması. Emisyonların Paris Anlaşması'nın hedeflediği 1,5°C sınırına uygun şekilde azaltılması hâlinde tablonun ciddiyeti hafifletilebiliyor: ​Avrupa genelinde maruziyet 1,3 yıl azaltılabilecek. ​Yalnızca Güney Avrupa'da bu kazanç 2 yıldan fazla olacak. ​Uzmanlardan "İklim Adaleti ve Yatırım" Vurgusu ​Çalışmanın başyazarı ve Belçika’daki Vrije Universiteit Brussel’dan (VUB) doktora araştırmacısı Rosa Pietroiusti, iklim krizindeki sorumluluğu en az olan gençlerin sonuçları en ağır şekilde yaşayacağına dikkat çekerek, "Gençlerin öncülük ettiği iklim adaleti hareketleri ve hukuki girişimler tam da bu nedenle hükümetlerden ve şirketlerden daha iddialı adımlar talep ediyor" dedi. ​VUB Profesörü Wim Thiery ise güneş ve rüzgâr enerjisi maliyetlerinin düşmesiyle fosil yakıt kullanımında hızlı kesintiler yapmanın kesinlikle mümkün olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: ​"Önlediğimiz her bir derecelik ısınma, bir çocuğun yaşamı boyunca maruz kalacağı yangın riskinin azalmasını sağlar; onlara dolu dolu ve daha sağlıklı bir yaşam ve eğitim fırsatı verir. Paris Anlaşması’na uygun olarak fosil yakıt emisyonlarını azaltmak - yangın önleme, hazırlıklılık ve daha dayanıklı peyzajlara yapılan yatırımlarla birlikte - genç Avrupalıları amansız ve ölümcül olabilecek yangın sezonlarından koruyabilmek için hayati önemde." Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Environmental Research Letters

Veysel Memiş: "İspanya’da 12,5 Kat, Bulgaristan’da 11,6 Kat İhracat Artışı Sağladık" Haber

Veysel Memiş: "İspanya’da 12,5 Kat, Bulgaristan’da 11,6 Kat İhracat Artışı Sağladık"

Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (AHBİB), temmuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 artışla 173,5 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Birlik, yılın yedinci ayında en yüksek ihracat değerlerine İran, Irak ve Suriye pazarlarında ulaşırken, İspanya ve Bulgaristan'a yönelik ihracatındaki yüksek oranlı artışlarla da dikkat çekti. AHBİB Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, temmuz ayında 1,1 milyar dolar düzeyinde gerçekleşen ulusal sektör ihracatından yüzde 15,3 oranında pay aldıklarını belirtti. Bölge ihracatçılarının geleneksel pazarlardaki konumunu korurken yeni ve yüksek büyüme potansiyeline sahip pazarlarda da önemli kazanımlar elde ettiğini kaydeden Veysel Memiş, “Yakın coğrafyamızdaki güçlü pazarlarımızın yanı sıra Avrupa, Afrika, Asya ve Latin Amerika'da elde ettiğimiz artışlar, Türk hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamullerinin küresel pazarlardaki rekabet gücünü gösteriyor. Önümüzdeki dönemde mevcut pazarlarımızdaki payımızı artırırken yeni pazarlara erişim çalışmalarımıza da ağırlık vereceğiz." dedi. “Bakliyat, bitkisel yağlar ve pastacılık ürünleri ihracatın yüzde 63’ünü taşıdı” AHBİB üyesi ihracatçıların temmuz ayında toplam 206 bin 411 ton ürünü uluslararası pazarlara ulaştırdığını belirten Veysel Memiş, en fazla ihracatın bakliyat, bitkisel yağlar ve pastacılık ürünleri gruplarında gerçekleştirildiğini söyledi. Veysel Memiş, “Birliğimizin ürün grupları bazındaki ihracatında bakliyat 36,3 milyon dolarlık değer ve yüzde 22 payla ilk sırada yer alırken, bitkisel yağlar 35,8 milyon dolarlık ihracatla toplam dış satımın yüzde 21'ini oluşturdu. Pastacılık ürünleri ise 32,8 milyon dolarlık ihracat ve yüzde 20 payla üçüncü sırada yer aldı. Kırmızı mercimek ihracatı miktar bazında yüzde 101, değer bazında yüzde 65 artarak 26,6 milyon dolara ulaştı. Böylece kırmızı mercimek tek başına toplam Birlik ihracatının yaklaşık yüzde 16'sını oluşturdu. Şeker, diğer gıda müstahzarları, margarin, soya yağı ve fraksiyonları ile yağlı tohum ve meyvelerin un ve küspesi ürünleri, ihracat değerindeki yükselişleriyle öne çıktı.” diye konuştu. “İspanya’da 12,5 kat, Bulgaristan’da 11,6 kat ihracat artışı sağladık” Bölge ihracatını ülkelere göre değerlendiren Veysel Memiş, temmuz ayında en fazla dış satım yaptıkları ülkelerin başında İran, Irak ve Suriye’nin geldiğini belirtti. İspanya ve Bulgaristan başta olmak üzere birçok pazarda elde edilen güçlü artışların ise ihracatın coğrafi çeşitliliğini desteklediğini ifade eden Başkan Veysel Memiş, şunları söyledi: “İran’a yönelik ihracatımızı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 123 artırarak 21,3 milyon dolara yükselttik. Irak’a 16,8 milyon dolar, Suriye’ye ise 9,9 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Özellikle İspanya ve Bulgaristan pazarlarında kaydettiğimiz yüksek oranlı artışlar dikkat çekti. İspanya’ya ihracatımız yüzde 1.250 artışla 8,6 milyon dolara, Bulgaristan’a ihracatımız ise yüzde 1.063 artışla 7,4 milyon dolara ulaştı. Bunun yanı sıra Sudan, Libya ve ABD gibi pazarlarda da ihracatımızı önemli ölçüde artırdık. Bu tablo, ihracatçılarımızın farklı coğrafyalardaki fırsatları değerlendirdiğini ve pazar çeşitliliğimizi güçlendirdiğini gösteriyor.” Küresel gıda ticaretinde fiyat hareketleri, tedarik zincirlerindeki değişimler ve bölgesel gelişmelerin ihracatçılar açısından yeni fırsat ve riskleri beraberinde getirdiğine dikkati çeken Veysel Memiş, rekabet gücünün korunması için katma değerli üretim ve pazar çeşitliliğinin önem kazandığını vurguladı. Veysel Memiş, "2026'da ihracatçılarımız değişen küresel ticaret koşullarına uyum sağlarken yeni pazarlara erişim konusunda da önemli mesafe aldı. Önümüzdeki dönemde ürün çeşitliliğimizi ve katma değerli üretim kapasitemizi artırarak sürdürülebilir ihracat artışını hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Keçiler Ormanlara Dönmelidir Haber

Keçiler Ormanlara Dönmelidir

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, orman yangınlarının önlenmesi için geleneksel hayvancılık yöntemlerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Gürer, ormanlarda keçi ve koyun yetiştiriciliğinin teşvik edilmesinin, yangın riskinin azaltılmasına önemli katkı sağlayacağını ifade etti. ÇOBANLARIN VARLIĞI YANGIN RİSKİNİ AZALTIYOR Geçmiş yıllarda orman alanlarında keçi yetiştiriciliği yapan üreticilerin, keçilerin ormanlara zarar verdiği gerekçesiyle bu alanlardan uzaklaştırıldığını hatırlatan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Avrupa'da ise tam tersine bir yaklaşımın benimsendiğini belirtti. Ömer Fethi Gürer, bazı Avrupa ülkelerinde orman yangınlarının önlenmesi amacıyla keçi ve koyun yetiştiriciliğinin yeniden yaygınlaştırılmasının tartışıldığını vurgulayarak, çobanların ormanlık alanlardaki varlığının dip örtüsünün temizlenmesinde önemli rol oynadığını dile getirdi. TÜRKİYE'DE DE ÇALIŞMA BAŞLATILMALI CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye'de de benzer uygulamaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek, ormanlarda yeniden keçi yetiştiriciliğinin teşvik edilmesi için kapsamlı çalışmalar yapılmasının artık bir ihtiyaç hâline geldiğini söyledi. Keçilerin otlama faaliyetleri sayesinde kuru otların ve yanıcı bitki örtüsünün temizlendiğini ifade eden Gürer, bu durumun olası yangınların yayılma riskini azaltabileceğine dikkat çekti. KEÇİ VARLIĞINDA BÜYÜK DÜŞÜŞ Türkiye'deki keçi varlığının yıllar içinde önemli ölçüde azaldığını da hatırlatan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 1980'li yıllarda yaklaşık 19 milyon olan keçi sayısının günümüzde 11 milyon civarına kadar gerilediğini belirtti. Gürer, "Orman yangınlarının önlenmesinde etkili bir yöntem olduğu görüldüğüne göre, ormanlık alanlarda yeniden keçi yetiştiriciliğinin desteklenmesi ve çobanların bu alanlarda bulunmasının sağlanması gerekiyor. Bu konu vakit kaybetmeden değerlendirilmeli ve gerekli adımlar atılmalıdır." dedi

Avrupa Çöpünden Kurtulacak Diye Akdeniz’i Feda Edemezsiniz! Haber

Avrupa Çöpünden Kurtulacak Diye Akdeniz’i Feda Edemezsiniz!

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda Mersin Körfezi’ndeki plastik ve mikroplastik kirliliğini gündeme taşıdı. Bir yıl önce verdiği soru önergesine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının “izliyoruz, denetliyoruz, takip ediyoruz” yanıtını verdiğini hatırlatan Kış, “Bir yıldır neyi izliyorsunuz? Denetliyorsanız bu kirlilik nasıl bu noktaya geldi? Önlem aldıysanız Mersin sahilleri neden bu hâlde?” diye sordu. CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı gündem dışı konuşmada Mersin Körfezi’ndeki çevre kirliliği, plastik atık ithalatı ve mikroplastik tehdidine dikkat çekti. Mersin’in 321 kilometrelik sahili, eşsiz koyları ve bereketli deniziyle Akdeniz’in en önemli kentlerinden biri olduğunu belirten Kış, kentin doğal varlıklarının ciddi bir kirlilik tehdidi altında olduğunu söyledi. “BİR YILDIR NEYİ İZLİYORSUNUZ?” Kış, 3 Haziran 2025 tarihinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına verdiği soru önergesini hatırlatarak deniz suyundaki bozulma, sanayi ve tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirlilik, halk sağlığına yönelik riskler ve Seyhan Nehri’nin Mersin Körfezi’ne taşıdığı kirletici yük konusunda Bakanlığı uyardığını söyledi. Bakanlığın önergesine verdiği yanıtı “İzliyoruz, denetliyoruz, takip ediyoruz.” sözleriyle özetleyen Kış, aradan geçen bir yılda tablonun daha da ağırlaştığını vurguladı. Kış, şöyle konuştu: “Aradan tam bir yıl geçti. Mersin’in sahillerine baktığımızda plastik atıklar kıyılarımıza vuruyor, mikroplastikler denizimize yayılıyor, vatandaşlarımız plastik atıkların arasında yüzmek zorunda kalıyor. O hâlde soruyorum: Bir yıldır neyi izliyorsunuz? Denetliyorsanız bu kirlilik nasıl bu noktaya geldi? Önlem aldıysanız sonucu nerede, Mersin sahilleri neden bu hâlde?” “SORUNU BİLİYORSUNUZ AMA ÇÖZÜM PLANINIZ YOK” Bakanlığın verdiği resmî yanıtta Mersin Körfezi’ndeki çevresel bozulmayı durdurmaya ve geri çevirmeye yönelik herhangi bir ekosistem restorasyon planının bulunmadığının belirtildiğine dikkat çeken Kış, “Yani sorunu biliyorsunuz ama çözüm planınız yok.” dedi. Mersin Körfezi’ndeki tablonun birkaç plastik şişe veya poşetten ibaret olmadığını vurgulayan Kış, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunun sistematik bir çevre problemine dönüştüğünü ifade etti. PLASTİK ATIK İTHALATI 437 BİN TONDAN 1 MİLYON 290 BİN TONA ÇIKTI Çin’in plastik atık ithalatını büyük ölçüde yasaklamasının ardından Avrupa’nın plastik atıklarının rotasının Türkiye’ye çevrildiğini belirten Kış, plastik atık ithalatındaki artışa dikkat çekti. Kış, “Türkiye, Avrupa’nın başlıca plastik atık varış noktalarından biri hâline geldi. 2018 yılında 437 bin ton olan plastik atık ithalatı, 2024 yılında yaklaşık 1 milyon 290 bin tona ulaştı.” ifadelerini kullandı. Kış, Türkiye’ye getirilen plastik atıkların ülkeye girişinden sonraki sürecin şeffaf biçimde takip edilmesi gerektiğini belirterek şu soruyu yöneltti: “Bu atıklar ülkeye girdikten sonra ne oluyor?” “SAATTE 5,3 MİLYARDAN FAZLA MİKROPLASTİK SU SİSTEMLERİNE KARIŞABİLİYOR” Mersin ve Adana’nın ithal plastiklerin işlendiği önemli merkezler hâline geldiğini söyleyen Kış, bilimsel araştırmalardaki çarpıcı sonuçları da Meclis kürsüsünden paylaştı. Geri dönüşüm tesislerinin aşağısındaki sulama kanallarında mikroplastik yoğunluğunun yukarıdaki noktalara kıyasla 132 kat artabildiğini, su sistemlerine ise saatte 5,3 milyardan fazla mikroplastik parçacığının karışabildiğini belirten Kış, bu kirliliğin yalnızca ortaya çıktığı bölgede kalmadığını söyledi. Kış, plastik ve mikroplastiklerin drenaj kanallarına ve tarımsal sulama sistemlerine, oradan Seyhan Nehri’ne, ardından Akdeniz’e ve Mersin Körfezi’ne taşınabildiğine dikkat çekti. “PLASTİĞİ DENİZE ULAŞTIKTAN SONRA TOPLAMAK ÇÖZÜM DEĞİL” Mersin Körfezi’ndeki mikroplastik kirliliğinin tamamını tek bir kaynağa bağlamadıklarını özellikle vurgulayan Kış; liman, tarım, balıkçılık ve sera faaliyetlerinin de kirlilik üzerinde etkisi bulunduğunu söyledi. Ancak araştırılması, denetlenmesi ve kaynağında engellenmesi gereken ciddi bir karasal kirlilik yükünün bulunduğunu belirten Kış, sorumluluğun kamu kurumlarında olduğunu ifade etti: “Denize ulaştıktan sonra plastik toplamak çözüm değildir. O plastiğin denize ulaşmasını engellemek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının asli görevidir.” Kış; Devlet Su İşleri sorumluluğundaki kanalların ve geri dönüşüm tesislerinin denetlenmesi, filtre ve arıtma sistemlerinin çalışıp çalışmadığının kontrol edilmesi, mevzuatı ihlal edenlere caydırıcı yaptırımlar uygulanması ve ithal edilen plastik atıkların ülkeye girdikten sonraki sürecinin kayıt altına alınması gerektiğini söyledi. “TEHDİT MERSİN’LE SINIRLI DEĞİL” Sorunun yalnızca Mersin Körfezi üzerinden değerlendirilemeyeceğini ifade eden Kış, Adana’dan Mersin’e, Alanya’dan Antalya’ya kadar Akdeniz kıyılarının aynı tehditle karşı karşıya olduğunu belirtti. Akdeniz kıyılarının Türkiye turizminin vitrini olduğuna dikkat çeken Kış, deniz kirliliğinin çevresel sonuçlarının yanında Türkiye açısından ciddi bir ekonomik maliyet yaratabileceğini söyledi. “Milyonlarca insan bu kıyılara geliyor, yüz binlerce insan geçimini bu denizden ve turizmden sağlıyor. Türkiye milyarlarca dolarlık turizm geliri için dünyayla rekabet ederken sahillerimizin plastik atık görüntüleriyle dünya basınına taşınmasının ekonomik bedelini hesaplıyor musunuz? Bir taraftan turist gelsin diye milyonlar harcayarak diğer taraftan o turistin yüzdüğü denizi koruyamayacaksınız. Böyle turizm politikası da olmaz, çevre politikası da olmaz.” KIŞ’TAN BAKANLIĞA 4 KRİTİK SORU Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının artık “izliyoruz” açıklamasıyla yetinemeyeceğini belirten Kış, yanıtlanması gereken soruları Meclis kürsüsünden sıraladı: “Mersin Körfezi için somut önlemler alındı mı? Seyhan Nehri ve drenaj kanallarındaki mikroplastik yükü ölçüldü mü? Kaç geri dönüşüm tesisi denetlendi, kaçında uygunsuzluk tespit edildi? Güncel mikroplastik analizleri nerede?” Bu verilerin bir an önce kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini söyleyen Kış, plastik atık ithalatının da yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. “AVRUPA KENDİ ÇÖPÜNDEN KURTULACAK DİYE TÜRKİYE’NİN DENİZLERİNİ FEDA EDEMEZSİNİZ” Akdeniz için bölgesel bir eylem planının acilen hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan CHP’li Kış, konuşmasını sert sözlerle tamamladı: “Avrupa kendi çöpünden kurtulacak diye Türkiye’nin denizlerini, toprağını ve suyunu feda edemezsiniz. Akdeniz’in cennet koylarını kaderine terk edemezsiniz. Artık izlemeyi bırakıp somut adımlar atmalısınız. Mersin Körfezi plastik ve mikroplastik kirliliğinden kurtulmalı; Akdeniz’in doğası, halk sağlığı ve gelecek kuşakların yaşam hakkı korunmalıdır.”

Avrupa'da Aşırı Sıcaklar Nedeniyle 20 Binden Fazla Kişi Hayatını Kaybetti Haber

Avrupa'da Aşırı Sıcaklar Nedeniyle 20 Binden Fazla Kişi Hayatını Kaybetti

Avrupa'yı etkisi altına alan rekor sıcaklıklar, kıta genelinde büyük bir trajediye yol açtı. İklim bilimcilerin yaptığı son modelleme çalışması, 22-28 Haziran 2026 tarihleri arasında yaşanan aşırı sıcak hava dalgası nedeniyle 20 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor. ​Indiana Üniversitesi’nden iklim bilimci Dr. Christopher Callahan tarafından gerçekleştirilen analiz, aşırı sıcakların halk sağlığı üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne serdi. Avrupa genelinde yerel düzeylerde kabul görmüş "sıcağa bağlı ölüm modelleri" kullanılarak yapılan çalışmada, Haziran ayının son haftasında gözlemlenen sıcaklıklar, mevsim normalleriyle karşılaştırılarak ölüm artışları hesaplandı. ​Ülke Bazında Vahim Tablo ​İklim bilimci Dr. Callahan’ın modelleme sonuçlarına göre, 22-28 Haziran tarihleri arasında Avrupa ülkelerinde yaşanan "fazladan" ölüm sayıları şu şekilde kaydedildi: ​Fransa: 5.210 ölüm ​Almanya: 4.543 ölüm ​İspanya: 3.163 ölüm ​İtalya: 2.709 ölüm ​Uzmanlar, bu rakamların henüz başlangıç aşamasındaki tahminler olduğunu ve sıcaklık kaynaklı ölümlerin genellikle tam olarak kayda geçirilmediğini belirtiyor. Tahminlere göre sıcaklık kaynaklı her 10 ölümden 9’unun resmi kayıtlarda yer almadığı ifade ediliyor. ​"Fosil Yakıtların Bedelini Ödüyoruz" ​Araştırmaya dahil olmayan Leipzig Üniversitesi’nden iklim bilimci Dr. Karsten Haustein, yaşanan durumu "korkunç" olarak nitelendirerek, "2003 yılında yaşanan sıcak dalgasının sebep olduğu ölüm sayısının aşılmış olmasına şaşırmam. Ancak bu sefer ölümlerin çok daha fazlası, fosil yakıtlar yakmamızla doğrudan bağlantılı" değerlendirmesinde bulundu. ​Tyndall Center’dan Dr. Rita İssa ise yaşlılar, kronik hastalar, açık havada çalışanlar ve yalıtımı yetersiz evlerde yaşayanların en savunmasız gruplar olduğunu hatırlatarak, "Aşırı sıcaklarda halkı korumak hem halk sağlığı hem de sağlıkta eşitlik meselesidir" uyarısını yaptı. ​Sıcaklık Artışları Artık "Normal" Değil ​World Weather Attribution (WWA) tarafından yapılan daha önceki çalışmalar, Avrupa’daki sıcak hava dalgası sırasında kaydedilen gündüz ve gece sıcaklıklarının, 50 yıl önce meydana gelmesinin "neredeyse imkânsız" olduğunu ortaya koymuştu. ​Dr. Callahan, sera gazı salımları devam ettiği sürece bu tür aşırı sıcak olaylarının şiddetlenerek devam edeceğini vurguluyor. Halk sağlığını korumak için sadece emisyon azaltımının yeterli olmadığını belirten uzmanlar; klimaların yaygınlaştırılması, toplumsal destek mekanizmaları ve sağlık sistemlerinin kapasitesinin artırılması gibi "kısa vadeli uyum yatırımlarının" hayati önem taşıdığının altını çiziyor. Kaynak: İklim Masası

AHBİB İhracatta Hem Ürün Hem Pazar Çeşitliliği İle Büyüdü Haber

AHBİB İhracatta Hem Ürün Hem Pazar Çeşitliliği İle Büyüdü

Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (AHBİB) Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, mayıs ayında 151,3 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiklerini açıkladı. Geçen yılın aynı dönemine göre ihracatlarını yüzde 4 artırdıklarını belirten AHBİB Başkanı Veysel Memiş, mayıs ayında özellikle Umman, Filistin, Libya, Sudan, Kenya, Tanzanya ve Somali pazarlarında kaydedilen güçlü artışların ihracat performansına önemli katkı sağladığını ifade etti. Mevcut pazarlardaki güçlü konumlarını korumayı sürdürdüklerini kaydeden Veysel Memiş, yeni ve gelişen pazarlarda yakalanan ivmenin sektörün büyüme potansiyelini desteklediğini ve ihracatın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasına olanak sağladığını vurguladı. Bakliyat, pastacılık ürünleri ve şeker ihracatı başı çekti AHBİB’in mayıs ayında en fazla ihracat gerçekleştirdiği ürün grubunun 31,6 milyon dolar değer ve yüzde 21 pay ile bakliyat sektörü olduğunu belirten Veysel Memiş, “Bakliyat grubunda özellikle kırmızı mercimek ihracatında elde ettiğimiz 21,6 milyon dolarlık hacim sektörümüzün üretim ve tedarik gücünü ortaya koydu. Kırmızı mercimek tek başına toplam ihracatımızın yüzde 15’ini oluşturdu. Irak, Sudan, Filistin, Kenya ve Cibuti gibi pazarlarda elde ettiğimiz güçlü performans, bölgemizin geleneksel ürünlerdeki rekabet avantajını teyit etti.” dedi. Pastacılık ürünlerinin 29 milyon dolarlık ihracat hacmiyle sektörün en güçlü kalemlerinden biri olmaya devam ettiğini dile getiren Memiş, tatlı bisküvi ve gofretler ile diğer pastacılık ürünlerinde sürdürülebilir bir ihracat performansı sergilendiğini kaydetti. Japonya, Irak, Yemen, Rusya Federasyonu ve Almanya gibi pazarlarda Türk gıda ürünlerine yönelik ilginin artarak devam ettiğini söyledi. Şeker ve şeker mamulleri sektöründe yüzde 26 artışla 21,7 milyon dolarlık ihracata ulaşıldığını belirten Memiş, özellikle şeker ihracatında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1.068’lik artış yakalanmasının dikkat çekici olduğunu söyledi. Avrupa ve Orta Doğu pazarlarında artan talebin sektörün büyümesini desteklediğini ifade eden Memiş, “İran, Hollanda, Almanya ve Rusya Federasyonu başta olmak üzere birçok pazarda güçlü bir ivme yakaladık.” diye konuştu. Afrika ve Körfez ülkeleri ihracatın lokomotifi oldu AHBİB’in mayıs ayı performansını ülkelere göre değerlendiren Başkan Veysel Memiş, ihracat yaptıkları ülke sayısının 100’ü aştığını, Orta Doğu, Afrika ve Avrupa pazarlarında kaydedilen güçlü performansın sektörün büyümesine önemli katkılar sağladığını belirtti. Veysel Memiş, şunları söyledi: “Mayıs ayında en büyük pazarımız 14 milyon dolarlık ihracatla Irak oldu. Irak'ı 13,6 milyon dolarla Umman ve 12,1 milyon dolarla İran takip etti. Özellikle Umman pazarında yakaladığımız güçlü ivme dikkat çekti. Geçen yılın aynı dönemine göre bu ülkeye ihracatımızda yüzde 5 bin 256 oranında artış kaydettik. Körfez bölgesinde Türk gıda ürünlerine yönelik talebin artması, firmalarımızın pazardaki etkinliğinin güçlenmesi ve ticari ilişkilerimizin gelişmesi bu başarıda önemli rol oynadı. Orta Doğu pazarlarının yanı sıra Afrika ülkelerinde de dikkat çekici sonuçlar elde ettik. Filistin'e ihracatımız yüzde 378 artışla 7,6 milyon dolara, Libya'ya yüzde 541 artışla 5,8 milyon dolara, Sudan'a ise yüzde 55 artışla 6,4 milyon dolara ulaştı. Kenya, Tanzanya ve Somali gibi ülkelerde kaydedilen yüksek artış oranları, Afrika kıtasının sektörümüz açısından giderek daha stratejik bir konuma geldiğini ortaya koyuyor. Avrupa pazarında da varlığımızı korumayı sürdürüyoruz. Almanya, İtalya, Hollanda ve Birleşik Krallık gibi ülkeler ihracatımızda önemli yer tutmaya devam ediyor. Özellikle kaliteli ürün, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik alanlarında sağladığımız standartlar sayesinde Avrupa pazarındaki rekabet gücümüzü artırıyoruz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.