Hava Durumu

#Belirten

Kırsal Haber - Belirten haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Belirten haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Avrupa Çöpünden Kurtulacak Diye Akdeniz’i Feda Edemezsiniz! Haber

Avrupa Çöpünden Kurtulacak Diye Akdeniz’i Feda Edemezsiniz!

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda Mersin Körfezi’ndeki plastik ve mikroplastik kirliliğini gündeme taşıdı. Bir yıl önce verdiği soru önergesine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının “izliyoruz, denetliyoruz, takip ediyoruz” yanıtını verdiğini hatırlatan Kış, “Bir yıldır neyi izliyorsunuz? Denetliyorsanız bu kirlilik nasıl bu noktaya geldi? Önlem aldıysanız Mersin sahilleri neden bu hâlde?” diye sordu. CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı gündem dışı konuşmada Mersin Körfezi’ndeki çevre kirliliği, plastik atık ithalatı ve mikroplastik tehdidine dikkat çekti. Mersin’in 321 kilometrelik sahili, eşsiz koyları ve bereketli deniziyle Akdeniz’in en önemli kentlerinden biri olduğunu belirten Kış, kentin doğal varlıklarının ciddi bir kirlilik tehdidi altında olduğunu söyledi. “BİR YILDIR NEYİ İZLİYORSUNUZ?” Kış, 3 Haziran 2025 tarihinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına verdiği soru önergesini hatırlatarak deniz suyundaki bozulma, sanayi ve tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirlilik, halk sağlığına yönelik riskler ve Seyhan Nehri’nin Mersin Körfezi’ne taşıdığı kirletici yük konusunda Bakanlığı uyardığını söyledi. Bakanlığın önergesine verdiği yanıtı “İzliyoruz, denetliyoruz, takip ediyoruz.” sözleriyle özetleyen Kış, aradan geçen bir yılda tablonun daha da ağırlaştığını vurguladı. Kış, şöyle konuştu: “Aradan tam bir yıl geçti. Mersin’in sahillerine baktığımızda plastik atıklar kıyılarımıza vuruyor, mikroplastikler denizimize yayılıyor, vatandaşlarımız plastik atıkların arasında yüzmek zorunda kalıyor. O hâlde soruyorum: Bir yıldır neyi izliyorsunuz? Denetliyorsanız bu kirlilik nasıl bu noktaya geldi? Önlem aldıysanız sonucu nerede, Mersin sahilleri neden bu hâlde?” “SORUNU BİLİYORSUNUZ AMA ÇÖZÜM PLANINIZ YOK” Bakanlığın verdiği resmî yanıtta Mersin Körfezi’ndeki çevresel bozulmayı durdurmaya ve geri çevirmeye yönelik herhangi bir ekosistem restorasyon planının bulunmadığının belirtildiğine dikkat çeken Kış, “Yani sorunu biliyorsunuz ama çözüm planınız yok.” dedi. Mersin Körfezi’ndeki tablonun birkaç plastik şişe veya poşetten ibaret olmadığını vurgulayan Kış, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunun sistematik bir çevre problemine dönüştüğünü ifade etti. PLASTİK ATIK İTHALATI 437 BİN TONDAN 1 MİLYON 290 BİN TONA ÇIKTI Çin’in plastik atık ithalatını büyük ölçüde yasaklamasının ardından Avrupa’nın plastik atıklarının rotasının Türkiye’ye çevrildiğini belirten Kış, plastik atık ithalatındaki artışa dikkat çekti. Kış, “Türkiye, Avrupa’nın başlıca plastik atık varış noktalarından biri hâline geldi. 2018 yılında 437 bin ton olan plastik atık ithalatı, 2024 yılında yaklaşık 1 milyon 290 bin tona ulaştı.” ifadelerini kullandı. Kış, Türkiye’ye getirilen plastik atıkların ülkeye girişinden sonraki sürecin şeffaf biçimde takip edilmesi gerektiğini belirterek şu soruyu yöneltti: “Bu atıklar ülkeye girdikten sonra ne oluyor?” “SAATTE 5,3 MİLYARDAN FAZLA MİKROPLASTİK SU SİSTEMLERİNE KARIŞABİLİYOR” Mersin ve Adana’nın ithal plastiklerin işlendiği önemli merkezler hâline geldiğini söyleyen Kış, bilimsel araştırmalardaki çarpıcı sonuçları da Meclis kürsüsünden paylaştı. Geri dönüşüm tesislerinin aşağısındaki sulama kanallarında mikroplastik yoğunluğunun yukarıdaki noktalara kıyasla 132 kat artabildiğini, su sistemlerine ise saatte 5,3 milyardan fazla mikroplastik parçacığının karışabildiğini belirten Kış, bu kirliliğin yalnızca ortaya çıktığı bölgede kalmadığını söyledi. Kış, plastik ve mikroplastiklerin drenaj kanallarına ve tarımsal sulama sistemlerine, oradan Seyhan Nehri’ne, ardından Akdeniz’e ve Mersin Körfezi’ne taşınabildiğine dikkat çekti. “PLASTİĞİ DENİZE ULAŞTIKTAN SONRA TOPLAMAK ÇÖZÜM DEĞİL” Mersin Körfezi’ndeki mikroplastik kirliliğinin tamamını tek bir kaynağa bağlamadıklarını özellikle vurgulayan Kış; liman, tarım, balıkçılık ve sera faaliyetlerinin de kirlilik üzerinde etkisi bulunduğunu söyledi. Ancak araştırılması, denetlenmesi ve kaynağında engellenmesi gereken ciddi bir karasal kirlilik yükünün bulunduğunu belirten Kış, sorumluluğun kamu kurumlarında olduğunu ifade etti: “Denize ulaştıktan sonra plastik toplamak çözüm değildir. O plastiğin denize ulaşmasını engellemek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının asli görevidir.” Kış; Devlet Su İşleri sorumluluğundaki kanalların ve geri dönüşüm tesislerinin denetlenmesi, filtre ve arıtma sistemlerinin çalışıp çalışmadığının kontrol edilmesi, mevzuatı ihlal edenlere caydırıcı yaptırımlar uygulanması ve ithal edilen plastik atıkların ülkeye girdikten sonraki sürecinin kayıt altına alınması gerektiğini söyledi. “TEHDİT MERSİN’LE SINIRLI DEĞİL” Sorunun yalnızca Mersin Körfezi üzerinden değerlendirilemeyeceğini ifade eden Kış, Adana’dan Mersin’e, Alanya’dan Antalya’ya kadar Akdeniz kıyılarının aynı tehditle karşı karşıya olduğunu belirtti. Akdeniz kıyılarının Türkiye turizminin vitrini olduğuna dikkat çeken Kış, deniz kirliliğinin çevresel sonuçlarının yanında Türkiye açısından ciddi bir ekonomik maliyet yaratabileceğini söyledi. “Milyonlarca insan bu kıyılara geliyor, yüz binlerce insan geçimini bu denizden ve turizmden sağlıyor. Türkiye milyarlarca dolarlık turizm geliri için dünyayla rekabet ederken sahillerimizin plastik atık görüntüleriyle dünya basınına taşınmasının ekonomik bedelini hesaplıyor musunuz? Bir taraftan turist gelsin diye milyonlar harcayarak diğer taraftan o turistin yüzdüğü denizi koruyamayacaksınız. Böyle turizm politikası da olmaz, çevre politikası da olmaz.” KIŞ’TAN BAKANLIĞA 4 KRİTİK SORU Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının artık “izliyoruz” açıklamasıyla yetinemeyeceğini belirten Kış, yanıtlanması gereken soruları Meclis kürsüsünden sıraladı: “Mersin Körfezi için somut önlemler alındı mı? Seyhan Nehri ve drenaj kanallarındaki mikroplastik yükü ölçüldü mü? Kaç geri dönüşüm tesisi denetlendi, kaçında uygunsuzluk tespit edildi? Güncel mikroplastik analizleri nerede?” Bu verilerin bir an önce kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini söyleyen Kış, plastik atık ithalatının da yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. “AVRUPA KENDİ ÇÖPÜNDEN KURTULACAK DİYE TÜRKİYE’NİN DENİZLERİNİ FEDA EDEMEZSİNİZ” Akdeniz için bölgesel bir eylem planının acilen hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan CHP’li Kış, konuşmasını sert sözlerle tamamladı: “Avrupa kendi çöpünden kurtulacak diye Türkiye’nin denizlerini, toprağını ve suyunu feda edemezsiniz. Akdeniz’in cennet koylarını kaderine terk edemezsiniz. Artık izlemeyi bırakıp somut adımlar atmalısınız. Mersin Körfezi plastik ve mikroplastik kirliliğinden kurtulmalı; Akdeniz’in doğası, halk sağlığı ve gelecek kuşakların yaşam hakkı korunmalıdır.”

CHP'li Gürer: "Tarımda Çalışan Nüfus Yüzde 10,7 den 5,23'e Geriledi!" Haber

CHP'li Gürer: "Tarımda Çalışan Nüfus Yüzde 10,7 den 5,23'e Geriledi!"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de tarım sektöründe çalışan ve üretim yapanların sayısının giderek azaldığına dikkat çekerek, “Veriler gösteriyor ki tarımda önemli ölçüde çalışanda, üretende bir gerileme var” dedi. Gürer, çiftçinin yüksek girdi maliyetleri, düşük alım fiyatları ve yetersiz destekler nedeniyle üretimden uzaklaştığını belirterek, çözümün ithalatta değil, üreticiyi destekleyen doğru tarım politikalarında aranması gerektiğini söyledi. TBMM Genel Kurulu’nda tarım sektörünün içinde bulunduğu sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de nüfus artarken tarımda çalışanların sayısının gerilediğini ifade etti. Gürer, tarımda çalışan nüfustaki değişime ilişkin rakamları paylaşarak, “2025 yılında nüfusumuz 86 milyon kişi oldu, tarımda çalışan ise 4 milyon 560 bin kişi; buradan baktığımızda yüzde 10,7’lik oranın yüzde 5,23’e gerilediğini görüyoruz” dedi. Tarım sektöründeki gerilemenin yalnızca çalışan sayısıyla sınırlı olmadığını belirten Gürer, çiftçi kayıtlarına ilişkin verilerin de üretimdeki daralmayı ortaya koyduğunu söyledi. Gürer, “Ziraat odalarında kayıtlı olan üye sayısı 5 milyon civarında, ÇKS dediğimiz Çiftçi Kayıt Sistemi’ne dâhil olan çiftçi sayısı da 2 milyon 300 bin civarında” ifadelerini kullandı. SİGORTALI ÇİFTÇİ SAYISI 17 YILDA YARIYA YAKLAŞTI Tarımda sigortalı çalışan çiftçilerin sayısındaki düşüşe de dikkat çeken Gürer, özellikle son 17 yıldaki değişimin dikkat çekici olduğunu belirtti. Gürer, “Sigortalı işçi ve çiftçi sayısı da on yedi yılda önemli ölçüde gerilemiş. 2009 yılında 1 milyon 14 bin olan sigortalı çiftçi sayımız şu anda 562 bin 120’ye düşmüş durumda” dedi. Bu rakamların tarım sektöründeki sorunların boyutunu açık biçimde gösterdiğini ifade eden Gürer, “Bu durumda veriler gösteriyor ki tarımda önemli ölçüde çalışanda, üretende bir gerileme var” diye konuştu. “ÇİFTÇİ KAZANIRSA İŞİNİ SÜRDÜRÜYOR” Çiftçiliğin sürdürülebilmesi için üreticinin emeğinin karşılığını alması gerektiğini vurgulayan Gürer, çiftçinin para kazanamadığında üretimden koparak büyük kentlere yöneldiğini söyledi. Gürer, bu durumu şöyle anlattı: “Bunlar neden oluyor? Çiftçilik kişi başı yapılan bir iş. Üretici, çiftçi kazanırsa işini sürdürüyor, kazanamazsa büyük kentlere gelip orada daha zor koşullarda maaşla çalışmak için iş arıyor.” Çiftçinin karşı karşıya kaldığı temel sorunların başında yüksek girdi maliyetlerinin geldiğini belirten Gürer, üreticinin ürününü pazarlamakta da ciddi sorunlar yaşadığını dile getirdi. Gürer, “Girdi maliyetleri yüksek, ürettiği ürünü pazarlamada sorunu var, kendisine sağlanan destekler yetersiz” dedi. “BEN ÜRETİYORUM, BENDEN ALIP GİDEN PARA KAZANIYOR” Üreticinin kendi ürettiği üründen yeterli geliri elde edememesinin tarımdan kopuşu hızlandırdığını belirten Gürer, çiftçinin yaşadığı kırgınlığı şu sözlerle ifade etti: “Ürettiği üründen kendisi para kazanamazken aracının, ithalatçının para kazandığını görünce doğal olarak kırgınlıklar da yaşıyor.” Çiftçinin yaşadığı sorunu kendi sözleriyle dile getiren Gürer, “Diyor ki: ‘Ben bir yılda ürünü üretiyorum, benden alıp giden para kazanıyor, ben kazanamıyorum.’” ifadelerini kullandı. Gürer, üreticinin emeğinin karşılığını alamamasının yalnızca çiftçinin ekonomik durumunu değil, Türkiye’nin tarımsal üretim geleceğini de tehdit ettiğini vurguladı. “DÜŞÜK ALIM FİYATI ÜRETİCİYİ ÜRETİMDEN UZAKLAŞTIRIYOR” Tarım ürünlerinde açıklanan alım fiyatlarının üreticinin beklentilerini karşılamadığını ifade eden Gürer, fındık, çay ve buğday üzerinden örnek verdi. Gürer, “Bugün fındığın fiyatı açıklandı, alım fiyatı düşük, çayda fiyat düşük, buğdayda fiyat düşük” dedi. Düşük alım fiyatı politikasının üreticiyi üretimden uzaklaştırdığını belirten Gürer, “Düşük alım fiyat politikasıyla oluşturulan sonuç da o üretimi yapanların o işten uzaklaşmasını getiriyor” ifadelerini kullandı. “TÜRKİYE İTHALATÇI BİR ANLAYIŞLA YÖNETİLİYOR” Türkiye’nin tarım politikasında ithalata dayalı yaklaşımın hâkim olduğunu savunan Gürer, üreticinin desteklenmesi yerine çözümün dışarıdan ürün getirmekte arandığını söyledi. Gürer, “Türkiye bir de ithalatçı bir anlayışla yönetiliyor. Tarım politikalarıyla üreticiyi, çiftçiyi, besiciyi desteklemek yerine çözüm ithalatta aranıyor” diye konuştu. İthalatın kısa vadede raflardaki ürün miktarını artırıyor gibi görünse de vatandaşın alım gücündeki düşüş nedeniyle toplum açısından farklı bir tablo ortaya çıktığını belirten Gürer, “Görünürde rafta ürün var; gerçi vatandaşın alım gücü düşük olduğu için de istediği her ürünü alamıyor” dedi. Gürer, “Cepteki para raftaki ürünü almaya yetmediği için dolaylı bir kıtlık da gerçekleşiyor” ifadelerini kullandı. “VATANDAŞIN ALIM GÜCÜ ETİ, SÜTÜ, MEYVEYİ ALMAYA YETMİYOR” Vatandaşın temel gıda ürünlerine erişiminde yaşanan sorunlara da dikkat çeken Gürer, etten süte, meyveden sebzeye kadar geniş bir alanda alım gücünün gerilediğini söyledi. Gürer, “Ette, sütte, meyvede, sebzede vatandaşın alım gücü bunu almaya yetmiyor” dedi. Üreticinin de ürününü satamadığında gelecek yıl üretim tercihlerini değiştirdiğini belirten Gürer, bunun tarımsal üretimde yeni sorunları beraberinde getirdiğini ifade etti. Gürer, “Üreten de ürettiği ürün tarlada kaldığı için ikinci yıl desen değiştiriyor. Ürün deseni değiştirince ürün az oluyor. Bu kere de raftaki ürünün fiyatı farklılaşıyor” diye konuştu. “DOĞRU TARIM POLİTİKASININ TEMELİ ÜRETİM PLANLAMASIDIR” Türkiye’nin tarımda yaşadığı sorunların çözümü için üretimden vazgeçmek yerine üreticiyi merkeze alan politikaların uygulanması gerektiğini vurgulayan Gürer, doğru tarım politikasının temel unsurlarını da sıraladı. Gürer, “Doğru bir tarım politikasının temeli; üretim planlaması, üreticinin girdi maliyetlerinin düşürülmesi, sübvanse desteklerinin verilmesi, mazotta ÖTV’nin, KDV’nin kaldırılması, kooperatifçiliğin geliştirilmesi” dedi. Tarımın sürdürülebilirliği için çiftçinin üretimde kalmasının zorunlu olduğunu belirten Gürer, üreticinin desteklenmediği, girdi maliyetlerinin düşürülmediği ve emeğinin karşılığını alamadığı bir sistemin uzun vadede hem çiftçiyi hem de tüketiciyi daha büyük sorunlarla karşı karşıya bırakacağını ifade etti. Gürer’in TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı değerlendirmeler, Türkiye’de tarımda çalışan nüfusun azalması, sigortalı çiftçi sayısındaki gerileme, yüksek girdi maliyetleri, düşük ürün fiyatları, ithalata dayalı politikalar ve vatandaşın düşen alım gücünün birbirini tetikleyen sorunlar haline geldiğine dikkat çekti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.