Hava Durumu

#Birleşmiş Milletler

Kırsal Haber - Birleşmiş Milletler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Birleşmiş Milletler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye, Emisyon Artışında G20 İkincisi: UNEP'ten Kritik İklim Uyarısı Haber

Türkiye, Emisyon Artışında G20 İkincisi: UNEP'ten Kritik İklim Uyarısı

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) Emisyon Açığı 2026 Raporu, küresel ısınmada 1,5 derece eşiğinin aşılmasının kaçınılmaz hale geldiğine dikkat çekiyor. Mevcut politikaların sürmesi halinde yüzyıl sonunda küresel sıcaklık artışının 2,8 dereceye ulaşabileceği belirtilirken, Türkiye’nin 2025 yılında emisyonlarını en hızlı artıran ikinci G20 ülkesi olacağı öngörülüyor. Uzmanlar, Türkiye’nin iklim hedeflerinin gerçek bir emisyon azaltımı sağlamadığı uyarısında bulunuyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), 2010 yılından bu yana her yıl yayımladığı Emisyon Açığı Raporu’nun 2026 yılı sonuçlarında, küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefinin giderek zorlaştığına dikkat çekiyor. “Emissions Gap Report 2026: The Point of Return” başlıklı raporda, kritik 1,5 derece eşiğinin kaçınılmaz olarak aşılacağı değerlendirmesi öne çıkıyor. Raporun basın toplantısına video mesaj gönderen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, sıcaklık artışında 1,5 derece sınırının aşılmasının mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediğini vurguladı. Guterres, aşımın mümkün olduğunca küçük ve kısa tutulması, küresel ısınmanın yüzyıl sonunda yeniden 1,5 derece seviyesine indirilebilmesi için sera gazı emisyonlarında acil ve güçlü kesintiler yapılması gerektiğine işaret etti. Bilimsel değerlendirmelere göre 1,5 derece eşiğinin aşılması; ölümcül seller, sıcak hava dalgaları ve orman yangınları gibi iklim kaynaklı afetlerin riskini ve etkilerini önemli ölçüde artırabilir. Mevcut politikaların devam etmesi durumunda ise küresel sıcaklık artışının yüzyıl sonuna kadar 2,8 dereceye ulaşabileceği öngörülüyor. Küresel emisyonlarda ciddi azaltım gerekiyor UNEP raporuna göre küresel ısınmayı yüzyıl sonunda yeniden 1,5 derece seviyesine düşürmeyi amaçlayan senaryonun yüzde 50 olasılıkla gerçekleşebilmesi için, küresel sera gazı emisyonlarının 2025 seviyelerine kıyasla 2030 yılına kadar yüzde 18, 2035 yılına kadar yüzde 45 ve 2040 yılına kadar yüzde 69 azaltılması gerekiyor. Ancak ülkelerin mevcut iklim hedeflerini tamamen yerine getirmesi durumunda bile emisyonlardaki düşüşün 2030 yılına kadar yüzde 5 ila 8, 2035 yılına kadar ise yüzde 11 ila 15 düzeyinde kalacağı hesaplanıyor. Raporda, 1,5 derece hedefine ulaşılması için karbon giderim teknolojileriyle 320 gigaton karbondioksitin kalıcı olarak depolanmasının da gerektiği belirtiliyor. Bu miktar, 2024 yılı küresel emisyonlarının yaklaşık sekiz katına karşılık geliyor. UNEP, bu ölçekte bir karbon gideriminin sosyoekonomik ve teknolojik zorluklar barındırdığına ve önemli belirsizlikler içerdiğine dikkat çekiyor. İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin ise atmosferdeki karbonu yakalayıp kalıcı biçimde depolayabilecek, büyük ölçekte uygulanabilir bir teknolojinin bulunmadığını ve böyle bir teknolojinin geliştirileceğine ilişkin yeterli kanıt olmadığını belirtiyor. Şahin, karbon giderimine ilişkin beklentilerin emisyonların sıfırlanması ve fosil yakıtların tamamen terk edilmesi zorunluluğuna zarar verebileceğini savunuyor. Fosil yakıtlardan çıkış kritik önemde Raporda, küresel ısınmayı yüzyıl sonunda yeniden 1,5 derece seviyesine düşürmek için fosil yakıtlardan uzaklaşmanın temel koşullardan biri olduğu vurgulanıyor. 2025 seviyeleri esas alındığında, toplam enerji arzında kömürün payının 2035 yılına kadar en az yüzde 55, petrolün yüzde 15 ve doğal gazın yüzde 5 azaltılması gerekiyor. 2040 yılına gelindiğinde ise kömürde yüzde 75, petrolde yüzde 30 ve doğal gazda yüzde 35 oranında azaltım sağlanması gerektiği belirtiliyor. Mevcut politikaların sürmesi halinde yüzyıl sonunda küresel sıcaklık artışının 2,8 dereceye ulaşacağı, ülkelerin mevcut iklim hedeflerini gerçekleştirmesi durumunda ise bu artışın 2,6 derece seviyesinde kalacağı tahmin ediliyor. Küresel emisyonlarda en büyük paya sahip altı kirletici Çin, ABD, Hindistan, Avrupa Birliği, Rusya ve Endonezya olarak sıralanıyor. Kişi başına düşen emisyonlar dikkate alındığında ise Hindistan ve Endonezya'nın sıralaması geriliyor. Raporda ayrıca Hindistan'ın uzun süredir devam eden hızlı emisyon artışının 2025 yılında yavaşladığına ilişkin değerlendirmeye yer veriliyor. Türkiye, emisyon artışında G20 ülkeleri arasında ikinci sırada UNEP'in 2026 raporunda Türkiye'nin emisyon performansı da dikkat çekiyor. Hesaplamalara göre 2025 yılında emisyonlarını en fazla artıran ülke, 133 megaton karbondioksit eşdeğeri (MtCO2e) artışla ABD oldu. ABD'yi 24 MtCO2e artışla Türkiye, 18,9 MtCO2e ile İran ve 17,4 MtCO2e ile Endonezya izledi. Bu tablo, Türkiye'yi 2025 yılında emisyonlarını en hızlı artıran ikinci G20 ülkesi konumuna taşıyor. Raporda Türkiye'nin iklim hedeflerine ilişkin önemli bir değerlendirme de yer alıyor. Türkiye'nin yanı sıra Çin, Hindistan, Endonezya, Rusya ve Güney Afrika'nın mevcut politikalarının, Ulusal Katkı Beyanları'nda (NDC) yer alan hedeflerden daha düşük emisyon seviyelerine yol açabileceği belirtiliyor. Özellikle Türkiye ve Rusya'nın emisyonlarının mevcut politikalar doğrultusunda seyretmesi halinde, gerçekleşecek emisyonların Ulusal Katkı Beyanları'nda hedeflenen seviyelerin yüzde 20 altında kalabileceği ifade ediliyor. Bu durum, söz konusu ülkelerin iklim hedeflerinin mevcut politikalara kıyasla yeterince iddialı olmadığını ve ilave emisyon azaltım adımlarını zorunlu kılmadığını ortaya koyuyor. Ümit Şahin: Türkiye'nin gerçek bir emisyon azaltım hedefi yok İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin, Türkiye'nin iklim hedeflerinin mevcut politikalarla karşılaştırıldığında ek bir çaba gerektirmediğine ilişkin tespitin raporun Türkiye'ye yönelik en önemli uyarılarından biri olduğunu belirtiyor. Şahin, önceki raporlarda da yer alan bu uyarının, geçen yıl açıklanan yeni Ulusal Katkı Beyanı ile değişmediğine dikkat çekiyor. Türkiye'nin 2035 yılında emisyonlarını düşürmeyi hedeflediği seviyenin, mevcut politikalarla emisyonların ulaşabileceği seviyenin oldukça üzerinde olduğunu belirten Şahin, bu durumun gerçek bir emisyon azaltım hedefinin bulunmadığını gösterdiğini savunuyor. Şahin, Türkiye'nin mevcut durumun devamını kâğıt üzerindeki hesaplamalarla bir iklim politikası gibi sunduğunu belirterek, yıllardır Türkiye'nin ciddi bir iklim politikası bulunmadığını söylediklerini, bu kez aynı uyarının doğrudan Birleşmiş Milletler tarafından yapıldığını ifade ediyor. Türkiye'nin COP31 başkanlığına da değinen Şahin, ulusal iklim politikaları ciddi ve somut adımlara dayanmadığı sürece ülkenin uluslararası alanda inandırıcı bir iklim liderliği sergilemesinin zor olacağını dile getiriyor. Türkiye'nin kömür politikası eleştirilerin odağında Dr. Ümit Şahin'e göre Türkiye'nin emisyon azaltım hedeflerinin yetersiz kalmasının en önemli nedenlerinden biri, kömür kullanımından vazgeçilmemesi. Yenilenebilir enerjideki mevcut artış hızının olumlu olduğunu belirten Şahin, enerji politikalarında kömürden çıkış konusunda adım atılmaması nedeniyle bu gelişmenin emisyonları azaltacak kapsamlı bir enerji dönüşümüne dönüşmediğini ifade ediyor. İstanbul Politikalar Merkezi'nin modelleme çalışmalarının, Türkiye'deki kömürlü termik santrallerin 2036 yılına kadar kademeli olarak kapatılmasının mümkün olduğunu gösterdiğini belirten Şahin, Türkiye'nin kömürden kademeli çıkış kararını alarak bunu kamuoyuna açıklaması gerektiğini savunuyor. Şahin ayrıca mevcut Ulusal Katkı Beyanı'nın gelecek yıl güncelleneceğinin ve mutlak emisyon azaltım hedefinin benimseneceğinin şimdiden açıklanmasını öneriyor. Türkiye'nin 2030 yılında açıklayacağı bir sonraki Ulusal Katkı Beyanı ile birlikte yayımlanması planlanan fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası için de hazırlıklara başlanması gerektiğini belirtiyor. Türkiye'nin COP başkanlığının 2027 yılı sonuna kadar devam edeceğini hatırlatan Şahin, olumlu ve inandırıcı bir iklim liderliğinin ancak ülke içinde gerçek iklim politikalarının uygulanmasıyla mümkün olabileceğini ifade ediyor. “Türkiye'nin emisyon artışı rekor kırmaya devam edecek” Türkiye'nin G20 ülkeleri arasında emisyon artışında ikinci sırada yer alacağı öngörüsünü de değerlendiren Dr. Ümit Şahin, emisyon azaltım hedefi bulunmadığı sürece Türkiye'nin emisyon artışının devam edeceğini söylüyor. Şahin, emisyon artışının yalnızca ekonominin olağan seyriyle açıklanamayacağını, fosil yakıtları destekleyen politika tercihlerinin de belirleyici olduğunu belirtiyor. ABD'nin emisyon artışında ilk sırada yer almasını da bu değerlendirmesini destekleyen bir örnek olarak gösteriyor. Türkiye'nin COP31 başkanı olarak fosil yakıtlardan uzaklaşmayı, öncülük ettiği elektrifikasyon girişiminin temel koşullarından ve uygulama ilkelerinden biri haline getirmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, böyle bir yaklaşımın hem uluslararası iklim politikalarında hem de Türkiye'nin ulusal politikalarında güçlü bir değişim sinyali oluşturabileceğini ifade ediyor. Özlem Katısöz: COP31'de somut eylem dönemi başlamalı Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz de UNEP raporunun ortaya koyduğu bilimsel uyarıların siyasi kararlara ve somut uygulamalara dönüştürülmesi gerektiğini belirtiyor. COP31 Başkanı Murat Kurum'un taahhütlerden somut eyleme geçilmesi gerektiğini sık sık vurguladığını hatırlatan Katısöz, bu söylemin gerçek politikalarla desteklenmesinin önemine dikkat çekiyor. Katısöz'e göre Türkiye'nin iklim politikalarındaki tutarlılık iki alanda sınanacak. İlk olarak Türkiye'de, yeni kömürlü termik santral projelerinin izin süreçlerinin durdurulması ve hazırlanan Ulusal Adil Geçiş Stratejisi'nin kömüre bağımlı yerel ekonomilerin dönüşümünü kapsaması gerekiyor. İkinci olarak COP31 sürecinde gelişmiş ülkelerin ve bu dönüşümü gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip gelişmekte olan ülkelerin fosil yakıtlardan çıkış için yol haritaları hazırlamasına öncülük edilmesi önem taşıyor. Katısöz, gelişmekte olan ülkelerin dönüşümünü hızlandıracak finansman ve adil geçiş mekanizmalarının hayata geçirilmesinin de COP31'in öncelikleri arasında bulunması gerektiğini vurguluyor. COP31 öncesinde Türkiye'nin iklim politikaları gündemde UNEP'in Emisyon Açığı 2026 Raporu, küresel ısınmanın sınırlandırılması için mevcut iklim hedeflerinin ve uygulanan politikaların yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Küresel sıcaklık artışının yüzyıl sonunda 2,8 dereceye ulaşabileceği uyarısı, emisyon azaltımında daha hızlı ve kapsamlı adımlar atılması gerektiğini gösteriyor. Türkiye açısından ise emisyon artışında G20 ülkeleri arasında ikinci sırada yer alınması ve mevcut iklim hedeflerinin ilave politika gerektirmeyecek kadar yetersiz bulunması öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Uzmanlar, Türkiye'nin COP31 başkanlığı sürecinde güvenilir bir iklim liderliği üstlenebilmesi için kömürden kademeli çıkış, mutlak emisyon azaltım hedefi, fosil yakıtlardan uzaklaşma yol haritası ve adil geçiş politikaları konusunda somut adımlar atması gerektiğini belirtiyor. Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

COP31 Türkiye Pavilyonu Yan Etkinlik Programı Açıklandı Haber

COP31 Türkiye Pavilyonu Yan Etkinlik Programı Açıklandı

İklim Değişikliği Başkanlığı, 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31 kapsamında Türkiye Pavilyonu’nda gerçekleştirilecek yan etkinlik programını açıkladı. Oturumlarda gıda ve tarım, enerji, sıfır atık, iklim finansmanı ve sürdürülebilir kalkınma konuları ele alınacak. Türkiye’nin ev sahipliğinde, COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un başkanlığında gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı, ulusal ve uluslararası paydaşları Antalya’da buluşturacak. Kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, akademi ve özel sektörün aktif katılımını desteklemek amacıyla hazırlanan yan etkinlikler, Türkiye Pavilyonu B125’te iki salonda düzenlenecek. Türkiye Pavilyonu’nda hangi gün hangi konular ele alınacak? Açıklanan programdaki tarihler ve tematik başlıklar şöyle: Programın ilk haftası, 9 Kasım’da “Gıda, Tarım ve Sağlık” temasıyla başlayacak. Oturumlarda iklime dayanıklı gıda güvenliği, tarımsal yapay zekâ, kırsal dönüşüm, su altyapısı için sürdürülebilir finansman ve dirençli sağlık sistemleri görüşülecek. Etkinlikler, 10 Kasım’da “Enerji–Ulaşım”, 11 Kasım’da “Sıfır Atık”, 12 Kasım’da “Dirençli Şehirler ve Yapılı Çevre”, 13 Kasım’da “Finans ve Ticaret”, 14 Kasım’da ise “Çocuklar–Gençlik, Eğitim ve Beceriler” başlıklarıyla devam edecek. İkinci hafta, 16 Kasım’da “Bilim–Sanayi–Teknoloji” temalı oturumlarla açılacak. Yeşil sanayileşme, karbon muhasebesi, karbon fiyatlandırması ve sanayinin karbonsuzlaşmasına yönelik çalışmalar değerlendirilecek. Programda 17 Kasım “Okyanuslar–Denizler, Doğa ve Arazi Kullanımı, Rio Sinerjisi”, 18 Kasım “İnsani ve Sosyal Kalkınma”, 19 Kasım ise “İMECE: Uygulamanın Hızlandırılması” başlıklarına ayrıldı. Gıda güvenliği, tarım ve su yönetimi gündemde Bu oturumlarda sürdürülebilir ormancılık, orman yangınlarıyla mücadele, bölgesel iklim projeksiyonları, mavi karbon, kapsayıcı iklim eylemi ve iklim finansmanını harekete geçirecek ortaklıklar gündeme gelecek. Programın tamamına nasıl ulaşılır? COP31 Türkiye Pavilyonu yan etkinlik programının tamamına, panel başlıklarına, düzenleyici kurumlara ve oturum saatlerine İklim Değişikliği Başkanlığının resmî web sitesi üzerinden ulaşılabilir.

Antalya COP31 Zirvesine Hazırlanıyor Haber

Antalya COP31 Zirvesine Hazırlanıyor

Antalya, COP31 İklim Değişikliği Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Antalya Valiliği, uluslararası organizasyon öncesinde yürütülen hazırlıklara dikkat çekerek kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, turizm sektörünü, esnafı ve vatandaşları iş birliğine davet etti. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) kapsamında dünyanın dört bir yanından binlerce konuğu ağırlamaya hazırlanan Antalya’da, zirve öncesi çalışmalar sürüyor. Uluslararası organizasyonun kentin tanıtımına, vizyonuna ve geleceğine önemli katkılar sunması beklenirken, hazırlıkların ortak sorumluluk anlayışıyla yürütülmesi hedefleniyor. Antalya Valiliği tarafından yapılan paylaşımda, COP31 Zirvesi’nin Antalya için tarihi bir fırsat olduğu vurgulandı. Kentin doğal güzelliklerinin, kültürel zenginliklerinin ve köklü misafirperverlik geleneğinin uluslararası konuklara en iyi şekilde tanıtılmasının önemine dikkat çekildi. Antalya’da COP31 İçin Ortak Sorumluluk Vurgusu Antalya Valiliği, COP31 gibi uluslararası ölçekte önemli bir organizasyona ev sahipliği yapmanın tüm şehir için ortak bir sorumluluk olduğunu belirtti. Valilik tarafından yapılan açıklamada, kamu kurumları, yerel yönetimler, turizm sektörü, esnaf ve vatandaşların iş birliğiyle konuklara unutulmaz bir Antalya deneyimi sunulabileceği ifade edildi. Kentin misafirperverliğinin ve dayanışma kültürünün zirve sürecinde önemli bir rol üstleneceği kaydedildi. COP31 Süresince Antalya’da Ulaşım ve Trafik Tedbirleri Alınacak COP31 İklim Değişikliği Zirvesi boyunca şehir yaşamının aksamaması ve katılımcıların ulaşımının sorunsuz şekilde sağlanması amacıyla yeni trafik ve ulaşım tedbirlerinin uygulanacağı bildirildi. Antalya Valiliği, alınacak önlemlerle zirve katılımcılarının şehir içindeki hareketliliğinin kolaylaştırılmasının ve Antalyalı vatandaşların günlük yaşam konforunun korunmasının amaçlandığını belirtti. Tedbirlerin başarıyla uygulanabilmesi için Antalya halkının anlayış, destek ve iş birliğinin büyük önem taşıdığı vurgulandı. Antalya’nın Uluslararası Tanıtımı İçin Önemli Fırsat Antalya’nın COP31 Zirvesi’ne ev sahipliği yapması, kentin uluslararası alandaki tanıtımı açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Zirve hazırlıklarının kamu kurumları, yerel yönetimler, turizm sektörü, esnaf ve vatandaşların katkısıyla sürdürülmesi hedefleniyor. Antalya Valiliği, organizasyon sürecinde ortak hareket edilmesinin önemine dikkat çekerek tüm kesimleri kentin güzelliklerini, kültürel değerlerini ve misafirperverliğini dünyaya en iyi şekilde yansıtmaya davet etti.

Edirne Belediyesi Kadın Üreticileri Bir Araya Getirdi Haber

Edirne Belediyesi Kadın Üreticileri Bir Araya Getirdi

Edirne Belediyesi’nin Dünya Kadın Çiftçiler Günü kapsamında düzenlediği etkinlikte kadın üreticiler bir araya geldi. Kadın Ritim Grubu’nun konseriyle başlayan programda, tarımda kadın emeği, teknolojinin üretime katkısı ve belediyenin üreticilere yönelik destekleri ele alındı. Türkiye’nin ilk akıllı köyünü kuran Tülin Akın da deneyimlerini kadın çiftçilerle paylaştı. Havsa Belediye Başkanı Hüseyin Özden, Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Şafak Kırbiç, il genel meclisi üyeleri, belediye meclisi üyeleri, muhtarlar, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının başkanları, belediye başkan yardımcıları, daire müdürleri, üreten kadınlar ve vatandaşların katıldığı program, Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam etti. Programda Edirne Belediye Başkan Vekili Gökce Onur Öktem açılış konuşmasını gerçekleştirdi. “ÜRETİCİLERİMİZİN YANINDA OLMAYI KALICI BİR ÇALIŞMA ALANI HALİNE GETİRDİK” Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan’ın selamlarını ileterek konuşmasına başlayan Belediye Başkan Vekili Gökce Onur Öktem, kadın çiftçilerin tarımın her aşamasında büyük emek verdiğini belirtti. Tarladan bahçeye, hayvancılıktan aile işletmelerine kadar kadınların üretimde üstlendiği sorumluluğun önemine dikkat çekti. 2026 yılının Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı ilan edilmesinin de kadınların üretimdeki rolünün görünür kılınması açısından önemli olduğunu ifade etti. Edirne Belediyesi’nin üreticilere yönelik çalışmalarına da değinen Başkan Vekili Gökce Onur Öktem, Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü aracılığıyla tohum desteği sağlandığını, yerli tohumların korunması ve yaygınlaştırılması amacıyla 10 bin sebze fidesinin hemşehrilerle buluşturulduğunu aktardı. Belediyeye ait tarım arazilerinin üretime kazandırıldığını da belirterek bu alanlarda ayçiçeği, arpa ve buğday yetiştirildiğini; üretilen ayçiçeğinin yağa dönüştürülerek ihtiyaç sahibi vatandaşlara ulaştırılmak üzere değerlendirildiğini kaydetti. Sözlerinin sonunda ise tarımda teknoloji ve dijitalleşme alanındaki deneyimlerini paylaşmak üzere programa katılan Tülin Akın’ın sunumunun da kadın çiftçiler açısından değerli bir fırsat olduğunu belirterek tüm kadın çiftçilerin Dünya Kadın Çiftçiler Günü’nü kutladı. EDİRNE BELEDİYESİ’NİN TARIMSAL ÇALIŞMALARI ANLATILDI Açılış konuşmasının ardından Edirne Belediyesi’nin tarımsal faaliyetlerini ve Tarımsal Hizmetler Müdürlüğü’nün kuruluşundan bu yana hayata geçirilen destekleri anlatan video gösterimi gerçekleştirildi. Gösterimde, üreticilere yönelik destekler ve belediyenin tarımsal üretime katkı sunan çalışmaları katılımcılarla paylaşıldı. TÜRKİYE’NİN İLK AKILLI KÖYÜNÜ KURAN TÜLİN AKIN DENEYİMLERİNİ PAYLAŞTI Programın devamında, Türkiye’nin ilk akıllı köyünü kuran Tülin Akın sunumunu gerçekleştirdi. Tarımda teknoloji ve dijitalleşme üzerine deneyimlerini paylaşan Akın; kendi çalışma yolculuğunda karşılaştığı zorlukları, Türkiye’de ve dünyada tarımın geldiği noktayı, üretimin önemini ve kendisini motive eden unsurları anlattı. Kadın çiftçilerle bir araya gelen Akın, tarımda yeni teknolojilerin ve yenilikçi üretim yöntemlerinin sunduğu imkânlara dikkat çekti. Sunum, katılımcıların tarımın geleceğine ilişkin farklı deneyim ve yaklaşımları değerlendirmesine olanak sağladı. Soru-cevap bölümünde katılımcılar, tarımda yeni teknolojilerin kullanımı, sürdürülebilir üretim yöntemleri ve kadın çiftçilerin sektördeki rolüne ilişkin merak ettikleri konuları dile getirme fırsatı buldu. Karşılıklı fikir alışverişiyle zenginleşen etkinlik, kadın çiftçilerin bilgi ve deneyimlerini paylaşmalarına ve tarımın geleceğine yönelik yenilikçi yaklaşımlar üzerine değerlendirmelerde bulunmalarına katkı sağladı. KADIN ÜRETİCİLERE HEDİYE TAKDİMİ Etkinliğin sonunda Başkan Vekili Gökce Onur Öktem, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan adına Tülin Akın’a hediye takdiminde bulundu. Kadın çiftçilere ise ıspanak, dereotu, roka ve maydonoz tohumununda bulunduğu hediyeler takdim edildi. Katılımcılara lokma ikramının da yapıldığı program, kadın üreticilerin bir araya geldiği güzel bir buluşma olarak tamamlandı.

Çanakkale’nin Yerel Ürünleri Roma’da Tanıtıldı Haber

Çanakkale’nin Yerel Ürünleri Roma’da Tanıtıldı

Çanakkale’de FAO ile yürütülen projelerde yer alan kadın kooperatiflerinin ürünleri, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlediği “Tohumdan Gıdaya” küresel sergisinde uluslararası ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Çanakkale’nin Ürünleri Uluslararası Sergide Yer Aldı Uluslararası gıda etkinliğine FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık, Çanakkale proje koordinatörü Esra Türkyılmaz ile beraber Çanakkale ili FAO proje paydaşları olan Çanakkale İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ve Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü adına İl Müdürü Ergün Demirhan ve Bölge Müdür Yardımcısı Halil Kısacık katılım sağladı. Kadın Kooperatiflerinin Ürünleri Roma’da Tanıtıldı Sergide, Çanakkale’nin farklı ilçelerindeki köylerden gelen yerel ürünlere yer verildi. Ayvacık ilçesinin Bektaş ve Şap köyleri, Bayramiç ilçesinin Pıtıreli köyü ve Çan ilçesinin Kızılelma köyünden ürünler ziyaretçilere sunuldu. Türkiye’nin Roma Büyükelçisi Elif Çomoğlu Ülgen de ülke standını ziyaret ederek düzenlenen tadım etkinliğine katıldı. Yerel Üretim Uluslararası Platforma Taşındı “Tohumdan Gıdaya” küresel sergisi kapsamında gerçekleştirilen tanıtım, Çanakkale’nin tarımsal ürünlerinin uluslararası alanda tanıtılmasına ve kadın kooperatiflerinin üretimlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılmasına katkı sağlayan bir buluşma oldu. Etkinlikte, yerel üretimin ve köylerde ortaya çıkan ürün çeşitliliğinin uluslararası bir platformda temsil edilmesi öne çıktı.

Bakan Kurum Pre-COP Zirvesi’ne Başkanlık Edecek Haber

Bakan Kurum Pre-COP Zirvesi’ne Başkanlık Edecek

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı COP31 öncesindeki hazırlık süreci, Pasifik ada ülkeleri Fiji ve Tuvalu’da gerçekleştirilecek Pre-COP toplantılarıyla devam ediyor. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 5-8 Ekim tarihlerinde düzenlenecek Pre-COP Zirvesi’ne başkanlık edecek. Kurum, COP31’in Eylem Gündemi’ni açıklayacak, Tuvalu’da iklim değişikliğine uyum çalışmalarını yerinde inceleyecek ve Pasifik ülkelerinin önceliklerini Antalya’daki COP31 sürecine taşıyacak. COP31 Eylem Gündemi Fiji’de açıklanacak Pre-COP toplantıları, Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde önemli bir hazırlık süreci oluşturuyor. COP31 Başkanı Murat Kurum, 5 Ekim Pazartesi günü Fiji’de düzenlenecek karşılama töreninde “COP31 Antalya ve Eylem Gündemi”ni açıklayacak. Kurum’un ardından Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi yöneticileri ile farklı ülkelerin iklim ve enerji bakanlarıyla ikili görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor. 6 Ekim Salı günü Tuvalu’da düzenlenecek Liderler Programı’na katılacak olan Kurum, liderlerle birlikte Tuvalu Kıyı Uyarlama Projesi’ni yerinde inceleyecek. Aynı gün Fiji’de gerçekleştirilecek Liderler Genel Oturumu’nda da konuşma yapacak olan Kurum, Pre-COP’tan Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’e uzanan süreçteki öncelikleri aktaracak. Tuvalu’da iklim değişikliğine karşı uyum çalışmaları incelenecek Pre-COP kapsamında liderler, yaklaşık 10 bin nüfuslu bir atol grubu olan Tuvalu’da bir gün geçirecek. Liderler burada ada yaşamını yakından görmenin yanı sıra deniz seviyesinin yükselmesine karşı oluşturulan ıslah edilmiş karasal alanları ve güneş enerjisi projelerini inceleyecek. Tuvalu, iklim değişikliğinin etkilerine karşı en hassas ülkeler arasında yer alıyor. Deniz seviyesindeki yükselme, aşırı hava olayları, toprağın ve içme suyunun olumsuz etkilenmesi ülkenin geleceği açısından ciddi risk oluşturuyor. Bilim insanlarının öngörülerine göre Tuvalu’nun topraklarının yüzde 95’i 2100 yılına kadar sular altında kalabilir. Pre-COP’ta finans ve okyanus-iklim bağlantısı gündemde 7 Ekim Çarşamba günü Pre-COP’un açılış ve ana konuşmasını gerçekleştirmesi beklenen Bakan Kurum, çeşitli ikili görüşmelerin yanı sıra Gözlemci Gruplar ile Bakanlar Diyaloğu’na katılacak. Kurum’a aynı gün Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ekibi tarafından brifing verilmesi planlanıyor. 8 Ekim Perşembe günü ise aile fotoğrafı organizasyonuna katılması beklenen Kurum, Finansmana Erişim ile Okyanus ve İklim Bağlantısı başlıklı ana oturumlarda konuşma yapacak. Bu oturumlarda Türkiye’nin COP31 Eylem Gündemi öncelikleri ile Trabzon Mavi Diyaloğu kapsamında öne çıkan mesajların vurgulanması bekleniyor. Pasifik Pre-COP’un dört ana teması Pasifik Pre-COP süreci dört temel tema etrafında şekillendirildi. Bu temalar; 1,5°C hedefinin korunması, iklim finansmanına erişimin iyileştirilmesi, okyanus-iklim bağlantısının güçlendirilmesi ve Pasifik ülkelerinin sesleri ile liderliğinin güçlendirilmesi olarak belirlendi. Pre-COP görüşmelerinde bu başlıklar üzerinden Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 öncesinde ortak bir zemin oluşturulması hedefleniyor. COP31 öncesi müzakerelerde yaklaşık 4 bin delege yer alacak Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 Zirvesi’nde ele alınacak konulara ilişkin müzakereler Fiji’de yürütülecek. Bu görüşmelere yaklaşık 4 bin delegenin katılması bekleniyor. Türkiye, COP31’e “Batı Avrupa ve Diğerleri” (WEOG) grubu adına ev sahipliği yaparken, Avustralya COP31’in müzakere başkanlığını yürütüyor. Avustralya’nın talebi doğrultusunda Pre-COP toplantıları Pasifik ada ülkeleri Fiji ve Tuvalu’da gerçekleştiriliyor. Pre-COP nedir? Pre-COP, her yıl düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı (COP) öncesinde gerçekleştirilen hazırlık ve ön görüşme süreci olarak tanımlanıyor. Bu toplantılarda bakanlar ve üst düzey yetkililer bir araya gelerek COP gündemindeki müzakere başlıklarını ele alıyor. Özellikle anlaşmazlık yaşanan konularda ortak bir dil ve uzlaşı alanı oluşturulması amaçlanıyor. Tuvalu neden Pre-COP’un önemli duraklarından biri? Pasifik Okyanusu’nda 9 mercan adasından oluşan Tuvalu, iklim değişikliğinin yol açtığı deniz seviyesindeki yükselme nedeniyle toprak bütünlüğü ve geleceği açısından ciddi risklerle karşı karşıya. Ülkenin iklim değişikliği nedeniyle tamamen yaşanamaz hale gelme ihtimali, iklim kaynaklı göç tartışmalarını da gündeme taşıyor. Tuvalu, Kasım 2023’te Avustralya hükümetiyle “Avustralya-Tuvalu Falepili Birliği” anlaşmasını imzaladı. Anlaşma kapsamında Tuvalu vatandaşlarına aşamalı olarak Avustralya’ya göç etme, burada kalıcı olarak ikamet etme, eğitim alma ve çalışma imkanı sağlanıyor. Anlaşmayla başlatılan özel vize programına 2025’te başvuran Tuvalululardan oluşan ilk grup, geçen yılın sonlarında Avustralya’ya ulaştı. Fiji, Vanuatu, Küba, Jamaika ve Maldivler gibi ada ülkeleri de iklim değişikliğinin etkilerine karşı en hassas bölgeler arasında bulunuyor.

Gıda Kaybı ve İsrafıyla Mücadelede Dönüşüm Zamanı Haber

Gıda Kaybı ve İsrafıyla Mücadelede Dönüşüm Zamanı

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO ile Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP öncülüğünde her yıl 29 Eylül'de Uluslararası Gıda Kaybı ve İsrafı Farkındalık Günü kutlanıyor. 2026 yılının teması ise “Gıda Kaybı ve İsrafını Azaltmanın Dönüştürücü Potansiyeli” olarak belirlendi. Bu yıl gerçekleştirilecek yedinci farkındalık gününde, gıda kaybı ve israfının azaltılmasının daha sürdürülebilir tarım-gıda sistemlerinin oluşturulmasındaki rolüne özellikle dikkat çekiliyor. Gıda Kaybı ve İsrafıyla Mücadelede “Üçlü Kazanım” TOBB Kadın Girişimciler Üst Kurul Üyesi ve REİS Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis Yorgun, gıda kaybı ve israfıyla mücadelenin yalnızca açlıkla mücadele etmek anlamına gelmediğini; aynı zamanda üretimde harcanan toprağın, suyun, enerjinin ve insan emeğinin de heba olmasını engellediğini vurguladı. Yorgun yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi; ''FAO, gıda kaybı ve israfının azaltılmasının dünyaya üç önemli alanda kazanım sağlayabileceğini vurguluyor: Gıda güvenliği ve daha iyi beslenme, doğal kaynakların ve iklimin korunması, verimlilik ve ekonomik büyüme. Başka bir ifadeyle, kaybolan veya çöpe giden gıdayı azaltmak yalnızca daha fazla insanın gıdaya erişmesine katkı sağlamıyor; aynı zamanda üretimde kullanılan toprağın, suyun, enerjinin ve emeğin de boşa harcanmasını önlüyor. Dünyada Gıdanın Önemli Bir Bölümü Sofraya Ulaşamıyor Gıda kaybı ile gıda israfı birbirinden farklı iki kavram. Gıda kaybı, ürünün hasattan başlayarak depolama, taşıma ve işleme süreçlerinde perakende noktasına ulaşmadan önce kaybedilmesini ifade ediyor. Gıda israfı ise perakende, restoran, toplu tüketim ve özellikle hane halkı seviyesinde tüketilebilecek gıdanın kullanılmadan atılması anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler'in güncel verilerine göre, dünyada üretilen gıdanın yaklaşık yüzde 13,3'ü hasat sonrasında ve perakende aşamasına ulaşmadan önce kaybediliyor. Bunun üzerine, tüketiciye sunulan gıdanın yaklaşık yüzde 19'u da perakende, yeme-içme sektörü ve hanelerde israf ediliyor. Sadece 2022 yılında bu miktar 1,05 milyar tona ulaştı. Bu israfın en büyük bölümünün gerçekleştiği yer ise düşündüğümüzden çok daha yakınımızda: evlerimiz. UNEP verilerine göre dünyadaki toplam gıda israfının yaklaşık yüzde 60'ından haneler sorumlu. Hanelerde bir yılda yaklaşık 631 milyon ton gıda israf ediliyor. Bu, kişi başına yılda ortalama 79 kilogramlık evsel gıda israfına karşılık geliyor. Dünya genelinde evlerde her gün çöpe giden gıdanın, bir milyardan fazla öğüne karşılık geldiği hesaplanıyor. Birleşmiş Milletler'in 2026 değerlendirmesine göre 2025 yılında yaklaşık 645 milyon insan kronik yetersiz beslenmeyle, yaklaşık 2,1 milyar insan ise orta veya ciddi düzeyde gıda güvensizliğiyle karşı karşıya kaldı. Çöpe Attığımız Sadece Gıda Değil Bir ürün çöpe gittiğinde aslında yalnızca o ürünü kaybetmiyoruz. Onu yetiştirmek için kullanılan su, üretimde harcanan enerji, kullanılan tarım arazisi, ambalajı, depolanması, taşınması için tüketilen kaynaklar ve üretim sürecindeki insan emeği de boşa gitmiş oluyor. Bu nedenle gıda kaybı ve israfının iklim değişikliği üzerinde de doğrudan bir etkisi bulunuyor. FAO ve UNEP verileri, gıda kaybı ve israfının küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 8-10'undan sorumlu olduğunu ortaya koyuyor. Küresel ekonomiye maliyetinin ise yılda yaklaşık 1 trilyon dolar seviyesinde olduğu tahmin ediliyor. Bu nedenle gıdayı çöpe atmak aynı zamanda suyu, enerjiyi, toprağı ve ekonomik değeri çöpe atmak anlamına geliyor. 2030 Hedefi: İsrafı Yarı Yarıya Azaltmak Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın 12.3 numaralı hedefi, 2030 yılına kadar kişi başına düşen küresel gıda israfının perakende ve tüketici düzeyinde yarı yarıya azaltılmasını, aynı zamanda üretim ve tedarik zincirindeki gıda kayıplarının önemli ölçüde düşürülmesini öngörüyor. Burada sorumluluk yalnızca üreticinin ya da tüketicinin değil; tarımdan sanayiye, lojistikten perakendeye, restoranlardan evlerimize kadar gıda zincirindeki bütün paydaşların ortak sorumluluğu bulunuyor. Küçük Değişiklikler, Büyük Sonuçlar Gıda israfını azaltmak için günlük hayatımızda uygulanabilecek yöntemler aslında oldukça basit: İhtiyacımız kadar alışveriş yapmak, öğünleri planlamak, gıdaları doğru koşullarda saklamak, son tüketim tarihi ile tavsiye edilen tüketim tarihi arasındaki farkı bilmek, artan yemekleri yeniden değerlendirmek ve tüketebileceğimiz miktardan fazlasını hazırlamamak atılabilecek en temel adımlar arasında bulunuyor. FAO da özellikle öğün planlamasını, gıdaların doğru saklanmasını ve artan yemeklerin değerlendirilmesini bireysel düzeyde alınabilecek temel önlemler arasında; Her bir gıdayı değerinde kullanmak, yalnızca bugünün kaynaklarını korumak değil; gelecek nesiller için daha sürdürülebilir ve daha dirençli bir gıda sisteminin oluşmasına katkı sağlamak anlamına geliyor.''

Sıfır Atık Hareketi 9 Yaşında Haber

Sıfır Atık Hareketi 9 Yaşında

Türkiye’nin 2017 yılında başlattığı Sıfır Atık Hareketi 9. yılına girerken, geri kazanım oranı yüzde 37,53’e yükseldi. Proje kapsamında bugüne kadar 90 milyon ton atık ekonomiye kazandırılırken, 365 milyar liralık ekonomik katkı sağlandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Sıfır Atık Hareketi’nin 9. yılı dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu. Emine Erdoğan’ın himayelerinde 27 Eylül 2017’de başlatılan hareketin bugün Türkiye sınırlarını aşan bir çevre ve iklim gündemine dönüştüğünü belirten Kurum, Sıfır Atık anlayışının Türkiye’nin COP31 Başkanlığı ile küresel iklim mücadelesine taşındığını ifade etti. Kurum, “9 yıl önce atılan adım bugün dünyaya yön veriyor!” ifadeleriyle başladığı mesajında, Sıfır Atık Hareketi’nin “atma, dönüştür” çağrısıyla kaynaklara bakış açısında dönüşüm başlattığını belirterek, “Ortak evimiz için, ortak geleceğimiz için, dünya için 0’dan COP31’e” mesajını verdi. Sıfır Atık’ın 9. yıl teması: “0'dan COP31'e Dünya için Hep Birlikte” Emine Erdoğan’ın himayelerinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda 27 Eylül 2017’de başlatılan Sıfır Atık Hareketi, 9. yılında yeni bir küresel hedefle öne çıkıyor. Türkiye’nin bu yıl Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapacak olması nedeniyle hareketin 9. yıl teması “0'dan COP31'e Dünya için Hep Birlikte” olarak belirlendi. COP31’in 10 öncelikli temasından biri Sıfır Atık Antalya’da düzenlenecek COP31’in Eylem Gündemi’nde 10 öncelikli tema arasında Sıfır Atık da yer alıyor. Sıfır Atık, aynı zamanda “2035 Küresel Uygulama Hedefleri” kapsamında geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi uygulama projesi olarak öne çıkıyor. COP31’in hedefleri arasında bulunan “Sıfır Atık ve metan azaltımı” başlığıyla, dünya genelinde atık üretimindeki artışın 2035 yılına kadar yarı yarıya azaltılması amaçlanıyor. Türkiye’nin geri kazanım oranı yüzde 37,53’e yükseldi Sıfır Atık Hareketi kapsamında Türkiye genelinde atıkların geri kazanımına yönelik çalışmalar yıllar içinde genişletildi. Proje kapsamında; 220 bin bina ve yerleşkede Sıfır Atık Yönetim Sistemi’ne geçildi. 28 milyon kişiye Sıfır Atık konusunda eğitim verildi. 2017 yılında yüzde 13 olan geri kazanım oranı, 2024’te yüzde 36,08’e, 2025’te ise yüzde 37,53’e yükseldi. Türkiye’nin geri kazanım oranını 2035’te yüzde 60’a, 2053’te ise yüzde 70’e çıkarması hedefleniyor. 90 milyon ton atık ekonomiye kazandırıldı Sıfır Atık Hareketi’nin başlangıcından 2025 yılı sonuna kadar toplam 90 milyon ton geri kazanılabilir atık işlenerek ekonomiye kazandırıldı. Bu miktarın 36,1 milyon tonunu kağıt-karton, 10,2 milyon tonunu plastik, 3,5 milyon tonunu cam, 9,6 milyon tonunu metal, 30,6 milyon tonunu ise organik ve diğer geri kazanılabilir atıklar oluşturdu. Geri kazanılan atıkların ekonomiye kazandırılmasıyla 365 milyar liralık katkı sağlandığı belirtildi. 613 milyon ağacın kesilmesi önlendi Sıfır Atık uygulamalarının çevresel kazanımları arasında enerji ve su tasarrufunun yanı sıra doğal kaynakların korunması da bulunuyor. Proje kapsamında 54 milyon hanenin bir yıllık elektrik ihtiyacına eşdeğer 270 milyar kWh enerji tasarrufu sağlandı. İstanbul’un iki yıllık su tüketimine eşdeğer 2 trilyon litre su tasarrufu elde edilirken, 60 milyar litre petrol tasarrufu gerçekleştirildi. Yaklaşık 55 bin futbol sahası büyüklüğündeki 390 milyon metreküp atık depolama alanı ihtiyacının önüne geçildi. Ayrıca 613 milyon ağacın kesilmesi önlenirken, yaklaşık 180 milyon ton sera gazı salımının da önüne geçildi. Sıfır Atık projeleri farklı alanlara yayılıyor Sıfır Atık Hareketi kapsamında yalnızca atıkların geri kazanımına yönelik çalışmalar değil, farklı alanlarda farkındalık oluşturmayı amaçlayan projeler de yürütülüyor. Denizlerin korunmasına yönelik Sıfır Atık Mavi, içecek ambalajlarının toplanarak yeniden değerlendirilmesini amaçlayan Depozitosu Olan Ambalajlar Sistemi (DOA) ile hareketin uygulama alanı genişletiliyor. 2023 yılında kurulan Sıfır Atık Vakfı da ulusal ve uluslararası projelerin yürütülmesinde rol üstleniyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda farklı bakanlıklar ve belediyelerle 81 ilde çeşitli projeler uygulanırken, UNDP, TRT, Türk Kızılay, TEMA Vakfı, Türkiye Basketbol Federasyonu ve Türkiye Futbol Federasyonu gibi kuruluşlarla da çocuklar ve gençler başta olmak üzere toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştiriliyor. Sıfır Atık’ın küresel boyutu Sıfır Atık Hareketi, Türkiye’de başlayan çalışmaların uluslararası alana taşınmasıyla birlikte küresel çevre gündeminin de başlıklarından biri haline geldi. 14 Aralık 2022’de Türkiye’nin ana sunuculuğunda, 105 ülkenin ortak sunuculuğunda gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oylamasında 30 Mart’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü” ilan edilmesi kabul edildi. Emine Erdoğan’ın girişimleriyle Birleşmiş Milletler bünyesinde “BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu” da oluşturuldu. 12 Nisan 2023’te kurulan kurulun başkanlığını Emine Erdoğan yürütüyor. Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı ise farklı ülkelerden kişi ve kuruluşların katılımıyla küresel ölçekte yaygınlaştırılmaya devam ediyor. Sıfır Atık Hareketi, 9. yılında Türkiye’nin COP31 Başkanlığı kapsamında döngüsel ekonomi, geri dönüşüm, kaynakların verimli kullanımı ve atık yönetimi başlıklarıyla küresel iklim gündemindeki yerini güçlendirmeyi hedefliyor.

KÜTSO Başkanı Esin Güral Argat, BM Genel Merkezi’nde COP31 Lansmanına Katıldı Haber

KÜTSO Başkanı Esin Güral Argat, BM Genel Merkezi’nde COP31 Lansmanına Katıldı

Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu, ABD’nin New York kentinde dünya liderlerini ve küresel iş dünyasını bir araya getirdi. BM Genel Kurul haftası kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindeki heyetin ABD temaslarına eşlik eden heyette, Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Esin Güral Argat da yer aldı. Esin Güral Argat, BM Genel Merkezi’nde COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un küresel kamuoyuyla paylaştığı COP31 Eylem Gündemi lansman toplantısına katıldı. Toplantının ardından sosyal medya hesabı üzerinden değerlendirmelerini paylaşan Esin Güral Argat, "New York İklim Haftası kapsamında COP31 programımızın ilk durağı Birleşmiş Milletler Genel Merkezi oldu" ifadesini kullandı. “Enerjiden Sanayiye Kapsamlı Bir Dönüşüm Çerçevesi” Açıklanan eylem gündeminin iklim hedeflerini doğrudan sahaya taşıyacak somut alanları tanımladığını vurgulayan Esin Güral Argat, dönüşümün vizyonuna ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: "Açıklanan gündemin en önemli tarafı, iklim hedeflerini uygulamaya taşıyacak somut alanları tarif etmesi. 2035 yılına kadar elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 35’e, döngüsel malzeme kullanım oranının yüzde 15’e çıkarılması gibi hedefler; enerji sistemlerinden sanayiye, üretim süreçlerinden kaynak verimliliğine uzanan kapsamlı bir dönüşümün çerçevesini çiziyor. Ulusal iklim planlarını yatırıma hazır projelerle buluşturmayı amaçlayan İklim Uygulama Köprüsü – BRIDGE de bu dönüşümün finansman boyutunda öne çıkan girişimlerden biri." “Kamu ile Özel Sektör Arasında Güçlü Bir Uygulama Zemini Oluşuyor” COP31 iklim diplomasisi sürecinde kamu ile iş dünyası arasındaki koordinasyonun kritik rolüne dikkat çeken KUTSO Başkanı Güral Argat, şu ifadeleri kullandı: "Sayın Bakanımız Murat Kurum’un liderliğinde yürütülen COP31 Başkanlığı süreci ile TOBB Başkanımız ve COP31 İş Forumu Başkanı Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu’nun öncülüğünde sürdürülen iş dünyası çalışmaları, Antalya’ya uzanan süreçte kamu ile özel sektör arasında güçlü bir uygulama zemini oluşturuyor. Türkiye’nin COP31 yol haritasının Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde dünyayla paylaşılması bu sürecin önemli bir başlangıcı oldu." Bakan Murat Kurum ile Görüşme ve KOBİ’lerin Dönüşüm Rolü BM Genel Merkezi'ndeki lansman sonrasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunan Esin Güral Argat, ABD’deki temaslarının iş dünyası odaklı toplantılarla devam edeceğini belirtti: "Önümüzdeki günlerde New York’ta gerçekleştireceğimiz toplantılarda ise bu gündemin iş dünyası açısından nasıl uygulanabileceğini ve özellikle KOBİ’lerin dönüşüme nasıl daha güçlü katılabileceğini ele alacağız.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.