Hava Durumu

#Birleşmiş Milletler

Kırsal Haber - Birleşmiş Milletler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Birleşmiş Milletler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bodrum’da Kadın Girişimciler için E-Ticaret Semineri Haber

Bodrum’da Kadın Girişimciler için E-Ticaret Semineri

11 Şubat Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü kapsamında, Bodrum’da yaşayan girişimci ve üretici kadınlara yönelik ücretsiz “E-Ticarete Giriş (Online Ticaret) Semineri” düzenlendi. Bodrum Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından Ali Hakan Aykan Kültür ve Sanat Merkezi’nde (Trafo Bodrum) gerçekleştirilen seminere, Bodrum Belediyesi Meclis Üyesi ve Bodrum Belediye Meclisi Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu Üyesi Av. İdil Ekmekçi de katıldı. Bodrum’da faaliyet gösteren girişimci ve üretici kadınların dijital alanda güçlenmelerini amaçlayan seminerde, katılımcılara e-ticaret alanında temel bilgi ve beceriler kazandırılması hedeflendi. Program kapsamında kadınların ürettiği ürünleri yalnızca fiziki satış noktalarında değil, dijital platformlar üzerinden de pazarlayabilmelerine yönelik yol haritası paylaşıldı. Tekstil mühendisi ve marka kurucusu Aynur Namlı Ducray’ın sunumuyla gerçekleştirilen seminerde; online ticaretin tanımı, dijital satış süreçlerinin temel dinamikleri, müşteri güveni oluşturma yöntemleri ve dijital ortamda sürdürülebilir başarıya ulaşma stratejileri ele alındı. Ayrıca e-ticaretin uygulamaya dönük yönlerine ilişkin örnek çalışmalar katılımcılarla paylaşıldı. Program, Bodrum Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü Sosyoloğu Berrin Ak’ın açılış konuşmasıyla başladı. Ak, konuşmasında 11 Şubat Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü’nün önemine vurgu yaptı. Bodrum Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Av. Gözde Çakıroğlu ise seminerin yalnızca tek günlük bir etkinlik olarak değil, uzun vadeli bir güçlenme sürecinin başlangıcı olarak değerlendirildiğini ifade ettiği konuşmasında şunları söyledi: “11 Şubat Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü kapsamında, Bodrum Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü olarak bu e-ticaret seminerini hayata geçirdik. Hedefimiz; kadınların üretim gücünü dijital dünyayla buluşturarak yalnızca yerel pazarda değil, online satış platformlarında da güçlü ve sürdürülebilir biçimde var olmalarını sağlamaktır. Çünkü dijital dönüşüm artık bir tercih değil, çağımızın bir gerekliliği olmuştur. Bu çalışmayı tek seferlik bir etkinlik olarak değil, kadınların ekonomik ve dijital alanda güçlenmesini destekleyen uzun vadeli bir yolculuğun başlangıcı olarak görüyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği vizyonumuz doğrultusunda yürüttüğümüz projelerde önümüzü açan Bodrum Belediye Başkanımız Sayın Tamer Mandalinci’ye teşekkür ediyor; katılımınızla bu vizyonu büyüttüğünüz için de her birinize ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyorum. Ve elbette semineri hazırlayan ve değerli bilgi birikimini bizlerle paylaşmaya gönüllü olan Sayın Aynur Namlı Ducray’a da ayrıca teşekkür ediyorum.” 11 Şubat Hakkında; 11 Şubat Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü, 22 Aralık 2015’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından; kadın ve kız çocuklarının fen, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarında eğitim ve araştırmaya katılımını teşvik etmek amacıyla ilan edilmiştir. Dünya genelinde cinsiyet kalıp yargıları ve önyargılar, kız çocuklarını ve kadınları bilim alanlarından uzaklaştırmaktadır. Günümüzde araştırmacıların yüzde 30’undan azı kadındır. UNESCO verilerine göre kız öğrencilerin yalnızca yaklaşık yüzde 30’u yükseköğretimde STEM alanlarını tercih etmektedir. Özellikle bilgi ve iletişim teknolojileri, mühendislik ve temel bilimlerde kız öğrencilerin oranı oldukça düşüktür. Bu özel gün, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri doğrultusunda, kadın ve kız çocuklarının bilime tam ve eşit katılımını sağlamak, toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirmek ve kadınların güçlenmesini desteklemek amacı taşımaktadır.

Gaziantep’in Sıfır Atık Yol Haritası Belirlendi Haber

Gaziantep’in Sıfır Atık Yol Haritası Belirlendi

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde, Sıfır Atık Vakfı’nın organizasyonu ve Gaziantep Valiliği’nin himayesinde, 81 ilde “Yerelden Ulusala: İsraf ve Atık” temasıyla düzenlenen “COP31 Sürecinde Türkiye Sıfır Atık Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayları”nın Gaziantep ayağı, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın katılımıyla gerçekleştirilen sonuç konferansıyla tamamlandı. Sıfır Atık Hareketi’nin kurucusu ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan’ın vizyonu ve himayelerinde, israfla mücadelede yerel çözümlerin ulusal politikalara dönüştürülmesini amaçlayan çalıştayların Gaziantep bölümü, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen sonuç konferansıyla sona erdi. Programa Bakan Yumaklı’nın yanı sıra Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri ile il protokolü katıldı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Gazi şehirde yürütülen yerel uygulamaların sıfır atık yaklaşımının yerel ölçekte somut ve ölçülebilir sonuçlar ürettiğini ortaya koyduğunu belirterek, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin evsel atıklardan enerji üretimi projesi ile yürütülmesinde ortak olduğu “Geri Dönüşüm Evde Başlar” ve “Yeşil Antep” projelerini güçlü örnekler olarak nitelendirdi. Kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve gönüllüler; dört ana başlık altında oluşturulan 14 tematik masa aracılığıyla yürüttükleri çalışmalar sonucunda, Gaziantep’in Sıfır Atık Yol Haritası’nı şekillendirdi. Çalışmalarda; kent ölçeğinde somut politika önerileri, kısa, orta ve uzun vadeli uygulama ve izleme mekanizmaları ile ulusal hedeflerle uyumlu şehir ölçekli dönüşüm stratejileri kapsamlı biçimde ele alındı. Konferansta çalıştay çıktıları ile “Şehir Sıfır Atık Hedef Belgesi”ne ilişkin sunum, İl Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdür Vekili Harun Topçu tarafından gerçekleştirildi. GAZİANTEP, İSRAFLA MÜCADELEDE VE SIFIR ATIK HAREKETİNDE YALNIZCA BİR UYGULAMA ALANI DEĞİL, AYNI ZAMANDA GÜÇLÜ BİR KÜLTÜREL BEŞİKTİR Programda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Sakarya ve Muğla’nın ardından Gaziantep’te düzenlenen toplantının, yerelde geliştirilen bilgi, deneyim ve çözüm önerilerinin ulusal politikalara entegre edilmesi açısından önemli bir adım olduğunu vurguladı. Konuşmasında Gaziantep’in coğrafi işaret başarısına da değinen Yumaklı şunları söyledi: “Bu toplantının Gaziantep’te gerçekleştirilmesi tesadüf değildir. Gaziantep, yalnızca sanayi üretimi ve ticaret kapasitesiyle değil, tarımsal üretim gücü ve köklü gıda kültürüyle de Türkiye’nin önde gelen şehirlerinden biridir. Özellikle Antep fıstığı üretiminde, Türkiye dünyada üçüncü sırada bulunmakta, ülkemizde Antep fıstığının yaklaşık yarısı da Gaziantep’te yetiştirilmektedir. Şehrin bu üretim kapasitesi; yüksek katma değer, kırsal istihdam, gıda sanayisi ve ihracat açısından stratejik bir alan oluşturmaktadır. Gaziantep’te tarım; işleme, depolama, ticaret ve sofraya ulaşma aşamalarını kapsayan bütüncül bir gıda ekosistemi içinde ele alınmaktadır. Bu bütüncül yapının en güçlü tamamlayıcısı ise Gaziantep’in mutfak kültürüdür. Gaziantep, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na gastronomi alanında dâhil edilen Türkiye’nin ilk şehridir. Bu unvan; Gaziantep mutfağının, yerel üretime dayanan, mevsimine göre ürün kullanan ve israfı en aza indirmeye öncelik veren bir gelenek olduğunu da tescillemektedir. Bu yönüyle Gaziantep, israfla mücadelede, sıfır atık hareketinde yalnızca bir uygulama alanı değil, aynı zamanda güçlü bir kültürel beşiktir.” Bakan Yumaklı, konuşmasının devamında; dünyada yaşanan iklim değişikliği, artan kuraklık ve nüfus artışı nedeniyle su varlığı ve gıda güvenliği açısından kritik bir süreçten geçildiğine dikkat çekti. Türkiye’de gıda israfı, su verimliliği ve sıfır atık konularında yürütülen çalışmalar ile ev sahipliği yapılan uluslararası etkinliklere değindi. GAZİANTEP’TE YÜRÜTÜLEN YEREL UYGULAMALAR, SIFIR ATIK YAKLAŞIMININ YEREL ÖLÇEKTE SOMUT VE ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR ÜRETTİĞİNİ AÇIKÇA GÖSTERİYOR Konuşmasının son bölümünde Bakan Yumaklı, küresel platformlarda belirlenen hedeflerin gerçek karşılığının şehirlerde görüleceğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Sıfır Atık Vakfı koordinasyonunda yürütülen bu çalıştaylar, ortak bir metodolojiye dayanmaktadır. Tematik masa sistemi ve sorun–çözüm–hedef–izleme yaklaşımı sayesinde, bu toplantılar, yalnızca tespit yapmakla kalmamış; uygulanabilir ve izlenebilir politika girdileri üretmiştir. Bu kapsamda her il için hazırlanacak Yerel Sıfır Atık Hedef Belgeleri, yerel ihtiyaçların ulusal politika tasarımına veri sağlaması açısından son derece önemlidir. Gaziantep’te yürütülen yerel uygulamalar, sıfır atık yaklaşımının yerel ölçekte somut ve ölçülebilir sonuçlar üretebildiğini açıkça göstermektedir. Yıllık yaklaşık 650 bin ton evsel atıktan elde edilen enerjiyle, yaklaşık 50 bin hanenin elektrik ihtiyacının karşılanması, atığın çevresel bir yük olmaktan çıkarılarak ekonomik bir değere dönüştürüldüğünün en somut örneklerinden biridir. “Geri Dönüşüm Evde Başlar” ve “Yeşil Antep” gibi projeler, yerelde sahiplenilen bu dönüşüm iradesinin güçlü örnekleridir. Bu çalıştaylar ve sonuç konferansları, COP31 süreci öncesinde Türkiye’nin sıfır atık yaklaşımını, yerel uygulamalar üzerinden, sahaya dayalı ve somut örneklerle anlatabilmesine imkân tanımaktadır. Gaziantep Çalıştayı Sonuç Konferansı’nın; elde edilen çıktıları daha da güçlendireceğine, ulusal ve yerel politika bağını pekiştireceğine ve Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yaptığı bu dönemde, yeşil dönüşüm hedeflerine önemli katkılar sunacağına inanıyorum.” ŞAHİN: GAZİANTEP SIFIR ATIĞIN ANA ŞEHRİ OLACAK Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ise konuşmasında kurum olarak sıfır atık konusuna verdikleri önemi vurgulayarak şunları söyledi: “Bugün Birleşik Milletler Gaziantep'i yirmi şehir içerisinde bizi layık gördüyse bu bir takım işidir. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'nın gelir gelmez Paris Antlaşması'ndan çıktığına şahit olduk. Ama Saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın liderliğinde biz Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın ismini değiştirdik. Şehir ve Şehircilik Bakanlığı'nın yanına İklim Değişikliği’ni koyduk ve vakfı kurduk, ajansı kurduk. Bu bir duruştur. Bugün Saygıdeğer Bakanım bizi uyardı. Su savaşları başlayacak. Biz OECD'nin şampiyon şehriyiz. Burada bir çalışma yaptı. Burada katılımcılık, kapsayıcılığı sağlandı. EBRD bütün Türkiye'yi inceledi. Şu anda Yeşil Şehir olan tek şehriyiz. Avrupa Konseyi bize on altı oyla Euro Prize onur ödülünü verdi. Akıllı Şehir, yeşil şehir sosyal dönüşüm. Bu şehir vazgeçmeyenlerin şehri. O yüzden kazananların şehri olacak. Gaziantep sıfır atığın ana şehri olacak. Sıfır atığın COP31'de ana temsilcisi olmaktan bu yirmi şehirden bir olmaktan çok mutluyuz. Sıfır atıkla değiştireceğiz. Birlikte değiştireceğiz. Sıfır atık, sıfır açlık demek. Bunu birlikte başaracağız.” VARANK: TÜRKİYE’DEKİ İYİ ÖRNEKLERİMİZİ DÜNYAYLA PAYLAŞACAĞIZ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, 2017 yılından bu yana geri dönüşüm alanında önemli ilerlemeler kaydedildiğini belirterek şöyle konuştu: “2017’den bugüne geldiğimiz süreçte çok uzun yollar kat ettik. İlk başladığımızda atıkların dönüşüm oranı Türkiye'de yüzde 13’ken bugün yüzde 36. Net sıfır emisyon hedefimiz 2053 tarihinde. Süreçte geldiğimiz gün itibariyle COP31'in Türkiye'ye gelme sürecinde aslında biz, yerel belediyelerimiz, milletvekillerimiz, tüm paydaşlarımız, kamu kurumlarımız, bakanlıklarımız hep birlikte mücadele ettik ve ev sahibi ve başkanlığı almayı başardık. Bu toplantıda çevreye dair, iklim değişikliğine dair ne varsa konuşacağız. İşte bütün dünyanın iklimle ilgili gibi görülen ama tüm konuların iklim başlığı altında konuşulduğu bu konferansta dünyanın diplomasisi on gün için İstanbul ve Ankara'da. Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin ortaya koyduğu bir vizyonu şimdiye kadar çok geniş kitlelere yaymayı başardık. Biz bu süreçte seksen bir ilde yapacağımız bu toplantıları tamamlayarak bunların bütün dünyayla paylaşıp ajandamızın artık uygulamaya geçme kısmının ilk adımlarını atmış olacağız. Türkiye'de bizim iyi örneklerimizi dünyayla paylaşacağız. Bunu çok önemli bir fırsat olarak görüyorum ve tüm gençlerin tüm halkımızın bu sürece katkı vermesini canı gönülden istiyorum.” ÇEBER: GAZİANTEP OLARAK SIFIR ATIK KONUSUNDA ÇALIŞMAYA GAYRET EDİYORUZ Gaziantep Valisi Kemal Çeber ise sıfır atık konusunun artık akademik çevrelerin ötesine geçerek toplumun geneline yayıldığını belirtti ve şunları söyledi: “Bu tip toplantılar, bana dünya gezegeninin insanoğluna doğru yıllarca yıllardır yaptığı çığlığın duyulmaya başladığını ifade edilen ortamlar gibi geliyor. Evet dünya bize yıllardır bas bas bağırıyor. ‘İnsanoğlu sen beni çok hor kullanıyorsun. Bana çok kötü davranıyorsun. Doğamı, yani insanoğlunun ayak bastığı her yeri kirletiyorsun’ diye uzun süredir bağırıyor. İşte bu toplantılar ve benzerleri artık bu çığlığın duyulmaya başladığını sanki bana ifade ediyor. Ama bir taraftan da işte bu ortamlarla bazı kıvılcımları sanki görmeye başlıyoruz. İnsanoğlu dünyanın çığlığını sanıyorum duydu. Özellikle yeni nesil beni çok umutlandırıyor. Biz de Gaziantep olarak sıfır atık konusunda çalışmaya gayret ediyoruz. Birçok projeyi başlattık. Birçok projeyi uygulamaya koyduk.” COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, Sıfır Atık Vakfı’nın çalışmalarına değinerek Gaziantep’in Birleşmiş Milletler tarafından seçilen 20 şehir arasında yer almasının önemli bir başarı olduğunu ifade etti. Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sait Mesut Doğan, sıfır atık yaklaşımının yalnızca çevresel bir politika değil; aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve kültürel bir dönüşümün temel yapı taşlarından biri olduğunu vurguladı. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Haluk Kalyoncu ise üniversitenin sıfır atık konusundaki çalışmalarının artarak süreceğini belirtti. Programın devamında plaket takdimi gerçekleştirildi. Konferans kapsamında ayrıca protokol üyeleri, Gaziantep’in öne çıkan “Sıfır Atık Uygulama Örnekleri”nin yer aldığı sergi alanını ve Gaziantep Sıfır Atık stantlarını ziyaret etti.

İTB'nin Geleneksel ''Toprağın Kadın Yüzü'' Fotoğraf Yarışması Sonuçlandı Haber

İTB'nin Geleneksel ''Toprağın Kadın Yüzü'' Fotoğraf Yarışması Sonuçlandı

135 yıldır Türkiye’nin siyasi ve ekonomik hayatına tanıklık eden nadir kurumlardan olan İzmir Ticaret Borsası’nın bu yıl, 1 Ekim-15 Aralık 2025 tarihleri arasında “Toprağın Kadın Yüzü” ana temasıyla düzenlediği geleneksel Instagram Fotoğraf Yarışmasının dokuzuncusu sonuçlandı. Herhangi bir sınırlama söz konusu olmadan kadın emeğinin üretim zincirindeki değerini öne çıkarmayı hedefleyen fotoğrafları konu edinen yarışmada; kadınların tarım alanındaki alın teri, emeği, üretim koşulları ve kırsal yaşamın gerçek yüzünü anlatan tüm kareler gönderildi ve her biri alanında uzman jüri üyelerinin titiz değerlendirmeleri sonucunda, dereceler belli oldu. Yarışma sonuçlarına ilişkin değerlendirmede bulunan İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, “Tarihi Borsa Sarayımızı konu alan ilk Instagram yarışmamız ve sırasıyla üzüm ve incir, pamuk ve zeytin-zeytinyağı, hayvancılık, Toprak ve Çocuk, Tarımda Sürdürülebilirlik, Cumhuriyetin 100. Yılında Tarım ile Geçmişten Emanet, Geleceğe Miras Tarım temalı fotoğraf yarışmalarımız büyük ilgi görmüştü. Yarışmamızın başlangıcından bu yana yönetimimiz ve akademisyenlerden oluşan, her biri alanında uzman jüri üyelerimizin titiz çalışmaları sonucunda birbirinden güzel temalar, yarışmacılarımız sayesinde oldukça başarılı karelere dönüştü. 135 yıldır Türkiye’nin siyasi ve ekonomik hayatına tanıklık eden nadir kurumlardan olan İzmir Ticaret Borsası, tarımda üretim ve çeşitliliğin devam etmesi, gelişmesi ve geleceğe taşınması amacıyla geçmişten aldığı emanetleri, geleceğe miras bırakabilmek adına her biri alanında öncü projeler geliştiriyor. Üstlendiğimiz bu değerli misyonla sektördeki diğer kuruluş ve paydaşlara örnek oluyor, onları teşvik ediyoruz. Bu yıl dokuzuncusunu gerçekleştirdiğimiz ve artık geleneksel hale gelen Instagram yarışmamızda Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Dünyada her şey kadının eseridir’ sözünden ilham aldık ve toprağın bereketi, üretimin sürekliliği ve tarımın geleceğinde kadınların rolü ve emeğine değindik.” dedi. Işınsu Kestelli: Birleşmiş Milletler’in (BM) 2026 yılını Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı ilan etmesi yarışmamızın temasıyla eşleşen hoş bir tesadüf oldu Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 2026 yılını Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı ilan etme kararına değinen ve Borsa’nın “Toprağın Kadın Yüzü” temasıyla düzenlediği yarışmanın tamamladığı tarihle art arda gelmesinin oldukça hoş bir tesadüf olduğunu belirten Işınsu Kestelli, Borsa olarak her fırsatta tarımın görünmeyen kahramanlarını görünür kılmayı, aynı zamanda kadın emeğinin üretim zincirindeki değerini öne çıkarmayı hedeflediklerini söyleyerek, yarışma sonucunda bu amacı oldukça değerli karelerle somutlaştırdıklarının altını çizdi. BM 2026 yılında dünya genelinde kadın çiftçilerin tarım ve gıda sistemlerindeki hayati rolüne ve gıda güvenliği, beslenme ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasına yaptıkları katkılara ilişkin farkındalığı artırmaya davet ediyor. Ne hoş bir tesadüftür ki bizler de yarışmamızda tam da bu temayı konu almıştık. Çünkü tarımın ve hayvancılığın her alanında kadınların varlığı, üretimin devamlılığını sağlayan en önemli güçlerden biridir. Bu anlamda, ‘Toprağın Kadın Yüzü’ Instagram fotoğraf yarışması yalnızca bir yarışma değil; 135 yıldır üreticilerimizin emeğini görünür kılmayı kendine görev edinmiş İzmir Ticaret Borsası’nın, tarımda kadın emeğine dikkat çekmek için attığı güçlü bir farkındalık adımıdır. Geçmişten aldığımız güçle, bugünün üretim hikâyelerini geleceğe taşımayı; tarımın kadın yüzünü tüm gerçekliğiyle gözler önüne sermeyi amaçlıyoruz” diye konuştu. Kestelli, “Yarışma ile ilgili Facebook ve Instagram kanallarında yapılan reklam çalışmamız toplamda 112 bin 801 kez gösterildi. Yarışma duyurusu, sosyal medya yoluyla 44 bin 857 kişiye erişti. 2 bin 776 kişi tıklayarak, www.itb.org.tr adresli web sitesinde yer alan yarışma sayfamıza yönlendi. Yarışmaya 1092 eser yüklendi, şartnameye uygunluk gösteren 906 eser jüri değerlendirmesine sunuldu. Yarışmanın kazananları iki etapta gerçekleştirilen eleme toplantıları neticesinde belirlendi. Katılım ve ilgi her yıl katlanarak artıyor. Artık geleneksel hale gelen yarışmamıza gösterilen ilgi bizleri çok mutlu ediyor” diye ekledi. Ödüller Sahiplerini Buluyor “Toprağın Kadın Yüzü” ana temasıyla tek kategoride düzenlenen yarışmada birincilik ödülü 30 bin TL, ikincilik ödülü 15 bin TL, üçüncülük ödülü 10 bin TL ve mansiyon ödülü ise 7 bin 500 TL olarak belirlendi. Yarışmada derece alanlar haricinde sergileme alan eserlere ise 2 bin 500 TL sergi katılım ödülü verilecek. Yarışmaya katılan eserler; İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ercan Korkmaz, Sayman Üye İlhan Zincircioğlu, Yönetim Kurulu Üyesi Sonnur Kırmızıoğlu, 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Birinci, Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özlem Aşman Alikılıç, Emekli Öğretim Üyesi Dr. Ahmet İmançer, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Üyesi Turan Gültekin ve Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Ege Bölge Temsilcisi Şükrü Akın’dan oluşan jüri heyeti tarafından iki etap halinde gerçekleştirilen toplantıda değerlendirildi. Elemeler sonucunda toplam 35 eser sergileme alırken, aralarından 6’sı dereceye layık görüldü. Yarışmanın ödül töreni ve sergisi önümüzdeki günlerde İzmir Ticaret Borsası’nın sosyal medya hesaplarından ilan edeceği takvimde gerçekleştirilecek. Jüri değerlendirmesi sonucunda, yarışma kategorilerinde derece alanlar şöyle oluştu: 1- Ahmet Harmancı / @ahmet_hrmnc 2- Seyit Konyalı / @seyit_konyali 3- Ebubekir Bürçün / @ebubekirburcun 4- Funda Kılıç / @fndfndk 5- Yalçın Akkaya / @yalcinakkaya07 6- Yunus Yazıcı / @yunusyaziciart Sergileme Alanlar: 7- Hasan Uçar / @hasanucar_photography 8- Esengül Alıcı / @esen.artt 9- Mustafa Kılınç / @mustafkilinc 10- Kenan Nihat Elçi / @kenannihatelcii 11- İlhan Uzunismail / @ilhanuzunismail 12- Ali Fatih Akçay / @alifatihakcay 13- Seyit Konyalı / @seyit_konyali 14- İhsan Korkut / @korkut.ihsan 15- Elif Alkan Bora / @eliff_alkanbora 16- Erdal Türkoğlu / @erdalturkoglu_ 17- Ahmet Aslan / @ahmetaslanphoto 18- Faysal Kanber / @faysalkanber 19- Bekir Can Sağlam / @bekirsaglam7 20- Ahmet Fatih Sönmez / @afatihsonmez 21- Murat Adıyaman / @murat_semsur 22- Murat Bakmaz / @bakmaz_murat 23- Mehmet Demiralp / @mmehmetdemiralp 24- Okan Özdemir / @okanozdemir.image 25- Yılmaz Topçu / @yilmaztopcu34 26- Ümmü Nisan Kandilcioğlu / @unisankandilcioglu 27- Nuket Uluç / nuketuluc 28- Tacettin Yüksel / @taciyuksel 29- Ragıp Sarı / @ragipsarii 30- Faik Yılmaz / @faikyilmaz 31- Burak Demir / @burakdemirburak 32- Mehmet Özdemir / @karayemistrabzon 33- Erdal Türkoğlu / @erdalturkoglu_ 34- Fatma Çınar / @yldzfatosh2 35- Gazi Aydın / @gaziaydin26

Başkan Vekili Özdemir: ''İklimin Başkenti Olacağız'' Haber

Başkan Vekili Özdemir: ''İklimin Başkenti Olacağız''

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı (COP31) bu yıl Antalya’da gerçekleştirecek. Konferans kapsamında Antalya’da temaslarını sürdüren COP31 operasyon heyeti, Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir’i ziyaret etti. Başkan Vekili Özdemir, COP31’i yalnızca bir organizasyon değil, kalıcı bir dönüşüm fırsatı olarak gördüklerini belirterek, “Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak kentimizin altyapısı, organizasyon kapasitesi ve uluslararası deneyimiyle COP31’e en güçlü şekilde ev sahipliği yapacağız” dedi. 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek BM İklim Zirvesi COP31 hazırlıkları kapsamında Birleşmiş Milletler İcra Sekreter Yardımcısı Naura Hamladjı, Antalya Vali Yardımcısı Salih Yüce ve Bakanlık temsilcilerinden oluşan bir heyet Büyükşehir Belediyesi Başkanı Vekili Büşra Özdemir’i makamında ziyaret etti. Başkan Vekili Özdemir, COP31’in Antalya’da düzenlenecek olmasının, son derece önemli ve stratejik bir adım olduğunu söyledi. İKLİMİN BAŞKENTİ OLACAĞIZ İklim değişikliğinden en çok etkilenecek coğrafyada Antalya’nın da yer aldığını aktaran Büşra Özdemir, “Antalya, Türk turizminin ve tarımın başkenti olarak tanımlanır. 2025 yılında 40 ülkeden 96 kentin üye olduğu Asya Belediye Başkanları Forumu tarafından “2025 yılı Çevre Başkenti” olarak ilan edildi. Şimdi de COP31 sürecinde “İklimin Başkenti” olacağız. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Antalya’da da son yıllarda artan aşırı yağışlar, seller, hortumlar, yüksek sıcaklıklar, mega orman yangınları gibi yaşadığımız pek çok çevre felaketi iklim krizine karşı ne derece kırılgan olduğumuzu açıkça göstermektedir” dedi. İKLİME DİRENÇLİ BİR ANTALYA İÇİN ÇALIŞIYORUZ İklime dirençli bir kent olma noktasında büyük bir sorumluluk ile hareket ettiklerini söyleyen Büşra Özdemir, “Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planımız kapsamında 2050 yılı karbon nötr hedefimize kararlılıkla ilerliyoruz. İklim değişikliği ile mücadele ve uyum kapsamında çalışma alanlarımızda çevre odaklı, bilime ve tekniğe dayalı, ortak akılla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 2019’dan bugüne ulusal ve uluslararası alanda aldığımız 27 çevre ödülü bunun en güçlü göstergesidir. COP31 sürecini yalnızca bir organizasyon değil; kalıcı bir dönüşüm fırsatı olarak görüyoruz. Kentimizin altyapısı, organizasyon kapasitesi ve uluslararası deneyimiyle COP31’e en güçlü şekilde ev sahipliği yapacağımıza yürekten inanıyorum” diye konuştu. BM GENEL KURULUNDAN DAHA KALABALIK BİR HEYET GELECEK Konuşmasına Türkiye ve Antalya’yı COP31’e ev sahipliği yapacak olmasından dolayı tebrik ederek başlayan Birleşmiş Milletler İcra Sekreter Yardımcısı Naura Hamladjı, COP31 sürecinde Türkiye ve Antalya’nın iklim diplomasisinin kalbinde yer alacağını kaydetti. BM İcra Sekreter Yardımcısı Naura Hamladjı, “COP31, BM Genel Kurulu’ndan bile daha çok katılımcı çeken büyük bir organizasyon. 193 ülkeden müzakereci ve 50 bini aşkın heyet üyesi gelecek. Etkinliğin yapılacağı alan, tesisler, ulaşım, emniyet ve sağlık gibi birçok faaliyetini nasıl yürütüleceğine bakıyoruz. 3 gün boyunca teknik incelememiz sürecek. Aynı zamanda Antalya’nın güzelliklerini de keşfediyoruz. BM ekibi olarak COP31 süresince yanınızda olacağız. Organizasyonun başarılı olması için ortaklık ruhu ile birlikte hareket edeceğiz” diye konuştu. Başkan Vekili Büşra Özdemir, Naura Hamladjı, Büyükşehir Belediyesi bürokratları ve COP31 heyeti bir süre yapılacak çalışmalara ilişkin değerlendirme toplantısı yaptı. Toplantı sonunda Başkan Vekili Büşra Özdemir, BM İcra Sekreter Yardımcısı Naura Hamladjı’ya ziyaret anısına plaket takdim etti.

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez! Haber

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle yeniden şekillendiğini belirtti, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını ifade etti. Sarıbal, “Gıda krizi kapıda değil, içeride. Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” dedi. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında Türkiye’de derinleşen gıda krizine dikkati çekerek iktidarın tarım politikalarını eleştirdi. Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle hızla yeniden şekillendiğini, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını söyledi. “Gıda krizi kapıda değil, içeride” diyen Sarıbal, bu eğilimin gıdayı ekonomik olmaktan çıkartıp jeopolitik ve güvenlik başlığı haline getirdiğini belirterek, “Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın 2026 Küresel Görünüm Raporu’na göre gelecek yıl 318 milyon kişinin kriz seviyesinde veya daha kötü açlıkla karşı karşıya kalacağına dikkati çeken Sarıbal, bu rakamın 2019’a göre iki kat arttığını belirtti. BM ve FAO değerlendirmelerinde ise tarım ve gıda sistemlerindeki hatalı uygulamaların çevresel, sosyal ve sağlık maliyetlerinin yıllık 12,7 trilyon dolara ulaştığına işaret edildiğini hatırlattı. DÜNYA GIDA STOKLUYOR, TÜRKİYE SEYREDİYOR Milletvekili Sarıbal, İsveç, Norveç, Hindistan ve Endonezya’nın pirinçten buğdaya kadar stratejik ürün stokladığını aktardı. İsveç hükümetinin Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez tarım ve gıdada stratejik bütçe ayırdığını hatırlatan Sarıbal, 2026 bütçesinden 57 milyon doların tahıl depolarına ayrıldığını söyledi. 2025 yılında Türkiye’nin fiziksel üretim kaybıyla karşı karşıya kaldığını belirten Sarıbal, bitkisel üretimde 16 milyon tonluk düşüş yaşandığını dile getirdi. 2026’da kişi başı tüketimin yaklaşık 100 kilogram azalması beklendiğini kaydeden Sarıbal, bunun daha düşük beslenme, daha yüksek sağlık maliyetleri ve toplumsal riskler yaratacağını vurguladı. “BUĞDAY ÜRETİMİ KİŞİ BAŞI 295 KİLODAN 208 KİLOYA DÜŞTÜ” Türkiye’de buğday üretimindeki dramatik gerilemeye dikkati çeken Sarıbal, “2002 yılında AKP iktidara geldiğinde kişi başı buğday üretimi kriz yılı olmasına rağmen 295 kilogramdı. Aradan geçen 23 yılda bu miktar 87 kg azalarak 208 kilograma düştü. Halkımızın neden ekmeği pahalıya yediği bu gerçeğin altında yatıyor. Yoksa Rusya ve Ukrayna’dan buğday ithal edip un ihracatında zirvedeyiz diye övünmek marifet değil” ifadelerini kullandı. TÜRKİYE GIDA ENFLASYONUNDA ZİRVEDE! OECD verilerini paylaşan Sarıbal, Türkiye’nin gıda enflasyonunda: 1. sırada, dünya genelinde 5. Sırada yer aldığını belirterek, “Saray rejimi ülkemizi dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkelerden biri haline getirmiştir. Dünyada gıda fiyatları 2025 Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,3 oranında gerilerken, Türkiye’de yüzde 28,3 oranında artmıştır. Son bir yılda fiyat artışları ekmekte yüzde 43,1, dana etinde yüzde 48,1, taze balıkta yüzde 50,9, meyvelerde yüzde 42,7, margarinde yüzde 41,9, şebeke suyunda yüzde 58,9’a ulaşmıştır. 2003 yılından bu yana ortalama fiyatlar 35,1 kat, gıda fiyatları ise 49,3 kat artmıştır. Bu tablo; ücret artışlarının kağıt üzerinde büyütülüp, alım gücünün ise raflarda törpülendiği bir yoksullaştırma politikasıdır” dedi. GİRDİ MALİYETLERİ PATLADI Tarımın uzun süredir plansız, korumasız ve yönsüz bırakıldığını söyleyen Sarıbal, maliyetlerin dövize endeksli olduğunu hatırlatırken, “Mazot, gübre, yem dövize bağlı, destekler geç ve yetersiz, ithalat yerli üreticiyi tasfiye ediyor, hayvancılıkta ithalat kalıcı hale geldi. 2025 yılında üretici fiyatlarındaki artışlar yüzde 36,01, bazı kalemlerde artış yüzde 100’ün üzerine çıktı. Tarımda kullanılan mal ve hizmetlerdeki fiyat artışı ile birlikte maliyet baskısı da devam ediyor. Son dönemde hızla yükselen girdi maliyetleri, çiftçilerin ekonomik yükünü ciddi biçimde artırdı. ÜRE gübresi önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 51 oranında zamlanırken, 20.20.0 kompoze gübresindeki artış yüzde 46’yı aştı. DAP gübresinde yüzde 41’lik bir yükseliş görülürken, amonyum nitrat ve amonyum sülfat gübrelerinin fiyatları da yüzde 33 oranında arttı. Benzer şekilde yem fiyatları da yükseldi. Son bir yıl içinde süt ve besi yemi fiyatları yüzde 30 civarında artış gösterdi” diye konuştu. “DÜNYAYI DOYURACAĞIZ” YALANIYLA ENDÜSTRİYEL TARIM DAYATILDI İktidarı “her şey yolunda masalı” anlatmakla eleştiren Sarıbal, halkın çareyi tarihi geçmiş ürünlerin satıldığı marketlerde kuyruklarda aradığını söyledi. Yerel tohumların tasfiye edildiğini, hibrit ve GDO’lu tohumlara bağımlılık yaratıldığını, monokültür üretimin teşvik edildiğini söyleyen Sarıbal, Büyükşehir Yasası’nın en ağır darbelerden biri olduğunu vurguladı. Köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle meraların yok edildiğini, gençlerin göç ettiğini ve köy tüzel kişiliğinin ortadan kaldırıldığını belirtti. Bu manzaranın neoliberal tarım politikalarının sonucu olduğunu belirten Sarıbal; “Devlet tarımdan çekildi, tarım şirketlere bırakıldı, küçük üretici tasfiye edildi. İthalat çözüm diye dayatıldı, çiftçi borç batağına sürüklendi, pazara ulaşımın önüne engeller konuldu. Sonra da soğan, patates stoklayan tüccar masalları anlatıldı. Bu masalları bin yıl da anlatsanız sorunu asla çözemezsiniz. Gıda fiyatlarındaki fahiş artışların önüne geçmenin yolu şirketleri değil, küçük aile tarımını desteklemektir. Yerel tohumlarını özgür bırakın. Girdi maliyetlerini düşürün. Köyleri ve köylü haklarını iade edin. Üretici ile tüketici arasındaki zinciri kısaltın. Küçük üreticilerin örgütlenmesini engellemeyin. Meraları amaç dışı kullanıma, ranta açmayın. İthalatı değil üretimi teşvik edin. Yani ranttan değil emekten, üretmekten yana politikalar uygulayın” diye konuştu.

Kadooğlu: ''Irak'la Yaşanan Kriz Yüzünden İhracatçılar Yüzde 12 Oranında Zarar Ediyor'' Haber

Kadooğlu: ''Irak'la Yaşanan Kriz Yüzünden İhracatçılar Yüzde 12 Oranında Zarar Ediyor''

Kuzey Irak yönetiminin gümrük işlemlerinde ASYCUDA sistemine geçmemesi ihracatçıları mağdur ediyor. İhraç ettikleri ürünlerin parasını düşük kur üzerinden transfer etmek zorunda kalan ihracatçılar yüzde 12 oranında zarar ediyor. Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, Kuzey Irak yönetiminin gümrük kapılarında ASYCUDA sistemine geçmesi için girişimlerin devam ettiğini söyledi. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından geliştirilen ASYCUDA (Automated System for Customs Data) sisteminin gümrük işlemlerinin bilgisayar ortamında yürütülmesini sağladığını hatırlatan Kadooğlu, “Dünya genelinde 108 ülke tarafından kullanılan sistem, dış ticaretin kayıt altına alınmasını ve ticari malların takibini sağlıyor. Sisteme kayıtlı tüccarlar, Irak’a yapılan ithalat işlemlerinde 1.320 dinarlık resmi dolar kurundan yararlanabiliyor. Ancak Kuzey Irak’ta ASYCUDA sistemi yürürlükte olmadığı için 1.480 dinar olan serbest piyasa kuru ile işlem yapıyor. Bu da yüzde 12 oranında net bir zarar demektir” diye konuştu. Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin gümrük kapılarında ASYCUDA sistemine geçmesi için teknik bir engel bulunmadığına dikkat çeken Kadooğlu, sorunun çözümü için çalışmaların devam ettiğini bildirerek şöyle devam etti: “Gümrük işlemlerinin dijitalleşmesini sağlayan ASYCUDA sistemi Irak genelindeki sınır kapılarında yüzde 75 oranında uygulanıyor. Sadece Kuzey Irak Bölgesel yönetiminin kapılarında uygulanmıyor. Kuzey Irak merkezli 25’ten fazla şirket halihazırda ASYCUDA sistemi üzerinden işlem yapıyor. Bu şirketlerin malları bölgesel yönetimin dışındaki kapılardan sorunsuz bir şekilde geçiyor. Yaptığımız görüşmelerde, Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin kontrolünde bulunan sınır kapılarının sisteme entegrasyonu hakkında teknik bir uyuşmazlık bulunmadığını öğrendik. Ancak burada yönetimin bir karar alması gerektiği ifade ediliyor. İnanıyoruz ki yakın bir zamanda bölgesel yönetimin alacağı kararla iki ülke arasındaki ticarette elektronik sistem uygulanmaya başlar ve sorunlar çözülmüş olur. Gümrük kapılarının ASYCUDA sistemine entegre edilmemesinin en büyük etkisi para transferlerinde görülüyor. Özellikle dolar havaleleriyle doğrudan bağlantılı olan ‘gümrük ön bildirimi’ (beyan) süreci işlemiyor.” Bundan böyle sisteme kaydedilmemiş hiçbir Dolar transferine izin verilmeyeceğini de hatırlatan Kadooğlu şunları söyledi: “Bölge ihracatçılarının para transferlerini kolaylaştırmanın ve ticaretin sürdürülebilirliğinin tek yolu sınır kapılarında ASYCUDA sistemine geçilmesidir. Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin kontrolünde kapılarda bu sistemin uygulanmıyor olması rekabet adaletini de olumsuz yönde etkiliyor. Ürünlerini Irak Merkez bankası kurunu baz alarak satış yapan firmalar, havalelerin durması yüzünden serbest piyasa kurundan aldıkları döviz ile yüze 12 oranında net zarar ediyor. Sorunun çözümü için Irak Merkez Bankası ile görüşüyoruz. Havale konusunda haklı olduğumuzu söylüyorlar. 1 Ocak 2026 tarihinden önce gelen malların paralarının havalesinin yapılması gerektiğini ifade ediyorlar. Fakat Irak Merkez Bankasına bağlı olan Gümrükler Genel Müdürlüğü kabul etmiyor. Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin sınır kapılarında ASYCUDA sistemine geçilmediği sürece hiçbir havalenin yapılmayacağını belirtiyorlar. Ürünlerini Irak Merkez bankası kurunu baz alarak satış yapan firmalar, havalelerin durması yüzünden serbest piyasa kurundan aldıkları döviz ile yüzde 12 oranında net zarar ediyor. Serbest piyasadaki talep arttıkça bu makasın daha da açılacağından endişe ediyoruz.” Basra ve Ürdün kapısından giren ürünlerin havalesinde bir sorun yaşanmadığını da vurgulayan Kadooğlu, en büyük sıkıntıyı Türk ihracatçıların yaşadığını ve yetkili makamlarla birlikte sorunun çözümü için çabaların sürdüğünü sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.