Hava Durumu

#Biyoçeşitlilik

Kırsal Haber - Biyoçeşitlilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Biyoçeşitlilik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

COP31'e Gaziantep’ten Güçlü Mesaj Haber

COP31'e Gaziantep’ten Güçlü Mesaj

Gaziantep, Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde yerel yönetimlerin iklim mücadelesindeki rolünü güçlendirmeyi hedefleyen önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen Yerel İklim Eylemi Politika Diyaloğu’nda, Türkiye’nin farklı şehirlerinden belediye başkanları, uluslararası kuruluşların temsilcileri ve iklim politikası uzmanları bir araya geldi. Yeşil sanayiden su güvenliğine, iklim finansmanından dirençli kentlere kadar birçok başlığın ele alındığı toplantıda, Gaziantep ve Muğla’da yürütülecek çalışmaların COP31’e taşınacak ortak politika önerilerine temel oluşturması hedeflendiGaziantep Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, Sıfır Atık Vakfı, Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Orta Doğu ve Batı Asya Teşkilatı (UCLG-MEWA), Dünya Yerel Yönetimler ve Demokrasi Akademisi (WALD), Birleşmiş Milletler Türkiye ve COP31 Üst Düzey İklim Şampiyonluğu iş birliğiyle düzenlenen program, “Yerel Liderlik, Kapsayıcı Kentsel Dayanıklılık ve Sürdürülebilir Dönüşüm” temasıyla Teymur Continental Hotel ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Yerel yönetimlerin küresel iklim politikalarının oluşturulmasında daha etkin rol üstlenmesini amaçlayan buluşmada, belediyelerin iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum kapasitesinin artırılması, uluslararası finansman kaynaklarına erişimin kolaylaştırılması ve şehirler arasında bilgi ve deneyim paylaşımının güçlendirilmesi üzerinde duruldu. Toplantıda ayrıca iklim politikalarının kentsel planlama, belediye bütçeleri, altyapı yatırımları ve kamu hizmetleriyle bütünleştirilmesi, bölgesel iklim risklerinin belirlenmesi ve başarılı yerel uygulamaların yaygınlaştırılması konuları değerlendirildi. GAZİANTEP VE MUĞLA’DAN COP31’E ORTAK İKLİM GÜNDEMİ COP31 hazırlıkları kapsamında bölgesel diyalog merkezleri olarak belirlenen Gaziantep ve Muğla, farklı iklim öncelikleriyle çalışmaların odağında yer aldı. Gaziantep’te dayanıklı şehirler, yeşil sanayi, döngüsel ekonomi, göç ve kapsayıcı dönüşüm konuları öne çıkarken Muğla’da turizm, su güvenliği, biyolojik çeşitlilik, doğa temelli çözümler ve sürdürülebilir kalkınma başlıkları ele alındı. Yerel iklim eylemi, altı temel tematik alan çerçevesinde değerlendirildi. Yerel liderlik ve çok düzeyli iklim yönetişimi, kentsel dayanıklılık ve iklime duyarlı kalkınma, yerel düzeyde iklim finansmanı, adil ve kapsayıcı dönüşüm, su, gıda, doğa ve döngüsellik ile inovasyon, teknoloji ve veri başlıklarında yürütülen çalışmalarla COP31 sürecine somut politika önerileri sunulması hedeflendi. ŞAHİN: ÇEVREYİ KORUMAK HEM MEDENİYETİMİZİN MİRASI HEM DE GELECEĞE KARŞI SORUMLULUĞUMUZ Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, programda yaptığı konuşmada iklim değişikliğiyle mücadelenin yalnızca teknik yatırımlarla değil, bilimsel yaklaşım, toplumsal bilinç ve medeniyet değerleriyle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Çevreyi koruma sorumluluğunun bireyden başlayarak şehirlerin yönetimine kadar uzandığını belirten Şahin, şunları söyledi: “Yalınlaşmamız, akıllanmamız ve buradan yeni bir şey söylememiz lazım. Hazreti Mevlana’nın söylediği ‘dün dünde kaldı cancağızım’ diyor, bugün yeni bir şey söylemek lazım. Türkiye Cumhuriyeti’nin temeline baktığınız zaman Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir’ dediği bir cumhuriyet tarihimiz var. Kuruluş felsefemiz bu. Bizim medeniyetimizde, Yüce kitap çok net bir şekilde diyor ki ‘ben sana nizam verdim’ diyor, denge. ‘Gökyüzüne bir bak’ diyor. ‘Ve bozma’ diyor ya. ‘Bozma. İnsan eliyle bozma’ diyor, uyarıyor seni. Yüce Peygamber ‘kıyamet dahi kopacağını bilsen elindeki fidanı toprakla buluştur’ diyor. Ektiğin şeyden insan ve hayvan yiyorsa sana sadaka yazılır diyor. Yolda giderken bir pisliği kaldırdığında sana sevap yazan bir medeniyetten geliyoruz. Kendi çocuklarımıza elimizdeki çöpü yere atmamayı öğretmeliyiz. O yüzden ‘Atma’ diyoruz, proje yapıyoruz.” ŞAHİN: SIFIR ATIĞA EN YAKIN 20 ŞEHİRDEN BİRİYİZ Gaziantep’in uluslararası ölçekte yürüttüğü çevre ve iklim çalışmalarına değinen Başkan Şahin, kentin Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından yeşil şehir olarak değerlendirildiğini hatırlattı. İklim eylem planları, sürdürülebilir şehircilik uygulamaları ve çevre yatırımlarıyla Gaziantep’in uluslararası alanda önemli başarılar elde ettiğini belirten Şahin, “İklim master planını yaptık, bütün eylem planlarını oluşturduk. Biz bu yaptığımız bütün çalışmalardan dolayı da Avrupa Konseyi’nde Almanlarla yarıştık, 16 oyla büyük ödülü hak ettik. Sıfır atığa en yakın 20 şehirden biriyiz. Bunu ben söylemiyorum. Bunu bana yurt dışından söylüyorlar” dedi. ŞAHİN: VERİ ODAKLI YÖNETİM VE ÖLÇÜLEBİLİR İLERLEME OLMAZSA OLMAZIMIZ İklim politikalarının başarısında bilimsel verilerin ve ölçülebilir hedeflerin belirleyici olduğunu vurgulayan Şahin, akıllı şehir uygulamalarının güçlü bir veri altyapısıyla mümkün olabileceğine dikkat çekti. Başkan Şahin, “Verilerimiz ile konuşmamız gerekiyor. Herkesin veri alışverişi yaparak Big datayı oluşturması lazım. Aksi takdirde Akıllı şehir olamayız. Bir şehri akıllı yapmadan önce akıllı bir yol üzerinde bulunup bu yolda yürümemiz lazım. Dolayısıyla veri odaklı yönetim ve ölçülebilir ilerleme olmazsa olmaz iyi eylem arasında bulunmalı” diye konuştu. GAZİANTEP’İN YEŞİL DÖNÜŞÜM YATIRIMLARI ULUSLARARASI KATILIMCILARA ANLATILDI Başkan Fatma Şahin, konuşmasının ardından Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen çevre ve iklim yatırımlarını kapsamlı bir sunumla katılımcılara aktardı. Sunumda su kaynaklarının korunması ve verimli kullanılması, kuraklıkla mücadele, atık yönetimi, yenilenebilir enerji yatırımları, biyogaz enerji tesisi, sıfır atık uygulamaları ve yeşil şehir hedefleri kapsamında yürütülen çalışmalar ele alındı. Gaziantep’in iklim değişikliğine karşı dayanıklılığını artırmaya yönelik altyapı yatırımları ve uluslararası iş birlikleri hakkında da bilgi veren Şahin, yerel yönetimlerin sürdürülebilir kalkınmadaki sorumluluklarına dikkat çekti. KAYA: BU TOPLANTININ ÜLKEMİZE VE BÖLGEMİZE HAYIRLAR GETİRMESİNİ DİLİYORUM Gaziantep Vali Yardımcısı Oktay Kaya, programın hazırlanmasında emeği geçen kurum ve kuruluşlara teşekkür ederek, “Bu toplantının ülkemize ve bölgemize hayırlar getirmesini diliyorum. Bu toplantının hazırlanmasında emeği geçen herkese ve katılımları dolayısıyla teşekkür ederim” açıklamasında bulundu. AĞIRBAŞ: GAZİANTEP BU BULUŞMA İÇİN OLDUKÇA DOĞRU BİR ADRES COP31 Üst Düzey İklim Şampiyonu ve Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, Gaziantep’in üretim kültürü, sanayi gücü ve kaynakların verimli kullanılmasına dayanan gelenekleriyle iklim politikaları açısından önemli bir şehir olduğunu belirtti. İklim değişikliğiyle mücadelenin uluslararası diplomasi kadar yerel yönetimlerin somut uygulamalarına da bağlı olduğunu vurgulayan Ağırbaş, “Biliyoruz iklim krizi çok önemli. İklim kriziyle ilgili uluslararası anlaşmaları ve bu süreci diplomatik platformlarda takip etmeye devam edeceğiz. İklim süreciyle alakalı en önemli paydaşlarımız yerel yönetimlerimiz. Bugün bu toplantının düzenlendiği bu güzel şehir Gaziantep bu buluşma için oldukça doğru bir adres. Türkiye’nin en güçlü sanayi ve ihracat şehirlerinden biri olan Gaziantep yeşil sanayi konusunda da oldukça etkili bir şehir” ifadelerini kullandı. DUMAN: GAZİANTEP VE MUĞLA’DA YAPILACAK TOPLANTILAR COP31 İÇİN BİR ZEMİN TESİS EDİCİDİR WALD Yönetim Kurulu Başkanı ve UCLG-MEWA Genel Sekreteri Dr. Mehmet Duman, artan sıcaklıklar ve su kıtlığının şehirler üzerindeki etkilerine dikkat çekerek iklim krizine karşı yerel yönetimler arasında güçlü iş birlikleri kurulması gerektiğini söyledi. Duman, “Yerel yönetimler, belediyelerimiz iklim krizinde en ön cephede yer alır. Biz şehirler arasındaki iş birliğinin en büyük güç mekanizmasından biri olduğuna inanıyoruz. Antalya’da COP31’de bir araya gelecekler. Gaziantep ve Muğla’da yapılacak toplantılar, COP31’e hazırlık için önemli bir zemin oluşturacaktır” diye konuştu. AHONSİ: GAZİANTEP’İN LİDERLİĞİNDE BAKMAMIZ GEREKEN ŞEY YEŞİL DÖNÜŞÜM Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi, yeşil dönüşümün ekonomik kalkınma ve sosyal adaletle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. İnovasyonun yeşil sanayileri desteklediğini, doğru planlanan yatırımların altyapıyı güçlendirirken yeni istihdam alanları oluşturduğunu ifade eden Ahonsi, Gaziantep’in özellikle yeşil dönüşüm ve konut alanındaki deneyimlerinin diğer şehirler için önemli örnekler sunduğunu vurguladı. Ahonsi, “Gaziantep’in liderliğinde bakmamız gereken şey yeşil dönüşüm. Hem ekonomik açıdan uygulanabilir hem de sosyal açıdan adil olmalıdır. Burada Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin bize vereceği birçok ders var. Özellikle yeşil dönüşüm ve konut alanında. Gaziantep’te ise, bölgedeki belediyelerin ve ortakların deneyimlerini ve önerilerini bu taslağa dahil ederek onu güçlendirmeye amaçlıyoruz. Nihai hedefimiz, bildirgeyi COP31 sırasında Antalya’da düzenlenecek özel bir yan etkinlikte sunmak ve böylece yerel iklim eyleminin uluslararası iklim diyaloğunda açık ve ortak bir sesle temsil edilmesini sağlamaktadır” ifadelerini kullandı. ALTAY: BU ORTAK AKIL İKLİM EYLEMLERİMİZİ ÇOK DAHA DİRENÇLİ, KAPSAYICI VE İNSAN ODAKLI HALE GETİRECEK Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, programa gönderdiği video mesajında iklim değişikliğinin yalnızca çevresel bir sorun olmadığını, ekonomik kalkınmayı, şehirlerin dayanıklılığını ve toplumsal yaşamı doğrudan etkileyen küresel bir güvenlik meselesine dönüştüğünü ifade etti. Altay, “Muğla’da kıyı dirençliliği ve su güvenliği, Gaziantep’te ise yeşil sanayi ve dirençli kentler odak ekseninde şekillenecek bu ortak akıl inanıyorum ki iklim eylemlerimizi çok daha dirençli, kapsayıcı ve insan odaklı hale getirecektir” dedi. GAZİANTEP BİLDİRİSİ TASLAĞI COP31 YOLUNDA İLK ADIMLARDAN BİRİ OLDU Açılış konuşmalarının ardından UCLG-MEWA Genel Koordinatörü Yahya İbrahim tarafından Gaziantep Bildirisi Taslağı katılımcılara sunuldu. Taslakta yerel yönetimlerin iklim politikalarında daha güçlü temsil edilmesi, iklim finansmanına erişimin artırılması, su ve gıda güvenliğinin sağlanması, teknolojik çözümlerin yaygınlaştırılması ve adil dönüşümün desteklenmesi konuları öne çıktı. İbrahim, “Türkiye’nin Kasım 2026’da Antalya’da COP31’e ev sahipliği yapacak olmasını memnuniyetle karşılıyoruz. Belediyeler iklim etkisi anlamında ön cephede yer almaktadır. Gaziantep’te, bölgede su kıtlığı, kuraklık, aşırı sıcaklık, orman yağmurları, biyoçeşitlilik kaybı, artan kent altyapısı ve temel hizmetler baskısı nedeniyle daha da zor bir hale gelmektedir. Biz, çok düzeyli yönetişimle yerel yönetimlerin desteğini, gücünü artırmak istiyoruz. Yerel sistem finansmanının artırılmasını ve adil bir geçişim sağlanmasını, suların korunmasını, gıda sistemlerinin korunmasını hedefliyoruz. Bununla ilgili olarak teknolojiyi kullanmak istiyoruz. COP31 açısından Muğla ve Gaziantep’ten çağrımızdır. Küresel iklim eylemi yerelde öncülük yapılan, ölçülebilir sonuçlara dönüştürülmelidir” açıklamasında bulundu. BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLARI İKLİM POLİTİKALARINI MASAYA YATIRDI Program kapsamında düzenlenen “İklim Eylemi için Yerel Liderlik ve Çok Düzeyli İklim Yönetişimi” panelinde farklı şehirlerin iklim değişikliğiyle mücadele deneyimleri ve yerel yönetimlerin karşılaştığı sorunlar değerlendirildi. Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı ve Çevresel Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Emine Koban moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak Küçük, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel ve Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Öntürk katıldı. Programın ikinci belediye başkanları oturumu ise WALD Akademi Direktörü Hülya Alper moderatörlüğünde Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Tombaş, Osmaniye Belediye Başkanı İbrahim Çenet, Terme Belediye Başkanı Şenol Kul ve Sultangazi Belediye Başkanı Abdurrahman Dursun’un katılımıyla gerçekleştirilecek şekilde programda yer aldı. İKLİM DİYALOĞU ÖĞLEDEN SONRA TEMATİK TOPLANTILARLA DEVAM EDECEK COP31 hazırlıkları kapsamında Gaziantep’te düzenlenen Yerel İklim Eylemi Politika Diyaloğu, öğleden sonra gerçekleştirilecek tematik yuvarlak masa toplantılarıyla devam edecek. Program kapsamında saat 14.00’te başlayacak eş zamanlı oturumlarda kentsel dirençlilik ve iklime duyarlı kalkınma, iklim finansmanının yerelleştirilmesi, adil ve kapsayıcı dönüşüm, su, gıda, doğa ve döngüsellik ile yenilikçilik, teknoloji ve veri olmak üzere beş temel başlık ele alınacak. Yerel yönetim temsilcileri ve uzmanların katılımıyla gerçekleştirilecek toplantılarda, şehirlerin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığının artırılması, sürdürülebilir kalkınma politikalarının geliştirilmesi ve yerel iklim eylemlerinin finansmanına yönelik çözüm önerileri değerlendirilecek. Saat 16.00’da yapılacak genel değerlendirme oturumunda ise tematik toplantılardan çıkan sonuçlar ve temel mesajlar, BM Türkiye İş birlikleri ve Kalkınma Finansmanı Yöneticisi Bülent Açıkgöz koordinasyonunda ele alınacak. Gaziantep’te yürütülen çalışmaların, Muğla’daki bölgesel diyalog süreciyle birlikte COP31’e sunulacak ortak politika önerilerine katkı sağlaması, yerel yönetimlerin uluslararası iklim müzakerelerinde daha güçlü ve ortak bir sesle temsil edilmesi hedefleniyor.

Eskişehir’in Tek Tescilli Sulak Alanı Balıkdamı’nda 3 Yıllık Onarım Projesi Tamamlandı Haber

Eskişehir’in Tek Tescilli Sulak Alanı Balıkdamı’nda 3 Yıllık Onarım Projesi Tamamlandı

Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde bulunan Balıkdamı Sulak Alanı’nda üç yıldır devam eden ekolojik onarım projesi tamamlandı. Doğa Araştırmaları Derneği öncülüğünde yürütülen çalışmalarla su akışının iyileştirilmesi, istilacı türlerle mücadele edilmesi, biyoçeşitliliğin korunması ve tarımda doğa temelli çözümlerin yaygınlaştırılması hedeflendi. Eskişehir’in önemli doğal yaşam alanlarından Balıkdamı Sulak Alanı’nda üç yıl boyunca sürdürülen ekolojik onarım ve tarımda doğa temelli çözümler projesi tamamlandı. Sivrihisar ilçesi sınırlarında, Sakarya Nehri havzasında yer alan Balıkdamı’nda yürütülen çalışmalarla sulak alanın bozulan ekolojik işlevlerinin iyileştirilmesi ve su kaynaklarının gelecek nesillere aktarılması amaçlandı. Doğa Araştırmaları Derneği (DAD) yürütücülüğünde, Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 5. Bölge Müdürlüğü ortaklığında ve Akdeniz Tatlı Su Ekosistemleri için Donörler Girişimi (DIMFE) mali desteğiyle gerçekleştirilen “Balıkdamı Sulak Alanı’nda Doğa Temelli Çözümlerle Herkes İçin Sürdürülebilir Su” projesi kapsamında, bilimsel araştırmalara dayalı çok sayıda çalışma hayata geçirildi. Balıkdamı’nın Ekolojik Yapısı Koruma Altına Alınmaya Çalışıldı Marnlı ve jipsli bozkır ekosistemleri, tuzcul bataklıklar, sulak çayırlar ve farklı doğal yaşam alanlarını bünyesinde barındıran Balıkdamı, bölgedeki biyolojik çeşitlilik açısından önemli bir yere sahip. Sulak alanın korunması, yalnızca yaban hayatı için değil, çevredeki kırsal alanlarda tarımsal üretimin devamlılığı ve su kaynaklarının sürdürülebilirliği açısından da önem taşıyor. Üç yıl süren proje kapsamında alanın mevcut durumu bilimsel verilerle değerlendirildi. Batimetri çalışmaları, su ve toprak analizleri, biyolojik izleme faaliyetleri ve tarımsal araştırmalar gerçekleştirildi. Uzmanların ve ilgili paydaşların katılımıyla hazırlanan onarım raporu ve haritası doğrultusunda sahadaki uygulamalar planlandı. İstilacı Balık Türüyle Mücadele Edildi Balıkdamı Sulak Alanı’ndaki çalışmaların önemli başlıklarından biri, ekosistemin biyolojik çeşitliliği üzerinde baskı oluşturan istilacı türlerle mücadele oldu. Karabalık veya Afrika kedi balığı olarak bilinen Clarias gariepinus türü balıklar, yöre halkının desteğiyle alandan toplandı. Bu uygulamayla istilacı türün sulak alan ekosistemi üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması hedeflendi. Sakarya Nehri ve Göksu Kaynağı’nda Su Akışı İyileştirildi Sediment birikimi ve aşırı sazlanma nedeniyle su akışının azaldığı Sakarya Nehri ile sığlaşan Göksu Kaynağı’nda bitki ve saz temizliği çalışmaları yapıldı. Planlı saz kesimleriyle açık su yüzeyleri yeniden oluşturulurken kuşların ve diğer canlıların ihtiyaç duyduğu yaşam alanlarının iyileştirilmesine yönelik adımlar atıldı. Çalışmalar sayesinde su akışının kısmen yeniden sağlanmasıyla kurumaya yüz tutan tuzcul bataklıklara su ulaştırıldı. Ayrıca bölgedeki jipsli topraklara özgü endemik bitkilerin ihtiyaç duyduğu nem koşullarının desteklenmesi amaçlandı. Tarımda Doğa Temelli Çözümler Çiftçilere Anlatıldı Proje kapsamında yalnızca sulak alanın doğrudan korunmasına yönelik çalışmalarla yetinilmedi. Tarımsal faaliyetlerin doğal ekosistemler üzerindeki etkilerinin azaltılması ve suyun miktarı ile kalitesinin korunması için de çeşitli çözümler geliştirildi. Tarım uzmanlarının saha gözlemleri, çiftçilerle yapılan görüşmeler ve toprak analizleri sonucunda bölgedeki tarımsal sorunlar belirlendi. Geliştirilen öneriler, çiftçilere yönelik eğitimler, rehber kitaplar ve Eskişehir Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü Müdürlüğü arazisinde gerçekleştirilen örnek uygulamalar aracılığıyla aktarıldı. Sulak Alanların Doğaya ve İnsanlara Katkısı Değerlendirildi Proje süresince doğal alanların insanlara sunduğu faydalar, yani ekosistem hizmetleri de incelendi. Arazi kullanımındaki değişimlerin ekosistemlerin işleyişini ve doğanın sunduğu faydaları olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekildi. Uzmanlar tarafından yapılan değerlendirmelerle doğal alanların korunmasının önemi ortaya konulurken elde edilen bilgiler yöre halkı ve uygulayıcılarla paylaşıldı. Türkiye İçin Sulak Alan Onarım Rehberi Hazırlandı Balıkdamı’nda elde edilen deneyimler, Türkiye genelinde yürütülecek ekosistem onarımı çalışmalarına da katkı sağlayacak. Eskişehir ve Ankara’da farklı paydaşların katılımıyla düzenlenen çalıştayların ardından “Sulak Alan Onarım Rehberi” hazırlandı ve yayımlandı. Bunun yanı sıra Doğaya Güç Kat (DGK) Ağı bünyesindeki sivil toplum kuruluşlarına ve ilgili kamu kurumlarına yönelik teknik eğitimler düzenlendi. Eskişehir, Balıkesir, Bartın, Batman ve Antalya’da gerçekleştirilen bölgesel eğitimlerde sulak alanların önemi, ekosistem onarımı, doğa temelli çözümler ve ekosistem hizmetleri konuları yaklaşık 200 kişiye aktarıldı. Balıkdamı İçin Farkındalık Çalışmaları Yapıldı Proje kapsamında sulak alanların korunması ve onarılmasının önemi konusunda kamu kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmeler gerçekleştirildi. Farklı illerde düzenlenen toplantı ve konferanslarda proje deneyimleri paylaşılırken Dünya Sulak Alanlar Günü ve Dünya Çevre Günü gibi özel günlerde çeşitli farkındalık etkinlikleri düzenlendi. Gençlerin ve çocukların da katıldığı etkinliklerle doğal yaşam alanlarının korunması konusunda toplumsal bilincin artırılması hedeflendi. Bozulan Ekosistemlerin Onarılması Küresel Hedefler Arasında Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi, 2030 yılına kadar bozulmuş ekosistemlerin en az yüzde 30’unun etkili restorasyon çalışmalarına konu edilmesini hedefliyor. Balıkdamı’nda tamamlanan üç yıllık proje, sulak alanların korunması, su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve tarımsal üretimle doğal yaşam arasındaki dengenin güçlendirilmesi açısından önem taşıyor. Su kaynaklarının giderek azaldığı günümüzde, doğal alanların mevcut durumuyla korunması ve bozulan ekosistemlerin bilimsel yöntemlerle onarılması büyük önem taşıyor. Balıkdamı’nda yürütülen çalışmalar da sulak alanların yalnızca yaban hayatı için değil, tarımın sürdürülebilirliği ve gelecek nesillerin suya erişimi açısından da vazgeçilmez olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Anahtar Partili Demiröz: "Türk Tarım Sistemi'ni Sil Baştan Kuracağız" Haber

Anahtar Partili Demiröz: "Türk Tarım Sistemi'ni Sil Baştan Kuracağız"

Anahtar Parti Tarım ve Gıda Güvenliği Politikaları Başkanı Hasan Hüseyin Demiröz, Türkiye'deki tarım politikalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Tarımda pansuman çözümlerin işe yaramadığını vurgulayan Demiröz, "Türk Tarımı adıyla dünyada anılacak, insan ve doğa merkezli yepyeni bir sistemi sil baştan kuracağız" dedi. ​Anahtar Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Tarım ve Gıda Güvenliği Politikaları Başkanı Hasan Hüseyin Demiröz, Türkiye tarımının içinde bulunduğu yapısal ve kronik sorunlara ilişkin kapsamlı bir basın açıklaması yaptı. Yıllardır uygulanan parçalı ve günübirlik politikaların çözümsüzlüğü derinleştirdiğini belirten Demiröz, tarımda radikal bir zihniyet değişimine ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. ​"100 Yıldır Çözülemeyen Sorunların Sebebi Sistemsizliktir" ​Bugüne kadar görev yapan Cumhuriyet hükümetlerinin ve tarım bakanlarının çoğunlukla iyi niyetle hareket ettiğini ancak bütüncül bir yaklaşım sergilenemediği için başarılı olunamadığını vurgulayan Demiröz, şu değerlendirmelerde bulundu: ​"Geldiğimiz noktada hâlâ yapısal, kronik, konjonktürel ve mevzuat sorunlarını konuşuyorsak, 100 yıldır kalıcı bir sonuç alınamamış demektir. Bunun en temel nedeni, gerçek sorunun göz ardı edilmesidir. Tarım, dünyadaki en karmaşık sektördür ve hiçbir sorunu diğerinden bağımsız değildir. Sorunlara bütüncül bakılmadığı için bugüne kadar kalıcı bir çözüm üretilememiştir." ​"Dünyada Fransız ve Amerikan Modeli Var, Türk Tarım Sistemi Yok" ​Türkiye'nin en büyük eksikliğinin özgün bir tarım modeline sahip olmaması olduğunu belirten Demiröz, mevcut yapıyı sert sözlerle eleştirdi: ​"Bizim bakış açımıza göre tarımımızın tek bir temel sorunu vardır; o da model sorunudur. Bugün dünyada Fransız, Amerikan veya İtalyan tarım sistemlerinden söz edilebiliyorken, ne yazık ki 'Türk Tarım Sistemi' diye tanımlanmış bir yapı yoktur. Güçlü bir temel üzerine kurulmayan, bileşenleri göz ardı edilerek panikle ve günübirlik alınan kararlar ile plansız projeler, yani daha derin bir ifadeyle sistemsizliğimiz sorunlarımızı içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Bu yüzden biz pansumancı değiliz, 'sil baştan' diyoruz. Bazı şeyleri yeniden inşa etmek, ıslah etmekten çok daha kolaydır." ​Yeni Modelin İlkelere Dayalı Haritası: İnsan ve Doğa Merkezli Tarım ​Demiröz, Anahtar Parti olarak kurmayı hedefledikleri yeni tarım sisteminin temel ilkelerini ve vizyonunu ise şu sözlerle özetledi: ​Akıl, Bilim ve Kadim Bilgi: Yeni sistem akıl ve bilimin rehberliğinde şekillenecek, ancak geleneksel ve kadim tarım bilgisinden kopmayacak. ​İnsanı ve Doğayı Önceleyen Anlayış: Kapitalist odaklı değil; insanı, doğayı ve biyoçeşitliliği merkeze alan bir yaklaşım benimsenecek. ​Doğayla Ortaklık: Doğa bir rakip değil, sürdürülebilir üretimin doğal ortağı olarak görülecek. ​Biyoçeşitlilik ve Gıda Güvenliği: Biyolojik çeşitlilik ulusal bir servet kabul edilecek; makul kâr marjlarıyla vatandaşların gıdaya yeterince, nitelikli ve kolayca ulaşması sağlanacak.

Fiji’de Pre-COP Oturumları Başladı Haber

Fiji’de Pre-COP Oturumları Başladı

Fiji’de Pre-COP açılış oturumunda konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “COP31 Başkanlığı olarak ortak hedefimiz nettir; 1,5 derece hedefini korumak, aşımı mümkün olduğunca sınırlamak ve iklim eylemini bugünden geleceğe uzanan güçlü bir uygulama sürecine dönüştürmek için sizleri Antalya'ya davet ediyoruz. Antalya'ya gelirken açıkçası ne yaptığımızı konuşalım istiyoruz, ne yapacağımızı değil. Yapacaklarımızı zaten konuştuk. Hep birlikte o kararı alacağımıza yürekten inanıyorum” dedi. “Başlamak bitirmenin yarısıdır” atasözünü hatırlatan COP31 Başkanı Kurum ülkelere bir an önce iklim eylemi için harekete geçmeye çağrısı yaptı: Başlamak zorundayız, bu bir zorunluluk, tercih değil. Gereksiz konuşmalarla, gereksiz taahhütlerle süreci daha da zorlaştırmamamız gerekiyor. Bu noktada ben tüm dünyayı 1,5 derece hedefini ulaşılabilir kılmak adına eyleme davet ediyorum, uygulamaya davet ediyorum, verilen taahhütleri gerçekleştirmeye davet ediyorum. Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde Pasifik ada ülkesi Fiji’de Pre-COP açılış oturumu gerçekleştirildi. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un başkanlığındaki oturuma Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen, Fiji Enformasyon, Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı Lynda Tabuya ve Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) İcra Sekreteri Simon Stiell ve Pasifik ülkeleri temsilcileri katıldı. 1,5 DERECE HEDEFİNİ NASIL ULAŞILABİLİR TUTARIZ? COP31 Başkanı Kurum, konuşmasına küresel sıcaklık artışı ortalamasının 1,5 derecede sınırlama hedefine dikkat çekerek başladı: Bugün burada uluslararası iklim gündeminin en temel sorunlarından birini ele almak için bir araya geldik: 1,5 derece hedefini nasıl ulaşılabilir tutarız? Bizim açımızdan bu soru yalnızca bir sıcaklık eşiğine ilişkin değildir. Bu soru insanlarımızın yaşamlarını, gıda güvenliğimizi, şehirlerimizi, ekonomilerimizi ve gelecek nesillerimizi nasıl koruyacağımıza ilişkindir. Bilimsel bulgular bize açık bir mesaj veriyor; 1,5 derecenin aşılması, iklim eyleminin sona erdiği anlamına gelmemelidir. Aksine, bugün alınan kararların önemini daha da arttırmaktadır. Kaçınılan her sıcaklık derecesinin her bir kesri, 1,5 derecenin üzerinde geçirilen her yıl, gelecekte karşı karşıya kalacağımız risklerin azaltılması bakımından önemlidir. Bilimsel bulgular küresel ısınmanın 1,5 derecenin üzerine çıkmasının riskleri arttıracağını; ancak aşımın büyüklüğü, süresi ve sonuçlarının bugün vereceğimiz kararlarla hala etkilenebileceğini ortaya koyuyor. Bu nedenle 1,5 derece hedefini ulaşılabilir tutmak, beklemek değil şimdi harekete geçmek anlamına geliyor. “GEREKSİZ KONUŞMALARLA, SÜRECİ DAHA DA ZORLAŞTIRMAMAMIZ GEREKİYOR” “Başlamak bitirmenin yarısıdır” atasözünü hatırlatan COP31 Başkanı Kurum ülkelere bir an önce iklim eylemi için harekete geçme çağrısı yaptı: Bir an önce başlamalıyız. Açık söylüyorum; COP31 bu sürecin son noktasıdır. Ya COP31'de taahhütlerimizi eyleme, sonuçlara çevireceğiz ya da aynı toplantıları yapmaya kararsızlık içinde devam edeceğiz. Tuvalu'daki, Fiji'deki, bugün dünyanın birçok kıtasındaki çocuklar için ya umut olacağız ya da o karamsarlığa devam etmelerine neden olacağız. Burada hep birlikte o kararları vermiş olacağız. O yüzden başlamak zorundayız, bu bir zorunluluk, tercih değil. Gereksiz konuşmalarla, gereksiz taahhütlerle süreci daha da zorlaştırmamamız gerekiyor. Ve bu yaptığımız toplantılarla da daha fazla emisyon üretmememiz gerekiyor. Bu noktada ben tüm dünyayı o 1,5 derece hedefini ulaşılabilir kılmak adına eyleme davet ediyorum, uygulamaya davet ediyorum, verilen taahhütleri gerçekleştirmeye davet ediyorum. “AZALTIM VE UYUMU BİRBİRİNİ TAMAMLAYAN İKİ TEMEL UNSUR OLARAK DEĞERLENDİRİYORUZ” COP31 Başkanı Kurum, emisyon azaltımının sıcaklık artış hızını ve ulaşılabilecek en yüksek sıcaklığı sınırlamak açısından kritik önem taşıdığına vurgu yaptı: Bu kapsamda hep birlikte emisyonlarımızı hızlı biçimde azaltmalıyız. Yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması, enerji verimliliğinin arttırılması ve yüksek karbonlu altyapıya bağımlılığın önlenmesi de bu çabanın temel unsurlarıdır. Biz Avustralyalı dostlarımızla birlikte COP31 Eylem Gündemi’ni belirlerken, hedeflerimizi ortaya koyarken de aslında bu kararlılığı ortaya koymaya çalıştık. Netice almak için COP31 'Uygulama COP'u' olsun istedik ve hedefleri de bu çerçevede belirledik. İstiyoruz ki bu hedefler hayata geçsin. İstiyoruz ki atacağımız bir adımla belki hiç tanımadığımız çocukların hayatını değiştirelim. O yüzden azaltım ve uyumu önemsiyoruz. İkisini birbirinin alternatifi olarak görmüyoruz; birbirini tamamlayan iki temel unsur olarak değerlendiriyoruz. ADİL GEÇİŞ VE KIRILGAN ÜLKELERİN DİRENÇLİLİĞİ Türkiye ve Avustralya iş birliğinde olduğu gibi ülkelerin iklim finansmanı konusunda da iş birliği içinde hareket etmesi gerektiğine dikkat çeken COP31 Başkanı Kurum, “İklim değişikliği maalesef sınır tanımıyor, dolayısıyla çözümümüz de sınırlı olamaz” dedi. Geçmişte finansmana erişim için pek çok kararın alındığını ancak taahhütlerin uygulamaya geçmesi gerektiğini belirten COP31 Başkanı Kurum, bu noktada adil geçişin desteklenmesinin ve kırılgan ülkelerin iklim etkilerine karşı dirençliliğinin arttırılmasının küresel iklim eyleminin başarısı açısından kritik önemde olduğunu dile getirdi. “HEDEFİMİZ NETTİR; 1,5 DERECE HEDEFİNİ KORUMAK, AŞIMI MÜMKÜN OLDUĞUNCA SINIRLAMAK” COP31 Başkanlığı’nın uygulamaya geçişe odaklandığını vurgulayan Bakan Kurum, şöyle devam etti: 1,5 derece hedefi uluslararası iklim politikasının temel referansı olmaya devam ediyor. Bu çerçevede COP31 Başkanlığı olarak biz, hedeflerden uygulamaya geçişi merkeze alıyoruz. Çünkü artık yalnızca ne yapmamız gerektiğini konuşmanın ötesine geçmek zorundayız. Bilimsel bilgiyi somut politikalara, politikaları yatırımlara, yatırımları ise sahada ölçülebilir sonuçlara dönüştürmek mecburiyetindeyiz. Her COP toplantısında ülkeler belli taahhütlerde bulunuyor. Eğer bir taahhüt ortaya koyuyorsanız bunu gerçekleştirmek durumundasınız. Çünkü oturduğumuz koltuklar bize bu misyonu yüklüyor. Halklarımız, vatandaşlarımız bizden bunu bekliyor ve hep birlikte işte bugün yaşadığımız krizleri de ortadan kaldıracak bu kararlılığı göstermek mecburiyetindeyiz. Şimdi bu seçenekleri eyleme dönüştürmek bizim sorumluluğumuzdur. COP31 Başkanlığı olarak ortak hedefimiz nettir; 1,5 derece hedefini korumak, aşımı mümkün olduğunca sınırlamak ve iklim eylemini bugünden geleceğe uzanan güçlü bir uygulama sürecine dönüştürmek için sizleri Antalya'ya davet ediyoruz. Antalya'ya gelirken açıkçası ne yaptığımızı konuşalım istiyoruz, ne yapacağımızı değil. Yapacaklarımızı zaten konuştuk. Hep birlikte o kararı alacağımıza yürekten inanıyorum. “DÖNÜŞÜM POLİTİKASINDAN ASLA GERİ DÖNÜLEMEZ” COP31 Başkanı Kurum, kapanış oturumunda da söz alarak kararlılık vurgusu yaptı: COP Başkanlığı olarak ilk günden itibaren daima uygulama dedik, daima aksiyon dedik. Müzakere konularının dışında kalan alanlarda da COP31'in dünyaya mesaj vermesinin ne kadar kritik olduğunu hep birlikte gördük. Şunun altını net bir şekilde çizmem gerekiyor; küresel gündem ne kadar zor olursa olsun dönüşüm patikasından asla geri dönülemez. Bu yolda ilerlerken elimizde birlikte çalışabildiğimiz faydalı konular, araçlar ve yollar var. Bilhassa elektrifikasyon bu dönemin itici gücü olacak. NDC ve NAP uygulaması için gereken projelere akacak finansman ve finansmana erişimin hayati önemini hepimiz çok iyi biliyoruz. Müzakere konularını tamamlayacak ve uygulamaya geçirilecek şekilde içinde bulunduğumuz ivmeyi ilerletmek istiyoruz. Antalya'da hep söyledik, söylemeye devam edeceğiz, kesinlikle sürpriz olmayacak. Kesinlikle tepeden inme bir karar olmayacak. Ama gelinen süreçte hepimize yakışan, tüm dünyanın ortak iradesini yansıtacağımız o kararlı duruşu da COP31'de hep birlikte göstermek mecburiyetindeyiz. Burada Fiji'de Pasifik adalarının açıkçası o dramına sessiz kalmak istemiyoruz. Dünyada Nepal gibi iklim değişikliğinin etkilerini hisseden ülkelerin çığlığını duymak istiyoruz. PRE-COP’TA YOĞUN İKLİM DİPLOMASİSİ COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Fiji’de Pre-COP temasları kapsamında Cook Adaları Başbakanı Mark Brown ile Vanuatu Başbakanı Jotham Napat ile ikili görüşmeler gerçekleştirdi. Ardından Fransa Ekolojik Geçiş, Biyoçeşitlilik ile İklim ve Doğa Konularında Uluslararası Müzakereler Bakanı Monique Barbut ile bir araya gelen COP31 Başkanı Kurum, görüşmede; küresel iklim kriziyle mücadele, biyoçeşitliliğin korunması, yeşil dönüşüm ve iklim dirençli şehirler konularında değerlendirmelerde bulundu. COP31 Başkanı Kurum, Avrupa Komisyonu İklim, Net Sıfır ve Temiz Büyümeden Sorumlu Komiser Wopke Hoekstra, Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ile üçlü görüşme gerçekleştirdi. Bakan Kurum daha sonrasında COP30 Başkanı Andrea De Lago, Singapur Sürdürülebilirlik ve Çevre Bakanı Grace Fu Hai Yien, Fiji Çevre ve İklim Bakanı Lynda Tabuya, Fiji Vanuatu heyeti, Fiji Fransa Heyeti ile de ikili görüşmeler gerçekleştirdi.

Mersin Büyükşehir Belediyesi’nden Mınka Projesi’ne Destek Haber

Mersin Büyükşehir Belediyesi’nden Mınka Projesi’ne Destek

Mersin Büyükşehir Belediyesi, MedCities (Akdeniz Kentleri Ağı) ve Avrupa Birliği (AB) Horizon 2020 Programı ‘ANERIS Projesi’ ile yürütülen uluslararası iş birliği çerçevesinde, kıyılarda ve denizlerdeki canlı türlerinin kayıt altına alındığı araştırma altyapısı ve mobil uygulama olan MINKA Projesi kapsamında, vatandaş bilimi etkinliğinin ikincisini düzenledi. Eğitimde, biyolojik çeşitliliğin ve iklim değişikliğiyle ilişkili çevresel göstergelerin vatandaş bilimi yoluyla izlenmesine yönelik bilgiler paylaşıldı. ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nde gerçekleştirilen eğitime; Mersin Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı yetkilileri, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nde (DBE) görev yapan akademisyenler, üniversite öğrencileri ve sivil toplum kuruluşlarının üyeleri katıldı. Çalışmayla katılımcıların MINKA vatandaş bilimi uygulamasını tanıması, biyolojik çeşitlilik ve iklim göstergelerinin izlenmesine yönelik pratik beceriler kazanması ve sahada kıyı gözlemi yaparak uygulamaya farklı canlı türlerinin veri girişini yapabilmesi amaçlandı. Uzmanlar, vatandaş bilimi ve biyolojik çeşitlilik sunumu yaptı Eğitimin ilk bölümünde ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Dr. Evrim Kalkan Tezcan tarafından, enstitünün ulusal ve uluslararası çalışmaları hakkında sunum gerçekleştirildi. Sunum kapsamında kurumun çalışmaları ve kampüs biyolojik çeşitliliği konusunda katılımcılara bilgi aktarıldı. Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı Sıfır Atık Şefi ve Yeşil Dönüşüm Ofisi Koordinatörü Çevre Mühendisi Dr. Zeki Altun, Yeşil Dönüşüm Ofisi çalışmaları kapsamında Mersin’in iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik bağlamını ele alırken, yerel yönetimler açısından vatandaş biliminin önemi değerlendirildi. Programda, MINKA platformunun yerel yönetimlerde kullanımına ilişkin bilgiler de paylaşılırken, Mersin’de hangi çevresel göstergelerin izlenebileceği konusunda katılımcılarla görüş alışverişinde bulunuldu. Programın devamında Dr. Evrim Kalkan Tezcan ve Dr. Meltem Ok tarafından, MINKA mobil uygulamasının kullanımına ilişkin uygulamalı bir sunum gerçekleştirildi. Katılımcılara uygulama üzerinden gözlem ekleme, fotoğraf ve konum kullanımı ile toplanan verilerin doğrulama süreci anlatıldı. Yerel yönetimler açısından vatandaş biliminin önemine ilişkin yapılan sunumda ise Dr. Ayşegül Çil, MINKA platformunun yerel ölçekte biyolojik çeşitlilik ve çevresel göstergelerin izlenmesindeki rolü hakkında bilgi verdi. Katılımcılar sahada mini biomarathon gerçekleştirdi Eğitimin saha bölümünde katılımcılar küçük gruplara ayrılarak, belirlenen alanda mini biomarathon uygulaması gerçekleştirdi. Katılımcılar sahadaki gözlemlerini MINKA uygulaması üzerinden sisteme yüklerken, mentorlar da uygulama sırasında teknik destek sağladı. Çalışmanın ardından toplanan gözlemler değerlendirildi ve katılımcılar deneyimlerini paylaştı. Dr. Altun: “MINKA Projesi kapsamında vatandaş bilimi etkinliğinin 2.’sini gerçekleştirdik” Düzenlenen program hakkında bilgi veren Mersin Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Daire Başkanlığı’nda Sıfır Atık Şefi ve Yeşil Dönüşüm Ofisi Koordinatörü Dr. Zeki Altun, “Mersin Toplum Gönüllüleri Vakfı, Mersin Genç Tema Gönüllüleri ve Mersin Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğrencileri ile bir süreç gerçekleştirdik. Bu etkinlikle beraber ilimizde ve bölgesel anlamda deniz biyoçeşitliliği noktasında deniz canlılarının önemi ve sisteme kaydının sağlanması ile tür çeşitliliği noktasında gerekli çalışmaları gerçekleştirdik” dedi. Etkinliğin hem teorik hem de uygulamalı içeriğinin olduğunu kaydeden Dr. Altun, “Öncelikle Mersin’deki biyoçeşitlilik, ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü'nün yapmış olduğu deniz çalışmaları ve kampüs kapsamındaki biyoçeşitlilik olmak üzere teknik konular değerlendirildi. Ardından da sahaya inilerek deniz canlıları gözlemlenip, MINKA platformuna kaydı sağlandı. 2026 yılı içerisinde bu proje kapsamında üçüncü bir etkinlik daha gerçekleşecek” diye konuştu. Dr. Çil: “MINKA, Avrupa’da aktif şekilde devam eden bir veri toplama sistemi” MINKA Projesi Uygulama Mentoru Dr. Ayşegül Çil, proje kapsamında yapılan vatandaş bilimi faaliyetlerinin gönüllü etkinlikler olduğunu söyleyerek, “Bilim insanı olan veya olmayan herkes, uzmanlarla ortak hareket ederek programa katılabilir. Bu biraz da merak meselesi ve bir öğrenme yöntemi. Avrupa’da aktif şekilde devam eden bir veri toplama sistemi. Hem belediyelerin hem bilim enstitülerinin bütün bu verilere her an ulaşabilecek zamanları olmadığı için vatandaş bilimine ciddi şekilde ihtiyaçları var. Yöre halkının kendi alanında tanıdığı türleri kayıt altına alması da çok daha aktif bir bilim veri tabanı oluşturmakta” ifadelerine yer verdi. Dr. Tezcan: “Deniz ve çevre konusunda farkındalık yaratmak çok önemli” ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Dr. Evrim Kalkan Tezcan, “Etkinlik kapsamında enstitümüzün kampüsünde bir biomarathon yaptık. Kıyı ve deniz ekosisteminde gördüğümüz deniz canlılarını, bizim uzmanlığımız ve arkadaşların gönüllülüğüyle kayıt altına almaya çalıştık. Burada amaç; bilim insanı olmayan vatandaşların da denizle etkileşimini sağlamak, farkındalığını artırmak ve onların da bilimsel çalışmaların bir parçası olabileceğini göstermekti” dedi. Dr. Tezcan, vatandaşların ve özellikle çocukların deniz ve çevre konusunda farkındalık kazanmasının da önemli olduğunu belirterek, yerel yönetimlerin öncülüğünde gerçekleştirilen ortak etkinliklerin artmasından memnuniyet duyduklarını ifade etti. Katılımcı öğrenciler ve gönüllüler, MINKA Projesi’ne katkı sundu Mersin Üniversitesi Biyoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisi Mustafa Çınar, “Bizim bölümümüzle paralel olduğu için koşarak geldiğimiz bir etkinlik diyebilirim. MINKA uygulaması, Mersin'in biyoçeşitliliğini tanımamız açısından çok önemli. Teorikte gördüğümüz türleri sahada inceleme fırsatı bulduk. Çok verimli oldu. MINKA uygulaması, herkesin kullanması gereken bir uygulama. Biyoçeşitliliğin tanımlanması açısından önemli” dedi. Mersin Üniversitesi Elektronik Teknolojisi Bölümü 2. sınıf öğrencisi Ahmet Ali Bilici, kendisi için çok öğretici bir gün olduğunu anlatarak, “Öncelikle Akdeniz’de yaşayan balık türlerini öğrendik. Telefonumuza MINKA uygulamasını indirdik. Kampüsün sahilinde değişik türleri gözlemleme fırsatımız oldu. Bu gözlemlediğimiz türlerin fotoğrafını çekerek MINKA uygulamasına yükledik. Bunları öğrenmek için biyolog olmamıza gerek yok. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin de bu projeye katkı sunması gerçekten çok önemli. Başkanımız Vahap Seçer’e çok teşekkür ediyoruz” diye konuştu. Toplum Gönüllüleri Vakfı Koordinatörü Ayser Çeri, “Bizler için çok kıymetli bir deneyimdi. Daha önce deniz canlıları hakkında pek bir bilgim yoktu. Fakat MINKA Projesi sayesinde hem deniz canlılarını tanıdım hem de sahada gözleme şansına kavuştum. Çok keyifliydi” ifadelerine yer verdi. Mersin Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencisi, aynı zamanda Genç Tema Topluluğu Başkan Yardımcısı Nermin Encü ise “Özellikle bilmediğim balık türleri vardı ve çok şey öğrendim. Bölümüm farklı bir bölüm. Yaptığım iş bundan farklı bir iş, ama ona rağmen vatandaş farkındalığı açısından ben de bir şeyler yapabiliyorum. Uygulamayı indirdim. Günlük hayatımda da kullanmaya devam edeceğim” dedi.

Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı Haber

Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı

Dünya genelinde sıcaklık rekorlarının kırıldığı 2026 yazı, iklim krizinin yıkıcı etkilerini bir kez daha gözler önüne serdi. Climate Central tarafından hazırlanan son analiz, bu yaz 1,5 milyardan fazla insanın iklim değişikliği nedeniyle artan riskli sıcak günlere en az bir ay boyunca maruz kaldığını ortaya koydu. İklim krizinden en çok etkilenen ülkelerden biri olan Türkiye’de ise vatandaşlar yaz boyunca fazladan bir aydan fazla süreyi aşırı sıcakların gölgesinde geçirdi. Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı Çalışmanın verilerine göre, küresel ısınma Türkiye’de ortalama bir kişinin fazladan 32 gün boyunca riskli sıcaklara maruz kalmasına yol açtı. 1991-2020 dönemindeki sıcaklıkların %90’ından daha yüksek olan günleri kapsayan "riskli sıcak gün" tanımı, insan sağlığını doğrudan tehdit eden eşik değerlerin aşıldığı dönemleri ifade ediyor. Türkiye genelinde 54,3 milyon kişi en az 30 gün boyunca bu yüksek riskli sıcaklıkları deneyimledi. Aşırı Sıcaklardan En Çok Etkilenen İller Türkiye’de iklim değişikliği kaynaklı fazladan riskli sıcak gün sayısının en yüksek kaydedildiği şehirler şu şekilde sıralandı: Adana: 40 gün Gaziantep: 39 gün İstanbul: 37 gün Bursa: 34 gün İzmir: 33 gün Küresel Bilanço: Asya’da 2,8 Milyar Kişi, Avrupa’da Rekor Sıcaklar Climate Central analizi, küresel çapta da tablonun vahametini ortaya koyuyor: Asya Kıtası Başı Çekiyor: Dünya nüfusunun %25’i her gün iklim krizinin etkilerini hissetti. Asya’da kıta nüfusunun %58’ine denk gelen 2,8 milyar insan, en az 30 gün boyunca riskli sıcaklarla mücadele etti. Avrupa Rekor Kırtı: Olağan dışı sıcaklıkların en yoğun görüldüğü ilk 10 ülkeden 7’si Avrupa’da yer aldı. Her 10 Avrupalıdan 9’u (%89) bir ay boyunca riskli sıcaklıklara maruz kaldı. Fransa, İtalya ve Birleşik Krallık dahil 54 ülkede 1970-2026 yılları arasındaki en sıcak Haziran-Ağustos dönemi yaşandı. Afrika’da Biyoçeşitlilik Tehlikede: Altı Afrika ülkesinde yaz günlerinin en az %95’inde iklim değişikliğinin güçlü etkileri görüldü. Bu durum rekor düzeyde orman yangınlarına, kuraklığa ve sağlık sistemlerinin kilitlenmesine neden oldu. Toplamda 203 ülkede ortalama bir kişi, iklim krizinin doğrudan hissettirdiği en az 30 sıcak gün geçirdi. Uzman Değerlendirmesi: "Gerçek Rakamlar Çok Daha Yüksek Olabilir" Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, açıklanan verilerin ihtiyatlı bir alt sınır olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtti: “Türkiye bu yaz, iklim değişikliği olmasaydı yaşamayacağı 32 riskli sıcak gün geçirdi. Riskli sıcak gün, insan sağlığı açısından eşik sayılan sıcaklığın aşıldığı gün demek. O eşiğin üstüne çıkıldığında hastane başvuruları da ölümler de hızla artıyor. Eşik ise 1991-2020 ortalamasına, yani zaten ısınmış bir döneme göre belirlendi. Hesap, günlük ortalama sıcaklığa dayanıyor ve nemi dikkate almıyor. Oysa Ege ve Akdeniz kıyısında insanı asıl çökerten şey nemli sıcaktır. İkinci sorun ise çözünürlük. Kullanılan verinin hücreleri yaklaşık 25 kilometre ve kentin içini ayırt edemiyor; örneğin İzmir'de gölgeli bir sahal mahallesiyle beton yoğun bir iç mahalle arasındaki sıcaklık farkını göremiyor. Yapılması gereken belli: Sıcak hava dalgalarına erken uyarı, kent ölçeğinde ısı haritaları ve bunlara bağlanmış bir sağlık planı. COP31'e hazırlanan bir ülke, önce kendi nüfusunun sıcağa ne kadar maruz kaldığını ölçebilmeli.” BM’den Acil Çağrı: "Fosil Yakıt Bağımlılığını Bırakmalıyız" Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDÇS) İcra Sekreteri Simon Stiell ise iklim krizinin ekonomik ve insani maliyetine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Sağlığı tehdit eden aşırı sıcaklarla bir ay daha karşı karşıya kalan bir milyardan fazla insan, insanlığın kömür, petrol ve doğalgaz yakma bağımlılığının yol açtığı iklim krizinin giderek artan maliyetlerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Hayatlar ve geçim kaynakları büyük ölçekte mahvoluyor, sağlık sistemleri baskı altında, işletmeler zorlanıyor ve bedelini tüm ekonomiler ödüyor. Ancak çözümler açık: Fosil yakıtlardan daha ucuz ve daha güvenli olan temiz enerjiye daha hızlı geçiş yapmak, iklim direncini artırmak ve ormanları korumak.”

COP31'e Doğru Trabzon Denizler Ve Okyanuslar Zirvesi Haber

COP31'e Doğru Trabzon Denizler Ve Okyanuslar Zirvesi

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31 süreci kapsamında Trabzon’da düzenlenen Denizler ve Okyanuslar Zirvesi'de konuştu. Yaşam kaynağı okyanusların iklim risklerine dikkat çeken Bakan Kurum, Türkiye’nin dijital ikiz uygulamalarını, Akdeniz’de uluslararası merkez kurma ve mapa-şamandıra gibi adımlarını anlattı. COP31 için ülkelere iş birliği çağrısı yapan Bakan Kurum, “Mesele, insanlığın ortak evini korumaktır. Bugün vereceğimiz kararlar, yarının dünyasını şekillendirecektir. Ve tarih, iklim krizinin kapımıza dayandığı bu dönemde ne söylediğimizi değil, ne yaptığımızı hatırlayacaktır. Okyanusların korunması hepimizin, tüm dünyanın ortak sorumluluğudur. Artık bu sorumlulukları somut adımlara dönüştürmenin zamanıdır. Gidişatı değiştirmek bizim elimizde. Ve bunun için ülkeler arasında daha güçlü iş birliğine, bilgi ve deneyim paylaşımına ve birlikte hareket etmeye ihtiyacımız var” dedi. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı (COP31) kapsamında Trabzon’da Okyanuslar, İklim ve Mavi Ekonomi Üst Düzeyli Bakanlar Oturumu düzenlendi. Farklı ülkelerden temsilcilerin katıldığı programda Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Avustralya Sürdürülebilir Okyanus Ekonomisi Yüksek Düzeyli Paneli Başbakanlık Temsilcisi Anthony Worby, UNFCCC Hükümetlerarası Destek ve Kolektif İlerleme Bölümü Direktörü Cecilia Kinuthia-Njenga, Trabzon Valisi Tahir Şahin ve Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç yer aldı. “OKYANUS EKOSİSTEMLERİNDEKİ BOZULMANIN EKONOMİK MALİYETİ 2050 YILINA KADAR 400 MİLYAR DOLARI AŞABİLİR” Programda konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, iklim değişikliğinden doğrudan etkilenen okyanusların karşı karşıya kaldığı risklere dikkat çekti. Bakan Kurum, “Hem Karadeniz, hem de tüm denizlerimiz iklim değişikliğinden negatif etkiler alıyor, ortak evimiz dünyamızın mavi akciğerleri adeta alarm veriyor. Açık ve net söylüyorum. 3 milyardan fazla insanın geçim kaynağı olan, soluduğumuz havanın yarısını üreten okyanuslarımızın geleceği devasa bir risk altındadır. Araştırmalara göre; okyanus ekosistemlerindeki bozulmanın ekonomik maliyeti 2050 yılına kadar 400 milyar doları aşabilir” dedi. Bu tablo karşısında sınırlı da olsa olumlu adımların da hayata geçirildiğini belirten COP31 Başkanı Kurum, Akdeniz ve Karadeniz’de balık stoklarında yüzde 15 oranında iyileşme kaydedildiğini, dijital ikiz uygulamaları gibi teknolojik çalışmaların ilerlediğini ve mavi ekonomi uygulamalarının da giderek yaygınlaştığını vurguladı. “İKLİM KRİZİNE DİRENÇLİ DENİZ VE OKYANUSLAR HEDEFİNİ TEORİDE BIRAKMIYORUZ” Türkiye’nin denizlerde hayata geçirdiği projeleri anlatan Bakan Kurum, “Türkiye olarak iklim değişikliğinin deniz ve okyanuslar üzerindeki etkileriyle mücadelede gerçekten önemli bir deneyime sahibiz. Çünkü hem Akdeniz’in hem de Karadeniz’in küresel ortalamanın çok üzerinde çok daha fazla ısındığı bir coğrafyada bulunuyoruz. Bu nedenle; iklim krizine dirençli deniz ve okyanuslar hedefini teoride bırakmıyor, pratikte uyguluyoruz. Deniz ve okyanusların korunmasına yönelik politika ve uygulamalarımızı; Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın 14’üncüsü olan ‘Sudaki Yaşam’ hedefi başlığı doğrultusunda yürütüyoruz. Deniz alanlarının planlanması, deniz koruma alanlarının sayı ve yüzölçümü bakımından artırılması, dijital ikiz modelleri gibi yenilikçi karar destek sistemlerinin geliştirilmesi ve mavi ekonomi uygulamalarının da yaygınlaştırılması yönündeki çalışmalarımızı başarıyla sürdürüyoruz” diye konuştu. “DENİZLERİMİZİ GÖLLERİMİZİ ANLIK TAKİP EDİYORUZ” Türkiye’nin çabalarıyla iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden en fazla etkilenen bölgelerden biri olan Akdeniz’de iklim değişikliğine uyum kapasitesinin güçlendirilmesi amacıyla Akdeniz ülkelerinin ortak kararıyla bir merkez kurulduğunu hatırlatan Bakan Kurum, Fethiye-Göcek’te denizi koruyacak Mapa-Şamandıra Sistemi’ni anlattı: 17 koyda 856 tekneye hizmet veren bu sistemle, bir çapanın deniz tabanında bir pulluk gibi sürüklenerek deniz çayırlarını sökmesine, balıkların yaşam ve üreme alanlarına zarar vermesine mani olduk. Bu tecrübeyi COP31’de Antalya’da anlatacağız. Çok kısa zamanda da bütün koyları bu anlamda düzen ve kontrol altına alacağız. Denizlerimizi, göllerimizi anlık takip ediyor; adeta bir seferberlik anlayışıyla temizlik yapıyor; denetimlerle kirletenlere karşı ciddi yaptırımlar uyguluyoruz. Denizlerimizin neye ihtiyacı olduğunu iyi biliyoruz. Ve yine biz; tüm denizlerimizin, farklı adlarla anılsa da aslında birbirine bağlı, tek bir iklim ve tek bir hayat sistemi olduğunu biliyoruz. “DENİZ BİZE BAKIYOR, BİZ DE DENİZE BAKMAK ZORUNDAYIZ” “Okyanus ve Denizler” temasını COP31 Eylem Gündemi’nin önceliklerinden biri olduğuna vurgu yapan Bakan Kurum, “Başta Avustralya olmak üzere Pasifik ve Afrika ülkeleri, İklim Şampiyonları ve okyanus alanındaki tüm paydaşlarımızla birlikte iş birliğimizi her geçen gün geliştiriyoruz. Bölgesel iş birliğini küresel düzeye taşıyoruz. Yani burada bu istişareleri yapacağız. Birbirimizden bilgi, teknoloji ve yine birikimlerimizi paylaşma imkanına erişmiş olacağız. Ve en önemlisi de bu sorunları gidermek için ‘Mavi Finansman’ dediğimiz yeni imkanları geliştirmek durumundayız. Deniz olmasa aç kalırız. Deniz bize bakıyor, biz de denize bakmak zorundayız, okyanuslara da bakmak zorundayız. Bu kötü gidişata eğer 'dur' demek istiyorsak her şeyden önce okyanus alanındaki tüm paydaşları ortak hedef etrafında buluşturmak zorundayız” dedi. ‘MAVİ COP’ YAKLAŞIMI Bakan Kurum, Trabzon’daki toplantının amacına ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı: ‘Okyanus ve Denizler’ teması kapsamında bugüne kadar sağladığımız ilerlemeleri, Mavi Paket gibi somut çıktıları ve bu alandaki önemli girişimleri ortak bir zeminde buluşturuyoruz. Geçtiğimiz ay İstanbul’da başlayan çalışmaları bugün Trabzon’da ileriye taşıyoruz. Toplantılar süresince; Bakanlarımızı, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların temsilcilerini, gençleri, yerel yönetimleri, akademisyenleri, özel sektör ve finans kuruluşlarının temsilcileri ile sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirdik. Bu geniş katılımla teknik, bilimsel ve politik boyutları bir araya getirerek hem süreci hem de birlikte elde edeceğimiz sonuçları daha güçlendirmeyi hedefliyoruz. Burada gerçekleştireceğimiz 2 günlük çalışmaların sonucunda da ‘Mavi COP’ yaklaşımımız doğrultusunda somut, uygulanabilir ve üzerinde uzlaşılan çıktıları yine alacağımız karara bağlanmasını istiyoruz. Buradan Antalya'ya giden yolda o diyaloğu en iyi şekilde yapacağız. Antalya'da da karar alacağız, netice alacağız. Trabzon'da şekillenecek bu çıktıları COP31 küresel eyleme taşıyacağız ve uygulanabilir sonuçlara dönüştürmek için de hep birlikte mücadele edeceğiz. “GİDİŞATI DEĞİŞTİRMEK BİZİM ELİMİZDE” İnsanlığın geleceği için uygulamaya yönelik ortak iradenin otaya konulması gerektiğinin altını çizen Bakan Kurum, iş birliği çağrısını yineledi: Mesele, insanlığın ortak evini korumaktır. Bugün vereceğimiz kararlar, yarının dünyasını şekillendirecektir. Tarih, iklim krizinin kapımıza dayandığı bu dönemde ne söylediğimizi değil, ne yaptığımızı hatırlayacaktır. Okyanusların korunması hepimizin, tüm dünyanın ortak sorumluluğudur. Artık bu sorumlulukları somut adımlara dönüştürmenin zamanıdır. Gidişatı değiştirmek bizim elimizde. Bunun için ülkeler arasında daha güçlü iş birliğine, bilgi ve deneyim paylaşımına ve birlikte hareket etmeye ihtiyacımız var. Türkiye olarak, denizlerimizin korunması konusunda edindiğimiz tecrübeyi ve başarılı uygulamaları paylaşmaya hazırız. Başta Avustralya ve Pasifik Ada Devletleri - iklim değişikliğinin denizler ve okyanuslar başlığında en fazla etkilenen ülkeler- olmak üzere onların önceliklerini bilerek, onların sorunlarına kendi sorunlarımız gibi sahip çıkacağız. Tüm ortaklıklarımızla, tüm paydaşlarımızla iş birliğimizi güçlendirmek ve başarılı, somut adımlar atmak üzere hep birlikte çalışacağız. “ROTAMIZ DAHA ADİL, DAHA YEŞİL VE DAHA MAVİ BİR DÜNYA” Bakan Kurum sözlerini şöyle tamamladı: Karadeniz'imizi şöyle biliriz, hırçın dalgalarıyla biliriz ve o hırçın dalgalar bize şunu öğretir; ‘Rüzgar ne kadar güçlü olursa olsun, rotasını bilen ve birlikte hareket edenler mutlaka güvenli limana ulaşacaktır.’ İnsanlık olarak, rotamız bellidir. Rotamız temiz denizlerdir, rotamız dirençli kıyılardır, rotamız çocuklarımıza bırakacağımız daha adil, daha yeşil ve daha mavi bir dünyadır. BAKAN URALOĞLU TÜRKİYE’NİN YEŞİL LİMAN SERTİFİKASINI ANLATTI Programda konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye’nin denizcilikte sera gazı takibi ve azaltımı için hayata geçirdiği projeleri anlattı: Gemi kaynaklı emisyonların azaltılması, yeni nesil yakıtlar, enerji verimliliği, limanlarda yeşil dönüşüm ve mavi karbon ekosistemlerinin korunması Bakanlığımızın önceliklerindendir. Yeşil Liman Sertifika Uygulamasını hayata geçirdik. Yeşil Liman kriterleri kapsamında yenilenebilir enerji kullanımını, liman ekipmanlarının elektrifikasyonunu, gemilere kıyıdan elektrik sağlanmasını, enerji verimliliğini ve Sıfır Atık uygulamalarını teşvik ediyoruz, destekliyoruz. Böylece gemilerin limanda bulundukları sürede fosil yakıt kullanımını ve buna bağlı emisyonları azaltmayı, düşük karbonlu liman altyapısını geliştirmeyi hedefliyoruz. Şu anda Yeşil Liman Sertifikası’na sahip 4 limanımız bulunuyor. Mevzuatımızla yeni inşa edilecek veya mevcut alanını yüzde 25'ten fazla genişletecek belirli kıyı tesislerini, Yeşil Liman kriterlerine uygun hale getirmeyi zorunlu hale getirdik. UNFCCC DİREKTÖRÜ NJENGA: PAYLAŞILAN DENİZ, PAYLAŞILAN SORUMLULUKLAR DEMEKTİR Programda konuşan UNFCCC Hükümetlerarası Destek ve Kolektif İlerleme Bölümü Direktörü Cecilia Kinuthia-Njenga da iş birliği için erişilebilir ‘Mavi Finansman’ hedefine dikkat çekerek, “Paylaşılan denizler, paylaşılan sorumluluklar demektir. Dolayısıyla lokal, bölgesel ve global çabalara ihtiyaç var ortaklaşa olarak. Eylem çağrımız şöyle; Birlikte çalışalım. Uluslararası bir koalisyon kuralım. Kıyı devletlerinin, bölge deniz örgütlerinin, iklim ve biyoçeşitlilik enstitülerinin, kalkınma bankalarının, özel sektörün, bilim camiasının ve toplumların bir arada olduğu yapıda, sizleri planlarınızı, verilerinizi, bilgilerinizi paylaşmaya davet ediyorum. Erişilebilir ‘Mavi Finansmanı’ mobilize edebilmek için denizler ve okyanuslar NDC'lere, uyum planlarına ve yatırım planlarına entegre edilmeli. COP31 yolunda, Antalya yolunda bizim görevimiz yıllardır sürdürdüğümüz diyaloğu artık somut ilerlemelere çevirmek” dedi. AVUSTRALYA TEMSİLCİSİ WORBY: TÜRKİYE İLE HEDEFLERİ MAVİ EYLEME DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYORUZ Avustralya Sürdürülebilir Okyanus Ekonomisi Yüksek Düzeyli Paneli Başbakanlık Temsilcisi Anthony Worby de ülkesinin ve ada devletlerinin COP31 beklentilerini dile getirdi: COP31'de Avustralya, Türkiye ve Pasifik'teki ortaklarımızın çok sade ve pratiğe dönük bir hedefi var; hedefleri mavi eyleme dönüştürmek. Türkiye ve Pasifik bölgesiyle birlikte çalışarak okyanusların güçlü, görünür ve büyüyen bir ‘mavi hat’ olmasını sağlıyoruz. Pre-COP yolculuğunda ve müzakereler yolculuğunda hedefimiz hükümetleri, toplumları, yatırımcıları, bilim insanlarını ve sivil toplumu mobilize etmek, burada uygulanabilir eylemler etrafında toplanmak ve iklim için gerçek sonuçlar elde etmek. Neden? Çünkü okyanuslar hem iklim değişikliğinin ön cephesinde yer alıyor, hem de iklim çözümünün önemli bir parçasını oluşturuyor. Çünkü Paris Anlaşması'nın hedeflerine ulaşmak istiyorsak, okyanusları göz ardı edemeyiz.

Antalya Kıyılarında Mavi Seferberlik Haber

Antalya Kıyılarında Mavi Seferberlik

Antalya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, deniz ekosistemini korumak ve sualtı biyoçeşitliliğini canlandırmak amacıyla yürüttüğü "hayalet ağ" temizliği çalışmalarına kesintisiz devam ediyor. Son çalışmalarda Gazipaşa'da 12 metre derinlikten çıkarılan uzatma ağıyla birlikte, son iki yılda temizlenen alan 11 kilometreyi aştı. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın "Sucul Biyoçeşitliliğin Korunması ve Geliştirilmesi Projesi" kapsamında ve Antalya Valiliği Mavi Akdeniz İnisiyatifi koordinasyonunda yürütülen çalışmalar, Akdeniz’deki sualtı yaşamına nefes aldırıyor. Gazipaşa’da 12 Metre Derinlikte Titiz Operasyon Bölge dalgıçları ve yetkili ekiplerin ortaklaşa gerçekleştirdiği son operasyonda, Antalya'nın Gazipaşa ilçesi açıklarında 12 metre derinlikte tespit edilen terkedilmiş bir uzatma ağı başarıyla denizden çıkarıldı. Deniz dibinde kalarak balıklar ve diğer deniz canlıları için ölümcül bir tuzak oluşturan bu ağların temizlenmesi, sualtı popülasyonunun korunmasında kritik bir rol oynuyor. COP31 İklim Zirvesi Hedefleriyle Tam Uyum Yapılan açıklamada, denizlerin ve kıyıların korunmasına yönelik yürütülen tüm faaliyetlerin COP31 Dünya İklim Zirvesi hedefleri doğrultusunda sürdürüldüğü vurgulandı. Sürdürülebilir bir deniz ekosistemi için atılan bu adımlar sayesinde, Antalya kıyılarında son iki yıl içerisinde toplamda 11 kilometreyi aşan bir alanda hayalet ağ temizliği gerçekleştirilmiş oldu. Gelecek nesillere daha temiz ve yaşanabilir bir Akdeniz bırakmayı hedefleyen İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, "Mavi Akdeniz" ve "Sucul Biyoçeşitlilik" vizyonu doğrultusunda saha çalışmalarına kararlılıkla devam edeceğini belirtti.

Marmaris’te Enerji Nakil Hatlarına Lavanta Barajı Haber

Marmaris’te Enerji Nakil Hatlarına Lavanta Barajı

Orman Genel Müdürlüğü, orman yangınlarını önleme çalışmaları kapsamında Muğla'nın Marmaris ilçesinde yenilikçi bir projeyi hayata geçirdi. Hisarönü ve Yeşilbelde bölgelerindeki enerji nakil hatlarının altındaki yanıcı alt örtü temizlenerek yangın riskini minimuma indirecek güvenli koridorlar oluşturuldu. Temizlenen alanlara ise toplam 150 bin lavanta fidanı dikildi. Bu uygulamayla yüksek yangın riski taşıyan enerji nakil hattı güzergâhları koruma altına alınırken, temizlenen alanların ekolojik ve ekonomik açıdan değerlendirilmesi sağlandı. Arıcılığa ve Yerel Ekonomiye Çifte Katkı Marmaris'te hayata geçirilen proje, yangın önleme amacının yanı sıra bölge ekosistemine ve orman köylüsüne de önemli avantajlar sunuyor: Arıcılık ve Biyoçeşitlilik: Çiçeklenme döneminde tozlaştırıcı canlılar ve arılar için zengin bir besin kaynağı oluşturan lavantalar, bölgesel arıcılık faaliyetlerini ve biyoçeşitliliği destekleyecek. Alternatif Gelir Kapısı: Lavanta yetiştiriciliği sayesinde yöre halkı ve orman köylüleri için yeni ve sürdürülebilir gelir kaynakları yaratılacak. İklim Dirençli Ormanlar: Yanıcı örtünün yerini alan lavantalar sayesinde hem ormanlar yangına karşı dirençli hale getirilecek hem de kırsal kalkınma desteklenecek. OGM, doğal ekosistemleri korumak ve orman köylülerinin refah düzeyini yükseltmek amacıyla yangın öncesi koruyucu tedbirleri yaygınlaştırmaya devam ediyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.