Hava Durumu

#Brezilya

Kırsal Haber - Brezilya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Brezilya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Tarım, Gıda ve İçecek Sektörünün Haziran 2026 Dış Ticaret Verileri Açıklandı Haber

Türkiye Tarım, Gıda ve İçecek Sektörünün Haziran 2026 Dış Ticaret Verileri Açıklandı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Dış Ticaret Verileri temel alınarak Agrimetre tarafından hazırlanan ve Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Veri Panelinden derlenen bilgilere göre, Türkiye’nin tarım, gıda ve içecek sektörü 2026 yılının Haziran ayında 14 milyar dolar ihracat, 14,19 milyar dolar ithalat gerçekleştirdi. ​Söz konusu dönemde sektörün ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre %4,37 oranında bir artışla 13,41 milyar dolardan 14 milyar dolara yükseldi. Aynı dönemde yapılan ithalat ise %18,3 artışla 12 milyar dolardan 14,19 milyar dolara çıktı. Bu dönemde birim ihracat değeri %16,06 oranında artarak ton başına 1.564 dolar oldu. ​Özel Ticaret Sistemi (ÖTS) çerçevesinde yayınlanan verilere göre, 2026 yılında aylık bazda ihracat geçen yılın aynı dönemiyle kıyaslandığında %25,62 artışla 2,37 milyar dolar seviyesine ulaşırken, ithalat ise %62,26 artarak 2,85 milyar dolar olarak gerçekleşti. ​En Çok İhracat ve İthalat Yapılan Ülkeler ​Tarım, gıda ve içecek sektörünün en çok ihracat gerçekleştirdiği ülkeler sıralamasında 1,540 milyar dolarla Irak ilk sırada yer aldı. İkinci sırada yer alan Almanya’ya yapılan ihracat %13,60 artışla 1,125 milyar dolar olurken, üçüncü sırada ise 982,8 milyon dolar ve %17,82'lik artışla Rusya Federasyonu yer aldı. ​En çok ithalat yapılan ülkeler sıralamasında da zirvede yine Rusya Federasyonu bulundu. Rusya’dan gerçekleştirilen ithalat 2,185 milyar dolar oldu. İkinci sırayı 1,819 milyar dolarlık ithalatla Brezilya alırken, 1,318 milyar dolarlık ithalatın yapıldığı Ukrayna ise üçüncü sırada yer aldı. ​Öne Çıkan İhraç ve İthal Ürünler ​Haziran 2026 döneminde ihracatta öne çıkan ürünler sıralamasında %13,82'lik artışla Fındık İçi ilk sırada yer aldı ve fındık içi ihracatı 754,2 milyon doları geçti. İkinci sıradaki Rafine Ayçiçek Yağı ihracatında %20,01 artış yaşanarak 661,8 milyon dolar değerinde satış gerçekleştirildi. Ambalajlı Fındık ise 502,4 milyon dolarlık değeri ve %40,35'lik ihracat artışıyla üçüncü sırada kendisine yer buldu. ​Aynı ayda en çok ithalatı gerçekleştirilen ürün 1,232 milyar dolarla Soya Fasulyesi oldu. Soya fasulyesini 1,084 milyar dolarla Dane Mısır ve 746,3 milyon dolarla Ham Ayçiçeği Yağı ithalatı takip etti. ​Sektörel Bazda Dış Ticaret Rakamları ​2026 yılı Haziran ayı dış ticaret verileri sektörel bazda incelendiğinde, en fazla ihracatın 2,369 milyar dolar ile Yaş Meyve/Sebze sektöründe yapıldığı görüldü. Bu sektörü yaklaşık 1,497 milyar dolarla Şekerli Mamuller Sektörü ve yaklaşık 1,439 milyar dolarla Sert Kabuklu Meyveler Sektörü izledi. Yaş Meyve/Sebze sektörünün toplam ihracat içindeki payı %20,01 olurken, Şekerli Mamuller sektörünün payı %12,64, Sert Kabuklu Meyveler sektörünün payı ise %12,16 olarak kayıtlara geçti. ​Yine aynı dönemde en fazla ithalat 4,131 milyar dolar ile Hayvan Yemi sektöründe gerçekleştirildi. Hayvan Yemi sektörünün ardından en çok ithalat yapan diğer sektörler sırasıyla 2,089 milyar dolarla Bitkisel Yağ ve 1,044 milyar dolarla Şekerli Mamuller Sektörü oldu. ​Söz konusu dönemde Hayvan Yemi sektörünün toplam ithalat içindeki payı %34,80, Bitkisel Yağ sektörünün payı %17,60, Şekerli Mamuller sektörünün payı ise %8,79 olarak gerçekleşti. Kaynak: Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu

CHP'li Gürer: "Milyonlar Harcanıyor, Vatandaşın Sofrasında Et Yine Lüks" Haber

CHP'li Gürer: "Milyonlar Harcanıyor, Vatandaşın Sofrasında Et Yine Lüks"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye'nin kırmızı et politikası ile canlı hayvan ithalatı rakamlarına ilişkin sert eleştirilerde bulundu. İktidarın ithalatla fiyatları düşürme politikasının başarısız olduğunu belirten Gürer, yıllık ithalat kotalarının daha ilk altı ayda dolduğuna dikkat çekti. ​Yıllık İthalat Kotası İlk Altı Ayda Tükendi ​Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 2026 yılı boyunca toplam 500 bin baş besilik sığır ithal edileceğini açıkladığını hatırlatan Gürer, yılın ilk 6 ayında bu rakamın %80'inden fazlasına ulaşıldığını belirtti. Yılın ilk yarısında toplam 412 bin 343 baş sığır ithal edildiğini vurgulayan Gürer, son 1,5 yıldaki toplam ithalatın ise 1 milyon 151 bin başı bulduğunu ifade etti. ​Yabancı besicilere sadece 6 ayda 736 milyon 951 bin dolar ödendiğini belirten Gürer, "Gemiler dolusu hayvan getiriyoruz, servet harcıyoruz ama vatandaşın et yemeği için tabağı yine boş" dedi. ​Okyanus Ötesinden İthalat: İlk 6 Ayda Hangi Ülkeden Kaç Sığır Geldi? ​Gürer'in paylaştığı verilere göre, 2026 yılının ilk yarısında en çok canlı hayvan ithal edilen ülkeler ve adetleri şu şekilde sıralandı: ​Brezilya: 250.983 baş ​Uruguay: 147.866 baş ​Avustralya: 8.572 baş ​Azerbaycan: 2.633 baş ​Estonya: 1.280 baş ​Letonya: 609 baş ​Polonya: 400 baş ​"Yeni Nesiller Antrikotun Tadını Bilmeden Büyüyecek" ​Brezilya ve Uruguay gibi ülkelerden okyanuslar aşılarak binlerce hayvan getirilmesine rağmen sektör sorunlarının çözülemediğini vurgulayan Gürer, dar gelirli vatandaşların, emeklilerin ve asgari ücretlilerin et almakta zorlandığını söyledi. Yerli besicinin artan yem ve ahır giderleri altında ezildiğini belirten Gürer, "Bu gidişle yeni nesiller antrikotun, bonfilenin ve pirzolanın tadına bakamadan büyüyecek. Kendi besicisini desteklemeyenler, başka ülkelerdeki besicileri zengin ediyor" diye konuştu. ​Yılbaşından Günümüze Et Fiyatlarındaki Artış Dikkat Çekti ​Kırmızı et fiyatlarındaki artışa da dikkat çeken CHP'li Gürer, yılbaşından bu yana yaşanan değişimleri şu rakamlarla özetledi: ​Dana Kıyma: Yılbaşında 690 TL iken bugün 850 TL ​Dana Kuşbaşı: Yılbaşında 740 TL iken bugün 920 TL ​Dana Antrikot: Yılbaşında 950 TL iken bugün 1.495 TL ​Dana Bonfile: Yılbaşında 1.050 TL iken bugün 1.950 TL ​Kuzu Pirzola: Yılbaşında 1.050 TL iken bugün 1.950 TL ​Kuzu Kuşbaşı: Yılbaşında 930 TL iken bugün 1.320 TL ​"Çözüm İthalat Değil, Yerli Üretim" ​Artan maliyetlerin besiciyi, kira, işçilik, elektrik, mazot ve nakliye zamlarının ise kasapları zor durumda bıraktığını belirten Gürer, krizden yine ithalatçıların ve aracıların karlı çıktığını ifade etti. İthalatın kalıcı bir çözüm olmadığını vurgulayan Ömer Fethi Gürer, ülke hayvancılığının geliştirilerek yerli üretimin desteklenmesi ve mera hayvancılığının yaygınlaştırılması gerektiğini sözlerine ekledi.

Avustralya Küresel İklim Dezenformasyon Girişimi'ne Katıldı Haber

Avustralya Küresel İklim Dezenformasyon Girişimi'ne Katıldı

İklim değişikliği ile ilgili dezenformasyonla mücadelede bir dönüm noktası olan Küresel İklim Değişikliği Bilgi Bütünlüğü Girişimi’ne (GIIICC) Avustralya da katıldı. Avustralya ve Pasifik ülkeleri iklim bakanlarının Sidney'deki toplantısının ardından atılan bu imza ile girişimdeki ülke sayısı Avrupa Birliği dahil 27 ülkeye ulaştı. ​Karar, Ekim ayında Fiji’de yapılacak pre-COP ve Kasım ayında Türkiye’de düzenlenecek COP31 öncesinde stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor. ​GIIICC Nedir? Amacı Ne? ​UNESCO, Brezilya ve Birleşmiş Milletler tarafından kurulan GIIICC; iklim değişikliğiyle ilgili dezenformasyonun araştırılması, ortaya çıkarılması, ortadan kaldırılması ve sonuçların kamuoyuna duyurulmasını amaçlıyor. ​COP30 kapsamında Belem’de duyurulan bildirge; ​Doğru bilgiye duyulan ihtiyacı ortaya koyuyor, ​İklim bilimini korumayı hedefliyor, ​"Big Tech" (büyük teknoloji şirketleri) ve reklam endüstrisi gibi özel sektör çıkarlarının sorumsuz içeriklerini engellemek için güçlü bir siyasi mesaj veriyor. ​Türkiye'den Uzman Görüşü: "Türkiye Bu İttifaka Katılmalı" ​İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin, sürecin Türkiye açısından taşıdığı öneme dikkati çekti: ​"Avustralya COP başkanı olmamasına rağmen müzakereler başkanlığını güçlendirecek imzalar atıyor. Türkiye ise şu ana kadar sadece elektrifikasyon, iklim uygulama köprüsü ve sıfır atık gibi kendi öncülük ettiği girişimlerle sesini duyuruyor. Oysa Türkiye’nin de COP başkanı olarak uluslararası iklim politikalarının önünü açan girişimlerin parçası olması çok önemli. Bilgi Dürüstlüğü bunların en önemlilerinden biri ve geçen sene İklim Kanunu öncesindeki dezenformasyon kampanyaları vesilesiyle gördüğümüz gibi, Türkiye için de hassas ve hükümetin duruşunu ilan etmesi ve üzerinde ciddi çalışması gereken bir konu." ​Şahin, Türkiye'nin COP31 başkanı olarak bilimi savunması ve fosil yakıtlardan çıkış (TAFF) yol haritası, Küresel Metan İttifakı ile Kömürü Geride Bırakma İttifakı gibi kritik girişimlere de dâhil olması gerektiğini vurguladı. ​Uluslararası Değerlendirmeler ve Avustralya'nın Rolü ​Brezilya Cumhuriyet Başkanlığı Sosyal İletişim Sekreterliği Dijital Politikalar Sekreteri João Brant, Avustralya'nın katılımını büyük bir memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, bu adımın COP30'dan COP31'e geçişte ivmeyi artırdığını ifade etti. ​Avustralya Senatosu’ndan Senatör Peter Whish-Wilson ise anlaşmanın toplum genelinde bilgi bütünlüğünü sağlamak ve büyük teknoloji şirketlerinin bilimi baltalamasını engellemek adına öncü bir adım olduğunu kaydetti. ​GIIICC Üyesi Ülkeler Hangileri? ​Avustralya'nın katılımıyla güncellenen üye listesi şu ülkelerden ve birlikten oluşuyor: ​Avrupa Birliği ​Almanya ​Avusturya ​Avustralya ​Belçika ​Brezilya ​Çekya ​Danimarka ​Ermenistan ​Estonya ​Fiji ​Finlandiya ​Fransa ​Hollanda ​İspanya ​İsveç ​İzlanda ​Kanada ​Lüksemburg ​Mauritius ​Norveç ​Peru ​Polonya ​Portekiz ​Seyşeller ​Slovenya ​Şili ​Uruguay Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

Sağlık Sorunu Yarattığı İddiasıyla Tartışılan Çin Tuzu Neden İthal Ediliyor? Haber

Sağlık Sorunu Yarattığı İddiasıyla Tartışılan Çin Tuzu Neden İthal Ediliyor?

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, gıda ürünlerinde yaygın olarak kullanılan monosodyum glutamat (MSG) katkı maddesi dünyada tartışılırken ülkemizde ithalatının neden devam ettiğini sordu. Gürer, özellikle hazır gıdalarda kullanılan ve “Çin tuzu” olarak da bilinen MSG’nin ithalat verilerine dikkat çekti. İnsan sağlığı açısından dünyada süren tartışmaların görmezden gelindiğini ifade etti. “Bazı ülkeler yasaklamış, bazı ülkeler kısıtlamış, bazı ülkelerde ise tartışmalar sürüyor; buna rağmen ülkemize ithalatı devam ediyor.” dedi. Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de E621 koduyla kullanılan MSG’nin özellikle paketli ve işlenmiş gıdalarda bulunduğunu, ancak tüketicilerin bu konuda yeterince bilgilendirilmediğini belirtti. “GIDALARDA BEŞİNCİ TAT: UMAMİ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, monosodyum glutamatın teknik olarak glutamik asidin sodyum tuzu olduğunu ve gıdalarda tat artırıcı olarak kullanıldığını söyledi. MSG’nin yiyeceklere “umami” olarak adlandırılan beşinci temel tadı verdiğini ifade eden Gürer, bu tadın etsi, yoğun ve doyurucu bir lezzet hissi oluşturduğunu söyledi. Gürer, bilimsel araştırmalarda gıda sanayisinin ürünü daha cazip hale getirmesi için kullanılan bir araç hâline geldiğinin belirtildiğini ifade etti. Gürer, “Lezzet artırıcı adı altında kullanılan bu katkı maddesi, özellikle bazı hazır ve işlenmiş gıdalarda yer alıyor. İştah açması yanında bağımlılıkta yaptığı ifade edilen ürünü tüketicinin çoğu zaman neyi tükettiğinin farkında bile olmuyor.” dedi. HAZIR GIDALARDA KULLANIM CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, monosodyum glutamatın çok farklı gıda ürünlerinde yer aldığını, tüketicinin özellikle paketli gıda ve hazır gıdalarda içeriğini irdelemesinin sağlığı için önemli olduğunun farkına varmalıdır” dedi. “DÜNYADA TARTIŞMALI BİR KATKI MADDESİ” Ömer Fethi Gürer, monosodyum glutamatın dünyada uzun süredir tartışılan bir katkı maddesi olduğunu belirterek bazı ülkelerde farklı uygulamaların bulunduğunu ifade etti. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve Türkiye dahil 50’den fazla ülkede bebek mamalarında MSG kullanımı yasak. Tayland ve Vietnam gibi ülkelerde kullanım yaygın olsa da hükümetler aşırı tüketim konusunda kamuoyu uyarıları yapıyor. Bazı ülkelerde okul kantinleri gibi alanlarda yerel kısıtlamalar uygulanıyor. Pakistan’ın 2018 yılında MSG’yi tamamen yasakladı. Bir ülke bu maddenin sağlık riskleri nedeniyle satışını, ithalatını ve ihracatını yasaklarken, tonlarca ithalat yapıyoruz” diye konuştu. BİLİMSEL TARTIŞMALAR Dünya genelinde bazı sağlık kurumları makul miktarlarda tüketildiğinde MSG’nin ciddi bir tehdit oluşturmadığı yönünde değerlendirmesine karşın bazı bilim insanlarının katkı ürünün olumsuz etkilerini tartıştığını belirten Ömer Fethi Gürer, bazı araştırmalarda yüksek doz tüketimin çeşitli sağlık sorunlarına neden olduğu ifade ediliyor.MSG Semptom Kompleksi Bazı bireylerde MSG tüketiminin ardından baş ağrısı, çarpıntı, terleme, halsizlik ve mide bulantısı gibi belirtiler görülebiliyor. Bu durum halk arasında “Çin restoranı sendromu” olarak biliniyor.” Dedi. TÜRKİYE’DE MSG İTHALATI CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer “2026 yılı itibarıyla monosodyum glutamat ithalatı üç ülkeden gerçekleştirildi. Brezilya’dan 100 ton ithalat karşılığında 112 bin 73 dolar, Endonezya’dan 21 ton karşılığında 35 bin 490 dolar, Çin’den 664 ton karşılığında 572 bin 863 dolar, toplamda 785 ton MSG ithalatı için 720 bin 426 dolar ödeme yapıldı. 2025 yılı boyunca Türkiye’nin MSG ithalatının yaklaşık 6 bin 866 ton olduğunu ve bunun için 7 milyon 280 bin 281 dolar ödendi” dedi. “GIDA GÜVENLİĞİ POLİTİKALARI TARTIŞILMALI” Gürer, “Bir yandan halk sağlığı konuşuluyor, diğer yandan tartışmalı katkı maddeleri tonlarca ithal edilip gıda zincirine giriyor.” diyen Gürer, MSG’nin kullanımının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. MSG İTHALATININ YASAKLANMASI İÇİN KANUN TEKLİFİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, bu tartışmaların ardından monosodyum glutamatın Türkiye’ye ithalatının yasaklanmasına yönelik bir kanun teklifi hazırlayarak TBMM Başkanlığı’na sunduğunu da açıkladı. Gürer, “Gıda güvenliği yalnızca üretim miktarıyla değil, tüketilen ürünlerin sağlıklı olmasıyla da ilgilidir. Halkın sağlığını önceleyen bir gıda politikası önemlidir” diye konuştu.

Pamuk Plansızlığa Kurban Edildi! Haber

Pamuk Plansızlığa Kurban Edildi!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında pamukta derinleşen üretim ve dış ticaret krizine dikkati çekti. Sarıbal, iktidarın ithalata dayalı tarım politikalarının pamuk üretimini zayıflattığını belirterek Türkiye’nin net ithalatçı bir yapıya sürüklendiğini vurguladı. Sarıbal’ın paylaştığı verilere göre Türkiye, 2025 yılında 1 milyon tonun üzerinde pamuk ithal etti, 1 milyar 727 milyon dolar ödedi. AKP döneminde lif pamukta yaklaşık 2 milyon 257 bin ton ihracata karşılık 19 milyon 7 bin ton ithalat yapıldı. Bu dönemde 4 milyar 360 milyon dolarlık ihracata karşılık 34 milyar 157 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirildi. Milletvekili Orhan Sarıbal; “Maliyet üreticiyi eziyor, destekler göstermelik kalıyor, fiyat politikası üretimi cezalandırıyor. Bu koşullar pamuktan kaçışı teşvik ediyor” dedi. Türkiye’de pamuk üretiminin hem kuraklığın hem de tarım politikalarındaki plansızlığın etkisiyle gerilediğini belirten Sarıbal, artan girdi maliyetlerine karşın son dört yıldır yerinde sayan hatta gerileyen fiyatların üreticiyi pamuktan uzaklaştırdığını söyledi. Sarıbal’ın paylaştığı verilere göre, 2024 yılında 2 milyon 243 bin ton olan kütlü pamuk üretimi, 2025’te 1 milyon 935 bin tona geriledi. Üretimde yüzde 13,7’lik düşüş yaşandı. Milletvekili Sarıbal, “Uluslararası Pamuk Danışma Komitesi (ICAC) verilene göre 2024-2025 sezonunda dünya genelinde 30 milyon 692 bin hektar pamuk ekim alanında 25 milyon 287 bin ton pamuk üretimi yapıldı. Türkiye pamuk ekim alanında 465 bin hektarla 12’nci sırada yer alırken pamuk üretiminde ise 7’nci sırada yer buldu. Pamuk ithalatında ise yaklaşık 1 milyon ton ile 4’üncü sırada yer aldı. ICAC 2025-2026 sezonuna ilişkin tahminlerini incelediğimizde, dünya genelinde 30 milyon 418 bin hektar ekim alanında 25 milyon 438 bin ton pamuk üretimi bekleniyor. Türkiye pamuk ekim alanlarının ise 430 bin hektara gerilemesi, üretimin ise 780 bin tona düşmesi öngörülüyor. Tekstil ve hazır giyim sektörünün hammaddesi pamuk, stratejik bir ürün. Türkiye’nin yıllık pamuk ihtiyacı yaklaşık 1,6 milyon ton. Artan maliyetler, yetersiz destekler ve yanlış tarım politikaları üreticiyi pamuktan kopardı. Bu tablo, ithalat bağımlılığının neden kalıcılaştığını açıkça gösteriyor. Amerika ve Brezilya, Türkiye’ye pamuk satabilmek için yarışıyor” diye konuştu. SULAMA POLİTİKASI ÇÖKTÜ, PAMUK PLANSIZLIĞA KURBAN EDİLDİ Yaz aylarında yaşanan kuraklığın özellikle Ege ve Güneydoğu Anadolu’da üretimi ciddi biçimde etkilediğini belirten Sarıbal, “Aydın, İzmir, Adana ve Urfa’da pamuk üreticisi tarladan çekiliyor ya da ürün değişikliğine gidiyor. Örneğin Çukurova 2026 sezonuna daralan ekim alanları ve artan maliyet baskısıyla girdi. Adana’da pamuk ekim alanı, 2018’deki 455 bin dönümden, 2025 itibarıyla 124 bin dönüme kadar gerileyerek son 7 yılda yüzde 70’in üzerinde küçüldü” dedi. ÇİFTÇİ HASAT DÖNEMİNDE ZARAR ETTİ Milletvekili Sarıbal, çiftçiyi üretimde tutacak fiyat ve destek politikalarının hayata geçirilmemesi halinde Türkiye’nin hem pamukta hem de tekstil sanayisinde dışa bağımlılığının daha da derinleşeceğini vurguladı. Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE) verilerine dikkati çeken Sarıbal, ocak ayında endeksin aylık bazda yüzde 8,46, yıllık bazda ise yüzde 43,58 arttığını hatırlattı. Tarladaki maliyet enflasyonu resmi rakamlarla bile ortadayken, üreticiye dayatılan destekleme politikalarının gerçeklikle bağını kopardığını kaydeden Sarıbal, “Pamuk üretim maliyeti kilo başına 25–28 lira arasındayken, hasat döneminde kütlü pamuk fiyatları 26–31 lira arasında kaldı. Yani çiftçi ya zarar etmiş ya da neredeyse sıfır karla üretim yaptı. Üstelik iktidarın yeni sistemde verdiği destek, kilogram bazına çevrildiğinde kilo başına yaklaşık 2,20 lira. Bu destek, pamuk üretimini sürdürmek için yetersiz. Borsalar ve ziraat odalarının ortak maliyet çalışmalarına göre kütlü pamuğun kilogram maliyeti 35,63 TL. Üretici ise pamuğunu ortalama 26 TL civarında satabildi” dedi. ÜRETİCİ ÖRGÜTLERİ ETKİSİZLEŞTİ Pamuk üretimindeki düşüş ve istikrarsızlığın bir diğer nedeninin üretici örgütlerinin güç kaybetmesi olduğunu belirten Sarıbal, Tariş Pamuk Birliği, Çukobirlik ve Antbirlik’in kamu desteğinin yetersizliği nedeniyle piyasadaki etkisini büyük ölçüde yitirdiğini söyledi. Bu üç birliğin kütlü pamuk alımlarındaki payının 1998/99 sezonunda yüzde 25 olduğunu hatırlatan Sarıbal, 2024/25 sezonunda bu oranın yüzde 3,5’e kadar gerilediğini aktardı. “Bugün bu birlikler piyasa fiyatları üzerinde belirleyici bir rol oynayamıyor. Üretici örgütsüz, piyasa ise tüccarın insafına bırakılmış durumda. Bu koşullarda pamuk üretimi değil, pamuktan kaçış teşvik ediliyor” ifadelerini kullandı.

Beyaz Ette İhracat Yasağı Fiyatı Düşürmedi! Haber

Beyaz Ette İhracat Yasağı Fiyatı Düşürmedi!

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, basın toplantısında çiftçilerden ve besicilerden gelen mektupları kamuoyuyla paylaştı, kanatlı et ihracatının durdurulmasına yönelik kararı ve tarım politikalarını değerlendirdi. Gürer, “Üretici de tüketici de mağdur. Girdi maliyetleri düşürülmeden raftaki fiyat düşmez” dedi. “BOĞAZIM DÜĞÜMLENİYOR” Basın toplantısında sözlerine kendisine iletilen mektupları okuyarak başlayan CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, domates üreticisinin çığlığını dile getirdi. Gürer, Niğde’de kasaba ve köye gidip sorunları paylaşıyorum. Bu kere İç Anadolu illerinden gelen mektuplardan birkaç örnek paylaşacağım,” dedi. İç Anadolu’da üç ayrı ilden gelen mektuplarda üretici, üç yıldır girdi fiyatlarının “tavan yaptığını”, buna karşın ürün fiyatlarının yalnızca işçilik maliyetine denk geldiğini belirtti. Gürer, üreticinin şu yazdıklarını aktardı: “Yazacağım her satırda içim içimi yiyor, boğazım düğümleniyor. İlimizin en büyük domates üreticilerindendik. Üç yıldır girdi fiyatları tavan yaparken, sattığımız ürünlerin fiyatı sadece işçi parasına eşdeğer kaldı. Böylelikle babamızın 30 yıllık emeğine mi üzülelim, itibarsızlaşan kimliğimize mi, yoksa sattığımız tarlalardaki ayak izlerimizin silinmesine mi? Ya da şöyle söyleyeyim; üç yıldır mahsulü para etmeyen bir üretici olarak, yazdığımız çekler nedeniyle cezaevine girecek olmanın derdine mi düşelim? Bu memlekette en namuslu, en şerefli insan üretici ve çiftçidir; ancak ne yazık ki düştüğümüz pozisyon budur. İnanın, derdimizi kime anlatacağımızı bilmiyoruz. Bazı zamanlar insan intiharı bile düşünebiliyor; çünkü hiçbir emek karşılıksız kalmamalı. Bırakın verdiğimiz emeği, ben ve ailem şu an açıkta kalmış, kuru ekmeğe muhtaç hale gelmiş durumdayız. Sesimiz olsanız, en azından çiftçilerin yazdığı çekler nedeniyle ceza almaması için 12. Yargı Paketi’nde siz de sesimizi duyursanız… Cezaevine girerek borç nasıl ödenir? Gerçekten çok çaresiziz.” Ömer Fethi Gürer üretici durumunu bildiğimiz için 2025 yılında yaşanan zirai don ve kuraklık nedeniyle çiftçi borçlarının üç yıl ertelenmesi, faizlerin silinmesi ve ek kredi verilmesine ilişkin kanun teklifini daha önce Meclis gündemine taşıdık” dedi. “YEM %100 ARTTI, MALIMIZIN YÜZÜNE BAKAN YOK” Bir başka ilden gelen mektupta sürü sahibi hayvancıların durumunun “kan ağladığını” belirten Ömer Fethi Gürer, yem fiyatlarının bir yılda yüzde 100 arttığını, buna karşın et kesim fiyatlarının giderleri karşılamadığını ifade etti. Mektupta yer alan ifadeleri paylaşan Gürer, “Dolandırıcı bulsak ona dahi mal verecek duruma düştük. Canlı kilo alan da yok, kesen de yok. Girdiler artarken gelirimiz düşüyor” sözlerinin, besicinin içinde bulunduğu çıkmazı ortaya koyduğunu söyledi. 200 BAŞ SINIRI TEPKİSİ Et ve Süt Kurumu’nun uygulamalarına da değinen Ömer Fethi Gürer, 200 başın altında hayvanı olan işletmelere kesim zorunluluğu getirilmesini besicilerin tepkisini mesajla ilettiklerini belirtti. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “200 baş altında ithal hayvan alanlar Et ve Süt kurumunda hayvan kesme zorunluluğu getirilirken daha çok hayvan alan bu kesimden muaf tutulması küçük besici için dezavantaj olarak ifade ediliyor” dedi. Gürer” 200 üzerinde ithal hayvan alan için böyle bir zorunluluk yok. Kurumun daha düşük fiyatla kesim yapması küçük aile işletmelerini daha az kazanca mahkûm ediyor” diye konuştu. Gürer, uygulamanın küçük üreticiyi zora soktuğunun belirtildiğini ifade etti. SULAMA BİRLİKLERİ VE AKKAYA BARAJI UYARISI İktidar tarafından Sulama birliklerinin elinden kanunla alındığını hatırlatan Gürer yeni bir düzenleme ile gölet işletmelerinin kiralandığı yönünde gönderlerde geldiğini ifade etti. Devlet Su İşleri tarafından sulama birliklerinin yapısının değiştirilmesini ve göletlerin farklı işletmecilere devrine yönelik düzenlemeleri de eleştirildiğini belirten Gürer, çiftçilerin işletmelerin muhtarlar, belediyeler ve sulama kooperatiflerine verilmesini talep ettiğini aktardı. BARAJ KİRLENDİ Niğde Bor’daki Akkaya Barajı’nda yaşanan koku ve köpürme sorununa da dikkat çeken CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, yapılan temizliğe rağmen riskin sürdüğünü belirtti. “KÖYLER BOŞALIYOR, AHIRLAR KAPANIYOR” Sahadaki gözlemlerini de paylaşan CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, küçük aile tipi işletmelerde ahırların boşaldığını, köylerde okulların kapandığını ve kırsalda yaşamın durma noktasına geldiğini söyledi. “Hayvancılıkta ithalatçı politika Türkiye’nin hayvan varlığını tartışmalı hale getirdi. Hayvan hastalıkları, buzağı ölümleri ve ithal hayvanlarda çözüm üretilememesi sorunu büyütüyor” diyen Gürer, yerli üreticinin desteklenmesinin zorunlu olduğunu kaydetti. KANATLI ETTE İHRACAT YASAĞI TARTIŞMASI Ticaret Bakanlığı’nın 9 Şubat 2026’da kanatlı et ihracatını durdurma kararını da değerlendiren CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, benzer kararların geçmişte zeytinyağı ve salça için de alındığını hatırlattı. Türkiye’nin yaklaşık 2,8 milyon ton beyaz et ürettiğini ve bunun yüzde 15-20’sini ihraç ettiğini belirten Gürer, 2022’de 705 bin ton, 2023’te 526 bin ton, 2024’te 451 bin ton, 2025’te ise 547 bin ton ihracat yapıldığını aktardı. “İhracat durduruldu ama markette fiyat düşmedi. Ramazan öncesi et fiyatlarındaki artışı önleyemeyen iktidar, beyaz et fiyatını sabitlemek için ihracatı aniden durdurdu. Bu karar iç piyasada fiyatı düşürmediği gibi dış pazarda pay kaybına yol açacaktır” dedi. Gürer, ani ve öngörüsüz kararların Türkiye’nin rakipleri olan Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Brezilya’nın pazar payını artırabileceğini söyledi. “SORUNUN KAYNAĞI GİRDİ MALİYETLERİ” Kanatlı sektöründeki fiyat artışının temel nedeninin yem maliyetleri olduğunu vurgulayan Ömer Fethi Gürer, özellikle soya ve mısırda dışa bağımlılığın artığını soyada yüzde 90’a ulaştığını belirtti. Döviz bazlı maliyet artışlarının üretimi olumsuz etkilediğini ifade eden Gürer, “Yem sübvanse edilmeden, üretim alanlarındaki girdi maliyetleri düşürülmeden raftaki fiyat düşmez” dedi. “ÜRETİCİ DE TÜKETİCİ DE FİYAT ARTIŞI İSTEMİYOR” Sahada görüştüğü üreticilerin ortak talebini de aktaran Ömer Fethi Gürer, “Besici diyor ki Biz de tüketiciyiz. Fiyatlar artsın istemiyoruz. Girdi maliyetlerimiz düşsün ki raftaki fiyat artmasın” sözlerini paylaştı. Gürer, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Geçici ve plansız çözümler ne üreticiye ne tüketiciye fayda sağlıyor. Kamucu, planlamacı, öngörülebilir; girdi maliyetlerini düşüren, üreticiyi ve tüketiciyi aynı anda koruyan gerçekçi politikalara ihtiyaç var.”

CHP'li Sarıbal: "Artık Tarladan Değil Limandan Geliyor" Haber

CHP'li Sarıbal: "Artık Tarladan Değil Limandan Geliyor"

2025 yılı tarımsal ithalat-ihracat verilerini değerlendiren CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye’nin stratejik gıda ürünlerinde dışa bağımlı ithalat kolonisine dönüştürüldüğünü vurguladı, “Gıda artık tarladan sofraya değil, limandan sofraya geliyor. Ortada açık bir gıda bağımlılığı var” dedi. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Meclis’te yaptığı basın toplantısında Türkiye’de derinleşen gıda krizine dikkati çekti. Dünya genelinde gıda fiyatları gerilerken Türkiye’de mutfaktaki yangının büyüdüğünü söyleyen Sarıbal, “Dünya genelinde gıda fiyatları son bir yılda yüzde 0,6 gerilerken, Türkiye’de artış oranının yüzde 31,6 oldu. Bu tablo; çiftçiyi üretimden koparan, ithalatı çözüm diye pazarlayan ve tarımı şirketlere teslim eden politikaların sonucudur. Gıda artık tarladan sofraya değil, limandan sofraya geliyor. Ortada gıda güvenliği değil, açık bir gıda bağımlılığı var” ifadelerini kullandı. Hasat dönemlerinde ucuz ithal ürünlerin piyasaya sürülerek yerli üreticinin fiyatlarının çökertildiğini ifade eden Sarıbal, “Çiftçi zarar ederken ithalatçı büyük şirketler rekor karlar açıklıyor. Devlet politikaları fiilen şirketler tarafından yönlendiriliyor. Bu, küçük üreticiden büyük şirketlere doğrudan kaynak aktarımıdır” dedi. Sarıbal, çiftçi sayısının hızla azaldığını, köylerin boşaldığını ve Türkiye’nin stratejik gıda ürünlerinde dışa bağımlı bir ithalat kolonisine dönüştürüldüğünü vurguladı. KİT’LER ÖZELLEŞTİRİLDİ, KAMU TASFİYE EDİLDİ Tarımsal üretimin en yakıcı sorununun kontrolsüz biçimde artan girdi maliyetleri olduğuna vurgu yapan Sarıbal, tohum, gübre ve ilaç piyasalarında kamunun tamamen tasfiye edildiğini söyledi. KİT’lerin özelleştirilmesinin ardından piyasanın çoğunun yabancı sermayeli tekelci şirketlerin eline geçtiğini belirten Sarıbal, “Kamunun fiyat denetleme rolü ortadan kalktı. Artık girdi fiyatlarını şirketler ve döviz kuru belirliyor. Kur her yükseldiğinde üretim maliyetleri şişiyor” diye konuştu. Hububat ve bazı baklagiller dışında kalan ürünlerde fiyat politikalarının bütünüyle özel şirketlere bırakıldığını vurgulayan Sarıbal, özellikle fındık ve tütün piyasalarında yabancı tekellerin belirleyici olduğunu söyledi, “Üreticiye ya maliyetin altında ya da ancak başa baş fiyatlar dayatılıyor. Serbest piyasa adı altında üretici, yabancı sermayenin sömürü düzenine mahkûm ediliyor” dedi. Hayvancılık politikalarının da dışa bağımlılığı büyüttüğünü ifade eden Sarıbal, endüstriyel yeme dayalı modelin karma yem üretiminde ithalat oranını yüzde 50’nin üzerine çıkardığını vurguladı. Milletvekili Sarıbal, mısır, soya ve diğer yem hammaddelerinde artan ithalatın, meraların ranta açılmasıyla birlikte yerli üretimi daha da zayıflattığını söyledi. FINDIK İHRACATINDA CİDDİ KAYIP YAŞANDI Milletvekili Sarıbal, özel ticaret sistemine göre hububat, bakliyat, yağlı tohum ve küspeleri ile bitkisel yağ ithalatının 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 21 artarak 7,6 milyar dolardan 9,2 milyar dolara yükseldiğini açıkladı. 2025 yılının ihracat sıralamasında en dikkat çeken ürünün iç fındık olduğunu belirten Sarıbal, toplam 119 ülkeye 239 bin ton iç fındık ihracatı yapıldığını ve bu ihracat karşılığında 2 milyar 255 milyon dolar döviz geliri elde edildiğini ifade etti. Ancak fındık ve mamulleri ihracatında bir önceki yıla göre önemli bir gerileme yaşandığını vurgulayan Sarıbal, ihracatın miktar bazında 84 bin ton azalarak yüzde 26,2 gerilediğini, değer bazında ise 381 milyon dolarlık, yüzde 14,4’lük kayıp oluştuğunu kaydetti. Mevcut tarım ve ticaret politikalarıyla fındık ihracatının sürdürülebilir bir zeminde devam edemeyeceğini dile getiren Sarıbal, 2026 yılı için kapsamlı ve ivedi yeni politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. AYÇİÇEĞİ YAĞI İHRACATI ARTTI Milletvekili Sarıbal, ihracatta ikinci sırayı ayçiçeği yağının aldığını belirtti, bu üründe ihracatın bir önceki yıla göre yüzde 21 artış göstererek 1 milyar 76 milyon dolar olarak kaydedildiğini açıkladı. İhracatta üçüncü sırada mandalinanın yer aldığını ifade eden Sarıbal, mandalina ihracatının 892 milyon dolar değerine ulaştığını ve söz konusu üründe yüzde 107 oranında artış yaşandığını söyledi. 2025 yılında buğday unu ihracatının dördüncü sıraya gerilediğini belirten Sarıbal, yıl içerisinde uygulanan ithalat kısıtlamaları, Irak’ta yaşanan gelişmeler, Kızıldeniz’deki olaylar ve konteyner krizinin un ihracatını olumsuz etkilediğini ifade etti. Bu gelişmeler nedeniyle un ihracatının 3 milyon tondan 2,3 milyon tona düştüğünü aktaran Sarıbal, değer bazında ise ihracatın 1,2 milyar dolardan yüzde 25 gerilemesine rağmen 871 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini kaydetti. HUBUBAT, BAKLİYAT VE YAĞLI TOHUM İTHALATI REKOR DÜZEYE ULAŞTI Sarıbal’ın paylaştığı bilgilere göre, 2025 yılında toplam hububat ithalatı bir önceki yıla göre yüzde 22 artarak 8,5 milyon tondan 10,4 milyon tona yükseldi. Bakliyat ithalatı ise yüzde 23’lük artışla 834 bin tondan 1 milyon 29 bin tona çıktı. Yağlı tohumlar ithalatının da dikkat çekici biçimde arttığını belirten Sarıbal, bu kalemde ithalatın yüzde 31 artışla 4,3 milyon tondan 5,6 milyon tona yükseldiğini ifade etti. Bitkisel yağlar ithalatının 1,8 milyon ton seviyesinde sabit kaldığını aktaran Sarıbal, yağlı tohum küspeleri ithalatının ise rekor düzeyde gerçekleşen soya ve ayçiçeği tohumu ithalatından elde edilen küspeler nedeniyle 2,3 milyon tondan 2,1 milyon tona gerilediğini kaydetti. ÜRÜN BAZINDA İTHALATTA SOYA FASÜLYESİ ZİRVEDE Ürün bazında ithalat verilerine de değinen Sarıbal, en yüksek ithalat tutarının soya fasulyesinde gerçekleştiğini belirtti. Buna göre, soya fasulyesi ithalatı yaklaşık 1,8 milyar dolar ile ilk sırada yer aldı. Soya fasulyesini 1,3 milyar dolarla ayçiçeği yağı, 1,2 milyar dolarla dane mısır ve 1,2 milyar dolarla buğday ithalatı izledi. Miktar bazında ise dane mısır ve soya ithalatında tarihi rekor kırıldığına dikkat çeken Sarıbal, 4,7 milyon ton dane mısır ve 4,1 milyon ton soya ithalatı gerçekleştirildiğini açıkladı. TÜRKİYE ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERE BAĞIMLI HALE GETİRİLDİ Ürünlere göre ithalattaki artış oranları arpada yüzde 1.445, ayçiçeği tohumunda yüzde 391, nohutta yüzde 242, pirinçte yüzde 34, dane mısırda yüzde 32 ve ayçiçeği yağında yüzde 25 olarak gerçekleşti. İthalatın belirli ülkelere yoğunlaştığına dikkati çeken Sarıbal, 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin buğday ithalatının yüzde 95’ini Rusya’dan, mercimeğin yüzde 45’ini Kazakistan’dan, yüzde 30’unu Kanada’dan, soyanın yüzde 49’unu Brezilya’dan, yüzde 24’ünü Ukrayna’dan karşıladığını ifade etti. Ayçiçeği tohumu ithalatının yüzde 50’sinin Romanya, yüzde 29’unun Moldova kaynaklı olduğunu belirten Sarıbal, ayçiçeği yağında ise ithalatın yüzde 60’ının Rusya, yüzde 25’inin Ukrayna menşeli olduğunu söyledi. Sığır ithalatında da benzer bir yoğunlaşma olduğunu vurgulayan Sarıbal, bu ithalatın yüzde 52’sinin Brezilya, yüzde 45’inin Uruguay kaynaklı gerçekleştiğini kaydetti. Küresel ölçekte tahıl ve yağlı tohum ticaretinin giderek birkaç çok uluslu şirketin kontrolüne girdiğine dikkat çeken Sarıbal, Archer Daniels Midland (ADM), Bunge, Cargill ve Louis Dreyfus gibi şirketlerin dünya tahıl ticaretinin önemli bir bölümünü elinde bulundurduğunu belirtti. Bu şirketlerin fiyat oluşumu ve arz akışında belirleyici hale geldiğini ifade eden Sarıbal, ithalata dayalı tarım politikalarının Türkiye’yi hem ülkelere hem de bu çok uluslu şirketlere bağımlı hale getirdiğini söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.