Hava Durumu

#Çevre

Kırsal Haber - Çevre haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çevre haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Madencilik Sektörünün Sorunları İzmir’de Masaya Yatırıldı Haber

Madencilik Sektörünün Sorunları İzmir’de Masaya Yatırıldı

Madencilik sektörünün sahada karşılaştığı mevzuat ve uygulamaya dönük sorunlarını ortaya koymak, bu sorunların sektör üzerindeki etkilerini değerlendirmek ve çözüm odaklı öneriler geliştirmek için düzenlenen toplantıya 50’nin üzerinde sektör temsilcisi katıldı. Madencilik Sektörü Mevzuatı Bilgilendirme Toplantısı, İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası ile Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü iş birliğiyle İzmir Ticaret Odası ev sahipliğinde düzenlendi. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdür Yardımcısı Fatih Dumanlı’nın mevzuat ve uygulamaya yönelik bilgilendirmelerde bulunduğu toplantıda katılımcıların soruları yanıtlandı. ERKOÇ: TEMEL SORUNLARIN ÇÖZÜLMESİ GEREKİYOR Toplantının açılışında konuşan İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Mahmut Erkoç, “Madencilik Sektörü, birçok sanayi kolu için temel hammadde sağlayan, dış ticaret dengesine katkı sunan ve bölgesel kalkınmayı destekleyen kritik bir alan konumunda. Sektörümüzün ihracat, üretim ve istihdam performansını arttırmak için öncelikle karşı karşıya olunan temel sorunların çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunların başında, mevzuat ve uygulama süreçlerinde yaşanan yapısal zorluklar geliyor. Özellikle ruhsatlandırma ve izin süreçleri çok aşamalı ve uzun zaman alıyor. Bu durum, yatırım planlamasını zorlaştırıyor” dedi. Erkoç, toplantıda yapılan değerlendirmelerin; sektörün karşılaştığı zorlukları doğru tanımlayan, çevre ile yatırımı koruyan dengeli çözümler üretmeye, madencilik sektörünü daha öngörülebilir, daha sürdürülebilir ve daha güçlü bir yapıya kavuşmasına katkı sağlayacağına inandığını belirtti. ÜRÜN: DÜNYADA 7’İNCİ SIRADAYIZ Madencilik sektörünün önemine değinerek konuşmasına başlayan Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan Ürün, “Hem yaşamın idamesi hem de sanayimizin sürdürülebilirliği açısından madenler olmazsa olmazımızdır. Teknolojide öne çıkarak küresel rekabette lider olma kavgası, özellikle de ABD-Çin kaynaklı gerilimi artırarak; nadir elementlere sahip olma ve/veya bulunduğu bölgeyi kontrol altına almak üzerine kurgulanmıştır. Hammadde temininden lojistiğe kadar dengeleri alt üst eden bu yeni mücadelede Türkiye, maden rezervleri potansiyeli ile jeopolitik avantajını, jeoekonomik etkisi ile pekiştirme gücüne sahiptir. Öyle ki, 3.5 trilyon dolar değerindeki maden varlığı, 6 milyar dolar maden ihracatı ile ülkemizde 70 tür madenin üretim ve ticareti yapılmaktadır. Üretilen maden çeşitliliğinde dünyada 7'nci sıradayız. Böylesi kritik bir süreçte bunun anlamı çok büyük”dedi. Yönetmelik değişimleri, izin süreçlerinin uzaması gibi sektörel sorunlara dikkat çeken Ürün, “Üreten Türkiye” hedefine yerli madenler olmadan ulaşmanın mümkün olmayacağını vurgulayarak, “Rezervlerimizin, katma değerli ürünlere dönüştürülerek ekonomiye kazandırılmasına yönelik sektör önerilerinin değerlendirilmesini bekliyoruz.” diye konuştu. DUMANLI: SÜREÇ TOPLUMLA BARIŞIK, ÇEVREYE DUYARLI ŞEKİLDE YÜRÜTÜLMELİ Konuşmasında yakın zamanda kanunda yapılan değişikliğe de değinen Maden ve Petrol İşleri Genel Müdür Yardımcısı Fatih Dumanlı, “Madencilik faaliyetlerinin toplumla barışık, çevreye duyarlı bir biçimde sorumlu ve sürdürülebilir bir madencilik anlayışıyla sürdürülmesi gerekiyor” dedi. Duman, maden ruhsatı verirken bürokratik işlemlerin uzun olduğundan yakınıldığını ancak madencilik faaliyetiyle gündemde olan ülkelerde de benzer işlemlerin yapıldığını belirtti. İşletme projesinde işletme güvenliğine, üretim yöntemine üretim miktarına uyulması gerektiğini ifade eden Dumanlı, ÇED kapsamında taahhüt edilen süreçlere riayet edilmesi gerektiğini belirtti. ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR Kamu tarafında da en çok dikkat çekilen konunun bürokratik süreçlerin azaltılması olduğunu söyleten Dumanlı, bu amaçla bazı adımların atıldığını, 7554 sayılı Torba kanununda Maden kanununda bazı değişikliklere gidildiği, arama faaliyetlerinin kamu yararı faaliyeti olarak alınmasının gündemde olduğu, izin süreçlerinin kısaltılması, izinlerin tek çatı altında birleştirilmesi, yatırım güvencesinin sağlanması, ruhsat hukukunun korunması konularında çalışmaların yürütüldüğünü belirtti.

Ula’da Zeytin ve Ceviz Fidanları Üreticilerle Buluştu Haber

Ula’da Zeytin ve Ceviz Fidanları Üreticilerle Buluştu

Muğla Büyükşehir Belediyesi, ‘Her Kapıda Bir Fidan’ Projesi ile il genelinde çalışmalarına devam ediyor. Bu kapsamda Ula’da zeytin ve ceviz fidanları talep eden üreticilerle buluştu. Kırsal alanlarda üretim kültürünü güçlendirmek, uzun vadeli ve katma değeri yüksek tarımsal ürünlerin yaygınlaştırılmasını sağlamak amacıyla hayata geçirilen ‘Her Kapıda Bir Fidan’ Projesi üreticilere destek olmaya devam ediyor. Proje ile iklim değişikliğine dayanıklı ve bölgeye uygun türlerle yeşil dokunun artırılması, aile ekonomisine ek gelir sağlayacak sürdürülebilir tarımsal faaliyetlerin desteklenmesi hedefleniyor. Zeytin ve ceviz fidanları ile hem tarımsal çeşitliliğin artması hem de gelecek nesillere üretken ve yeşil bir çevre bırakılması hedeflenirken, bu seferki dağıtım Ula’da gerçekleşti. Böylece toplamda bin 412 üreticiye, 104 bin adet zeytin ve 55 bin adet ceviz fidanı olmak üzere 159 bin adet fidan üreticilerle buluşturuldu. Üretici Yazar: “Tarıma Yönelik Bu Tür Desteklemelere Vatandaşların İhtiyacı Var” Destekten yararlanan vatandaşlardan Yüksel Yazar, Büyükşehir Belediyesi’nin tarıma yönelik çalışmalarının önemine dikkat çekerek, “Büyükşehir Belediyesinin yaptığı bu fidan desteklemesi güzel bir uygulama. Tarıma yönelik bu tür desteklemelere vatandaşların ihtiyacı var. Sadece Muğla’da değil, Türkiye genelinde de bu desteklerin olması gerektiğini düşünüyorum. Bu destekleme için Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras’a teşekkür ederiz.” dedi. Üretici Yarar: Üreticileri Düşünen ve Her Zaman Yanlarında Olan Başkanımız Ahmet Aras’a Teşekkür Ederiz” Çörüş Mahallesi sakinlerinden Özcan Yarar ise üretimin sürdürülebilirliğine vurgu yaparak, “Üretimin devam etmesi sadece bugün için değil, geleceğimiz için de büyük önem taşıyor. Üreticileri düşünen ve her zaman yanlarında olan Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras’a teşekkür ederiz.” ifadelerini kullandı. Üretici Gönen: “Tarıma ve Hayvancılığa Yönelik Desteklerden Son Derece Memnunuz” Gökçe Mahallesi sakinlerinden Mehmet Gönen de verilen desteklerden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Öncelikle bu fidan desteklemesi için Ahmet Başkanımıza teşekkür ederiz. Yaklaşık üç ay önce buğday desteğinden de yararlandık. Tarıma ve hayvancılığa yönelik desteklerden son derece memnunuz.” şeklinde konuştu. Başkan Caner: “Ahmet Başkanımızla Birlikte Üretimin Ne Kadar Önemli Olduğunu Daha İyi Anladık” Ula Belediye Başkanı Mehmet Caner, “Ula merkezde üreticilerimize ve çiftçilerimize fidan dağıtımını gerçekleştirdik. Bizim coğrafyamızda üreticilere önem verilmesi gerektiğinin zaten bilincindeydik fakat Ahmet Başkanımızla birlikte üretimin ve üreticinin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladık. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras’a çok teşekkür ediyorum. Üreticilerimize yalnızca zeytin ve ceviz fidanı dağıtmıyoruz, toprağa emek veren insanlara ne kadar değer verdiğimizi de gösteriyoruz.” dedi. Başkan Aras: “Üreticimizin Yanında Olmaya Devam Edeceğiz” Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, ‘Her Kapıda Bir Fidan’ Projesi’nin kırsal kalkınma açısından büyük önem taşıdığını vurgulayarak, “Muğla’nın bereketli topraklarında üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak, üreticimizin emeğini desteklemek ve iklim değişikliğine karşı daha dirençli bir tarım yapısı oluşturmak için çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. ‘Her Kapıda Bir Fidan’ Projesi ile hem yeşil dokumuzu güçlendiriyor hem de aile ekonomilerine uzun vadeli katkı sağlayacak ürünleri yaygınlaştırıyoruz. Üreticimizin yanında olmaya, toprağa emek veren her vatandaşımıza destek vermeye devam edeceğiz.” dedi.

ABB ve TÜRÇEV Arasında İşbirliği Protokolü Haber

ABB ve TÜRÇEV Arasında İşbirliği Protokolü

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), çevre dostu ve sürdürülebilir kent vizyonu doğrultusunda Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) ile iş birliği protokolü imzaladı. Protokol kapsamında, çocuklar ve gençler için çevre bilincini güçlendirmeye yönelik eğitim programlar hayata geçirilecek. ÖĞRENCİLER ATA ÇİFTLİĞİ’NDE EĞİTİM ALACAK Türkiye’nin en büyük tarım kampüsü ve rekreasyon alanı olan ATA Çiftliği, bu projeye ev sahipliği yapacak. Okul öncesi, ilkokul ve ortaokul öğrencileri ile birlikte; atık azaltımı, atığın kaynağından ayrılması, sıfır atık uygulamaları, iklim değişikliğine uyum, doğa koruma ve sürdürülebilirlik konularda çalışmalar yürütülerek, öğrencilere çevre bilinci kazandırılacak. Ayrıca Eko-Okul koordinatör öğretmenlerine yönelik eğitimler düzenlenecek; öğrencilerin Belediye’ye ait atık tesisleri ile biyolojik çeşitlilik açısından önemli alanlara teknik ve eğitsel ziyaretler gerçekleştirmesi sağlanacak. Bunların yanı sıra resim ve fotoğraf sergileri gibi çevre temalı etkinliklerin de hayata geçirilmesi hedefleniyor. TÜZÜN: “SUYUN VE TOPRAĞIN ÖNEMİNİ DOĞRU ANLATMALIYIZ” ABB Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Mekin Tüzün, TÜRÇEV imzalanan protokolün çocuklar ve gençler için önemli bir proje olduğu vurgulayarak şunları söyledi: “Ankara’da büyük bir çiftlik kurduk; ATA Çiftliği adını vermiş olduğumuz üretim ve eğitim merkezi oluşturduk. ATA Çiftliği’nde, çok daha kapsamlı, daha geniş kitlelere ulaşacak şekilde bir eğitim programını uygulamaya başlayacağız. Bu çiftliğin kurulmasında, merkezin kurulmasındaki hedefemiz; insanların bir soya öğrenirken uygulamasını da yapmak, beraberinde o zorlukları da yaşaması ve sonunda başarıya ulaşması hedeflenmişti. Mottomuz şuydu; çocukların elleri kirlenmeli dedik. Kent merkezinde yaşayan büyük bir nüfus var bu nüfusun çocukları meyvenin, sebzenin manavda yetiştiğini zannediyorlar, gelsin oradan ağaçtan koparsın, hasadını yapsın ve bunun gerçekten nasıl yetiştiğini öğrensinler arzusundayız. Son dönemde yaşadığımız iklimdeki anomiliği biliyorsunuz; dolasıyla suyun ve toprağın önemini gençlerimize ve çocuklarımıza doğru anlatabilmemiz lazım. Tesisimiz bütün bunlar için ideal bir mekan. Çocukları yatılı olarak da orada barındırabiliriz, eğitimlerimizi yapabiliriz beraberce, doğayı sevmeyi ve sürdürelebilir kullanma ilkeleri doğrultulsunda faydalanmayı hep birlikte öğrenebiliriz.” ATEŞ: “GENÇLİĞİN ÖĞRENİMİNE KATKI YAPABİLMEK İÇİN BİR PROTOKOL İMZALIYORUZ” Eski Bakan, TÜRÇEV Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Ateş, ise şöyle konuştu: “Ankara Büyükşehir’in Gölbaşı’nda açmış olduğu ATA Çiftliği’nde, gençliğin öğrenimine katkı sunabilmek için bir protokol imzalıyoruz. ATA Çiftliği bundan böyle Türkiye’nin her tarafındaki, Türkiye Çevre Eğitim Vakfı’nın Eko Okullar öğrencileri bu tesiste doğayla karışacak; üretim, tarım üretimi nedir öğrenecek. Sınıf dışında tabiatla ve üretimle iç içe bir eğitim programından geçilmesini sağlamaya çalışacağız. İstiyoruz ki Ankara’da başlatılan bu proje Türkiye’nin her tarafındaki gerek yerel yönetimlerimizce gerekse oradaki merkezeki teşkilat temsilcilerimiz tarafından hep desteklesin istiyoruz.” TÜRÇEV Genel Müdürü, Mavi Bayrak Programı Ulusal Koordinatörü Almıla Kından Cebbari, daha önce Büyükşehir Belediyesi ile örnek çalışma yaptıklarından bahsederek protokolle ilgili düşüncelerini şu şekilde dile getirdi: “Bugün burada Ankara Büyükşehir Belediyemiz ile birlikte okullarda yürütülecek çevre eğitimi, programlarında iş birliğini imzaya dönüştürmek üzere bulunuyoruz. Bu çalışmaları arttırarak; çocuklarımızı hem iklim değişikliğine uyum hem sıfır atık uygulamaları hem de çevre eğitiminin bütün bileşenleri ile sürdürülebilir yaşamın inşa edilmesinde çocukların geleceğe taşınan yolda, doğru bilgilerle donatılması ve bilinç kazanması için iş birliklerimizi güçlendirmek istiyoruz.”

2025'in İklim Bilançosu: Rekor Sıcaklıklar, Kuraklık ve Yangınlar Haber

2025'in İklim Bilançosu: Rekor Sıcaklıklar, Kuraklık ve Yangınlar

Türkiye'nin önde gelen iklim bilimcilerinden, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, 2025'in iklim bilançosunu çıkardı ve 2026'ya dair kritik uyarılarda bulundu. Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı yaptığı değerlendirmelerde şu ifadelere yer verdi; ''2025, küresel ölçekte kayıtlara geçen en sıcak yıllardan biri oldu ve Türkiye’de de bu küresel eğilimin en sert yansımaları yaşandı. Son 55 yılın en sıcak Temmuz ayında, Silopi’de de tüm zamanların ulusal sıcaklık rekoru kırıldı. Ülke genelinde düşen yağış miktarı, son 52 yılın en düşük seviyesindeydi ve ülkenin büyük bölümünde ‘‘olağanüstü kuraklık’’ ile mücadele edildi. 53 şehirde çıkan yangınlarda yaklaşık 80 bin hektarlık alan, başka bir deyişle İstanbul’un en büyük orman alanının yaklaşık 15 katı büyüklüğünde bir alan, kül oldu. Üstelik bu kuraklık ve susuzluğa, kısa sürede düşen şiddetli yağışlar eşlik etti. Yapılan çalışmalar, birçok iklim göstergesinin alarm verdiğini gösteriyor: Atmosferdeki karbondioksit miktarı artmaya devam ediyor, buzulların kapladığı alanlar azalırken deniz seviyeleri giderek daha hızlı yükseliyor, iklim değişikliği açısından kritik eşik kabul edilen 1,5°C’nin kalıcı olarak aşılacağına yönelik endişeler de oldukça yüksek. Bu aciliyete karşın küresel iklim eylemi yeterince kuvvetli değil: Brezilya’da düzenlenen 30. Taraflar Konferansı’nda da fosil yakıtlardan çıkış ve ormansızlaşmayla mücadele konularında bağlayıcı kararlar alınamadı. İçinde bulunduğumuz iklim krizinin dinamikleri, 2026’nın da çetin bir yıl olacağına işaret ediyor. Önceki birkaç yılda olduğu gibi 2026 da şimdiye kadarki en sıcak yıl unvanını almaya aday. Türkiye’de ise beklenen kış yağışları yaşanmazsa, daha fazla büyükşehirde su kesintileri gündeme gelebilir. 2025’ten satır başları: Tüm zamanların sıcaklık rekoru kırıldı Temmuz 2025, küresel ölçekte şimdiye kadar yaşanan en sıcak üçüncü Temmuz ayı olarak kayıtlara geçti. Türkiye için ise son 55 yılın en sıcak Temmuz ayıydı. Bu ay içinde Şırnak’ın Silopi ilçesinde 50,5°C ile tüm zamanların ulusal sıcaklık rekoru kırıldı. Aynı gün, ülke genelindeki 132 meteoroloji istasyonunda Temmuz ayı rekorları yenilendi. 2025 yazının geneli de olağanüstü sıcak ve kuraktı. Ülkenin büyük bölümünde ‘‘olağanüstü kuraklık’’ yaşandı. Yağış rejimlerindeki değişim, Türkiye’nin pek çok yerinde şiddetli kuraklığı beraberinde getirdi. Ekim 2024-Eylül 2025 arasında Türkiye genelinde ortalama yağış miktarı (422.5 mm), son 52 yılın en düşük değeri olarak kayıtlara geçti. Bu rakam, uzun yıllar ortalamasından yüzde 26 daha düşük, bir önceki yılın aynı döneminin ise yüzde 29 altında. 2025 yılı yaz döneminde Meteoroloji Genel Müdürlüğü, ülkenin büyük bölümünü ‘‘olağanüstü kuraklık’’ sınıfına aldı. Kış ve ilkbahar aylarında beklenen yağışların gelmemesi halinde, su kaynakları üzerindeki baskı 2026 yılında daha da artabilir. 53 şehirde 80 bin hektar kül oldu Sıcak aylarda gerçekleşen orman yangınları, 2025’in en yıkıcı doğal afetleri arasındaydı. Haziran ve Temmuz aylarında 53 şehirde çıkan yangınlarda 80 bin hektardan fazla alan kül oldu. Bu, yaklaşık 110 bin futbol sahası veya 15 Belgrad Ormanı büyüklüğüne denk geliyor. Yangınlarda 17 kişi hayatını kaybetti ve 50 binden fazla vatandaş tahliye edildi. Bir yanda kuraklık ve susuzluk, diğer yanda aşırı yağışlar Türkiye genelinde yıllık yağış ortalaması düşerken, yağışların giderek düzensizleşmesi nedeniyle bazı bölgelerde aşırı yağış kaynaklı afetler de yaşandı. Örneğin Eylül ayında Doğu Karadeniz’de etkili olan sağanaklarda Rize’ye bir günde 161.8 mm yağış düştü; sel ve heyelanlar yaşandı. Başta İstanbul olmak üzere Marmara’daki ve Ege’deki içme suyu barajlarının kritik seviyelere düşmesi su kıtlığı endişesi yaratırken, aynı yıl içerisinde Doğu Karadeniz’de ve Akdeniz’in doğusundaki şehirlerde, altyapı eksiklikleri nedeniyle sel baskınları meydana geldi. Bu tablo, iklim değişikliğinin aşırı uçlardaki etkisini net biçimde gösteriyor. Bir yanda uzun süreli kuraklık ve susuzluk tehlikesi, diğer yanda ise kısa sürede düşen şiddetli yağışların getirdiği ani sel ve taşkın riski bulunuyor. Nitekim yapılan çalışmalar, iklim değişikliğiyle birlikte Türkiye’nin aynı anda hem kuraklıkla hem de sellerle mücadele etmek zorunda kalacağı uyarısında bulunuyor. Batı ve Güneybatı Anadolu’da kış yağışlarındaki azalma tarımsal kuraklığı artırırken, Doğu Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de kısa sürede düşen sağanaklar, ani sel felaketlerine yol açıyor. Zıt görünen bu iki tehdidin beraber yaşanması, Türkiye’nin iklim rejimindeki köklü değişimi gözler önüne seriyor. Akdeniz küresel ortalamadan çok daha hızlı ısınıyor 2025 yazında sadece karada değil, denizlerde de sıcaklık rekorları kırıldı. Haziran 2025’te Akdeniz’in yüzey suyu sıcaklıkları, şimdiye dek ölçülen en yüksek Haziran değerlerine ulaştı. 29 Haziran’da Akdeniz’in ortalama yüzey sıcaklığı 26°C’yi aşarak normalin yaklaşık 3°C üzerinde seyretti. Fransa ve İspanya kıyılarında ise anomaliler +4°C’yi buldu. Bu endişe verici ısınma, özellikle Batı Akdeniz havzasında belirgindi. Bilim insanları, Akdeniz’in küresel ortalamadan yüzde 25 daha hızlı ısındığına dikkat çekiyor; bölgedeki yaz sıcaklıklarının ise küresel yaz ortalamasından yüzde 40 daha hızlı artması bekleniyor. 1982-2019 yılları arasında Akdeniz’in yüzey suları 1,3°C ısınırken, küresel okyanuslardaki ortalama sıcaklık artışı ise 0,6°C ile sınırlı kaldı. Akdeniz üzerine çalışan uluslararası bilim insanları ağı MedECC (Mediterranean Experts on Climate and Environmental Change) verilerine göre Avrupa’da da sıcaklık rekorları kırıldı, yangınlar ve seller yaşandı 2025 Avrupa için rekor bir yangın yılı oldu: 21 Ağustos itibarıyla bir milyon hektarın üzerinde alan yandı. İspanya, Portekiz, Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk ve Karadağ, yangınlardan en çok etkilenen ülkeler oldu. Avrupa genelinde yangınlarda en az 30 kişi hayatını kaybederken 100 binden fazla kişi tahliye edildi. 25 Temmuz 2025’te Yunanistan’ın Messinia bölgesinde 45.8°C ile yılın en yüksek sıcaklığı ölçüldü. 8 Temmuz’da Akropolis, 40°C’yi aşan sıcaklıklar nedeniyle kapatıldı. Haziran 2025’te Kıbrıs da ülke tarihinin en sıcak Haziran ayını yaşadı (sıcaklıklar, ortalamanın 5.7°C üzerindeydi) ve son 50 yılın en kötü Temmuz yangınlarıyla mücadele etti. İspanya’da 2021’den bu yana devam eden kuraklık döneminin ardından Mart 2025’te yüzyılın en yağışlı ayı yaşandı. Bu ani değişim, Valensiya şehrinde ve Katalonya bölgesinde sellere yol açtı. Akdeniz, küresel okyanuslardan iki-üç kat daha hızlı ısınıyor. Bunlar Akdeniz’i, iklim değişikliğinin etkileri karşısında en hassas bölgelerden biri kılıyor. COP 30: Fosil yakıtlar ve ormansızlaşma ile mücadelede hayal kırıklığı 2025’te iklim politikaları açısından da önemli gelişmeler yaşandı. Kasım ayında Brezilya’nın Belem kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (30. Taraflar Konferansı, COP 30), Paris Anlaşması’nın 10. yılına denk gelen kritik bir zirveydi. Devlet liderleri, bilim insanları, sivil toplum temsilcileri ve iş dünyası aktörleri dahil 40 binin üzerinde katılımcısı olan bu zirvede ülkeler, iklim taahhütlerini yerine getirecekleri bir ‘‘uygulama COP’u’’ söylemiyle bir araya geldi. Ancak zirvenin en tartışmalı konusu olan fosil yakıtlardan çıkış yol haritasında bağlayıcı bir anlaşma sağlanamadı. Dünya genelinde 80’in üzerinde ülke, petrol, gaz ve kömürden çıkış için bir yol haritası oluşturulmasını desteklediyse de, zirvenin sonunda kabul edilen metinde ‘‘fosil yakıtlar’’ ifadesine yer verilmedi. Bağlayıcı bir fosil yakıt azaltım planı çıkarılamaması, hem birçok ülke hem de iklim aktivistleri tarafından eleştirildi. Zirve, ormansızlaşmanın durdurulması konusunda da somut bir anlaşmaya varılamadan sona erdi. Yalnızca, Brezilya öncülüğünde, gönüllü bir yol haritası geliştirme süreci başlatılması kararlaştırıldı. Umut verici gelişmeler de yaşandı İklim göstergeleri alarm veriyor Dünya Meteoroloji Örgütü’nün Kasım 2025’te yayınladığı Küresel İklim Durumu (State of the Global Climate) güncellemesi, birçok iklim göstergesinin alarm verici seviyelerde olduğunu ortaya koydu: • 2024’te atmosferdeki karbondioksit miktarı milyonda 432,9 parçaya (ppm) çıkarak rekor seviyeye ulaşmıştı. Bu artış, 2025’te de devam etti. Ölçümlere göre, 2023-2024 döneminde karbondioksit miktarı yalnızca bir yıl içinde 3,5 ppm artarak şimdiye kadarki en en hızlı yükselişini kaydetti. • 2025 yılı Mart ayında Arktik’teki deniz buzu seviyesi, şimdiye kadar kaydedilen en düşük kış zirvesine ulaştı. Ölçümlere göre buzulların kapladığı alan 13,8 milyon kilometrekare ile rekor düzeyde düşük kaldı. • Deniz seviyelerindeki yükseliş de hızlanmaya devam etti. Küresel ölçekte deniz seviyesi artışı yılda ortalama 4,1 milimetreye ulaşarak 1993-2002 döneminin yaklaşık iki katına çıktı. • Buzullarda, üst üste üçüncü yıl ciddi kütle kaybı yaşandı. Bu kayıp, her yıl buzul yüzeyinden ortalama 1,3 metre kalınlığında bir su tabakasının eksilmesine karşılık geliyor. • Ocak 2025, kayıtlardaki en sıcak Ocak ayı olarak tarihe geçti. 26 aylık ardışık rekor sıcak ay serisi, Şubat 2025’te sona erdi. • İklim değişikliği açısından kritik eşik kabul edilen 1,5 derecelik küresel ısınma sınırı, Ekim ve Kasım aylarında aşıldı. Kasım 2025’te küresel sıcaklıklar, sanayi öncesi dönemin 1,54 derece üzerine çıktı. COP30’un sonuçları, hayal kırıklıklarının yanı sıra umut verici gelişmeler da içerdi. İklim değişikliğine uyum finansmanı konusunda önemli bir adım atılarak, gelişmekte olan ülkelerin iklim direncini artırmaları için ayrılan fonun üç katına - yılda 120 milyar dolara - çıkarılması kararlaştırıldı. Bu, iklim değişikliğinin kaçınılmaz etkilerine uyum sağlamak zorunda kalan kırılgan toplumlar için önemli bir destek mekanizması anlamına geliyor. Ayrıca adil dönüşüm konusunda ‘‘Belem Eylem Mekanizması’’ adında yeni bir girişim başlatıldı. Bu mekanizma, fosil yakıtlardan çıkış sürecinde emekçilerin, yerel toplulukların ve dezavantajlı grupların haklarını korumaya odaklanan bir bilgi ve kapasite paylaşım platformu olacak. Uluslararası ticaret konusu da ilk kez müzakerelerde ele alındı. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi uygulamalar ve karbon vergileri, iklim gündeminin bir parçası haline geldi. Bu kapsamda, iklim ve ticaret politikalarının uyumlaştırılması için özel bir çalışma grubu oluşturuldu. Zirvede ayrıca tropikal ormanların korunması adına 34 orman ülkesinin desteklediği ‘‘Tropikal Ormanlar Sonsuza Dek’’ (Tropical Forests Forever) inisiyatifi hayata geçirildi. Milyar dolarları bulan fon taahhütleri ile, yerli halkların da haklarını gözeterek, Amazon ve Kongo gibi kritik ekosistemlerin korunmasına yönelik adımlar atıldı. Türkiye’nin iklim politikaları ‘‘kritik derecede yetersiz’’ 2025 yılı, Türkiye’nin iklim politikaları açısından hareketli geçti. Temmuz 2025’te ülkenin ilk kapsamlı İklim Kanunu çıkarıldı. Kanun, 2053 net sıfır hedefini ve iklim taahhütlerini yasal çerçeveye kavuşturdu. Ayrıca 2026’da pilot aşamaya geçecek ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) için hukuki altyapıyı oluşturdu. Ancak Türkiye’nin 2035 yılı için sunduğu iklim hedefi, ülkelerin emisyon azaltım hedeflerini Paris Anlaşması’nın 1,5°C hedefi ile karşılaştıran bağımsız izleme platformu Climate Action Tracker tarafından ‘‘kritik düzeyde yetersiz’’ olarak değerlendirildi. Bu hedef, Türkiye’nin emisyonlarının 2038’e kadar artmaya devam etmesine izin veriyor ve 2035 senesinde, 2023 seviyelerine kıyasla yüzde 16 daha yüksek emisyon anlamına geliyor. Daha da endişe verici olan ise 2024’te. COP 31 Türkiye’de COP 30’da Türkiye açısından da kritik bir gelişme yaşandı ve Kasım 2026’daki COP 31’in Antalya’da düzenlenmesi kararlaştırıldı. Müzakerelerin başkanlığını üstlenen Avustralya ise COP 31’den hemen önce düzenlenen ön-COP (pre-COP) toplantısına ev sahipliği yapacak. Türkiye’nin Almanya’yı geçerek Avrupa’nın en büyük kömürle elektrik üreten ülkesi haline gelmesi ve kömürden çıkış politikasının bulunmaması. 2026’da bizi neler bekliyor? 2026 en sıcak yıl olmaya aday. İçinde bulunduğumuz iklim krizinin dinamikleri, 2026 yılının da zorlu geçeceğini gösteriyor. İlk olarak küresel ortalama sıcaklıklar yüksek seyretmeye devam edecek. 2023’ün ikinci yarısında başlayan El Niño olayı, 2024’te rekor sıcaklıklara katkıda bulunmuştu; 2025’te de etkileri sürdü. 2026’ya girerken bu doğal iklim salınımının zayıflaması beklense bile, atmosferde birikmiş rekor düzeydeki sera gazları, dünyanın termostatını yüksek tutmaya devam edecek. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün son raporları, 2026’ya kadar en az bir yılın küresel sıcaklık rekoru kırma olasılığının yüksek olduğuna işaret ediyordu. Yani 2026, şimdiye kadarki en sıcak yıl unvanının adayları arasında yer alıyor. Bu da ekstrem hava olaylarının sıklığının ve şiddetinin artmaya devam edeceği anlamına geliyor. Kış yağışları gelmezse su kesintileri yaşanabilir Türkiye özelinde, 2025’te yaşanan kuraklığın ve sellerin izleri 2026’da da kendini gösterebilir. Eğer 2025-2026 kışı bol yağış getirmezse, 2025 sonbaharına kadar süren yağış azlığı nedeniyle barajlarında ciddi açıklar oluşan İstanbul ve çevresinde su kesintisi riskleri gündeme gelebilir. 2025 sonbaharına kadar süren yağış azlığı nedeniyle barajlarında ciddi açıklar oluşan İstanbul ve çevresinde, eğer 2025-26 kışı bol yağış getirmezse su kesintisi riskleri gündeme gelebilir. Diğer büyükşehirler de benzer bir tehlikeyle karşı karşıya. Örneğin İzmir’de gece su kesintileri, bu yazının yazıldığı tarihte hala devam ediyor. Dolayısıyla 2026, özellikle su yönetimi açısından Türkiye için kritik bir yıl olacak. Hem kuraklığa hem taşkınlara hazırlıklı olmalıyız. Bir yandan da Doğu Karadeniz gibi bölgelerde sonbahar aylarında görülen şiddetli yağışların devam edebileceği ve sel mevsiminin kayarak Eylül-Ekim döneminde de risk oluşturabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle 2026’da Türkiye’nin hem kurak dönemlere hem de ani taşkınlara karşı daha hazırlıklı olması gerekecek. 2026 Türkiye için fırsatlar yılı Hem uyarıcı hem de öğretici bir sene olan 2025’i geride bırakmak üzereyiz. Rekor sıcaklıklar, yaşanan felaketler ve ortaya konan bilimsel veriler, iklim değişikliğinin artık bir teori değil, günlük hayatın acil bir gerçeği olduğunu bir kez daha gösteriyor. Eğer gereken adımları atmazsak 2026’da da bizleri benzer ve hatta daha şiddetli zorluklar bekliyor. Ancak 2026, aynı zamanda bir fırsatlar yılı. Türkiye’nin küresel iklim müzakerelerinde başrolde olacağı, kendi iklim politikalarını masaya yatırıp güçlendirebileceği bir yılolacak. Bilim insanları olarak bizler, verilerin dilinden konuşarak uyarılarımızı yineliyoruz: Eğer sera gazı emisyonlarını hızla düşürür ve uyum eylemlerini ciddiyetle uygularsak, geleceğin iklimini şekillendirme şansımız var. Aksi halde ise 2025’te gördüklerimiz sadece bir başlangıç olabilir. Unutmayalım, iklim krizinde zamanla yarışıyoruz. Ancak kararlılıkla eyleme geçerek 2026’yı bir dönüm noktası yapmak elimizde.''

İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir Projesi Tamamlandı Haber

İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir Projesi Tamamlandı

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve TEMA Vakfı iş birliğiyle yürütülen İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir Projesi’nin kapanış toplantısı Eskişehir’de gerçekleştirildi. Proje kapsamında, Eskişehir’in iklim değişikliğine uyum kapasitesinin artırılması ve dirençli bir geleceğe hazırlanması hedeflenirken; proje, yerel yönetimler ve sivil toplum iş birliğinin başarılı bir örneği olarak dikkat çekti. Avrupa Birliği’nin finanse ettiği, Türkiye Belediyeler Birliği ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı’nın lider kurum olduğu ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yürütülen Sivil Katılım Projesi kapsamında uygulanan proje, Eskişehir’de düzenlenen toplantıyla tamamlandı. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, CHP Eskişehir Milletvekili Dr. Jale Nur Süllü, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Seyitgazi Belediye Başkanı Uğur Tepe, TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç ve UNDP Sivil Katılım Proje Müdürü ve Baş Teknik Danışmanı Neslihan Yumukoğlu Cankara’nın katıldığı kapanış toplantısında, büyükşehir ve ilçe belediyeleri ile TEMA Vakfı çalışanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve basın mensupları da yer aldı. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç iklim krizinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda bir yaşam meselesi olduğunu vurgulayarak krizle mücadelede yerel yönetimler, sivil toplum ve halkın birlikte hareket etmesinin çok önemli olduğuna dikkat çekerek Deniz Ataç konuşmasında şu ifadeleri kullandı: "İklim değişikliği artık uzak bir risk değil; kentlerimizin bugününü ve geleceğini, su varlıklarımızdan sağlığa kadar yaşamın her alanını doğrudan etkileyen bir gerçeklik. İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir projesiyle, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere yerel yönetimler, sivil toplum ve Eskişehir halkının katılımıyla, iklim risklerini birlikte anlamaya ve çözüm yollarını ortak akılla tartışmaya imkân tanıyan güçlü bir zemin oluşturduk. Proje kapsamında iklim risk haritaları geliştirerek 26 kişiye konu özelinde teknik eğitimler verildi. Ortaya çıkan bu birikim, yalnızca raporlarda kalan bir çıktı değil; kentin ortak hafızasında karşılık bulan, yerel düzeyde birlikte çözüm üretme kapasitesini güçlendiren önemli bir adımdır. Bu çalışma bir son değil; Eskişehir’in iklim değişikliğine uyum sürecinde daha katılımcı, daha kapsayıcı ve daha dayanıklı adımlar atabilmesi için güçlü bir başlangıçtır. Bu süreçte emeği geçen tüm belediyelere, paydaşlara, uzmanlara ve Eskişehir halkına gönülden teşekkür ediyorum." Sivil Katılım Projesi kapsamında hayata geçirilen projenin önemine vurgu yapan UNDP Sivil Katılım Proje Müdürü ve Baş Teknik Danışmanı Neslihan Yumukoğlu Cankara ise, “TEMA Vakfı ve Büyükşehir Belediyesi yöneticilerimize bu kıymetli projeyi başarıyla tamamladıkları için teşekkür ediyor, kendileriyle gurur duyduğumu ifade etmek istiyorum. İklim değişikliğini artık yalnızca çevresel bir sorun olarak değil; iklim adaleti ve insan hakları meselesi olarak ele alıyoruz. Bu nedenle katılımcılık, kapsayıcılık ve kimseyi geride bırakmama ilkesiyle hareket ediyoruz. Eskişehir’in güçlü bir aktif yurttaşlık kültürüne sahip olması önemli bir avantajdır. Vatandaşları ve sivil toplumu karar alma süreçlerine planlama aşamasından itibaren dahil edebilirsek, kentlerimizi afetlere karşı daha dirençli hâle getirebiliriz. Bu anlayışı yerel yönetimlere entegre etmek ve desteklemek için çalışmalarımıza devam edeceğiz.” dedi. Eskişehir’in iklim değişikliğine uyum kapasitesini ve direncini artırmayı hedefleyen projenin kapanış toplantısında konuşan Seyitgazi Belediye Başkanı Uğur Tepe de, “Su kaynakları, Seyitgazi için stratejik bir mesele hâline gelmiştir. 670 bin dekar ekilebilir alanımız olmasına rağmen yalnızca 180 bin dekar sulanabilmektedir. Barajlarımızdaki doluluk oranları oldukça düşüktür ve yeraltı su seviyeleri her yıl gerilemektedir. Bu tablo, gelecekte ciddi bir içme suyu riskiyle karşı karşıya kalabileceğimizi göstermektedir. Ayrıca bölgemiz için önemli olan madencilik faaliyetlerinin, özellikle bor madeni başta olmak üzere, çevreyle uyumlu ve sıkı denetim altında yürütülmesi gerekmektedir. Tarımda hâlen yaygın olan vahşi sulama yöntemleri ise su kaynaklarımız üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Sürdürülebilir tarım ve suyun verimli kullanımı artık bir zorunluluktur. İklim değişikliğiyle mücadele; yerel yönetimler, sivil toplum ve vatandaşların birlikte hareket etmesiyle mümkündür. Seyitgazi Belediyesi olarak bu konuda her türlü iş birliğine açık olduğumuzu ifade etmek isterim. Bu anlamlı panelin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyor, sözlerimi şu ifadeyle tamamlıyorum: Geleceğe bırakacağımız en büyük miras; doğasıyla uyumlu, kaynaklarını akılcı kullanan bir yaşamdır.” ifadelerini kullandı. Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ise, “Öncelikle Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile birlikte hareket etmemizin son derece olumlu sonuçlar doğuracağına inanıyorum. Eskişehirimiz zaten yıllardır bu tür konularda resmi kurumlar ve çevre örgütleriyle birlikte hareket eden bir kenttir. Bildiğiniz gibi Alpu Ovası’nda planlanan termik santral, Büyükşehir ve Tepebaşı Belediyelerimizin öncülüğünde, yoğun bir mücadelenin ardından Eskişehir için bertaraf edilmiştir. Ancak ne yazık ki bu açgözlü anlayışın durmaya niyeti yok. Bu anlayış, yerin üstünü tahrip edenlerin şimdi gözünü yerin altına diktiğini açıkça göstermektedir. Şimdi de Bozdağ’da, Alpagut’ta altın arama faaliyetleri gündemde. Daha önceden Sivrihisar’da devam eden projeler var; buna rağmen bu mücadeleyi birlikte sürdürmeye kararlıyız. Bugün dünyanın önünde duran çok net birkaç temel sorun var: iklim krizi, enerji, kuraklık, güvenli gıdaya erişim ve deprem gibi afetler. Bunlarla mücadele etmek yalnızca yerel yönetimlerin değil, tüm dünyanın ortak sorumluluğudur. Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir arıza nedeniyle su kesintisi oldu ve Eskişehir adeta ayağa kalktı. İnsanlar sorunun boyutunu bilmediği için tepkiler yöneticilere kadar ulaştı. Ben de şunu söyledim: Sizde su yoksa bende de yok. Elbette eleştiri haktır. Ancak kuraklığın ne kadar ciddi ve kalıcı bir tehdit olduğunu da görmek zorundayız. Suyumuzu ve enerjimizi tasarruflu kullanmak artık bir tercih değil, zorunluluktur. İnsanlar bugün inanıyor, yarın vazgeçiyor. Oysa bu mücadele süreklilik ister. Biz bu kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Özellikle TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanımızın da Eskişehir’in bir çocuğu olarak bu süreçte kolları sıvaması; Birleşmiş Milletler temsilcileri, milletvekillerimiz, belediyelerimiz, basın ve halkımızla birlikte hareket etmemiz bizlere umut veriyor. Hep birlikte farkındalığı büyütecek ve en doğru sonucu alacağız. Başarımız daim, yolumuz açık olsun.” dedi. İklim krizine dikkat çeken Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, “Bugün çok uzun yıllardır herkesin konuştuğu ama sadece konuştuğu bir konuda ortak iş yapmanın sonucunu alıyoruz. TEMA Vakfı’nın öncülüğünde Büyükşehir Belediyemiz ile beraber gerçekleştirilen bu eğitim süreci ve çalışma bir ete kemiğe büründü. İklim krizi, doğal afet gibi her gün konuştuğumuz ama her gün daha çok oluşmasına katkı sunduğumuz noktada neler yapabilirizi anlıyoruz, çalışıyoruz ve bundan sonra nasıl ilerleyeceğimiz, nasıl çözüm getireceğimiz konusunda uzmanlaşma durumundayız. Türkiye yıllardır bu krizi bekliyor. Aralık ayının sonu ve hala Eskişehir'de kar yağmadı. Kar yağmaması arkasından başka sorunlar da getiriyor. Bu nedenle katılımcı bir anlayışla, bütünsel bir bakışla Eskişehir'in tamamında birlikte hareket edersek sonuç alınacağına inanıyorum. Çalışan bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. Özellikle koordinasyon konusunda Tema vakfımıza çok teşekkür ediyorum ve bundan sonraki çalışmalarda da başarılar diliyorum. Biz Odunpazarı Belediyesi olarak üstümüze hangi görev düşüyorsa yerine getirmeye hazırız. Hepinize saygılar sunuyorum.” diye konuştu. CHP Eskişehir Milletvekili Dr. Jale Nur Süllü, “Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimizde iklim ve çevre konusunda güçlü bir irade bulunmaktadır. Bu noktada başta Büyükşehir Belediye Başkanımız olmak üzere, bu alanda yıllardır kararlılıkla yürütülen çalışmalar için kendilerine özellikle teşekkür ediyorum. TEMA Vakfı’na, yalnızca Eskişehir’de değil, ülkemizin dört bir yanında çevre ve iklim konusunda yürüttükleri duyarlı ve örnek çalışmalar için şükranlarımı sunuyorum. Aynı şekilde özellikle UNDP başta olmak üzere, bu alanda ortaya koydukları değerli katkılar ve iş birlikleri için teşekkür ediyorum. Bir milletvekili ve siyasetçi olarak, bu tür bilimsel, katılımcı ve yol gösterici çalışmaları her zaman destekleyeceğimizi ifade etmek isterim. İlk adımı atan, sorumluluk alan ve çözüm üreten her çalışmanın yanında olmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu. Son olarak konuşan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce de şu ifadeleri kullandı: “Hazırlanan bu raporu, Eskişehir’in iklimle ilgili geleceğini şekillendiren, bilimsel verilere dayalı güçlü bir yol haritası olarak görüyoruz. Yerel yönetimler ile sivil toplumun iş birliğiyle ve uzman katkılarıyla hazırlanmış olması, raporu son derece kıymetli kılmaktadır. Eskişehir, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 2025 kuraklık haritasına göre şiddetli kuraklık riski altındadır. 15 Ağustos 2023’te Sarıcakaya’da kırılan Türkiye sıcaklık rekoru da bu riskin somut bir göstergesidir. Bu gerçekler, iklim çalışmalarına çok daha fazla önem vermemiz gerektiğini ortaya koymaktadır. Kentte iklim farkındalığının ve katılım isteğinin yüksek olması büyük bir avantajdır. Bu raporu bir kapanış değil, yeni bir başlangıç olarak görmeli; yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmelidir. Şehirde yaşayan tüm paydaşların sürece aktif katkı sunması büyük önem taşımaktadır. Bu raporun hazırlanmasında emeği geçen TEMA Vakfı’na, uzmanlara, Odunpazarı, Tepebaşı ve Seyitgazi Belediyelerine ve Büyükşehir Belediyemizin tüm çalışanlarına teşekkür ediyorum. Biz bu raporla çalışmaya kararlıyız ve Eskişehir halkıyla birlikte bu süreci ilerletmeye hazırız.” ESKİŞEHİR İÇİN KURAKLIK VE AŞIRI SICAKLAR YÜKSEK RİSK Konuşmaların ardından TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Eylem Tuncaelli ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Veri Bilimci Dr. Vural Yıldırım projeye dair teknik sunumlar gerçekleştirdi. İklim değişikliğiyle mücadelenin artık herkesin meselesi olduğunu vurgulayan Tuncaelli, "Kentlerde iklim değişikliğine karşı kalıcı ve etkili çözümler üretebilmek için halkın karar alma mekanizmalarına aktif katılımı çok önemli. Bu anlayışla yaklaşık bir yıldır Eskişehir özelinde yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Bu süreçte şanslıydık; çünkü Eskişehir güçlü ve örgütlü bir sivil topluma sahip. Projede, bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz toplantılarda, sivil katılım açısından son derece kıymetli çıktılar elde ettik. Proje kapsamında yürüttüğümüz anket çalışmaları, iklim değişikliği farkındalığının kent genelinde yüzde 12 oranında arttığını ortaya koydu. Ancak bizim için asıl önemli olan şu: Bu proje bir sonuç değil; gerçek farkındalık ve dönüşüm bundan sonra atılacak adımlarla güçlenecek." dedi. Vural Yıldırım ise proje kapsamında 2020- 2030 yılları arasında Eskişehir için kuraklığın çok büyük bir tehlike olduğunu belirterek, "İnönü ve Seyitgazi ilçeleri kuraklık açısından yüksek riskli ilçeler. Bununla birlikte orman yangınları açısından da Seyitgazi, Han ve Mihalıcçık ilçeleri çok yüksek riskli bölgelerimiz. Aşırı sıcaklar da Sivrihisar, Günyüzü, Mihalıcçık başta olmak üzere tüm ilçelerde yüksek ve çok yüksek risk olarak karşımıza çıkıyor." şeklinde konuştu. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN RİSKLERİNİ ANLAMAK VE BİRLİKTE YÖNETMEK Proje kapsamında Eskişehir il sınırları içerisinde kuraklık, orman yangınları, sel ve aşırı sıcaklıklar gibi iklim kaynaklı tehlikelere yönelik, 2030 yılına kadar uzanan ve 1x1 km çözünürlüklü aylık tehlike ve risk haritaları hazırlandı. Bu bilimsel veriler doğrultusunda oluşturulan değerlendirme ve öneri raporu da yıl sonunda tamamlandı. Proje süresince sivil toplum kuruluşları, Kent Konseyi ve Mahalle Meclisleri ile çeşitli çalıştaylar düzenlendi; alanında uzman isimlerin katılımıyla panel ve halk toplantıları gerçekleştirildi. Ayrıca proje kapsamında kurulan İklim Eylem Merkezi ile iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir adım daha atıldı. Büyükşehir Belediyesinin ilgili birimlerine yönelik geliştirilen teknik eğitimlerle kurumsal kapasite güçlendirildi. Farkındalık çalışmalarının etkisini ölçmek için proje başlangıcında ve kapanışında yapılan iki ayrı saha araştırmasıyla Eskişehir halkının iklim değişikliğine dair bilgi düzeyi, algısı ve günlük yaşam alışkanlıklarındaki değişim analiz edildi. Elde edilen bulgular, projenin kent genelinde iklim değişikliği farkındalığının artmasına katkı sağladığını ortaya koydu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.