Hava Durumu

#Cop31

Kırsal Haber - Cop31 haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cop31 haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Başkan Vekili Büşra Özdemir COP31 Bölgesi Yatırımlarını İnceledi Haber

Başkan Vekili Büşra Özdemir COP31 Bölgesi Yatırımlarını İnceledi

Antalya Büyükşehir Belediyesi, COP31 hazırlıkları kapsamında Yaşar Sobutay Bulvarı’nda 4 kilometrelik güzergâhta altyapı, otopark, şerit artırımı, bisiklet yolu ve asfalt çalışmalarını gerçekleştirdi. Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, çalışmaları yerinde inceleyerek 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde düzenlenecek COP31’in küresel iklim gündeminin önemli buluşmalarından biri olacağını belirtti. Özdemir, “Her zaman benimsediğimiz hizmet anlayışıyla yalnızca görünen değil, görünmeyen yatırımlara da önem veriyor; şehrimizin sadece bugününe değil, geleceğine de hizmet edecek bir altyapı çalışmasını hayata geçiriyoruz” dedi. Antalya Büyükşehir Belediyesi, COP31 hazırlıkları kapsamında kentin ulaşım ve altyapı ihtiyaçlarına yönelik kapsamlı çalışmalar gerçekleştiriyor. Havalimanı bağlantı yollarından otopark alanlarına, yeni açılan yollardan yağmur suyu altyapısına kadar birçok çalışmayı tamamlayan Büyükşehir Belediyesi, son olarak Yaşar Sobutay Bulvarı’nı da baştan sona yenileyerek hizmete açtı. Daha önce tek gidiş ve tek dönüş olarak kullanılan 4 kilometrelik bulvar, iki gidiş iki dönüş şeklinde yeniden düzenlendi. 4 KİLOMETRELİK ALANDA ALT YAPI VE ŞERİT ARTTIRIMI ÇALIŞMASI Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, Antalya’nın dünyanın geleceğinin konuşulacağı önemli bir organizasyon olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlandığını belirtti. Özdemir, “Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak bu büyük buluşmaya yalnızca ev sahipliği yaparak katılmak istemiyoruz. Şehrimize kalıcı hizmetler kazandırmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda hayata geçirdiğimiz önemli çalışmalardan biri olan Yaşar Sobutay Bulvarı’ndayız. Biz yolun yalnızca asfaltını yenilemekle yetinmedik, yolu iki gidiş ve iki geliş şeridi olacak şekilde yeniledik. İçme suyu ve yağmur suyu hatlarımızı yeniledik, altyapı çalışmalarımızı tamamladık. Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak her zaman benimsediğimiz hizmet anlayışıyla yalnızca görünen değil, görünmeyen yatırımlara da önem veriyor; şehrimizin sadece bugününe değil, geleceğine de hizmet edecek bir altyapı çalışmasını hayata geçiriyoruz” dedi. ŞEHRİMİZİN GELECEĞİNE DE HİZMET ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ Bulvarın çevre düzenlemesi hakkında da bilgi veren Başkan Vekili Özdemir, “Kaldırımlarımızda doğal taş tercih ederek caddemizi daha estetik ve uzun ömürlü bir görünüme kavuşturmak istedik. Bölgede vatandaşlarımızın ve servis araçlarının yaşadığı park sorununu çözmek amacıyla 12 bin 500 metrekarelik alanda 5 ayrı otoparkı hizmete açtık. Ayrıca bulvara bisiklet yolları kazandırdık. İklimin konuşulduğu bu dönemde özellikle bisiklet yollarını hayata geçirmek istedik. Oldukça zorlu ve meşakkatli bir çalışma yürüttük. Deniz seviyesine bağlı yükseklik farkları nedeniyle ciddi sorunlar yaşadığımız bu yolda, kapsamlı bir mühendislik çalışması gerçekleştirdik. Antalya’ya vizyoner bir proje kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz ”diye konuştu. Başkan Vekili Özdemir, projeye destek veren kurum, kuruluşlara teşekkür ederek, “Antalya için üretmeye, yorulmadan çalışmaya ve kentimize değer katacak yatırımlarımızı hız kesmeden hayata geçirmeye devam edeceğiz. Yenilenen yolumuzun Antalya’mıza hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

Bakan Kurum: ''Doğanın Renkleri de COP31’de'' Haber

Bakan Kurum: ''Doğanın Renkleri de COP31’de''

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31 Alanı’na kurulan Konya Tropikal Kelebek Bahçesi’nden görüntüler paylaştı. Bakan Kurum sosyal medya mesajında, ”Doğanın renkleri de COP31’de. COP31 alanındaki Tropikal Kelebek Bahçemiz ile yeşil bir geleceğe kanat çırpıyoruz. Aradığınız, düşlediğiniz her şey burada” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin ev sahipliğinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31 Zirvesi hazırlıklarında sona gelindi. İklim müzakerelerinin yürütüleceği diplomatik bir merkez olan 527 bin metrekarelik Mavi Bölge’de ülke delegasyonlarıyla birlikte 100 bine yakın ziyaretçi bekleniyor. Ziyaretçilere doğa ile iç içe bir deneyim sunmak amacıyla Selçuklu Belediyesi tarafından alana ‘Konya Tropikal Kelebek Bahçesi’ kuruldu. 2 bin 600 metrekare alana kurulan bahçede, 10 türden 20 bin kelebek bulunuyor. Bahçede, ziyaretçilere kendilerine has ikliminde yaşayan kelebeklerin doğadaki önemi ve rolü anlatılacak. “DOĞAYA OLAN KATKILARINI GÖZLEMLEME FIRSATI BULACAK” Konya Tropikal Kelebek Bahçesi’ni anlatan Uzman Biyolog Pınar Öge, “Bu kelebeklerimiz bizlere Filipinler, Kenya, Kosta Rika, Panama gibi tropik ülkelerden geliyor. Alana girdiğinizde onların renkli dünyasına eşlik ediyorsunuz. Ziyaretçilerimiz kelebeğin doğal ortamına eşlik ediyor. Bu anlamda ziyaretçiler kelebeklerin doğaya olan katkılarını gözlemleme fırsatı bulacak” dedi.

İBB'den COP31 Yolunda İstanbul Çalıştayı Haber

İBB'den COP31 Yolunda İstanbul Çalıştayı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde “COP31 Yolunda İstanbul: Yerel İklim Eylemi ve Şehirlerin Geleceği Çalıştayı” gerçekleştirildi. İBB Başkanvekili Nuri Aslan, “COP31 sürecinde yerel yönetimler, iklim politikalarının yalnızca uygulayıcısı değil, karar ortağı da olmalıdır. Türkiye'nin iklim hedefleri belirlenirken, İklim Kanunu uygulanırken, finansman mekanizmaları oluşturulurken belediyelerimizin deneyimlerinden yararlanılmalıdır. Çünkü iklim kriziyle mücadele, ayrışarak değil, dayanışarak başarılabilir. İstanbul olarak biz bu dayanışmaya hazırız. Bilgimizi, deneyimimizi, sahada öğrendiklerimizi paylaşmaya hazırız. Anadolu'nun dört bir yanındaki belediyelerimizle, ülkemizin bütün şehirleriyle ortak çalışmalar yürütmeye hazırız. Yalnızca ülkemizdeki şehirlerle değil, dünyanın farklı kentleriyle de güçlü iş birlikleri geliştiriyoruz. İklim değişikliğiyle mücadelede ortak çözümler üretiyoruz. Dünyanın önde gelen kentlerini buluşturan C40 Büyük Kentler İklim Liderliği Grubu’nun Türkiye’den ilk ve tek üyesiyiz” dedi. İBB Genel Sekreteri Prof. Dr. Volkan Demir de, “Bugün burada hem bir akademisyen olarak hem de hemşehrilerimizin derdini dert edinen Nuri Bey'le ve çalışma arkadaşlarımızla bir kamu yöneticisi olarak bulunuyorum. Ekrem Başkanımızın ortaya koyduğu İstanbul vizyonu doğrultusunda tüm birikimimizi, İstanbul’un tüm birikimini, tarihini, görkemini biz geleceğe taşımak istiyoruz. Yani güzel bir tarih aldık ama başarılı olmanın kriteri bu tarihi geleceğe taşıyabilecek miyiz? Yani bundan 100 yıl sonra da İstanbul’un surlarını çocuklarımız, torunlarımız görebilecek mi? Galata Kulesi’ni görebilecek mi? İşte ondan sonra başarılı olup olmadığımızla yargılanacağız. Bugünlerde bunu söylemek zor. Önümüzdeki günlerde hem emisyon ticaret sistemini hem de karbon vergisini daha fazla tartışmamız gerekiyor. Türkiye’de iklim krizi yok diye bakamayız; Asya’da ya da bölgemizde ortaya çıkacak bir iklim krizi göçü, Türkiye’nin bütün sosyoekonomisini bozar. Bugün burada ortaya konacak önerilerin tüm şehirlerimizin iklim dirençli hâle gelmesine katkı sunmasını ve başta İstanbullu vatandaşlarımız olmak üzere bütün dünya halklarının iklim krizinden en az zararla etkilenmesini diliyorum” şeklide konuştu. İBB Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler ise konuşmasında, “Sayın Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun 2019'da imzaladığı taahhütle İstanbul’un 2050 yılında hem iklim nötr hem de dirençli bir şehir olmasını hedefledik. 2021'de İklim Değişikliği Eylem Planı'nı, 2023'te Sürdürülebilir Enerji ve İklim Değişikliği Eylem Planı'nı hazırladık. Verilerimizin şeffaflığı sayesinde uluslararası raporlama platformu CDP’nin 'Şehirler A Listesi'ne 3 yıldır üst üste girerek dünyadaki en başarılı %15'lik dilimde yer aldık. Ayrıca Avrupa Birliği’nin 'İklim Nötr ve Akıllı Şehirler Misyonu' kapsamında 100 Net Sıfır şehirden biri seçildik ve İklim Şehir Sözleşmemiz tescillendi” ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında bu yıl Türkiye’nin ev sahipliğinde “Uygulama COP’u” temasıyla düzenlenecek COP31 öncesinde, yerel iklim eylemlerini güçlendirmek amacıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı öncülüğünde anlamlı bir buluşmaya imza atıldı. İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Florya Kampüsü’nde düzenlenen “COP31 Yolunda İstanbul: Yerel İklim Eylemi ve Şehirlerin Geleceği Çalıştayı”, İBB Başkanvekili Nuri Aslan’ın açılış konuşmasıyla başladı. Ardından sırasıyla İBB Genel Sekreteri Prof. Dr. Volkan Demir ve İBB Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler birer konuşma yaptı. Çok seviyeli yönetişim anlayışıyla şehirlerin ortak iklim gündeminin masaya yatırıldığı organizasyonda; uzmanlar, yerel yöneticiler ve paydaşlar thematic çalışma masalarında mevcut durum analizi yaparak İstanbul’un COP31 sürecindeki stratejik yol haritasını şekillendirdi. İBB Başkanvekili Nuri Aslan, konuşmasına şöyle devam etti; “Meslek odalarımızın, sivil toplum kuruluşlarımızın, özel sektörümüzün ve finans kuruluşlarımızın değerli temsilcileri, COP31 Yolunda İstanbul: Yerel İklim Eylemi ve Şehirlerin Geleceği Çalıştayımıza hoş geldiniz. Sizlere, bir buçuk yılı aşkın süredir hukuksuzca Silivri'de tutulan, İstanbul'un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu'nun selamlarını getirdim. Ekrem Başkanımızın İstanbul için ortaya koyduğu vizyonla, bu şehrin doğasını, yaşamını ve geleceğini korumak için çalışmaya devam ediyoruz.” “İKLİM KRİZİ BUGÜN HAYATIMIZIN TAM ORTASINDADIR” “Bugün burada iklim değişikliğini, şehirlerimizin geleceğini ve hepimizin ortak sorumluluğunu konuşmak için bir aradayız. Ama açıkça söylemek isterim: İklim krizi artık uzak bir gelecek senaryosu değildir. İklim krizi bugün hayatımızın tam ortasındadır. Bazen günlerce süren kuraklıkla, bazen aşırı sıcaklarla, bazen de birkaç saat içinde bütün bir şehrin hayatını etkileyen şiddetli yağışlarla karşımıza çıkıyor. Daha birkaç hafta önce İstanbul'da yaşadığımız yoğun yağışlar, bu gerçeği hepimize bir kez daha hatırlattı. 14 Ekim'de İstanbul, son derece şiddetli yağışlarla karşı karşıya kaldı. Beykoz'da metrekareye yaklaşık 270 kilogram yağış düştü. Sarıyer'de, Eyüpsultan'da ve birçok ilçemizde yağışlar günlük yaşamı olumsuz etkiledi. Cadde ve sokaklarımızda su baskınları yaşandı. O günlerde AKOM'da, sahada, dere kenarlarında, alt geçitlerde gece gündüz çalışan binlerce mesai arkadaşımız vardı. Valiliğimizle, ilçe belediyelerimizle, ilgili kamu kurumlarımızla koordinasyon içinde çalıştık. Bu vesileyle sahada emek veren bütün çalışma arkadaşlarıma ve dayanışma gösteren herkese yürekten teşekkür ediyorum. Ama burada bir gerçeği de açıkça ifade etmek zorundayız: Afetlerle mücadele etmek kadar, afetler yaşanmadan önce hazırlıklı olmak da bizim sorumluluğumuzdur. İşte bugün burada bulunmamızın en önemli nedenlerinden biri budur. İklim krizi bize üç önemli gerçeği hatırlatıyor. Birincisi, iklim krizi aynı zamanda bir adalet meselesidir. Çünkü aşırı yağışlardan, sellerden, sıcak hava dalgalarından ve kuraklıktan herkes aynı ölçüde etkilenmiyor. En büyük zorluğu çoğu zaman dar gelirli ailelerimiz, yaşlılarımız, çocuklarımız çekiyor. Bizim belediyecilik anlayışımızda hiçbir hemşehrimiz kaderine terk edilemez. Bu nedenle iklim politikalarını sosyal politikalardan ayrı düşünemeyiz. Bir mahallemizi sel riskine karşı korumak da bir çocuğumuzun sağlıklı bir çevrede büyümesini sağlamak da aynı sorumluluğun parçasıdır. Biz buna adil bir İstanbul mücadelesi diyoruz. İBB Hep Yanında derken de tam olarak bunu kastediyoruz. İkincisi, doğayı korumadan şehirlerimizi koruyamayız. Yıllar boyunca dere yataklarının daraltılması, doğal alanların yapılaşma baskısıyla karşı karşıya kalması, su havzalarının ve yeşil alanların zarar görmesi şehirlerimizin kırılganlığını artırdı.” “ŞEHİRLERİMİZİ PLANLARKEN DOĞAYI KARŞIMIZA DEĞİL, YANIMIZA ALMAK ZORUNDAYIZ” “Doğanın kendi dengesi vardır. Suyun akacağı yolu kapatırsanız, o su kendisine başka bir yol bulur. Bu nedenle şehirlerimizi planlarken doğayı karşımıza değil, yanımıza almak zorundayız. Dere yataklarını, ormanlarımızı, su havzalarımızı ve tarım alanlarımızı korumak zorundayız. Yeşiliyle, suyuyla, toprağıyla, bütün canlılarıyla birlikte düşünmek zorundayız. Biz de İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak çalışmalarımızı bu anlayışla sürdürüyoruz. İSKİ'mizle altyapımızı güçlendirmek, taşkın risklerini azaltmak, derelerimizi daha güvenli hale getirmek için çalışıyoruz. Yaşam Vadilerimizle, parklarımızla ve yeşil alanlarımızla İstanbul'un nefes alacağı yeni alanlar oluşturuyoruz. Üçüncüsü ise afetin partisi, siyasi görüşü, kimliği olmaz. Bir mahalleyi su bastığında, bir aile yardıma ihtiyaç duyduğunda kimseye hangi partiye oy verdiği sorulmaz. Sorulmamalıdır da. Bizim görevimiz, ihtiyaç duyulan her yerde vatandaşımızın yanında olmaktır. Bu nedenle afetlerle mücadelede bütün kurumların iş birliği içinde çalışması son derece önemlidir. Valiliğimiz, belediyelerimiz, kamu kurumlarımız, üniversitelerimiz, meslek odalarımız ve sivil toplum kuruluşlarımız aynı sorumluluğu paylaşmalıdır. Üstelik bu iş birliği yalnızca afet yaşandığında değil, afet yaşanmadan önce de kurulmalıdır. Bilgiyi paylaşmalı, riskleri birlikte belirlemeli, kararları ortak akılla almalıyız.” “VATANDAŞIN HAYATINA DOKUNAN UYGULAMALARI ÇOĞU ZAMAN YEREL YÖNETİMLER GERÇEKLEŞTİRİYOR” “Türkiye, COP31'e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bunu ülkemiz adına son derece önemli ve değerli buluyoruz. Antalya'da dünyanın dört bir yanından temsilciler bir araya gelecek. İklim krizine karşı ortak hedefler, yeni sorumluluklar ve çözüm yolları konuşulacak. COP31 kapsamında düzenlenecek üç ayrı panelde yer alarak Belediyemizin iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında hayata geçirdiği projeleri, geliştirdiği uygulamaları ve edindiği deneyimleri uluslararası katılımcılarla paylaşacağız. Aynı zamanda yerel yönetimlerin iklim kriziyle mücadelede üstlendiği sorumluluğu, karşılaştığı sorunları ve çözüm önerilerini de bu önemli platformda dile getireceğiz. Çünkü inanıyorum ki iklim kriziyle mücadelede şehirlerin deneyimi, yerel yönetimlerin birikimi ve sahadaki gerçekler uluslararası iklim politikalarının ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Ancak burada önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. İklim müzakerelerinde devletler karar alıyor ama bu kararların önemli bir bölümü şehirlerde hayata geçiriliyor. Vatandaşın hayatına dokunan uygulamaları çoğu zaman yerel yönetimler gerçekleştiriyor. Bu nedenle şehirlerin sesi yalnızca toplantı salonlarının dışında değil, karar masalarında da duyulmalıdır.” “ULUSLARARASI İŞ BİRLİKLERİNDEN KAZANDIĞIMIZ BİLGİ VE DENEYİMİ ÜLKEMİZİN BÜTÜN ŞEHİRLERİYLE PAYLAŞMAYI DA SORUMLULUĞUMUZ OLARAK GÖRÜYORUZ” “Buradan açık bir çağrı yapmak istiyorum: COP31 sürecinde yerel yönetimler, iklim politikalarının yalnızca uygulayıcısı değil, karar ortağı da olmalıdır. Türkiye'nin iklim hedefleri belirlenirken, İklim Kanunu uygulanırken, finansman mekanizmaları oluşturulurken belediyelerimizin deneyimlerinden yararlanılmalıdır. Çünkü iklim kriziyle mücadele, ayrışarak değil, dayanışarak başarılabilir. İstanbul olarak biz bu dayanışmaya hazırız. Bilgimizi, deneyimimizi, sahada öğrendiklerimizi paylaşmaya hazırız. Anadolu'nun dört bir yanındaki belediyelerimizle, ülkemizin bütün şehirleriyle ortak çalışmalar yürütmeye hazırız. Yalnızca ülkemizdeki şehirlerle değil, dünyanın farklı kentleriyle de güçlü iş birlikleri geliştiriyoruz. İklim değişikliğiyle mücadelede ortak çözümler üretiyoruz. Dünyanın önde gelen kentlerini buluşturan C40 Büyük Kentler İklim Liderliği Grubu’nun Türkiye’den ilk ve tek üyesiyiz. Aynı zamanda ICLEI Sürdürülebilirlik için Yerel Yönetimler Ağı içerisinde aktif çalışmalar yürütüyoruz. Sayın Ekrem İmamoğlu Başkanımızın liderliğinde, 2021 yılında İstanbul’da kurulan B40 Balkan Şehirleri Ağı bünyesinde ise 78 üyeyle iklim değişikliği konusunda ortak projeler geliştiriyor, deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Uluslararası iş birliklerinden kazandığımız bilgi ve deneyimi ülkemizin bütün şehirleriyle paylaşmayı da sorumluluğumuz olarak görüyoruz.” “YAŞANABİLİR SOKAKLARIYLA BİR İSTANBUL BIRAKMAK ZORUNDAYIZ” “Bugün burada büyükşehir belediyelerimizden ilçe belediyelerimize, akademisyenlerimizden meslek odalarımıza, sivil toplum kuruluşlarımızdan özel sektör ve finans kuruluşlarımızın temsilcilerine kadar çok kıymetli bir birliktelik var. Bu tabloyu son derece değerli buluyorum. Çünkü iklim kriziyle mücadelede hiçbir kurumun tek başına başarılı olması mümkün değildir. Hepimizin bilgisine, emeğine, deneyimine ve dayanışmasına ihtiyacımız var. Bugünkü çalıştayımızın da bu ortak akla önemli katkılar sunacağına inanıyorum. Çalışmalarımızın teknik boyutlarını Daire Başkanımız Ayşen Erdinçler, finansman boyutunu ise Genel Sekreterimiz Volkan Demir sizlerle paylaşacaklar. Ben sözlerimi tamamlamadan önce bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Bizim çocuklarımıza karşı bir sorumluluğumuz var. Temiz havası, sağlıklı suyu, korunan ormanları, güvenli mahalleleri ve yaşanabilir sokaklarıyla bir İstanbul bırakmak zorundayız. Bir çocuğumuzun yağmurdan korkmadığı, bir ailemizin evini su basacağı endişesi taşımadığı, bir esnafımızın emeğinin bir gecede yok olmadığı bir İstanbul için çalışmak zorundayız.” “EKREM BAŞKANIMIZIN ORTAYA KOYDUĞU VİZYONLA, 16 MİLYON HEMŞEHRİMİZİN BİZE VERDİĞİ SORUMLULUKLA ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYORUZ” “Biz İstanbul'u seviyoruz. Bu şehrin insanını, doğasını, tarihini, kültürünü seviyoruz. Ekrem Başkanımızın ortaya koyduğu vizyonla, 16 milyon hemşehrimizin bize verdiği sorumlulukla çalışmaya devam ediyoruz. Bugün burada ortaya konacak fikirlerin, geliştirilecek önerilerin ve kurulacak iş birliklerinin COP31 sürecine önemli katkılar sunacağına yürekten inanıyorum. Çalıştayımızın İstanbul'umuz, ülkemiz ve bütün şehirlerimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Bu kıymetli buluşmada emeği geçen bütün çalışma arkadaşlarıma ve siz değerli katılımcılara teşekkür ediyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.” İBB Genel Sekreteri Prof. Dr. Volkan Demir ise konuşmasında iklim finansmanındaki yapısal engelleri ve çözüm önerilerini vurgulayarak şu şekilde devam etti; “İSTANBUL ÖZELİNDE HEMŞEHRİLERİMİZİN ŞİMDİ VE GELECEKTE İKLİM KRİZİNDEN EN AZ ETKİLENMELERİ İÇİN NE YAPABİLECEĞİMİZDİR “Biz 10 sene sonra, 15 sene sonra büyük bir plazanın 35. katından İstanbul’u seyretmek istemiyoruz. Biz çalışma arkadaşlarımızla kendi yaptığımız, yapımında ufak da olsa katkı sunduğumuz bir yaşam vadisinde kahve içerek sohbet etmek istiyoruz. İstanbul’a 15 sene sonra, 20 sene sonra bunlar lazım; plazalar lazım değil. Bu ülkenin, bu İstanbul’un nefes alması lazım. Bizim amacımız; İstanbul özelinde hemşehrilerimizin şimdi ve gelecekte iklim krizinden en az etkilenmeleri için ne yapabileceğimizdir.” “İKLİMLE MÜCADELENİN EN ÖNEMLİ KONUSU AMA EN AZ KONUŞULAN KONUSU FİNANSMANDIR” “İklimle mücadelenin en önemli konusu ama en az konuşulan konusu finansmandır. İklim konusu konuşulurken bunun eylem dili hedefler ve taahhütler ise, uygulama dili ise finansmandır. Ancak şehirlerin iklim finansmanına erişimi konusunda mali özerklik eksikliği, finansman maliyetinin yüksekliği, süreçlerin öngörülemezliği ve proje hazırlama kapasitesi gibi yapısal engeller bulunuyor. Uluslararası finansman kurumları artık var olan projeye kredi vermek yerine, kendi vizyonlarına uygun proje üretilmesini bekliyor. Bu nedenle finansmana erişebilmek için tersten bakıp, fon şartlarına uygun projeler hazırlamamız gerekiyor.” “BÜTÜN DÜNYA HALKLARININ İKLİM KRİZİNDEN EN AZ ZARARLA ETKİLENMESİNİ DİLİYORUM” “Bugün burada hem bir akademisyen olarak hem de hemşehrilerimizin derdini dert edinen Nuri Bey'le ve çalışma arkadaşlarımızla bir kamu yöneticisi olarak bulunuyorum. Ekrem Başkanımızın ortaya koyduğu İstanbul vizyonu doğrultusunda tüm birikimimizi, İstanbul’un tüm birikimini, tarihini, görkemini biz geleceğe taşımak istiyoruz. Yani güzel bir tarih aldık ama başarılı olmanın kriteri bu tarihi geleceğe taşıyabilecek miyiz? Yani bundan 100 yıl sonra da İstanbul’un surlarını çocuklarımız, torunlarımız görebilecek mi? Galata Kulesi’ni görebilecek mi? İşte ondan sonra başarılı olup olmadığımızla yargılanacağız. Bugünlerde bunu söylemek zor. Önümüzdeki günlerde hem emisyon ticaret sistemini hem de karbon vergisini daha fazla tartışmamız gerekiyor. Türkiye’de iklim krizi yok diye bakamayız; Asya’da ya da bölgemizde ortaya çıkacak bir iklim krizi göçü, Türkiye’nin bütün sosyoekonomisini bozar. Bugün burada ortaya konacak önerilerin tüm şehirlerimizin iklim dirençli hâle gelmesine katkı sunmasını ve başta İstanbullu vatandaşlarımız olmak üzere bütün dünya halklarının iklim krizinden en az zararla etkilenmesini diliyorum. ” “KARARLARI ULUSAL HÜKÜMETLER ALIYOR ANCAK SAHADA UYGULAMAYI BİZ YEREL YÖNETİMLER YAPIYORUZ” Açılışın son konuşmasını İBB Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler yaptı. Erdinçler de konuşmasında, “Dünya nüfusunun yaklaşık %70’i şehirlerde yaşıyor ve insani faaliyetlerden kaynaklanan gazlar iklim değişikliğine neden oluyor. Şehirler hem iklim krizinin sebebi hem mağduru hem de çözüm ortağıdır. Dolayısıyla temsil edilmeleri ve özellikle COP organizasyonlarında karar alma süreçlerine doğrudan katılmaları hayati önem taşıyor. Kararları ulusal hükümetler alıyor ancak sahada uygulamayı biz yerel yönetimler yapıyoruz. Bu yüzden karar mekanizmalarının içinde doğrudan yer almamız gerekiyor” şeklide konuştu. Erdinçler konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı; “EKREM İMAMOĞLU’NUN 2019'DA İMZALADIĞI TAAHHÜTLE İSTANBUL’UN 2050 YILINDA HEM İKLİM NÖTR HEM DE DİRENÇLİ BİR ŞEHİR OLMASINI HEDEFLEDİK” “Sayın Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun 2019'da imzaladığı taahhütle İstanbul’un 2050 yılında hem iklim nötr hem de dirençli bir şehir olmasını hedefledik. 2021'de İklim Değişikliği Eylem Planı'nı, 2023'te Sürdürülebilir Enerji ve İklim Değişikliği Eylem Planı'nı hazırladık. Verilerimizin şeffaflığı sayesinde uluslararası raporlama platformu CDP’nin 'Şehirler A Listesi'ne 3 yıldır üst üste girerek dünyadaki en başarılı %15'lik dilimde yer aldık. Ayrıca Avrupa Birliği’nin 'İklim Nötr ve Akıllı Şehirler Misyonu' kapsamında 100 Net Sıfır şehirden biri seçildik ve İklim Şehir Sözleşmemiz tescillendi.” “ATIK YÖNETİMİNDE TARİHİ ADIMLAR ATTIK” “Atık yönetiminde tarihi adımlar attık. Geri kazanıma giden atık oranımızı 2019'daki %5 seviyesinden %26’lara çıkardık; vahşi/düzenli depolamaya giden atık miktarını ise %95-96’lardan %74’e düşürdük. 2050 yılında doğrudan depolamayı tamamen bitirmeyi hedefliyoruz. Biyometanizasyon ve atık yakma tesislerimizle çöpten yıllık 1,4 milyon megavatsaat elektrik üretiyoruz. Bu üretim, 2,5 milyon insanın yıllık elektrik ihtiyacını karşılarken 4,5 milyon ton karbondioksit eşleniği sera gazının atmosfere salınımını engelliyor. Ayrıca İSKİ ile kayıp-kaçak su oranını %20,5'ten %18,48'e düşürdük; Ulaşımda raylı sistemleri, elektrikli filoları ve deniz taksilerini yaygınlaştırıp yeşil alanlarımızı hızla artırıyoruz.” Açılış konuşmalarının ardından çalıştay, “Çok seviyeli Yönetişim COP 31 Antalya’ya giderken Şehirlerin Ortak Ajandası” oturumu ile devam etti.

COP31 Antalya’da Sanatla Buluşacak: 1,000’in Üzerinde Eser Sergilenecek Haber

COP31 Antalya’da Sanatla Buluşacak: 1,000’in Üzerinde Eser Sergilenecek

Antalya’da 9-20 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek COP31 kapsamında, 1 milyon 100 bin metrekarelik alan sanat sahnesine dönüşecek. COPArt: Hâlâ Mümkün temasıyla gerçekleştirilecek etkinliklerde 1.000’in üzerinde eser, 50’den fazla açık hava enstalasyonu, sergiler ve söyleşiler aracılığıyla iklim değişikliğine karşı farkındalık oluşturulacak. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Antalya’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP31) için hazırlıklarını sürdürüyor. Konferans alanı, iklim diplomasisinin yanı sıra sanatın gücüyle çevre bilincinin artırılacağı kapsamlı bir kültür ve sanat platformuna dönüştürülecek. COPArt: Hâlâ Mümkün / Still Possible teması altında düzenlenecek etkinlikler, resimden sergilere, panellerden açık hava enstalasyonlarına kadar farklı sanat dallarını bir araya getirecek. Sanat aracılığıyla doğanın korunması, iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir bir gelecek için harekete geçme çağrısı yapılacak. Direktörlüğünü ve küratörlüğünü Nagihan Özel’in üstleneceği COPArt etkinlikleri, 9-20 Kasım tarihleri arasında COP31 ile eş zamanlı gerçekleştirilecek. Yeşil Bölge’deki etkinlikler vatandaşların ücretsiz katılımına açık olacak. Mavi Bölge’deki etkinliklere ise Birleşmiş Milletler tarafından akredite edilen ülke ve devlet temsilcileri katılabilecek. COP31 Alanında 50’den Fazla Açık Hava Enstalasyonu COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COPArt etkinliklerine ilişkin yaptığı paylaşımda sanatın iklim mücadelesindeki rolüne dikkat çekti. Kurum, “Doğanın hikayesini, sanatın gücüyle dünyaya anlatacağız. Türkiye’nin en büyük açık hava sanat sahnesine ev sahipliği yapacak COP31’de; 1 milyon 100 bin metrekarelik sergi alanı, 1.000’in üzerinde eser, 50’den fazla açık hava enstalasyonu, sergiler ve söyleşilerle dünyaya sesleneceğiz. Dünyamız için Hâlâ Mümkün” ifadelerini kullandı. COPArt kapsamında 1 milyon 100 bin metrekarelik alanda sanat eserleri ziyaretçilerle buluşurken, 6 bin 600 metrekarelik kapalı sergi alanında 48 panel ve söyleşi düzenlenecek. Fahrelnissa Zeid’den Devrim Erbil’e “Altı Usta Altı İz” COPArt’ın yerli sanatçıları bir araya getiren seçkisinde Türk sanatının önemli isimlerinin eserleri yer alacak. “Altı Usta Altı İz” başlıklı sergide Fahrelnissa Zeid, Burhan Doğançay, Ömer Uluç, Devrim Erbil, Mehmet Güleryüz ve Haluk Akakçe’nin eserleri sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Şeker Ahmet Paşa, Osman Hamdi Bey, Hoca Ali Rıza, Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı gibi sanatçıların mirasından modern ve çağdaş sanata uzanan seçkide, ilk kez kamuoyuyla buluşacak eserler de bulunacak. Mukavva Ormanları ve Eriyen Buzullar Sanatla Anlatılacak COPArt’ın uluslararası seçkisinde, insan ile doğa arasındaki ilişkiyi farklı yönleriyle ele alan sanatçıların çalışmaları da yer alacak. Anselm Kiefer, Heinz Mack, Cecilia Vicuña, Koen Vanmechelen, Joël Andrianomearisoa, Luke Jerram ve Pneuhaus, Alejandro Durán, Pascale Marthine Tayou, Gabriel Rico Jiménez, Anthony James ve Clarissa Tossin’in eserleri iklim ve çevre temalarını sanat üzerinden gündeme taşıyacak. Eva Jospin’in mukavvadan oluşturduğu ormanlar, Todd Gray’in çevresel adalet temalı anlatıları ve Erica Daborn’un ekolojik kırılmalara odaklanan çalışmaları doğanın karşı karşıya olduğu sorunlara dikkat çekecek. Xavier Cortada’nın iklim farkındalığına yönelik eserleri ile Zaria Forman’ın eriyen buzulları konu alan çalışmaları da ziyaretçilere iklim krizinin etkilerini görsel bir anlatımla aktaracak. NILS-UDO’nun doğada oluşturduğu geçici çalışmaların fotoğrafları ise doğanın kendi döngüsüne, zamanın akışına ve yaşamın devamlılığına vurgu yapacak. Bakanlık, COPArt aracılığıyla yalnızca COP31 süresince ziyaretçilere ulaşmayı değil, gelecek iklim konferanslarına da ilham verecek kalıcı bir kültürel miras oluşturmayı hedefliyor. Nagihan Özel: “Sanat, Uzakta Sandığımız Bir Kaybı Yakınımıza Getirebiliyor” COPArt Direktörü ve Küratörü Nagihan Özel, etkinliklerin temelinde geleceğe karşı ortak sorumluluk bilincinin bulunduğunu belirtti. “Hâlâ Mümkün” temasının bugünün kararlarının geleceği şekillendirdiğini hatırlatan bir çağrı olduğunu ifade eden Özel, bir ormanın korunmasının, bir türün yaşamını sürdürmesinin ve kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasının bugünkü tercihlerle bağlantılı olduğunu söyledi. Özel, Türkiye’den ve dünyanın farklı coğrafyalarından sanatçıları ortak yaşam sorumluluğu etrafında buluşturduklarını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Sanat, uzakta sandığımız bir kaybı yakınımıza getirebiliyor, uzun zamandır görmediğimiz bir bağı fark ettirebiliyor. Ziyaretçinin bu karşılaşmadan kendi hayatında neyi koruyabileceğini, neyi değiştirebileceğini düşünerek ayrılmasını istiyorum. Gelecek, bugün mümkün kıldıklarımızla şekilleniyor.” COP31 kapsamında Antalya’da düzenlenecek COPArt etkinlikleri, sanatın evrensel diliyle iklim değişikliği konusunda farkındalık oluşturmayı ve doğanın korunması için toplumsal harekete katkı sunmayı amaçlıyor.

Sıfır Atık'tan COP31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi Paneli Haber

Sıfır Atık'tan COP31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi Paneli

Sıfır Atık'tan Cop31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi Paneli COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İletişim Başkanlığınca düzenlenen "Sıfır Atık'tan COP31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi" panelinde konuştu. Bakan Kurum, COP31 Başkanlığı’nın 10 öncelikli başlığını ve 6 uygulama hedefini sıraladı, “İlk önceliğimiz Sıfır Atık. COP Alanının her noktasında deneyimleyeceğimiz Sıfır Atık müzakerelerde de ana başlıklardan biri olacak. 2035’e kadar küresel belediye atık üretiminde beklenen artışı en az yarı yarıya azaltmayı hedef koyduk. Aynı tarihe kadar döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15’e çıkarma hedefini ortaya koyduk ve bu kapsamda da ortaklıkları teşvik ediyoruz” dedi. Türkiye’nin ‘uygulamaya geçme’ kararlılığı ile bu organizasyona ev sahipliği yapacağının altını çizen COP31 Başkanı Kurum, “COP31 Başkanlığımızın tamamında Sayın Cumhurbaşkanımızın en çetin krizlerde dahi diyalogdan vazgeçmeyen, uzlaşı için sorumluluk alan anlayışını benimseyeceğiz. Bu anlayışla Türkiye olarak bir kez daha kıtalararası köprü kuracağız. Dünyanın en önemli toplantılarından biriyle 85 lideri, 300'e yakın bakanı, 1,5 milyon ziyaretçiyi ağırlayacağımız bir toplantıdan bahsediyoruz. Tüm misafirlerimizle birlikte iklim krizini diplomasiyle, sanatsal gösterilerle, kültürel etkinliklerle ve gençlerimizin güçlü bir şekilde katılımıyla anlatıyor olacağız” dedi. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İletişim Başkanlığınca düzenlenen "Sıfır Atık'tan COP31'e: Türkiye'nin İklim Diplomasisi" paneline katıldı. İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın ev sahipliğinde düzenlenen programda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Burak Demiralp, Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı Safa Koçoğlu Gürsoy, AK Parti Milletvekilleri Mehmet Galip Ensarioğlu, Emel Gözükara Durmaz, Abdulkadir Özel, TRT Genel Müdürü Prof. Dr. Zahid Sobacı, diğer kurumların genel müdürleri, üniversite rektörleri, kurul üyeleri ve İletişim Başkanlığı yöneticileri de yer aldı. “SIFIR ATIK ÇAĞRISINDA DOĞA İLE İNSAN RAKİP DEĞİL, YOL ARKADAŞIDIR” Sıfır Atık Hareketi’nin Türkiye ve dünya için önemine dikkat çeken COP31 Başkanı, “Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde başlattığımız Sıfır Atık Hareketi insanlığın sıfır noktasından tüm insanlığa yepyeni bir çağrı yaptı. Tabii bu çağrıda şunu hep söylüyoruz: doğa ile insan rakip değil, yol arkadaşıdır. Ve bu çağrıyı yapan Anadolu insanı, yere düştüğünde ekmeği öpüp alnına koyan, akan sudan bile israf etmeyen ve sınırsız tüketim anlayışını hor gören bir kültürden gelmektedir. İşte tam bu nedenle Sıfır Atık ülkemizde büyük bir seferberliğe dönüştü. Bu anlamda bireyden topluma, toplumun tüm kesimlerine kadar dalga dalga yayıldı. Çocuklarımız öğrendiklerini evlerine taşıdılar, ailelerimiz alışkanlıklarını değiştirdi” dedi. Kamu kurumlarının bu alanda yürüttükleri projelerle örnek teşkil ettiğinin altını çizen COP31 Başkanı Kurum, Türkiye’nin bu hareketle, kaynaklarını korurken enerjiden ve sudan tasarruf sağladığını sera gazı salımını azalttığını anlattı. Kurum, bu sayede Türkiye’nin 2017 yılında yüzde 13 olan geri kazanım oranını 2025’te yüzde 37’ye ulaştırdığını, 90 milyon ton atığın geri kazandırıldığını ekonomiye yaklaşık 365 milyar liralık katkı sağlandığını belirtti. DOA 500 MİLYON AMBALAJI GEÇTİ Sıfır Atık Hareketi’nin Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) Uygulaması ile yeni bir aşamaya taşındığını belirten Bakan Kurum, “Atıklarımızı topluyor, dönüştürüyoruz ve ekonomiye yeniden kazandırıyoruz. Ambalajlar bu anlamda geri dönüşüme tabii tutuluyor ve bu çerçevede projeye başladığımız günden itibaren 520 milyon ambalajı ekonomimize yeniden kazandırdık. Bu yönüyle Sıfır Atık Hareketi sadece yerel bir tecrübenin küresel bir başarısının adı değil. Bu anlamda küresel ölçekte yürüttüğümüz iklim diplomasisinin ortak çalışma dilidir. Ben bu vesileyle bir kez daha Sıfır Atık Hareketi’nin dünyaya yayılması için büyük emek gösteren Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi'ye şükranlarımı sunuyorum” diye konuştu. “İNSANLIK VE DOĞA, BİR UÇURUMUN KENARINA DOĞRU HIZLA İLERLİYOR” Türkiye’nin COP31’e siyasi istikrarsızlığın derinleştiği, çatışmaların arttığı, en temel insani sorunların tüm coğrafyaları etkilediği bir dönemde hazırlandığına dikkat çeken COP31 Başkanı Kurum, şöyle devam etti: Dünya bugün büyük bir sarsıntının içinde. Savaşlar milyonlarca insanı yurdundan ediyor ve ekonomik krizler, çatışma kaynaklı belirsizlikler dengeleri değiştiriyor. Öyle bir noktaya geldi ki devletler, vatandaşlarına ‘evlerinizde gıda stoku’ yapın diyor. İnsanlık bu anlamda belirsizliğin kuşattığı daracık bir çemberin içine sıkışmış durumda. Ama şunu açıkça söyleyeyim, bu anlamda gerçekten bugün manşetleri dolduran bu siyasi ve ekonomik fırtınalar gelip geçecek. Geçmeyecek olan, geri getiremeyeceğimiz olan başka bir şey var: insanlık ve doğa bir uçurumun kenarına doğru maalesef hızla ilerliyor. Asıl tehlike, iklim krizinin bu gezegeni nefes alınamaz, yaşanamaz bir yere çevirmesidir. ANTALYA’DAKİ HORTUM FELAKETİ Antalya’da 4 vatandaşın hayatını kaybettiği hortum felaketine dikkat çeken Bakan Kurum, “İşte daha dün gece takip etmişsinizdir, Antalya'da şiddetli bir hortum. Ve bu hortum birçok ilçemizi adeta yıkıp geçti. Maalesef 4 vatandaşımızı kaybettik. Ben hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına tüm Antalya'mıza sabırlar diliyorum. Biz Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle iklim krizinin yıkıcı etkilerine maruz kalan bir ülkeyiz. Ve bu bilinçle yaşamayı öğrenmeli, tedbirleri almalıyız. İşte geçtiğimiz haftalarda İstanbul'da, Sarıyer'de, Ayazağa'da, Şile'de yine seller yaşadık. Kocaeli'de, Sakarya'da seller maalesef şehirlerimizi vurdu. Orada şehrimizin altyapısına, malına ve vatandaşlarımızın canına zarar verdi. İşte aslında iklim değişikliğiyle mücadele derken, uyum derken, adaptasyon derken tam da bunu kastediyoruz. Onun için kentsel dönüşümü bir milli güvenlik meselesi olarak görüyoruz” dedi. “İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE MÜCADELE, GÜÇLÜ BİR DİPLOMASİ GEREKTİRİYOR” Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde iklim diplomasisine yön vereceğine dikkat çeken COP31 Başkanı Kurum, şöyle devam etti: Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tüm dünyayı Antalya'da ağırlayacağız. Aslında tüm yaşadıklarımızdan çıkardığımız dersleri, sahada kazandığımız tecrübeyi ki, deprem bölgesinde 2 yılda 455 bin konutu vatandaşına teslim eden, dirençli şehirleri kuran altyapısıyla, üstyapısıyla, sosyal donatısıyla birlikte orada vatandaşıyla 6 Şubat sabahı el ele vermiş ve o şehirleri inşa etmiş bir Türkiye'nin tecrübesini, çözümlerini tüm dünyayla paylaşacağız. Bildiğiniz üzere iklim değişikliğiyle mücadele güçlü bir diplomasi gerektiriyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın sıklıkla ifade ettiği gibi, ‘barışa giden en kestirme yol; yapıcı diyalog ve diplomasidir.’ Biz de insanlığın doğayla artık barışması gerektiği inancıyla iklim krizinin bu anlamda temel nedeni olan bizleri, yani insanlığı diyaloğa davet ediyoruz. Bu kapsamda ülkelerin imkanları, ihtiyaçları ve iklim krizindeki sorumluluklarının farklı olduğu gerçeğini merkeze alıyoruz. Kuraklıkla mücadele eden bir ülkenin de yükselen deniz seviyeleri nedeniyle geleceğinden endişe eden bir devletin de Antalya'da sesini duyurmak istiyoruz. Kimseyi geride bırakmayacağımız, herkesle uzlaşı içerisinde hareket edeceğimiz, herkesi dinleyeceğimiz ve ortak bir çözüm iradesini de ortaya koyacağımız bir başkanlık sürecini inşallah yürütüyor olacağız. İşte COP31'e tam da bu anlayışla hazırlandık ve yol haritamızı diyalog, uzlaşı ve aksiyon olarak belirledik. Diyalogla ülkelerin ihtiyaçlarını belirleyecek ve bu anlamda yol haritamızı yine belirlediğimiz hedefler doğrultusunda ortaya koyacak, iradeyi güçlendirecek ve eylemle de aslında bu iradeyi somut sonuçlara dönüştüreceğiz. “ANTALYA’YA YÜRÜTTÜĞÜMÜZ İKLİM DİPLOMASİSİNİN ÇIKTILARIYLA GİDİYORUZ” COP31 Başkanlığı olarak güçlü bir diplomasi trafiği yürüttüklerinin altını çizen Bakan Kurum, “Antalya'da kuracağımız her bir masanın dünyanın yine herhangi bir yerinde çözüme kavuşan bir ihtiyaca karşılık gelmesini bekliyoruz. Orada evet sözler söyleyeceğiz, taahhütler vereceğiz ama artık taahhütlerin eyleme geçtiği, somut sonuçların üretildiği bir başkanlık sürecini de Antalya'da ortaya koymuş olacağız. Bu amaçla bir yıldır tüm bakanlıklarımızla birlikte çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koymuş olduğu irade çerçevesinde ilgili tüm bakanlıklarımız; 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefini yakalama anlayışıyla gerek iklim değişikliğine uyum gerek iklim değişikliğine adaptasyon bağlamında enerjiden sanayiye, tarımdan kültüre hemen hemen her alanda bu iradeyi ortaya koydu ve yoğun bir hazırlık yürüttük. Hatay'dan Çin'e, Rusya'dan Trabzon'a, Fiji'den Bonn'a, Suudi Arabistan'dan Brüksel'e, Cenevre'ye kadar 51 ziyaret gerçekleştirdik ve 16 uluslararası zirveye katıldık. Bu temasların her birinde ülkelerin neye ihtiyaç duyduğunu ve birlikte ne yapabileceğimizi konuştuk. Antalya’ya tüm bu toplantıların, yıl boyunca dinleyerek ve çalışarak birlikte yürüttüğümüz iklim diplomasisinin çıktılarıyla gidiyoruz” diye konuştu. “COP31 BAŞKANLIĞI OLARAK, YAPTIĞIMIZ HER ÇAĞRININ GEREĞİNİ YERİNE GETİRDİĞİMİZİ DE İFADE EDECEĞİZ” COP31 Başkanlığı’nın ‘uygulama ‘hedefine vurgu yapan Bakan Kurum, şöyle devam etti: COP31'de Türkiye olarak dünyaya ne söyleyeceksiniz derseniz, her şeyden önce ‘Artık taahhütlerin eyleme geçme zamanıdır. Şimdi uygulama zamanıdır’ diyeceğiz ve işte o ‘gündelik krizlerin gürültüsü asıl gerçeğin sesini hiçbir zaman bastırmasın. Ve dünyamızın yarınını karanlığa bırakmayalım’ diyeceğiz. ‘İklim krizinin yıkıcı sonuçları gündelik hayatımızda hissediliyorsa iklim hedeflerinin sonuçları da görünür olmalı’ diyeceğiz. Elbette COP31 Başkanlığı olarak yaptığımız her çağrının gereğini yerine getireceğimizi de ifade edeceğiz. Türkiye olarak hedeflerimizi belirledik. Taahhütlerimizi ortaya koyduk, şimdi bu hedefleri hayata geçirecek yatırımları hızlandırma, iş birliklerini büyütme zamanıdır. ‘COP31 Uygulama COP’u olacak’ sözümüzü 10 öncelikle Antalya'da konuşacağız. “SIFIR ATIK MÜZAKERELERDE DE ANA BAŞLIKLARDAN BİRİ OLACAK” Bakan Kurum, COP31 Başkanlığı’nın 10 öncelikli başlığını ve 6 uygulama hedefini sıraladı, “İlk önceliğimiz Sıfır Atık. COP Alanının her noktasında deneyimleyeceğimiz Sıfır Atık müzakerelerde de ana başlıklardan biri olacak. 2035’e kadar küresel belediye atık üretiminde beklenen artışı en az yarı yarıya azaltmayı hedef koyduk. Aynı tarihe kadar döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15’e çıkarma hedefini ortaya koyduk ve bu kapsamda da ortaklıkları teşvik ediyoruz” dedi. Bakan Kurum, diğer eylem gündemi başlıklarını, Temiz Enerji Dönüşümü/ Elektrifikasyon, Gıda Güvenliği, İklim Uygulama Köprüsü, Okyanuslar ve Denizler, İklim Dirençli Şehirler, Gençlik ve Eğitim, Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri, Rio Sinerjisi, Yeşil Sanayileşme olarak sıraladı. SURFF VE İKLİM UYGULAMA KÖPRÜSÜ’NÜ ANLATTI COP31’in 6 uygulama hedefi arasında yer alan Elektrifikasyonun küresel nihai enerji tüketimindeki payının 2035’te yüzde 35’e ulaşması hedefi ile SURFF ve İklim Uygulama Köprüsü (BRIDGE)’ı ayrı bir parantez açan Bakan Kurum, “İklime dirençli şehirler insanlığın ortak hedefi olmalı dedik: Türkiye olarak binaların enerji kullanım yoğunluğunu 2035’e kadar en az yüzde 25 azaltma hedefi koyduk. Öte yandan İLBANK’la geliştirdiğimiz SURFF (Sürdürülebilir Kentsel Dirençlilik Finansmanı Faaliyeti) projemiz var. Şehirlerimizin altyapı ihtiyaçlarını finansmana hazır yatırım projelerine dönüştürmeyi amaçladık. Bugün gelişmekte olan birçok ülke maalesef bu projeleri hazırlamakta bile güçlük çekiyor. Bu hedefi destekleyecek, birlikte finansmanı ve kurumsal kapasiteyi güçlendirecek İklim Uygulama Köprüsünü (BRİDGE) hayata geçiriyoruz. Ülkelerin hedeflerini uygulanabilir projelerle buluşturacağız. Aslında proje hazırlığından teknik desteğe, finansmana erişime kadar ihtiyaç duyulan tüm bağlantıları bu anlamda güçlendireceğiz” dedi. “TÜRKİYE OLARAK BİR KEZ DAHA, KITALAR ARASINDA KÖPRÜ KURACAĞIZ” Türkiye’nin ‘uygulamaya geçme’ kararlılığı ile bu organizasyona ev sahipliği yapacağının altını çizen COP31 Başkanı Kurum, konuşmasını şöyle tamamladı: COP31 Başkanlığımızın tamamında Sayın Cumhurbaşkanımızın en çetin krizlerde dahi diyalogdan vazgeçmeyen, uzlaşı için sorumluluk alan anlayışını benimseyeceğiz. Bu anlayışla Türkiye olarak bir kez daha kıtalararası köprü kuracağız. Hep söylüyoruz, Türkiye, Doğu ile Batı, Kuzey ile Güney arasında köprü vazifesi görecek. Gelişmiş ülkelerin beklentilerini, gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayan bir köprü vazifesi görecektir. Bu kapsamda o köprü kuracağımız başkanlık anlayışının yine altında Antalya'da çok önemli organizasyona ev sahipliği yapacağımızı ifade ettik ve bugün dünyanın en önemli toplantılarından biriyle 85 lideri, 300'e yakın bakanı, 1,5 milyon ziyaretçiyi ağırlayacağımız bir toplantıdan bahsediyoruz. Bu gerçekten iklim diplomasisindeki en önemli toplantı. Tüm misafirlerimizle birlikte iklim krizini diplomasiyle, sanatsal gösterilerle, kültürel etkinliklerle ve gençlerimizin güçlü bir şekilde katılımıyla anlatıyor olacağız. Ulusal, uluslararası çok değerli sanatçılarımızın eserleri, sergiler, konserler, paneller, etkinlikler yine dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerimize unutulmaz bir deneyim yaşatacağız. Mavi Alan, Yeşil Alan’la birlikte 1.1 milyon metrekarelik Türkiye'nin en büyük açık hava gösteri merkezi olacak Antalya Expo alanı. Tüm Türkiye'yi buraya davet ediyoruz. Antalya'nın misafirperverliğini ve Türkiye'nin gücünü göstereceğiz ve en önemlisi inanıyorum ki ülkemizin barışçıl diplomasisi COP31'e ilham olacak ve diyalogla kurulan her masa uzlaşıya ve eyleme dönüşecek. Birlikte attığımız her adım çocuklarımıza bırakacağımız yine en büyük miras olacak. İLETİŞİM BAŞKANI DURAN: ZİRVE FARKLI KOŞULLARA VE ÖNCELİKLERE SAHİP ÜLKELERİ ORTAK ÇÖZÜMLER ETRAFINDA BİR ARAYA GETİRECEK İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran ise konuşmasında İletişim Başkanlığı olarak Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadele çalışmalarını uluslararası kamuoyuna aktarmak açısından önemli bir rol üstlendiklerini belirtti. Duran, “Çevre ve İklim medya turları düzenliyoruz. COP31'e katılacak ulusal ve uluslararası medya mensuplarının akreditasyonlarını yapıyoruz. Yaklaşık 3 bin basın mensubunun 1.400'ünün işlemleri tamamlandı. Konferans alanında gazetecilerin görev yapacağı medya merkezinin planlaması ve teşkiline yönelik çalışmalara da katkı sağlıyoruz. Ülkemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan bu zirvenin farklı koşullara ve önceliklere sahip ülkeleri ortak çözümler etrafında bir araya getireceğine canı gönülden inanıyorum” dedi.

Aşırı Sıcaklar Nedeniyle Antalyalılar Deniz Kenarından Yaylalara Taşınıyor Haber

Aşırı Sıcaklar Nedeniyle Antalyalılar Deniz Kenarından Yaylalara Taşınıyor

COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan Antalya’da giderek artan yaz sıcakları, kent sakinlerini Toroslar’daki yaylalara yönlendiriyor. Yeni bir araştırmaya göre geleneksel yaylacılık, yerini sıcaktan kaçmak isteyen kentlilerin mevsimlik, hatta kalıcı yer değiştirmelerine bırakıyor. Kıyılarda hissedilen sıcaklık 41 dereceye kadar çıkarken yaylalarda 20-23 derece civarında seyrediyor. Ancak yaylalara artan ilgi, beraberinde yapılaşma ve altyapı sorunlarını da getiriyor. Antalya’da yaz sıcakları giderek daha bunaltıcı hâle gelirken kent sakinleri, çözümü yüzlerce metre yükseklikteki yaylalara taşınmakta buluyor. Üstelik eskiden yalnızca yaz aylarında tercih edilen bu yerleşimlerde artık daha uzun süre kalan, hatta kalıcı olarak yerleşenlerin sayısı artıyor. Sakarya ve Bahçeşehir üniversitelerinden bilim insanlarının Climate Services dergisinde yayımlanan yeni araştırması, Antalya’nın kıyı kesimleri ile Toros Dağları’ndaki yaylaları karşılaştırarak bu değişimi inceledi. Araştırmaya göre yaylalar, iklim değişikliği nedeniyle artan sıcaklıklardan korunmak isteyen kentliler için giderek daha önemli bir sığınak hâline geliyor. Antalya’da asfalt erirken yaylada battaniyeyle uyuyorlar Araştırma kapsamında Geyikbayırı, Üçoluk, Feslikan ve çevresindeki yayla köylerinde 29 kişiyle görüşüldü. Katılımcıların anlatımları, Antalya’da yaz aylarında günlük yaşamın ne kadar zorlaştığını ortaya koyuyor. Bir katılımcı, “Antalya çok sıcak, dayanılacak gibi değil. Nefes alamıyoruz. Yaylada ağustos ayında bile battaniyeyle uyuyoruz. Antalya’da ise uyumadan önce yatağı suyla ıslatıyoruz.” diyor. Bir başka katılımcı ise kentteki sıcaklıkların günlük yaşama etkisini, “Yazın iki ay Antalya’da yaşamak mantıklı değil. Klima olmadan hayatta kalamazsınız.” sözleriyle anlatıyor. Özellikle yaşlılar ve kalp rahatsızlığı bulunan kişiler, yaylaya çıkma kararlarını hava durumuna göre verdiklerini belirtiyor. Kıyılarda 41 derece, yaylalarda 20-23 derece Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, Antalya’nın kıyı kesimleri ile yaylalar arasındaki sıcaklık farkı. Hava sıcaklığının yanı sıra nem, rüzgâr ve güneş ışınlarının etkisini de hesaba katan Fizyolojik Eşdeğer Sıcaklık (PET) değerlerine göre yaz aylarında kıyılarda hissedilen sıcaklık 35-41 derece arasında değişiyor. Bazı bölgelerde ise 41 dereceyi aşarak “aşırı sıcak stresi” kategorisine giriyor. Buna karşılık Toroslar’daki yaylalarda aynı dönemde hissedilen sıcaklık çoğunlukla 20-23 derece civarında seyrediyor. Çalışmanın yazarlarından Sakarya Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Beyza Ustaoğlu, gözlemlenen hareketliliğin “artan sıcaklıklar karşısında insanların daha serin ve konforlu alanlara yönelerek geliştirdiği doğal bir uyum biçimi” olduğunu aktarıyor. İklim projeksiyonları, kıyı kesimleri ile yaylalar arasındaki farkın daha da belirgin hâle geleceğine işaret ediyor. Araştırmaya göre iklim değişikliği nedeniyle hem kıyılar hem de yaylalar ısınmaya devam etse de yaylalar, kıyılara göre daha serin kalacak. Yaylalar hızla büyüyor, yapılaşma artıyor Sıcaktan kaçış, yaylaların görünümünü de değiştiriyor. Uydu görüntülerini inceleyen araştırmacılar, son 10 yılda Geyikbayırı, Üçoluk ve Feslikan çevresindeki yapılaşmış alanların belirgin biçimde genişlediğini tespit etti. Geleneksel olarak tarım ve hayvancılık amacıyla kullanılan yaylalar, giderek yazlık konutların bulunduğu sayfiye yerlerine dönüşüyor. Pandemi sonrasında yayla evlerine yönelik talebin artması da bu değişimi hızlandırdı. Görüşülen kişiler, arsa ve konut fiyatlarının yükseldiğini anlatıyor. Ancak bu büyümenin önemli bir bedeli var. Yaylalardaki su kaynakları, yollar, sağlık hizmetleri ve diğer altyapı olanakları, hızla artan nüfusa göre planlanmış değil. İklim göçünün yeni biçimi: Sıcaktan kaçmak için yükselmek Araştırmacılara göre Antalya’da yaşananlar, iklim göçünün yalnızca büyük afetlerin ardından veya ülkeler arasında gerçekleşmediğini gösteriyor. İklim değişikliği, insanları yaşadıkları bölgeyi tamamen terk etmeden de yer değiştirmeye yöneltebiliyor. Antalya’da kıyılardan yaylalara doğru gerçekleşen, mevsimlik ve giderek kalıcı hâle gelen hareketlilik bunun bir örneği. Çalışmanın yazarlarından Bahçeşehir Üniversitesi Göç ve Kent Araştırmaları Merkezi (BAUMUS) Kurucu Direktörü Prof. Dr. Ulaş Sunata, “Bulgularımız, iklim değişikliğine bağlı hareketliliğin çok daha sessiz, kademeli ve yerel biçimlerde ortaya çıkabileceğini gösteriyor.” diyor.

COP31 Ev Sahibi Antalya’da Hortum Felaketi: Uyarılar Neden Hayat Kurtarmadı? Haber

COP31 Ev Sahibi Antalya’da Hortum Felaketi: Uyarılar Neden Hayat Kurtarmadı?

Antalya’nın Kepez ilçesinde 26 Ekim gecesi meydana gelen hortumda dört işçi hayatını kaybetti, bir işçi yaralandı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), olaydan önce “kıyılarda hortum riski” uyarısı yapmıştı. Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, yaşanan felaketin iklim krizine uyum ve kırılgan grupların korunması açısından önemli dersler içerdiğini vurguladı. COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan Antalya’da yaşanan olay, afet uyarılarının sahada nasıl karşılık bulduğu sorusunu gündeme getirdi. Antalya, 9-20 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, kentte yaşanan hortum felaketi iklim risklerini yeniden gündeme taşıdı. 26 Ekim gecesi saat 23.00 sıralarında Kepez ilçesi Fevzi Çakmak Mahallesi’ndeki bir inşaat alanını vuran hortum, işçilerin barındığı iki konteyneri parçaladı ve şantiyedeki kule vincinin devrilmesine neden oldu. Valiliğin açıklamasına göre olayda dört işçi hayatını kaybetti, bir işçi yaralandı. Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, yaşananların yalnızca aşırı hava olaylarının etkisini değil, afetlere karşı en kırılgan kesimlerin korunmasındaki eksiklikleri de ortaya koyduğuna dikkat çekti. Antalya Kepez’de Hortum Felaketi: Dört İşçi Hayatını Kaybetti Kepez’deki hortumun etkisi oldukça sınırlı bir alanda görüldü. Antalya Valisi Hulusi Şahin, kentin başka bir bölgesinden hortum ihbarı gelmediğini ve şantiyenin hemen yanındaki yapıların zarar görmediğini açıkladı. Aynı gece kent merkezindeki bazı caddelerde su birikintileri oluşsa da ciddi bir su baskını bildirilmedi. Yağışların 27 Ekim’de de devam etmesi, özellikle Antalya’nın doğu ilçelerinde metrekareye 75 kilograma kadar yağış düşmesi bekleniyordu. Bir sel felaketinden değil, dar bir alanda etkili olan hortumdan kaynaklanan can kayıpları, geçici barınakların aşırı hava olaylarına karşı güvenliğinin önemini bir kez daha ortaya koydu. MGM Hortum Uyarısı Yapmıştı: “Kıyılarda Hortum Riski” Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), 25 Ekim öğleden sonra Güney Ege ve Antalya için yerel kuvvetli yağış beklendiğini duyurdu. Basına sarı kodlu uyarı olarak yansıyan açıklamada, 26 Ekim sabahından 27 Ekim gecesine kadar etkili olabilecek hava koşullarına dikkat çekildi. Antalya’nın batısı için metrekareye 30-75 kilogram yağış tahmin edilirken, olası riskler arasında sel ve dolunun yanı sıra açıkça “kıyılarda hortum riski” de yer aldı. Hortumun tam olarak hangi noktada oluşacağını önceden belirlemek mümkün olmasa da Antalya kıyılarında hortum meydana gelebileceği konusunda meteorolojik uyarı yapılmıştı. Bu durum, afet yönetiminde yalnızca uyarı yayımlamanın yeterli olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi. Özellikle şantiyelerde çalışan ve geçici barınaklarda kalan işçilere uyarıların ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa güvenli alanlara geçme imkânlarının bulunup bulunmadığı bilinmiyor. Türkiye’de Hortumlar Hangi Dönemlerde Daha Sık Görülüyor? Türkiye’de 1818-2013 yılları arasında kayıtlara geçen 385 hortumu inceleyen bir araştırmaya göre, fırtına hücrelerinden kaynaklanan hortumlar en çok mayıs ve haziran aylarında görülüyor. Ekim ve kasım ayları ise hortum oluşumunun ikinci zirve dönemini oluşturuyor. Araştırmada, denizde meydana gelen su hortumlarının kış aylarında en çok Akdeniz kıyılarında görüldüğü de belirtiliyor. Bu veriler, Antalya’da sonbahar döneminde yaşanan hortumun meteorolojik açıdan değerlendirilmesinde mevsimsel koşulların da dikkate alınması gerektiğini gösteriyor. Akdeniz’in Isınması Şiddetli Yağışları Nasıl Etkiliyor? Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı’nın değerlendirmesine göre, Antalya’da yaşanan hava olayını anlamak için sonbaharda Akdeniz üzerinde oluşan atmosferik koşullara bakmak gerekiyor. Sonbahar aylarında Akdeniz hâlâ sıcaklığını koruyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre Akdeniz kıyılarında ekim ayı ortalama deniz suyu sıcaklığı 24,6 dereceye ulaşıyor. Atmosferin üst seviyelerine soğuk hava girdiğinde alt katmanlardaki hava hızla kararsız hâle gelebiliyor. Bu durum, gök gürültülü sağanakların gelişmesini destekliyor. Kıyılarda oluşan rüzgâr yakınsaması ve hemen geride yükselen Toroslar da bu fırtına hücrelerinin beslenmesinde etkili olabiliyor. Kepez’de meydana gelen hortumun denizde oluşarak karaya mı ulaştığı, yoksa karadaki bir fırtına hücresinden mi kaynaklandığı henüz bilinmiyor. Bu sorunun, MGM’nin gerçekleştireceği radar incelemesiyle netleşmesi bekleniyor. Akdeniz’in Deniz Suyu Sıcaklığı Yükseliyor İklim değişikliğiyle birlikte Akdeniz’in ısınması, şiddetli yağışların oluşabileceği koşulları etkiliyor. MGM’nin kıyı istasyonlarından elde edilen verilere göre, 1981-1991 döneminde 21,1 derece olan yıllık ortalama deniz suyu sıcaklığı, 2014-2025 döneminde 22,3 dereceye yükseldi. Daha sıcak denizler atmosfere daha fazla nem ve enerji aktarabiliyor. Bu durum, şiddetli sağanakların gelişmesi için daha elverişli koşullar oluşturabiliyor. Ancak hortum gibi birkaç yüz metrelik dar bir alanda etkili olan olaylarla iklim değişikliği arasında doğrudan bağlantı kurmak çok daha güç. Hortumun Nedeni Doğrudan İklim Değişikliği mi? Finike ve Kumluca ovalarındaki su hortumlarını inceleyen araştırmalar, hortumların oluşumunda yaklaşan alçak basınç sistemlerinin, kara ve deniz arasındaki dağılımın ve yüksek arazinin belirleyici olabildiğini ortaya koyuyor. Deniz suyu sıcaklığının ise hortum oluşumundaki etkisi daha sınırlı kalıyor. Bu nedenle Antalya Kepez’de meydana gelen hortumu doğrudan iklim değişikliğinin yarattığını söylemek doğru değil. Bununla birlikte, ısınan Akdeniz’de sonbahar fırtınalarının yağış boyutunun güçlenmesi fiziksel açıdan beklenen bir durum. Bu tür olayların sıklığında bir değişim olup olmadığını değerlendirebilmek için daha kapsamlı ve güvenilir hortum kayıtlarına ihtiyaç duyuluyor. İklim Krizine Uyum: Uyarılar Konteynerdeki İşçilere Ulaştı mı? Antalya, 9-20 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Zirve kapsamında 196 ülkeden heyetlerin de aralarında bulunduğu 80 bin ila 120 bin kişinin kente gelmesi bekleniyor. COP31’e yalnızca iki hafta kala yaşanan Kepez hortumu, iklim risklerine uyumun Türkiye açısından ne kadar acil bir mesele olduğunu gösterdi. İklim zirvelerinde “uyum” ve “kayıp ve zarar” başlıkları çoğunlukla farklı ülkelerde yaşanan kasırgalar ve büyük sel felaketleri üzerinden tartışılıyor. Ancak Kepez’deki şantiyede hayatını kaybeden işçiler, iklim risklerine karşı yerel ölçekte alınması gereken önlemlerin de hayati önem taşıdığını ortaya koydu. Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı’ya göre uyum, yalnızca afet uyarılarının yayımlanması değil, bu uyarıların en kırılgan insanlara ulaşması ve onların korunmasını sağlayacak adımların atılması anlamına geliyor. Şantiyelerdeki Konteynerler Hortuma Karşı Ne Kadar Güvenli? İnşaat alanlarında işçilerin barınması için kullanılan hafif konteynerler, hortum gibi şiddetli rüzgâr olayları karşısında en kırılgan barınaklar arasında bulunuyor. MGM’nin olaydan bir gün önce yaptığı uyarının konteynerlerde kalan işçilere ulaşıp ulaşmadığı ve uyarının ulaşması hâlinde işçilerin sığınabilecekleri güvenli bir alanın bulunup bulunmadığı bilinmiyor. Yavaşlı, şantiyelerdeki geçici barınakların güvenliğinin artırılması için uygulanabilecek önlemlere dikkat çekiyor. Bu kapsamda konteynerlerin rüzgâra dayanım ve sabitleme standartlarının belirlenmesi, turuncu ve kırmızı meteorolojik uyarılar sırasında bu alanların tahliye edilmesi gibi adımlar öne çıkıyor. Bu tür önlemler, aşırı hava olaylarının can kaybına dönüşmesini önlemek ve özellikle risk altındaki çalışanları korumak açısından önem taşıyor. COP31 Öncesi Antalya’da İklim Direnci Mesajı 14 Ekim’de İstanbul ve Kocaeli’de meydana gelen aşırı hava olaylarında sekiz kişi, 26 Ekim’de Antalya’da yaşanan hortumda ise dört kişi hayatını kaybetti. Böylece yalnızca iki hafta içerisinde aşırı hava olayları nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı 12’ye ulaştı. Antalya’nın COP31’e ev sahipliği yapacağı döneme girerken yaşanan bu can kayıpları, iklim krizine uyum politikalarının somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini gösteriyor. Şehirleri iklim risklerine karşı daha dirençli hâle getirmek, afet uyarılarını sahada uygulanabilir önlemlerle birleştirmek ve en kırılgan kesimlerin güvenliğini sağlamak, iklim değişikliğiyle mücadelenin temel unsurları arasında yer alıyor. Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı’nın değerlendirmesine göre, COP31’e hazırlanan Türkiye’nin ortaya koyabileceği en inandırıcı adımlardan biri, İstanbul, Kocaeli ve Antalya’da yaşanan bu iki haftalık sürecin ortaya çıkardığı dersleri şehirlerde somut koruma önlemlerine dönüştürmek olacak.

Kahire Su Haftası’nda Türkiye’nin Su Yönetimi Vizyonu Anlatıldı Haber

Kahire Su Haftası’nda Türkiye’nin Su Yönetimi Vizyonu Anlatıldı

Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, Mısır’da düzenlenen Kahire Su Haftası oturumlarına katılarak Türkiye’nin su yönetimi, tarımsal sulama ve uluslararası su iş birliklerine yönelik yaklaşımını katılımcılarla paylaştı. Tarım ve Orman Bakanlığının açıklamasına göre oturumlarda, Türkiye’nin su kaynaklarının yönetimine ilişkin vizyonunun yanı sıra bölgesel ve küresel ölçekte yürütülen iş birliği çalışmaları ele alındı. Özbekistan ile Su Alanında İş Birliği Oturumlarda, Türkiye ile Özbekistan arasında imzalanan “Su Alanında İş Birliği Yol Haritası” da gündeme geldi. Söz konusu yol haritası, iki ülkenin su alanındaki ortak çalışmalarına yönelik iş birliği çerçevesinde değerlendirildi. COP31 Hazırlıkları Uluslararası Katılımcılarla Paylaşıldı Kahire Su Haftası kapsamında Türkiye’nin 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) için yürütülen hazırlıklar da katılımcılara aktarıldı. Görüşmelerde, Türkiye’nin küresel ölçekte ortak çalışma vizyonu ve su diplomasisine yönelik yaklaşımı üzerinde duruldu. Tarım ve Orman Bakanlığı, Türkiye’nin uluslararası su politikalarında etkin rol üstlenmeye, su yönetimi alanındaki bilgi birikimini paylaşmaya ve ülkeler arası iş birliklerini geliştirmeye devam edeceğini bildirdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.