Hava Durumu

#Doğa Koruma

Kırsal Haber - Doğa Koruma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doğa Koruma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bilim İnsanlarından Uyarı: İğneada Longoz Ormanları Kuraklık Tehdidi Altında Haber

Bilim İnsanlarından Uyarı: İğneada Longoz Ormanları Kuraklık Tehdidi Altında

Bartın ve İstanbul üniversitelerinden araştırmacıların hazırladığı yeni bir çalışma, Türkiye’nin nadir subasar ormanlarından İğneada Longoz Ormanlarının insan baskısı ve iklim değişikliği nedeniyle tehdit altında olduğunu ortaya koyuyor. 1984’ten 2014’e Erikli longozunun %16 daraldığını, Sakagöl longozundaki sulak alanların ise yok olduğunu veya bozulduğunu ortaya koyan araştırmacılar, ormanlardaki dişbudak ve saplı meşe gibi öncü türlerin de azaldığı uyarısında bulunuyor. Bölgedeki ortalama sıcaklıkların 44 sene içinde 1.8 derece yükseldiğini gösteren araştırmaya göre, yakın gelecekte kuraklık daha da artacak. Küresel ısınmanın şiddetlenmeye devam etmesi durumunda, yüzyıl sonunda bölgenin %89’unda yarı-kurak iklimin hakim olacağı hesaplanıyor. Bilim insanları, acilen koruma ve uyum önlemleri alınması çağrısında bulunuyor. Kuru ormanların subasar ormanları ile, derelerin göller, sazlıklar ve kumullarla bir arada bulunduğu nadir bir ekosistem olan İğneada Longoz Ormanları; endemik, nadir ve tıbbi bitki türlerine ev sahipliği yapan, Türkiye’nin önemli bitki alanlarından biri. Aynı zamanda Avrupa’nın en geniş longoz ormanı olan bu bölge, iklim değişikliğine sebep olan karbondioksiti bitki örtüsüne ve toprağa hapsetmede de kritik rol oynuyor. Ne var ki bu özel ekosistem, bugün büyük risk altında. Bartın ve İstanbul üniversitelerinden akademisyenlerin, İğneada Longoz Ormanları’nın 1984’ten itibaren nasıl değiştiğini inceleyen ve hakemli dergi Forests’da yayınlanan makalesi , bölgenin insan baskısı ve iklim değişikliği tarafından tehdit edildiğini ortaya koyuyor. Çalışmanın önemli bulgularından biri, İğneada Longoz Ormanları’nın parçası olan Erikli, Kocagöl ve Sakagöl longozlarından Erikli’nin 1984’ten 2014’e %16 küçülmüş olması (109 hektar). Analize göre bu süre zarfında Sakagöl longozundaki sulak alanlar ise ya yok oldu ya da bozuldu. Ormanlık alanlarda büyük bir azalma yaşanmasa da, ormanların niteliğinde de endişe verici işaretler var: Longoz ormanlarına ilk yerleşen bitkiler arasında yer alan saplı meşe ve dişbudak gibi türlerin giderek azaldığı ve ormandaki varlıklarının risk altında olduğu tespit edildi. Bu durumun temel nedeninin artan insan baskısıyla birlikte kuraklık ve su stresi olduğu düşünülüyor. Nitekim incelenen süre boyunca özellikle en kuru dönemlerde düşen yağışların azaldığı ve ortalama sıcaklıkların 1.8 derece arttığı gözlendi. Farklı iklim senaryoları ışığında yapılan modellemeler, yakın gelecekte durumun vahametinin artacağına işaret ediyor: Emisyonların yüksek seyrettiği senaryoda, bugün büyük ölçüde yarı-nemli olarak sınıflandırılan bölgenin yüzde 88’inde yarı-kurak bir iklimin hakim olacağı öngörülüyor. Çalışmanın yazarlarına göre ‘‘bu ekolojik baskı ve artan kuraklık, bölgedeki hassas ağaç türlerinin gerilemesine ve sulak alanların karbon yutak kapasitesinin zayıflamasına’’ neden oluyor. Araştırmayı yapan bilim insanları, İğneada Longoz Ormanları’nda endemik türlerin ve biyoçeşitliliğin korunması için koruma ve uyum önlemleri alınması çağrısında bulunuyor: ‘‘Istrancalardan bu ekosisteme su taşıyan derelere daha fazla müdahale edilmemeli. Bölgedeki mevcut baraj ve göletlerden, kurak dönemlerde longozun kurumasını önleyecek miktarda ekolojik can suyu salınımı zorunlu hale getirilmeli. Aslında İğneada’yı besleyen tüm su havzası, tek bir koruma planı altında yönetilmeli.’’ Endemik, nadir ve tıbbi bitkilerin yetiştiği özel bir alan Yıldız (Istranca) Dağları’ndan başlayıp Karadeniz’e uzanan dereler, ilkbaharda karların erimesiyle daha coşkun akar. Ne var ki kıyı kumullarını aşıp denizle buluşamazlar. Bu nedenle göller şişer, geriye doğru taşar ve ormanlara doğru yayılır. Derelerin taşıdığı alüvyonlarla beslenen bu verimli topraklarda dört endemik ve 12 nadir bitki türünün yanı sıra 55 tıbbi bitki türü yaşıyor; akçaağaç, ıhlamur, dişbudak ve gürgen gibi birçok değerli ağaç yetişiyor. İğneada Longoz Ormanları’nın 2007’de Milli Park ilan edilmesinin ardından 2014 yılında, Erikli, Kocagöl ve Sakagöl longoz ormanlarının yanı sıra Kocagöl ve Sakagöl arasındaki bölgenin de dahil edildiği kapsamlı bir işletme planı hazırlandı. Forests dergisinde yayınlanan makalede, 1984 yılında hazırlanan işletme planını 2014 planıyla karşılaştıran araştırmacılar, ormanlarda yaşanan arazi kullanım değişikliklerini tespit ettiler. Ayrıca farklı iklim senaryoları doğrultusunda modellemeler yaparak, bölgede iklimin ne şekilde değişeceğini hesapladılar. Erikli longozu daraldı, Sakagöl’deki sulak alanlar yok oldu veya bozuldu Analiz sonucunda, Erikli Longozunun yaklaşık 109 hektar küçüldüğü tespit edildi. Bu daralma, longozun toplam alanının yaklaşık %16’sına denk geliyor. Daha vahim bir tablo ise Sakagöl Longozunda görüldü: Bölgedeki sulak alanların tamamının yok olduğu veya bozulduğu tespit edildi. Bölgedeki tarım arazilerinde ise yaklaşık 30 hektarlık artış tespit edildi. Çalışmanın yazarlarına göre endemik türleri korumak için atılması gereken en öncelikli adım, bu türlerin üzerinde yaşadığı su habitatının acilen geri kazandırılması. Araştırmacılar, ‘‘Ormana su sağlayan sistemi korumazsak, ne kadar çaba sarf edersek edelim, ne Karadeniz Salkımı gibi nadir endemik bitkileri ne de kara leylek gibi canlıları tek tek korumamız mümkün olamaz,’’ diyor. Saplı meşe ve gürgen gibi öncü türlerin bölgedeki varlığı tehlikede 1984 ile 2014 yılı planlarının karşılaştırması, ormanlık alanların hemen hemen aynı kaldığını gösteriyor. Ancak detaylı araştırmalar, ekosistemin sağlığı açısından uyarılar içeren bir durumu ortaya koyuyor: Saplı meşe ve dişbudak gibi kuru ve sıcak koşullara kısmen dayanıklı olan bölgenin öncü türlerinin varlığının kayda değer ölçüde azaldığı görülüyor. Normal şartlarda, dişbudak ve gürgen ağaçlarının popülasyonlarının artmasının bekleneceğini belirten araştırmacılar, bu gerilemenin ardında insan baskısının yanı sıra iklim değişikliğiyle birlikte şiddetlenen ve uzayan kuraklık olaylarının bulunduğunu ifade ediyor. Bilim insanlarına göre alandaki değişim sürecini yansıtan bu eğilim, öncü türlerin ormandan kademeli olarak dışlanmasına yol açabilir. Çalışmanın yazarlarından İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. İrşad Bayırhan, 2014’ten bu yana hem kuraklığın hem de insan baskısının arttığına dikkat çekiyor: ‘‘2014’ten bu yana kuraklık periyotları arttı ve bu durum mevsimsel taban suyu taşkınlarını sekteye uğratıyor. Ayrıca havzaya giren tuzlu su miktarının da arttığı anlaşılıyor. Ayrıca o yıllara göre çok ciddi bir yapılaşma var ve devam eden sanayi projeleri, bölgedeki baskıyı artırabilir.’’ Ancak olumlu gelişmeler de yok değil. Bayırhan, ‘‘Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü, kaçak avcılık, kontrolsüz girişler ve çevre kirliliğine karşı korunması için saha incelemelerini ve fiziksel izleme altyapısını güçlendirmiş görünüyor. Ayrıca bölgenin ekoturizm odağı haline gelmesiyle, bölge halkı ve ziyaretçilerin ormanı koruma konusunda daha güçlü bir farkındalık sahibi olmuş gibi görünüyor,’’ diyor. Sıcaklıklar 44 senede 1.8 derece arttı Çalışılan alanda yapılan uzun süreli gözlemler, 1970 ile 2024 arasındaki 54 senede bölgenin ortalama sıcaklığının 13.09°C, yıllık yağış miktarının ise 817.7 milimetre olduğunu gösteriyor. 1981-2024 yılları arasında yıllık yağışlarda kayda değer bir değişim gözlenmese de analiz sonuçları, özellikle en kuru aylarda yağışların azaldığı ve sıcaklıkların arttığına işaret ediyor. Bu zaman diliminde ortalama sıcaklıkların da yaklaşık 1.8°C arttığı tespit edildi. Uzun sürekli kuraklık ve artan sıcaklıklar gibi iklim kaynaklı stres faktörlerinin giderek öne çıktığı bu dönemde, tarımsal genişleme gibi insan kaynaklı baskılar, ekolojik kırılganlığı daha da artırıyor. İğneada Longoz Ormanları, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli rol oynuyor Kıyı ormanları - ve özellikle İğneada Longoz Ormanları gibi subasar ormanları - iklim değişikliğine sebep olan karbondioksiti hapsetmede kritik rol oynayan, özel ekosistemler. Bunun nedeni, bitki örtüsünün hızla gelişebilmesi ve karbonun hem toprakta hem de bitki örtüsünde depolanabilmesi: Subasar ormanları mevsimsel olarak sular altında kaldığı için, toprak yılın uzun bir bölümünde ıslak kalıyor. Bu da bitki artıklarının daha yavaş çürümesini sağlıyor ve karbon toprakta daha uzun süre saklı kalabiliyor. Dolayısıyla bu ekosistemlerin muhafazası, yalnızca biyoçeşitlilik için değil, iklim değişikliği ile mücadele için de kritik önemde. Ne var ki iklim değişikliği, arazi kullanımında yapılan değişiklikler ve kirlilik, bu ekosistemlerin karbon depolama kapasitelerini ciddi ölçüde tehdit ediyor. Bu çalışma da özellikle kuraklığın ve su stresinin, İğneada Longoz Ormanları’nın hapsedebileceği karbon miktarını azaltabileceği uyarısında bulunuyor. Çalışmanın yazarlarından İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden Prof. Dr. Cem Gazioğlu, ‘‘Kıyı ormanları, kara ve deniz arasında yüksek biyoçeşitliliğe ev sahipliği yapan ve kritik ekolojik görevler üstlenen özel alanlardır. Kıyı ekosistemleri okyanus yüzeyinin çok küçük bir kısmını kaplamasına rağmen, toplam karbon emiliminde büyük bir rol oynar. Bu karbon yutak alanları, iklim değişikliğiyle mücadelede oldukça güçlü savaşçılardır,’’ diyor. ‘‘Bu nedenle ülkemizdeki İğneada Longoz Ormanları'nın mutlak koruma statülerinin tavizsiz biçimde uygulanması gerekiyor.’’ Yüzyıl sonunda bölgede yarı-kurak iklim hakim olabilir Çeşitli iklim senaryoları altında bölge ikliminin ne şekilde değişeceğini iki farklı endeks aracılığıyla değerlendiren bilim insanları, özellikle ciddi iklim politikalarının devreye alınmaması sonucu ortaya çıkacak olumsuz senaryolarda, bugün büyük ölçüde nemli veya yarı-nemli olarak sınıflandırılan bölge ikliminin yüzyıl sonuna doğru kuruyacağını tespit ettiler. Olumsuz iklim senaryolarında daha yüksek öngörü gücüne sahip olduğu belirlenen De Martonne endeksine göre bugün bölgenin %70’i yarı nemli, %1,6’sı nemli, %28.3’ü ise Akdeniz iklimi etkisi altında. Fakat iklim değişikliği ile mücadele başarılı olmazsa, yüzyıl sonuna kadar İğneada Longoz Ormanları’nın %89’unun yarı-kurak bir iklime sahip olacağı ve nemli alanların yüzyıl sonuna kadar tamamen yok olacağı görülüyor. Çalışmanın yazarları arasında yer alan İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden Prof. Dr. Gürcan Büyüksalih, ‘‘Sonuçlarımız, yüksek emisyon senaryolarında bölgenin büyük ölçüde yarı kurak bir iklim kuşağına dönüşebileceğini ve karbon yutak kapasitesinin risk altında olduğunu ortaya koyuyor,’’ diyor. Bu durumun, bölgenin benzersiz biyoçeşitliliğini ve kritik karbon yutak alan işlevini tamamen yitirmesi riskini doğurduğunu vurgulayan Büyüksalih’e göre ‘‘Bu ekolojik çöküşü önlemek adına, bölgeyi besleyen akarsular üzerindeki insan kaynaklı su baskıları azaltılmak ve havza genelinde dinamik, iklim dirençli bir entegre su yönetimi planı hayata geçirmek gerekiyor.’’ Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: https://www.mdpi.com/1999-4907/16/6/976

Eskişehir’in Tek Tescilli Sulak Alanı Balıkdamı’nda 3 Yıllık Onarım Projesi Tamamlandı Haber

Eskişehir’in Tek Tescilli Sulak Alanı Balıkdamı’nda 3 Yıllık Onarım Projesi Tamamlandı

Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde bulunan Balıkdamı Sulak Alanı’nda üç yıldır devam eden ekolojik onarım projesi tamamlandı. Doğa Araştırmaları Derneği öncülüğünde yürütülen çalışmalarla su akışının iyileştirilmesi, istilacı türlerle mücadele edilmesi, biyoçeşitliliğin korunması ve tarımda doğa temelli çözümlerin yaygınlaştırılması hedeflendi. Eskişehir’in önemli doğal yaşam alanlarından Balıkdamı Sulak Alanı’nda üç yıl boyunca sürdürülen ekolojik onarım ve tarımda doğa temelli çözümler projesi tamamlandı. Sivrihisar ilçesi sınırlarında, Sakarya Nehri havzasında yer alan Balıkdamı’nda yürütülen çalışmalarla sulak alanın bozulan ekolojik işlevlerinin iyileştirilmesi ve su kaynaklarının gelecek nesillere aktarılması amaçlandı. Doğa Araştırmaları Derneği (DAD) yürütücülüğünde, Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 5. Bölge Müdürlüğü ortaklığında ve Akdeniz Tatlı Su Ekosistemleri için Donörler Girişimi (DIMFE) mali desteğiyle gerçekleştirilen “Balıkdamı Sulak Alanı’nda Doğa Temelli Çözümlerle Herkes İçin Sürdürülebilir Su” projesi kapsamında, bilimsel araştırmalara dayalı çok sayıda çalışma hayata geçirildi. Balıkdamı’nın Ekolojik Yapısı Koruma Altına Alınmaya Çalışıldı Marnlı ve jipsli bozkır ekosistemleri, tuzcul bataklıklar, sulak çayırlar ve farklı doğal yaşam alanlarını bünyesinde barındıran Balıkdamı, bölgedeki biyolojik çeşitlilik açısından önemli bir yere sahip. Sulak alanın korunması, yalnızca yaban hayatı için değil, çevredeki kırsal alanlarda tarımsal üretimin devamlılığı ve su kaynaklarının sürdürülebilirliği açısından da önem taşıyor. Üç yıl süren proje kapsamında alanın mevcut durumu bilimsel verilerle değerlendirildi. Batimetri çalışmaları, su ve toprak analizleri, biyolojik izleme faaliyetleri ve tarımsal araştırmalar gerçekleştirildi. Uzmanların ve ilgili paydaşların katılımıyla hazırlanan onarım raporu ve haritası doğrultusunda sahadaki uygulamalar planlandı. İstilacı Balık Türüyle Mücadele Edildi Balıkdamı Sulak Alanı’ndaki çalışmaların önemli başlıklarından biri, ekosistemin biyolojik çeşitliliği üzerinde baskı oluşturan istilacı türlerle mücadele oldu. Karabalık veya Afrika kedi balığı olarak bilinen Clarias gariepinus türü balıklar, yöre halkının desteğiyle alandan toplandı. Bu uygulamayla istilacı türün sulak alan ekosistemi üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması hedeflendi. Sakarya Nehri ve Göksu Kaynağı’nda Su Akışı İyileştirildi Sediment birikimi ve aşırı sazlanma nedeniyle su akışının azaldığı Sakarya Nehri ile sığlaşan Göksu Kaynağı’nda bitki ve saz temizliği çalışmaları yapıldı. Planlı saz kesimleriyle açık su yüzeyleri yeniden oluşturulurken kuşların ve diğer canlıların ihtiyaç duyduğu yaşam alanlarının iyileştirilmesine yönelik adımlar atıldı. Çalışmalar sayesinde su akışının kısmen yeniden sağlanmasıyla kurumaya yüz tutan tuzcul bataklıklara su ulaştırıldı. Ayrıca bölgedeki jipsli topraklara özgü endemik bitkilerin ihtiyaç duyduğu nem koşullarının desteklenmesi amaçlandı. Tarımda Doğa Temelli Çözümler Çiftçilere Anlatıldı Proje kapsamında yalnızca sulak alanın doğrudan korunmasına yönelik çalışmalarla yetinilmedi. Tarımsal faaliyetlerin doğal ekosistemler üzerindeki etkilerinin azaltılması ve suyun miktarı ile kalitesinin korunması için de çeşitli çözümler geliştirildi. Tarım uzmanlarının saha gözlemleri, çiftçilerle yapılan görüşmeler ve toprak analizleri sonucunda bölgedeki tarımsal sorunlar belirlendi. Geliştirilen öneriler, çiftçilere yönelik eğitimler, rehber kitaplar ve Eskişehir Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü Müdürlüğü arazisinde gerçekleştirilen örnek uygulamalar aracılığıyla aktarıldı. Sulak Alanların Doğaya ve İnsanlara Katkısı Değerlendirildi Proje süresince doğal alanların insanlara sunduğu faydalar, yani ekosistem hizmetleri de incelendi. Arazi kullanımındaki değişimlerin ekosistemlerin işleyişini ve doğanın sunduğu faydaları olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekildi. Uzmanlar tarafından yapılan değerlendirmelerle doğal alanların korunmasının önemi ortaya konulurken elde edilen bilgiler yöre halkı ve uygulayıcılarla paylaşıldı. Türkiye İçin Sulak Alan Onarım Rehberi Hazırlandı Balıkdamı’nda elde edilen deneyimler, Türkiye genelinde yürütülecek ekosistem onarımı çalışmalarına da katkı sağlayacak. Eskişehir ve Ankara’da farklı paydaşların katılımıyla düzenlenen çalıştayların ardından “Sulak Alan Onarım Rehberi” hazırlandı ve yayımlandı. Bunun yanı sıra Doğaya Güç Kat (DGK) Ağı bünyesindeki sivil toplum kuruluşlarına ve ilgili kamu kurumlarına yönelik teknik eğitimler düzenlendi. Eskişehir, Balıkesir, Bartın, Batman ve Antalya’da gerçekleştirilen bölgesel eğitimlerde sulak alanların önemi, ekosistem onarımı, doğa temelli çözümler ve ekosistem hizmetleri konuları yaklaşık 200 kişiye aktarıldı. Balıkdamı İçin Farkındalık Çalışmaları Yapıldı Proje kapsamında sulak alanların korunması ve onarılmasının önemi konusunda kamu kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmeler gerçekleştirildi. Farklı illerde düzenlenen toplantı ve konferanslarda proje deneyimleri paylaşılırken Dünya Sulak Alanlar Günü ve Dünya Çevre Günü gibi özel günlerde çeşitli farkındalık etkinlikleri düzenlendi. Gençlerin ve çocukların da katıldığı etkinliklerle doğal yaşam alanlarının korunması konusunda toplumsal bilincin artırılması hedeflendi. Bozulan Ekosistemlerin Onarılması Küresel Hedefler Arasında Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi, 2030 yılına kadar bozulmuş ekosistemlerin en az yüzde 30’unun etkili restorasyon çalışmalarına konu edilmesini hedefliyor. Balıkdamı’nda tamamlanan üç yıllık proje, sulak alanların korunması, su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve tarımsal üretimle doğal yaşam arasındaki dengenin güçlendirilmesi açısından önem taşıyor. Su kaynaklarının giderek azaldığı günümüzde, doğal alanların mevcut durumuyla korunması ve bozulan ekosistemlerin bilimsel yöntemlerle onarılması büyük önem taşıyor. Balıkdamı’nda yürütülen çalışmalar da sulak alanların yalnızca yaban hayatı için değil, tarımın sürdürülebilirliği ve gelecek nesillerin suya erişimi açısından da vazgeçilmez olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Başkan Büyükakın: “Geyik Muhabbeti Yapmıyoruz Geleceğimiz İçin Çalışıyoruz” Haber

Başkan Büyükakın: “Geyik Muhabbeti Yapmıyoruz Geleceğimiz İçin Çalışıyoruz”

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Ormanya’da yetiştirdiği 9 kızıl geyiği Kuzuyayla’da doğal yaşamla buluşturdu. Böylece Kızıl Geyik Yerleştirme Projesi kapsamında iki yılda doğaya salınan geyik sayısı 39’a ulaştı. Doğayı korumanın gelecek nesillere karşı sorumluluk olduğunu vurgulayan Başkan Tahir Büyükakın, “Bugünü çocuklarımızdan emanet aldık. Bu emaneti onlara bırakmak için çalışıyoruz. Biz geyik muhabbeti yapmıyoruz, ülkemizin geleceği için çalışıyoruz” dedi. 2 YILDA 39 KIZIL GEYİK DOĞAYA SALINDI Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, biyolojik çeşitliliğin korunması ve yaban hayatının güçlendirilmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Büyükşehir Belediyesinin doğal yaşam merkezi Ormanya’da özenle yetiştirilen kızıl geyikler, Kızıl Geyik Yerleştirme Projesi kapsamında doğal yaşam alanlarına kavuşuyor. Projenin yeni aşamasında 9 kızıl geyik daha Kuzuyayla’da doğaya salınırken, 2024-2025 döneminde doğayla buluşturulan 30 geyikle birlikte toplam sayı 39’a yükseldi. Kuzuyayla Tabiat Parkı’nda düzenlenen programa Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’ın yanı sıra Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Berna Abiş, Kartepe Belediye Başkanı Mustafa Kocaman, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar 1. Bölge Müdürü Fahrettin Ulu, Kocaeli İl Tarım ve Orman Müdürü Ali Ulvi Özerdem, Kocaeli Kültür ve Turizm İl Müdürü Fatih Taşdelen, Kocaeli Kent Konseyi Başkanı Ceyhun Yalçın ve AK Parti Kartepe İlçe Başkanı Murat Yılmaz katıldı. BÜYÜKAKIN’DAN GELECEK NESİLLER İÇİN ÇEVRE MESAJI Kızıl geyiklerin doğaya salınmasının yalnızca bir yaban hayatı projesi olmadığını, ekolojik dengenin korunması ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakılması açısından da büyük önem taşıdığını belirten Başkan Büyükakın, doğal yaşamdan kopuşun insanlığı ciddi risklerle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekti. “BUGÜNÜ ÇOCUKLARIMIZDAN EMANET ALDIK” Şehir yaşamının yoğun temposu içinde vatandaşların huzurunu ve yaşam kalitesini artırmaya çalışırken gelecek nesilleri de unutmadıklarını ifade eden Başkan Büyükakın, “Bütün konsantrasyonumuz, hemşehrilerimizin rahat etmesi ve huzurlu olması. Bir yandan bugün hayatı kolaylaştıracak işler yaparken diğer yandan çocuklarımızın yarın mutlu bir şekilde yaşayacakları Kocaeli’yi onlara miras bırakmayı hedefliyoruz. Asıl önemli olan bu. Bugünü çocuklarımızdan emanet aldık. Bu emaneti onlara bırakmak için çalışıyoruz. Yaban hayatını korumak ve sürdürülebilirliğine katkıda bulunmak, insanoğlunun yapabileceği en bilgece davranışlardan biri” diye konuştu. “İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ARTIK İKLİM KRİZİNE DÖNÜŞTÜ” Küresel iklim krizinin uzun yıllardır bilim insanları tarafından gündeme getirildiğini hatırlatan Büyükakın, insanlığın doğayla kurduğu ilişkiyi yeniden gözden geçirmesi gerektiğini vurguladı. Büyükakın, “1990’ların sonunda ve 2000’lerin başında akademisyenler küresel iklim değişikliğiyle ilgili uyarılar yapmaya başlamıştı. Birleşmiş Milletler de bu uyarıların ciddiye alınması için çeşitli konferanslar düzenledi. Küresel iklim değişikliği olarak ifade edilen mesele, bugün artık iklim krizine dönüştü. İnsanoğlu, doğadaki varoluşunu sürdüremeyeceği şekilde hareket ediyor. Böyle yaşamaya devam edersek nehirdeki son balık tükendiğinde paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacağız” ifadelerini kullandı. “KARBON EMİSYONUNU AZALTMAK ZORUNDAYIZ” Küresel iklim krizinin etkilerinin yerel ölçekte de hissedildiğini belirten Başkan Büyükakın, Kartepe bölgesinde metrekareye 150-200 kilogram yağış düştüğünü, yürütülen çalışmalar sayesinde büyük çaplı zararların önüne geçildiğini ifade etti. İklim krizinin etkilerini azaltmak için küresel ölçekte somut adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Büyükakın, su kıtlığı, gıda krizleri ve zorunlu göç gibi tehlikelere dikkat çekti. Büyükakın, “İklim krizi bu şekilde devam ederse su kıtlığı ve gıda krizleri yaşanacağı, insanların zorunlu göçe maruz kalacağı yönünde raporlar var. İnsanoğlu böyle devam ederse kendine yaşayacak alan bulamayacak. Geleceğin dünyasına ilişkin projeksiyonlar, tadı değişen meyveleri bile bulamayabileceğimizi gösteriyor. Bu gidişata karşı tedbir almak zorundayız” dedi. “BÜTÜN ÇALIŞMALARIMIZIN TEMELİNDE DOĞAYI KORUMAK VAR” Büyükşehir Belediyesinin çevre ve altyapı yatırımlarının bütüncül bir anlayışla yürütüldüğünü belirten Başkan Büyükakın, denizlerin ve nehirlerin temizlenmesinden kanalizasyon yatırımlarına kadar pek çok çalışmanın ekolojik dengenin korunmasıyla doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Büyükakın, “Denizi temizlerken de nehirlere balık bırakırken de altyapı ve kanalizasyon çalışmaları yaparken de aslında bütün bu hikâyeyi düşünerek hareket ediyoruz. Meseleye bu açıdan baktığımızda yaptığımız çalışmalar anlam kazanıyor. İnsanoğlu, ekosistemin döngüsünü tam olarak hesap edemiyor. Yaban hayatını korumaya yönelik çalışmalarımızda kızıl geyiklerin de bu ekosistemin önemli bir parçası olduğunu gördük. Onlar, ormanın doğal döngüsüne katkı sağlayacak” diye konuştu. “DOĞAYI TAHRİP ETMEDEN VAR OLMALIYIZ” Doğal kaynakların bilinçsizce tüketilmesinin insanlığın geleceğini tehdit ettiğini belirten Büyükakın, üretim ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi gerektiğini vurguladı. Doğayı korumanın yalnızca hayvanları doğal yaşam alanlarına bırakmaktan ibaret olmadığını ifade eden Büyükakın, şöyle konuştu: “Yaptıklarımız, 39 geyik bırakmaktan ibaret değil. Doğayı tahrip etmeden ihtiyaçlarımızı karşılamak, yok etmeden var etmek gerekiyor. Bir taraftan tarım yapmak için ormanları yok ediyor, diğer taraftan gıda israfıyla kaynaklarımızı tüketiyoruz. Oysa doğal dengeyi korumadan geleceğimizi güvence altına alamayız.” “BİZ GEYİK MUHABBETİ YAPMIYORUZ” Doğanın korunması için yerel yönetimlerin çabalarının tek başına yeterli olmayacağını, toplumun bütün kesimlerinin sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Başkan Büyükakın, çevre çalışmalarının günlük tartışmaların ötesinde değerlendirilmesi çağrısında bulundu. Büyükakın, “Tek başımıza yaptıklarımızla bu iş hallolmaz. Ama biz kızıl geyikleri doğaya salmaya, nehirlere balıkları bırakmaya devam edeceğiz. Birilerinin de bu sürece ayak uydurması gerekiyor. Önce insanları ikna etmemiz, bunun için de düşünce biçimimizi değiştirmemiz lazım. Biz bunları yaparken önümüze engel çıkarılmaması gerekiyor. Biz geyik muhabbeti yapmıyoruz, ülkemizin geleceği için çalışıyoruz” ifadelerini kullandı. “KISIR TARTIŞMALARLA GELECEĞİMİZİ KAYBETMEMELİYİZ” Çevreyi korumaya ve şehirleri daha yaşanabilir hale getirmeye yönelik çalışmaların ortak bir sorumluluk olarak sahiplenilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Büyükakın, sözlerini şöyle tamamladı: “Gündemin kısır tartışmalara dahil edilmesiyle topyekûn memleketi kaybediyoruz. Bu çalışmaların tüm memleket tarafından sahiplenilmesi için anlatmaya devam edeceğiz. Dünyanın ve ülkemizin uzun vadeli hayrına olacak güzel işlere imza atıyoruz. Kartepe’mize, şehrimize, ülkemize ve dünyamıza hayırlı olmasını diliyorum.” “KIZIL GEYİKLER KARTEPE’NİN GÜZELLİĞİNE DEĞER KATIYOR” Kartepe Belediye Başkanı Mustafa Kocaman da Kartepe’nin doğal güzelliklerinin korunması ve yaban hayatının zenginleştirilmesine yönelik katkılarından dolayı Başkan Büyükakın’a teşekkür etti. Kızıl geyiklerin doğayla buluşturulmasının bölgenin doğal güzelliklerine ayrı bir değer kattığını belirten Kocaman, “Samanlı Dağlarımızda o güzel geyiklerimizi doğaya salıyoruz. Birçok program ve turizm faaliyeti gerçekleştiriyoruz ancak bunların içindeki en doğal olanı kızıl geyiklerin salınması. Kartepe’nin güzelliğine ne kadar değer katıyor. Mavinin, gölün ve doğanın güzelliğini, canlı çeşitliliğini koruyarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Başkanımızın şahsında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bu güzelliklerin artmasını temenni ediyorum” diye konuştu. KUZUYAYLA’DA YABAN HAYATI VE TURİZM BİRLİKTE GELİŞİYOR Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar 1. Bölge Müdürü Fahrettin Ulu, kızıl geyiklerin Samanlı Dağları bölgesine salınmasının yaban hayatının korunması ve geliştirilmesi açısından önem taşıdığını belirtti. Çalışmanın bölgenin turizm potansiyeline de katkı sağlayacağını ifade eden Ulu, “Asıl amacımız, kış turizmi, ekoturizm ve doğa yürüyüşlerinin yapıldığı bu bölgede geyik üretimini desteklemek ve bilimsel veriler ışığında doğayı korumak. Geçen yıl Kuzuyayla’yı 300 bin kişi ziyaret etti. Yapılan yatırımlarla bu sayının 2-3 katına çıkacağını öngörüyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi. ORMANYA’DAN DOĞAL YAŞAMA UZANAN KORUMA PROJESİ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı koordinasyonunda, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen proje, bölgede kızıl geyik popülasyonunun güçlendirilmesini hedefliyor. Ormanya’da yetiştirilen ve bakımları titizlikle gerçekleştirilen geyikler, gerekli hazırlıkların ardından doğal yaşam koşullarına uygun alanlara bırakılıyor. Samanlı Dağları ve Kandıra ormanları başta olmak üzere uygun yaşam alanlarına yönelik çalışmalarla bölgenin biyolojik çeşitliliğinin desteklenmesi amaçlanıyor. ORMANYA, KIZIL GEYİKLERİN YUVASI OLUYOR Ormanya, kızıl geyiklerin bakımının yapıldığı, üremelerinin ve korunmalarının desteklendiği önemli bir merkez olarak öne çıkıyor. Ormanya’da 2024 yılında 17 kızıl geyik yavrusu dünyaya gelirken, kızıl geyik üretiminde yaklaşık yüzde 20 artış sağlandığı bildirildi. Merkezde yürütülen çalışmalar, yaban hayatının devamlılığına ve kızıl geyiklerin doğal yaşam alanlarında varlıklarını sürdürmelerine katkı sağlıyor. HEDEF, SAĞLIKLI VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR YABAN HAYATI Projede kızıl geyik sayısını artırmanın yanı sıra genetik çeşitliliğin korunmasına da önem veriliyor. Ormanya’daki sürülerde yürütülen çalışmalarla baskın erkek bireylerin değiştirilmesi ve yakın akraba çiftleşmesi riskinin azaltılması hedefleniyor. Böylece doğaya bırakılan geyiklerin uzun vadede sağlıklı bir popülasyon oluşturmasına katkı sağlanması amaçlanıyor. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Ormanya’nın uzmanlığını ve deneyimini yaban hayatının korunması için değerlendirerek insanla doğa arasındaki uyumun güçlendirilmesine katkıda bulunuyor. Kızıl geyiklerin doğal yaşam alanlarında yeniden varlık göstermesini hedefleyen proje, biyolojik çeşitliliği koruma ve doğal mirası gelecek nesillere aktarma sorumluluğunun önemli bir örneğini oluşturuyor.

Doğa Temelli Çözümler Projesi 7 İlde Hayata Geçiriliyor Haber

Doğa Temelli Çözümler Projesi 7 İlde Hayata Geçiriliyor

Tarım ve Orman Bakanlığı ile FAO iş birliğinde yürütülen Doğa Temelli Çözümler Projesi kapsamında, 7 pilot ilde sürdürülebilir arazi yönetimi, toprak ve su kaynaklarının korunması ile iklim değişikliğine dayanıklı tarımsal üretim uygulamaları geliştirilecek. Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) iş birliğinde yürütülen, Küresel Çevre Fonu (GEF) tarafından finanse edilen ve Doğa Koruma Merkezi (DKM) tarafından uygulanan Doğa Temelli Çözümler Projesi’nin açılış çalıştayı, 19-20 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştiriliyor. Tarım Reformu Genel Müdürü Dr. Osman Yıldız’ın açılış konuşmasıyla başlayan çalıştayda, iklim değişikliğine dayanıklı tarım, kuraklıkla mücadele, sürdürülebilir arazi yönetimi ve doğal kaynakların korunmasına yönelik uygulamalar ele alınıyor. 7 pilot ilde 48 ay sürecek Bingöl, Kahramanmaraş, Kars, Nevşehir, Niğde, Tekirdağ ve Sivas’ta uygulanacak proje, 48 ay boyunca sürdürülecek. Buğday üretimi, hayvancılık ve mera yönetiminde doğa temelli çözümlerin yaygınlaştırılmasını amaçlayan proje kapsamında; 5 bin hektar bozulmuş arazinin restore edilmesi, 800 bin hektar alanda sürdürülebilir arazi yönetimi uygulamalarının geliştirilmesi, Yaklaşık 5,2 milyon ton CO₂ eşdeğeri iklim faydası sağlanması hedefleniyor. Toprak ve su kaynaklarının korunması ön planda Bakanlığın su merkezli tarımsal üretim planlaması ve kuraklıkla mücadele politikalarıyla uyumlu yürütülen projede, biyolojik çeşitliliğin geliştirilmesi ve tarım-gıda sistemlerinin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığının artırılması öncelikli konular arasında yer alıyor. Çalıştayın ilk gününde projenin ulusal ve uluslararası çerçevesi değerlendirilirken kamu kurumları, çiftçiler ve özel sektörün sağlayabileceği katkılar görüşüldü. İkinci gününde ise 7 pilot ilin Tarım ve Orman Müdürlükleri, mevcut durumlarını ve uygulama önceliklerini katılımcılara sunacak. Pilot iller için ortak yol haritası oluşturulacak Kamu kurumları, üniversiteler, araştırma kuruluşları, üretici örgütleri, kooperatifler, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla yürütülen çalıştayda, pilot illerde uygulanabilecek doğa temelli çözümler ve öncelikli çalışma alanları belirlenecek. Çalıştay sonucunda paydaşların teknik, kurumsal ve finansal katkılarının değerlendirilmesi ve projenin uygulama sürecine yön verecek ortak yol haritasının oluşturulması amaçlanıyor.

Gediz Deltası’nda 5 Yıllık Doğa Seferberliği Haber

Gediz Deltası’nda 5 Yıllık Doğa Seferberliği

İzmir’de bulunan Gediz Deltası’nın ekolojik yapısını korumak ve biyolojik çeşitliliğini güçlendirmek amacıyla 2026-2031 yıllarını kapsayan beş yıllık restorasyon projesi hayata geçiriliyor. Akdeniz Havzası’nın önemli sulak alanlarından Gediz Deltası’nın doğal yapısını korumak ve ekosistemini yeniden canlandırmak amacıyla kapsamlı bir restorasyon projesi başlatıldı. Doğa Koruma ve Millî Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü ile Doğa Derneği ortaklığında yürütülecek proje, uluslararası paydaşların iş birliği ve ELSP desteğiyle gerçekleştirilecek. Gediz Deltası’nın ekosistemi güçlendirilecek “Nehir ve Denizin Güçlerinden Yararlanarak Gediz Deltası’nı Yeniden Canlandırmak Projesi”nin lansmanı İzmir’de düzenlendi. 2026-2031 yılları arasında uygulanacak proje kapsamında, deltanın ekolojik yapısının korunması ve bölgedeki biyolojik çeşitliliğin desteklenmesi hedefleniyor. Sulak alanlar, çok sayıda canlı türüne yaşam alanı sunmaları ve doğal ekosistemlerin devamlılığı açısından önemli bir role sahip. Gediz Deltası için yürütülecek restorasyon çalışmaları da bölgenin doğal değerlerinin korunmasına ve ekosistemin sürdürülebilirliğine katkı sağlamayı amaçlıyor. Gediz Deltası’nın geleceği için uzun vadeli çalışma Beş yıllık proje, Gediz Deltası’nın doğal yaşam alanlarının korunmasına yönelik uzun vadeli bir çalışma niteliği taşıyor. DKMP Genel Müdürlüğü ve Doğa Derneği öncülüğünde, uluslararası iş birliğiyle yürütülecek çalışmalarla deltanın ekolojik değerlerinin gelecek nesillere aktarılması hedefleniyor.

Karaakbaba'nın Yaşam Alanları Uyduyla İzlenecek Haber

Karaakbaba'nın Yaşam Alanları Uyduyla İzlenecek

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, nesli tehdit altında bulunan 4 akbaba türünün korunmasına yönelik bilimsel çalışmalarını sürdürüyor. Daha önce küçük akbabaları uydu vericileriyle takip eden Hayvanat Bahçesi, şimdi de tedavi edilip rehabilitasyon süreci tamamlanan bir kara akbabaya uydu vericisi takarak, kuşu Muttalip’te doğaya bıraktı. Kara akbabanın hareketleri, beslenme ve dinlenme alanları ile kullandığı yaşam alanları uydu üzerinden takip edilecek. Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Hayvanat Bahçesi, yaban hayatının korunmasına yönelik bilimsel izleme çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Akbaba türlerinin yaşam alanlarının ve hareketlerinin belirlenmesi amacıyla yürütülen çalışmalar kapsamında, bu kez bir kara akbabaya uydu vericisi takıldı. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi, Kuzey Doğa Derneği, Koç Üniversitesi ve ABD’deki Utah Üniversitesinin iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında küçük akbabalardan sonra ilk kez bir kara akbabasına uydu takip cihazı takıldı. Uzmanlarca yeniden doğaya bırakılan kuş, Türkiye'deki üreme alanlarından Eskişehir'de takip edilecek. KARA AKBABANIN HAREKETLERİ UYDU ÜZERİNDEN İZLENECEK Doğaya bırakılan kara akbabanın üzerine yerleştirilen uydu vericisi sayesinde kuşun hareketleri ve kullandığı alanlar düzenli olarak takip edilecek. Verici Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü uzman personelleri tarafından uygun yöntemle takıldı. Çalışmadan elde edilecek verilerle kara akbabanın gün içerisinde kullandığı alanların yanı sıra üreme, beslenme ve dinlenme bölgelerinin belirlenmesi, hareket alanının ortaya çıkarılması ve göç dönemlerindeki güzergâhlarının takip edilmesi hedefleniyor. Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı Hayvanat Bahçesi tarafından daha önce gerçekleştirilen çalışmalarda küçük akbabalara da uydu vericileri takılarak türün hareketleri ve göç güzergâhları izlenmişti. Kara akbabanın da çalışmaya dâhil edilmesiyle Eskişehir’de akbaba türlerine yönelik bilimsel izleme faaliyetlerinin kapsamının genişletilmesi amaçlanıyor. AKBABALAR EKOLOJİK DENGENİN ÖNEMLİ PARÇASI Doğal yaşamın önemli unsurlarından olan akbabalar, doğada bulunan hayvan leşlerini tüketerek hastalıkların yayılmasının önlenmesine ve ekosistemin doğal temizliğinin sağlanmasına katkıda bulunuyor. Bu nedenle akbaba popülasyonlarının izlenmesi, üremeleri, yaşam alanlarının belirlenmesi ve karşı karşıya oldukları tehditlerin ortaya çıkarılması, türlerin korunması açısından büyük önem taşıyor. Uydu takip çalışmasıyla elde edilecek bilimsel verilerin, kara akbabanın yaşam alanlarının daha iyi anlaşılmasına ve türün korunmasına yönelik çalışmalara katkı sağlaması bekleniyor. BİLİMSEL VERİLER DOĞA KORUMA ÇALIŞMALARINA KATKI SAĞLAYACAK Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi, gerçekleştirdiği çalışmalarla yalnızca hayvanların bakım ve rehabilitasyonuna değil, aynı zamanda yaban hayatının izlenmesi ve korunmasına yönelik bilimsel çalışmalara da katkı sunuyor. Kara akbabanın uydu vericisiyle takip edilmesiyle elde edilecek verilerin, türün hareketleri ve yaşam alanları hakkında önemli bilgiler ortaya koyması ve akbabaların korunmasına yönelik çalışmalara bilimsel kaynak oluşturması hedefleniyor.

Doğa Temelli Çözümler Projesinin Hazırlıkları Tamamlandı Haber

Doğa Temelli Çözümler Projesinin Hazırlıkları Tamamlandı

Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü (TRGM) ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) iş birliğinde yürütülecek, Küresel Çevre Fonu (GEF) finansmanıyla desteklenen ve Doğa Koruma Merkezi (DKM) tarafından uygulanacak "Doğa Temelli Çözümler Yoluyla Tarım-Gıda Sisteminin Sürdürülebilirliğinin ve Dayanıklılığının Artırılması Projesi"nin hazırlık çalışmaları tamamlandı. Türkiye, Küresel Programın Parçası Olacak Türkiye, Çin, Hindistan, Arjantin ve Kazakistan'ın da aralarında bulunduğu 32 ülkenin yer aldığı GEF Gıda Sistemleri Entegre Programı'nın önemli bir bileşeni olarak projede yer alacak. Proje, özellikle buğday üretimi ile hayvancılık ve mera sistemleri olmak üzere iki kritik üretim alanına odaklanacak. Proje 6 İlde Hayata Geçirilecek Proje; Tekirdağ, Niğde, Nevşehir, Bingöl, Kahramanmaraş ve Kars olmak üzere 6 ilde uygulanacak. Projenin temel amacı, doğa temelli çözümleri tarım sektörüne entegre ederek gıda sistemlerinden kaynaklanan çevresel baskıların azaltılmasına katkı sağlayacak. Bu kapsamda biyolojik çeşitlilik kaybı, toprak bozulumunun artması, tatlı su kaynakları üzerindeki baskı, tarımsal besin kirliliği ve sera gazı emisyonları gibi temel çevresel sorunların azaltılması hedefleniyor. Kurumsal İş Birliği ve Yeni Mekanizmalar Proje kapsamında kurumlar arasındaki koordinasyonu güçlendirecek mekanizmalar ile özel sektör ve üretici temsilcilerini bir araya getiren iş birliği platformları oluşturulacak; doğa temelli çözümlerin ulusal politika ve stratejilere entegrasyonunu destekleyecek yol haritası, uygulama rehberleri ve kapasite geliştirme programları hazırlanacak. Sürdürülebilir Üretim ve Karbon Emisyonlarının Azaltılması Buğday ve hayvancılık değer zincirlerinde sürdürülebilir üretimi desteklemek amacıyla ürün takip ve izlenebilirlik sistemleri, sürdürülebilirlik standartları ve finansman mekanizmaları geliştirilecek; özel sektör yatırımları ile kamu-özel sektör iş birlikleri teşvik edilecek. Pilot illerde doğa temelli uygulamalar hayata geçirilerek 5 bin hektar bozulmuş alan restore edilecek, 800 bin hektar tarımsal alanda sürdürülebilir yönetim uygulamalarının yaygınlaştırılması desteklenecek ve yaklaşık 5,2 milyon ton karbondioksit eşdeğeri sera gazı emisyonunun azaltılması veya tutulması sağlanacaktır. Eğitim ve Kapasite Geliştirme Faaliyetleri Ayrıca çiftçiler, teknik personel, kooperatifler ve özel sektör temsilcilerine yönelik eğitim, yayım ve kapasite geliştirme faaliyetleri yürütülerek 5 bin 386 doğrudan yararlanıcıya ulaşılması hedefleniyor. Proje kapsamında geliştirilecek izleme, raporlama ve doğrulama sistemi ile bilgi yönetimi ve deneyim paylaşım mekanizmaları sayesinde uygulama sonuçları izlenecek, başarılı örneklerin ulusal ölçekte yaygınlaştırılması desteklenecek. 48 Ayda Sürdürülebilir Dönüşüme Katkı Sağlayacak 48 ay süreyle uygulanacak projenin, Türkiye'de tarım ve gıda sistemlerinin sürdürülebilir dönüşümüne, kırsal alanlarda iklim dayanıklılığının artırılmasına ve doğa temelli çözümlerin yaygınlaştırılmasına önemli katkılar sunması bekleniyor.

Bursa’da Kızıl Geyik Avı İhalesine Büyük Tepki Haber

Bursa’da Kızıl Geyik Avı İhalesine Büyük Tepki

Bursa’da meslek odaları, çevre örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü önünde bir araya gelerek kızıl geyiklerin ava açılmasına yönelik ihale sürecini protesto etti. "Sadece Kızıl Geyiği Değil, Bursa’nın Yaşam Hakkını Savunuyoruz" başlıklı açıklamada, doğanın bir meta olmadığına dikkat çekildi. ​Bursa Tabip Odası, Bursa Barosu, Doğader ve çok sayıda TMMOB birimine bağlı odanın katılımıyla düzenlenen ortak basın açıklamasında, av ihalelerinin sadece yaban hayatına değil, ekolojik dengeye de büyük zarar verdiği vurgulandı. Açıklamayı okuyan Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal, yaşamın bütüncül olduğunu ve doğanın ekonomik bir kazanç kapısı olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. ​"Doğa, Alınıp Satılacak Bir Meta Değildir" ​Bursa'nın çevre sorunlarına dikkat çeken Baysal, "Bir canlının yaşamını ekonomik bir değere indirgemek, doğayı yalnızca gelir getiren bir kaynak olarak gören anlayışın sonucudur. Oysa doğa; alınıp satılacak, ihale edilecek bir meta değil, yaşamın ta kendisidir" ifadelerini kullandı. ​Açıklamada, Bursa'nın karşı karşıya kaldığı çevresel tahribatlar şu başlıklarla sıralandı: ​Tarım Alanlarının Kaybı: Sanayileşme ile verimli toprakların daralması. ​Su Kaynakları: Nilüfer Çayı’nın kirliliği ve İznik Gölü’ndeki su kaybı. ​İklim Krizi: Kuraklık ve ekosistem üzerindeki baskı. ​Müsilaj Sorunu: Marmara Denizi’ndeki ekolojik alarm. ​"Tek Sağlık Yaklaşımı Şart" ​Sağlıklı bir gelecek için "Tek Sağlık" (One Health) yaklaşımının önemine vurgu yapan kuruluşlar, insan sağlığının hayvan ve çevre sağlığından ayrı düşünülemeyeceğini belirtti. Kızıl geyiklerin, orman ekosisteminin yenilenmesinde kritik bir rol oynadığını ifade eden örgütler, yaban hayvanlarının yaşam hakkını savunmanın aslında geleceği savunmak olduğunu dile getirdi. ​Yaren Leylek Örneği ile Doğayla Uyum Çağrısı ​Açıklamada, doğaya karşı değil, doğayla uyum içinde yaşamanın mümkün olduğu Bursa'nın simgelerinden olan Yaren Leylek ve Adem Yılmaz dostluğu ile örneklendirildi. "Doğayla mücadele ederek değil, doğayla uyum içinde yaşayarak da üretebilir ve geleceğimizi güvence altına alabiliriz" denilen açıklamada, bilimi esas alan bir koruma anlayışı talep edildi. ​Basın açıklaması, "Bursa'nın geleceği, ancak doğası kadar güçlü olacaktır" mesajıyla ve tüm doğal varlıklara sahip çıkma kararlılığıyla sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.