Hava Durumu

#Doğal Afetler

Kırsal Haber - Doğal Afetler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doğal Afetler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Soğan Üreticilerinden Uyarı: "Sorun İthalat Değil, Üretimin Sürdürülebilirliği!" Haber

Soğan Üreticilerinden Uyarı: "Sorun İthalat Değil, Üretimin Sürdürülebilirliği!"

Son dönemde artan soğan fiyatları Türkiye gündemindeki yerini korurken, Soğan Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği (SO-DER) yaşananların perde arkasını açıkladı. Soğan Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği Başkanı Reşit Kaya, artışın temelinde ithalatın değil, üretimin yok olma noktasına gelmesinin yattığını belirterek, yerli üretimi destekleyecek kalıcı adımlar çağrısında bulundu. SO-DER Başkanı Kaya yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "​Son günlerde soğan fiyatlarında yaşanan keskin yükseliş, kamuoyunda ithalat politikaları üzerinden tartışılmaktadır. Ancak SO-DER olarak açıkça ifade ediyoruz ki, bu fiyat hareketinin temelinde ithalat değil, Türkiye’de kuru soğan üretiminin sürdürülemez hale gelmesi ve çiftçilerimizin büyük bir kısmının üretimi terk etmek zorunda kalması yatmaktadır. Fiyat artışını üreticinin kazancına bağlamak gerçeği yansıtmamaktadır; aksine, üretici yıllardır zarar etmiş, bugün elinde ürün kalmayan çiftçimiz fiyat artışından pay alamamaktadır. ​Üretim maliyetleri açısından Türkiye ile rakip ülkeler arasındaki uçurum her geçen gün büyümektedir. Özbekistan, İran ve Mısır gibi ülkelerde bir kilogram soğanın üretim maliyeti yaklaşık 4-5 TL seviyesindeyken, Türkiye’de bu maliyet hasat işçiliği de dahil olmak üzere 15 TL’nin üzerine çıkmıştır. Bu farkın en çarpıcı örneği işçilik ücretlerinde görülmektedir: Mısır’da bir tarım işçisinin günlük yevmiyesi yaklaşık 3 dolar iken, Türkiye’de bu rakam 30 dolara ulaşmaktadır. Mazot, gübre, ilaç ve diğer girdilerde de benzer oranda bir fark bulunmakta; bu da yerli üreticinin uluslararası pazarda rekabet etme şansını ortadan kaldırmaktadır. Ne yazık ki çiftçilerimiz, yıllarca soğanını üretim maliyetinin üçte biri gibi sembolik fiyatlara satmak zorunda kalmış, artan borç yükü ve azalan gelir nedeniyle ekim alanlarını sürekli daraltmıştır. Bu süreçte yaşanan kuraklık, sel ve don gibi doğal afetler ise üretimdeki düşüşü daha da hızlandırmıştır. SO-DER olarak 2018 yılından bu yana her platformda hükümete sesimizi duyurmaya çalıştık; zaman zaman ihracat destekleri verilmiş olsa da yüksek girdi maliyetleri nedeniyle bu destekler kalıcı çözüm olmaktan uzak kalmıştır. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye genelinde yalnızca Amasya, Bursa ve bazı ilçelerde çok sayıda üreticinin elinde ürün kalmıştır. Mevcut durumda soğanın kilogram fiyatı 50 TL seviyesine ulaşmıştır. Ancak bu fiyat artışında en çok yerli üretici değil, Türkiye’ye ürün satan Mısır, Özbekistan ve İran gibi ülkeler faydalanacaktır. Çünkü yerli üreticinin elinde satacak yeterli ürünü kalmamıştır; arz açığı ithalatla kapatılmaya çalışıldığında, fiyatlardaki yükseliş doğrudan yabancı üreticilerin lehine işleyecektir. Bu durum, hem ülke tarımının geleceği hem de gıda güvenliği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. SO-DER olarak net bir şekilde belirtmek isteriz: Biz üreticiler ne soğanı 5 TL’ye ne de 50 TL’ye satmak istiyoruz. Bizim talebimiz, üretim maliyetlerimizi karşılayan ve sürdürülebilir üretimi mümkün kılan adil bir fiyatın oluşmasıdır. Bugün bir kilogram soğanın gerçek üretim maliyeti 17-18 TL seviyesindedir. Bu maliyetin üzerine yalnızca %10-15 oranında makul bir kâr eklendiğinde, üreticinin eline geçmesi gereken fiyat 22-23 TL civarındadır. Bu rakam, çiftçinin bir sonraki yıl yeniden ekim yapabilmesi, mevcut borçlarını ödeyebilmesi ve üretim faaliyetine devam edebilmesi için zorunlu olan asgari gelir düzeyidir. Eğer bu makul fiyat seviyesi sağlanamazsa, üretim her geçen yıl daha da azalacak, Türkiye ithalata daha fazla bağımlı hale gelecek ve tüketiciler çok daha yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalacaktır. Unutulmamalıdır ki üreticinin kazanması, tüketicinin kaybetmesi anlamına gelmez. Asıl amaç, üretimin devam ettiği, çiftçinin ayakta kaldığı ve tüketicinin uygun fiyatla ürüne ulaşabildiği sürdürülebilir bir tarım politikasının inşa edilmesidir. ​Bu noktada, kuru soğan ithalatına ilişkin son düzenlemeyi de değerlendirmek gerekir. Resmî Gazete’de 11 Temmuz 2026’da yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile kuru soğan ithalatında yüzde 49,5 olan gümrük vergisi yüzde 5’e düşürülmüş ve bu uygulamanın 31 Ağustos 2026’ya kadar devam edeceği açıklanmıştır. Ne var ki, 2019 yılında da benzer bir yol izlenmiş, o dönemde soğan fiyatlarındaki artış gerekçesiyle ithalatta gümrük vergisi sıfırlanmış ve Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) soğan ithalatı gerçekleştirmiştir. Ancak bu tür geçici önlemler, sorunun kaynağına inmeden yalnızca acil fiyat baskısını hafifletmeye yarar; kalıcı çözüm ise üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve çiftçinin desteklenmesinden geçer. SO-DER olarak bir kez daha vurguluyoruz: Kalıcı çözüm ithalatı artırmak değil, yerli üretimi maliyet bazında destekleyerek sürdürülebilir kılmaktır. Hükümeti ve kamuoyunu bu gerçekle yüzleşmeye, çiftçimizin sesine kulak vermeye davet ediyoruz. Üretim biterse, ne ithalat ne de fiyat regülasyonları açığı kapatabilir. Yarının soğanı bugün ekilir; bugün önlem alınmazsa, önümüzdeki yıllarda hem soğan hem de diğer birçok tarım ürününde çok daha ağır tablolarla karşılaşabiliriz. SO-DER olarak hükümetimizden beklentilerimiz açıktır: Öncelikle, üretim maliyetlerini doğrudan etkileyen mazot, gübre, ilaç ve elektrik gibi tarımsal girdilerdeki KDV-ÖTV indirimi ve akaryakıt desteği gibi kalıcı teşvik mekanizmaları hayata geçirilmeli, ayrıca hasat işçiliğinde kayıtlı istihdamı teşvik eden prim destekleri artırılmalıdır. Bununla birlikte, üreticinin emeğinin karşılığını alması için taban fiyat uygulaması getirilmeli ve bu fiyat, gerçek üretim maliyeti ile makul kâr marjı dikkate alınarak her yıl güncellenmelidir. İthalatın yalnızca arz açığının acilen kapatılması gereken durumlarda ve sınırlı süreyle yapılmasına izin verilmeli; ithal ürünlerin piyasaya girişinde yerli üreticiyi koruyacak telafi edici mekanizmalar devreye sokulmalıdır. Ayrıca, TMO’nun piyasa müdahale yetkileri güçlendirilerek, ürün alım fiyatları maliyetlerin altına düştüğünde devreye giren bir alım garantisi sistemi oluşturulmalıdır. Son olarak, tarım sigortaları primleri devlet tarafından daha yüksek oranda sübvanse edilmeli ve doğal afetlerde üreticiye hızlı ve yeterli tazminat ödenmesi sağlanmalıdır. SO-DER olarak, bu taleplerimizin karşılanmasının yalnızca üreticisini değil, tüm tarım sektörünü ayakta tutacağına ve Türkiye’nin gıda güvenliğini uzun vadede garanti altına alacağına inanıyoruz."

Tarımda Afet Bilançosu: İlk 6 Ayda 900 Bin Dekar Alan Zarar Gördü! Haber

Tarımda Afet Bilançosu: İlk 6 Ayda 900 Bin Dekar Alan Zarar Gördü!

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 2026 yılının ilk yarısında doğal afetlerin tarımsal üretim üzerindeki yıkıcı etkilerini açıkladı. Türkiye genelinde yaklaşık 900 bin dekar tarım arazisinin afetlerden etkilendiğini belirten Bayraktar, afet mağduru çiftçiler için acil destek ve borç yapılandırma çağrısında bulundu. ​İklim değişikliğinin etkisiyle dünya genelinde artan doğal afetler, Türkiye’de tarımsal üretimi ciddi şekilde tehdit etmeye devam ediyor. FAO verilerine göre tarım sektöründeki yıllık küresel zarar 144 milyar dolara ulaşırken, Türkiye’de 2026 yılının ilk 6 ayı tarım sektörü için oldukça zorlu geçti. ​2026'da Tarımı Vuran Afetler ​TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, afetlerin sadece ürün kaybına yol açmadığını, aynı zamanda tohumdan gübreye, ilaçtan işçiliğe kadar tüm üretim maliyetlerini boşa çıkardığını vurguladı. 2026’nın ilk yarısındaki tablo ise şu şekilde özetlendi: ​Toplam Hasar: Yaklaşık 900 bin dekar alan sel, don, dolu, fırtına, kar, hortum ve heyelandan etkilendi. ​En Büyük Hasar: Zararın yaklaşık yarısı doğrudan sel ve su baskınlarından kaynaklandı. ​Yayılım: 28 ilde sel, 22 ilde don, 14 ilde aşırı yağış, 14 ilde dolu, 9 ilde fırtına, 9 ilde aşırı kar, 6 ilde heyelan ve 6 ilde hortum afeti yaşandı. ​"Sigortasız Çiftçilerimiz İçin Nakit Desteği Şart" ​Bereketli bir sezon beklentisine rağmen, afet nedeniyle ürününü ve gelirini kaybeden üreticilerin durumunun kritik olduğunu belirten Bayraktar, çözüm önerilerini şu başlıklarla sıraladı: ​Nakit Yardım: Sigorta kapsamı dışında kalan ve büyük mağduriyet yaşayan çiftçilere doğrudan nakit yardım yapılmalı. ​Borç Yapılandırma: Afetzede üreticilerin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri’ne olan borçları acilen yapılandırılmalı. ​Tarım Sigortası Vurgusu: Çiftçi gelirlerine göre primlerin yüksekliği nedeniyle sigortalılık oranının düşük kaldığını belirten Bayraktar, devlet destekli sigorta sisteminin daha erişilebilir hale getirilmesi gerektiğini hatırlattı. ​Küresel Ölçekte Büyük Kayıp ​Bayraktar, FAO raporlarına dayanarak 1991-2023 yılları arasında doğal afetlerin tarıma verdiği toplam zararın 3,26 trilyon dolar olduğunu hatırlatarak, "Son 30 yılda milyarlarca ton tahıl, meyve, sebze ve hayvansal ürün afetler nedeniyle kaybedildi. Tarım stratejik bir sektör ve afet yönetimi artık milli bir meseledir" değerlendirmesinde bulundu. ​

TARSİM Genel Müdürü Bekir Engürülü’nün Dünya Çiftçiler Günü Mesajı Haber

TARSİM Genel Müdürü Bekir Engürülü’nün Dünya Çiftçiler Günü Mesajı

TARSİM Yönetim Kurulu Üyesi ve Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi Genel Müdürü Bekir Engürülü, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü sebebiyle bir kutlama mesajı yayımladı. Genel Müdür Bekir Engürülü mesajında şu ifadelere yer verdi: “Tarım sektörü; ekonomik kalkınmanın, sürdürülebilir üretimin ve toplumsal refahın temel yapı taşlarından biridir. Ülkemizde son yıllarda yürütülen başarılı çalışmalar neticesinde, tarım sektörümüz ciddi düzeyde gelişme göstermiş ve bu başarıda çiftçilerimizin emeği ve fedakârlığı en büyük pay sahibi olmuştur. Bununla birlikte, özellikle iklim değişikliği ve çeşitli doğal afetler sonucunda meydana gelen olumsuz etkilerin daha fazla hissedildiği tarım sektöründe, sürdürülebilirliğin sağlanmasına yönelik mekanizmalar da her zamankinden daha kritik bir noktaya ulaşmıştır. TARSİM olarak, ülkemizde tarımsal üretimin sürdürülebilirliğine katkı sağlamak, üreticilerimizin emeğini ve alın terini korumak amacıyla çalışmalarımıza var gücümüzle ve kararlılıkla devam edeceğiz. Güçlü Türkiye’nin yolunun güçlü tarımdan geçtiği vizyonuyla, geleceğin tarımsız, tarımın sigortasız olmayacağını bundan önce olduğu gibi bundan sonra da anlatmayı; ülkemizin dört bir yanındaki üreticilerimizin yanında yer almayı tüm gayretimizle sürdüreceğiz. Bu vesileyle, sevgisi ile bereketi büyüten, alın teri ile toprağa hayat veren vefakar ellerin sahibi çiftçilerimizin, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü gönülden kutluyor; çiftçilerimiz, sektörümüz ve ülkemiz adına hayırlı olmasını diliyorum.”

CHP'li Gürer:"Çiftçinin Traktörü Hacizde, Üretici Kan Ağlıyor!" Haber

CHP'li Gürer:"Çiftçinin Traktörü Hacizde, Üretici Kan Ağlıyor!"

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında tarım sektöründeki derin krizi gözler önüne serdi. 2026 yılının çiftçiler için "yıkım yılı" olduğunu belirten Gürer; artan mazot fiyatları, devasa borç yükü ve kapıya dayanan icra dosyaları için acil önlem çağrısında bulundu. ​2026 Yılı Çiftçi İçin Haciz Yılı Oldu ​CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye genelinde çiftçilerin yaşadığı ekonomik darboğazı verilerle paylaştı. Gürer, özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde Nisan ayı itibarıyla binlerce tarım arazisinin ve iş makinesinin icralık olduğunu açıkladı. ​Gürer’in paylaştığı Nisan ayı icra tablosu ise durumun vahametini ortaya koyuyor: ​64 Traktör ve 29 tarım makinesi satışa çıkarıldı. ​6393 tarla, 500 bağ ve 58 besi damı icralık oldu. ​17 samanlık dahi icra daireleri tarafından satış listesine konuldu. ​"Borç Yükü 1.5 Trilyon TL’ye Dayandı" ​Çiftçinin borç sarmalında olduğunu vurgulayan Gürer, 2025 yılında 868 milyar TL olan kredi borçlarının, 2026 yılında kamu ve özel bankalara olan toplam yükümlülüklerle birlikte 1 trilyon 500 milyar TL seviyesine ulaştığını ifade etti. 2 milyon 300 bin kayıtlı çiftçinin borçlanmadan üretim yapamaz hale geldiğini belirten milletvekili, "Bir bankadan alıp diğerine yatıran üretici, artık yolun sonuna geldi" dedi. ​İç Anadolu'dan Yürek Burkan Mektup ​Toplantıda bir çiftçinin kendisine yazdığı mektubu okuyan Gürer, sahadaki çaresizliği şu sözlerle aktardı: ​"Köyümüzün en zengin çiftçisi bile traktörü haczedilirken ağlayarak izledi. Kendi evimizde korkar hale geldik. Gübre, mazot ve ilaç alamıyoruz. Tarlalar bir bir satılıyor. Biz vatan haini miyiz?" ​Artan Girdi Maliyetleri ve Doğal Afetler Bel Büküyor ​Üreticinin sadece borçla değil, aynı zamanda iklim krizi ve fahiş maliyetlerle de savaştığını hatırlatan Gürer; DAP gübrenin 40.000 TL, üre gübrenin ise 33.000 TL bandına çıktığını belirtti. Çukurova’daki sel felaketi ve Anadolu’daki don olaylarının tarımsal rekolteyi düşüreceğine, bunun da tüketiciye zam olarak yansıyacağına dikkat çekti. ​Gürer’den Çözüm İçin 5 Acil Madde ​Tarımda çöküşü durdurmak için iktidara seslenen Ömer Fethi Gürer, acil çözüm önerilerini sıraladı: ​İcralar Durdurulsun: Çiftçi, üretici ve besiciye yönelik tüm haciz işlemleri derhal askıya alınmalı. ​Borçlar Ötelensin: Tarımsal borçlar en az 3 yıl süreyle ertelenmeli ve faizler silinmeli. ​TARSİM Reformu: Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) üretici lehine yeniden yapılandırılmalı. ​Alım Garantisi: Üreticiyi koruyan alım garantili ve taban fiyatlı bir sistem kurulmalı. ​Ek Kredi Desteği: Üretimin devamlılığı için çiftçiye düşük faizli veya faizsiz ek kredi imkanı sunulmalı.

Üretici ve Market Fiyatları Arasındaki Uçurum Büyüyor! Haber

Üretici ve Market Fiyatları Arasındaki Uçurum Büyüyor!

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Mart ayına damga vuran gıda fiyatlarındaki değişimleri ve girdi maliyetlerindeki artışı değerlendirdi. Mart ayında üretici ile market arasındaki fiyat farkı rekor seviyelere ulaşırken, karnabahar ve sivri biber fiyat artışında başı çekti. ​Fiyat Farkında Şampiyon: Karnabahar ​Mart ayında üretici ve market arasındaki en büyük uçurum yüzde 275,8 ile karnabaharda görüldü. Karnabaharı sırasıyla portakal, pırasa ve limon takip etti. Fiyat katlamaları ise şu şekilde gerçekleşti: ​Karnabahar: Üreticide 23,76 TL olan ürün markette 89,29 TL’ye satılarak 3,8 kat fark oluşturdu. ​Portakal: Üreticide 13,71 TL iken markette 50,04 TL ile 3,6 kat farka ulaştı. ​Pırasa: Üreticide 16,64 TL olan fiyat markette 56,51 TL’ye çıkarak 3,4 kat arttı. ​Limon: Üreticide 31,87 TL olan ürün market raflarında 97,23 TL ile 3,1 kat daha fazlaya satıldı. ​Marketlerde Fiyatı En Çok Artan ve Azalan Ürünler ​Mart ayında market raflarındaki 41 ürünün 33'ünde fiyat artışı yaşandı. ​En Çok Artanlar: Market fiyatı en çok artan ürün yüzde 119,1 ile karnabahar oldu. Onu yüzde 91,3 ile sivri biber, yüzde 75,2 ile domates, yüzde 61,2 ile patlıcan ve yüzde 48,7 ile marul izledi. ​En Çok Azalanlar: Marketin en çok ucuzlayan ürünü yüzde 50,4 ile kabak oldu. Salatalık (%18,3), fındık (%6,5), yumurta (%5,8) ve yeşil soğan (%4,6) da fiyatı düşen ürünler arasında yer aldı. ​Üretici Fiyatlarındaki Değişimin Nedenleri ​Şemsi Bayraktar, üretici fiyatlarındaki dalgalanmaların arkasındaki temel nedenleri şu şekilde özetledi: ​Doğal Afetler: Sel ve su baskınları; domates, sivri biber ve marulda arzı azaltarak fiyatları tırmandırdı. ​Hava Koşulları: Havaların ısınmasıyla hasadı sıklaşan kabak ve salatalıkta arz artışı fiyatları düşürdü. ​Sezon Sonu ve Talep: Portakalda sezon sonu olması ve elmada talebin azalması fiyatlara düşüş olarak yansıdı. ​İhracat ve İthalat Kararları: Kuru soğanda ihracat teşviki beklentisi fiyatı artırırken, limonda alınan ithalat rejimi kararı fiyatları düşürdü. ​Tarımsal Girdi Maliyetlerinde Korkutan Artış ​Üreticinin maliyet yükü Mart ayında da artmaya devam etti. Özellikle gübre ve mazot fiyatlarındaki yükseliş dikkat çekti: ​Gübre Fiyatları: Aylık bazda amonyum nitrat gübresi yüzde 26,5 artarken, yıllık bazda ÜRE gübresindeki artış yüzde 62,1’e ulaştı. ​Mazot ve Elektrik: Mart ayında mazot fiyatı aylık yüzde 22,3, yıllık ise yüzde 57,9 oranında zamlandı. Elektrik fiyatları ise yıllık bazda yüzde 12,8 arttı. ​Hayvancılık Girdileri: Son bir yılda besi yemi yüzde 37,3, süt yemi ise yüzde 34,1 oranında artış gösterdi. ​Özetle: Mart ayı verileri, tarımsal üretimde sürdürülebilirlik için girdi maliyetlerinin kontrol altına alınması ve üretici-market zincirindeki makasın daraltılması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.

Savaş Gıda Egemenliğimizi Tehdit Ediyor Haber

Savaş Gıda Egemenliğimizi Tehdit Ediyor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, Türkiye'nin gıda egemenliği için savaş, fahiş zam ve yüksek enflasyon ortamında üretimi ve üreticiyi merkeze alan sürdürülebilir tarım politikaları için iktidarı göreve çağırdı. Bölgede büyüyen savaş ortamının gübreden mazota tarımsal üretim maliyetlerine doğrudan olumsuzluk yarattığını bildiren Barut, "Sadece mazota yapılan 7 liraya yakın zammın yıllık çiftçiye maliyeti 21 lirayı aşıyor. Bu bile tarımsal üretim ve çiftçilerimiz açısından felakettir. Ülkemizin gıda egemenliği risk altındadır. Çiftçi üretemezse halkımız neyi tüketecek? İktidarı mazotta KDV ve ÖTV'yi kaldırmaya, tarım ve gıdada acil eylem planı hazırlamaya çağırıyoruz" dedi. "BİLİNÇLİ KÖTÜLÜK" Türkiye ekonomisinin 2025 yılında yüzde 3,6 büyürken, tarım sektörünün yüzde 8,8 oranında daraldığını dile getiren Ayhan Barut, "İktidar ise suçu zirai dona, doğal afetlere ve kuraklığa atıyor. Görevlerini yapmıyorlar, tarıma ve üreticiye destek vermiyorlar. AKP iktidarı, tarımdaki daralmayı zirai don, doğal afetler ve kuraklıkla açıklamaya çalışıyor. Elbette bunun etkisi var ama asıl sorun, üreticiyi korumayan ve maliyetleri kontrol altına alamayıp destek vermeyen tarım politikalarıdır. Bunun sonucunda tarımsal üretim maliyeti mazottan gübreye katlanarak artıyor, çiftçinin ürünü ise para etmiyor. Halkın da ucuza tüketemediği bir düzen var şimdi. Bunu iktidar yarattı ve tarımda yanlış üstüne yanlış yapmaya devam ediyor. Ortaya çıkan bu tablo, stratejik önemdeki tarımın ve çiftçinin bilinçli tercihler ve yanlış politikalar sonucunda yok sayıldığını gösteriyor. Bunun adı tarıma ve çiftçiye, dolayısıyla ülkemize yönelik bilinçli kötülüktür" diye konuştu. "SAVAŞ SORUNU BİR DAHA GÖSTERDİ" Bölgede yaşanan savaş ortamının ilk olarak mazota 7 liraya yakın zam olarak yansıdığını, gübrede de benzer durumun ortaya çıktığını anlatan Ayhan Barut, şunları kaydetti: "Çiftçimiz yılda 3 milyar litrenin üstünde mazot kullanıyor. Mazottan gübreye tarımsal üretim girdilerinde dışa bağımlıyız maalesef. Mazottaki sadece 7 liralık artışın çiftçimize yıllık maliyeti 21 milyar liradır. Gübresinden suyuna, işçiliğinden zirai ilacına hiçbir maliyet hesaplanmasa bile bu mazottaki zam artışı üretimi ve üreticiyi perişan etmektedir. Bu kabul edilemez. Savaş ortamı acı gerçeği bir kez daha göstermiştir. Maliyetler katlanarak artıyor, üretim yapılamıyor, çiftçi borç batağında. Halkımız tüketemiyor. Ülkemizin gıda egemenliği risk altında, büyük bir krizle karşı karşıyayız. Bölgemizde artan jeopolitik gerilimler, savaş ortamı ve İran’a yönelik saldırıların enerji fiyatlarını yukarı çekmesi muhtemel. Mazot ve gübre başta olmak üzere tüm tarımsal girdileri zamlanacak. Dışa bağımlılık gözetilince, belki gübre ve mazot temini bile imkansız hale gelecek. Savaş sorunu bir daha gösterdi. Enerjiye bağımlı bir üretim modeliyle çiftçiyi korumak mümkün değildir. Çiftçi üretemezse halkımız neyi bulup tüketecek? İktidarı mazotta KDV ve ÖTV'yi kaldırmaya, tarım ve gıdada acil eylem planı hazırlamaya çağırıyoruz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.