Hava Durumu

#Dünya Sağlık Örgütü

Kırsal Haber - Dünya Sağlık Örgütü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dünya Sağlık Örgütü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye İklim ve Sağlık Karnesinde 132 Ülke Arasında 47.Sırada Haber

Türkiye İklim ve Sağlık Karnesinde 132 Ülke Arasında 47.Sırada

Türkiye, Küresel İklim ve Sağlık İttifakı’nın (GCHA) 132 ülkenin iklim taahhütlerini sağlık açısından değerlendirdiği raporda 14 puanla 47. sırada yer aldı. Türkiye’de hava kirliliğine bağlı ölüm oranı 100 bin kişide 83,6 olarak kaydedilirken, Temiz Hava Hakkı Platformu’nun Kara Rapor 2025 verilerine göre nüfusun yüzde 92’si Dünya Sağlık Örgütü standartlarına göre kirli hava soluyor. Hava kirliliğinin azaltılmasıyla Türkiye’de her yıl en az 60 bin kişinin hayatının kurtarılabileceği belirtiliyor. İklim krizi, yalnızca çevreyi ve doğal yaşamı değil, insan sağlığını da giderek daha fazla tehdit ediyor. Aşırı sıcaklıklar, hava kirliliği, gıda güvensizliği ve iklim kaynaklı afetler dünya genelinde milyonlarca insanın yaşam koşullarını olumsuz etkiliyor. Küresel ölçekte artan sağlık riskleri, ülkelerin iklim politikalarında insan sağlığını ne ölçüde dikkate aldığını da önemli bir gündem maddesi haline getiriyor. Küresel İklim ve Sağlık İttifakı’nın (Global Climate and Health Alliance – GCHA) hazırladığı Healthy NDC Scorecard (Sağlıklı Ulusal Katkı Beyanı Karnesi) başlıklı yeni analiz, 132 ülkenin Paris Anlaşması kapsamında açıkladığı ulusal iklim taahhütlerini sağlık açısından değerlendirdi. Analiz, iklim politikalarının sağlıkla bütünleştirilmesi konusunda ülkeler arasında önemli farklılıklar bulunduğunu ortaya koydu. Rapora göre Türkiye, 32 üzerinden 14 puan alarak 132 ülke arasında 47. sırada yer aldı. Türkiye’nin puanı, iklim hedeflerinin yeterliliği ve hava kirliliğinin yol açtığı sağlık sorunları birlikte değerlendirildiğinde, önümüzdeki dönemde daha kapsamlı politikaların gerekliliğine işaret ediyor. İklim krizi insan sağlığını doğrudan tehdit ediyor İklim değişikliğinin etkileri, dünya genelinde giderek daha belirgin hale geliyor. Aşırı sıcaklıklar, seller, kuraklıklar ve diğer iklim kaynaklı afetler, doğrudan can kayıplarının yanı sıra beslenme, temiz suya erişim ve sağlık hizmetlerine ulaşma gibi temel alanlarda da ciddi sorunlara yol açıyor. Özellikle çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı bulunan kişiler ve sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı topluluklar iklim krizinin etkilerine karşı daha savunmasız durumda bulunuyor. Doğu ve Güney Afrika’da iklim değişikliğiyle bağlantılı olayların milyonlarca çocuğun gıda güvenliğini tehdit ettiği belirtilirken, Avrupa’da yaşanan aşırı sıcaklar da ciddi bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), iklim değişikliğinin 2030-2050 döneminde yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve sıcaklık stresine bağlı nedenlerle yılda yaklaşık 250 bin ek ölüme yol açabileceğini öngörüyor. Bu tablo, iklim politikalarının yalnızca sera gazı emisyonlarını azaltmaya odaklanmasının yeterli olmadığını gösteriyor. Sağlığın korunması, temiz hava, güvenli gıda ve sağlık sistemlerinin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığının artırılması da iklim eyleminin temel bileşenleri arasında yer alıyor. Türkiye, iklim ve sağlık karnesinde 14 puan aldı GCHA tarafından hazırlanan Sağlıklı Ulusal Katkı Beyanı Karnesi, ülkelerin Paris Anlaşması kapsamındaki ulusal katkı beyanlarını sağlık perspektifinden inceliyor. Çalışmada, ülkelerin iklim planlarında sağlık konusuna ne kadar yer verdiği ve alınan önlemlerin halk sağlığı açısından ne ölçüde kapsamlı olduğu değerlendiriliyor. Analizde sekiz temel kategori dikkate alınıyor: - Sağlık üzerindeki iklim etkileri - Hava kirliliğiyle mücadele - Sağlık sektöründe iklim eylemleri - İklim politikalarının sağlık alanındaki yan faydaları - Adil geçiş - Entegre yönetişim - Ekonomi ve finansman - İzleme ve uygulama Bu başlıklarda elde edilen sonuçlar, ülkelerin iklim hedeflerinin iddiası ve hava kirliliğine bağlı ölüm oranlarıyla da karşılaştırılıyor. Türkiye’nin 32 üzerinden 14 puan alması, sağlık konusunun iklim politikalarına daha güçlü biçimde entegre edilmesi gerektiğine işaret ediyor. Raporda, Türkiye’de hava kirliliğine bağlı ölüm oranının 100 bin kişi başına 83,6 olduğu belirtiliyor. Türkiye’nin genel iklim hedefleri ise küresel sıcaklık artışını 4°C’nin altında tutmayı amaçlayan senaryo açısından son derece yetersiz olarak değerlendiriliyor. Bu değerlendirme, sağlık alanında atılacak adımların iddialı emisyon azaltım hedefleriyle desteklenmesinin önemini ortaya koyuyor. Sağlık konusunda en yüksek puanı Kolombiya aldı GCHA’nın değerlendirmesinde Kolombiya, iklim politikalarına sağlık konusunu en kapsamlı şekilde entegre eden ülke oldu. Kolombiya, 32 üzerinden 29 puan alarak listenin ilk sırasında yer aldı. Kolombiya’yı 25 puanla Nijerya, 24 puanla Kamboçya izledi. İlk 20'de yer alan ülkelerin 19'unun düşük ve orta gelirli ülkeler olması da dikkat çeken bulgular arasında yer aldı. Buna karşılık bazı yüksek gelirli ve yüksek emisyonlu ülkelerin sağlık odaklı iklim politikalarında geride kalması, iklim mücadelesindeki önceliklerin ve sorumlulukların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Raporda Türkiye’nin 14 puanlık sonucu; Kanada’nın 16, Güney Afrika’nın 13 ve Avrupa Birliği’nin 12 puanlık sonuçlarıyla karşılaştırılıyor. Ancak sağlık alanındaki puanların tek başına yeterli olmadığı, iddialı emisyon azaltım hedefleriyle desteklenmeyen politikaların uzun vadede sağlık açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceği vurgulanıyor. Japonya ve Hindistan en düşük puan alan ülkeler arasında Analizde Japonya ve Hindistan yalnızca 2'şer puan alarak en düşük puanlı ülkeler arasında yer aldı. Yüksek emisyonlara sahip bazı ülkeler de iklim değişikliğiyle mücadelede üzerlerine düşen sorumluluğu yeterince yerine getirmedikleri gerekçesiyle eleştirildi. Brezilya 7 puan alırken Avustralya, Çin ve Birleşik Krallık 9'ar puanda kaldı. Bu sonuçlar, ülkelerin iklim planlarında sağlık konusuna yer vermesinin tek başına yeterli olmadığını; emisyonların azaltılması, uygulama mekanizmalarının güçlendirilmesi ve hedeflerin somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Siyah karbonla mücadelede yalnızca beş ülkenin hedefi var Raporda öne çıkan bir diğer bulgu, siyah karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik hedeflerin sınırlı sayıda ülkenin iklim planında bulunması oldu. Kamboçya, Şili, Kolombiya, Kosta Rika ve Paraguay olmak üzere yalnızca beş ülkenin siyah karbonu azaltmaya yönelik hedefler belirlediği ifade ediliyor. Siyah karbon, fosil yakıtların ve biyokütlenin eksik yanması sonucunda oluşan kurum parçacıklarından meydana geliyor. Hem hava kirliliğine katkıda bulunuyor hem de atmosferde ısı tutulmasını artırarak iklim değişikliğini etkiliyor. Bu nedenle siyah karbon emisyonlarının azaltılması, hem hava kalitesinin iyileştirilmesi hem de iklim krizinin sınırlandırılması açısından önem taşıyor. Türkiye nüfusunun yüzde 92'si kirli hava soluyor Türkiye’de hava kirliliğinin boyutlarını ortaya koyan önemli çalışmalardan biri de Temiz Hava Hakkı Platformu tarafından yayımlanan Kara Rapor 2025. Rapora göre Türkiye nüfusunun yüzde 92’si, Dünya Sağlık Örgütü’nün hava kalitesi kılavuzlarında önerdiği seviyelerin üzerinde kirleticilere maruz kalıyor. Hava kirliliği; kalp ve damar hastalıkları, solunum yolu rahatsızlıkları, akciğer kanseri ve erken ölüm riskiyle ilişkilendiriliyor. Özellikle ince partikül madde (PM2.5) gibi kirleticiler, solunum yoluyla akciğerlerin derin bölgelerine ulaşabiliyor ve dolaşım sistemi üzerinde de olumsuz etkilere neden olabiliyor. Hava kirliliğinin etkileri yalnızca büyük şehirlerle sınırlı kalmıyor. Sanayi faaliyetleri, fosil yakıt kullanımı, ulaşım, ısınma kaynaklı emisyonlar ve diğer yerel etkenler farklı bölgelerde hava kalitesini düşürebiliyor. Kara Rapor 2025’te hava kirliliğine bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu ilin Hakkari olduğu belirtiliyor. Raporda ayrıca hava kirliliğinin DSÖ tarafından önerilen seviyelere düşürülmesi halinde Türkiye’de yılda en az 60 bin kişinin hayatının kurtarılabileceği ifade ediliyor. Bu tahmin, temiz hava politikalarının yalnızca çevresel değil, aynı zamanda yaşamsal bir halk sağlığı yatırımı olduğunu gösteriyor. Temiz hava için hangi adımlar atılmalı? İklim krizi ve hava kirliliğiyle mücadelede kalıcı sonuçlar elde edilebilmesi için ulusal hedeflerin somut uygulamalarla desteklenmesi gerekiyor. Uzmanların ve halk sağlığı kuruluşlarının öncelik verdiği politika alanları arasında fosil yakıt kullanımının azaltılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, toplu taşımanın güçlendirilmesi, binalarda enerji verimliliğinin artırılması ve hava kalitesinin düzenli olarak izlenmesi bulunuyor. Bunun yanı sıra sağlık sistemlerinin aşırı sıcaklara ve iklim kaynaklı afetlere karşı hazırlanması, kırılgan grupların korunması ve hava kirliliğine ilişkin verilerin kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması da önem taşıyor. Türkiye açısından değerlendirildiğinde, iklim hedeflerinin daha iddialı hale getirilmesi ve sağlık politikalarıyla bütünleştirilmesi, hava kirliliğinin azaltılması ve iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerinin sınırlandırılması bakımından kritik önem taşıyor. İklim politikalarında sağlık öncelikli hale gelmeli GCHA’nın 132 ülkeyi kapsayan analizi, iklim değişikliğiyle mücadelenin yalnızca emisyon hesapları ve çevresel hedeflerle sınırlı tutulamayacağını ortaya koyuyor. Sağlığın iklim planlarının merkezine alınması, hem mevcut hava kirliliği kaynaklı hastalıkların azaltılması hem de gelecekteki iklim risklerine karşı toplumların korunması açısından büyük önem taşıyor. Türkiye’nin 14 puanla 47. sırada yer alması, sağlık ve iklim politikaları arasındaki bağın güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Kara Rapor 2025’te ortaya konulan hava kirliliği verileri de temiz hava alanında atılacak adımların yaşamsal önemini gözler önüne seriyor. Temiz hava, etkili emisyon azaltımı ve sağlık odaklı iklim politikaları, yalnızca çevrenin korunması için değil, insanların daha sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürdürebilmesi için de vazgeçilmez bir gereklilik olarak öne çıkıyor. Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: https://climateandhealthalliance.org/ndc-scorecards-2026/ Kaynak: https://temizhavahakki.org/kara-rapor-2025/

TVHB'den Dünya Kuduz Günü Açıklaması: "Kuduz Önlenebilir Bir Hastalıktır'' Haber

TVHB'den Dünya Kuduz Günü Açıklaması: "Kuduz Önlenebilir Bir Hastalıktır''

Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, 28 Eylül Dünya Kuduz Günü vesilesiyle yayımladığı basın açıklamasında zoonotik hastalıklarla mücadelede aşılama, yaban hayatı takibi ve "Tek Sağlık" yaklaşımının kritik rolüne dikkat çekti. TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; ''Her yıl 28 Eylül, kuduz hastalığına karşı farkındalığın artırılması ve hastalıkla mücadelenin önemine dikkat çekilmesi amacıyla Dünya Kuduz Günü olarak anılmaktadır. 2026 yılı Dünya Kuduz Günü’nün teması ise Global Alliance for Rabies Control (GARC) tarafından “Birlikte Daha Güçlüyüz” (Stronger Together) olarak belirlenmiştir. Kuduz; insanları, evcil ve yabani hayvanları etkileyebilen, merkezi sinir sistemini hedef alan viral ve zoonotik bir hastalıktır. Klinik belirtiler ortaya çıktıktan sonra neredeyse daima ölümle sonuçlanmasına karşın, doğru zamanda alınan önlemlerle hastalığın gelişmesi engellenebilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre kuduz nedeniyle yaşamını kaybedenlerin yaklaşık yüzde 40’ını 15 yaş altındaki çocuklar oluşturmaktadır. Bu tablo, kuduzun doğrudan halk sağlığını ilgilendiren ve kurumlar arası mücadeleyi zorunlu kılan önemli bir zoonoz olduğunu ortaya koymaktadır. KUDUZLA MÜCADELE ISIRILMADAN ÖNCE BAŞLAR Kuduzla mücadelede temel hedef, hastalığı hayvan kaynağında kontrol altına almaktır. Bunun en etkili araçlarından biri aşılamadır. Sahipli ve sahipsiz kedi ve köpeklerin düzenli olarak aşılanması, yüksek aşılama oranlarının sürekliliğinin sağlanması, hayvan hareketlerinin etkin biçimde izlenmesi, şüpheli vakaların gecikmeden bildirilmesi ve sahipsiz hayvan popülasyonunun bilimsel, sürdürülebilir ve hayvan refahını gözeten yöntemlerle yönetilmesi mücadelenin birbirini tamamlayan unsurlarıdır. Türkiye’nin kuduz epidemiyolojisi değerlendirilirken evcil hayvanlar, çiftlik hayvanları ve yaban hayatı arasındaki ilişki birlikte ele alınmalıdır. Yabani hayvanların meralarda çiftlik hayvanları, çoban ve av köpekleriyle; yerleşim alanlarında ise sahipli veya sahipsiz hayvanlarla temas edebilmesi, virüsün farklı hayvan popülasyonları arasında taşınmasına imkan verebilmektedir. Bu nedenle bir bölgede evcil hayvanlarda kuduzun kontrol altına alınması, riskin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Mücadele, yaban hayatı–evcil hayvan–çiftlik hayvanı–insan zincirinin tamamını kapsamalıdır. Ülkemizde yaban hayatındaki kuduzla mücadele kapsamında yürütülen oral aşılama çalışmaları bu açıdan önemlidir. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre 2019–2025 döneminde 592 bin kilometrekarelik alanda toplam 41,8 milyon doz oral aşı havadan doğaya bırakılmıştır. Başta tilkiler olmak üzere yabani etçil türleri hedefleyen bu çalışmaların, epidemiyolojik veriler doğrultusunda etkin biçimde sürdürülmesi gerekmektedir. KUDUZ ŞÜPHELİ TEMASTA ZAMAN KAYBEDİLMEMELİDİR Şüpheli bir hayvan tarafından ısırılma veya tırmalanma ya da enfekte olabileceği düşünülen hayvan salyasının açık yara veya mukozayla teması halinde yara bölgesi mümkün olan en kısa sürede bol su ve sabunla en az 15 dakika boyunca iyice yıkanmalı ve vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Temasın niteliği ve risk düzeyi sağlık profesyonelleri tarafından değerlendirilerek gerekli görülmesi halinde kuduz aşısı, kuduz immünglobulini veya güncel tıbbi rehberlerde öngörülen diğer temas sonrası koruyucu uygulamalar gerçekleştirilmelidir. TEK SAĞLIK YAKLAŞIMI TERCİH DEĞİL, ZORUNLULUKTUR Kuduz, hayvan sağlığı ile insan sağlığının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğinin en somut örneklerinden biridir. Veteriner hekimler; aşılama, sürveyans, hastalık şüphesinin değerlendirilmesi, laboratuvar tanısı, hayvan hareketlerinin kontrolü, yaban hayatının izlenmesi ve toplumun bilgilendirilmesi gibi alanlarda üstlendikleri görevlerle doğrudan halk sağlığının korunmasına katkı sağlamaktadır. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak uzun süredir ifade ettiğimiz üzere; zoonotik hastalıklarla mücadelede kurumların birbirinden bağımsız hareket ettiği parçalı yapıların yerine insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte değerlendiren kalıcı bir Tek Sağlık yapılanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Tek Sağlık artık yalnızca konuşulan, raporlara yazılan veya özel günlerde hatırlanan bir kavram olmaktan çıkarılmalıdır. Zoonotik hastalıklar kurumların görev alanı sınırlarını tanımamaktadır; dolayısıyla mücadele de kurumların kendi sınırları içerisinde kalamaz. Kurumlar arası koordinasyonu dönemsel uygulamalara ve kişisel inisiyatiflere bırakan bir anlayışla zoonotik hastalıklarla etkin mücadele mümkün değildir. Görev, yetki ve sorumlulukların açıkça tanımlandığı kalıcı bir Tek Sağlık yapılanmasının oluşturulması artık ertelenemez bir halk sağlığı gerekliliğidir. Bu kapsamda Tek Sağlık Yasası’nın hayata geçirilmesi ve insan, hayvan ve çevre sağlığına yönelik tehditlerin ortak bir sistem içerisinde izlenebileceği; erken uyarı, erken teşhis ve erken reaksiyon kapasitesine sahip, doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı Hastalık Kontrol ve İzleme Merkezi’nin (HAKİM) kurulması yönündeki önerimizi bir kez daha kamuoyunun ve yetkili makamların dikkatine sunuyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, yerel yönetimler, üniversiteler, veteriner hekimler, beşeri hekimler ve ilgili kurumlar arasında sürekli ve etkin bir koordinasyon sağlanmalı; toplumun doğru bilgiye ulaşmasına yönelik çalışmalar güçlendirilmelidir. Özellikle çocuklara hayvanlarla güvenli temas ve olası temas sonrasında yapılması gerekenler konusunda eğitim verilmesi, hayvan sahiplerinin aşılama ve kayıt konusundaki sorumluluklarına ilişkin farkındalığın artırılması önem taşımaktadır. 2030 HEDEFİNE ULAŞMAK MÜMKÜN Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü ve Kuduz Kontrolü için Küresel İttifak tarafından ortaya konulan 2030 yılına kadar köpek aracılı kuduz nedeniyle insan ölümlerinin sona erdirilmesi hedefi, ancak bütüncül ve sürdürülebilir bir mücadeleyle mümkün olacaktır. Kuduz önlenebilir bir hastalıktır. Mücadele, vaka ortaya çıktıktan sonra değil, kaynağında başlamalıdır. Önlenebilir bir hastalık nedeniyle insan veya hayvan yaşamının kaybedilmesi kabul edilebilir değildir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.''

TVHB Başkanı Eroğlu: ''Güvenli Olmayan Gıdalar Her Yıl 1,5 Milyon Can Alıyor!'' Haber

TVHB Başkanı Eroğlu: ''Güvenli Olmayan Gıdalar Her Yıl 1,5 Milyon Can Alıyor!''

Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, 7 Haziran Dünya Gıda Güvenliği Günü dolayısıyla hayati uyarılarda bulunan kapsamlı bir basın açıklaması yaptı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 2026 yılının temasının “Yükten Çözümlere – Her Yerde Güvenli Gıda” olarak belirlendiğini açıklayan Eroğlu, küresel gıda krizinin ve güvenli olmayan gıdaların insanlık üzerindeki ağır faturasını çarpıcı verilerle gözler önüne serdi. Gıda güvenliğinin bir halk sağlığı ve toplumsal refah meselesi olduğunu vurgulayan Eroğlu, sağlıklı bir geleceğin ancak bilimsel denetimlerle inşa edilebileceğini belirtti. Küresel Ekonomiye Yıllık 310 Milyar Dolar Maliyet Dünya Sağlık Örgütünün güncel verilerini paylaşan TVHB Başkanı Ali Eroğlu, her yıl yaklaşık 866 milyon insanın (dünya nüfusunun yaklaşık dokuzda birinin) güvenli olmayan gıdalar nedeniyle hastalandığını ifade etti. Gıda kaynaklı tehlikelerin her yıl 1,52 milyon kişinin yaşamını yitirmesine yol açtığını belirten Eroğlu, sürecin ekonomik boyutuna şu sözlerle dikkat çekti: "Bakteri, virüs, parazit ve kimyasal etkenler aracılığıyla 200’den fazla hastalığa zemin hazırlayan güvensiz gıdalar, sağlık sistemlerine büyük yük bindiriyor. İş gücü kayıpları ve ekonomik zararlar ülkelerin kalkınmasını baltalarken, güvenli olmayan gıdaların küresel ekonomiye yıllık maliyeti 310 milyar ABD dolarını aşmış durumdadır." En Büyük Bedeli 5 Yaş Altı Çocuklar Ödüyor Gıda kaynaklı hastalıkların yol açtığı küresel sağlık yükünün yüzde 29’unun beş yaş altı çocuklar üzerinde yoğunlaştığını belirten Ali Eroğlu, her yıl yüz binlerce çocuğun bu ihmaller yüzünden hayata veda ettiğini söyledi. Eroğlu, iklim değişikliği, kuraklık, doğal afetler, savaşlar ve artan üretim maliyetleri gibi küresel kırılganlıkların gıda sistemlerini tehdit ettiğini hatırlatarak, 2024 yılında 673 milyon insanın açlıkla karşı karşıya kaldığı bir dünyada çocukların ve gelecek nesillerin korunması için besleyici gıdaya erişimin birincil hak olduğunu vurguladı. "Tek Sağlık" Yaklaşımı Kaçınılmaz Bir Zorunluluk Özellikle hayvansal üretimde baş gösteren salgın hastalıkların ve antimikrobiyal direnç sorununun insan sağlığını doğrudan tehdit ettiğinin altı çizildi. TVHB Başkanı Ali Eroğlu, gıda güvenliği politikalarının artık insan, hayvan ve çevre sağlığını tek bir potada eriten "Tek Sağlık" yaklaşımı çerçevesinde ele alınmasının zorunlu olduğunu ifade etti. 2026 yılı temasının en net mesajının gıda kaynaklı hastalıkların sadece rakamlardan ibaret olmaması olduğunu söyleyen Eroğlu, her vakanın kaybedilen bir yaşam kalitesi ve toplumsal refah azalması anlamına geldiğini belirtti. Amacın, bilimsel verileri etkin mevzuatlara ve sürdürülebilir koruyucu uygulamalara dönüştürmek olduğunu ekledi. Gıda Güvenliği Zincirinin Gizli Kahramanları: Veteriner Hekimler Güvenli gıdaya giden yolda veteriner hekimlerin üstlendiği stratejik rolün vazgeçilmez olduğunu belirten Ali Eroğlu, veteriner hekimlerin gıda güvenliğinde dört kritik temel noktaya doğrudan katkı sağladığını açıkladı: Bulunabilirlik, erişim, kullanım ve istikrar. Eroğlu, veteriner hekimlerin sahada yürüttüğü operasyonları şu sözlerle özetledi: "Çiftliklerde hayvan sağlığının korunmasından zoonotik (hayvandan insana geçen) hastalıkların önlenmesine, kesimhanelerden et ve süt işletmelerine, yem güvenliğinden son tüketici aşamasındaki gıda denetimlerine kadar veteriner hekimler her halkada görev yapmaktadır. Sağlıklı hayvanlardan elde edilen güvenli gıdalar, etkin veteriner hekimlik hizmetlerinin en somut ürünüdür." Güvenli Gıda Tesadüf Değildir! Basın açıklamasının sonunda gıda güvenliğinin tesadüflere bırakılamayacak kadar ciddi bir planlama işi olduğunu ifade eden TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, sistemin güçlendirilmesi için atılması gereken adımları sıraladı: Üretimden tüketime kadar olan tüm süreçler tamamen bilimsel esaslara göre yürütülmelidir. Risk temelli denetim sistemleri teknolojik imkanlarla güçlendirilmelidir. Kayıt dışılık engellenmeli, taklit ve tağşişle mücadele kararlılıkla sürdürülmelidir. Yeterli sayıda uzman personel ve etkin kontrol mekanizmaları bütçe ve kadrolarla desteklenmelidir. TVHB olarak bilimin ışığında, toplum sağlığını her şeyin önünde tutan, şeffaf ve sürdürülebilir bir bursa ve gıda güvenliği sisteminin inşası için çalışmaya devam edeceklerini kamuoyuna saygıyla duyurdu.

Hantavirüs Nedir? Belirtileri Nelerdir? Türkiye'de Risk Var mı? Haber

Hantavirüs Nedir? Belirtileri Nelerdir? Türkiye'de Risk Var mı?

Türk Veteriner Hekimleri Birliği tarafından son günlerde Atlas Okyanusu’ndaki bir yolcu gemisinde görülen ve pandemi endişesine yol açan Hantavirüs vakalarına ilişkin bir açıklama yapıldı. TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Son günlerde dünya kamuoyunda gündeme gelen Hantavirüs vakaları nedeniyle vatandaşlarımız arasında çeşitli endişeler oluştuğu görülmektedir. Atlas Okyanusu’nda seyreden bir yolcu gemisinde bildirilen vakalar sonrasında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından konuya ilişkin açıklamalar yapılmış, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkelere bilgilendirme geçilmiştir. Hantavirüsler; başta fareler olmak üzere bazı kemirgen türleri aracılığıyla taşınan zoonotik etkenlerdir. İnsanlara çoğunlukla kemirgenlerin idrar, dışkı ve salyalarıyla kirlenmiş ortamların solunması veya bu materyallerle temas edilmesi sonucu bulaşmaktadır. Hantavirüs enfeksiyonları; ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları gibi grip benzeri belirtilerle başlayabilmekte, bazı vakalarda bulantı, kusma, karın ağrısı ve solunum güçlüğü gibi daha ciddi klinik tablolara ilerleyebilmektedir. Hastalığın bazı türleri böbrek yetmezliğiyle seyreden kanamalı tablolara, bazı türleri ise akciğer tutulumu ve solunum yetmezliğine neden olabilmektedir. Kamuoyunda yer alan bazı haberlerin aksine, hantavirüslerin büyük çoğunluğu insandan insana kolay bulaşma özelliği göstermemektedir. Bilimsel olarak sınırlı düzeyde insandan insana bulaş gösterdiği bilinen Andes tipi hantavirüslerde dahi bulaşın yakın ve uzun süreli temasla gerçekleşebildiği, toplum genelinde yaygın bulaş riskinin düşük olduğu bildirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından mevcut küresel risk düzeyi düşük olarak değerlendirilmekte olup, mevcut veriler COVID-19 benzeri bir pandemi senaryosunu desteklememektedir. Hantavirüs Türkiye’de yeni ortaya çıkan bir hastalık değildir. Ülkemizde ilk doğrulanmış vaka kümeleri 2009 yılında özellikle Batı Karadeniz Bölgesi’nde ve ülkemizin diğer illerinde sınırlı ve izole vakalar bildirilmiştir. 2009–2018 yılları arasında bildirilen toplam vaka sayısı 251 olup, bu vakaların 13’ü ölümle sonuçlanmış ve vaka ölüm oranı %5,1 olarak hesaplanmıştır. Ancak ülkemizde bugüne kadar insandan insana bulaş gösteren Hantavirüs’ün Andes tipi bulaşı bildirilmemiştir. Bugüne kadar ülkemizde görülen vakaların büyük çoğunluğu kırsal alanlarda, kemirgen teması riski bulunan bölgelerde ortaya çıkmıştır. Geniş çaplı toplumsal yayılım veya pandemi benzeri bir tablo oluşmamıştır. Son günlerde uluslararası kamuoyuna yansıyan yolcu gemisi vakalarıyla bağlantılı olarak gemide bulunan 3 Türk vatandaşının test sonuçlarının negatif olduğu bildirilmiştir. Türkiye’de şu ana kadar Andes türüne ait doğrulanmış bir vaka da bulunmamaktadır. Bu süreçte toplum sağlığının korunması açısından paniğe neden olabilecek bilgi kirliliğinden kaçınılması büyük önem taşımaktadır. Zoonotik hastalıklarla mücadelede en etkili yaklaşım; farkındalık, koruyucu hekimlik uygulamaları, çevresel hijyen ve riskli alanlarda biyogüvenlik önlemlerinin uygulanmasıdır. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak vatandaşlarımızın özellikle kemirgen yoğunluğunun bulunduğu alanlarda dikkatli davranmalarının; depo, bodrum, samanlık ve benzeri kapalı alanların temizliği sırasında maske ve eldiven gibi kişisel koruyucu ekipman kullanmalarının; kemirgen dışkısı bulunan alanları kuru şekilde süpürmek yerine uygun dezenfektanlarla temizlemelerinin; gıda maddelerini açıkta bırakmamalarının ve hayvan barınakları ile kırsal alanlarda hijyen kurallarına azami özen göstermelerinin halk sağlığı açısından büyük önem taşıdığını hatırlatıyoruz. Dün Ebola, Sars, Mers, Covid-19, bugün Hantavirüs, yarın ise ne ile karşılacağımız belli değilken Tek Sağlık uygulamaları kaçılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. “Tek Sağlık” yaklaşımı çerçevesinde veteriner hekimler; zoonotik hastalıkların izlenmesi, önlenmesi ve halk sağlığının korunması açısından kritik görev üstlenmektedir. Bugün bir kez daha göstermiştir ki; tüm dünyada olduğu gibi veteriner hekimlik hizmetlerinin, temel sağlık hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeği kabul edilerek tıp doktorları, veteriner hekimler ve diğer sağlık personelinin bir arada çalışmasını sağlayacak ve oluşumun kurumsal alt yapısını da içeren bir Tek Sağlık Yasası çıkarılmalı ve bu yasaya bağlı olarak uygun bir yapılanma oluşturulmalıdır. Bu doğrultuda; ilgili tüm meslek gruplarını bünyesinde barındıran ve salgın zoonotik hastalıkların kontrolü ve eradikasyonu olmak üzere, halk sağlığı ve hayvan sağlığı konusunda çalışmalar yapacak ve stratejiler oluşturacak, doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlı Hastalık Kontrol ve İzleme Merkezi (HAKİM) acilen kurulmalıdır. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak gelişmeleri bilimsel veriler ışığında takip etmeye, toplumumuzu doğru bilgilerle bilgilendirmeye devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz."

İBB Başkanvekili Nuri Aslan: ''Sağlık Tam Bir İyilik Halidir'' Haber

İBB Başkanvekili Nuri Aslan: ''Sağlık Tam Bir İyilik Halidir''

İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Sağlıklı Kentler Forumu’nda konuştu. Aslan, “Dünya Sağlık Örgütü’nün de tanımladığı gibi; sağlık, tam bir iyilik halidir. Bu anlayışla kentimize yaşam vadileri, yeni parklar ve yeşil alanlar kazandırıyor; kamusal meydanları insanların bir araya gelebileceği ortak yaşam alanlarına dönüştürüyoruz” dedi. 153 belediyeyi ortak bir vizyon etrafında buluşturan Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği, İstanbul’da toplandı. Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen foruma İBB Başkanvekili Nuri Aslan da katıldı. Dönem Başkanlığını İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın yaptığı Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği’nin forumun açılış konuşmasını yapan Aslan, sözlerine İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun selamlarını ileterek başladı. Aslan, konuşmasına şu şekilde devam etti; “Sözlerime başlamadan önce, İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun selamlarını sizlere iletmek isterim. Kendisi bugün burada olmayı çok arzu ederdi. Ekrem Başkanımız, seçildiği ilk günden itibaren İstanbul için ‘Adil, Yeşil ve Yaratıcı’ vizyonunu ortaya koymuş; tüm çalışmaları doğru strateji ve planlamayla hayata geçirmek adına büyük bir mücadele başlatmıştır. Bu mücadelemiz kararlılıkla devam etmektedir. Yol arkadaşları olarak bizler, onun bıraktığı yerden aynı azimle çalışıyor; süreci, kendisi geri döndüğünde hiçbir aksama olmadan devralacağı şekilde yürütüyoruz.” “EKREM BAŞKAN ÖNCÜLÜĞÜNDE BİR İLKİ GERÇEKLEŞTİREREK BİLİM KURULLARI KURDUK” “Ekrem Başkanımız öncülüğünde yerel yönetimlerde bir ilki gerçekleştirerek Bilim Kurulları kurduk. Attığımız her adımı bilime dayandırdık. Tıp merkezlerimiz, bütünleşik halk sağlığı merkezlerimiz ve sosyal uyum destek merkezlerimizle her vatandaşımızın sağlık hizmetine adilce ulaşmasını sağlıyoruz. Sağlığın sadece fiziksel bir durum olmadığının bilincindeyiz. Dünya Sağlık Örgütü’nün de tanımladığı gibi; sağlık, tam bir iyilik halidir. Bu anlayışla kentimize yaşam vadileri, yeni parklar ve yeşil alanlar kazandırıyor; kamusal meydanları insanların bir araya gelebileceği ortak yaşam alanlarına dönüştürüyoruz. Toplu ulaşım yatırımlarını büyütürken çevre ve iklim politikalarını önceliyor, afetlere karşı altyapı çalışmalarımızı ve kritik ulaşım hatlarındaki güçlendirme faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. İstanbul’un geleceğini şekillendirecek 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı üzerinde sivil toplum kuruluşları, bakanlıklar, valilik ve tüm devlet kurumlarıyla eş güdüm içinde çalışıyoruz.” “BİZİM TÜM ÇALIŞMALARIMIZIN ODAĞINDA İNSAN YAŞAMI VARDIR.” “Bizim tüm çalışmalarımızın odağında insan yaşamı vardır. Kaygı, gelecek korkusu ve derin adaletsizlik hissinin olduğu bir toplumda gerçek bir ‘iyilik hali’ mümkün değildir. Bu nedenle; ‘Yuvamız İstanbul’ Çocuk Etkinlik Merkezlerimiz, spor salonlarımız, öğrenci yurtlarımız, Anne Kart uygulamamız, Kent Lokantalarımız, kütüphane ve ders atölyelerimiz, sosyal yardımlarımız; adil ve eşit bir kent oluşturma irademizin birer tezahürüdür. Tek bir amacımız var: Kentimizi ve insanımızı anlamak, doğru işlere imza atmak. Dünya hızla değişiyor; enerji ve su kaynaklarımız, nüfusumuz ve ekonomimiz dönüşüyor. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: ‘Yerinde duran, geriye gidiyor demektir. İleri, daima ileri!’ Bir asır önce sanayi devrimini yakalamak ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için devrimler yapıyorduk ve bu yolda çok mesafe katettik. Bugün Türkiye, coğrafyasında çok güçlü bir konuma sahip. Ancak şehirleşmede de devasa bir artış yaşadık. Eskiden nüfusun yüzde 20’si şehirlerde yaşarken, bugün bu oran yüzde 90’lara ulaştı. Doğayla bütünleşik kentler kurmanın yollarını arıyoruz. Pandemi süreci bizlere gösterdi ki şehirlerimiz aynı zamanda sağlığın ve salgının da merkezidir. Su kaynaklarının korunması, kuraklıkla mücadele, gıda ve enerji güvenliği artık ulusların kaderini belirleyen unsurlar haline gelmiştir. Şehirlerimizde yeşil ve gri arasında amansız bir mücadele sürüyor ve bu konuların hepsi birbirine bağlıdır. Bir bölgedeki kuraklık başka bir yerde göçü tetikliyor; enerji krizi üretimi, üretim ise toplumsal eşitliği etkiliyor. Bu trendleri okumak, şehirlerimizin kaderini belirleyecek politikalarda bize yol gösterecektir.'' “BİZLER ORTAK ÇALIŞMA KÜLTÜRÜNÜ VE DAYANIŞMAYI KENTLERİMİZİN GELECEĞİ ADINA ÇOK KIYMETLİ BULUYORUZ” “Bugün burada deneyimlerimizi paylaşmaktan ve ortak akılla hareket etmekten büyük mutluluk duyuyorum. Tarihin ve Boğaz’ın kucaklaştığı bu eşsiz şehirde geleceğe bakıyoruz. Çünkü 21. yüzyılda şehirleri sadece binalar ve yollar değil; dayanışma, bilim ve insan odaklı yönetim anlayışı ayakta tutar. Demokrasi; birlikte düşünmek, birbirinden öğrenmek ve iyiliği birlikte büyütmektir. Bu dönem birlik başkanlığı görevini yürüten İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay, kapsayıcı ve uzlaşmacı yaklaşımıyla yerel yönetimler arasında güçlü bir diyalog köprüsü kurmuştur. Bizler de bu ortak çalışma kültürünü ve dayanışmayı kentlerimizin geleceği adına çok kıymetli buluyoruz. Bu duygularla, 45. Olağan Meclis Toplantımızın ve Sağlıklı Kentler Forumu’nun ülkemize, şehirlerimize ve tüm yurttaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum. İstanbul’umuza yeniden hoş geldiniz; ayağınıza, emeğinize sağlık.” Daha sonra Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı Cemil Tugay ve Cork Sağlıklı Şehirler Siyasi Temsilcisi Tony Fitzgerald da kısa birer konuşma yaptı. Açılış konuşmalarının ardından günün ilk oturumu sonlandı. Sağlıklı kentler forumu, “Gıda Düğümü”, “Su Düğümü”, “Enerji Düğümü” ve gün son paneli olan Koridorlarla geçiş oturumuyla devam edecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.