Hava Durumu

#Ekosistem

Kırsal Haber - Ekosistem haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekosistem haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bilim İnsanlarından Uyarı: İğneada Longoz Ormanları Kuraklık Tehdidi Altında Haber

Bilim İnsanlarından Uyarı: İğneada Longoz Ormanları Kuraklık Tehdidi Altında

Bartın ve İstanbul üniversitelerinden araştırmacıların hazırladığı yeni bir çalışma, Türkiye’nin nadir subasar ormanlarından İğneada Longoz Ormanlarının insan baskısı ve iklim değişikliği nedeniyle tehdit altında olduğunu ortaya koyuyor. 1984’ten 2014’e Erikli longozunun %16 daraldığını, Sakagöl longozundaki sulak alanların ise yok olduğunu veya bozulduğunu ortaya koyan araştırmacılar, ormanlardaki dişbudak ve saplı meşe gibi öncü türlerin de azaldığı uyarısında bulunuyor. Bölgedeki ortalama sıcaklıkların 44 sene içinde 1.8 derece yükseldiğini gösteren araştırmaya göre, yakın gelecekte kuraklık daha da artacak. Küresel ısınmanın şiddetlenmeye devam etmesi durumunda, yüzyıl sonunda bölgenin %89’unda yarı-kurak iklimin hakim olacağı hesaplanıyor. Bilim insanları, acilen koruma ve uyum önlemleri alınması çağrısında bulunuyor. Kuru ormanların subasar ormanları ile, derelerin göller, sazlıklar ve kumullarla bir arada bulunduğu nadir bir ekosistem olan İğneada Longoz Ormanları; endemik, nadir ve tıbbi bitki türlerine ev sahipliği yapan, Türkiye’nin önemli bitki alanlarından biri. Aynı zamanda Avrupa’nın en geniş longoz ormanı olan bu bölge, iklim değişikliğine sebep olan karbondioksiti bitki örtüsüne ve toprağa hapsetmede de kritik rol oynuyor. Ne var ki bu özel ekosistem, bugün büyük risk altında. Bartın ve İstanbul üniversitelerinden akademisyenlerin, İğneada Longoz Ormanları’nın 1984’ten itibaren nasıl değiştiğini inceleyen ve hakemli dergi Forests’da yayınlanan makalesi , bölgenin insan baskısı ve iklim değişikliği tarafından tehdit edildiğini ortaya koyuyor. Çalışmanın önemli bulgularından biri, İğneada Longoz Ormanları’nın parçası olan Erikli, Kocagöl ve Sakagöl longozlarından Erikli’nin 1984’ten 2014’e %16 küçülmüş olması (109 hektar). Analize göre bu süre zarfında Sakagöl longozundaki sulak alanlar ise ya yok oldu ya da bozuldu. Ormanlık alanlarda büyük bir azalma yaşanmasa da, ormanların niteliğinde de endişe verici işaretler var: Longoz ormanlarına ilk yerleşen bitkiler arasında yer alan saplı meşe ve dişbudak gibi türlerin giderek azaldığı ve ormandaki varlıklarının risk altında olduğu tespit edildi. Bu durumun temel nedeninin artan insan baskısıyla birlikte kuraklık ve su stresi olduğu düşünülüyor. Nitekim incelenen süre boyunca özellikle en kuru dönemlerde düşen yağışların azaldığı ve ortalama sıcaklıkların 1.8 derece arttığı gözlendi. Farklı iklim senaryoları ışığında yapılan modellemeler, yakın gelecekte durumun vahametinin artacağına işaret ediyor: Emisyonların yüksek seyrettiği senaryoda, bugün büyük ölçüde yarı-nemli olarak sınıflandırılan bölgenin yüzde 88’inde yarı-kurak bir iklimin hakim olacağı öngörülüyor. Çalışmanın yazarlarına göre ‘‘bu ekolojik baskı ve artan kuraklık, bölgedeki hassas ağaç türlerinin gerilemesine ve sulak alanların karbon yutak kapasitesinin zayıflamasına’’ neden oluyor. Araştırmayı yapan bilim insanları, İğneada Longoz Ormanları’nda endemik türlerin ve biyoçeşitliliğin korunması için koruma ve uyum önlemleri alınması çağrısında bulunuyor: ‘‘Istrancalardan bu ekosisteme su taşıyan derelere daha fazla müdahale edilmemeli. Bölgedeki mevcut baraj ve göletlerden, kurak dönemlerde longozun kurumasını önleyecek miktarda ekolojik can suyu salınımı zorunlu hale getirilmeli. Aslında İğneada’yı besleyen tüm su havzası, tek bir koruma planı altında yönetilmeli.’’ Endemik, nadir ve tıbbi bitkilerin yetiştiği özel bir alan Yıldız (Istranca) Dağları’ndan başlayıp Karadeniz’e uzanan dereler, ilkbaharda karların erimesiyle daha coşkun akar. Ne var ki kıyı kumullarını aşıp denizle buluşamazlar. Bu nedenle göller şişer, geriye doğru taşar ve ormanlara doğru yayılır. Derelerin taşıdığı alüvyonlarla beslenen bu verimli topraklarda dört endemik ve 12 nadir bitki türünün yanı sıra 55 tıbbi bitki türü yaşıyor; akçaağaç, ıhlamur, dişbudak ve gürgen gibi birçok değerli ağaç yetişiyor. İğneada Longoz Ormanları’nın 2007’de Milli Park ilan edilmesinin ardından 2014 yılında, Erikli, Kocagöl ve Sakagöl longoz ormanlarının yanı sıra Kocagöl ve Sakagöl arasındaki bölgenin de dahil edildiği kapsamlı bir işletme planı hazırlandı. Forests dergisinde yayınlanan makalede, 1984 yılında hazırlanan işletme planını 2014 planıyla karşılaştıran araştırmacılar, ormanlarda yaşanan arazi kullanım değişikliklerini tespit ettiler. Ayrıca farklı iklim senaryoları doğrultusunda modellemeler yaparak, bölgede iklimin ne şekilde değişeceğini hesapladılar. Erikli longozu daraldı, Sakagöl’deki sulak alanlar yok oldu veya bozuldu Analiz sonucunda, Erikli Longozunun yaklaşık 109 hektar küçüldüğü tespit edildi. Bu daralma, longozun toplam alanının yaklaşık %16’sına denk geliyor. Daha vahim bir tablo ise Sakagöl Longozunda görüldü: Bölgedeki sulak alanların tamamının yok olduğu veya bozulduğu tespit edildi. Bölgedeki tarım arazilerinde ise yaklaşık 30 hektarlık artış tespit edildi. Çalışmanın yazarlarına göre endemik türleri korumak için atılması gereken en öncelikli adım, bu türlerin üzerinde yaşadığı su habitatının acilen geri kazandırılması. Araştırmacılar, ‘‘Ormana su sağlayan sistemi korumazsak, ne kadar çaba sarf edersek edelim, ne Karadeniz Salkımı gibi nadir endemik bitkileri ne de kara leylek gibi canlıları tek tek korumamız mümkün olamaz,’’ diyor. Saplı meşe ve gürgen gibi öncü türlerin bölgedeki varlığı tehlikede 1984 ile 2014 yılı planlarının karşılaştırması, ormanlık alanların hemen hemen aynı kaldığını gösteriyor. Ancak detaylı araştırmalar, ekosistemin sağlığı açısından uyarılar içeren bir durumu ortaya koyuyor: Saplı meşe ve dişbudak gibi kuru ve sıcak koşullara kısmen dayanıklı olan bölgenin öncü türlerinin varlığının kayda değer ölçüde azaldığı görülüyor. Normal şartlarda, dişbudak ve gürgen ağaçlarının popülasyonlarının artmasının bekleneceğini belirten araştırmacılar, bu gerilemenin ardında insan baskısının yanı sıra iklim değişikliğiyle birlikte şiddetlenen ve uzayan kuraklık olaylarının bulunduğunu ifade ediyor. Bilim insanlarına göre alandaki değişim sürecini yansıtan bu eğilim, öncü türlerin ormandan kademeli olarak dışlanmasına yol açabilir. Çalışmanın yazarlarından İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Öğretim Üyesi Dr. İrşad Bayırhan, 2014’ten bu yana hem kuraklığın hem de insan baskısının arttığına dikkat çekiyor: ‘‘2014’ten bu yana kuraklık periyotları arttı ve bu durum mevsimsel taban suyu taşkınlarını sekteye uğratıyor. Ayrıca havzaya giren tuzlu su miktarının da arttığı anlaşılıyor. Ayrıca o yıllara göre çok ciddi bir yapılaşma var ve devam eden sanayi projeleri, bölgedeki baskıyı artırabilir.’’ Ancak olumlu gelişmeler de yok değil. Bayırhan, ‘‘Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü, kaçak avcılık, kontrolsüz girişler ve çevre kirliliğine karşı korunması için saha incelemelerini ve fiziksel izleme altyapısını güçlendirmiş görünüyor. Ayrıca bölgenin ekoturizm odağı haline gelmesiyle, bölge halkı ve ziyaretçilerin ormanı koruma konusunda daha güçlü bir farkındalık sahibi olmuş gibi görünüyor,’’ diyor. Sıcaklıklar 44 senede 1.8 derece arttı Çalışılan alanda yapılan uzun süreli gözlemler, 1970 ile 2024 arasındaki 54 senede bölgenin ortalama sıcaklığının 13.09°C, yıllık yağış miktarının ise 817.7 milimetre olduğunu gösteriyor. 1981-2024 yılları arasında yıllık yağışlarda kayda değer bir değişim gözlenmese de analiz sonuçları, özellikle en kuru aylarda yağışların azaldığı ve sıcaklıkların arttığına işaret ediyor. Bu zaman diliminde ortalama sıcaklıkların da yaklaşık 1.8°C arttığı tespit edildi. Uzun sürekli kuraklık ve artan sıcaklıklar gibi iklim kaynaklı stres faktörlerinin giderek öne çıktığı bu dönemde, tarımsal genişleme gibi insan kaynaklı baskılar, ekolojik kırılganlığı daha da artırıyor. İğneada Longoz Ormanları, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli rol oynuyor Kıyı ormanları - ve özellikle İğneada Longoz Ormanları gibi subasar ormanları - iklim değişikliğine sebep olan karbondioksiti hapsetmede kritik rol oynayan, özel ekosistemler. Bunun nedeni, bitki örtüsünün hızla gelişebilmesi ve karbonun hem toprakta hem de bitki örtüsünde depolanabilmesi: Subasar ormanları mevsimsel olarak sular altında kaldığı için, toprak yılın uzun bir bölümünde ıslak kalıyor. Bu da bitki artıklarının daha yavaş çürümesini sağlıyor ve karbon toprakta daha uzun süre saklı kalabiliyor. Dolayısıyla bu ekosistemlerin muhafazası, yalnızca biyoçeşitlilik için değil, iklim değişikliği ile mücadele için de kritik önemde. Ne var ki iklim değişikliği, arazi kullanımında yapılan değişiklikler ve kirlilik, bu ekosistemlerin karbon depolama kapasitelerini ciddi ölçüde tehdit ediyor. Bu çalışma da özellikle kuraklığın ve su stresinin, İğneada Longoz Ormanları’nın hapsedebileceği karbon miktarını azaltabileceği uyarısında bulunuyor. Çalışmanın yazarlarından İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden Prof. Dr. Cem Gazioğlu, ‘‘Kıyı ormanları, kara ve deniz arasında yüksek biyoçeşitliliğe ev sahipliği yapan ve kritik ekolojik görevler üstlenen özel alanlardır. Kıyı ekosistemleri okyanus yüzeyinin çok küçük bir kısmını kaplamasına rağmen, toplam karbon emiliminde büyük bir rol oynar. Bu karbon yutak alanları, iklim değişikliğiyle mücadelede oldukça güçlü savaşçılardır,’’ diyor. ‘‘Bu nedenle ülkemizdeki İğneada Longoz Ormanları'nın mutlak koruma statülerinin tavizsiz biçimde uygulanması gerekiyor.’’ Yüzyıl sonunda bölgede yarı-kurak iklim hakim olabilir Çeşitli iklim senaryoları altında bölge ikliminin ne şekilde değişeceğini iki farklı endeks aracılığıyla değerlendiren bilim insanları, özellikle ciddi iklim politikalarının devreye alınmaması sonucu ortaya çıkacak olumsuz senaryolarda, bugün büyük ölçüde nemli veya yarı-nemli olarak sınıflandırılan bölge ikliminin yüzyıl sonuna doğru kuruyacağını tespit ettiler. Olumsuz iklim senaryolarında daha yüksek öngörü gücüne sahip olduğu belirlenen De Martonne endeksine göre bugün bölgenin %70’i yarı nemli, %1,6’sı nemli, %28.3’ü ise Akdeniz iklimi etkisi altında. Fakat iklim değişikliği ile mücadele başarılı olmazsa, yüzyıl sonuna kadar İğneada Longoz Ormanları’nın %89’unun yarı-kurak bir iklime sahip olacağı ve nemli alanların yüzyıl sonuna kadar tamamen yok olacağı görülüyor. Çalışmanın yazarları arasında yer alan İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden Prof. Dr. Gürcan Büyüksalih, ‘‘Sonuçlarımız, yüksek emisyon senaryolarında bölgenin büyük ölçüde yarı kurak bir iklim kuşağına dönüşebileceğini ve karbon yutak kapasitesinin risk altında olduğunu ortaya koyuyor,’’ diyor. Bu durumun, bölgenin benzersiz biyoçeşitliliğini ve kritik karbon yutak alan işlevini tamamen yitirmesi riskini doğurduğunu vurgulayan Büyüksalih’e göre ‘‘Bu ekolojik çöküşü önlemek adına, bölgeyi besleyen akarsular üzerindeki insan kaynaklı su baskıları azaltılmak ve havza genelinde dinamik, iklim dirençli bir entegre su yönetimi planı hayata geçirmek gerekiyor.’’ Kaynak: İklim Masası - www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: https://www.mdpi.com/1999-4907/16/6/976

Sapanca Gölü İçin 25,5 Milyar Liralık Dev Hamle Haber

Sapanca Gölü İçin 25,5 Milyar Liralık Dev Hamle

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Sapanca Gölü Eylem Planı’nı kamuoyuna duyurdu. Gölün geleceğini kurtarmak ve bölgedeki su krizinin önüne geçmek amacıyla 5 yılda 25,5 milyar liralık yatırım yapılacağını açıklayan Yumaklı, "Sapanca Gölü mevcut durumundan kötüye giderse Kocaeli ve Sakarya susar" uyarısında bulundu. Adapazarı Kültür Merkezi'nde düzenlenen Sapanca Gölü Eylem Planı Tanıtım Toplantısı'nda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, küresel su stresi ve iklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki etkilerine dikkat çekerek hayati açıklamalarda bulundu. Dünyadaki tatlı su kaynaklarının kısıtlılığına değinen Yumaklı, Türkiye'de kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1313 metreküpten 1297 metreküpe gerilediğini ve ülkenin artık su stresi altında olduğunu vurguladı. "Sapanca Gölü Kötüye Giderse Kocaeli ve Sakarya Susar" Sapanca Gölü’nün hem içme suyu hem de endüstriyel üretim açısından kritik bir stratejik eksen olduğunu belirten Bakan Yumaklı, bölgedeki tehlikenin boyutuna dikkat çekti: "Sapanca Gölü son derece önemli hem de sit alanı statüsü var. Açık ve net konuşmak zorundayız. Sapanca Gölü hâlihazırda mevcut durumundan daha kötüye giderse Kocaeli, Sakarya susar. Sanayi bölgesi artık vazifesini icra edemez, Türkiye ekonomisine gerekli katkıyı sunamaz olur." İklim projeksiyonlarına göre bölge sıcaklığında 4 derecelik bir artış ve yağışlarda %5'lik bir düşüş beklendiğini kaydeden Yumaklı, 2025 yılı verilerine göre Sapanca Gölü'nde yaklaşık 72 milyon metreküplük su azalımı yaşandığını, bu miktarın %22'sinin ise buharlaşmadan kaynaklandığını aktardı. Sapanca Gölü Eylem Planı Detayları: 5 Yılda 25,5 Milyar TL Yatırım Hazırlanan Sapanca Gölü Eylem Planı; su, gıda ve ekosistem bağlantısallığını korumayı, su güvenliğini ve verimliliğini sağlamayı amaçlıyor. Plan kapsamında; 5 yıl içerisinde eylem planındaki hususları hayata geçirmek adına 25,5 milyar liralık yatırım yapılacak. Havzaya yılda yaklaşık 114 milyon metreküp su kazandırılması hedefleniyor. İklimsel, ekolojik ve hidrolojik veriler esas alınarak 6 ana eylem başlığı ve 12 tedbir hayata geçirilecek. İçme suyu şebekelerindeki kayıp-kaçak oranı %25'e düşürülerek yıllık 16 milyon metreküp su tasarrufu sağlanacak. Yapay Zekâ Destekli Akıllı Su Yönetimi Geliyor Sapanca Gölü'nün su miktarı ve kalitesinin yapay zekâ destekli modellerle anlık olarak takip edilmeye başlandığını müjdeleyen Bakan Yumaklı, kurulacak yeni izleme sistemleriyle buharlaşma kayıplarının da kontrol altında tutulacağını söyledi. Gölden elde edilen veriler anlık olarak Akıllı Su Yönetimi Sistemi'ne aktarılacak ve oluşturulan Bilim Kurulu ile gölün durumu kesintisiz izlenecek. Alternatif Baraj Projeleriyle Göldeki Stres Azalıyor Gölden çekilen su miktarını azaltacak alternatif kaynak yatırımlarına da değinen Yumaklı, süreçle ilgili şu bilgileri verdi: Kocaeli İhsaniye Barajı: İsale hattı ve arıtma tesisi tamamlanarak içme suyu verilmeye başlandı, göldeki su stresi azaldı. Ballıkaya Barajı: 2027 yılında su tutmaya başlayacak. Faaliyete geçtiğinde gölden sağlanan su miktarı aynı oranda azaltılacak. Avcıdere Barajı: Sulama ve İçme Suyu Projesi önümüzdeki dönemde yatırım programına alınacak. "Artık Konuşma Değil, Uygulama Devri" Afetler ve su taşkınlarına karşı 25 havzada yönetim planlarının tamamlandığını ifade eden Yumaklı, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Artık devir konuşma devri değil, uygulama devri. Yeteri kadar konuştuk, planladık. Bundan sonra uygulayalım. Bu güzellikler milyonlarca yılda oluştu, biz birkaç yılda buraları feda etmeyelim. Sapanca Gölü’nü hep birlikte bizden sonraki nesillere bizlere dua edecekleri şekilde aktaralım." Toplantının ardından Bakan İbrahim Yumaklı ve beraberindeki heyet, "Sapanca Gölü Eylem Planı" sergisini gezerek incelemelerde bulundu.

Eskişehir’in Tek Tescilli Sulak Alanı Balıkdamı’nda 3 Yıllık Onarım Projesi Tamamlandı Haber

Eskişehir’in Tek Tescilli Sulak Alanı Balıkdamı’nda 3 Yıllık Onarım Projesi Tamamlandı

Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde bulunan Balıkdamı Sulak Alanı’nda üç yıldır devam eden ekolojik onarım projesi tamamlandı. Doğa Araştırmaları Derneği öncülüğünde yürütülen çalışmalarla su akışının iyileştirilmesi, istilacı türlerle mücadele edilmesi, biyoçeşitliliğin korunması ve tarımda doğa temelli çözümlerin yaygınlaştırılması hedeflendi. Eskişehir’in önemli doğal yaşam alanlarından Balıkdamı Sulak Alanı’nda üç yıl boyunca sürdürülen ekolojik onarım ve tarımda doğa temelli çözümler projesi tamamlandı. Sivrihisar ilçesi sınırlarında, Sakarya Nehri havzasında yer alan Balıkdamı’nda yürütülen çalışmalarla sulak alanın bozulan ekolojik işlevlerinin iyileştirilmesi ve su kaynaklarının gelecek nesillere aktarılması amaçlandı. Doğa Araştırmaları Derneği (DAD) yürütücülüğünde, Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 5. Bölge Müdürlüğü ortaklığında ve Akdeniz Tatlı Su Ekosistemleri için Donörler Girişimi (DIMFE) mali desteğiyle gerçekleştirilen “Balıkdamı Sulak Alanı’nda Doğa Temelli Çözümlerle Herkes İçin Sürdürülebilir Su” projesi kapsamında, bilimsel araştırmalara dayalı çok sayıda çalışma hayata geçirildi. Balıkdamı’nın Ekolojik Yapısı Koruma Altına Alınmaya Çalışıldı Marnlı ve jipsli bozkır ekosistemleri, tuzcul bataklıklar, sulak çayırlar ve farklı doğal yaşam alanlarını bünyesinde barındıran Balıkdamı, bölgedeki biyolojik çeşitlilik açısından önemli bir yere sahip. Sulak alanın korunması, yalnızca yaban hayatı için değil, çevredeki kırsal alanlarda tarımsal üretimin devamlılığı ve su kaynaklarının sürdürülebilirliği açısından da önem taşıyor. Üç yıl süren proje kapsamında alanın mevcut durumu bilimsel verilerle değerlendirildi. Batimetri çalışmaları, su ve toprak analizleri, biyolojik izleme faaliyetleri ve tarımsal araştırmalar gerçekleştirildi. Uzmanların ve ilgili paydaşların katılımıyla hazırlanan onarım raporu ve haritası doğrultusunda sahadaki uygulamalar planlandı. İstilacı Balık Türüyle Mücadele Edildi Balıkdamı Sulak Alanı’ndaki çalışmaların önemli başlıklarından biri, ekosistemin biyolojik çeşitliliği üzerinde baskı oluşturan istilacı türlerle mücadele oldu. Karabalık veya Afrika kedi balığı olarak bilinen Clarias gariepinus türü balıklar, yöre halkının desteğiyle alandan toplandı. Bu uygulamayla istilacı türün sulak alan ekosistemi üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılması hedeflendi. Sakarya Nehri ve Göksu Kaynağı’nda Su Akışı İyileştirildi Sediment birikimi ve aşırı sazlanma nedeniyle su akışının azaldığı Sakarya Nehri ile sığlaşan Göksu Kaynağı’nda bitki ve saz temizliği çalışmaları yapıldı. Planlı saz kesimleriyle açık su yüzeyleri yeniden oluşturulurken kuşların ve diğer canlıların ihtiyaç duyduğu yaşam alanlarının iyileştirilmesine yönelik adımlar atıldı. Çalışmalar sayesinde su akışının kısmen yeniden sağlanmasıyla kurumaya yüz tutan tuzcul bataklıklara su ulaştırıldı. Ayrıca bölgedeki jipsli topraklara özgü endemik bitkilerin ihtiyaç duyduğu nem koşullarının desteklenmesi amaçlandı. Tarımda Doğa Temelli Çözümler Çiftçilere Anlatıldı Proje kapsamında yalnızca sulak alanın doğrudan korunmasına yönelik çalışmalarla yetinilmedi. Tarımsal faaliyetlerin doğal ekosistemler üzerindeki etkilerinin azaltılması ve suyun miktarı ile kalitesinin korunması için de çeşitli çözümler geliştirildi. Tarım uzmanlarının saha gözlemleri, çiftçilerle yapılan görüşmeler ve toprak analizleri sonucunda bölgedeki tarımsal sorunlar belirlendi. Geliştirilen öneriler, çiftçilere yönelik eğitimler, rehber kitaplar ve Eskişehir Geçit Kuşağı Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü Müdürlüğü arazisinde gerçekleştirilen örnek uygulamalar aracılığıyla aktarıldı. Sulak Alanların Doğaya ve İnsanlara Katkısı Değerlendirildi Proje süresince doğal alanların insanlara sunduğu faydalar, yani ekosistem hizmetleri de incelendi. Arazi kullanımındaki değişimlerin ekosistemlerin işleyişini ve doğanın sunduğu faydaları olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekildi. Uzmanlar tarafından yapılan değerlendirmelerle doğal alanların korunmasının önemi ortaya konulurken elde edilen bilgiler yöre halkı ve uygulayıcılarla paylaşıldı. Türkiye İçin Sulak Alan Onarım Rehberi Hazırlandı Balıkdamı’nda elde edilen deneyimler, Türkiye genelinde yürütülecek ekosistem onarımı çalışmalarına da katkı sağlayacak. Eskişehir ve Ankara’da farklı paydaşların katılımıyla düzenlenen çalıştayların ardından “Sulak Alan Onarım Rehberi” hazırlandı ve yayımlandı. Bunun yanı sıra Doğaya Güç Kat (DGK) Ağı bünyesindeki sivil toplum kuruluşlarına ve ilgili kamu kurumlarına yönelik teknik eğitimler düzenlendi. Eskişehir, Balıkesir, Bartın, Batman ve Antalya’da gerçekleştirilen bölgesel eğitimlerde sulak alanların önemi, ekosistem onarımı, doğa temelli çözümler ve ekosistem hizmetleri konuları yaklaşık 200 kişiye aktarıldı. Balıkdamı İçin Farkındalık Çalışmaları Yapıldı Proje kapsamında sulak alanların korunması ve onarılmasının önemi konusunda kamu kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarıyla görüşmeler gerçekleştirildi. Farklı illerde düzenlenen toplantı ve konferanslarda proje deneyimleri paylaşılırken Dünya Sulak Alanlar Günü ve Dünya Çevre Günü gibi özel günlerde çeşitli farkındalık etkinlikleri düzenlendi. Gençlerin ve çocukların da katıldığı etkinliklerle doğal yaşam alanlarının korunması konusunda toplumsal bilincin artırılması hedeflendi. Bozulan Ekosistemlerin Onarılması Küresel Hedefler Arasında Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi, 2030 yılına kadar bozulmuş ekosistemlerin en az yüzde 30’unun etkili restorasyon çalışmalarına konu edilmesini hedefliyor. Balıkdamı’nda tamamlanan üç yıllık proje, sulak alanların korunması, su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı ve tarımsal üretimle doğal yaşam arasındaki dengenin güçlendirilmesi açısından önem taşıyor. Su kaynaklarının giderek azaldığı günümüzde, doğal alanların mevcut durumuyla korunması ve bozulan ekosistemlerin bilimsel yöntemlerle onarılması büyük önem taşıyor. Balıkdamı’nda yürütülen çalışmalar da sulak alanların yalnızca yaban hayatı için değil, tarımın sürdürülebilirliği ve gelecek nesillerin suya erişimi açısından da vazgeçilmez olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Unique Summit Gaziantep Global StartupCities Zirvesi Başladı Haber

Unique Summit Gaziantep Global StartupCities Zirvesi Başladı

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen, küresel girişimcilik ekosistemlerini birbirine bağlamayı, güçlendirmeyi ve kıtalar arası inovasyon ile iş birliğini teşvik etmeyi amaçlayan Unique Summit Gaziantep Global StartupCities Zirvesi başladı. Global StartupCities’in Asya kıtasındaki tek temsilcisi olan Gaziantep’te düzenlenen zirve, Müzeyyen Erkul Bilim Merkezi’nde gerçekleştirildi. Zirve ile Gaziantep’in Orta Doğu ve Asya pazarlarında yeni girişimlerin merkezi ve lider şehir konumuna gelmesi hedefleniyor. Zirvenin açılış toplantısında Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin açılış konuşmasını yaptı ve bir sunum gerçekleştirdi. Sunumda Başkan Şahin, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin dirençli kentler, kentsel mobilite, yeşil şehirler, sağlıklı kentler, sürdürülebilirlik ve yerel diplomasi gibi birçok alanda yürüttüğü dijital yatırımları anlattı. GAZİANTEP BÜYÜKŞEHİR’DEN OYUN VE TEKNOLOJİ GİRİŞİMCİLİĞİNE YENİ DESTEK: GAMEZANTEP TEKMER Program kapsamında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile KOSGEB iş birliğinde kurulan GameZAntep TEKMER’in açılışı gerçekleştirildi. Oyun ve teknoloji girişimcilerine yeni fırsatlar sunacak merkez; girişimcilerin fikirlerini projeye dönüştürmelerine, teknoloji tabanlı iş fikirlerini geliştirmelerine ve yeni girişimlerin desteklenmesine katkı sağlayacak. GameZAntep TEKMER ile Gaziantep’in teknoloji ve inovasyon ekosisteminin güçlendirilmesi hedefleniyor. GameZAntep TEKMER ile girişimcilere çalışma alanlarının yanı sıra kamu kurumları, KOSGEB ve üniversitelerin katkılarıyla eğitim, mentorluk, danışmanlık ve iş geliştirme imkanları sunulması planlanıyor. Merkez, özellikle oyun teknolojileri başta olmak üzere yenilikçi fikirlerin ticarileşmesine katkı sağlamayı amaçlıyor. ŞAHİN: BEŞİKTEN MEZARA BİLİM DİYEN BU MEDENİYETİN BUGÜNKÜ TEMSİLCİLERİ OLARAK BUGÜN BUNLARI YAPMAK DURUMUNDAYIZ Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, konuşmasında şehrin önemine vurgu yaparak şunları söyledi: “12 bin yıllık tarih bize emanet. Bütün medeniyetler bize emanet. Beşikten mezara bilim diyen bu medeniyetin bugünkü temsilcileri olarak bugün bunları yapmak durumundayız. Kendimizi yenilememiz, kodlarımızı güncellememiz ve zamanın ruhunu yakalamak durumundayız.” YÜKSEK TEKNOLOJİYİ MERHAMETLE, ŞEFKATLE BİRLEŞTİRİP ORADAKİ MEKANİK ALTYAPIYI BİR İNSANİ BAKIŞTA GÜÇLENDİRMEMİZ GEREKİYOR Başkan Fatma Şahin, konuşmasının devamında Müzeyyen Erkul Bilim Merkezi’nin kuruluş sürecine ve merkeze destek verenlere değinerek sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Her birimizin bu küresel ısınmanın arttığı, COP31’e hazırlık yaparken bir taraftan süper hücrenin yaşandığı, bir taraftan kuraklığın yaşandığı, bir taraftan buzulların eridiği, bir taraftan çocukların öldüğü ve öldürdüğü dünyaya dur dememiz gerekiyor. Yüksek teknolojiyi merhametle, şefkatle birleştirip oradaki mekanik altyapıyı bir insani bakışta güçlendirmemiz gerekiyor. Gaziantep’te 700 bin genç 700 bin beşeri sermaye var. Akıl var, fikir var. Bu fikri projeye, bu projeyi hayata kim geçirecek? Hiçbir eksiğimiz yok. Bir yıl önce başlattığımız bu fikirde bugün bilim merkezimizin üzerinden bu çalışmayı yaptık.” Gaziantep Vali Yardımcısı Oktay Kaya da yeni açılan merkezin önemine değinerek, “İlimize, ülkemize, sanayicimize, teknoloji yatırımlarıyla ilgilenen sanayi kesimimize, insanımıza hayırlı olmasını diliyorum” dedi. MENENDEZ: UNIQUE SUMMIT GAZİANTEP’İN AMACI KÜRESEL İŞ BİRLİĞİNİ VE FIRSATLARI ARTIRMAK GSC CEO’su Arturo Villar Menendez, konuşmasında Unique Summit Gaziantep ile dünyayı birbirine daha fazla bağlamak ve ülke başkentleri dışında kalan şehirlerin de gücünü ortaya koymak istediklerini belirterek şunları söyledi: “Yeni merkezlerin ve fırsatların doğması için buradayız. Unique Summit Gaziantep’in amacı küresel iş birliğini ve fırsatları artırmak. Gaziantep’in kardeş şehir programı da bu yönde uzun süredir çalışıyor. Burada, Gaziantep’in yirmi yılı aşkın zamandır sürdürdüğü bu iş birliğini daha da ileri taşımak istiyoruz.” YENİ İPEK YOLU DÖNEMİ’Nİ BURADA, GAZİANTEP’TE BAŞLATMAK İSTİYORUZ Konuşmasının devamında Menendez, Gaziantep’in stratejik konumuna dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Yeni İpek Yolu Dönemi’ni burada, Gaziantep’te başlatmak istiyoruz. Bu, sahip çıkmamız gereken bir tarih. Program kapsamında önümüzdeki beş yıl için atılacak adımları ve eylem planlarını açıklayacağız. Unique Summit Gaziantep, insanların bir araya geldiği bir buluşma. Girişimler de insanların birbirini ve yeni fırsatları tanımasına yardımcı olacak bir bağlantı noktası. Fatma Şahin dört rolü bir arada üstleniyor. Bunlar ekosistem kurucusu, girişimci, yenilikçi ve yatırımcı. Ekosistem kurucusu hem kamu kesimini hem de özel sektörü dinlemeli ve ikisine de destek olmalıdır. Yalnızca kamuya ya da yalnızca özel sektöre yardım eden biri, gerçek anlamda ekosistem kurucusu değildir. Gaziantep’in gastronomi alanındaki uluslararası konumu buna örnek. UNESCO süreci ve şehrin dünya çapında tanınması, ekosistem kuruculuğunun katkısıyla gerçekleşti.” Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar da yaptığı konuşmada, akademik camia adına organizasyona ev sahipliği yaptığı için Başkan Fatma Şahin’e teşekkür ederek, “Bu tarz giriş ve etkinlikler ile böyle merkezlerin olması gençelrimiz açısından son derece kıymetli. Özellikle bilim dünyasını teknoloji ile buluşturabilmek adına yapılan bu etkinlikleri son derece kıymetli buluyorum” ifadelerini kullandı. Zirve, açılış programının ardından networking görüşmeleri, takım oluşturma ve global girişim başlangıç etkinlikleriyle devam etti. ZİRVE, ÖNCÜ BİR KÜRESEL İNOVASYON ALANI OLUŞTURMAYI AMAÇLIYOR Her şehirdeki ekosistem liderine odaklanarak bu liderleri farklı stratejik merkezlerde birbirine bağlayan Global StartupCities, yeni bir ekonomik oluşumu temsil ediyor. Girişimcilere ve yenilikçilere coğrafi konumlarından bağımsız olarak kapsamlı destek sunmayı hedefleyen platform, böylece öncü bir Küresel İnovasyon Alanı oluşturmayı amaçlıyor. Avrupa’da başlatılan ve start-up’lar, yatırımcılar ile şirketler arasındaki iş birliklerini hızlandırmayı hedefleyen Global StartupCities, her yıl yenilikçi fikirlerin buluşma noktası oluyor. Platform, girişimcilik ekosisteminin önde gelen isimlerini, iyi uygulama örneklerini ve alanında öncü çalışmaları bir araya getiriyor.

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’ndan Kayseri Ticaret Odası’na Ziyaret Haber

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’ndan Kayseri Ticaret Odası’na Ziyaret

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Kayseri Ticaret Odası’nı (KTO) ziyaret ederek çok yakında faaliyete geçecek olan teknoloji üssü Kayseri TEKMER Projesi ile hâlihazırda faaliyetlerine devam eden KAGUTİM ve uluslararası iş birliği ağı DigiConnect merkezlerini yerinde inceledi. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu; TEKMER Projesi ve başarılı çalışmalar yapan merkezlerden dolayı KTO Başkanı Ömer Gülsoy ve yönetimini tebrik etti. "FİKİRDEN YATIRIMA TEKNOLOJİ KÖPRÜSÜ: KTO TEKMER" Ziyaretin ana gündem maddesini, Kayseri Ticaret Odası tarafından çok yakında hizmete girecek olan Teknoloji ve Gelişim Merkezi (KTO TEKMER) oluşturdu. KTO Başkanı Ömer Gülsoy; fikrin projeye, projenin ürüne, ürünün ise yatırıma ve ticari başarıya dönüştüğü bir ekosistem olarak tasarladıkları KTO TEKMER Projesi hakkında Hisarcıklıoğlu’na kapsamlı bir sunum yaptı ve merkez yerinde gezilerek tanıtıldı. Genç girişimcileri, teknoloji odaklı projeleri ve yenilikçi iş fikirlerini destekleyen KTO TEKMER’in, Kayseri’nin sanayi ve ticaret vizyonunu dijital çağa taşıyacak stratejik bir merkez olduğuna vurgu yapıldı. “KOSGEB TARAFINDAN ONAYLANAN PROJE TAMAMLANMA AŞAMASINA GELDİ” Kayseri’nin üretim gücünü teknolojiyle, girişimcilik ruhunu yenilikle buluşturacak projenin detaylarını paylaşan Gülsoy şunları söyledi: "Uzun süredir titizlikle yürüttüğümüz çalışmalar sonucunda KTO Kayseri TEKMER projemiz KOSGEB tarafından onaylandı. Merkezimizin fiziki altyapısına yönelik tadilat çalışmaları da artık tamamlanma aşamasına geldi. İnşallah çok kısa bir süre içerisinde Kayseri TEKMER’i faaliyete geçirerek şehrimizin gençlerinin, girişimcilerinin ve teknoloji odaklı işletmelerinin hizmetine sunacağız. Kayseri TEKMER, merkez konferans salonu binamızda daha önce restoran olarak kullanılan alanda, iki katlı olarak toplam 1.700 metrekarelik alanda hizmet verecek. Bu haliyle Kayseri TEKMER, Anadolu’nun en büyük TEKMER’i olarak faaliyetine başlıyor. Bu merkezimiz yalnızca çalışma alanlarının bulunduğu bir bina olmayacak. Burası; fikrin projeye, projenin ürüne, ürünün yatırıma ve ticari başarıya dönüştüğü güçlü bir teknoloji ve girişimcilik merkezi olacak. Robotik, makine, elektrik-elektronik, yazılım, dijitalleşme ve yapay zekâ alanlarında yenilikçi fikirleri bulunan girişimcilerimiz için başvuru çağrılarına çok yakında çıkacağız. İşletmesini henüz kurmamış genç girişimcilerden, teknoloji tabanlı ürününü geliştirmek ve büyütmek isteyen işletmelere kadar geniş bir girişimci kitlesine kapılarımızı açacağız. Teknoloji merkezimizi özellikle Kayseri sanayisine hizmet verecek yenilikçi ürün ve üretim yöntemleri ekseninde tasarladık. Böylece sanayimizin üretim kapasitesini ve teknolojik ürün çeşitliliğini artırmayı planlıyoruz. Burada; sanayici ve yatırımcı üyelerimizle, melek yatırımcılar ve risk sermayesi fonları ile teknoloji girişimcilerimizi ve start-up'ları bir araya getirecek aktif bir ekosistem kurmayı tasarlıyoruz. Bu haliyle Türkiye’deki teknoloji merkezleri arasında yeni bir model olarak 'Kayseri Modeli' geliştiriyoruz." "KAYSERİ’YE EŞSİZ BİR TEKNOLOJİ VE İNOVASYON MERKEZİ KAZANDIRIYORUZ" Aynı zamanda yatırım aşamasındaki Kayseri Ticaret Odası İnovasyon Kampüsü hakkında da bilgi veren Gülsoy, “Yaklaşık 15.000 metrekare inşaat alanına sahip olacak inovasyon kampüsümüzün inşasına çok yakında başlıyoruz. Sanayi odaklı teknoloji merkezi, sektörel mükemmeliyet merkezleri, start-up ofisleri ve yatırımcı ofislerini bünyesinde barındıracak kampüsümüz; Kayseri sanayisinin teknolojik dönüşümüne, dijitalleşmesine ve yenilikçi, katma değerli ürün geliştirme ihtiyacına hizmet edecek Ar-Ge ve inovasyon ekosistemini bir araya getirecek. Amacımız Kayseri’yi teknoloji üreten ve ihraç eden bir şehir haline getirmek.” dedi. KOBİ’LERİN DİJİTALLEŞMESİ VE ULUSLARARASI PAZARLARA ERİŞİMİ Ziyaret kapsamında ayrıca Kayseri Girişimcilik ve Uluslararası Ticaret Merkezi ile KTO koordinasyonunda yürütülen "DigiConnect – Odalar Arası Dijital Bağlantı ve İş Birliği Ağı Projesi Ofisi" de incelendi. Çek Ticaret Odası ve VOKA Vlaams-Brabant ortaklığıyla sürdürülen proje kapsamında; KOBİ’lerin dijitalleşme süreçlerini hızlandırmak ve uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştırmak amacıyla kurulmakta olan çok dilli dijital iş birliği platformu ile proje kapsamında düzenlenen uluslararası koordinasyon toplantıları, eğitimler, iş forumları ve B2B ikili iş görüşmeleri hakkında detaylı paylaşımlarda bulunuldu. Ziyarete; Dünya Odalar Federasyonu ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Kredi Garanti Fonu (KGF) Başkanı Erdoğan Özegen, Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, Nevşehir Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Arif Parmaksız eşlik etti. Ziyarette ayrıca KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Meclis Başkanı Cengiz Hakan Arslan, Yönetim Kurulu Üyeleri, TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Tuğba İlgü ve kurul üyeleri de hazır bulundu. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy; Kayseri’ye ve iş dünyasına sunmuş olduğu kesintisiz destekler, nazik ziyaretleri ve yakın ilgileri dolayısıyla TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na teşekkür etti.

KTO Başkanı Gülsoy: ''Derdimiz Şehrimizin Marka Değerini Yükseltmek'' Haber

KTO Başkanı Gülsoy: ''Derdimiz Şehrimizin Marka Değerini Yükseltmek''

Kayseri Ticaret Odası (KTO) Başkanı Ömer Gülsoy, yaklaşık 30 bin üyeyi temsil eden Akademik Odalar Birliği’ne bağlı meslek odalarının başkan ve yöneticilerini ağırladı. İstişare toplantısında şehrin geleceğine yönelik projeler, ortak hareket kültürü ve birlik-beraberlik mesajları öne çıktı. "Derdimiz Şehrimizin Marka Değerini Yükseltmek" Toplantının açılışında konuşan KTO Başkanı Ömer Gülsoy, Akademik Odalar Birliği temsilcilerini ağırlamaktan memnuniyet duyduklarını belirterek şu ifadeleri kullandı: “Kayseri’nin kalkınma yolculuğunda Akademik Odalar Birliğimize bağlı meslek odalarımızın teknik birikimi ve ticaret erbabımızın tecrübesi birleştiğinde aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Bizim tek derdimiz; odalarımızın ve değerli başkanlarımızın güç birliğiyle şehrimizin marka değerini daha da yukarıya taşımaktır.” “Kayseri TEKMER ile Teknolojide ‘Kayseri Modeli’ Geliştiriyoruz” Oda faaliyetleri hakkında bilgi veren ve KOSGEB tarafından onaylanan KTO Kayseri TEKMER projesinde sona gelindiğini müjdeleyen Başkan Gülsoy, merkezin detaylarını şu sözlerle paylaştı: “Merkezimizin fiziki altyapısına yönelik tadilat çalışmaları artık tamamlanma aşamasına geldi. İnşallah çok kısa bir süre içerisinde Kayseri TEKMER’i faaliyete geçirerek gençlerimizin, girişimcilerimizin ve teknoloji odaklı işletmelerimizin hizmetine sunacağız. Merkezimiz, konferans salonu binamızdaki iki katta toplam 1.700 m²’lik alanda hizmet verecek. Kayseri TEKMER yalnızca bir çalışma alanı değil; fikrin projeye, projenin ürüne, ürünün yatırıma ve ticari başarıya dönüştüğü güçlü bir teknoloji ve girişimcilik merkezi olacak. Robotik, makine, elektrik-elektronik, yazılım, dijitalleşme ve yapay zekâ alanlarında yenilikçi fikirleri bulunan girişimcilerimiz için başvuru çağrılarına çok yakında çıkıyoruz. İşletmesini henüz kurmamış genç girişimcilerden teknoloji tabanlı ürününü büyütmek isteyen firmalara kadar geniş bir kitleye kapılarımızı açacağız. Teknoloji Merkezimizi özellikle Kayseri sanayisine hizmet verecek; yenilikçi ürün ve üretim yöntemleri ekseninde tasarladık. Sanayici ve yatırımcı üyelerimizle girişimcilerimizi bir araya getirecek aktif bir ekosistem kurarak teknoloji merkezleri arasında bir ‘Kayseri Modeli’ geliştiriyoruz. Girişimcilerimize yalnızca ofis değil; mentörlük, eğitim, teknik danışmanlık, prototipleme, yatırımcı buluşmaları ve finansmana erişim gibi çok yönlü destekler sunacağız.” Meslek Odası Başkanlarından Birlik Mesajı ve Destek Kayseri Akademik Odalar Birliği Başkanı Süleyman Varol da toplantıda birlik olarak yürütülen projeler ve çalışmalar hakkında bilgi verdi. Başkan Varol, “Kayseri, yüzyıllardır ticaretin, üretimin ve girişimciliğin önemli merkezlerinden biri olmuştur. Bu şehirde ticaret sadece ekonomik bir faaliyet değil; aynı zamanda nesilden nesile aktarılan güçlü bir kültür ve şehir geleneğidir. Bugün sahip olduğumuz ekonomik ve sosyal birikimin temelinde de bu anlayış, çalışkanlık ve ortak akıl bulunmaktadır. Bizler de farklı meslek disiplinlerini temsil eden odalar olarak Kayseri’nin bu güçlü geçmişinden aldığımız sorumlulukla şehrimizin geleceğine katkı sunmaya devam edeceğiz. Geçmişte olduğu gibi bundan sonra da Kayseri’mizin menfaatleri doğrultusunda birlik ve beraberlik içerisinde hareket edeceğimize inanıyoruz. Farklı görüşlerimiz, farklı meslek alanlarımız ve farklı sorumluluklarımız olabilir; ancak ortak paydamız Kayseri’dir. Şehrimizin ekonomisini, üretimini, istihdamını ve marka değerini daha ileriye taşımak için ortak akıl ve istişare anlayışıyla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu vesileyle bizleri aynı masa etrafında buluşturan, birlik ve beraberliğimize katkı sunan Kayseri Ticaret Odası Başkanımız Sayın Ömer Gülsoy’un şahsında, kıymetli yönetimine ve KTO camiasına ev sahiplikleri ve misafirperverlikleri için teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.” dedi. Toplantıda söz alan meslek odası başkanları, Kayseri’nin gelişimi için iş birliği vurgusu yaparak çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceklerini belirtiler. Başkanlar ayrıca KTO Başkanı Ömer Gülsoy’a desteklerini ifade ederek başarılı çalışmalarının devamını dilediler. İstişare toplantısı, heyetin günün anısına çektirdiği toplu fotoğraf ile sona erdi. Kayseri Akademik Odalar Birliği Bünyesindeki Meslek Odaları: Makina Mühendisleri Odası İnşaat Mühendisleri Odası Mimarlar Odası Elektrik Mühendisleri Odası Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Jeoloji Mühendisleri Odası Jeofizik Mühendisleri Odası Ziraat Mühendisleri Odası Çevre Mühendisleri Odası Kimya Mühendisleri Odası Maden Mühendisleri Odası Gıda Mühendisleri Odası Peyzaj Mimarları Odası Orman Mühendisleri Odası Yeminli Mali Müşavirler Odası Şehir Plancıları Odası Meteoroloji Mühendisleri Odası Kayseri Tabip Odası Kayseri Diş Hekimleri Odası Kayseri 12. Bölge Eczacı Odası Kayseri Veteriner Hekimleri Odası Kayseri Barosu Kayseri Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Kayseri Noter Odası

Yağmurun Ülkesinde Kuraklık Alarmı: Birleşik Krallık İklim Değişikliğiyle Yüzleşiyor Haber

Yağmurun Ülkesinde Kuraklık Alarmı: Birleşik Krallık İklim Değişikliğiyle Yüzleşiyor

Yağışlı havasıyla tanınan Birleşik Krallık, 2026 yazında tarihinin en şiddetli ve yıkıcı kuraklıklarından biriyle sarsıldı. Kış aylarındaki bol yağışa ve dolup taşan barajlara rağmen Nisan-Temmuz döneminde yaşanan olağanüstü kuraklık, iklim krizinin ulaştığı boyutu gözler önüne serdi. Newcastle Üniversitesi Hidroloji Okutmanı Dr. Anna Murgatroyd, son beş yılda üçüncü kez tekrarlanan bu krizin, uzun süreli sıcak hava dalgalarıyla kesişmesi nedeniyle geçmiş yıllara kıyasla çok daha hayati riskler barındırdığını vurguluyor. Islak Kışlar, Kurak Yazlar: "Hava Durumunda Kırbaç Etkisi" İklim modelleri, artan sera gazı emisyonlarının aşırı hava olaylarını birer istisna olmaktan çıkarıp günlük yaşamın parçası haline getirdiğini gösteriyor. Süreci "hava durumunda kırbaç etkisi" olarak tanımlayan uzmanlar, sistemin bir uçtan diğerine savrulduğuna dikkat çekiyor: Sıcaklık Rekorları ve Aşırı Talep: İngiltere'nin güneyi, doğusu ve Galler'de sıcaklıklar günlerce 30-35 derecenin, yer yer 40 derecenin üzerinde seyretti. Aşırı sıcaklar su talebini patlattı; bazı su şirketleri yaz döneminde beklenenin %20 üzerinde bir taleple karşılaştı. Jet Akımı ve Yüksek Basınç: Kuzey Atlantik jet akımının yerini Avrupa kıtası üzerinde kenetlenen yüksek basınç alanlarına bırakması, sıcak ve kuru havanın ada üzerinde sıkışıp kalmasına yol açıyor. Yangınlar, Kuruyan Nehirler ve Yükselen Gıda Fiyatları Kuraklığın sıcak dalgalarıyla birleşmesi ekosistem, gıda güvenliği ve toplum sağlığı üzerinde ağır tahribat yaratıyor: Çöken Ekosistemler ve Orman Yangınları: Nehir seviyeleri kritik eşiklerin altına düşerken bazı nehir yatakları tamamen kurudu. Toprak neminin tükenmesi ve kuruyan bitki örtüsü, ülke genelinde kontrol edilmesi güç orman ve fundalık yangınlarını tetikledi. Tarımda Mahsul Kaybı ve Pahalılık: Tarlalarını sulayamayan çiftçiler ürünlerini kurumaya terk etmek zorunda kaldı. Taze meyve ve sebzede dışa bağımlılık artarken, gıda fiyatlarındaki tırmanış sosyoekonomik baskıyı derinleştirdi. Sağlık Riskleri: Soğuma imkanlarının kısıtlanması; çocuklar, hamileler ve yaşlılar başta olmak üzere hassas grupların sağlığını doğrudan tehdit ediyor. Altyapı Yatırımları Tek Başına Yetersiz: Çözüm Talep Yönetiminde Oxford Üniversitesi’nde Londra’nın su temin altyapısı üzerine doktora çalışmasını tamamlayan Dr. Anna Murgatroyd, sadece yeni barajlar inşa etmenin veya depolama kapasitesini artırmanın tek başına çözüm olmadığını belirtiyor. Sürecin talep yönetimi ile desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Murgatroyd, atılması gereken üç kritik adımı şöyle sıralıyor: Akıllı Su Sayaçları: Evlerde sabit tarife yerine su sayacı kullanımına geçilerek bireysel tüketim bilincinin oluşturulması. Su Verimliliği Yüksek Teknolojiler: Yeni yapılarda su tasarruflu beyaz eşyaların ve sistemlerin kullanımının zorunlu kılınması. Eski Altyapı ve Sızıntı Önleme: Bazen 100 yılı bulan eski şehir altyapılarındaki boru sızıntılarının giderilmesi. Özelleştirmenin Unutulan Vaatleri Birleşik Krallık’ta su yönetimi 1989 yılında özelleştirilerek Thames Water ve Northumbrian Water gibi bölgesel özel şirketlere devredilmişti. Piyasa rekabeti sayesinde altyapıya devasa yatırımlar yapılacağı sözü verilmiş olsa da, ülkede son barajın 1992 yılında inşa edilmiş olması kamuoyundaki tepkileri artırıyor. Bugün İngiliz halkı, su şirketlerinin vaat ettikleri altyapı iyileştirmelerini acilen hayata geçirmesini talep ediyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Dr. Anna Murgatroyd

2026-2027 Su Ürünleri Av Sezonu Bodrum’da Açıldı Haber

2026-2027 Su Ürünleri Av Sezonu Bodrum’da Açıldı

Denizlerde av yasağının sona ermesiyle birlikte 2026-2027 Su Ürünleri Genel Av Sezonu, Bodrum Torba Balıkçı Barınağı’nda düzenlenen törenle başladı. Sezon açılışında balıkçılar “Vira Bismillah” diyerek denize açılırken, denizlerin sürdürülebilirliği ve su ürünleri sektörünün geleceğine yönelik çalışmaların önemine dikkat çekildi. Muğla İl Tarım ve Orman Müdürü Seyfettin Baydar’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen sezon açılış törenine; Muğla Vali Vekili İsmail Çorumluoğlu, Bodrum Kaymakamı Ali Sırmalı, Bodrum Belediye Başkan Vekili Ercan Pehlivan, AK Parti Muğla İl Başkanı Cengizhan Güngör, MHP Muğla İl Başkanı Emrah Oltulu, siyasi parti ilçe başkanları, muhtarlar, su ürünleri sektörünün temsilcileri, balıkçılar ve çok sayıda davetli katıldı. Program, Torba Balıkçı Barınağı’nda gerçekleştirilen dip temizliği ve balıklandırma çalışmalarıyla başladı. Folklor gösterisinin ardından protokol konuşmaları yapıldı, avcılık belgeleri takdim edildi. Balık mezatı ve balık-ekmek ikramının da gerçekleştirildiği program, bereket duasının ardından balıkçı tekneleriyle denize açılarak hep birlikte “Vira Bismillah” denilmesiyle devam etti. “Muğla, Balıkçılıkta Önemli Bir Merkez” Törende konuşan Muğla İl Tarım ve Orman Müdürü Seyfettin Baydar, yeni av sezonunun başta Muğlalı balıkçılar olmak üzere tüm balıkçılara, ailelerine ve su ürünleri sektörüne hayırlı ve bereketli olmasını diledi. Muğla’nın 1.479 kilometrelik sahil şeridiyle Türkiye’nin denizcilik ve balıkçılık açısından en önemli illerinden biri olduğunu belirten Baydar, ilin sahip olduğu girintili çıkıntılı kıyı yapısı, çok sayıdaki koyu ve avlak sahalarıyla özellikle kıyı balıkçılığı açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu ifade etti. Muğla’da 4.614 kayıtlı balıkçı bulunduğunu, bunların 537’sinin kadın balıkçılardan oluştuğunu belirten Baydar, il genelinde 1.117 küçük balıkçı teknesinin yanı sıra 10 trol ve 10 gırgır gemisinin faaliyet gösterdiğini söyledi. “Türkiye Su Ürünleri Yetiştiriciliğinin Yüzde 26’sı Muğla’da Gerçekleşiyor” Muğla’nın yalnızca avcılıkta değil, su ürünleri yetiştiriciliğinde de Türkiye’nin önde gelen illerinden biri olduğuna dikkat çeken Baydar, Türkiye’deki su ürünleri yetiştiriciliğinin yaklaşık yüzde 26’sının Muğla’da gerçekleştirildiğini belirtti. İlde bulunan 342 yetiştiricilik tesisinde 2025 yılında 167 bin ton su ürünü üretildiğini ifade eden Baydar, aynı yıl 85 bin 307 ton su ürünleri ihracatı gerçekleştirildiğini ve ihracat değerinin 745 milyon 338 bin dolara ulaştığını kaydetti. Baydar, elde edilen başarının üreticilerin, balıkçıların, sektör temsilcilerinin ve kamu kurumlarının ortak emeğinin sonucu olduğunu belirterek sektöre katkı sunan herkese teşekkür etti. Balıkçılara Destekler Sürüyor Balıkçılık ve yetiştiricilik sektörünün desteklenmeye devam ettiğini vurgulayan Baydar, 2025 yılında 97 üreticinin toplam 18 milyon TL yetiştiricilik desteğinden faydalandığını açıkladı. Küçük ölçekli balıkçılara yönelik desteklemeler kapsamında ise 915 geminin kayıt altına alındığını ve toplam 9,3 milyon TL destekleme gerçekleştirildiğini belirten Baydar, denizlerin ekolojik dengesini tehdit eden balon balığıyla mücadele çalışmalarının da sürdüğünü söyledi. Bu kapsamda denizlerden avlanan 6.896 adet balon balığı için toplam 218 bin TL ödeme yapıldığını ifade eden Baydar, çalışmaların temel amacının balıkçıları desteklerken aynı zamanda denizlerin sürdürülebilirliğini ve ekosistemin korunmasını sağlamak olduğunu dile getirdi. 2026 Yılında 17 Lokasyonda Deniz Dibi Temizliği Yapıldı Balıkçı barınaklarının balıkçılar için büyük önem taşıdığını belirten Baydar, Muğla’da toplam 13 balıkçı barınağının bulunduğunu söyledi. 2026 yılında 17 farklı lokasyonda gerçekleştirilen temizlik çalışmalarında yaklaşık 5 ton çöpün denizlerden çıkarıldığını belirten Baydar, temiz denizlerin sürdürülebilir balıkçılık ve gelecek nesillere sağlıklı bir deniz ekosistemi bırakılması açısından temel şart olduğunu vurguladı. Ayrıca Bakanlık ile TÜBİTAK iş birliğinde yürütülen proje kapsamında mevcut balıkçı barınaklarının fizibilite çalışmalarının ve yeni balıkçı barınağı ihtiyacı bulunan bölgelerin tespit çalışmalarının tamamlandığını ifade eden Baydar, barınakların daha verimli işletilmesi ve balıkçılara daha iyi hizmet sunulması amacıyla mevzuat düzenleme çalışmalarının da devam ettiğini kaydetti. 125 Bin Metrekare Hayalet Ağ Denizlerden Uzaklaştırıldı Denizlerde terk edilen veya kaybolan av araçlarının sucul ekosistem açısından önemli tehdit oluşturduğuna dikkat çeken Baydar, Bakanlık tarafından yürütülen “Denizlerin Terk Edilmiş Ağlardan Temizlenmesi Projesi” kapsamında Muğla’da 2022 yılından bu yana önemli çalışmalar gerçekleştirildiğini söyledi. Bu kapsamda bugüne kadar 571 bin metrekare alanın tarandığını, 154 noktada gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda 125 bin metrekare hayalet ağın denizlerden uzaklaştırıldığını belirtti. 2026’da 666 Bin Yavru Balık Su Kaynaklarıyla Buluşturulacak Denizlerin ve iç suların balık varlığının artırılması, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir balıkçılığa katkı sağlanması amacıyla balıklandırma çalışmalarının da sürdüğünü belirten Baydar, sezon açılışı kapsamında 10 bin adet levrek yavrusunun denizlerle buluşturulacağını ifade etti. Baydar, gerçekleştirilecek bu çalışmayla birlikte 2026 yılı içerisinde 12 farklı lokasyonda toplam 666 bin adet yavru balığın su kaynaklarıyla buluşturulmuş olacağını belirterek, balıklandırma çalışmalarının her yıl artırılarak sürdürülmesinin hedeflendiğini söyledi. Vali Vekili Çorumluoğlu: “Balıkçılık, Muğla Ticaretinde Önemli Bir Noktada” Törende konuşan Muğla Vali Vekili İsmail Çorumluoğlu da balıkçılığın Muğla ekonomisi ve ticaretindeki önemine dikkat çekti. Muğla genelinde yaklaşık 4 bin 600 kişinin geçimini balıkçılıktan sağladığını, bu kişilerin yaklaşık 600’ünün kadınlardan oluştuğunu belirten Çorumluoğlu, kentte 1.100’ün üzerinde teknenin bulunduğunu, ayrıca 10 gırgır ve 10 trol gemisinin faaliyet gösterdiğini ifade etti. Balıkçılığın yaklaşık 750 milyon dolarlık ihracatla Muğla ticaretinde önemli bir yere sahip olduğunu dile getiren Çorumluoğlu, yeni av sezonunun hem balıkçılar hem de vatandaşlar açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Balıkçıların bol miktarda av yapmasının sektör çalışanlarının gelirlerini artıracağını, aynı zamanda vatandaşların kaliteli balığa daha uygun fiyatlarla ulaşmasına katkı sağlayacağını belirten Çorumluoğlu, şöyle konuştu: “Bol balık yakalayacaklar ki hane halkı daha ucuz balık yiyebilecek. Hem onlar çok para kazanacak hem de biz daha ucuz, sofralarımızda kaliteli ürün koyacağız değerli arkadaşlar.” Çorumluoğlu, yeni av sezonunun balıkçılar için bereketli geçmesi temennisinde bulunarak, balıkçılığın Muğla’nın ekonomisi ve ticaretindeki önemli yerini korumaya devam edeceğini vurguladı. Hedef: Üretirken Korumak, Korurken Sürdürülebilir Üretimi Sağlamak Konuşmasında Tarımsal Üretimin Planlanması çalışmalarına da değinen Baydar, bitkisel ve hayvansal üretimin yanı sıra su ürünleri avcılığı ve yetiştiriciliğinin de planlama kapsamına alındığını belirtti. Yetiştiricilik faaliyetlerinin planlama ve kontrol çerçevesinde yürütüldüğünü, avcılıkta ise başta hamsi olmak üzere yaklaşık yüzde 70’lik bölümün tam kontrol altında gerçekleştirildiğini ifade eden Baydar, sürdürülebilir üretimin önemine dikkat çekti. Baydar, “Üretirken korumak, korurken sürdürülebilir üretimi sağlamak” anlayışıyla çalışmaların devam edeceğini vurgulayarak, denizlerin yalnızca bugün için değil gelecek nesiller için de emanet olduğunu söyledi. “Rüzgârınız Kolayına, Pruvanız Neta Olsun” Konuşmasının sonunda yeni av sezonunun tüm balıkçılara sağlık, güvenlik, huzur ve bereket getirmesini dileyen Baydar, balıkçılığa katkı sunan tüm kurum ve kuruluşlar ile sektör temsilcilerine teşekkür etti. 2026-2027 Su Ürünleri Genel Av Sezonu’nun ülkeye, Muğla’ya ve tüm balıkçılara hayırlı ve bereketli olmasını dileyen Baydar, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Rüzgârınız kolayına, pruvanız neta, ağlarınız balıkla, sofralarınız bereketle dolsun. Vira Bismillah!” Yeni av sezonunun başta emekçi balıkçılar olmak üzere tüm su ürünleri sektörüne bol, bereketli, kazasız ve hayırlı olması temennisiyle tören sona erdi.

TZOB Başkanı Bayraktar: "Balıkçılarımız 1 Eylül’de “Vira Bismillah” Diyecek" Haber

TZOB Başkanı Bayraktar: "Balıkçılarımız 1 Eylül’de “Vira Bismillah” Diyecek"

Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 1 Eylül’de başlayacak yeni balıkçılık av sezonu öncesinde değerlendirmelerde bulundu. Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 1 Eylül’de başlayacak yeni balıkçılık av sezonu öncesinde yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin su ürünleri üretiminin son yıllarda genel olarak artış eğilimi gösterdiğini belirterek, yeni av sezonunun balıkçılar için kazasız, bereketli ve sürdürülebilir olmasını diledi. Bayraktar, ilk kez 2023 yılında 1 milyon ton sınırını aşan toplam su ürünleri üretiminin, 2024 yılındaki düşüşün ardından 2025 yılında yüzde 11,1 artarak 1 milyon 37 bin 19 tona ulaştığını bildirdi. Böylece son beş yıldaki toplam üretim artışının yüzde 31,9 olarak gerçekleştiğini belirtti. 2025 yılı su ürünleri üretiminin yüzde 33,4’ünü avcılık yoluyla elde edilen deniz balıkları, yüzde 3’ünü diğer deniz ürünleri, yüzde 3,1’ini iç su ürünleri ve yüzde 60,4’ünü yetiştiricilik ürünlerinin oluşturduğunu ifade eden Bayraktar, su ürünleri avcılığının 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 15,3 artarak 410 bin 428 tona yükseldiğini kaydetti. Avcılık üretiminin 2020 yılında kaydedilen 364 bin 100 tonluk seviyeye göre yüzde 12,6 oranında arttığını belirten Bayraktar, avlanan deniz balıklarının toplam miktarının ise 346 bin 366 ton olarak gerçekleştiğini söyledi. Türler itibarıyla hamsinin 245 bin 261 tonluk üretimle ilk sırada yer aldığını belirten Bayraktar, hamsiyi 28 bin 388 tonla çaça ve 19 bin 667 tonla sardalyanın takip ettiğini bildirdi. Türkiye’nin uzun kıyı şeridi, zengin denizleri, yaygın iç su kaynakları ve akarsularıyla güçlü bir balıkçılık potansiyeline sahip olduğunu vurgulayan Bayraktar, bu potansiyelin devamlılığının deniz ve iç su ekosistemlerinin korunmasına ve su ürünleri kaynaklarının bilimsel esaslara göre yönetilmesine bağlı olduğunu ifade etti. “Su ürünleri ihracatımız 2,3 milyar dolara yükseldi” Türkiye’nin su ürünleri dış ticaretinde net ihracatçı konumunda olduğunu belirten Bayraktar, son yıllarda üretim kapasitesinde, ürün çeşitliliğinde ve ihracat pazarlarında kaydedilen gelişmelerin dış satıma da olumlu yansıdığını söyledi. Bayraktar, ilk kez 2024 yılında 2 milyar dolar sınırını aşan su ürünleri ihracatının 2025 yılında 2,3 milyar dolara ulaştığını bildirdi. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 2028 yılı için belirlenen 3 milyar dolarlık ihracat hedefinin, sektörün üretim ve dış ticaret kapasitesinin geliştirilmesi bakımından önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti. “Kişi başına tüketimin artırılması gerekiyor” Türkiye’de su ürünleri tüketiminin son yıllarda artmakla birlikte dünya ortalamasının altında kaldığına dikkat çeken Bayraktar, dünyada kişi başına yıllık ortalama su ürünleri tüketiminin yaklaşık 19 kilogram olduğunu, Türkiye’de ise bu miktarın 8,8 kilogram seviyesinde bulunduğunu belirtti. Tüketimin artırılabilmesi için ürünlerin uygun fiyatlarla ve düzenli olarak tüketiciye ulaştırılması, soğuk zincir ve dağıtım altyapısının geliştirilmesi, balığın beslenmedeki yeri konusunda eğitim ve tanıtım çalışmalarının yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti. “Sürdürülebilir balıkçılık sektörün geleceğinin teminatıdır” Su ürünleri avcılığının çevre ve ekosistem üzerindeki etkilerinin en düşük düzeyde tutulmasının büyük önem taşıdığını belirten Bayraktar, deniz ve iç su ekosistemlerinde meydana gelen tahribatın yalnızca mevcut stokları değil, gelecek nesillerin gıda güvencesini ve refahını da tehdit ettiğini söyledi. Bu nedenle balıkçılık faaliyetlerinde kısa vadeli üretim artışından ziyade stokların korunmasını ve sürdürülebilir kullanımını esas alan bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini vurgulayan Bayraktar, bilimsel araştırmaların güçlendirilmesi, stokların düzenli olarak izlenmesi, koruma ve kontrol faaliyetlerine öncelik verilmesi ve av baskısının kaynakların yenilenme kapasitesine uygun şekilde yönetilmesi gerektiğini ifade etti. Bayraktar, balıkçıların av yasaklarına, asgari avlanabilir boylara, zaman ve alan sınırlamalarına ve mevzuatla getirilen diğer düzenlemelere titizlikle uyması gerektiğini belirterek, yasa dışı, kayıt dışı ve düzenlenmemiş avcılıkla mücadelenin etkin biçimde sürdürülmesi gerektiğini kaydetti. Bunun yanında avlanan ürünlerin ekonomik değerini artırmak amacıyla soğuk zincir, depolama, dondurma, tuzlama, konserve, paketleme ve işleme altyapısının geliştirilmesinin önem taşıdığını belirten Bayraktar, bu yatırımların ürün kayıplarının azaltılmasına, raf ömrünün uzatılmasına, katma değerli üretimin artırılmasına ve sektörün ihracat gücünün geliştirilmesine katkı sağlayacağını ifade etti. Bayraktar, yeni av sezonunun balıkçılar, sektör ve Türkiye için kazasız, bereketli ve sürdürülebilir olmasını diledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.