Hava Durumu

#Ekosistem

Kırsal Haber - Ekosistem haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekosistem haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dünya’nın İklim Acil Sinyaline Büyük Yanıt Haber

Dünya’nın İklim Acil Sinyaline Büyük Yanıt

Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D), 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde kritik bir çağrıda bulundu. Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, Antalya’da düzenlenecek tarihi COP31 zirvesine doğru ilerlerken Türkiye’nin iklim eylemini hızlandırması gerektiğini vurguladı. Dünya genelinde iklim krizi etkileri her geçen gün daha sert hissedilirken, Türkiye çevre bilincini tabana yaymak ve iklim eylemini hızlandırmak için dev bir harekete imza atıyor. 5 Haziran Dünya Çevre Günü ve Türkiye Çevre Haftası kapsamında, Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) "Adımlarımızı Türkiye’miz için atalım" çağrısıyla yeşil bir dönüşüm hareketi başlattı. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi ve SÜT-D Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, bu yıl küresel olarak "İklim Eylemi", ülkemizde ise "Sıfır Atık" temasıyla kutlanan bu özel haftanın Türkiye’nin iklim vizyonu için bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Hedef Antalya COP31: Sıfır Atık İlk Sırada! Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) öncülüğünde kutlanan Dünya Çevre Günü'nün bu yılki küresel ev sahibinin Azerbaycan olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Karaosmanoğlu, Türkiye'nin önünde çok önemli bir uluslararası randevu olduğunu vurguladı: "Kasım 2026’da Antalya’da gerçekleştirilecek olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) yolunda Dünya Çevre Günü ayrı bir öneme sahip. Uygulama, Finansman ve Adil Geçiş odaklı COP31 zirvesinin öncelik sıralamasında Sıfır Atık ilk sırada yer alıyor." "İnkâr ve Şüphe Dönemi Bitti, Çaresiz Değiliz" Sera gazı emisyonlarının tetiklediği sıcak hava dalgaları, eriyen buzullar, orman yangınları ve ekosistem tahribatlarına dikkat çeken Karaosmanoğlu, insanlığın artık iklim acil sinyalini görmezden gelemeyeceğini ifade etti: "Onlarca yıldır bu sinyali duysak da cevabımız inkâr ve şüpheyle gölgelenip gecikerek bugünlere geldik. Ancak çaresiz değiliz. Küresel iklim değişikliği mücadelesinde; yenilenebilir enerji, döngüsel ekonomi, şehirlerin yeniden tasarlanması, yeniden ağaçlandırma ve ileri iklim teknolojileri ile geri sinyalimiz her geçen gün güçleniyor. Hepimiz iklimle olan ilişkimizi yeniden şekillendirmeliyiz." 24 Saatte 10 Bin Adım Atana Bakanlık Ödülü! 1-7 Haziran tarihleri arasında kutlanan Türkiye Çevre Haftası, bu yıl oldukça renkli ve hareketli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hayata geçirilen projelerle çevre bilincinin toplumun tüm kesimlerine yayılması hedefleniyor. Öne çıkan etkinlikler ve başlıklar ise şöyle: 81 İlde 81 Milyar Adım: Ankara Kızılcahamam’da başlayan çevre yürüyüşü tüm Türkiye'ye yayılıyor. Mobil Uygulama İle Ödül Fırsatı: "81 Milyar Adım" mobil uygulamasını indirip 5 Haziran'dan 6 Haziran'a kadar 24 saat içinde 10 bin adım atanlar, Bakanlık tarafından verilecek özel ödüller için çekiliş hakkı kazanacak. Toplu Fidan Dikimi: İklim değişikliğine karşı hayati önem taşıyan yutak alanları artırmak amacıyla, 81 ilin toprak yapısına uygun fidanlar öğrencilerle birlikte toprakla buluşturulacak. Sıfır Atık Festivali: 4-7 Haziran tarihleri arasında İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gerçekleştirilen festival, çevre dostu teknolojileri ve yaşam pratiklerini bir araya getiriyor. Çevre Dostu Ulaşım: 3 Haziran Dünya Bisiklet Günü’nde düzenlenen "Çevre Dostu Bir Yaşam için Bisiklet Turu" ile karbon emisyonsuz ulaşıma dikkat çekildi. Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, Türkiye'nin çevre hamlesini destekleyen mesajını şu sözlerle tamamladı: "Adımlarımızı Türkiye’miz için atalım. Dünya Çevre Günü kutlu, sürdürülebilir yaşam kültürümüzle günlerimiz verimli, bereketli, sağlıklı ve mutlu olsun."

ABB’den 5 Bin Adet Arı Kovanı Desteği Haber

ABB’den 5 Bin Adet Arı Kovanı Desteği

Ankara Büyükşehir Belediyesi, kırsal kalkınmayı desteklemek ve arıcılığı yaygınlaştırmak amacıyla yüzde 50 hibeli 5 bin adet arı kovanını üreticilerle buluşturuyor. Modern arıcılık tekniklerine uygun olarak hazırlanan kovanların ilk etap dağıtımı Çubuk’ta gerçekleştirildi. Destek programı önümüzdeki günlerde 16 kırsal mahallede daha devam edecek. Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), kırsalda üretimin sürdürülebilirliğini sağlamak ve yerli üreticiyi desteklemek amacıyla tarımsal desteklerini sürdürüyor. Ekosistem dengesinin korunması, biyolojik çeşitliliğin devamlılığı ve tarımsal üretimin sürdürülebilmesi açısından önemli bir yere sahip olan arıcılık faaliyetleri de Büyükşehir Belediyesi’nin destek programlarıyla yaygınlaştırılıyor. “Başkent’te Her Kovan Bir Gelecek” sloganıyla yürütülen çalışma kapsamında ABB, modern arıcılık tekniklerine uygun, standart ölçülerde ve uzun ömürlü kullanıma elverişli 5 bin adet arı kovanını yüzde 50 hibeyle üreticilere ulaştırıyor. Kovan destek programının ilk etap dağıtımı Çubuk’ta gerçekleştirildi. Destekler önümüzdeki günlerde 16 kırsal mahallede daha devam edecek. 21 MİLYON TL’LİK DESTEK PROGRAMI Ankara Büyükşehir Belediyesi, yalnızca arı kovanı desteğiyle sınırlı kalmayarak arıcılık alanında kapsamlı destek programlarını da sürdürüyor. 2026 yılı içerisinde yüzde 50 hibeli arı kovanı desteğinin yanı sıra yüzde 75 hibeli fondan arı yemi desteğiyle toplam 21 milyon TL bütçeli destek programı üreticilerin hizmetine sunuldu. Yerel yönetimler ölçeğinde değerlendirildiğinde bu model, arıcılık alanında hayata geçirilen en kapsamlı uygulamalardan biri olarak öne çıkıyor. UYSAL: “ÜRETİCİMİZİN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ” Çubuk’ta gerçekleştirilen dağıtım programında üreticilerle bir araya gelen ABB Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanı Hüseyin Şemsi Uysal, şu bilgileri paylaştı: “Ankara kırsalında genel manada 5 bin adet arı kovanı dağıtımının ilk partisini Çubuk ilçemizde gerçekleştiriyoruz. 16 kırsal mahallemizde dağıtımlarımız devam edecek. Bayramdan önce dağıtımımızın tamamını bitireceğiz. 5 bin kovan ile çiftçimize destek olmaya çalışacağız. Arı popülasyonunu dengede tutmak, sürdürülebilir tarımı sağlamak, doğal dengeyi korumak açısından arıcılıkla uğraşan çiftçilerimize destek olmayı son derece önemli buluyoruz. Büyükşehir olarak elimizden geleni yapıp üreticimizin yanında olmaya devam edeceğiz.”

Biyoçeşitliliği Korumak, Geleceğin Sofralarını Korumaktır Haber

Biyoçeşitliliği Korumak, Geleceğin Sofralarını Korumaktır

22 Mayıs Dünya Biyoçeşitlilik Günü, doğanın korunması ile gıda güvenliği arasındaki güçlü bağı bir kez daha gündeme taşıdı. Reis Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis, biyolojik çeşitliliğin korunmasının artık yalnızca çevresel bir başlık olarak değerlendirilemeyeceğini; su yönetiminden tarımsal üretime, gıda güvenliğinden ekonomik dayanıklılığa kadar uzanan hayati bir gelecek meselesi olduğunu vurgulayarak doğayı korumanın bugünün tercihi olmanın ötesinde, yarının yaşam hakkını güvence altına alan ortak bir sorumluluk olduğunu ifade etti. Biyoçeşitlilik yalnızca doğanın değil, yaşamın dengesidir Işılay Reis yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Dünya, doğayı korumak konusunda kritik bir dönemden geçiyor. İklim krizinin etkileri derinleşirken, ekosistemlerin alarm verdiği ve biyolojik çeşitliliğin hızla kaybolduğu bir çağda yaşıyoruz. Bugün artık çok açık biçimde biliyoruz ki biyolojik çeşitlilik; yalnızca bitkiler, hayvanlar ve doğal alanlarla sınırlı bir kavram değildir. Toprağın veriminden su döngüsüne, tohumun gücünden tarımsal üretimin devamlılığına, gıda arzından insan sağlığına kadar yaşamın bütün katmanlarını taşıyan temel dengedir. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 Küresel Riskler Raporu’na göre çevresel riskler, önümüzdeki 10 yıllık dönemin en kritik tehditleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Raporda özellikle aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü, Dünya sistemlerinde kritik değişimler ve doğal kaynak kıtlığı uzun vadeli en önemli küresel riskler arasında gösterilmektedir. Yerelde atılan adım, dünyada karşılık buluyor 2026 yılı Dünya Biyoçeşitlilik Günü teması “Yerelde harekete geç, küresel etki yarat” olarak açıklandıBu tema, çok kıymetli bir gerçeğin altını çiziyor: Biyoçeşitliliğin korunması; uluslararası konferans salonlarında alınan kararlarla birlikte, tarlada, üretim sahasında, kırsalda, şehirde, okulda, mutfakta ve işletmelerin günlük tercihleri içinde hayat buluyor. Bir çiftçinin kullandığı tohum, bir üreticinin toprağa yaklaşımı, bir markanın tedarik zinciri politikası ve bir tüketicinin israfı önleyen alışkanlığı, küresel etki yaratabilecek kadar güçlü bir değer taşıyor. Tür Kaybı Artık Çevresel Bir Başlık Olmanın Ötesinde Küresel düzeyde tablo son derece çarpıcıdır. IPBES verilerine göre bugün yaklaşık 1 milyon hayvan ve bitki türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor; ortalama olarak değerlendirilen tür gruplarının yaklaşık yüzde 25’i tehdit altında kabul ediliyor. Bu tablo, biyoçeşitlilik kaybının artık yalnızca ekolojik bir mesele olmadığını; gıda arzı, ekonomik istikrar, kamu sağlığı ve toplumsal refah açısından da kritik bir risk alanı oluşturduğunu gösteriyor. Uluslararası değerlendirmeler, küresel ekonomik üretimin yarıdan fazlasının doğaya ve ekosistem hizmetlerine orta ya da yüksek düzeyde bağımlı olduğunu ortaya koyuyor. Doğanın zayıflaması; üretimin, istihdamın ve dayanıklılığın da zayıflaması anlamına geliyor. Doğayı korumak için tarihi bir irade oluşuyor Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamındaki COP16 sürecinin 2025 yılında Roma’da tamamlanan oturumunda, 2030’a kadar biyoçeşitlilik için tüm kaynaklardan yılda en az 200 milyar doların harekete geçirilmesi hedefi yeniden teyit edildi. Bu karar, doğanın korunmasının artık küresel ekonomik sistemin dışında tutulamayacağını gösteren güçlü bir iradedir. Çünkü bugün bir milyondan fazla tür yok olma riskiyle karşı karşıyadır ve bu tablo hiçbir ülkenin, hiçbir sektörün ve hiçbir şirketin bu sorumluluğun dışında kalamayacağını göstermektedir. İklim krizi, biyoçeşitlilik kaybını derinleştiriyor Biyoçeşitlilik kaybının en büyük tetikleyicilerinden biri olan iklim değişikliği, ekosistemler üzerindeki baskıyı her geçen yıl artırıyor. Germanwatch’ın Climate Risk Index 2025 raporuna göre, 1993–2022 döneminde aşırı hava olayları nedeniyle dünya genelinde 765 binden fazla insan yaşamını yitirdi, ekonomik kayıp ise enflasyondan arındırılmış olarak yaklaşık 4,2 trilyon dolara ulaştı. Bu veri, iklim etkilerinin artık yalnızca meteorolojik bir mesele olmadığını; insan hayatı, üretim gücü ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından ağır sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Su krizi, biyoçeşitlilik ve gıda güvenliği aynı denklemde Biyoçeşitliliğin korunması su yönetiminden ayrı düşünülemez. Küresel ölçekte uzun süredir kullanılan temel projeksiyonlardan biri, mevcut tüketim ve kirlilik eğilimleri sürerse 2030 yılına kadar su arzı ile talep arasındaki açığın yüzde 40’a ulaşabileceğini gösteriyor. Bu tablo; tarımsal verim kaybı, tedarik zinciri kırılganlığı, gıda fiyatlarında dalgalanma ve kırsal yaşam üzerinde doğrudan baskı anlamına geliyor. Su kaynaklarının azalması ve kirlenmesi üretim ile birlikte ekosistemlerin kendini yenileme kapasitesini de zayıflatıyor. Bu nedenle su ayak izini azaltmak, suyu verimli kullanan üretim modellerine geçmek ve doğayla uyumlu tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak; hem ülkeler hem de şirketler için stratejik bir zorunluluk haline geliyor. Türkiye, biyolojik zenginliğiyle büyük bir sorumluluk taşıyor Türkiye, coğrafi konumu, iklim çeşitliliği ve geçiş kuşakları üzerinde yer alması sayesinde son derece güçlü bir biyolojik zenginliğe sahip. Türkiye; üç farklı biyocoğrafik bölgenin etkisini taşıyan yapısıyla Avrupa’daki 12 bin 500 civarındaki tohumlu bitki türünün yaklaşık 11 bin 700’üne ev sahipliği yapan, aynı zamanda on binlerce hayvan türünü barındıran çok özel bir coğrafyadır. Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde yürütülen biyolojik çeşitlilik istatistikleri ile Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Veri Tabanı, Türkiye’nin envanter, izleme ve veri temelli koruma çalışmalarını sistematik biçimde sürdürdüğünü göstermektedir. Bugün toprağın sesine, suyun dengesine, tohumun hafızasına ve doğanın çeşitliliğine sahip çıkmak; yarının dünyasına sahip çıkmaktır. Biyoçeşitlilik korunursa üretim güçlenir, üretim güçlenirse hayat sürdürülebilir olur.

Türkiye Arıcılık Potansiyeli İle Koloni Sayısında ve Bal Üretiminde Dünyada İlk Üçte Haber

Türkiye Arıcılık Potansiyeli İle Koloni Sayısında ve Bal Üretiminde Dünyada İlk Üçte

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye'nin güçlü arıcılık potansiyeli ile koloni sayısında ve bal üretiminde dünyada ilk üçte, AB'de ise 1. sırada yer aldığını, arıcılığın daha da geliştirilmesi amacıyla üreticilere önemli destekler sağlandığını belirterek “Hayvancılık yol haritası kapsamında yeni destekleme modeli ile arıcılığa temel desteğe ilave olarak destekler verilmektedir. Bu kapsamda, kadın ve genç yetiştiricilerimize yüzde 40, planlama kapsamında gezginci arıcılara yüzde 30, 1. derece tarımsal amaçlı örgütlere yüzde 20 ilave destek sağlanmaktadır." ifadelerini kullandı. Bakan Yumaklı yaptığı açıklamada, her yıl 20 Mayıs'ta kutlanan Dünya Arı Günü'nde, arılar ve diğer tozlayıcıların ekosistem, biyolojik çeşitlilik ve gıda güvenliği açısından taşıdığı kritik önemin vurgulandığını hatırlattı. Tozlaşmanın yaklaşık yüzde 75'inin arılar ve diğer polinatörler tarafından sağlandığı dikkate alındığında, arıcılık faaliyetlerinin yalnızca bal üretimi ile sınırlı olmayıp sürdürülebilir tarımın ve gıda arz güvenliğinin temel unsurlarından birini oluşturduğuna işaret eden Yumaklı, şu bilgileri aktardı: “Türkiye, sahip olduğu zengin bitki örtüsü, farklı iklim bölgeleri ve yüksek genetik çeşitliliğe sahip arı varlığı ile dünya arıcılığında önemli bir potansiyele sahiptir. Bu kapsamda ülkemizde her yıl düzenlenen Dünya Arı Günü etkinlikleri ile arıların tarımsal üretimdeki kritik rolü, arı ürünlerinin ekonomik değeri, arıcılığın sürdürülebilirliği ve geliştirilmesi konularında toplumsal farkındalığın artırılması hedeflenmektedir." Bakan Yumaklı, Türkiye'deki arıcılık sektörünün genel görünümüne değinerek 2025 TÜİK verilerine göre ülkede 96 bin 646 adet arıcılık işletmesi ile 8 milyon 817 bin 155 adet arılı kovan bulunduğunu ve 97 bin 253 ton bal üretimi gerçekleştirildiğini bildirdi. Türkiye'nin, güçlü arıcılık potansiyeli ile koloni sayısında ve bal üretiminde dünyada ilk üçte, AB'de ise 1. sırada yer aldığının altını çizen Yumaklı, “Ülkemizde 39 adet coğrafi işaretli bal çeşidi bulunmakta olup bunlardan Bingöl balı ve Yenice ıhlamur balı AB'den coğrafi işaret almış iki bal çeşidimizdir. Dünya çam balı üretiminin yaklaşık yüzde 90'ı ülkemizde, bunun da yüzde 70–80'i Muğla ilimizde gerçekleştirilmektedir." vurgusu yaptı. ARICILIK DESTEKLERİ Bakan Yumaklı, ülkede arıcılığın geliştirilmesine yönelik arı yetiştiricilerine gerekli desteğin sağlandığına dikkati çekerek şu değerlendirmelerde bulundu: “Hayvancılık yol haritası kapsamında yeni destekleme modeli ile arıcılığa temel desteğe ilave olarak destekler verilmektedir. Bu kapsamda, kadın ve genç yetiştiricilerimize yüzde 40, planlama kapsamında gezginci arıcılara yüzde 30, 1. derece tarımsal amaçlı örgütlere yüzde 20 ilave destek sağlanmaktadır. Gen kaynaklarını koruma desteği başlığı altında, izole bölgelerde yerli arı ırklarını koruyan yetiştiricilere ilave destek verilmektedir. Kırsal kalkınma destekleri kapsamında arıcılık yatırımları, ekipman temini ve işleme tesislerine yönelik hibe ve teşvikler sağlanmaktadır. Bununla birlikte propolis, polen, arı sütü, arı zehri gibi bal dışındaki arı ürünlerinin üretiminin artırılmasına yönelik çalışmalar yürütmekteyiz. Organik tarım mevzuatı kapsamında faaliyet gösteren arıcılarımıza da sertifikalı üretim yapmaları şartıyla arılı kovan başına destekleme ödemesi yapılmaktadır. Ayrıca, arıcılarımıza yönelik teknik eğitimler ve uygulamalı kurslar da düzenlenmektedir." TÜRKİYE'DE ARI ISLAHI VE GENETİK KAYNAKLARIN KORUNMASI Türkiye'nin, arı genetik kaynakları açısından önemli bir merkez olduğunu hatırlatan Yumaklı, Anadolu ve Kafkas arısı gibi yerli arı ırk ve ekotiplerinin korunması ve geliştirilmesi amacıyla üniversiteler ve arı yetiştiricileri birlikleri iş birliği içinde ıslah çalışmaları yürütüldüğünü belirtti. Bakan Yumaklı, ekonomik arı yetiştiriciliğinde damızlık materyalin niteliğinin önemine işaret ederek “Bölgesel ekotiplerin kalıtsal düzeylerini korumak ve ıslah etmek amacıyla ülkemiz genelinde bölgesine adapte olmuş arı gen kaynaklarımızın tespit edilerek öncelikle bölgelerinde koruma altına alınması, yapılacak ıslah çalışmaları sonucunda ana arı üretiminde materyal olarak kullanılması ve arıcılığın hizmetine sunulması büyük önem arz etmektedir." ifadelerini kullandı. Yürütülen ıslah programları ile damızlık ana arı üretiminin artırıldığını, bölgelere uygun arı ırklarının yaygınlaştırıldığını, çiftleşme bölgeleri oluşturularak genetik saflığın korunduğunu, koloni kayıplarının azaltılmasının hedeflendiğini, bal verimi ve kalitenin artırıldığını dile getiren Yumaklı, şunları kaydetti: “Islah çalışmalarımızla arıcılarımızın en kaliteli arıyı en düşük maliyetle üretip kullanabilmeleri sağlanarak bunun üretime yansımasıyla arıcılıkta verim artışı sağlanacak, koloni kayıplarının azaltılmasıyla sektörün sürdürülebilirliği güçlendirilecektir. Bununla birlikte ülkemizin sertifikalı damızlık ana arı üretimi ve ihracatı yapabilen bir konuma ulaşması da sağlanacaktır. Ulusal Damızlık Sistemi'nin devreye alınmasıyla Bakanlığımız bünyesindeki Hayvancılık Genel Müdürlüğümüz, Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği ve ilgili ıslah birimleri arasında kurulacak entegrasyon sayesinde ıslah programlarının izlenmesi ve yönlendirilmesi sağlanacak; böylece arı ıslah programlarının etkin ve işlevsel bir yapıya kavuşması mümkün olacaktır."

İzQ’dan Küresel Ekosisteme Açılan Kapı Haber

İzQ’dan Küresel Ekosisteme Açılan Kapı

İzmir’i inovasyon ve girişimciliğin önde gelen şehirlerinden biri yapma hedefiyle çalışmalarını sürdüren İzQ, yatırımcılara ilham veren bir organizasyona daha imza attı. Uzman isimlerin eğitim verdiği “İzQ Yatırıma Hazırlık Programı” na katılan girişimciler kısa süre içinde, yatırım stratejilerini netleştirerek finansal yapılarını güçlendirdi, veri odası hazırlığı ve yatırımcı sunumları konusunda yetkinlik kazandı. Programa katılan girişimciler arasından öne çıkanlar Fransa’da düzenlenen VivaTech teknoloji fuarına giderek çalışmalarını bir üst lige taşıyacak. 16 GİRİŞİMCİ KATILDI İzQ Girişimcilik ve İnovasyon Merkezi, KOSGEB İzmir İl Müdürlüğü ve EGİAD Melekleri iş birliğiyle, Avrupa İşletmeler Ağı kapsamında yürütülen “İzQ Yatırıma Hazırlık Programı” tamamlandı. 22 gün süren, 4 modülden oluşan ve Demo Day ile tamamlanan programa, toplam 70 başvuru alınırken, içlerinden seçilen 16 girişim programa katılmaya hak kazandı. HEDEF FRANSA Etkinliğin finalinde, ürününü geliştirmiş ve ilk satışlarını gerçekleştirmiş teknoloji girişimleri, program boyunca elde ettikleri kazanımları yatırımcılara ve ekosistem paydaşlarına sundu. Değerlendirme sonucunda öne çıkan 4 girişim (Asklepion, Danex AI, Onysoft AI ve Rendera), 17-20 Haziran tarihlerinde Fransa’da düzenlecek olan VivaTech teknoloji fuarına katılmaya hak kazanarak uluslararası ekosistemle buluşma fırsatı elde etti. ÖZGENER: GİRİŞMCİLER İÇİN KILAVUZ OLDU İzQ Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, programın girişimcilik ekosistemine sunduğu katkıya dikkat çekerek, “İlk günden beri hedefimiz, henüz yolun başında olan girişimcilerimize yol göstermek. Bu anlamda paydaşlarımızla birlikte düzenlediğimiz Yatırıma Hazırlık Programı, fikri olan, bu fikri yatırıma dönüştürmek için çabalayan tüm girişimcilerimiz için bir kılavuz oldu. Kısa süre içerisinde çok önemli isimlerden eğitim aldılar ve yol haritalarını belirlediler. Yapılan bu çalışmayı kentimiz ve ülkemiz için çok kıymetli buluyorum. Önümüzdeki günlerde, daha fazla girişimcimizin faydalanacağı etkinlikler düzenlemek için çalışmalarımıza devam ediyor olacağız” dedi. YELKENBİÇER: VİVATECH ÖNEMLİ BİR FIRSAT İzQ İcra Kurulu Başkanı Alp Avni Yelkenbiçer, “Program süresince girişimcilerimiz yalnızca yatırımcı karşısına çıkmaya değil, aynı zamanda sürdürülebilir büyüme ve uluslararası açılım hedeflerine de hazırlanmış oldu. VivaTech gibi dünyanın önde gelen teknoloji fuarlarından birine katılım, girişimlerimizin küresel ağlara erişimi açısından son derece kıymetli bir fırsat sunuyor” ifadelerini kullandı. ARSLAN: İŞ GELİŞTİRME FIRSATLARINA ERİŞİMİ ÖNEMSİYORUZ KOSGEB İzmir İl Müdürü Levent Arslan, “Avrupa İşletmeler Ağı kapsamında desteklediğimiz bu program ile girişimlerin yatırım süreçlerine daha güçlü hazırlanmasını ve uluslararası iş geliştirme fırsatlarına erişimini önemsiyoruz. İzQ Yatırıma Hazırlık Programı’nın, girişimcilerimizin küresel pazarlara açılma yolculuğunda önemli bir basamak oluşturduğuna inanıyoruz” dedi. YILMAZ: DOĞRU HAZIRLIK, DOĞRU TEMAS ÖNEMLİ EGİAD Melekleri İcra Kurulu Başkanı Arda Yılmaz, “Erken aşama girişimlerin yatırım yolculuğunda doğru hazırlık, doğru temaslar ve doğru yönlendirme büyük önem taşıyor. İzQ Yatırıma Hazırlık Programı ile girişimcilerin yatırımcı beklentilerini daha iyi anlayan, iş modellerini daha güçlü ifade edebilen ve uluslararası fırsatlara daha açık bir yapıya kavuştuğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz” dedi.

Gediz Havzası’nda Kirlilik Artıyor Haber

Gediz Havzası’nda Kirlilik Artıyor

İzmir ve Manisa’nın ortak hazırladığı bilimsel rapor, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin su kaynakları, tarım alanları ve İzmir Körfezi üzerinde ciddi risk oluşturduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, özellikle yeraltı sularında geri dönüşü zor etkiler konusunda uyarıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Sağlıklı Körfez” hedefi doğrultusunda Gediz Nehri’ni mercek altına aldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na iletilen deniz kirliliğine ilişkin ceza ve denetim yetkisi talebinin reddedilmesine rağmen, gemi kaynaklı kirliliği dron taramalarıyla tespit eden Büyükşehir, İzmir Körfezi’ndeki kirliliğin ana nedenlerinden biri olan Gediz Nehri’ndeki kirliliği ortaya koymak için de su analizlerini sürdürüyor. Gediz Nehri ve yan derelerinde yürütülen izleme faaliyetleri, kirliliğin yalnızca Körfez’i değil, doğrudan tarımsal üretimi ve yer altı su kaynaklarını da etkileyebileceğini işaret ediyor. İZSU ve Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) tarafından ortak yürütülen çalışmada havza genelinde elde edilen veriler, kirliliğin çok yönlü ve birikimli bir yapı gösterdiğine ve özellikle yeraltı suyu üzerindeki riske dikkat çekiyor. Aylık rapor hazırlanıyor Gediz Nehri’nde örneklemeler her ayın ilk haftasında yapılıyor. İzmir sınırında Gediz ana yatağı, Ağıldere ve Nif Çayı dahil 23, Manisa bölgesinde 36 örnekleme noktasından numune alınıyor. Kirlilik değişimleri düzenli ve anlık olarak izleniyor. İzmir’de analizler TÜRKAK akreditasyonlu İZSU Halkapınar Laboratuvarı’nda, Manisa’da ise MASKİ’nin akredite laboratuvarında yapılıyor. Elde edilen veriler aylık raporlar halinde değerlendiriliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü çalışmaya, Gediz Nehri’nin büyük bölümüne ev sahipliği yapan Manisa Büyükşehir Belediyesi de aylık raporlarıyla destek veriyor. İzmir ve Manisa’dan elde edilen veriler, yıllık bir raporda bir araya getirilerek Gediz’in kaynağından temiz çıkmasına rağmen kirlenmesine neden olan unsurlar, bir yıllık süreçte tespit edilecek. Böylece hem İzmir Körfezi’ni hem de bölge tarımını tehdit eden kirliliğe karşı daha güçlü ve etkili bir mücadele yürütülecek. Sulama riski büyüyor İZSU ve MASKİ verileri bir araya getirilerek bütüncül yaklaşımla yürütülen çalışmalar sonucu hazırlanan Ocak ve Şubat 2026 tarihli “Gediz Nehri ve Yan Derelerinin Kirlilik İzleme Raporu”, havzanın idari sınırlarla değil, ekosistem bütünlüğüyle ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Rapora göre Gediz 401 kilometrelik yaşam koridoru üzerinde sadece su taşımıyor; aynı zamanda sanayi, evsel atık ve tarımsal baskının izlerini de Körfez’e kadar sürüklüyor. Gediz Nehri’nin Manisa sınırları içerisine kirletilmiş olarak giriş yaptığı görülüyor. Ocak 2026 raporuna göre İzmir tarafında örneklenen Gediz ana kolundaki birçok noktada temel su kalite göstergeleri alarm veriyor. Toplam azot ve fosfor tüm örnekleme noktalarında sınır değerlerin üzerinde yer alırken, su kalitesi III. sınıf olarak sınıflandırılıyor. İletkenlik (tuzluluk) yine tüm noktalarda III. sınıf seviyesinde ölçülürken, kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) ve biyolojik oksijen ihtiyacı (BOİ) gibi organik yük göstergelerinde çok sayıda noktada “orta kirlenmiş su” seviyesi tespit ediliyor. Raporda ayrıca bromür, alüminyum, demir ve bakır değerlerinin tüm örneklerde çevresel kalite sınırlarının üzerinde olduğu belirtiliyor. Bu durumun, nehirde hem organik yükün hem de endüstriyel ve tarımsal kaynaklı baskının eş zamanlı etkili olduğuna işaret ettiği ifade ediliyor. Kirlilik kaynakları Rapora göre, Gediz Havzası’nda yaygın ve kronik bir kirlilik yükü bulunuyor. İleri biyolojik arıtma tesisleri devreye alınsa da alıcı ortam üzerindeki diğer baskıların sürdüğü, bunun da özellikle endüstriyel kirliliğe işaret ettiği belirtiliyor. Raporda ayrıca, azot ve fosforun gübre kullanımındaki artıştan kaynaklandığı, atık su arıtma tesisi olmayan yerleşimlerde yeni tesislerin gerekli olduğu ve endüstriyel deşarjların daha sıkı denetlenmesi gerektiği ifade ediliyor. Gediz Nehri iki koldan Körfez’e ulaşıyor Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli öğretim üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz’in Murat Dağı’ndan başlayarak Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir’den geçerek Ege Denizi’ne ulaştığını hatırlatarak, “Bu süreçte oluşan her türlü atık Gediz’e ulaşıyor ve nehir Körfez’e kadar kirlenmiş şekilde geliyor. Gediz Nehri ve yan dereleri Körfez’i kirleten 33 dereden biri. Kirliliğin parametrelerine baktığımızda tarımsal kaynaklı kirlilik var, sanayi kaynaklı kirlilik var, evsel atıklardan kaynaklanan kirlilik var” dedi. Kurucu, nehrin tarihsel yatağına da dikkat çekerek, 1886’da yapılan müdahaleyle akışın değiştiğini, ancak eski yatağın da hâlen aktif olduğunu ve Ağıldere hattı üzerinden iç Körfez’i beslemeye devam ettiğini ifade etti. Tarımda risk büyüyor Prof. Dr. Yusuf Kurucu ise Emiralem Boğazı’ndan sonra kirlilik yükünün arttığını belirterek, “Artık bu su içme suyu olarak kullanılamayacağı gibi hayvanlara verilmesi de mümkün değil” dedi. Kurucu, Gediz’in özellikle Manisa, Menemen ve Foça gibi tarımsal alanlarda sulamada kullanıldığını ancak kirlilik nedeniyle riskin büyüdüğünü vurguladı. Kurucu, Gediz’den sulama yapılamadığını, Menemen Ovası’ndaki çiftçilerin de sulama suyundan kaynaklı verim kaybı ve toprakta bozulma şikâyetlerini dile getirdiğini aktararak, “Organik kirleticiler ve ağır metaller toprakta birikim yapabildiği gibi, maalesef yaprağı yenen bitkilere de özellikle doğrudan bulaşım yapabiliyor” dedi. Önlem alınmazsa Gediz, kirli su kanalına dönüşebilir Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin önlenmemesi halinde nehrin doğal yapısını tamamen kaybedebileceği uyarısında bulundu. Kurucu, “Gediz Nehri kalır ama bu haliyle ona nehir demek doğru olmaz. Atık suyun ya da koyu renkli kirli suyun aktığı bir kanala dönüşür” şeklinde konuştu. Gediz’in yalnızca insanlar için değil, kuşlardan balıklara, sucul bitkilerden diğer canlılara kadar geniş bir ekosisteme ev sahipliği yaptığını belirten Kurucu, “Şu anda bu yaşamı kaybetmeye devam ediyoruz. Gediz Nehri’ne bağlanan Nif Çayı çevresinde ağır koku ve sinek sorunu var” ifadelerini kullandı. Kurucu, geçmişte Gediz ve kollarında balık türlerinin bulunduğunu hatırlatarak, “Bu doğal yapı son 30-35 yılda kaybedildi” dedi. Hangi önlemler alınmalı? Prof. Dr. Yusuf Kurucu ise kirliliğin başlıca kaynağının sanayi olduğunu, ikinci sırada ise tarımın yer aldığını belirterek, “Sanayi–tarım çatışması var. Çiftçi daha çok üretmek ve geçinebilecek düzeyde kazanmak için verimli üretmesi gerekiyor. Bunun için de kimyasal gübre kullanımını artırıyor. Hayvancılık tesisleri dağınık ve gübre yönetimi denetlenemiyor. Üreticiler gübre ve çiftlik sularını dere yataklarına bırakmamalı, Tarım ve Orman Bakanlığı nitrat kirliliğine karşı acil önlem almalı” açıklamasını yaptı. Yeraltı sularına dikkat Prof. Dr. Yusuf Kurucu, aylık izleme sisteminin sürecin en önemli adımı olduğunu belirterek, “Bu sadece bir fotoğraf değil, her ay tekrarlanan bir izleme olacak. Böylece Gediz ve kollarına ilişkin aylık kirlilik bülteni oluşturulacak. Kirletici kaynakların azaltılması halinde nehir birkaç yıl içinde toparlanabilir. 3-5 yıl içinde Gediz’de yeniden canlılığı görmeye başlayabiliriz. Ancak yeraltı suyu kirliliği geri döndürülemez. Yeraltı suyuna eğer nitrat, ağır metal bulaşıyorsa durum çok riskli hale geliyor. Yeraltı suyunu yüzeye çıkarıp arıtıp tekrar aşağıya indirmek gibi bir uygulama yok. Bu yüzden en kritik eşik, sözün bittiği, bıçağın kemiğe dayandığı yer yeraltı suyu kirliliğidir” ifadelerini kullandı. Gediz için çağrı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bakanlıklarla ortak çalışmalara hazır olduğunu belirten Prof. Dr. Yusuf Kurucu, yalnızca kurumlara değil topluma da önemli sorumluluk düştüğünü söyledi. Kurucu, “Mesele artık bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam hakkı. Ben gelecek nesillere bir bardak temiz su bırakmayı hedefleyen bir anlayışla bu sorumluluğu taşıyorum. Bu kaynağı kirleten herkesten de bu sorumluluğu taşımasını rica ediyorum. Gediz’in suyu çok kirli; Körfez’i de kirletiyor, sulama yapılan topraklarda çoraklaşmaya neden oluyor” dedi. Kurucu, kirliliğin etkisinin geniş bir alanı kapsadığını vurgulayarak, “Çarpan etkisi var. Bunu engellemek için herkes elini taşın altına koymalı. Biz çocuklarımızın, torunlarımızın suyunu, toprağını ve körfezini kirletiyoruz” ifadelerini kullandı.

Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı Erzurum’da Tanıtıldı Haber

Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı Erzurum’da Tanıtıldı

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen 2026 Yılı Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı kapsamında Erzurum’da düzenlenen bilgilendirme toplantısında, ilin öncelikli yatırım alanları ve yatırımcılara sunulan destekler kapsamlı şekilde ele alındı. Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen programa; Erzurum Valisi Aydın Baruş, Erzurum Milletvekili Mehmet Emin Öz, ETSO Yönetim Kurulu Başkanı Saim Özakalın, Erzurum Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Zafer Aynalı, KUDAKA Genel Sekreteri Oktay Güven ile kamu kurumu ve iş dünyası temsilcileri katıldı. Erzurum Ekonomisine Önemli Katkılar Sağlayacak Toplantının açılışında konuşan KUDAKA Genel Sekreteri Oktay Güven, Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı’nın yalnızca bir destek mekanizması olmadığını, aynı zamanda bölgesel kalkınmayı yönlendiren stratejik bir araç niteliği taşıdığını vurguladı. Güven, 2026 yılı için Erzurum’da desteklenecek öncelikli yatırım alanlarını; en az 500 baş kapasiteli entegre büyükbaş hayvancılık, en az 100 yatak kapasiteli özel hastane yatırımları, derinin işlenmesi ve madenlerin katma değerli ürünlere dönüştürülmesi olarak sıraladı. Erzurum’un tarihsel olarak ticaret, sağlık ve eğitim alanlarında bölgesel bir merkez konumunda bulunduğunu belirten Güven, ekonomik altyapının güçlendirilmesi ve sektörlerin ekosistem yaklaşımıyla geliştirilmesinin il ekonomisine önemli katkılar sağlayacağını ifade etti. Başarılı Uygulama Örneklerinin Yaygınlaştırılmalı Erzurum Milletvekili Mehmet Emin Öz ise konuşmasında kentin tarihsel önemine dikkat çekerek, Erzurum’un geçmişte Avrupa’nın bazı önemli şehirleriyle benzer nüfus büyüklüğüne sahip olduğunu hatırlattı. Ancak savaşlar ve yıkımların etkisiyle 20. yüzyılın başlarına kadar ciddi bir nüfus kaybı yaşandığını belirten Öz, bu sürece paralel olarak şehirde biriken sermayenin de büyük ölçüde il dışına ve yurt dışına yöneldiğini ifade etti. Bu tarihsel kırılmanın etkilerinin günümüzde de hissedildiğini dile getiren Öz, vatandaşların kamu desteklerinden yararlanma konusunda zaman zaman çekimser davranabildiğini söyledi. Bu noktada, Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı gibi mekanizmaların etkin tanıtımının ve başarılı uygulama örneklerinin yaygınlaştırılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Erzurum Güçlü Ticaret Konumuna Yeniden Ulaşabilecek Erzurum Valisi Aydın Baruş da konuşmasında, Erzurum’un tarih boyunca yalnızca bir savunma noktası değil, aynı zamanda önemli bir ticaret ve üretim merkezi olduğunu ifade etti. Şehrin sahip olduğu tarihî birikimin ekonomik potansiyelle bütünleştirilerek yeniden bölgesel bir cazibe merkezi hâline getirilmesinin hedeflendiğini belirten Baruş, doğru planlama ve stratejik yatırımlarla Erzurum’un geçmişteki güçlü ticaret konumuna yeniden ulaşabileceğini dile getirdi. Küresel ekonomik dengelerin yeniden şekillendiği günümüzde yerel kalkınma hamlelerinin millî gücün temel unsurlarından biri hâline geldiğine dikkat çeken Baruş, Erzurum’un sahip olduğu potansiyelin etkin şekilde değerlendirilmesiyle istihdam, üretim ve refah düzeyinde önemli artışlar sağlanabileceğini kaydetti. Toplantının devamında KUDAKA Erzurum Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Dr. Serkan Timur tarafından programın kapsamı, başvuru şartları ve sağlanan destek unsurlarına ilişkin detaylı bir sunum gerçekleştirildi. Katılımcılara teşvik mekanizmaları ve başvuru süreçleri hakkında kapsamlı bilgi verildi. Toplantı, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi.

ABB’den Çubuk’a Can Suyu: Kuruma Riski Taşıyan Kızılca Göleti Yeniden Doldu! Haber

ABB’den Çubuk’a Can Suyu: Kuruma Riski Taşıyan Kızılca Göleti Yeniden Doldu!

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), Çubuk ilçesindeki atıl durumda olan Kızılca Göleti’ni kapsamlı bir restorasyonla kuruma riskinden kurtardı. Yapılan kanallar ve temizlik çalışmaları sayesinde göletin su seviyesi kısa sürede yüzde 80’e ulaştı. ​ANKARA – İklim değişikliği ve azalan yağış rejimi nedeniyle Türkiye genelinde yaşanan kuraklık tehdidine karşı Ankara Büyükşehir Belediyesi, yerel ekosistemi korumak için harekete geçti. Çubuk ilçesi Kızılca Mahallesi’nde bulunan ve son iki yıldır tamamen kuruma noktasına gelen Kızılca Göleti, ABB’nin yürüttüğü titiz çalışma sonucunda yeniden suya kavuştu. ​Atıl Durumdaki Kanallar Yeniden Gün Yüzüne Çıktı ​1967 yılında inşa edilen ve 2014 yılında ABB’ye devredilen gölet, beslenme kanallarının işlevini yitirmesi ve üzerine kaçak yapılar inşa edilmesi nedeniyle susuz kalmıştı. ABB Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı koordinasyonunda, ASKİ ve Fen İşleri ekiplerinin bir ay süren yoğun mesaisiyle Azman Deresi’nden gelen 2,5 kilometrelik kanal yeniden açıldı. ​Kapanan kanalların temizlenmesi ve yol-kanal geçişlerinin düzenlenmesiyle birlikte gölete su akışı yeniden sağlandı. ​Göletin Su Seviyesi Yüzde 80’e Ulaştı ​400 bin metrekare sulama alanına ve 448 bin metreküp depolama kapasitesine sahip olan Kızılca Göleti, yapılan müdahale sonrası canlanmaya başladı. ​Derinlik: Ortalama 4 metreye kadar ulaşıyor. ​Doluluk Oranı: Şimdiden yüzde 80 seviyesine gelmiş durumda. ​Hedef: 20 gün içerisinde göletin tam kapasite dolması bekleniyor. ​Doğal Yaşam Geri Dönüyor: Göçmen Kuşların Uğrak Yeri ​Kızılca Göleti sadece tarımsal ve toplumsal bir değer değil, aynı zamanda önemli bir ekosistem merkezi. Özellikle angut kuşları ve birçok göçmen kuş türü için vazgeçilmez bir durak olan göletin yeniden dolması, bölgedeki biyolojik çeşitliliği de koruma altına aldı. ​ABB Kırsal Hizmetler Daire Başkanı Hüseyin Şemsi Uysal: "Sürdürülebilir Bir Değer" ​Çalışmaların detaylarını paylaşan Uysal, "Göletimiz 2014’ten beri doğa güzelliği olarak kullanılıyor. Tamamen kuru hale gelmişti. Saha ölçümlerini yaptıktan sonra kaybolmuş kanalı gün yüzüne çıkardık. Bu değeri sürdürülebilir şekilde yaşatmak istiyoruz. Tüm Ankaralıları burayı görmeye davet ediyoruz," dedi. ​Bölge Halkı ve Ziraat Odası’ndan Teşekkür ​Çubuk Ziraat Odası Başkanı Orhan Gülle: "Kuraklık nedeniyle atıl vaziyetteki 1967 yapımı göletimiz ABB sayesinde canlandı. Yabani kuşların yeniden buraya uğraması çok sevindirici." ​Kızılca Mahalle Muhtarı Hacı İbrahim Öztürk: "Gölümüz kurumuştu, dilekçe verdik ve Büyükşehir Belediyesi hemen harekete geçti. Şu an su akıyor, göletimiz doluyor, emeği geçen herkese teşekkürler."

Yemek Sipariş Platformlarında Yeni Dönem Haber

Yemek Sipariş Platformlarında Yeni Dönem

Ticaret Bakanlığı, son dönemde sosyal medyada ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran yemek siparişi platformlarına yönelik şeffaflık ve adil ticaret düzenlemesini hayata geçirdi. Yeni düzenleme ile restoranlardan alınan hizmet bedelleri tamamen şeffaf hale getirilirken, "zorunlu ek ücret" devri de resmen kapandı. ​Restoran ve Platform Arasındaki İlişkiye Bakanlık Müdahalesi ​Özellikle elektronik ticaret pazar yerlerinin (yemek sipariş siteleri ve uygulamaları) restoranlarla kurduğu ticari ilişkilerdeki belirsizlikler ve yüksek maliyetler, Ticaret Bakanlığı'nın radarına girdi. Yapılan kapsamlı incelemeler sonucunda, piyasada güven ortamını yeniden tesis etmek amacıyla radikal kararlar alındı. ​Yeni Düzenleme Neleri Değiştiriyor? ​Bakanlık tarafından açıklanan yeni kararların temelinde şeffaflık ve öngörülebilirlik yatıyor. İşte öne çıkan başlıklar: ​Hizmet Bedellerinde Şeffaflık: Yemek sipariş platformlarının restoranlardan tahsil ettiği tüm komisyon ve hizmet bedelleri artık açık, anlaşılır ve tam anlamıyla öngörülebilir olacak. ​Zorunlu Ek Ücretlere Son: Platformların restoranlara dayattığı zorunlu ek ücret uygulamaları tamamen sona erdirildi. ​Kampanyalarda Gönüllülük Esası: Restoranlar, platformlar tarafından düzenlenen indirim ve kampanyalara katılmaya zorlanamayacak. Süreçlerde tamamen "gönüllülük" esas alınacak. ​Tüketici Bilgilendirmesi: Tüketicilerin eksiksiz ve doğru bilgilendirilmesi sağlanarak, sipariş esnasında gizli maliyetlerin önüne geçilecek. ​Ticaret Bakanlığı: "Güven Ortamı Tesis Edilecek" ​Ticaret Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, söz konusu gelişmelerin hassasiyetle takip edildiği vurgulandı. Düzenlemenin temel amacının, elektronik ticarette şeffaflığı en üst düzeye çıkarmak ve hem işletmeciyi hem de tüketiciyi koruyan bir ekosistem oluşturmak olduğu belirtildi. ​Bu adımın, özellikle maliyet artışlarıyla mücadele eden yerel restoran işletmeleri için önemli bir nefes alma alanı yaratması bekleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.