Hava Durumu

#Ekosistem

Kırsal Haber - Ekosistem haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekosistem haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gediz Havzası’nda Kirlilik Artıyor Haber

Gediz Havzası’nda Kirlilik Artıyor

İzmir ve Manisa’nın ortak hazırladığı bilimsel rapor, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin su kaynakları, tarım alanları ve İzmir Körfezi üzerinde ciddi risk oluşturduğunu ortaya koydu. Uzmanlar, özellikle yeraltı sularında geri dönüşü zor etkiler konusunda uyarıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Sağlıklı Körfez” hedefi doğrultusunda Gediz Nehri’ni mercek altına aldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na iletilen deniz kirliliğine ilişkin ceza ve denetim yetkisi talebinin reddedilmesine rağmen, gemi kaynaklı kirliliği dron taramalarıyla tespit eden Büyükşehir, İzmir Körfezi’ndeki kirliliğin ana nedenlerinden biri olan Gediz Nehri’ndeki kirliliği ortaya koymak için de su analizlerini sürdürüyor. Gediz Nehri ve yan derelerinde yürütülen izleme faaliyetleri, kirliliğin yalnızca Körfez’i değil, doğrudan tarımsal üretimi ve yer altı su kaynaklarını da etkileyebileceğini işaret ediyor. İZSU ve Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) tarafından ortak yürütülen çalışmada havza genelinde elde edilen veriler, kirliliğin çok yönlü ve birikimli bir yapı gösterdiğine ve özellikle yeraltı suyu üzerindeki riske dikkat çekiyor. Aylık rapor hazırlanıyor Gediz Nehri’nde örneklemeler her ayın ilk haftasında yapılıyor. İzmir sınırında Gediz ana yatağı, Ağıldere ve Nif Çayı dahil 23, Manisa bölgesinde 36 örnekleme noktasından numune alınıyor. Kirlilik değişimleri düzenli ve anlık olarak izleniyor. İzmir’de analizler TÜRKAK akreditasyonlu İZSU Halkapınar Laboratuvarı’nda, Manisa’da ise MASKİ’nin akredite laboratuvarında yapılıyor. Elde edilen veriler aylık raporlar halinde değerlendiriliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü çalışmaya, Gediz Nehri’nin büyük bölümüne ev sahipliği yapan Manisa Büyükşehir Belediyesi de aylık raporlarıyla destek veriyor. İzmir ve Manisa’dan elde edilen veriler, yıllık bir raporda bir araya getirilerek Gediz’in kaynağından temiz çıkmasına rağmen kirlenmesine neden olan unsurlar, bir yıllık süreçte tespit edilecek. Böylece hem İzmir Körfezi’ni hem de bölge tarımını tehdit eden kirliliğe karşı daha güçlü ve etkili bir mücadele yürütülecek. Sulama riski büyüyor İZSU ve MASKİ verileri bir araya getirilerek bütüncül yaklaşımla yürütülen çalışmalar sonucu hazırlanan Ocak ve Şubat 2026 tarihli “Gediz Nehri ve Yan Derelerinin Kirlilik İzleme Raporu”, havzanın idari sınırlarla değil, ekosistem bütünlüğüyle ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Rapora göre Gediz 401 kilometrelik yaşam koridoru üzerinde sadece su taşımıyor; aynı zamanda sanayi, evsel atık ve tarımsal baskının izlerini de Körfez’e kadar sürüklüyor. Gediz Nehri’nin Manisa sınırları içerisine kirletilmiş olarak giriş yaptığı görülüyor. Ocak 2026 raporuna göre İzmir tarafında örneklenen Gediz ana kolundaki birçok noktada temel su kalite göstergeleri alarm veriyor. Toplam azot ve fosfor tüm örnekleme noktalarında sınır değerlerin üzerinde yer alırken, su kalitesi III. sınıf olarak sınıflandırılıyor. İletkenlik (tuzluluk) yine tüm noktalarda III. sınıf seviyesinde ölçülürken, kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ) ve biyolojik oksijen ihtiyacı (BOİ) gibi organik yük göstergelerinde çok sayıda noktada “orta kirlenmiş su” seviyesi tespit ediliyor. Raporda ayrıca bromür, alüminyum, demir ve bakır değerlerinin tüm örneklerde çevresel kalite sınırlarının üzerinde olduğu belirtiliyor. Bu durumun, nehirde hem organik yükün hem de endüstriyel ve tarımsal kaynaklı baskının eş zamanlı etkili olduğuna işaret ettiği ifade ediliyor. Kirlilik kaynakları Rapora göre, Gediz Havzası’nda yaygın ve kronik bir kirlilik yükü bulunuyor. İleri biyolojik arıtma tesisleri devreye alınsa da alıcı ortam üzerindeki diğer baskıların sürdüğü, bunun da özellikle endüstriyel kirliliğe işaret ettiği belirtiliyor. Raporda ayrıca, azot ve fosforun gübre kullanımındaki artıştan kaynaklandığı, atık su arıtma tesisi olmayan yerleşimlerde yeni tesislerin gerekli olduğu ve endüstriyel deşarjların daha sıkı denetlenmesi gerektiği ifade ediliyor. Gediz Nehri iki koldan Körfez’e ulaşıyor Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli öğretim üyesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz’in Murat Dağı’ndan başlayarak Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir’den geçerek Ege Denizi’ne ulaştığını hatırlatarak, “Bu süreçte oluşan her türlü atık Gediz’e ulaşıyor ve nehir Körfez’e kadar kirlenmiş şekilde geliyor. Gediz Nehri ve yan dereleri Körfez’i kirleten 33 dereden biri. Kirliliğin parametrelerine baktığımızda tarımsal kaynaklı kirlilik var, sanayi kaynaklı kirlilik var, evsel atıklardan kaynaklanan kirlilik var” dedi. Kurucu, nehrin tarihsel yatağına da dikkat çekerek, 1886’da yapılan müdahaleyle akışın değiştiğini, ancak eski yatağın da hâlen aktif olduğunu ve Ağıldere hattı üzerinden iç Körfez’i beslemeye devam ettiğini ifade etti. Tarımda risk büyüyor Prof. Dr. Yusuf Kurucu ise Emiralem Boğazı’ndan sonra kirlilik yükünün arttığını belirterek, “Artık bu su içme suyu olarak kullanılamayacağı gibi hayvanlara verilmesi de mümkün değil” dedi. Kurucu, Gediz’in özellikle Manisa, Menemen ve Foça gibi tarımsal alanlarda sulamada kullanıldığını ancak kirlilik nedeniyle riskin büyüdüğünü vurguladı. Kurucu, Gediz’den sulama yapılamadığını, Menemen Ovası’ndaki çiftçilerin de sulama suyundan kaynaklı verim kaybı ve toprakta bozulma şikâyetlerini dile getirdiğini aktararak, “Organik kirleticiler ve ağır metaller toprakta birikim yapabildiği gibi, maalesef yaprağı yenen bitkilere de özellikle doğrudan bulaşım yapabiliyor” dedi. Önlem alınmazsa Gediz, kirli su kanalına dönüşebilir Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin önlenmemesi halinde nehrin doğal yapısını tamamen kaybedebileceği uyarısında bulundu. Kurucu, “Gediz Nehri kalır ama bu haliyle ona nehir demek doğru olmaz. Atık suyun ya da koyu renkli kirli suyun aktığı bir kanala dönüşür” şeklinde konuştu. Gediz’in yalnızca insanlar için değil, kuşlardan balıklara, sucul bitkilerden diğer canlılara kadar geniş bir ekosisteme ev sahipliği yaptığını belirten Kurucu, “Şu anda bu yaşamı kaybetmeye devam ediyoruz. Gediz Nehri’ne bağlanan Nif Çayı çevresinde ağır koku ve sinek sorunu var” ifadelerini kullandı. Kurucu, geçmişte Gediz ve kollarında balık türlerinin bulunduğunu hatırlatarak, “Bu doğal yapı son 30-35 yılda kaybedildi” dedi. Hangi önlemler alınmalı? Prof. Dr. Yusuf Kurucu ise kirliliğin başlıca kaynağının sanayi olduğunu, ikinci sırada ise tarımın yer aldığını belirterek, “Sanayi–tarım çatışması var. Çiftçi daha çok üretmek ve geçinebilecek düzeyde kazanmak için verimli üretmesi gerekiyor. Bunun için de kimyasal gübre kullanımını artırıyor. Hayvancılık tesisleri dağınık ve gübre yönetimi denetlenemiyor. Üreticiler gübre ve çiftlik sularını dere yataklarına bırakmamalı, Tarım ve Orman Bakanlığı nitrat kirliliğine karşı acil önlem almalı” açıklamasını yaptı. Yeraltı sularına dikkat Prof. Dr. Yusuf Kurucu, aylık izleme sisteminin sürecin en önemli adımı olduğunu belirterek, “Bu sadece bir fotoğraf değil, her ay tekrarlanan bir izleme olacak. Böylece Gediz ve kollarına ilişkin aylık kirlilik bülteni oluşturulacak. Kirletici kaynakların azaltılması halinde nehir birkaç yıl içinde toparlanabilir. 3-5 yıl içinde Gediz’de yeniden canlılığı görmeye başlayabiliriz. Ancak yeraltı suyu kirliliği geri döndürülemez. Yeraltı suyuna eğer nitrat, ağır metal bulaşıyorsa durum çok riskli hale geliyor. Yeraltı suyunu yüzeye çıkarıp arıtıp tekrar aşağıya indirmek gibi bir uygulama yok. Bu yüzden en kritik eşik, sözün bittiği, bıçağın kemiğe dayandığı yer yeraltı suyu kirliliğidir” ifadelerini kullandı. Gediz için çağrı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bakanlıklarla ortak çalışmalara hazır olduğunu belirten Prof. Dr. Yusuf Kurucu, yalnızca kurumlara değil topluma da önemli sorumluluk düştüğünü söyledi. Kurucu, “Mesele artık bugünün değil, gelecek nesillerin yaşam hakkı. Ben gelecek nesillere bir bardak temiz su bırakmayı hedefleyen bir anlayışla bu sorumluluğu taşıyorum. Bu kaynağı kirleten herkesten de bu sorumluluğu taşımasını rica ediyorum. Gediz’in suyu çok kirli; Körfez’i de kirletiyor, sulama yapılan topraklarda çoraklaşmaya neden oluyor” dedi. Kurucu, kirliliğin etkisinin geniş bir alanı kapsadığını vurgulayarak, “Çarpan etkisi var. Bunu engellemek için herkes elini taşın altına koymalı. Biz çocuklarımızın, torunlarımızın suyunu, toprağını ve körfezini kirletiyoruz” ifadelerini kullandı.

Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı Erzurum’da Tanıtıldı Haber

Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı Erzurum’da Tanıtıldı

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen 2026 Yılı Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı kapsamında Erzurum’da düzenlenen bilgilendirme toplantısında, ilin öncelikli yatırım alanları ve yatırımcılara sunulan destekler kapsamlı şekilde ele alındı. Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen programa; Erzurum Valisi Aydın Baruş, Erzurum Milletvekili Mehmet Emin Öz, ETSO Yönetim Kurulu Başkanı Saim Özakalın, Erzurum Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Zafer Aynalı, KUDAKA Genel Sekreteri Oktay Güven ile kamu kurumu ve iş dünyası temsilcileri katıldı. Erzurum Ekonomisine Önemli Katkılar Sağlayacak Toplantının açılışında konuşan KUDAKA Genel Sekreteri Oktay Güven, Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı’nın yalnızca bir destek mekanizması olmadığını, aynı zamanda bölgesel kalkınmayı yönlendiren stratejik bir araç niteliği taşıdığını vurguladı. Güven, 2026 yılı için Erzurum’da desteklenecek öncelikli yatırım alanlarını; en az 500 baş kapasiteli entegre büyükbaş hayvancılık, en az 100 yatak kapasiteli özel hastane yatırımları, derinin işlenmesi ve madenlerin katma değerli ürünlere dönüştürülmesi olarak sıraladı. Erzurum’un tarihsel olarak ticaret, sağlık ve eğitim alanlarında bölgesel bir merkez konumunda bulunduğunu belirten Güven, ekonomik altyapının güçlendirilmesi ve sektörlerin ekosistem yaklaşımıyla geliştirilmesinin il ekonomisine önemli katkılar sağlayacağını ifade etti. Başarılı Uygulama Örneklerinin Yaygınlaştırılmalı Erzurum Milletvekili Mehmet Emin Öz ise konuşmasında kentin tarihsel önemine dikkat çekerek, Erzurum’un geçmişte Avrupa’nın bazı önemli şehirleriyle benzer nüfus büyüklüğüne sahip olduğunu hatırlattı. Ancak savaşlar ve yıkımların etkisiyle 20. yüzyılın başlarına kadar ciddi bir nüfus kaybı yaşandığını belirten Öz, bu sürece paralel olarak şehirde biriken sermayenin de büyük ölçüde il dışına ve yurt dışına yöneldiğini ifade etti. Bu tarihsel kırılmanın etkilerinin günümüzde de hissedildiğini dile getiren Öz, vatandaşların kamu desteklerinden yararlanma konusunda zaman zaman çekimser davranabildiğini söyledi. Bu noktada, Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı gibi mekanizmaların etkin tanıtımının ve başarılı uygulama örneklerinin yaygınlaştırılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Erzurum Güçlü Ticaret Konumuna Yeniden Ulaşabilecek Erzurum Valisi Aydın Baruş da konuşmasında, Erzurum’un tarih boyunca yalnızca bir savunma noktası değil, aynı zamanda önemli bir ticaret ve üretim merkezi olduğunu ifade etti. Şehrin sahip olduğu tarihî birikimin ekonomik potansiyelle bütünleştirilerek yeniden bölgesel bir cazibe merkezi hâline getirilmesinin hedeflendiğini belirten Baruş, doğru planlama ve stratejik yatırımlarla Erzurum’un geçmişteki güçlü ticaret konumuna yeniden ulaşabileceğini dile getirdi. Küresel ekonomik dengelerin yeniden şekillendiği günümüzde yerel kalkınma hamlelerinin millî gücün temel unsurlarından biri hâline geldiğine dikkat çeken Baruş, Erzurum’un sahip olduğu potansiyelin etkin şekilde değerlendirilmesiyle istihdam, üretim ve refah düzeyinde önemli artışlar sağlanabileceğini kaydetti. Toplantının devamında KUDAKA Erzurum Yatırım Destek Ofisi Koordinatörü Dr. Serkan Timur tarafından programın kapsamı, başvuru şartları ve sağlanan destek unsurlarına ilişkin detaylı bir sunum gerçekleştirildi. Katılımcılara teşvik mekanizmaları ve başvuru süreçleri hakkında kapsamlı bilgi verildi. Toplantı, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi.

ABB’den Çubuk’a Can Suyu: Kuruma Riski Taşıyan Kızılca Göleti Yeniden Doldu! Haber

ABB’den Çubuk’a Can Suyu: Kuruma Riski Taşıyan Kızılca Göleti Yeniden Doldu!

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), Çubuk ilçesindeki atıl durumda olan Kızılca Göleti’ni kapsamlı bir restorasyonla kuruma riskinden kurtardı. Yapılan kanallar ve temizlik çalışmaları sayesinde göletin su seviyesi kısa sürede yüzde 80’e ulaştı. ​ANKARA – İklim değişikliği ve azalan yağış rejimi nedeniyle Türkiye genelinde yaşanan kuraklık tehdidine karşı Ankara Büyükşehir Belediyesi, yerel ekosistemi korumak için harekete geçti. Çubuk ilçesi Kızılca Mahallesi’nde bulunan ve son iki yıldır tamamen kuruma noktasına gelen Kızılca Göleti, ABB’nin yürüttüğü titiz çalışma sonucunda yeniden suya kavuştu. ​Atıl Durumdaki Kanallar Yeniden Gün Yüzüne Çıktı ​1967 yılında inşa edilen ve 2014 yılında ABB’ye devredilen gölet, beslenme kanallarının işlevini yitirmesi ve üzerine kaçak yapılar inşa edilmesi nedeniyle susuz kalmıştı. ABB Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı koordinasyonunda, ASKİ ve Fen İşleri ekiplerinin bir ay süren yoğun mesaisiyle Azman Deresi’nden gelen 2,5 kilometrelik kanal yeniden açıldı. ​Kapanan kanalların temizlenmesi ve yol-kanal geçişlerinin düzenlenmesiyle birlikte gölete su akışı yeniden sağlandı. ​Göletin Su Seviyesi Yüzde 80’e Ulaştı ​400 bin metrekare sulama alanına ve 448 bin metreküp depolama kapasitesine sahip olan Kızılca Göleti, yapılan müdahale sonrası canlanmaya başladı. ​Derinlik: Ortalama 4 metreye kadar ulaşıyor. ​Doluluk Oranı: Şimdiden yüzde 80 seviyesine gelmiş durumda. ​Hedef: 20 gün içerisinde göletin tam kapasite dolması bekleniyor. ​Doğal Yaşam Geri Dönüyor: Göçmen Kuşların Uğrak Yeri ​Kızılca Göleti sadece tarımsal ve toplumsal bir değer değil, aynı zamanda önemli bir ekosistem merkezi. Özellikle angut kuşları ve birçok göçmen kuş türü için vazgeçilmez bir durak olan göletin yeniden dolması, bölgedeki biyolojik çeşitliliği de koruma altına aldı. ​ABB Kırsal Hizmetler Daire Başkanı Hüseyin Şemsi Uysal: "Sürdürülebilir Bir Değer" ​Çalışmaların detaylarını paylaşan Uysal, "Göletimiz 2014’ten beri doğa güzelliği olarak kullanılıyor. Tamamen kuru hale gelmişti. Saha ölçümlerini yaptıktan sonra kaybolmuş kanalı gün yüzüne çıkardık. Bu değeri sürdürülebilir şekilde yaşatmak istiyoruz. Tüm Ankaralıları burayı görmeye davet ediyoruz," dedi. ​Bölge Halkı ve Ziraat Odası’ndan Teşekkür ​Çubuk Ziraat Odası Başkanı Orhan Gülle: "Kuraklık nedeniyle atıl vaziyetteki 1967 yapımı göletimiz ABB sayesinde canlandı. Yabani kuşların yeniden buraya uğraması çok sevindirici." ​Kızılca Mahalle Muhtarı Hacı İbrahim Öztürk: "Gölümüz kurumuştu, dilekçe verdik ve Büyükşehir Belediyesi hemen harekete geçti. Şu an su akıyor, göletimiz doluyor, emeği geçen herkese teşekkürler."

Yemek Sipariş Platformlarında Yeni Dönem Haber

Yemek Sipariş Platformlarında Yeni Dönem

Ticaret Bakanlığı, son dönemde sosyal medyada ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran yemek siparişi platformlarına yönelik şeffaflık ve adil ticaret düzenlemesini hayata geçirdi. Yeni düzenleme ile restoranlardan alınan hizmet bedelleri tamamen şeffaf hale getirilirken, "zorunlu ek ücret" devri de resmen kapandı. ​Restoran ve Platform Arasındaki İlişkiye Bakanlık Müdahalesi ​Özellikle elektronik ticaret pazar yerlerinin (yemek sipariş siteleri ve uygulamaları) restoranlarla kurduğu ticari ilişkilerdeki belirsizlikler ve yüksek maliyetler, Ticaret Bakanlığı'nın radarına girdi. Yapılan kapsamlı incelemeler sonucunda, piyasada güven ortamını yeniden tesis etmek amacıyla radikal kararlar alındı. ​Yeni Düzenleme Neleri Değiştiriyor? ​Bakanlık tarafından açıklanan yeni kararların temelinde şeffaflık ve öngörülebilirlik yatıyor. İşte öne çıkan başlıklar: ​Hizmet Bedellerinde Şeffaflık: Yemek sipariş platformlarının restoranlardan tahsil ettiği tüm komisyon ve hizmet bedelleri artık açık, anlaşılır ve tam anlamıyla öngörülebilir olacak. ​Zorunlu Ek Ücretlere Son: Platformların restoranlara dayattığı zorunlu ek ücret uygulamaları tamamen sona erdirildi. ​Kampanyalarda Gönüllülük Esası: Restoranlar, platformlar tarafından düzenlenen indirim ve kampanyalara katılmaya zorlanamayacak. Süreçlerde tamamen "gönüllülük" esas alınacak. ​Tüketici Bilgilendirmesi: Tüketicilerin eksiksiz ve doğru bilgilendirilmesi sağlanarak, sipariş esnasında gizli maliyetlerin önüne geçilecek. ​Ticaret Bakanlığı: "Güven Ortamı Tesis Edilecek" ​Ticaret Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, söz konusu gelişmelerin hassasiyetle takip edildiği vurgulandı. Düzenlemenin temel amacının, elektronik ticarette şeffaflığı en üst düzeye çıkarmak ve hem işletmeciyi hem de tüketiciyi koruyan bir ekosistem oluşturmak olduğu belirtildi. ​Bu adımın, özellikle maliyet artışlarıyla mücadele eden yerel restoran işletmeleri için önemli bir nefes alma alanı yaratması bekleniyor.

Batı Karadeniz İçin İklim Alarmı: 2040’tan İtibaren Kuraklık Kapıda! Haber

Batı Karadeniz İçin İklim Alarmı: 2040’tan İtibaren Kuraklık Kapıda!

Türkiye’nin en nemli ve yeşil bölgelerinden biri olan Batı Karadeniz, iklim kriziyle birlikte tarihi bir dönüşümün eşiğinde. Kastamonu Üniversitesi’nden Doç. Dr. Öznur Işınkaralar ve çalışma arkadaşlarının yayımladığı son modelleme çalışması, bölgenin geleceğine dair çarpıcı ve endişe verici bulgular ortaya koydu. ​Yüzyıl Sonunda Nemli Alanlar Yok Olabilir ​Araştırmaya göre, Batı Karadeniz’in simgesi haline gelen "çok nemli" iklim kuşağı hızla daralıyor. Modelleme sonuçları, 2040 yılından itibaren bölgede kurak alanların görülmeye başlayacağını gösteriyor. Yüzyılın sonuna gelindiğinde ise acı bir tablo bizi bekliyor: Bölgenin %40’ından fazlasının tamamen kuraklaşması ve nemli alanların neredeyse haritadan silinmesi öngörülüyor. ​Sıcaklıklar 10 Dereceden 22 Dereceye Çıkacak ​Çalışmanın en dikkat çekici noktalarından biri de sıcaklık artışları. Bugün ortalama 8-10 derece civarında seyreden bölge sıcaklıklarının, yüzyıl sonunda 20-22 derece bandına yükselebileceği tahmin ediliyor. Bu devasa artış beraberinde şu riskleri getiriyor: ​Daha uzun ve etkili sıcak hava dalgaları. ​Orman yapısının değişmesi ve artan yangın riski. ​Ekosistem dengesinin bozulması. ​İklimin Yeni Yüzü: Aynı Anda Hem Kuraklık Hem Sel ​Batı Karadeniz’i bekleyen tehlike sadece sıcaklık artışı değil. Doç. Dr. Kaan Işınkaralar, Prof. Dr. Ömer Küçük ve Prof. Dr. Hakan Sevik gibi değerli akademisyenlerin de katkı sunduğu çalışma, yağış rejimindeki düzensizliğe dikkat çekiyor. Kuraklığın artmasına rağmen, ani ve şiddetli yağışların tetikleyeceği yıkıcı sel felaketleri bölgenin yeni normali haline gelebilir. ​Tarım ve Su Kaynakları Tehdit Altında ​Yağışların düzensizleşmesi ve buharlaşmanın artması, bölgedeki su kaynaklarını ve tarımsal üretimi doğrudan vuracak. Batı Karadeniz’in geleneksel tarım ürünlerinin bu yeni iklime nasıl uyum sağlayacağı ise büyük bir soru işareti. ​Uzmanlar Ne Diyor? ​Araştırma ekibinde yer alan uzmanlar, bu verilerin sadece bir tahmin değil, acil önlem alınması gereken bir projeksiyon olduğunu vurguluyor. İklim değişikliğiyle mücadele ve uyum stratejilerinin, Batı Karadeniz özelinde vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi gerektiği belirtiliyor. Kastamonu Üniversitesi’nden bilim insanlarının yaptığı ve Natural Hazards adlı akademik dergide yayınlanan yeni bir iklim modelleme çalışması, Batı Karadeniz ikliminin ciddi bir dönüşüm yaşayacağına işaret ediyor. Bölgede ortalama sıcaklıkların büyük ölçüde artması, nemli alanların daralması ve yağışların giderek düzensizleşmesi bekleniyor. İklim değişikliği konusunda yürütülen tahminlere göre, Batı Karadeniz’in bilinen nemli ve ılıman yapısı yerini daha sıcak ve kurak bir iklime bırakabilir. Yüzyıl sonunda ‘‘çok nemli’’ alanlar neredeyse ortadan kalkıyor. Modelleme çalışmasının sonuçları, bugün geniş alanlara yayılan nemli iklim özelliklerinin hızla gerileyebileceğini gösteriyor. Yüzyıl sonuna gelindiğinde, çok nemli alanlar neredeyse tamamen ortadan kalkıyor. Ayrıca şu an bölgede görülmeyen kurak alanların 2040’tan itibaren ortaya çıkması bekleniyor. Emisyonların yüzyıl sonuna kadar bugünkü hızında artmaya devam ettiği kötümser bir yaklaşıma göre 2100 yılında Batı Karadeniz’in yüzde 41’inin kurak, yüzde 57’sinin ise yarı kurak karakter kazanacağı öngörülüyor. İklim değişikliği araştırmacısı çevre mühendisi Doç. Dr. Kaan Işınkaralar’a göre bu değişim, bölgenin iklim kimliğinde köklü bir kırılmaya işaret ediyor. Ortalama sıcaklıklar iki katına ulaşabilir İklim değişikliği ile mücadelenin güçlenmediği ve emisyonların yüksek seyrettiği olumsuz senaryoda, yüzyıl sonunda bölgedeki ortalama sıcaklıkların 20 22 derece bandına ulaşabileceği tahmin ediliyor. Bugün ise bölgede ortalama sıcaklık 8-10 derece aralığında. Çalışmanın yazarlarından orman mühendisliği uzmanı Prof. Dr. Ömer Küçük, böyle bir artışın, daha uzun sıcak hava dalgaları, daha fazla buharlaşma ve daha yüksek yangın riski anlamına geleceğini vurguluyor. Hem kuraklık hem şiddetli yağış riski yükselecek Model sonuçlarına göre yalnızca sıcaklıklar artmakla kalmayacak, yağış düzeni de bozulacak. Yüksek yağış alan bölgelerin giderek daralması ve düşük yağış seviyelerinin yaygınlaşması bekleniyor. Kuraklık riskini artıran bu durum, bir yandan da ani ve şiddetli yağışların daha yıkıcı sellere yol açma ihtimalini güçlendiriyor. Yağışların giderek düzensizleşmesi, su kaynakları ve tarımsal üretim üzerinde baskı oluşturabilir. Batı Karadeniz’de afet riski büyüyor Son yıllarda Batı Karadeniz’de yaşanan büyük seller ve Türkiye geneline yayılan orman yangınları, iklim değişikliğinin etkilerinin şimdiden hissedildiğini gösteriyor. Modelleme çalışmaları, afet riskinin daha da büyüyeceğine işaret ediyor. Önümüzdeki yıllarda seller daha ani ve yıkıcı olabilir, kuraklık dönemleri uzayabilir ve orman yangınları daha geniş alanlara yayılabilir. Orman mühendisliği uzmanı Prof. Dr. Hakan Sevik’e göre iklim risklerine bağlı zincirleme etkiler, başta orman alanları olmak üzere, doğal ekosistemleri ve yerleşim alanlarını tehdit ediyor. Batı Karadeniz sıcak ve kurak bir iklime bürünebilir İklimin mekansal etkilerini araştıran şehir plancısı Doç. Dr. Öznur Işınkaralar, iklim değişikliğinin artık uzak bir ihtimal değil, yaşanan bir gerçeklik olduğunu ve karar vericilere yön vermesi gerektiğini vurguluyor. Işınkaralar’a göre uyum politikalarının geliştirilmesi, risklere karşı erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi, kısa ve uzun vadeli planlama yapılması, emisyon azaltımı kadar önemli. Bilim insanlarının mesajı net: Güçlü önlemler alınmazsa Batı Karadeniz, bugünkü serin ve nemli karakterinden uzaklaşarak daha sıcak ve kurak bir yapıya bürünebilir. Kaynak Makale: Isinkaralar, Oznur., Isinkaralar, Kaan, Sevik, Hakan, & Küçük, Ömer (2024). Spatial modeling the climate change risk of river basins via climate classification: a scenario-based prediction approach for Türkiye. Natural Hazards, 120(1), 511-528. Yazar hakkında Doç. Dr. Öznur Işınkaralar, şehir planlama disiplininde uzmanlaşmış bir akademisyen olarak 2014 yılından bu yana Kastamonu Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. 2025 yılı itibarıyla bölüm başkan yardımcılığı ve Üniversite İklim Portalı yetkililiği görevlerini sürdürmektedir. 2014 yılında Gazi Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Lisans Programı’ndan mezun olmuş, 2022 yılında zamansal ve mekânsal modelleme alanındaki doktora çalışmasıyla aynı üniversitede akademik uzmanlığını pekiştirmiştir. Araştırmalarını özellikle iklim risklerinin modellenmesi ve öngörülmesi üzerine yoğunlaştıran Işınkaralar, uluslararası araştırma ekipleriyle aktif iş birlikleri yürütmekte; 100’e yaklaşan bilimsel yayını, çok sayıda bildirisi ve projesiyle alanında güçlü bir akademik profil ortaya koymaktadır. Uzmanlık Alanları: Şehir planlama; iklim değişikliği; mekansal modelleme

Boğaçayı Bilim Kurulu Yaz Sezonu Öncesi Toplandı  Haber

Boğaçayı Bilim Kurulu Yaz Sezonu Öncesi Toplandı 

Antalya Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde oluşturulan Boğaçayı Bilim Kurulu, yaz sezonu öncesinde Boğaçayı’nın mevcut durumu, karşılaşılan sorunlar ve alınacak önlemleri değerlendirmek üzere toplandı. Doğal yapısına yeniden kavuşma süreci devam eden Boğaçayı’nda ekosistemin korunmasına yönelik başlıklar ele alındı. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin 2019 yılında oluşturduğu Bilim Kurulu Boğaçayı’nda yaşanan değişim sürecini yakından takip ediyor. Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Çevre Yüksek Mühendisi Lokman Atasoy başkanlığında; akademisyenler, meslek odaları, kurum temsilcileri ve alanında uzman isimlerden oluşan kurul, yaz sezonu öncesi saha uygulamaları için yerinde inceleme yaptı. Boğaçayı’na gezen Bilim Kurulu, Boğaçayı’nın son durumunu ve yaz sezonunda yapılacak çalışmalara ilişkin değerlendirmede bulundu. BOĞAÇAYI YAKINDAN TAKİP EDİLİYOR Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Lokman Atasoy, Boğaçayı’nda yaşanan değişimleri yakından takip ettiklerini belirterek, “Bazı bölgeler kamuoyunda kirlilik olarak değerlendirilse de bilimsel kararlar doğrultusunda bu alanlara müdahale etmiyoruz. Çünkü burada hassas bir ekosistem ve özellikle kuşlar için önemli bir yuvalama alanı bulunuyor. En büyük sorun su seviyesinin düşmesiyle birlikte sucul bitkilerin hızla çoğalması. Bu durum kontrol edilmediğinde oksijensizliğe ve dolayısıyla kokuya yol açabiliyor. Amacımız en doğru müdahaleyle doğal dengeyi korumak” dedi. SUCUL OT HASADI BAŞLAYACAK Antalya Büyükşehir Belediyesi Deniz ve Kıyı Yönetimi Şube Müdürü Mustafa Yıldırım ise temizlik çalışmalarının sürdüğünü anlatarak, şu bilgileri verdi; “Sazlık alanlara ekosisteme zarar vermemek adına müdahale etmiyoruz. Ancak genel temizlik ve vektörle mücadele çalışmalarımız devam ediyor. Yaz sezonunda su seviyesini korumak amacıyla Boğaçayı’nın ağzını kapatmayı planlıyoruz. Mayıs başı gibi makineleri indirip sucul ot hasadına başlamayı planlıyoruz.” BÜYÜKŞEHİR GEREKENİ YAPIYOR Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu ise “Boğaçayı sadece insanlara ait değil. Burada bir habitat oluşmuş. Su kuşları, yosunlar, sazlıklar, balıklar burada yaşıyor. Burayı dengeli şekilde korumak lazım. Bu sene alandaki su nispeten fazla görünüyor. Boğaçayı’nın ağzının kapatılması gecikebilir. Bu kapatmanın avantajı burada oluşan yosunlar, denizlere karışmıyor ve insanların rahatsız olmasının önüne geçiliyor. Büyükşehir Belediyesi de zaten Bilim Kurulu’nda alınan kararlar doğrultusunda burada yapılması gereken çalışmaları yapıyor” diye konuştu. TEDBİRLER MASAYA YATIRILDI Saha incelemesinin ardında ise Büyükşehir Belediyesi toplantı salonunda yaz aylarında artması beklenen risklere karşı alınacak tedbirler masaya yatırıldı. Boğaçayı’nda kıyı erozyonu ve taşkın riskine karşı yürütülen çalışmaların hızlandırılması planlanıyor. Batimetri ölçümleriyle değişen topoğrafik yapıya uygun şekilde sucul bitki temizliği sürdürülürken, yaz aylarında su debisinin düşmesiyle birlikte denizle bağlantı noktasının geçici olarak kapatılması düşünülüyor. Ayrıca vektörle mücadele çalışmaları ekosistemin sürdürülebilirliği gözetilerek devam edecek. Doğal süreçlerle birlikte alanda yaşamaya başlayan kuş, balık ve diğer canlı türlerinin yakından izlenmesi gerektiği vurgulandı.

İzmir’de Dev Girişimcilik Hamlesi: Greater Good Challenge Başladı! Haber

İzmir’de Dev Girişimcilik Hamlesi: Greater Good Challenge Başladı!

İzmir Ticaret Borsası, BEBA Vakfı ve Yaşar Üniversitesi güçlerini birleştirdi. Genç girişimcileri toplumsal fayda odaklı projelerle buluşturan "Greater Good Challenge-İzmir" yarışması için başvurular açıldı. İşte detaylar ve son başvuru tarihi! ​Fikirler Değere, Projeler İş Modeline Dönüşüyor ​İzmir’de ilk kez düzenlenen uluslararası iş planı yarışması Greater Good Challenge-İzmir, genç girişimcilere kapılarını açtı. Koordinatörlüğünü İzmir Ticaret Borsası’nın yürüttüğü TOBB İzmir Kadın Girişimciler Kurulu tarafından hayata geçirilen proje; sürdürülebilirlikten sağlığa, eğitimden finansa kadar geniş bir alanda yenilikçi çözümler üretilmesini hedefliyor. ​Program; sadece bir yarışma değil, aynı zamanda sağladığı eğitim, mentorluk ve ekosistem bağlantılarıyla gençlerin fikirlerini sürdürülebilir iş modellerine dönüştüren bir kuluçka merkezi görevi görüyor. ​Kimler Başvurabilir? Başvuru Şartları Neler? ​İzmir’deki genç yetenekleri bir araya getirmeyi amaçlayan yarışmaya katılım için belirli kriterler bulunuyor: ​Yaş Aralığı: 18-30 yaş arası gençler. ​Ekip Yapısı: En az 3, en fazla 5 kişilik takımlar. ​Çeşitlilik: Her ekipte en az bir kadın katılımcı ve bir üniversite öğrencisi bulunması zorunlu. ​Odak Noktası: Toplumsal ve küresel meselelere yönelik sürdürülebilir çözümler. ​Disiplinler arası ekiplerin teşvik edildiği programda, farklı uzmanlık alanlarından gelen gençlerin oluşturacağı sinerjiye büyük önem veriliyor. ​Büyük Final ve Yatırımcı Fırsatları ​Finale kalma başarısı gösteren ekipler, projelerini uzman jüri üyeleri karşısında sunacak. Başarılı olan girişimler sadece ödül kazanmakla kalmayacak; aynı zamanda sektör profesyonelleri ve yatırımcılarla doğrudan temas kurma fırsatı yakalayacak. Bu süreç, projelerin ticarileşmesi ve piyasada yer bulması açısından kritik bir eşik niteliği taşıyor. ​Son Başvuru Tarihi: 8 Mayıs 2026 ​Toplumsal fayda yaratan bir girişim kurma hayali olan gençler için süreç hızla ilerliyor. 8 Mayıs 2026 tarihine kadar devam edecek olan başvurular ve yarışma detayları için projenin resmi internet adresi olan sofi.yasar.edu.tr/greater-good-challenge/ ziyaret edilebilir.

Gediz Nehri İçin Kritik Çağrı Haber

Gediz Nehri İçin Kritik Çağrı

Manisa’da düzenlenen “Hayat Suyu Gediz” panelinde konuşan MASKİ Genel Müdürü Ali Kılıç, nehirdeki kirliliğe dikkat çekerek acil eylem planlarını açıkladı. Kılıç, arıtılmış atıksuların tarımsal sulamada kullanılması için dev projelerin yolda olduğunu müjdeledi. ​Manisa Büyükşehir Belediyesi ve Kent Konseyleri iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, Gediz Nehri’nin maruz kaldığı çevresel baskıları ve çözüm yollarını gündeme taşıdı. “Gediz’in Bitmeyen Kavgası” belgesel gösterimiyle başlayan programda, bölgenin su geleceği uzmanlar tarafından masaya yatırıldı. ​"Gediz Demek Manisa Demek" ​Panelde söz alan MASKİ Genel Müdürü Ali Kılıç, 401 kilometrelik nehrin büyük bir kısmının Manisa sınırlarında olduğunu hatırlatarak havzanın ekonomik değerine vurgu yaptı. Kılıç, "Gediz havzası 4.2 milyon hektarlık alanıyla Manisa’nın en önemli tarımsal üretim merkezi. Ancak hayalimiz olan o temiz Gediz'e ulaşmak için yerel yönetim, merkezi hükümet ve vatandaş el birliğiyle hareket etmeliyiz" dedi. ​Atıksular Tarıma Can Verecek ​MASKİ’nin çevre yatırımlarına dair veriler paylaşan Kılıç, 17 ilçede 24 atıksu arıtma tesisi ile hizmet verdiklerini belirtti. En dikkat çeken proje ise arıtılmış suların geri kazanımı oldu: ​Sarıgöl Projesi: Günlük 3 bin metreküp arıtılmış suyun tarımda kullanılması hedefleniyor. ​DSİ İş Birliği: Manisa merkez arıtma tesisinden çıkan suya DSİ'nin talip olduğu ve bu suyun tarımsal sulamaya yönlendirileceği açıklandı. ​Kritik Uyarı: "Yeraltı Suları Tükeniyor, Barajlara Geçmeliyiz" ​İklim krizinin kapıda olduğunu hatırlatan Ali Kılıç, Manisa’nın içme suyu stratejisinde köklü bir değişim gerektiğini vurguladı. Sürekli yeni sondaj açmanın sürdürülebilir olmadığını belirten Kılıç, şu uyarılarda bulundu: ​"Sondajlarda su seviyesi düştükçe ağır metal riski artıyor. Manisa'nın acilen yerüstü kaynaklarına geçmesi şart. Akhisar Gürdük, Turgutlu Kelebek ve Soma Sevişler barajlarından içme suyu temini için DSİ ile temaslarımız sürüyor." ​Geniş Katılımlı Çevre Zirvesi ​Panele İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Işıkhan Güler, Gediz Kirliliği Önleme Koordinasyon Temsilcisi Ramis Sağlam ve Ege Derneği Manisa Temsilcisi Murat Gültekin de konuşmacı olarak katılarak; sanayi, madencilik ve evsel atıkların ekosistem üzerindeki baskısını detaylandırdı.

Marmara Gölü’nde 6 Yıl Sonra Sular Yeniden Yükseliyor Haber

Marmara Gölü’nde 6 Yıl Sonra Sular Yeniden Yükseliyor

Manisa’da yaklaşık 6 yıldır tamamen kuruyan ve ekosistemi çöken Marmara Gölü, son yağışlarla birlikte yeniden su tutmaya başladı. CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen ve yerel temsilciler bölgede incelemelerde bulunarak, "Göl yaşasın, başka derdimiz yok" çağrısı yaptı. ​Manisa’nın Salihli, Saruhanlı ve Gölmarmara ilçeleri sınırlarında yer alan, "Ulusal Öneme Sahip Sulak Alan" tescilli Marmara Gölü’nde yıllar süren sessizlik yerini umuda bıraktı. Kuş cenneti olarak bilinen ancak kuraklık nedeniyle 400’e yakın kuş türünün terk ettiği, balıkçılığın bittiği gölde su seviyesinin yükselmeye başlaması bölge halkını heyecanlandırdı. ​"Marmara Gölü Siyaset Üstü Bir Konudur" ​Göl çevresinde incelemelerde bulunan CHP Manisa Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Bekir Başevirgen, gölün kurtarılmasının hayati bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Başevirgen, "Bu göl tekrar yaşasın başka bir derdimiz yok. İktidar ya da muhalefet fark etmez, esas mesele bu ekosistemi geri kazanmaktır" diyerek yetkililere seslendi. ​Tarım Arazileri ve Menemen Ovası İçin Kritik Önem ​Gölmarmara Ziraat Odası Başkanı Erdal Ziyan, gölün su tutmasının sadece bir doğa olayı değil, bölgesel bir ekonomi meselesi olduğunu belirtti. Ziyan, şu noktalara dikkat çekti: ​Tarımsal Değer: Göl ne kadar su tutarsa, çevresindeki araziler o kadar değer kazanıyor. Kuruyan göl çevresinde toprak çoraklaşıyor. ​Geniş Sulama Ağı: Marmara Gölü, sulama kanallarıyla İzmir Menemen Ovası’na kadar su temini sağlıyor. ​Proje Beklentisi: Bozdoğan kar suyunun göle aktarılması için hazırlanan ve yıllık 25 milyon metreküp su sağlayacak projenin bütçe beklediğini ifade etti. ​"Burası Cennet Gibiydi, Şimdi Kuruduk" ​Gölün kurumasıyla birlikte geçim kaynaklarını kaybeden bölge kadınları, yaşanan dramı çarpıcı sözlerle özetledi. 25 yıl boyunca gölde balıkçılık yapan emekçiler, göl kuruduktan sonra yevmiyeli işlere gitmek zorunda kaldıklarını belirterek şunları söyledi: ​"Göl kurumadan önce hem suyumuz hem balığımız hem de mahsulümüz vardı. Göl kuruduğundan beri kapımın önündeki limon ağacından bile verim alamıyorum. Bağlarımızı don vuruyor; çünkü göl varken bölgeyi koruyordu. Burası eskiden cennet gibiydi." ​Ekosistem ve İklim Değişikliği ​Marmara Gölü'nün kuruması sadece balıkçılığı bitirmekle kalmadı, bölgedeki mikroklimal dengeyi de bozdu. Gölün yokluğuyla birlikte bölgede don olaylarının ve şiddetli kuraklığın arttığı gözlemlendi. Uzmanlar, Demirköprü ve Gördes Barajlarından yapılacak kontrollü su takviyeleriyle gölün eski canlılığına kavuşabileceğini belirtiyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.