Hava Durumu

#Endonezya

Kırsal Haber - Endonezya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Endonezya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türk Tütünü Almanya’da Vitrine Çıktı Haber

Türk Tütünü Almanya’da Vitrine Çıktı

Tütün ve tütün ürünleri sektörünün dünyada en önemli küresel buluşmalarından biri olan, kalbinin attığı InterSupply 2026 Fuarı, Dortmund/Almanya’da 15-17 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleşti. Türkiye’de tütün ve tütün mamulleri ihracatçılarının çatı kuruluşu Ege Tütün İhracatçıları Birliği (ETİB) InterSupply 2026 Fuarı’nda yerini aldı. Türk tütün sektörünün gücünü ortaya koydu. InterSupply 2026 Fuarı’nın tütün sektörünün önde gelen üreticilerini ve tedarikçilerini bir araya getiren büyük bir buluşmaya ev sahipliği yaptığını vurgulayan Ege Tütün İhracatçıları Birliği Başkanı Selim Jimi, fuarda Türkiye’de yetişen oryantal tütün numuneleri sergilediklerini, Türkiye’de tütün sektöründe sürdürülebilirlik alanında yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdiklerini dile getirdi. Tütün ve tütün mamulleri ihracatı yüzde 8 arttı Inter Supply 2026 Fuarı’na katılımlarını, Ege Tütün İhracatçıları Birliği'nin uluslararası tütün sektöründeki görünürlüğünü ve ağını güçlendirme yolundaki kararlılıklarının somut bir göstergesi olarak nitelendiren Jimi, “Birlik, olarak gelecek yıllarda da bu tür uluslararası platformlarda etkin rol üstlenmeye devam edeceğiz. Türkiye’nin son 1 yıllık dönemde tütün ve tütün mamulleri ihracatı yüzde 8’lik artışla 1 milyar 31 milyon dolardan 1 milyar 110 milyon dolara ulaştı. Orta vadede 1,5 milyar dolar ihracat hedefimize ulaşmak için uluslararası platformlarda daha fazla yer alacağız” şeklinde konuştu. Tütün ve tütün mamulleri sektörünün 2026 yılı ocak – ağustos dönemindeki ihracat performansının kırılımları hakkında bilgi veren ETİB Başkanı Selim Jimi şöyle konuştu; “Yaprak tütün ihracatımız yüzde 41’lik artışla 198 milyon dolardan 279 milyon dolara ilerledi. Sigara ihracatından yüzde 4’lük artışla 361 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdık. Nargilelik tütünden 58 milyon dolar, sigaralık tütünlerden 43 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik. 2026 yılında Türkiye’de 110 bin ton tütün üretimi bekliyoruz. 2027 yılında da ihracatımızın 1 milyar 250 milyon dolar seviyesine ulaşacağına inanıyoruz.” Yaprak tütün ihracatında Belçika’nın 58 milyon dolarlık taleple ilk sırada yer aldığını paylaşan Jimi; “ABD’ye 52,5 milyon dolarlık, Endonezya’ya ise 15 milyon dolarlık yaprak tütün ihraç ettik. Sigara ihracatında ilk üç ülke 54 milyon dolarla ABD, 53 milyon dolarla Suriye ve 49 milyon dolarla Irak şeklinde sıralandı” ifadelerini kullandı. Inter Supply 2026 Fuarı’nda Ege Tütün İhracatçıları Birliği’ni temsilen ETİB Başkanı Selim Jimi, Yönetim Kurulu Üyesi Osman Akın Umur ve Denetim Kurulu Üyesi Ali Borovalı yer aldı. Türkiye’nin Düsseldorf Ticaret Ataşesi Pınar Aslan ve Tarım ve Orman Bakanlığı Tütün ve Tütün Mamulleri Daire Başkanı V. Sayın Hasan Şişik, Inter Supply 2026 Fuarı’nda Ege Tütün İhracatçıları Birliği standını ziyaret ederek, sektörel gelişmelerle ilgili görüşmeler gerçekleştirdiler. Inter Supply 2026 Fuarı’nda, 64 ülkeden 820 firma ve kuruluş katılırken, 15 bine yakın profesyonel ziyaret etti.

Türkiye, Küresel Sera Gazı Emisyonlarında 13. Sıraya Yükseldi Haber

Türkiye, Küresel Sera Gazı Emisyonlarında 13. Sıraya Yükseldi

Avrupa Komisyonu’nun Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ile birlikte derlediği ve Küresel Atmosferik Araştırmalar için Emisyon Veritabanı (EDGAR) değerlerine dayanan Joint Research Centre’ın (JRC) “Tüm Dünya Ülkelerinin Seragazı Emisyonları 2026” başlıklı yeni raporu yayımlandı. Rapora göre, COVID-19 sonrası emisyonlardaki yükseliş eğilimi, önceki yıla kıyasla daha düşük bir hızda da olsa devam etti. İki istisnai dönem olan 2009 finansal krizi ve COVID-19 pandemisi haricinde küresel emisyonlar 21. yüzyıl boyunca artış eğilimini sürdürürken, 2025 yılında küresel sera gazı emisyonları 2024'e kıyasla %0,7 artarak rekor bir seviye olan 54 gigaton (Gt) karbondioksit eşdeğerine (CO₂e) ulaştı. ​Yayımlanan raporda en büyük altı kirletici olarak öne çıkan Çin, ABD, Hindistan, AB, Rusya ve Endonezya, 2025’te küresel emisyonların %62’sinden sorumlu olurken; ABD emisyonlarını 2024’e kıyasla %2,2 artırarak dünya çapında en büyük mutlak artışı kaydetti. Buna karşın Çin ve Hindistan emisyon seviyelerini ilk kez sabit tuttu veya azalttı (sırasıyla +%0,1 ve -%0,2). En büyük 16 kirleticiden altısı olan Hindistan, AB, Rusya, Brezilya, Japonya ve Avustralya 2025’te emisyonlarını azaltma başarısı gösterirken; Avrupa Birliği (AB) de LULUCF (Arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık) hariç sera gazı emisyonlarını 2024 yılına kıyasla %0,2 düşürdü. Bu miktar, AB'nin 1990 seviyelerine kıyasla %35,6’lık bir düşüş elde ettiğini ortaya koydu. ​Ancak raporda Türkiye ile ilgili paylaşılan veriler dikkat çekici ve endişe verici bir tabloyu gözler önüne serdi. COP31 Başkanı Türkiye, en fazla emisyona neden olan ülkeler arasında 13. sıraya yükselirken, COP31 Müzakereler Başkanı Avustralya Türkiye’nin hemen ardından 14. sırada yer aldı. Türkiye ayrıca, en büyük 16 emisyon kaynağı arasında, emisyonlarını en hızlı artıran (% +4,2) ülke olarak kayıtlara geçti. Büyük kirleticiler arasında Türkiye'nin yanı sıra İran (% +1,7) ve Suudi Arabistan’ın da (% +1,3) emisyonları kayda değer oranda arttı. ​Avrupa Komisyonu verilerinin ardından Türkiye’de faaliyet gösteren uzman sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesiyle kurulan İklim Ağı, konuya ilişkin sert ve uyarıcı bir değerlendirme paylaştı. İklim Ağı açıklamasında, "Avrupa Komisyonu’nun verileri, Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını hızla artırdığını ortaya koyuyor. İklim Ağı olarak daha önce de vurguladığımız gibi, emisyonların bugün hâlâ artıyor olması, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu, gerçek bir emisyon azaltım politikasına acilen ihtiyaç duyduğunu gösteriyor" ifadelerine yer verildi. ​Türkiye’nin COP31 Başkanlığı döneminde iklim liderliği iddiasının hakkını vermesinin yolunun fosil yakıtlara dayalı yatırımları sonlandırmaktan ve emisyonları bugünden itibaren azaltmaktan geçtiğini belirten uzmanlar; kömürden çıkışın planlanması, fosil yakıt teşviklerinin kaldırılması, yenilenebilir enerjinin doğayı ve yöre sakinlerini koruyacak şekilde yaygınlaştırılması ve adil geçiş politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi. İklim Ağı, "Türkiye, emisyonlarını artıran politikalarla iklim krizine dirençli bir toplum yaratamaz" diyerek acil eylem çağrısında bulundu. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: https://edgar.jrc.ec.europa.eu/report_2026

Sağlık Sorunu Yarattığı İddiasıyla Tartışılan Çin Tuzu Neden İthal Ediliyor? Haber

Sağlık Sorunu Yarattığı İddiasıyla Tartışılan Çin Tuzu Neden İthal Ediliyor?

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, gıda ürünlerinde yaygın olarak kullanılan monosodyum glutamat (MSG) katkı maddesi dünyada tartışılırken ülkemizde ithalatının neden devam ettiğini sordu. Gürer, özellikle hazır gıdalarda kullanılan ve “Çin tuzu” olarak da bilinen MSG’nin ithalat verilerine dikkat çekti. İnsan sağlığı açısından dünyada süren tartışmaların görmezden gelindiğini ifade etti. “Bazı ülkeler yasaklamış, bazı ülkeler kısıtlamış, bazı ülkelerde ise tartışmalar sürüyor; buna rağmen ülkemize ithalatı devam ediyor.” dedi. Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de E621 koduyla kullanılan MSG’nin özellikle paketli ve işlenmiş gıdalarda bulunduğunu, ancak tüketicilerin bu konuda yeterince bilgilendirilmediğini belirtti. “GIDALARDA BEŞİNCİ TAT: UMAMİ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, monosodyum glutamatın teknik olarak glutamik asidin sodyum tuzu olduğunu ve gıdalarda tat artırıcı olarak kullanıldığını söyledi. MSG’nin yiyeceklere “umami” olarak adlandırılan beşinci temel tadı verdiğini ifade eden Gürer, bu tadın etsi, yoğun ve doyurucu bir lezzet hissi oluşturduğunu söyledi. Gürer, bilimsel araştırmalarda gıda sanayisinin ürünü daha cazip hale getirmesi için kullanılan bir araç hâline geldiğinin belirtildiğini ifade etti. Gürer, “Lezzet artırıcı adı altında kullanılan bu katkı maddesi, özellikle bazı hazır ve işlenmiş gıdalarda yer alıyor. İştah açması yanında bağımlılıkta yaptığı ifade edilen ürünü tüketicinin çoğu zaman neyi tükettiğinin farkında bile olmuyor.” dedi. HAZIR GIDALARDA KULLANIM CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, monosodyum glutamatın çok farklı gıda ürünlerinde yer aldığını, tüketicinin özellikle paketli gıda ve hazır gıdalarda içeriğini irdelemesinin sağlığı için önemli olduğunun farkına varmalıdır” dedi. “DÜNYADA TARTIŞMALI BİR KATKI MADDESİ” Ömer Fethi Gürer, monosodyum glutamatın dünyada uzun süredir tartışılan bir katkı maddesi olduğunu belirterek bazı ülkelerde farklı uygulamaların bulunduğunu ifade etti. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve Türkiye dahil 50’den fazla ülkede bebek mamalarında MSG kullanımı yasak. Tayland ve Vietnam gibi ülkelerde kullanım yaygın olsa da hükümetler aşırı tüketim konusunda kamuoyu uyarıları yapıyor. Bazı ülkelerde okul kantinleri gibi alanlarda yerel kısıtlamalar uygulanıyor. Pakistan’ın 2018 yılında MSG’yi tamamen yasakladı. Bir ülke bu maddenin sağlık riskleri nedeniyle satışını, ithalatını ve ihracatını yasaklarken, tonlarca ithalat yapıyoruz” diye konuştu. BİLİMSEL TARTIŞMALAR Dünya genelinde bazı sağlık kurumları makul miktarlarda tüketildiğinde MSG’nin ciddi bir tehdit oluşturmadığı yönünde değerlendirmesine karşın bazı bilim insanlarının katkı ürünün olumsuz etkilerini tartıştığını belirten Ömer Fethi Gürer, bazı araştırmalarda yüksek doz tüketimin çeşitli sağlık sorunlarına neden olduğu ifade ediliyor.MSG Semptom Kompleksi Bazı bireylerde MSG tüketiminin ardından baş ağrısı, çarpıntı, terleme, halsizlik ve mide bulantısı gibi belirtiler görülebiliyor. Bu durum halk arasında “Çin restoranı sendromu” olarak biliniyor.” Dedi. TÜRKİYE’DE MSG İTHALATI CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer “2026 yılı itibarıyla monosodyum glutamat ithalatı üç ülkeden gerçekleştirildi. Brezilya’dan 100 ton ithalat karşılığında 112 bin 73 dolar, Endonezya’dan 21 ton karşılığında 35 bin 490 dolar, Çin’den 664 ton karşılığında 572 bin 863 dolar, toplamda 785 ton MSG ithalatı için 720 bin 426 dolar ödeme yapıldı. 2025 yılı boyunca Türkiye’nin MSG ithalatının yaklaşık 6 bin 866 ton olduğunu ve bunun için 7 milyon 280 bin 281 dolar ödendi” dedi. “GIDA GÜVENLİĞİ POLİTİKALARI TARTIŞILMALI” Gürer, “Bir yandan halk sağlığı konuşuluyor, diğer yandan tartışmalı katkı maddeleri tonlarca ithal edilip gıda zincirine giriyor.” diyen Gürer, MSG’nin kullanımının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. MSG İTHALATININ YASAKLANMASI İÇİN KANUN TEKLİFİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, bu tartışmaların ardından monosodyum glutamatın Türkiye’ye ithalatının yasaklanmasına yönelik bir kanun teklifi hazırlayarak TBMM Başkanlığı’na sunduğunu da açıkladı. Gürer, “Gıda güvenliği yalnızca üretim miktarıyla değil, tüketilen ürünlerin sağlıklı olmasıyla da ilgilidir. Halkın sağlığını önceleyen bir gıda politikası önemlidir” diye konuştu.

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez! Haber

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle yeniden şekillendiğini belirtti, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını ifade etti. Sarıbal, “Gıda krizi kapıda değil, içeride. Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” dedi. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında Türkiye’de derinleşen gıda krizine dikkati çekerek iktidarın tarım politikalarını eleştirdi. Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle hızla yeniden şekillendiğini, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını söyledi. “Gıda krizi kapıda değil, içeride” diyen Sarıbal, bu eğilimin gıdayı ekonomik olmaktan çıkartıp jeopolitik ve güvenlik başlığı haline getirdiğini belirterek, “Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın 2026 Küresel Görünüm Raporu’na göre gelecek yıl 318 milyon kişinin kriz seviyesinde veya daha kötü açlıkla karşı karşıya kalacağına dikkati çeken Sarıbal, bu rakamın 2019’a göre iki kat arttığını belirtti. BM ve FAO değerlendirmelerinde ise tarım ve gıda sistemlerindeki hatalı uygulamaların çevresel, sosyal ve sağlık maliyetlerinin yıllık 12,7 trilyon dolara ulaştığına işaret edildiğini hatırlattı. DÜNYA GIDA STOKLUYOR, TÜRKİYE SEYREDİYOR Milletvekili Sarıbal, İsveç, Norveç, Hindistan ve Endonezya’nın pirinçten buğdaya kadar stratejik ürün stokladığını aktardı. İsveç hükümetinin Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez tarım ve gıdada stratejik bütçe ayırdığını hatırlatan Sarıbal, 2026 bütçesinden 57 milyon doların tahıl depolarına ayrıldığını söyledi. 2025 yılında Türkiye’nin fiziksel üretim kaybıyla karşı karşıya kaldığını belirten Sarıbal, bitkisel üretimde 16 milyon tonluk düşüş yaşandığını dile getirdi. 2026’da kişi başı tüketimin yaklaşık 100 kilogram azalması beklendiğini kaydeden Sarıbal, bunun daha düşük beslenme, daha yüksek sağlık maliyetleri ve toplumsal riskler yaratacağını vurguladı. “BUĞDAY ÜRETİMİ KİŞİ BAŞI 295 KİLODAN 208 KİLOYA DÜŞTÜ” Türkiye’de buğday üretimindeki dramatik gerilemeye dikkati çeken Sarıbal, “2002 yılında AKP iktidara geldiğinde kişi başı buğday üretimi kriz yılı olmasına rağmen 295 kilogramdı. Aradan geçen 23 yılda bu miktar 87 kg azalarak 208 kilograma düştü. Halkımızın neden ekmeği pahalıya yediği bu gerçeğin altında yatıyor. Yoksa Rusya ve Ukrayna’dan buğday ithal edip un ihracatında zirvedeyiz diye övünmek marifet değil” ifadelerini kullandı. TÜRKİYE GIDA ENFLASYONUNDA ZİRVEDE! OECD verilerini paylaşan Sarıbal, Türkiye’nin gıda enflasyonunda: 1. sırada, dünya genelinde 5. Sırada yer aldığını belirterek, “Saray rejimi ülkemizi dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkelerden biri haline getirmiştir. Dünyada gıda fiyatları 2025 Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,3 oranında gerilerken, Türkiye’de yüzde 28,3 oranında artmıştır. Son bir yılda fiyat artışları ekmekte yüzde 43,1, dana etinde yüzde 48,1, taze balıkta yüzde 50,9, meyvelerde yüzde 42,7, margarinde yüzde 41,9, şebeke suyunda yüzde 58,9’a ulaşmıştır. 2003 yılından bu yana ortalama fiyatlar 35,1 kat, gıda fiyatları ise 49,3 kat artmıştır. Bu tablo; ücret artışlarının kağıt üzerinde büyütülüp, alım gücünün ise raflarda törpülendiği bir yoksullaştırma politikasıdır” dedi. GİRDİ MALİYETLERİ PATLADI Tarımın uzun süredir plansız, korumasız ve yönsüz bırakıldığını söyleyen Sarıbal, maliyetlerin dövize endeksli olduğunu hatırlatırken, “Mazot, gübre, yem dövize bağlı, destekler geç ve yetersiz, ithalat yerli üreticiyi tasfiye ediyor, hayvancılıkta ithalat kalıcı hale geldi. 2025 yılında üretici fiyatlarındaki artışlar yüzde 36,01, bazı kalemlerde artış yüzde 100’ün üzerine çıktı. Tarımda kullanılan mal ve hizmetlerdeki fiyat artışı ile birlikte maliyet baskısı da devam ediyor. Son dönemde hızla yükselen girdi maliyetleri, çiftçilerin ekonomik yükünü ciddi biçimde artırdı. ÜRE gübresi önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 51 oranında zamlanırken, 20.20.0 kompoze gübresindeki artış yüzde 46’yı aştı. DAP gübresinde yüzde 41’lik bir yükseliş görülürken, amonyum nitrat ve amonyum sülfat gübrelerinin fiyatları da yüzde 33 oranında arttı. Benzer şekilde yem fiyatları da yükseldi. Son bir yıl içinde süt ve besi yemi fiyatları yüzde 30 civarında artış gösterdi” diye konuştu. “DÜNYAYI DOYURACAĞIZ” YALANIYLA ENDÜSTRİYEL TARIM DAYATILDI İktidarı “her şey yolunda masalı” anlatmakla eleştiren Sarıbal, halkın çareyi tarihi geçmiş ürünlerin satıldığı marketlerde kuyruklarda aradığını söyledi. Yerel tohumların tasfiye edildiğini, hibrit ve GDO’lu tohumlara bağımlılık yaratıldığını, monokültür üretimin teşvik edildiğini söyleyen Sarıbal, Büyükşehir Yasası’nın en ağır darbelerden biri olduğunu vurguladı. Köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle meraların yok edildiğini, gençlerin göç ettiğini ve köy tüzel kişiliğinin ortadan kaldırıldığını belirtti. Bu manzaranın neoliberal tarım politikalarının sonucu olduğunu belirten Sarıbal; “Devlet tarımdan çekildi, tarım şirketlere bırakıldı, küçük üretici tasfiye edildi. İthalat çözüm diye dayatıldı, çiftçi borç batağına sürüklendi, pazara ulaşımın önüne engeller konuldu. Sonra da soğan, patates stoklayan tüccar masalları anlatıldı. Bu masalları bin yıl da anlatsanız sorunu asla çözemezsiniz. Gıda fiyatlarındaki fahiş artışların önüne geçmenin yolu şirketleri değil, küçük aile tarımını desteklemektir. Yerel tohumlarını özgür bırakın. Girdi maliyetlerini düşürün. Köyleri ve köylü haklarını iade edin. Üretici ile tüketici arasındaki zinciri kısaltın. Küçük üreticilerin örgütlenmesini engellemeyin. Meraları amaç dışı kullanıma, ranta açmayın. İthalatı değil üretimi teşvik edin. Yani ranttan değil emekten, üretmekten yana politikalar uygulayın” diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.