Hava Durumu

#Enerji Güvenliği

Kırsal Haber - Enerji Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enerji Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dünya Yatırım Forumu’nda Enerji Güvenliği ve Yeşil Dönüşüm Ele Alındı Haber

Dünya Yatırım Forumu’nda Enerji Güvenliği ve Yeşil Dönüşüm Ele Alındı

Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen 9. Dünya Yatırım Forumu kapsamında gerçekleştirilen panelde enerji güvenliği, yeşil dönüşüm ve yenilenebilir enerji yatırımlarının önemine dikkat çekti. Panelde, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 sürecinde ticaret ve yatırımların temiz enerji dönüşümündeki rolü de değerlendirildi. Enerji Güvenliği ve Sürdürülebilir Yatırımlar Gündemdeydi Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) ile Katar Hükümeti iş birliğinde Doha’da düzenlenen 9. Dünya Yatırım Forumu kapsamında, “Sürdürülebilir Bir Gelecek İçin Enerji Güvenliğine Yatırım” başlıklı panel gerçekleştirildi. Panele konuşmacı olarak katılan Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, enerji güvenliği, yeşil dönüşüm ve sanayi rekabetçiliği arasındaki ilişkiye yönelik değerlendirmelerde bulundu. Yenilenebilir Enerji Yatırımları ve Uluslararası İş Birliği Vurgusu Panelde, sürdürülebilir bir enerji geleceğinin oluşturulmasında yenilenebilir enerji yatırımlarının önemi ele alındı. Tuzcu, enerji güvenliğinin sağlanması, yeşil dönüşümün desteklenmesi ve sanayinin rekabet gücünün korunması açısından uluslararası iş birliğinin önemine değindi. COP31 Sürecinde Temiz Enerji Dönüşümü Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı 31. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) kapsamında ticaret ve yatırımların temiz enerji dönüşümünü destekleyici rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Panelde ele alınan konular, enerji güvenliği ile sürdürülebilir kalkınma hedefleri arasındaki ilişkinin yanı sıra yeşil dönüşüm sürecinde yatırımların ve uluslararası iş birliklerinin önemini ortaya koydu.

TSE’de Dünya Standartlar Günü: Enerji Dönüşümü ve Yerli Teknoloji Haber

TSE’de Dünya Standartlar Günü: Enerji Dönüşümü ve Yerli Teknoloji

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, 14 Ekim Dünya Standartlar Günü kapsamında Türk Standardları Enstitüsünde (TSE) düzenlenen “Enerji Dönüşümünün Güvencesi: Standartlar” programına katıldı. Kacır, standardizasyonun küresel ticaretteki öneminden Türkiye’nin kalite altyapısına, yeşil ve dijital dönüşümden yenilenebilir enerji yatırımlarına kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu. Dünya Standartlar Günü’nün Türkiye’den Doğan Bir Teklifle Başlaması Dünya Standartlar Günü’nün her yıl 14 Ekim’de kutlandığını belirten Kacır, dönemin TSE Başkanı merhum Faruk Sünter’in 1968 yılında standartların üretim, ticaret ve günlük yaşama katkılarını vurgulamak amacıyla özel bir gün belirlenmesini teklif ettiğini hatırlattı. Kacır, standardizasyon alanında Türkiye’ye ve insanlığa hizmet eden isimleri saygıyla andı. TSE, Millî Teknoloji Hamlesinin Önemli Teminatı Türkiye’nin sanayi, teknoloji, araştırma ve geliştirme alanlarında önemli ilerlemeler kaydettiğini belirten Kacır, uygunluk değerlendirme altyapısının yerli ürünlerin güvenilirliğini, uluslararası standartlara uygunluğunu ve dünya pazarlarında kabul görmesini sağladığını ifade etti. Standardizasyon, test, muayene ve belgelendirme alanlarında hizmet veren TSE’nin, Millî Teknoloji Hamlesi kapsamında yerli ve millî üretimin geliştirilmesinde önemli bir rol üstlendiğini kaydetti. Standartlara Uygun Olmayan 6 Bin 607 İthal Ürünün Girişi Engellendi TSE’nin son bir yılda uygunluk değerlendirme alanında 25 bin belge düzenlediğini ve 124 bin rapor hazırladığını açıklayan Kacır, ithalat denetimleri kapsamında yaklaşık 240 bin ürünün kontrol edildiğini bildirdi. Kacır, standartlara uygun olmayan 6 bin 607 ithal ürünün Türkiye’ye girişinin engellendiğini belirterek denetimlerin yerli üreticileri haksız rekabete karşı koruduğunu ve tüketicilerin güvenli ürünlere erişimini desteklediğini ifade etti. Yeşil ve Dijital Dönüşümde Standartların Rolü Yeşil ve dijital dönüşümün üretim süreçlerini, tedarik zincirlerini, yatırım kararlarını ve uluslararası ticareti değiştirdiğini belirten Kacır, standartların kalite, verimlilik ve sürdürülebilirlik açısından ortak bir referans oluşturduğunu söyledi. TSE’nin Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi kapsamında 32 organize sanayi bölgesinin Yeşil OSB olarak tescillendiğini açıklayan Kacır, ürün karbon ayak izi, su ayak izi ve su verimliliği yönetimi çalışmalarının sanayide yeşil üretimin yaygınlaşmasına katkı sunduğunu kaydetti. TSE Ankara Kalite Kampüsü İleri Teknoloji Altyapısıyla Güç Katacak Türkiye’nin yapay zekâ, savunma sanayisi, elektrikli araçlar ve enerji teknolojileri gibi alanlarda geliştirdiği yerli teknolojilerin güvenilirliğini ve uluslararası standartlara uygunluğunu ortaya koyacak altyapı yatırımlarını sürdürdüğünü belirten Kacır, Ankara’nın Temelli bölgesinde 90 bin metrekare kapalı alanda kurulan TSE Ankara Kalite Kampüsü’nün bu yatırımların önemli bir parçası olduğunu ifade etti. TSE’nin 72 yıllık bilgi birikimini ileri teknoloji laboratuvarlarıyla buluşturan kampüsün, test, doğrulama ve belgelendirme hizmetleriyle Türkiye’nin teknoloji geliştirme kapasitesine katkı sağlaması hedefleniyor. Kacır ayrıca, Uluslararası Standardizasyon Teşkilatının (ISO) 50. Genel Kurulu’nun İstanbul’da, TSE’nin ev sahipliğinde gerçekleştirileceğini açıkladı. Küresel Teknoloji Rekabetinde Enerji Güvenliği Öne Çıkıyor Dünyada siyasi ve ekonomik dengelerin yeniden şekillendiğini, yapay zekâdan kuantum teknolojilerine, enerji teknolojilerinden biyoteknolojiye kadar birçok alanda rekabetin arttığını belirten Kacır, enerji arz güvenliği ve kaynak çeşitliliğinin ülkeler açısından stratejik önem taşıdığını vurguladı. Net sıfır emisyon hedeflerinin enerji sektöründe dönüşümü zorunlu kıldığını ifade eden Kacır, yenilenebilir enerji kaynaklarının ülkelerin kalkınma stratejilerinde önemli bir yer edindiğini kaydetti. Yenilenebilir Enerjinin Kurulu Güçteki Payı Yüzde 63’ü Aştı Türkiye’nin enerji arz güvenliğini güçlendirmek ve temiz enerji teknolojilerinde yerli üretimi geliştirmek amacıyla yatırımlar yaptığını belirten Kacır, yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam kurulu güç içerisindeki payının yüzde 63’ün üzerine çıktığını açıkladı. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde TSE’nin test, gözetim ve teknik eğitim faaliyetleriyle inşaat ve devreye alma süreçlerinde görev aldığını belirten Kacır, sanayicilerin öz tüketimlerini karşılamaya yönelik yenilenebilir enerji yatırımlarının desteklendiğini ifade etti. Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı teşvik programı olarak nitelendirdiği HIT-30’un ilk çağrı başlıkları arasında rüzgâr ve güneş teknolojilerinin de bulunduğunu bildirdi. Türkiye’nin Hedefi 5 Gigavatlık Modüler Reaktör Kapasitesi Türkiye’nin uzun vadeli enerji stratejisi kapsamında geleneksel nükleer yatırımlara ek olarak 5 gigavatlık modüler reaktör kapasitesine ulaşmasının öngörüldüğünü açıklayan Kacır, Rekabet Öncesi İşbirliği Programı kapsamında yerli nükleer reaktör geliştirilmesine yönelik çağrıyla yeni nesil nükleer teknolojilerin ülkeye kazandırılmasının hedeflendiğini belirtti. Kacır, Türkiye’nin kendi reaktörünü tasarlayan, geliştiren, üreten ve uluslararası pazarlara ihraç edebilen bir ülke olmasını amaçladıklarını ifade etti. Türkiye, Uluslararası Enerji Standartlarının Belirlenmesinde Söz Sahibi Olmayı Hedefliyor Enerji teknolojilerinde uluslararası pazarlarda rekabet edebilmenin yalnızca üretim gücüne değil, ürünlerin kalitesinin, güvenilirliğinin ve standartlara uygunluğunun kanıtlanmasına da bağlı olduğunu belirten Kacır, TSE’nin yenilenebilir enerji teknolojileri, enerji depolama sistemleri, akıllı şebekeler ve nükleer teknolojiler alanlarındaki test, doğrulama ve belgelendirme yetkinliklerinin geliştirilmeye devam edeceğini kaydetti. Kacır, kamu kurumlarının kurumsal tecrübesini, üniversitelerin bilimsel birikimini ve sanayinin üretim deneyimini standardizasyon çalışmalarına daha etkin biçimde yansıtacaklarını belirterek geleceğin enerji teknolojilerinin Türkiye’de geliştirilmesini, güvenilirliklerinin ve performanslarının yerli laboratuvarlarda doğrulanmasını hedeflediklerini ifade etti. Türk mühendisliğinin, üretim kabiliyetinin ve kalite anlayışının dünya genelinde temsil edilmesini istediklerini vurgulayan Kacır, ülkenin kalite altyapısını güçlendiren, yerli ve millî teknolojilerin dünya pazarlarındaki rekabet gücünü artıran ve Türkiye’nin uluslararası standardizasyon alanındaki etkinliğini ileriye taşıyan adımları kararlılıkla sürdüreceklerini bildirdi.

IEA Raporu: Türkiye’nin Liderlik Ettiği “35x35” Elektrifikasyon Hedefi Ulaşılabilir! Haber

IEA Raporu: Türkiye’nin Liderlik Ettiği “35x35” Elektrifikasyon Hedefi Ulaşılabilir!

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) bugün yayımladığı kritik rapor, küresel iklim diplomasisi ve enerji dönüşümü açısından tarihi bir eşiğe işaret ediyor. COP31 Başkanı Türkiye’nin öncülüğünde ve COP31 Müzakereler Başkanı Avustralya’nın talebiyle hazırlanan çalışma, 2035 yılına kadar küresel nihai enerji talebinin yüzde 35’inin elektrikle karşılanması hedefine (“2035’e kadar yüzde 35”) mevcut teknolojilerle ulaşılabileceğini ortaya koydu. Ulaşım, binalar ve sanayi gibi kilit sektörlerin elektrifikasyon potansiyelini inceleyen rapor, dönüşümün sadece iklim krizine değil, küresel ekonomiye ve hanehalkı bütçelerine sağlayacağı devasa katkıları rakamlarla gözler önüne seriyor. Küresel Ekonomide Üçlü Kazanç: Faturalar, İthalat ve Emisyonlar Düşüyor IEA raporu, hızlandırılmış bir elektrifikasyon sürecinin ekonomi ve enerji güvenliği üzerindeki kazanımlarını şu temel verilerle özetliyor: 400 Milyar Dolarlık İthalat Tasarrufu: Fosil yakıt ithal eden ülkeler, yüksek elektrifikasyon senaryosunda ithalat harcamalarını 2025 seviyelerine kıyasla yılda 400 milyar dolardan fazla azaltabilecek. Hanehalkı Faturalarında %15 İndirim: Yüksek elektrifikasyon senaryosu uygulandığında, ortalama hanehalkı enerji faturalarının 2035 yılına kadar yüzde 15 oranında düşeceği öngörülüyor. Petrol Tüketiminde Rekor Düşüş: Elektrikli araçlar (EV) şimdiden günde 2,3 milyon varil petrol tüketiminin önüne geçiyor. Bu miktar, kritik ticaret hatlarından biri olan ve Hürmüz Boğazı’nı baypas eden Habshan-Fujairah petrol boru hattından yaz boyunca geçen petrol hacmini geride bırakıyor. Şebeke Altyapısına Acil Yatırım Çağrısı Mevcut politikalar devam ettiği takdirde küresel elektrifikasyon oranının 2035 yılında yüzde 30’da kalacağı uyarısında bulunan IEA, hedeflenen seviyeye ulaşılması için elektrik şebekelerinin modernize edilmesinin şart olduğunu vurguluyor. Rapora göre, hızla artan talebi yeni arzla sorunsuz buluşturabilmek adına küresel elektrik şebekelerinin 2035 yılına kadar, son 10 yıla kıyasla yüzde 40 daha hızlı genişletilmesi ve modernize edilmesi gerekiyor. Uzmanlar Ne Diyor? "Elektrifikasyon Temiz ve Adil Olmalı" Raporun yayımlanmasının ardından iklim ve enerji dünyasından üst düzey isimler ve sivil toplum temsilcileri değerlendirmelerini paylaştı: Fosil Yakıtlardan Çıkış Şart, Duygu Kutluay (Fosil Yakıtların Ötesi Ağı Kampanyacısı): "Elektrifikasyon karbonsuzlaşmayla eş anlamlı değildir ve fosil yakıtlardan çıkış sürecinin önüne geçmemelidir. COP31’in ev sahibi olarak Türkiye, her iki gündemi birlikte ilerletme sorumluluğuna sahiptir. Türkiye, yeni kömür santrallerine izin vermeme taahhüdünde bulunarak ve fosil yakıtlara bağımlılıktan çıkış için net bir yol haritası ortaya koyarak, elektrifikasyonun iklim eylemi için güçlü bir itici güç olabileceğini gösterebilir. Aksi takdirde elektrifikasyonun COP31’in ana gündem maddesi haline gelmesi, dünyanın acilen ihtiyaç duyduğu iklim hedeflerine ulaşma çabalarını gölgede bırakabilir." Sadece Nicelik Değil, Niteliğe de Bakılmalı Janet Milango (Climate Action Network International Enerji Dönüşümü Kıdemli Yöneticisi): "35×35 hedefi, ancak sürdürülebilir yenilenebilir enerjiyle desteklendiği takdirde iklim konusunda bir ilerlemeyi temsil edecektir. Başarı, sadece küresel nihai enerji tüketiminin ne kadarının elektrikle karşılanacağına bakılarak ölçülemez. Bu elektriğin neyden üretildiğini, elektriğe kimin erişimi olduğunu, altyapının kime ait olduğunu ve ülkelerin fosil yakıtlardan uzaklaşmasına yardımcı olup olmadığını sormalıyız. Gelişmekte olan ülkeler, kamu yararı doğrultusunda elektrik sistemlerine sahip olmak, bunları yönetmek ve şekillendirmek için gerekli kaynaklara ve kapasiteye sahip olmalıdır." Teknolojik Altyapı Hazır, Sıra Politik İradede Dr. Jan Rosenow (Oxford Üniversitesi Enerji ve İklim Politikaları Profesörü): "Elektrifikasyon; temiz, güvenli ve uygun fiyatlı bir enerji sistemi kurmak için elimizdeki en önemli araç. Bugün yayınlanan rapor, teknolojilerin hazır ve ekonomik gerekçelerin sağlam olduğunu ortaya koyuyor. Ancak mevcut ilerleme, ihtiyaç duyulan seviyenin oldukça gerisinde. Petrol ve gaz fiyatlarının ekonomiyi felce uğrattığı bir enerji krizinin ortasındayız. Hükümetler; artık binalardan ulaşıma ve sanayiye kadar her sektoŕde harekete geçmeli." Devrim Niteliğinde Bir Kazan-Kazan Senaryosu Dave Jones (Ember Kurucu Ortağı): "Bugünkü rapor, daha hızlı elektrifikasyonun üçlü bir kazanç olduğunu gösteren, hepimizin beklediği kanıtları sunuyor. Faturaları düşürmek açısından bir kazanç, emisyonları ve kirliliği azaltmak açısından bir kazanç ve bugün birçok ülkenin karşı karşıya olduğu devasa fosil yakıt ithalat faturasını azaltma açısından bir kazanç."

BM Genel Kurulu Başlıyor: Türkiye ve Avustralya’ya COP31 Öncesi Liderlik Çağrısı Haber

BM Genel Kurulu Başlıyor: Türkiye ve Avustralya’ya COP31 Öncesi Liderlik Çağrısı

21-25 Eylül tarihleri arasında New York'ta toplanacak BM Genel Kurulu (UNGA), iki ay sonra Türkiye başkanlığında Antalya'da düzenlenecek COP31 iklim zirvesi öncesinde kritik bir eşik olarak öne çıkıyor. Bir basın toplantısında bir araya gelen iklim diplomasisi ve enerji güvenliği uzmanları; artan enerji fiyatları ile jeopolitik krizlerin gölgesinde toplanacak UNGA ve COP31'de, hem Türkiye’nin hem de COP31 Müzakereler Başkanı Avustralya’nın liderlik rolü üstlenmesi ve somut taahhütlere öncülük etmesi gerektiğini vurguladı. Uzmanlara göre her iki ülkenin de özellikle fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunda kendi ülkelerinde atacağı adımlar ve ulusal politikalarında kaydedeceği ilerleme, hem kredibilitelerini hem de COP31’in başarısını doğrudan etkileyecek. Elektrifikasyon hedefi; enerji bağımsızlığı ve fiyat şoklarına karşı direnç açısından olumlu karşılanırken, bu sürecin yenilenebilir enerjiye dayanması ve fosil yakıtlardan uzaklaşmayla eş zamanlı ilerlemesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Tufts Üniversitesi Fletcher Hukuk ve Diplomasi Okulu Kıdemli Araştırmacısı ve Almanya'nın eski İklim Elçisi Jennifer Morgan, COP31 Başkanlığı’nın liderlik vasıflarını tam anlamıyla kullanarak zirve için net ve detaylı bir vizyon ortaya koymasının zamanı geldiğini belirtti. Türkiye ve Avustralya’nın hâlâ yeni fosil yakıt yatırımlarına devam ettiğine dikkat çeken Morgan, "İki ülkenin de kömürden çıkış tarihi yok ve fosil yakıt kullanımını artırmaya devam ediyorlar. Yenilenebilir enerji konusunda gelişme kaydettiler ancak kredibiliteleri, ivme yaratabilme becerileri ve COP'tan iyi sonuçlar elde edilmesi, bu iki ülkenin kendi evlerinde atacakları adımlara bağlı." ifadelerini kullandı. Hindistan Teknoloji Enstitüsü (IIT) Kamu Politikası Okulu Öğretim Üyesi, Uluslararası Güneş Enerjisi İttifakı'nın eski Genel Direktörü ve Hindistan'ın eski iklim müzakerecisi Ajay Mathur ise mevcut jeopolitik tablonun, fosil yakıtlara bağımlı küresel ekonominin bir zaafı olduğunu ileri sürdü. Mathur, "Çeşitli jeopolitik belirsizliklerin üst üste geldiği bir dönemdeyiz ve bu durum, küresel ekonomimizin fosil yakıt bağımlılığı karşısında ne kadar savunmasız kaldığını gösterdi." diyerek devam eden enerji şoklarının, fosil yakıt bağımlılığından kurtulmaya yardımcı olacak şekilde yönetilmesi gerektiğini vurguladı. Mathur, hem Türkiye’den hem de Avustralya’dan beklentilerinin "ülkelerin COP31'de imza atacağı somut ve ölçülebilir taahhütler" olduğunu aktardı. Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (IISD) Kıdemli Politika Danışmanı Natalie Jones, uygun fiyatlı enerjiye erişim ile iklim güvenliği arasındaki dengeye işaret ederek UNGA ve COP31'in bu iki hedefi birleştirecek bir fırsat penceresi sunduğunu söyledi: "Hepimiz bir yandan uygun fiyatlı ve güvenilir enerji kaynaklarına, bir yandan da güvenli ve yaşanabilir bir iklime sahip olmak istiyoruz. Mesajım oldukça basit: Bu iki hedefi bir arada gerçekleştirebilmek için dünya liderlerinin UNGA'yı ve COP31'i değerlendirerek fosil yakıtlardan uzaklaşmayı hızlandırması gerekiyor." Jones'a göre liderlerin önünde net bir tercih var: "Üst üste binen enerji ve iklim krizleri arasında sıkışıp kalmak ya da umudu tercih ederek fosil yakıtlardan koordineli ve hızlı bir şekilde uzaklaşmak." İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü ve İklim Masası Danışma Kurulu Üyesi Dr. Ümit Şahin ise Türkiye’nin COP31’deki üç önceliğinin Antalya’nın bir 'uygulama COP’u' olması, elektrifikasyon hedefinin benimsenmesi ve iklim projelerinin finansmanla buluşturulması olduğunu aktardı. COP31 Başkanı Murat Kurum’un elektrifikasyonu güncel jeopolitik durum ve enerji krizi bağlamında ele aldığını anlatan Şahin, "Kurum, küresel nüfusun yaklaşık %80'inin net fosil yakıt ithalatçısı ülkelerde yaşadığını ve bu durumun ekonomileri enerji fiyat şoklarına karşı savunmasız bıraktığını savunuyor. Enerji krizinin ise daha temiz ve daha dayanıklı enerji kaynaklarına yönelik ihtiyacı pekiştirdiğini belirtiyor. COP28'de hükümetler; fosil yakıtlardan adil, düzenli ve eşitlikçi bir şekilde uzaklaşma konusunda mutabık kalmıştı. Kurum, COP31'in bu vizyonu günlük hayata taşıması gerektiğini söylüyor ve günlük yaşamı elektrikleştirmenin, fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yolu olduğunu çok net bir şekilde ifade ediyor." dedi. Avrupa İklim Vakfı (ECF) CEO'su Laurence Tubiana ise iklim değişikliğinin ekonomik maliyetinin daha görünür kılınması gerektiğini vurguladı. Tubiana ayrıca yenilenebilir enerji değer zincirinin jeopolitik boyutunun temiz elektrifikasyona engel teşkil ettiğine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: "Bu teknolojilerin belirli bir ülke veya ülkeler tarafından kontrol edilmediği, daha sağlıklı bir sistem yaratabilmek için kaynakları nasıl bir araya getirebileceğimizi düşünmek iyi olur. Ulusal egemenlik ve bağımsızlık, yenilenebilir enerjinin en önemli artıları arasında yer alıyor; ancak teknolojik bağımlılığın söz konusu olması bu argümanları zayıflatabiliyor." Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

"Trade & Climate Tracker" ile İklim ve Enerji Odaklı Anlaşmalar Takipte Haber

"Trade & Climate Tracker" ile İklim ve Enerji Odaklı Anlaşmalar Takipte

Uluslararası ticaret anlaşmaları artık yalnızca gümrük vergileri ve serbestleşmeyle sınırlı kalmıyor; iklim krizi, enerji güvenliği ve yeşil dönüşüm küresel ticaretin merkezine yerleşiyor. Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (IISD), bu alandaki büyük bir boşluğu doldurmak için çevrimiçi bir platform olan Trade & Climate Tracker (Ticaret ve İklim Takipçisi) projesini hayata geçirdi. ​1 Ocak 2025’ten bu yana imzalanan 70’ten fazla anlaşmayı haritalandıran platform, ticaret politikalarının küresel enerji dönüşümünü nasıl desteklediğini gözler önüne seriyor. ​Veriler Ne Söylüyor? Son Dönem Ticaret Anlaşmalarının Öne Çıkan Bulguları ​IISD tarafından metinleri kamuya açık 46 ticaret anlaşması üzerinden yapılan analizler, ticaret ve iklim ilişkisinin boyutunu net bir şekilde ortaya koyuyor: ​İklim İşbirliği Artıyor: Anlaşmaların %58’inde iklim işbirliğine açıkça yer verilirken, %40’ında emisyon azaltımı vurgulanıyor. Ayrıca anlaşmaların yarısından fazlasında ormansızlaşmayla ilgili hükümler bulunuyor. ​Enerji Altyapısı Güvence Altında: Metinlerin %67’si enerji verimliliği ve elektrik şebekeleri gibi kritik altyapı yatırımlarını kapsayan enerji işbirliği hükümleri içeriyor. ​Yenilenebilir Enerji Birleştirici Unsur: Anlaşmaların %36’sında yenilenebilir enerjiye dair hükümler yer alıyor. Uzmanlar, yenilenebilir enerjinin son dönem ticaret anlaşmalarında güçlü bir ortak payda olarak öne çıktığına dikkat çekiyor. ​Kritik Hammaddeler Odak Noktasında: Anlaşmaların %53’ü kritik hammaddeleri kapsıyor. Bu başlık altında madenlere erişimin güvence altına alınması ve tedarik zinciri güvenliği ittifaklarının geliştirilmesi hedefleniyor. ​"Geleceğin Yeşil Pazarları Şekilleniyor" ​IISD’nin Ticaret ve Sürdürülebilir Kalkınma Direktörü Alice Tipping, yeni platformun önemini şu sözlerle değerlendirdi: ​"Hükümetler, 21. yüzyılda büyümenin ve kalkınmanın, düşük karbonlu ve iklime dayanıklı ekonomilere dayalı olacağının farkında. Tracker, bu dönüşümü görünür hale getiriyor ve ülkelerin, geleceğin küresel yeşil pazarlarını oluşturmak için ekonomik anlaşmaları nasıl kullandığını görmemizi sağlıyor." ​Veriler, bu eğilimin yalnızca iklim politikalarında iddialı ülkelerle sınırlı kalmadığını; farklı ekonomik ve siyasi önceliklere sahip hükümetlerin imzaladığı anlaşmalarda da ortak bir standart haline gelmeye başladığını gösteriyor. Trade & Climate Tracker, küresel ticaret diplomasisinde yeşil dönüşümü izlemek isteyenler için kritik bir başvuru kaynağı olmayı sürdürüyor.

İBB Başkanvekili Nuri Aslan: ''Sağlık Tam Bir İyilik Halidir'' Haber

İBB Başkanvekili Nuri Aslan: ''Sağlık Tam Bir İyilik Halidir''

İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Sağlıklı Kentler Forumu’nda konuştu. Aslan, “Dünya Sağlık Örgütü’nün de tanımladığı gibi; sağlık, tam bir iyilik halidir. Bu anlayışla kentimize yaşam vadileri, yeni parklar ve yeşil alanlar kazandırıyor; kamusal meydanları insanların bir araya gelebileceği ortak yaşam alanlarına dönüştürüyoruz” dedi. 153 belediyeyi ortak bir vizyon etrafında buluşturan Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği, İstanbul’da toplandı. Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen foruma İBB Başkanvekili Nuri Aslan da katıldı. Dönem Başkanlığını İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın yaptığı Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği’nin forumun açılış konuşmasını yapan Aslan, sözlerine İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun selamlarını ileterek başladı. Aslan, konuşmasına şu şekilde devam etti; “Sözlerime başlamadan önce, İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun selamlarını sizlere iletmek isterim. Kendisi bugün burada olmayı çok arzu ederdi. Ekrem Başkanımız, seçildiği ilk günden itibaren İstanbul için ‘Adil, Yeşil ve Yaratıcı’ vizyonunu ortaya koymuş; tüm çalışmaları doğru strateji ve planlamayla hayata geçirmek adına büyük bir mücadele başlatmıştır. Bu mücadelemiz kararlılıkla devam etmektedir. Yol arkadaşları olarak bizler, onun bıraktığı yerden aynı azimle çalışıyor; süreci, kendisi geri döndüğünde hiçbir aksama olmadan devralacağı şekilde yürütüyoruz.” “EKREM BAŞKAN ÖNCÜLÜĞÜNDE BİR İLKİ GERÇEKLEŞTİREREK BİLİM KURULLARI KURDUK” “Ekrem Başkanımız öncülüğünde yerel yönetimlerde bir ilki gerçekleştirerek Bilim Kurulları kurduk. Attığımız her adımı bilime dayandırdık. Tıp merkezlerimiz, bütünleşik halk sağlığı merkezlerimiz ve sosyal uyum destek merkezlerimizle her vatandaşımızın sağlık hizmetine adilce ulaşmasını sağlıyoruz. Sağlığın sadece fiziksel bir durum olmadığının bilincindeyiz. Dünya Sağlık Örgütü’nün de tanımladığı gibi; sağlık, tam bir iyilik halidir. Bu anlayışla kentimize yaşam vadileri, yeni parklar ve yeşil alanlar kazandırıyor; kamusal meydanları insanların bir araya gelebileceği ortak yaşam alanlarına dönüştürüyoruz. Toplu ulaşım yatırımlarını büyütürken çevre ve iklim politikalarını önceliyor, afetlere karşı altyapı çalışmalarımızı ve kritik ulaşım hatlarındaki güçlendirme faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. İstanbul’un geleceğini şekillendirecek 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı üzerinde sivil toplum kuruluşları, bakanlıklar, valilik ve tüm devlet kurumlarıyla eş güdüm içinde çalışıyoruz.” “BİZİM TÜM ÇALIŞMALARIMIZIN ODAĞINDA İNSAN YAŞAMI VARDIR.” “Bizim tüm çalışmalarımızın odağında insan yaşamı vardır. Kaygı, gelecek korkusu ve derin adaletsizlik hissinin olduğu bir toplumda gerçek bir ‘iyilik hali’ mümkün değildir. Bu nedenle; ‘Yuvamız İstanbul’ Çocuk Etkinlik Merkezlerimiz, spor salonlarımız, öğrenci yurtlarımız, Anne Kart uygulamamız, Kent Lokantalarımız, kütüphane ve ders atölyelerimiz, sosyal yardımlarımız; adil ve eşit bir kent oluşturma irademizin birer tezahürüdür. Tek bir amacımız var: Kentimizi ve insanımızı anlamak, doğru işlere imza atmak. Dünya hızla değişiyor; enerji ve su kaynaklarımız, nüfusumuz ve ekonomimiz dönüşüyor. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: ‘Yerinde duran, geriye gidiyor demektir. İleri, daima ileri!’ Bir asır önce sanayi devrimini yakalamak ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için devrimler yapıyorduk ve bu yolda çok mesafe katettik. Bugün Türkiye, coğrafyasında çok güçlü bir konuma sahip. Ancak şehirleşmede de devasa bir artış yaşadık. Eskiden nüfusun yüzde 20’si şehirlerde yaşarken, bugün bu oran yüzde 90’lara ulaştı. Doğayla bütünleşik kentler kurmanın yollarını arıyoruz. Pandemi süreci bizlere gösterdi ki şehirlerimiz aynı zamanda sağlığın ve salgının da merkezidir. Su kaynaklarının korunması, kuraklıkla mücadele, gıda ve enerji güvenliği artık ulusların kaderini belirleyen unsurlar haline gelmiştir. Şehirlerimizde yeşil ve gri arasında amansız bir mücadele sürüyor ve bu konuların hepsi birbirine bağlıdır. Bir bölgedeki kuraklık başka bir yerde göçü tetikliyor; enerji krizi üretimi, üretim ise toplumsal eşitliği etkiliyor. Bu trendleri okumak, şehirlerimizin kaderini belirleyecek politikalarda bize yol gösterecektir.'' “BİZLER ORTAK ÇALIŞMA KÜLTÜRÜNÜ VE DAYANIŞMAYI KENTLERİMİZİN GELECEĞİ ADINA ÇOK KIYMETLİ BULUYORUZ” “Bugün burada deneyimlerimizi paylaşmaktan ve ortak akılla hareket etmekten büyük mutluluk duyuyorum. Tarihin ve Boğaz’ın kucaklaştığı bu eşsiz şehirde geleceğe bakıyoruz. Çünkü 21. yüzyılda şehirleri sadece binalar ve yollar değil; dayanışma, bilim ve insan odaklı yönetim anlayışı ayakta tutar. Demokrasi; birlikte düşünmek, birbirinden öğrenmek ve iyiliği birlikte büyütmektir. Bu dönem birlik başkanlığı görevini yürüten İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay, kapsayıcı ve uzlaşmacı yaklaşımıyla yerel yönetimler arasında güçlü bir diyalog köprüsü kurmuştur. Bizler de bu ortak çalışma kültürünü ve dayanışmayı kentlerimizin geleceği adına çok kıymetli buluyoruz. Bu duygularla, 45. Olağan Meclis Toplantımızın ve Sağlıklı Kentler Forumu’nun ülkemize, şehirlerimize ve tüm yurttaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum. İstanbul’umuza yeniden hoş geldiniz; ayağınıza, emeğinize sağlık.” Daha sonra Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı Cemil Tugay ve Cork Sağlıklı Şehirler Siyasi Temsilcisi Tony Fitzgerald da kısa birer konuşma yaptı. Açılış konuşmalarının ardından günün ilk oturumu sonlandı. Sağlıklı kentler forumu, “Gıda Düğümü”, “Su Düğümü”, “Enerji Düğümü” ve gün son paneli olan Koridorlarla geçiş oturumuyla devam edecek.

İzmir Kendi Enerjisini Üreten Bir Kent Olmalı Haber

İzmir Kendi Enerjisini Üreten Bir Kent Olmalı

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (BASİFED) bünyesinde çalışmalarını sürdüren Yeşil Dönüşüm Komisyonu tarafından düzenlenen toplantıya katıldı. Kentin enerji politikasının oluşturulması gerektiğini vurgulayan Başkan Tugay, İzmir’in tükettiğinden fazlasını üreten “pozitif enerji bölgesi” hedefiyle ilerlemesi gerektiğini söyledi. Batı Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (BASİFED) bünyesinde faaliyet gösteren Yeşil Dönüşüm Komisyonu, iş dünyası, yerel yönetimler ve kamu kurumları arasındaki iş birliğini güçlendirme hedefi doğrultusunda bir toplantı düzenledi. Toplantıda, İzmir Planlama Ajansı (İZPA) tarafından hazırlanan “Enerji ve Malzeme Güvenliği Raporu” komisyon üyeleriyle paylaşıldı. Toplantıya katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kentin enerji politikasının oluşturulmasının önemine dikkat çekerek, İzmir’in kendi enerjisini üreten bir pozitif enerji bölgesine dönüşmesi gerektiğini ifade etti. Başkan Tugay, yalnızca tüketimi karşılayan değil, tüketilenin üzerinde enerji üretebilen sistemlere sahip olunmasının hedeflenmesi gerektiğini vurguladı. “Yapay zekâ sistemleri, ciddi enerji istiyor” Enerji güvenliği konusunda değerlendirmelerde bulunan Başkan Tugay, 12 Şubat’ta Münih’te düzenlenecek önemli bir toplantıya davet edildiğini belirterek, dünyada enerji güvenliğinin artık ülkelerden çok şehirler ölçeğinde ele alındığını söyledi. Enerjinin güvence altına alınmasının yaşamsal bir konu hâline geldiğini vurgulayan Başkan Tugay, şehrin enerji sistemlerinde yaşanabilecek bir çöküşün günlük yaşamın sürdürülebilirliği açısından ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Enerji kullanım alanlarının giderek çeşitlendiğini ifade eden Başkan Tugay, sürece yapay zekânın da dâhil olduğunu belirterek şunları söyledi: “Yapay zekâ sistemleri ciddi enerji istiyor. Bir veri merkezi, bir şehrin tükettiği kadar enerji harcayabiliyor. Zaman içinde yapay zekâ ekosistemi hayatın her alanına hâkim olacak ve buna bağlı olarak çok büyük bir enerji ihtiyacı ortaya çıkacak. Bu ihtiyacı nasıl karşılayacağımız kadar, bu süreçte yaşam alanlarımızdan nelerin eksileceğini, enerji kaynaklarının kimlerin kontrolüne geçeceğini de düşünmemiz gerekiyor.” “Kendi enerjimizi kendimiz üretmeliyiz” Dünyanın farklı kentlerinde enerji sistemlerinin aniden çökebildiğine dikkat çeken Başkan Tugay, Berlin’de bu yıl yaşanan geniş çaplı elektrik kesintisini hatırlattı. Daha önce İspanya’da ve Türkiye’de Isparta’da benzer örneklerin yaşandığını ifade eden Başkan Tugay, İzmir dâhil pek çok şehirde benzer bir riskin her zaman bulunduğunu söyledi. Olası bir enerji kesintisinin ardından “Biz nerede hata yaptık, bunu neden daha önce öngöremedik” sorularının sorulacağına işaret eden Başkan Tugay, raporda da yer verilen mikro şebeke sistemlerinin üniter ya da bölgesel ölçekte kurulmasının önemine vurgu yaptı. Başkan Tugay, şunları kaydetti: “Bu değerlendirmelerden çıkardığım en önemli sonuç şudur: Kendi enerjimizi kendimiz üretmeliyiz. Pozitif enerji bölgesine dönüşmeliyiz. Tükettiğimizi karşılayan, mümkünse tükettiğimizin üzerinde enerji üretebilen sistemlere sahip olmalıyız.” “Yeter ki bunu yapmaya niyetlenelim” Enerji güvenliğinin sağlanması için birbirini gerektiğinde yedekleyebilen sistemlerin kurulmasının önemine dikkat çeken Başkan Tugay, bu tür uygulamaların hayata geçirilmesinin zor olmadığını ifade etti. Kültürpark alanında bu nitelikte bir enerji sisteminin kurulabileceğini belirten Başkan Tugay, İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi'nde benzer sistemler için çalışma yapılması gerektiğini söyledi. Belediyenin bir enerji dağıtım şirketine sahip olduğunu hatırlatan Başkan Tugay, bu tür projeleri hayata geçirebilecek teknik ve yasal altyapının bulunduğunu vurguladı. Kentte benzer şekilde çalışabilecek başka şirketlerin de olabileceğini dile getiren Başkan Tugay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yeter ki bunu yapmaya niyetlenelim. Bunun ne anlama geldiğini gerçekten kavramamız gerekiyor. Hem günlük yaşamın kesintisiz sürmesi hem de kentte faaliyet gösteren işletmelerin çalışmalarına devam edebilmesi için bu sistemleri nasıl kurabileceğimizi düşünmek zorundayız.” “Şehrin enerji politikasını oluşturmalıyız” Enerji sistemleri konusunun son derece kritik olduğuna dikkat çeken Başkan Tugay, önümüzdeki dönemde bu alanın tüm paydaşların odağında olması gerektiğini vurguladı. Başkan Tugay, farklı zamanlarda ve platformlarda edinilen bilgi, deneyim ve birikimlerin bir araya getirilerek kentin enerji politikasının oluşturulması gerektiğini ifade etti. Dünyada sınırların giderek anlamını yitirdiği, ülkeler arası sınırların sanallaştığı bir sürece girildiğini belirten Başkan Tugay, yönetimlerin ise daha odaklı, yerel ve kendi kendine yetebilen yapılar hâline dönüştüğünü söyledi. Bu yeni düzende, kendi kaynaklarıyla ayakta durabilen yerleşim alanlarının kalkınacağını, dışa bağımlı yapıların ise zamanla yoksullaşacağını öngördüğünü dile getirdi. İzmir’in geleceğini bu bakış açısıyla değerlendirmek gerektiğini vurgulayan Başkan Tugay, kentin suyu, enerjisi, gıdası ve refahı için gerçekleştireceği üretimle kendi yolunu çizmesi ve bu yeterlilikleri sağlaması gerektiğini belirterek, “Bu yalnızca belediyenin tek başına yapabileceği bir iş değil” dedi. “Elimden geleni yapacağım” Geleceğe yönelik ortak bir akıl oluşturulması gerektiğini vurgulayan Başkan Tugay, bugünün yöneticilerinin güçlerini birleştirerek değişimi doğru okumaları ve buna uygun önlemleri zaman kaybetmeden almaları gerektiğini ifade etti. Çocukların ve gençlerin bilinçlendirilmesinin büyük önem taşıdığını belirten Başkan Tugay, gelecek nesillerin karşı karşıya kalacağı sorumlulukların ancak bu şekilde yönetilebileceğini söyledi. 2035 yılında dünyanın bugünkünden çok daha farklı bir noktada olacağını dile getiren Başkan Tugay, bu dönüşümün boyutlarının şimdiden tam olarak öngörülemeyeceğine dikkat çekti. Değişimin son derece hızlı ilerlediğini vurgulayan Başkan Tugay, bu sürece yavaş adımlarla değil, kararlı ve planlı bir şekilde uyum sağlanması gerektiğini ifade etti. Kamusal dönüşümün zorunluluğuna işaret eden Başkan Tugay, özel sektör, sivil toplum ve akademinin birlikte çalıştığı bütüncül bir yapının oluşturulmasının önemine dikkat çekerek, “Belediye başkanı olduğum sürece bunun hayata geçmesi için elimden geleni yapacağım” dedi. İzmir’in tarih boyunca öncü ve umut veren bir kent olduğunu hatırlatan Başkan Tugay, kentin bu kimliğini doğru şekilde sahiplenmesi hâlinde önemli başarılara imza atılacağına olan inancını dile getirdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.