Hava Durumu

#Eylem Planı

Kırsal Haber - Eylem Planı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eylem Planı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İklim Değişikliği Türkiye’de Sağlık ve Ekonomiyi Tehdit Ediyor Haber

İklim Değişikliği Türkiye’de Sağlık ve Ekonomiyi Tehdit Ediyor

Lancet Countdown’ın iklim değişikliği ve sağlık ilişkisini inceleyen raporu, küresel ölçekte sıcaklığa bağlı ölümlerin arttığını ortaya koydu. Türkiye’de 2021-2025 döneminde ülke topraklarının yüzde 70’inin en az bir ay aşırı kuraklık yaşadığı belirtilirken, aşırı sıcaklar nedeniyle iş gücü kayıplarının 2025’te 2,6 milyar dolara ulaştığı bildirildi. HASUDER ise adil bir kömürden çıkış planı ve ulusal iklim-sağlık eylem planı hazırlanması çağrısı yaptı. İklim Değişikliğinin Sağlık Üzerindeki Etkileri Hızlanıyor Paris Anlaşması’nın yürürlüğe girmesinin 10. yılında yayımlanan Lancet Countdown raporu, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerinin son 10 yılda önceki 10 yıla kıyasla daha hızlı arttığına dikkat çekti. Raporda, iklim değişikliğiyle mücadele önlemlerinin yetersiz kaldığı vurgulanırken, iklim krizinin resmen küresel bir sağlık acil durumu olarak kabul edilmesi çağrısı yapıldı. Rapora göre, yüksek sıcaklıklarla ilişkili ölümler 2016’dan bu yana yüzde 36 arttı. Yalnızca 2023 yılında dünya genelinde yüksek sıcaklıklarla bağlantılı yaklaşık 710 bin ölüm gerçekleşti. Bu ölümlerin en az yüzde 70’inin iklim değişikliğiyle ilişkilendirilebileceği hesaplandı. İklim değişikliğinin neden olduğu yüksek sıcaklıkların 2016-2023 yılları arasında yaklaşık 3 milyon ölüme yol açtığı belirtildi. Yeşil Dönüşüm Yüz Binlerce Hayat Kurtardı Raporda, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında hız kazanan yeşil dönüşümün olumlu sonuçlarına da yer verildi. Son 10 yılda gerçekleştirilen dönüşümün 300 binden fazla hayatın kurtulmasına katkı sağladığı hesaplandı. Temiz enerji yatırımları 2025 yılında 2,1 trilyon dolara ulaşarak fosil yakıtlara yapılan yatırımların neredeyse iki katına çıktı. Ayrıca 2016’dan bu yana en az 77 ülkede fosil yakıtlardan kaynaklanan hava kirliliğinin azalmasıyla tahminen 323 bin ölümün önlendiği bildirildi. Buna karşın fosil yakıtlar küresel enerji arzının yüzde 80’inden fazlasını oluşturmaya devam ediyor. Raporda, en büyük 100 petrol ve gaz şirketinin üretim planlarının, küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlama hedefiyle uyumlu seviyeleri 2040 yılına kadar yüzde 150 oranında aşma yolunda olduğu uyarısı yapıldı. Türkiye’de Sıcak Hava Dalgaları İklim Değişikliğiyle Bağlantılı Raporda Türkiye’ye ilişkin veriler, iklim değişikliğinin sıcak hava dalgaları, kuraklık, orman yangınları ve hava kirliliği üzerindeki etkilerini ortaya koydu. Türkiye’de 2021-2025 döneminde sıcak hava dalgasının etkili olduğu günlerin yüzde 87’sinin, iklim değişikliğinin yaşanmadığı bir senaryoda görülmeyeceği hesaplandı. Aynı dönemde Türkiye’de yaşayanların yılda ortalama 24 sıcak hava dalgasına maruz kaldığı ve bu günlerin yüzde 85’inin iklim değişikliğine atfedildiği belirtildi. Sıcak hava dalgalarına karşı daha duyarlı olan 65 yaş üzerindeki bireylerin maruz kaldığı sıcak hava dalgası günlerinin sayısı, 1986-2005 dönemine kıyasla yüzde 271 artarak 22 güne ulaştı. Bebeklerde ise bu artış yüzde 288 olarak hesaplandı ve sıcak hava dalgasına maruz kalınan gün sayısı 23’e yükseldi. Türkiye Topraklarının Yüzde 70’i Aşırı Kuraklık Yaşadı İklim değişikliğinin Türkiye’de orman yangınları, kuraklık olayları ve toz fırtınalarının artmasına ve şiddetlenmesine neden olduğu belirtildi. Rapora göre, 2021-2025 yılları arasında Türkiye topraklarının yüzde 70’i en az bir ay boyunca aşırı kuraklık yaşadı. Bu oran, 1981-1990 döneminde yüzde 15 olarak hesaplanmıştı. Orman yangınlarının yol açtığı hava kirliliğinin de önemli bir sağlık sorunu oluşturduğu vurgulandı. Türkiye’de orman yangınları kaynaklı hava kirliliğinin 2021-2025 döneminde yılda yaklaşık 4 bin 200 ölüme neden olduğu tahmin ediliyor. Bu sayı, 2003-2013 döneminde yılda yaklaşık 3 bin 500 olarak hesaplanmıştı. Aşırı Sıcakların Türkiye Ekonomisine Maliyeti 2,6 Milyar Dolar Lancet Countdown raporu, aşırı sıcakların çalışma hayatı ve ekonomik faaliyetler üzerindeki etkilerine de dikkat çekti. Türkiye’de aşırı sıcaklar nedeniyle yaşanan iş gücü kaybının ekonomik değerinin 2025 yılında 2,6 milyar dolara ulaştığı belirtildi. Kayıpların yüzde 45’inin tarım sektöründe gerçekleştiği ifade edildi. 2016-2025 döneminde aşırı sıcaklar nedeniyle kaybedilen iş saatlerinin, 1990’lı yıllara kıyasla yüzde 35 daha yüksek olduğu bildirildi. HASUDER’den Prof. Dr. Özge Karadağ da Türkiye’de 2016-2025 döneminde aşırı sıcaklar nedeniyle yılda ortalama 550 milyon potansiyel çalışma saatinin kaybedildiğini belirtti. Karadağ, kaybın yarısından fazlasının tarım sektöründe yaşandığını vurgulayarak çalışanların sağlığını ve geçimini koruyacak düzenlemelerin gerekliliğine dikkat çekti. Karadağ’a göre çalışma ve dinlenme sürelerinin sıcaklık ve nemi birlikte değerlendiren göstergelere göre düzenlenmesi, gölge alanların oluşturulması, güvenli içme suyuna erişimin sağlanması ve değişen koşullara uygun eğitimlerin güncellenmesi temel koruyucu önlemler arasında yer alıyor. HASUDER’den Adil Kömürden Çıkış Planı Çağrısı HASUDER’in Türkiye için hazırladığı politika belgesinde, halk sağlığını korumak ve hava kalitesini iyileştirmek amacıyla Türkiye’nin iklim hedefleriyle uyumlu, takvimi belirlenmiş ve adil bir kömürden çıkış planı hazırlanması önerildi. Belgede, kömür kullanımının ciddi bir sağlık yükü oluşturduğu ve bu yükün toplumun farklı kesimlerini eşitsiz biçimde etkilediği vurgulandı. Türkiye’de elektrik santrallerinden kaynaklanan hava kirliliğine bağlı erken ölüm sayısının 2016-2022 döneminde yüzde 18 artarak 9 bin 500’e yükseldiği belirtildi. HASUDER’den Doç. Dr. Melike Yavuz, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerini azaltmak için ulusal ve il düzeyinde iklim ve sağlık eylem planlarının hazırlanmasını önerdi. Yavuz, sıcak hava dalgaları ve yangın dumanı gibi tehlikelerin önceden belirlenmesi, risk altındaki kişilere zamanında ulaşılması ve sağlık kuruluşlarıyla ilgili kurumların önceden planlanan koruyucu önlemleri hızla uygulamaya koymasının önemini vurguladı. Ulusal İklim ve Sağlık Eylem Planı Önerisi HASUDER, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla kırılganlık ve risk analizlerini içeren bir Ulusal İklim ve Sağlık Eylem Planı hazırlanmasını da öneriyor. Ayrıca mevcut ulusal erken uyarı ve müdahale sistemlerine sağlık boyutunun entegre edilmesi ve Bütünleşik Bir İklim ve Sağlık Erken Uyarı ve Müdahale Sistemi kurulması çağrısı yapılıyor. Raporda yer alan bulgular, iklim değişikliğinin yalnızca çevresel bir sorun olmadığını; halk sağlığı, çalışma hayatı, tarım ve ekonomi üzerinde de önemli sonuçlar doğurduğunu ortaya koyuyor. HASUDER’in politika önerileri ise iklim risklerine karşı koruyucu sağlık önlemlerinin güçlendirilmesi ve çalışanların korunmasına yönelik düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

"Denizli Kekik Çalıştayı" Yoğun Katılımla Gerçekleştirildi Haber

"Denizli Kekik Çalıştayı" Yoğun Katılımla Gerçekleştirildi

Güney Ege Kalkınma Ajansı (GEKA) tarafından düzenlenen Denizli Kekik Çalıştayı, sektörün önde gelen isimlerini bir araya getirdi. Türkiye kekik üretiminin ve ihracatının merkezi konumundaki Denizli'de gerçekleşen çalıştayda, kekiğin üretimden ihracata uzanan değer zinciri, sektörün öncelikli sorunları ve sürdürülebilir çözüm önerileri detaylıca ele alındı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen ‘Anadoludakiler: 81 İl 81 Ürün Programı’ kapsamında düzenlenen "Denizli Kekik Çalıştayı", kamu kurumları, akademisyenler, yerel yönetimler, üreticiler ve sektör temsilcilerinin geniş katılımıyla tamamlandı. "Denizli Kekiği İçin Uygulanabilir Bir Eylem Planı Hedefliyoruz" Çalıştayın açılış konuşmasını gerçekleştiren GEKA Genel Sekreteri Ümit Gülyağı, kekiğin kent için sıradan bir tarımsal ürün olmadığını vurguladı. Gülyağı, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Temel amacımız; Denizli kekiğinin üretimden ihracata uzanan değer zincirini birlikte değerlendirmek, öncelikli sorunları belirlemek ve uygulanabilir bir eylem planının temelini oluşturmaktır." Açılış bölümünde ayrıca Denizli İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Nevzat Zayim ile Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Rektörü Prof. Dr. Mahmud Güngör de sektörün mevcut durumu ve akademik katkılara dair birer konuşma yaptı. Vali Yavuz Selim Köşger: "Her Alanda İddiamız Var" Denizli'nin çok yönlü üretim potansiyeline dikkat çeken Denizli Valisi Yavuz Selim Köşger, kentin tarımsal gücünü şu sözlerle dile getirdi: "Sanayide, ticarette, turizmde, tarımda, tekstilde kısacası her alanda sözümüz var, iddiamız var. Denizli’de 370 bin hektar alanda 125 çeşit ürün yetiştiriliyor." Kekik İhracatının ve Üretiminin Kalbi: Denizli Çalıştay kapsamında Denizli'nin dünya ve Türkiye piyasasındaki stratejik rolüne değinen GEKA Genel Sekreteri Ümit Gülyağı, somut rakamlarla kentin üstlendiği misyonu özetledi: Denizli, 2025 yılında 16 bin tonu aşan üretimiyle Türkiye kekik rekoltesinin yaklaşık %86’sını tek başına karşıladı. Türkiye’nin aynı yıl yaklaşık 72,6 milyon dolara ulaşan kekik ihracatının odak noktasında Denizli yer aldı. Gülyağı, önümüzdeki 5 yıllık süreçte hedeflenen vizyonu ise şu sözlerle tarif etti: "Denizli yalnızca önemli bir üretim merkezi değil; Türkiye’nin dünya kekik piyasasındaki konumunu doğrudan belirleyen stratejik bir üretim üssüdür. Önümüzdeki beş yılın sonunda üretim miktarı kadar kalite verilerinin de izlendiği, coğrafi işaretin etkin kullanıldığı, ihracat standartlarının tarladan itibaren yönetildiği, işlenmiş ürünlerin toplam satış içindeki payının arttığı ve üreticinin değer zincirinden daha fazla gelir elde ettiği bir sektör yapısı kurmayı hedefliyoruz." Tıbbi ve Aromatik Değer: "Kekik İlaç Olarak da İncelenmeli" Kekiğin geleneksel tıptaki ve doğal korumadaki yerine vurgu yapan Vali Köşger, ürünün moleküler düzeyde araştırılması gerektiğinin altını çizdi: "Ecdadımızın kadim zamanlardan beri sağaltıcı ve iyileştirici bir ilaç olarak kullandığı kekiği, etken moleküler düzeyde daha detaylı incelemeliyiz. Kansere ve diğer hastalıklara faydalarını araştırmaya yoğunlaşmalıyız. Kekik, lavanta ve diğer tıbbi aromatik bitkiler konusunda üniversitemizin öncülüğünde; kalkınma ajansımız, İl Tarım ve Orman Müdürlüğümüz, iş insanları ve ihracatçılarımızla kuracağımız iş birlikleri sayesinde bu ürünü çok daha yüksek katma değerli bir yapıya kavuşturabiliriz." Sorunlar ve Çözüm Önerileri Masaya Yatırıldı GEKA ve Denizli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen sunumların ardından grup çalışmalarına geçildi. Katılımcılar iki ana başlık altında odaklandı: Denizli Kekiğine Dair Sorun ve Çözüm Önerileri Sorunların Çözümüne Yönelik Öneri, Eylem ve Projeler Saha deneyimleri ile akademik bilginin harmanlandığı grup sunumlarının ardından çalıştay başarıyla sona erdi. Çalıştaya Üst Düzey Katılım Denizli’de gerçekleştirilen organizasyona kent protokolü ve ilçe temsilcileri büyük ilgi gösterdi. Zirveye; Denizli Valisi Yavuz Selim Köşger ve PAÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmud Güngör’ün yanı sıra, Pamukkale Kaymakamı Alper Faruk Güngör, Merkezefendi Kaymakamı Abdullah Demir, Çal Kaymakamı Hatice Gamze Kuran, Baklan Kaymakamı Kezban Yerlikaya, Güney Kaymakamı Adem Can Okur, Buldan Belediye Başkanı Mehmet Ali Orpak, Çal Belediye Başkanı Ahmet Hakan, Güney Belediye Başkanı Mehmet Ali Eraydın, İl müdürleri, sivil toplum kuruluşları, siyasi parti temsilcileri, üreticiler ve ihracatçılar katılım sağladı.

Denizli Kekiğinin Geleceği İçin Ortak Akıl Çalıştayı Haber

Denizli Kekiğinin Geleceği İçin Ortak Akıl Çalıştayı

Yerel üretimin güçlendirilmesi ve Denizli’nin özgün ekonomik değerlerinden biri olan kekiğin katma değerinin artırılması amacıyla Denizli Kekik Çalıştayı gerçekleştirilecek. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü koordinasyonunda Kalkınma Ajansları tarafından yürütülen “Anadoludakiler: 81 İl 81 Ürün Programı” kapsamında düzenlenecek çalıştay, Denizli kekiğinin üretimden pazarlamaya uzanan değer zincirinin geliştirilmesine odaklanacak. Denizli kekiği için yol haritası hazırlanacak Güney Ege Kalkınma Ajansı tarafından gerçekleştirilecek çalıştayda, Denizli kekiğinin değer zincirinin güçlendirilmesi, katma değerinin yükseltilmesi ve markalaşma kapasitesinin geliştirilmesine yönelik değerlendirmeler yapılacak. Paydaşların bir araya geleceği çalıştayda ayrıca Denizli kekiğinin pazar payının artırılması için atılabilecek adımlar ele alınacak. Görüş ve öneriler doğrultusunda ürünün geleceğine yönelik yol haritası ve eylem planı hazırlanması hedefleniyor. Denizli Kekik Çalıştayı ne zaman? Denizli Kekik Çalıştayı, 13 Ekim 2026 Salı günü saat 10.00’da Anemon Otel’de gerçekleştirilecek. Çalıştay, Denizli kekiğinin yerel üretim potansiyelinin ortaya çıkarılması, ekonomik değerinin artırılması ve daha güçlü bir marka kimliği kazanmasına yönelik ortak çalışmalar açısından önem taşıyor.

Antalya Su Zirvesi’nde Su Yönetimi ve Ortak Eylem Çağrısı Haber

Antalya Su Zirvesi’nde Su Yönetimi ve Ortak Eylem Çağrısı

Antalya Ticaret Borsası tarafından COP31 öncesinde düzenlenen Antalya Su Zirvesi’nde, kentin su kaynaklarının korunması, tarımda su verimliliği, kaçak kuyular, akıllı sulama sistemleri ve ortak su yönetimi ele alındı. Antalya Ticaret Borsası, 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde Antalya Su Zirvesi; COP31’e Doğru Ortak Su Eylemi düzenledi. Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ev sahipliğinde Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Su Zirvesi, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, ilçe belediye başkanları, kurum ve kuruluşların temsilcileri, akademisyenler çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleşti. Zirve kapsamında düzenlenen “Sulak Alanlar: Görünmez Aciliyeti Görünür Kılmak” Fotoğraf Sergisi ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. SORUN BELLİ, ÇÖZÜMLER DE BİLİNİYOR Vali Hulusi Şahin, su konusunda artık sorunun ve çözüm yollarının büyük ölçüde bilindiğini belirterek, bundan sonraki aşamanın uygulama olduğunu söyledi. Şahin, “Sorun belli, herkes aynı fikirde. Çözüm nedir? Aslında çözümler de biliniyor. Çözümler acı reçeteyi içeriyor" dedi. Tarımın su tüketimindeki payına dikkati çeken Şahin, sulama yöntemlerinin değiştirilmesi gerektiğini belirtti. Şahin, “Suyun yüzde 70'ini tarım uygulamaları harcıyor. Nasıl sulardık biz tarlalarımızı, salma sulamayla. Başka bir ismi ne, vahşi sulama. Gerçekten çok vahşi. Sonra yağmurlamaya geçtik. Bir anda kullandığımız su miktarı yarıya düştü. Sonra damlama suya, basınçlı sulamaya geçtik; bir yarıya daha düştü. Şimdi artık o da kurtarmıyor. Yeni yöntemler bulmak ve uygulamak zorundayız" diye konuştu. 29 YAŞINDA SERALARIMIZ VAR Antalya'daki seraların da yenilenmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından seraların mevcut durumunun incelendiğini söyledi. Seraların yeni teknolojiyle yenilenmesi gerektiğini belirten Şahin, “Ortalama kaç yaşında seralarımız, 29 yaşında. 29 yaşında arabası olan var mı? Traktörü olan kaldı mı? Yok. Ama serası olan çok. Seralarımızı değiştireceğiz, yeni tip bir anlayışla yeniden yapacağız. Bu acı reçeteyi yutacağız. Bu ödemeyi yapacağız. 'Oğluma Konyaaltı'ndan birkaç ev alayım', öyle yok. Bu masraf önce o seraya yapılacak ve orada yağmur hasadı gibi yeni çözümleri bulacağız" ifadelerini kullandı. KUYULARIMIZIN YÜZDE 90'I KAÇAK Kaçak kuyuların su yönetimindeki sorunlardan biri olduğunu belirten Şahin, “Bizim şu andaki kuyularımızın yüzde 90'ı kaçak" dedi. Kaçak kuyulardan elde edilen suyun tarımda kullanıldığını belirten Şahin, “Bu kaçak kuyulardan elde edilen suyla tarımın ana gövdesini yapıyoruz ve pervasızca harcıyoruz suyu, pervasızca. Nasıl olsa bedava. Hesap da yok, nasıl olsa alttan geliyor. Halbuki Konya Ovası kurudu, buraların, aşağısının kurumayacağını kim söyleyebilir?" diye konuştu. Su kaynaklarının korunmaması halinde tarım, hayvancılık ve turizmin sürdürülemeyeceğini söyleyen Şahin, “Eğer belli çözümleri yapmazsak bu tarımı, bu hayvancılığı ve bu turizmi devam ettirme şansımız yok. Acı reçeteyi kendimize uygulayacağız, finansmanı kendimiz karşılayacağız. Bunun başka yolu yok. Emin olun devlet, siz bir adım atın, 15 adım atacaktır; ona hiçbir şüphe yok" dedi. KORKUTELİ'DE AKILLI SAYAÇLA SU TASARRUFU Korkuteli Barajı'nda su seviyesinin yaklaşık 2 yıl kadar önce yüzde 19'a kadar düştüğünü belirten Şahin, sulamada akıllı sayaç sisteminin uygulanmasıyla mevcut suyun daha verimli kullanıldığını anlattı. Şahin, “O seneyi, hani yandık öldük diyorduk ya, o seneyi su fazlasıyla, o barajdaki yüzde 19'un çok azını kullanarak bitirdik. Bütün sulamalar yapılmış olmasına rağmen" dedi. Suyun ihtiyaca göre kullanılması halinde mevcut kaynakların yeterli olabileceğini belirten Şahin, “Suyu doğru kullanırsanız, ihtiyacınız kadar kullanırsanız, 'çok fazla kullanayım, fazla kullanayım' demezseniz bizim suyumuz bize yeter" diye konuştu. SUYU İSRAF ETMEMEK BİR KÜLTÜR Su tasarrufunun yalnızca teknik önlemlerle değil, yaşam biçimiyle de ilgili olduğunu ifade eden Şahin, “Bu bir yaşam biçimi, bir anlayış meselesi. Suyu israf etmemek bir kültür. Bu kültürü edineceğiz. Bizim babalarımızda vardı, nedense bizde yok. Çocuklarımızda var mı şüpheliyim ama eğer gayret edersek yeniden o kültürü kazanabiliriz" dedi. Kuraklığın tarih boyunca medeniyetler üzerinde etkili olduğunu belirten Şahin, “Koca koca imparatorlukları yok eden kuraklıktır. Kuraklık tarihin her döneminde hiçbir kimseye iltimas geçmedi. Tedbir almazsanız yok olur gidersiniz. Tedbir alalım, kalıcı olalım" diye konuştu. ORTAK AKIL VURGUSU Şahin, su konusunda çözümün kamu kurumlarının yanı sıra üretici, turizmci, sanayici ve vatandaşların sorumluluk almasıyla mümkün olacağını söyledi. Şahin, “Çiftçiysem sorumluluğumun gereğini yerine getireyim. Turizmciysem sorumluluğumun gereğini yerine getireyim. Sanayiciysem işte çözümler ortada. Sürdürülebilir bir üretim arayışı. Gizlisi saklısı hiçbir şey yok, bilim hepsinin çözümünü bulmuş. Bir maliyeti var, buna katlanacağım ve buna göre faaliyetimi yöneteceğim" diye konuştu. Şahin, zirvenin tabandan gelen ihtiyaçların ortak akılla eyleme dönüştürülmesi açısından önem taşıdığını belirterek, su konusunda kalıcı çözümler için ortak hareket edilmesi gerektiğini vurguladı. SU, ANTALYA’NIN GELECEK 30 YILLIK MESELESİ Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Zirve’de yalnızca suyu konuşmak için değil, Antalya’nın geleceğini konuşmak için bir araya geldiklerini söylerken, “Çünkü su artık yalnızca çevrenin ya da tarımın konusu değildir. Su, üretimdir, gıdadır, turizmdir, sanayidir, kent yaşamıdır, ekonomidir. Ve hepsinden önemlisi, Antalya’nın geleceğidir” dedi. Antalya’nın büyüdüğünü, Antalya’da üretimin, turizmin, nüfusun ve ekonominin büyüdüğünü kaydeden Ali Çandır, diğer taraftan ise iklimin, yağış rejiminin değiştiğini, kuraklık ve su stresinin arttığına dikkat çekti. Çandır, “Bir tarafta büyüyen bir Antalya, diğer tarafta çok daha dikkatli yönetmemiz gereken su kaynakları. Antalya Ticaret Borsası olarak 2026 yılı çalışma temamızı ‘su’ olarak belirlememizin ve bu çalışmaya başlamamızın temel nedeni budur. Çünkü biz su meselesini yalnızca bugünün problemi olarak görmüyoruz. Antalya’nın önümüzdeki 10, 20, 30 yıllık geleceğinin temel meselelerinden biri olarak görüyoruz. Artık yalnızca; ‘Ne kadar suyumuz var?’ sorusunu sormamız yeterli değil. Asıl sorumuz, ‘Sahip olduğumuz suyu ne kadar doğru ve ne kadar verimli kullanıyoruz?’ olmalı. Bunun da ötesinde şunu sormalıyız: ‘Kullandığımız her birim su ne kadar ekonomik ve sosyal değer üretiyor?’ Ve artık konuşmanın ötesinde eyleme geçmeliyiz” diye konuştu. “TARIMIN SU BAŞKA, TURİZMİN SUYU BAŞKA DEĞİLDİR” Zirve öncesinde 15 ve 16 Eylül tarihlerinde Antalya Su Diyaloğu toplantılarını gerçekleştirdiklerini, tarım, turizm, sanayi ve kentsel su yönetimi olmak üzere dört temel alanı ele aldıklarını anımsatan Başkan Çandır, tarafları aynı masada buluşturarak, mevcut durum ve risklerin konuşulduğunu, iyi uygulamaların ele alındığını, “Bundan sonra ne yapacağız?” sorusuna cevap aradıklarını söyledi. Çandır, “Bu çalışmaların bize gösterdiği ilk gerçek: Suyu artık sektör sektör, kurum kurum birbirinden bağımsız yönetemeyiz. Tarımın suyu başka, turizmin suyu başka, sanayinin ya da kentin suyu başka değildir. Hepsi Antalya’mızın suyudur. Hepsi aynı kaynağın, aynı havzanın, aynı geleceğin parçasıdır. Bu nedenle Antalya’nın ihtiyacı parçalı ya da müstakil çözümler değil, bütüncül ve kapsayıcı bir su yönetimi anlayışıdır” dedi. SUYUMUZU ÖLÇELİM, YÖNETELİM Suyun önemini vurgulayan Başkan Çandır, “Suyumuzu daha iyi yönetmeliyiz” dedi. Suyun ölçülmesi, kayıpları azaltılması, verimli kullanılması, yağmur suyunun tutması, arıtılmış suyun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Çandır, “Kullandığımız suyun her damlasının ne kadar değer ürettiğini bilmeliyiz. Çünkü; ölçmeden yönetemeyiz, kıyaslamadan iyileştiremeyiz. Dünyadaki başarılı uygulamalara baktığımızda da aynı anlayışı görüyoruz. Suyu sadece temin etmek değil, verimli kullanmak ve mümkün olduğunca yeniden kullanmak öne çıkıyor. Kentler, sektörleri yalnızca toplam su tüketimiyle değil, ürettikleri değerle birlikte ölçüyor. Biz de Antalya’da bunu yapabilmeliyiz” diye konuştu. Tarımda bir metreküp suyla ne kadar ürün ve ne kadar ekonomik değer oluşturulduğunu, turizmde bir misafir için ne kadar su kullanıldığını, sanayide bir birim üretim için ne kadar su tüketildiğini, kentte kişi başına tüketim ve şebeke kayıpların ölçülmesi gerektiğini kaydeden Çandır, her sektörün kendi şartları içinde değerlendirilmesi, kendi su verimliliği hedefini ortaya koymalıdır” dedi. Suyun yeniden kullanımının da önemini vurgulayan Başkan Ali Çandır, şunları kaydetti: “Artık her kullanım için içme suyu kalitesinde su tüketmek zorunda olmadığımızı düşünmeliyiz. Uygun koşullarda arıtılmış suyu; tarımda, sanayide, peyzajda ve farklı kullanım alanlarında yeniden hayata ve ekonomiye kazandırabilmeliyiz. Yağmur suyunu mümkün olduğu kadar hızla şehirden uzaklaştırılacak bir yük değil, değerlendirilecek bir kaynak olarak görmeliyiz. Tarımda yalnızca modern sulama sistemlerine geçmekle yetinmemeli; toprağın, bitkinin ve iklimin gerçek ihtiyacına göre sulama yapmalıyız. Sera çatılarımıza düşen yağmuru değerlendirmeliyiz. Yeraltı suyunu yalnızca çektiğimiz bir kaynak olarak değil, korumamız gereken stratejik bir rezerv olarak görmeliyiz. Turizmde iyi uygulamaları ölçmeli ve yaygınlaştırmalıyız. Sanayide suyun nerede kullanıldığını, nerede kaybedildiğini ve ne kadarının yeniden kullanılabileceğini ortaya koymalıyız. Kentlerimizde ise kayıp-kaçağı azaltırken, suyu ölçen, izleyen ve yöneten bir altyapıya geçmeliyiz.” HEDEF KALICI, KAPSAYICI SU ETKİLEŞİM AĞI KURMAK Antalya Su Diyaloğu’nun çıktılarının önemine değinen Başkan Çandır, “Düzenlediğimiz Su Diyalogları bize bir şeyi daha gösterdi: Antalya’nın bilgisi var. Tecrübesi var. Kurumsal kapasitesi var. İyi uygulama örnekleri var. Eksik olan, bütün birikimi ortak hedeflere, somut ve ölçülebilir eylemlere dönüştürmektir. İşte Zirvemizin temel amacı budur. Bu amaçla Antalya’da kalıcı ve kapsayıcı bir su etkileşim ağı oluşturmak istiyoruz. Bu ağ; Kamu, yerel yönetim, üniversite, üretici, turizm, sanayi, meslek kuruluşları ve sivil toplumun aynı hedefler etrafında sürekli iletişim içinde olmasını sağlayacak bir yapı olmalı. Suyun arzını ve kullanımını performans kriterleriyle takip etmek, sektörel ve kentsel kullanımlarını ekonomik fayda ve katma değer açısından değerlendirmek, elde ettiğimiz verileri düzenli olarak raporlamak, kamuoyunu bilgilendirmek, kurumlarımız arasındaki işbirliğini ve yönetişimi güçlendirmek ce ortaya çıkan sonuçları politika yapıcılarla paylaşarak takibini sağlamak istiyoruz. Bunun için Antalya’mızın su verisini ortak bir sistem ve ortak bir anlayışla toplamaya, ölçmeye, izlemeye ve sonuçlarını düzenli olarak paylaşmaya ihtiyacımız var” diye konuştu. SORUNLARI BİLİYORUZ CEVAPLARI ORTAYA KOYMALIYIZ Su ile ilgili sorunların büyük ölçüde bilindiğini, artık soruların cevabının ortaya konulması gerektiğini kaydeden Ali Çandır, “Ne yapacağız? Kim yapacak? Nasıl yapacağız? Ne zaman yapacağız? Ve en önemlisi; Sonucunu nasıl ölçeceğiz? Buna bir soru daha eklemeliyiz: Bunu nasıl finanse edeceğiz? Çünkü iyi bir fikir, uygulanabilir değilse sonuç üretmez. Bu nedenle ortaya koyacağımız hedeflerin yalnızca doğru ve ölçülebilir değil, aynı zamanda uygulanabilir ve finanse edilebilir olması gerekiyor. Bizim istediğimiz; niyeti eyleme, eylemi takvime, takvimi sorumluluğa, sorumluluğu ölçülebilir sonuca dönüştürmektir. Bunun için yalnızca bir eylem planına değil, bu planın uygulanmasını takip edecek kalıcı bir işbirliği ve izleme mekanizmasına da ihtiyacımız var. Antalya’nın suyunu birlikte ölçebilmeli, izleyebilmeli, kıyaslayabilmeli ve gelişmeyi her yıl ortaya koyabilmeliyiz. Bu nedenle bu çalışmanın yalnızca bir belge olarak kalmasını istemiyoruz. Kısa, orta ve uzun vadeli; uygulanabilir, ölçülebilir, takip edilebilir ve finanse edilebilir bir yol haritası olmasını istiyoruz” dedi. COP31 BÜYÜK FIRSAT Antalya’nın önünde COP31 gibi büyük bir fırsat olduğunu dile getiren Başkan Çandır, “Biz COP31’i yalnızca Antalya’da gerçekleştirilecek büyük bir uluslararası organizasyon olarak görmüyoruz. Antalya’nın yıllardır konuştuğu iklim ve su konularında somut adımlar atması için önemli bir fırsat olarak görüyoruz. İstiyoruz ki Antalya COP31’e; yalnızca ev sahibi olan bir kent olarak değil, sorunlarını bilen, verilerini ortaya koyan, çözümünü ortak akılla tartışan, hedeflerini belirleyen, harekete geçen ve sonuçları tüm paydaşlarıyla paylaşan bir kent olarak çıksın. Antalya Su Diyaloğu bunun ilk adımıydı” dedi. ARTIK UYGULAMA ADIMLARI ATILMALI Antalya Su Zirvesi’nin su konusunda ikinci adım olduğunu, bundan sonraki adımların uygulama olması gerektiğini vurgulayan Başkan Çandır, “Sonraki adım ise elde ettiğimiz sonuçları ölçmek, paylaşmak ve geliştirmektir. Ve uygulamanın COP31 ile sınırlı kalmasını da istemiyoruz. Zirvede ortaya çıkacak sonuçları uygulayacağız, sonuçlarını ölçeceğiz, eksiklerimizi göreceğiz ve gerektiğinde hedeflerimizi yeniden değerlendireceğiz. Çünkü su konusunda kalıcı başarı, bir toplantıyla değil, yıllar boyunca sürdürülen kararlı bir uygulamayla mümkün olacaktır. Zirvede ortaya çıkacak sonuçların yalnızca Antalya’da kalmasını da istemiyoruz. Çünkü bugün Antalya’nın karşı karşıya olduğu su, kuraklık ve iklim sorunları; Akdeniz havzasındaki birçok kentin de ortak meselesidir. Antalya’da geliştireceğimiz uygulanabilir çözümleri COP31’de dünyayla paylaşmak istiyoruz. Yalnızca sorunlarımızı değil, çözümlerimizi de anlatmak ve paylaşmak istiyoruz” diye konuştu. SUYUN SAHİBİ TEK BİR KURUM DEĞİLDİR Su konusunda hiçbir kurumun tek başına kalıcı ve kapsayıcı çözüm üretemeyeceğini söyleyen Çandır, merkezi yönetimin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, üreticinin, turizmcinin, sanayicinin, meslek kuruluşlarının ve vatandaşların ortak sorumluluğuna dikkat çekti. Çandır, “Çünkü suyun sahibi tek bir kurum değildir. Ama suyun sorumluluğu hepimizindir. Antalya Ticaret Borsası olarak bizim niyetimiz toplantılar yapmak değildir. Niyetimiz; Antalya’nın suyunu koruyacak, üretimini sürdürecek, ekonomisini ve rekabet gücünü güçlendirecek ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir kent bırakacak ortak bir iradenin oluşmasına katkı sağlamaktır. Çünkü önümüzde artık belirsiz bir gelecekten çok, yönetmemiz gereken bir risk vardır. Suyun bol olduğu günlerde değil, kıt olduğu günlerde ne yapacağımızı bugünden planlamalıyız. Birkaç yıl sonra; “Keşke daha önce başlasaydık.” dememek için bugün başlamalıyız” diye konuştu. SUYU KORURSAK ANTALYA’NIN GELECEĞİNİ KORURUZ Antalya Su Zirvesi’nin suyun yönetiminde önemli bir başlangıç olmasını dileyen Başkan Çandır, “Bugün burada oluşacak ortak aklın, Antalya’nın ortak eylemine dönüşmesini temenni ediyorum. Ve inanıyorum ki Antalya’nın bugün kendi geleceği için ortaya koyacağı çözümler, yarın COP31’de ve dünyanın farklı coğrafyalarında karşılık bulabilir. Çünkü; Suyu korursak üretimi koruruz. Suyu korursak ekonomimizi koruruz. Suyu korursak Antalya’nın geleceğini koruruz” dedi. BAŞKAN ÇANDIR’DAN TEŞEKKÜR Başkan Çandır, Zirveye katılanlara katkı koyanlara teşekkür ederken, “Her zaman yanımızda olan ve bütün çalışmalarımızı destekleyen Sayın Valimize, Sayın Büyükşehir Belediye Başkan Vekilimize, Sayın Rektörümüze özellikle teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca Zirvemize değerli katkılar sunan tüm kurum ve kuruluşlarımıza, kıymetli bilim insanlarımıza, sektör temsilcilerimize ve bu organizasyonun gerçekleşmesinde emeği geçen çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum” dedi. SU KAYNAKLARI ÜZERİNDEKİ BASKI ARTIYOR Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Vekili Büşra Özdemir, Antalya’nın su kaynakları üzerindeki baskının her geçen gün arttığına dikkat çekerken, “İçme suyu kaynaklarımızın yüzde 98’ini oluşturan yeraltı sularımıza erişimde her geçen gün daha alt seviyelere inmek zorunda kalıyoruz. Nüfus ve ziyaretçi sayısındaki artış su ihtiyacını büyütüyor. Büyükşehir Belediyesi olarak yaklaşık 2,7 milyon vatandaşa ve nüfusun yaklaşık 10 katına karşılık gelen 27 milyona yakın ziyaretçiye içme suyu hizmeti sunuyoruz. Entegre kentsel su yönetim planını hayata geçirdik ve ASAT SCADA sistemiyle şebekeyi anlık olarak izliyoruz” dedi. Su kaynaklarının azalmasıyla kuraklık riskinin arttığını belirten Özdemir, Büyükşehir Belediyesi olarak su kayıplarının azaltılması, altyapının yenilenmesi, arıtılmış suyun yeniden kullanılması ve tarımda kapalı devre sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması yönünde çalışmalar yürüttüklerini belirten Özdemir, “Bütün bu çalışmaların ortak bir amacı var; Bir damla suyun dahi boşa heba edilmemesi" dedi. Zirveden çıkacak sonuçların Antalya Su Eylem Planı'na ve COP31 sürecine taşınması gerektiğini belirten Özdemir, “Bu zirveden çıkacak sonuçların Antalya'nın su konusunda ortaya koyduğu ortak iradenin kalıcı bir yol haritasına dönüşmesini diliyorum" diye konuştu. ÖZKAN: “ANTALYA’NIN DÜNYAYA SÖYLEYECEK BİR SÖZÜ OLMALI” Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Antalya Su Zirvesi’nde suyun yalnızca çevresel bir konu olmadığını, tarımdan gıdaya, turizmden ekonomiye kadar geleceğin temel meselelerinden biri olduğunu söyledi. Akdeniz Havzası’nın iklim değişikliğinin etkilerini yoğun biçimde yaşadığını belirten Özkan, Antalya’nın su kaynaklarını koruması ve suyu daha verimli kullanması gerektiğini vurguladı. Türkiye’de kullanılan suyun yaklaşık dörtte üçünün tarımda tüketildiğine dikkat çeken Özkan, geleceğin üretim modelinin daha az suyla daha verimli ve sürdürülebilir üretim üzerine kurulması gerektiğini ifade etti. Akdeniz Üniversitesi’nin su verimli üretim, akıllı tarım, yapay zekâ ve yenilenebilir enerji alanındaki çalışmalarına değinen Özkan, üniversite bünyesinde Su Enstitüsü kurulmasına yönelik adımlar attıklarını açıkladı. COP31’in Antalya için önemli bir fırsat olduğunu belirten Özkan, “Antalya’nın dünyaya söyleyecek bir sözü olmalı” diyerek, kentin sorunlarını anlatmanın ötesine geçerek çözüm üreten ve uygulamalarını ortaya koyan bir şehir olması gerektiğini söyledi. Özkan, “Antalya’dan başlayalım. Türkiye için yapalım. Çocuklarımız için başaralım” dedi. Zirvede, Bilim Kurulu üyeleri Prof. Dr. Bülent Topkaya, Prof. Dr Ayşe Muhammetoğlu, Prof. Dr. Harun Kaman, Prof. Dr. Ethem Karadilek sunum yaptılar. Toplantının ardından Bilim Kurulu Üyelerine plaket takdim edildi.

Mudanya İklim Eylem Planı İçin Önemli Adım Haber

Mudanya İklim Eylem Planı İçin Önemli Adım

Mudanya Belediyesi ile İstanbul Enerji AŞ arasında “Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı” (SECAP) iş birliği protokolü imzalandı. İş birliğiyle Mudanya’nın sera gazı emisyonlarını azaltmaya, enerji verimliliğini artırmaya ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamaya yönelik ortak yol haritasının hazırlanması hedefleniyor. Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, “Gelecek kuşaklara nasıl bir dünya bırakacağımızı bugünkü tercihlerimiz belirliyor” dedi. Geçtiğimiz yıl Küresel Belediye Başkanları İklim ve Enerji Sözleşmesi’ne taraf olan Mudanya Belediyesi, sürdürülebilir bir gelecek için önemli bir adım daha attı. Mudanya Belediyesi, İstanbul Enerji AŞ ile Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı (SECAP) iş birliği protokolü imzaladı. Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç ve İstanbul Enerji AŞ Enerji Yönetimi ve Proje Müdürü Ersin Aydın tarafından imzalanan protokol ile Mudanya’nın iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum çalışmalarına yönelik iş birliğinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. İş birliği kapsamında ilk adım olarak, iklim değişikliğinin Mudanya üzerindeki etkilerini değerlendirmek, sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik çalışmaları ele almak ve kentin iklim değişikliğine uyum sürecine katkı sunmak amacıyla “Sera Gazı Emisyon Azaltım ve İklim Uyum Çalıştayı” da düzenlendi. Mudanya Gençlik ve Spor Merkezi Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen imza töreni ve çalıştaya Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, İstanbul Enerji AŞ Enerji Yönetimi ve Proje Müdürü Ersin Aydın, belediye meclis üyeleri, kamu kurumlarının temsilcileri, akademisyenlerin yanı sıra muhtarlar ve belediye teknik personeli katıldı. BAŞKAN DALGIÇ’TAN ENERJİ TASARRUFU ÇAĞRISI Mudanya’nın enerji ve iklim konusunda sorumluluk aldığını vurgulayan Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, sürdürülebilirlikten yalnızca kurumların değil, toplumun tamamının sorumlu olduğunu söyledi. Dalgıç, “Mudanya olarak kültürel varlıklarımıza sahip çıkmaya büyük önem veriyoruz. Ancak Mudanya için artık kurtuluş ve kuruluş kadar koruma da önemli bir başlık. Bugün imza altına aldığımız iş birliği protokolünün örnek olmasını ve daha sürdürülebilir bir gelecek kurmamıza katkı sağlamasını temenni ediyorum.” dedi. “Sürdürülebilir bir gelecek için enerji tüketiminin azaltılmasının önemine dikkat çeken Dalgıç, artan enerji ihtiyacını karşılayacak yeni kaynaklar aranırken bu kaynakların çevre ve yaşam üzerindeki etkilerinin de gözetilmesi gerektiğini söyledi. Dalgıç, şöyle devam etti: “Temiz enerji kaynaklarına yönelmek kadar, enerjiyi daha az tüketmenin yollarını bulmak da önemlidir. İklim değişikliği artık özellikle gençlerin en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Bu, hepimiz için çok önemli bir mesaj. Çünkü gelecek kuşaklara nasıl bir dünya bırakacağımızı bugünkü tercihlerimiz belirliyor. Enerjiyi bu kadar hoyratça kullandığımız sürece bu sorunları konuşmaya devam edeceğiz. O nedenle yalnızca enerjinin temizliğine değil, enerji ihtiyacımızı azaltacak bir yaşam biçimine de odaklanmalıyız” İmza töreninin ardından gerçekleştirilen çalıştayda katılımcılar, Mudanya’da sera gazı emisyonlarını azaltmak, iklim değişikliğine uyum sağlamak ve enerji verimliliğini artırmak için yapılabilecek çalışmaları değerlendirdi. Kentin mevcut enerji kullanımı ve iklim risklerinin ele alındığı toplantıda, hedefler ve uygulanabilir eylem adımları masaya yatırıldı.

2030 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı Resmi Gazete’de Yayımlandı Haber

2030 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı Resmi Gazete’de Yayımlandı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan “2030 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı” Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Beş yıllık yol haritasında 4 stratejik amaç, 8 hedef, 32 eylem ve 297 uygulama adımı yer alıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın internet sitesinde paylaşılan bilgilere göre, Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda hazırlanan “2030 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı” ile şehirlerin çehresini değiştirecek 5 yıllık yol haritası belirlendi. Eylem planında uygulamaya, izlemeye ve ölçmeye odaklanan 4 stratejik amaç, 8 hedef, 32 eylem ve 297 uygulama adımı yer aldı. Yeni stratejiler, 2020-2023 döneminde kazanılan tecrübe ve kurumsal kapasitenin üzerine gelişmiş bir yönetim çerçevesi olarak inşa edildi. İleri teknoloji, sürdürülebilir ve dirençli dünya vizyonuyla hareket eden yeni yol haritasında yapay zeka, büyük veri, nesnelerin interneti ve dijital ikiz gibi teknolojilere odaklanılacak. Kentsel dönüşüm, iklim krizi ve afet yönetimi alanında erken uyarı ve kriz anı yönetim mekanizmaları devreye alınacak. Bakan Kurum: 5 Yıllık Akıllı Şehir Eylem Planımız Hazır Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, eylem planının detaylarını sosyal medya hesabından infografikle paylaştı. Bakan Kurum paylaşımında, “5 yıllık Akıllı Şehir Eylem Planımız hazır. Belediyecilik, trafik sistemleri, atık yönetimi başta olmak üzere hemen her alanda vatandaşımızın hayatını kolaylaştıracak 50 akıllı şehir uygulamasını hayata geçireceğimiz düzenlemeler Resmi Gazete’de yayımlandı. Hayırlı olsun” ifadelerini kullandı. Trafikten Çevre Temizliğine Kadar Hizmetler Tek Noktadan Takip Edilecek Eylem planı kapsamında önümüzdeki 5 yıllık süreç ayrıntılı olarak düzenlendi. Buna göre 2026 sonuna kadar 81 ilin tamamında akıllı şehir stratejileri ve yol haritaları hazırlanacak. Her belediyede özel akıllı şehir birimleri kurulacak ve mekansal planlamada semantik planlama modeline geçilmesi zorunlu olacak. 2027 yılında büyükşehirlerin ardından 187 ilçe belediyesi sürece dahil edilecek ve 268 belediyede Coğrafi Bilgi Sistemi tabanlı gelişim planları hazırlanacak. 2028 yılı itibarıyla en az 50 akıllı şehir uygulaması sahada hayata geçecek. Kurulacak teknoloji kümelenmeleriyle yerli çözümlerin dünyaya ihraç edilmesi hedeflenecek. 2029 yılına gelindiğinde tüm illerde trafikten çevre temizliğine kadar hizmetlerin tek noktadan takip edileceği Dijital Şehir Yönetim Merkezleri kurulacak. Koordinasyonu ise Bakanlık bünyesindeki Ulusal Akıllı Şehir Merkezi sağlayacak. Akıllı Şehir Teknolojilerinde Yerli Üretim Şartı 2030 yılında akıllı şehir teknolojilerinde en az yüzde 80 yerli üretim şartı aranacak. Sektörde dünya ile yarışacak 500 girişimci şirket desteklenecek ve sürecin hukuki altyapısını oluşturan Akıllı Şehir Kanunu yürürlüğe girecek. Vatandaşa Fayda Sağlayacak Teknolojik Çözümler Uygulanacak Yeni planla, kurumların birbirinden kopuk sistemler kurarak kaynak israfına yol açmasının engellenmesi amacıyla veri yönetişimi ve birlikte çalışabilirlik ilkeleri merkeze alındı. Şehirlerin teknoloji çöplüğüne dönüşmemesi için tüm teknolojiler yakından izlenecek. Şehirlere en uygun olanı tespit edilerek yalnızca vatandaşa doğrudan fayda sağlayacak çözümler uygulanacak. Bu kapsamda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yerel yönetimlere rehberlik etmek amacıyla 50 uygulamaya ait fizibilite raporu ve 15 bin sayfalık eğitim dokümanı havuzu oluşturuldu. TOKİ ve Kentsel Dönüşüm Projeleri “Akıllı Bölgeler” Yaklaşımıyla Bütünleşecek Stratejinin önemli başlıklarından birini kentsel dönüşüm, iklim krizi ve afet yönetimi oluşturdu. Yeni yol haritası kapsamında erken uyarı ve kriz anı yönetim mekanizmalarıyla afetlere hazırlık güçlendirilecek. TOKİ, kentsel dönüşüm ve yeni konut projelerini doğrudan “Akıllı Bölgeler” yaklaşımıyla bütünleştirecek. Yeni yaşam alanlarının yeşil enerjiyle çalışması, su ve enerji kayıplarının sensörlerle anlık olarak tespit edilmesi ve çevreye duyarlı tasarımların kullanılması hedefleniyor. Akıllı Sokak Aydınlatmalarıyla Enerji Tasarrufu Hedefleniyor Yeni stratejiyle birlikte sokaktaki vatandaşın yaşam kalitesinin artırılması hedefleniyor. Gerçek zamanlı trafik yönetim sistemleriyle yollarda kaybedilen zamanın en aza indirilmesi planlanıyor. Atık toplama araçları doluluk oranına göre rota çizecek, akıllı sokak aydınlatmalarıyla enerji tasarrufu sağlanacak. Vatandaşlar ise mahallelerindeki sorunları mobil uygulamalar üzerinden doğrudan ilgili birimlere ileterek şehir yönetiminde söz sahibi olabilecek. Yerli ve Milli Birikim Yakın Coğrafyayla Paylaşılacak Akıllı Şehir Olgunluk Değerlendirme Modeli ile her şehrin ihtiyacı ayrı ayrı ölçülecek. Hizmetlerin yaşlılar, engelliler ve dijital hizmetlere erişimde dezavantajlı grupları kapsayacak şekilde adil dağıtılması hedeflenecek. Türkiye, bu yerli ve milli birikimini Türk Devletleri Teşkilatı başta olmak üzere yakın coğrafyadaki ülkelere de ihraç ederek uluslararası alanda iş birliğini geliştirecek.

Murat Arnik: "Tencerede Et Değil, Kemik Kaynıyor, Kasap Esnafı Tükeniyor!" Haber

Murat Arnik: "Tencerede Et Değil, Kemik Kaynıyor, Kasap Esnafı Tükeniyor!"

Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, kasap tezgâhlarındaki son durumu gözler önüne seren bir basın açıklaması yaptı. Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, artan maliyetler ve düşen alım gücü nedeniyle vatandaşın artık et değil kemik satın almak zorunda kaldığını belirttiği açıklamasında kasaplarda satış hacminin %60'a varan oranlarda düştüğünü vurguladı Başkan Arnik, yaptığı açıklamada acil eylem planı çağrısında bulundu; "Et; üreticinin emeği, kasabın ekmeği, vatandaşın temel gıdasıdır. Bu zincirin bir halkası koptuğunda bütün toplum zarar görür. ​Geçmişte kemik, tamamen değersiz ya da her koşulda atık kabul edilen bir ürün değildi. İlikli ve etli kemikler çorba ile yemeklerde zaten kullanılırdı; ancak sade kemiklerin önemli bir kısmı ücretsiz verilir, sokak hayvanlarına ayrılır veya düşük değerli bir ürün olarak görülürdü. Bugün ise kemikler ayrıştırılıyor, sınıflandırılıyor ve satışa sunuluyor. Çünkü vatandaş, “Tencerede et olmasa da etin tadı ve kokusu olsun” düşüncesiyle kemiğe yöneliyor. ​Bugün kasap tezgâhlarında karşılaştığımız tablo çok nettir: ​Tencerede et değil, kemik kaynıyor. ​Vatandaşın ekonomik alım gücündeki yetersizlik doğrudan kasap tezgâhlarına yansıyor. ​Et alamayan vatandaş, yemeğine lezzet katabilmek için tenceresinde et yerine kemik kaynatıyor. ​Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik olarak açıkça ifade ediyorum: ​“Vatandaşın alım gücünün azalması, sofrasındaki et miktarını her geçen gün düşürürken geçmişte kasaplarda ücretsiz verilen kemiklere olan talebi artırdı. Bir zamanlar sokak hayvanları için ayrılan veya ücretsiz verilen kemik, bugün dar gelirli ailenin tenceresine et tadı verebilmek amacıyla satın aldığı ekonomik bir ürüne dönüştü.” ​Gelinen noktada vatandaş eti kilogramla değil, gramlık paketler hâlinde satın alıyor. Kırmızı ete ulaşamayan dar ve orta gelirli aileler tavuğa, sakatata, kıymaya, haşlamalık ve kemikli ürünlere yönelirken; bazı vatandaşlarımız artık etin kendisini değil, yalnızca kemiğini alabiliyor. Bu durum, ailelerin beslenme düzeninin bozulması ve özellikle çocuklarımızın sağlıklı protein kaynaklarına ulaşamaması demektedir. ​Kasaplarda Satış Hacmi Yarıya Indi ​Eskişehir'deki kasap işletmelerinin kilogram bazındaki satışlarında genel olarak %30 ile %40 arasında daralma yaşanırken, bazı işletmelerde bu kayıp %50 ila %60 seviyelerine ulaştı. ​Kasap işletmeleri soğuk hava depolarını, dolaplarını ve reyonlarını 24 saat çalıştırmak zorundadır. Satışlar düşse de elektrik, kira, personel, Bağ-Kur, SGK, vergi ve diğer sabit giderler devam etmektedir. Bir tarafta evine et götüremeyen vatandaş, diğer tarafta tezgâhında satış yapamayan esnaf bulunmaktadır. Bu tabloya daha fazla seyirci kalınamaz. ​Fiyatlardaki Çarpıcı Tablo ​Dana kıyma: Yaklaşık 1.000 TL / kg ​Dana kemiği: Yaklaşık 120 TL / kg ​Kuzu kemiği: Yaklaşık 100 TL / kg ​Tavuk kemiği: Yaklaşık 50 TL / kg ​800–1.000 TL verip et alamayan vatandaş, 100 TL'lik kemiğin hesabını yapıyor ve kasaba gelerek, "Bana bu paraya ne kadar gelirse et değil, kemik ver" diyor. Kemiğe gelen yoğun talep nedeniyle kasaplar dışarıdan kemik satın almak zorunda kalıyor. ​Belediyelere ve Kurumlara Çağrı ​1. Sosyal Belediyecilik ve Et Destek Kartı ​Belediyelerin dar gelirli vatandaşlara destek olmasına karşı değiliz; ancak kamu kaynakları esnafa rakip olmak için kullanılmamalıdır. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi kasap dükkânı açmak yerine, dar gelirli vatandaşlarımıza Et Destek Kartı vermeli ve bu kart tüm mahalle kasaplarında geçerli olmalıdır. ​Bu sayede: ​Dar gelirli vatandaş evine en yakın kasaptan güvenilir et alabilir. ​Sosyal destek alan vatandaşın mahremiyeti ve onuru korunur. ​Yerel esnaf sistemin dışında bırakılmamış ve korunmuş olur. ​2. Eskişehir'e Modern Mezbaha Şarttır ​Yanı başımızdaki Afyonkarahisar’da çok sayıda kesimhane ve et kombinası faaliyet gösterirken, Eskişehir’de seçeneklerin sınırlı kalması esnafı çevre illere bağımlı kılmaktadır. Kesim yaptırmak için yüzlerce kilometre yol gitmek zorunda kalan esnafın nakliye, zaman ve akaryakıt maliyetleri fiyatlara yansımaktadır. Eskişehir’in modern bir mezbahaya kavuşması artık bir tercih değil, zorunluluktur. ​3. Tavuk Parçalama Yetkisi Verilmelidir ​Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından teknik altyapısı ve hijyen yeterliliği denetlenen ruhsatlı kasaplara, özel onay belgesiyle kontrollü tavuk parçalama yetkisi verilmelidir. ​Sektör Temsilcilerine ve Kurumlara Uyarı ​Esnaf ve sanatkârımızdan yüksek aidatlar toplayan, makam odalarından çıkmayan sözde temsilcilere sesleniyoruz: Makam araçlarınızla ve özel şoförlerinizle esnafın arasına inin; kasap tezgâhlarına bakın, vatandaşı dinleyin. Esnaf size saltanat süresiniz diye yetki vermedi. ​Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre kırmızı et üretimi 2025 yılında %10,5 azalarak 1 milyon 885 bin 130 tona geriledi. İthalat kısa süreli bir çözüm olsa da yerli hayvancılık güçlendirilmediği sürece kriz tekrarlanacaktır. ​Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası olarak susmayacağız. Valiliğimizin koordinasyonunda; Büyükşehir Belediyesi, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ve Odamızın katılımıyla acil bir çalışma masası kurulmasını talep ediyoruz. ​Vatandaş kemiğe, kasap esnafı ise kepenk kapatmaya mahkûm edilemez!"

Eğirdir Gölü’nde Endemik Balık Türleri İçin Çalışma Haber

Eğirdir Gölü’nde Endemik Balık Türleri İçin Çalışma

Eğirdir Gölü’nde su ekosisteminin korunmasına yönelik çalışmalar sürerken, endemik balık türlerinin korunması ve muhafazası amacıyla kapsamlı örnekleme faaliyetleri gerçekleştirildi. Eğirdir Gölü’nde su eylem planı kapsamında çalışma Eğirdir Gölü Su Eylem Planı kapsamında yürütülen çalışmalar çerçevesinde, Eğirdir Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü sorumluluğunda örnekleme çalışması yapıldı. Çalışmanın, gölde bulunan endemik balık türlerinin korunması ve muhafazasına yönelik yürütülen faaliyetlerin bir parçası olduğu belirtildi. Endemik balık türleri izleniyor Eğirdir Gölü’nün su ekosisteminin ve biyolojik çeşitliliğinin korunması açısından yürütülen örnekleme çalışmalarında, endemik balık türlerine yönelik araştırmalar gerçekleştirildi. Eğirdir Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünün sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, çalışmaların “Eğirdir Gölü Su Eylem Planı” kapsamında sürdürüldüğü ifade edildi. Yürütülen çalışmalarla Eğirdir Gölü’ndeki endemik balık türlerinin mevcut durumunun izlenmesi ve korunmasına yönelik bilimsel çalışmaların desteklenmesi amaçlanıyor. Eğirdir Gölü’nün ekolojik geleceği için çalışmalar sürüyor Türkiye’nin önemli tatlı su ekosistemlerinden biri olan Eğirdir Gölü’nde su kaynaklarının korunması, biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi ve endemik türlerin muhafaza edilmesine yönelik çalışmalar devam ediyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.