Hava Durumu

#Fao

Kırsal Haber - Fao haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fao haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yarım Asırdan Geleceğe Bakliyata Değer Katan Reis Haber

Yarım Asırdan Geleceğe Bakliyata Değer Katan Reis

Türkiye’de bakliyat sektörünün standartlarını belirleyen ve markalaşma sürecine liderlik eden Reis Gıda, yarım asırlık başarı yolculuğunu 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü kapsamında Gastronometro’da düzenlenen özel bir buluşmayla paylaştı. Toplantıda, bakliyatın sadece bir gıda maddesi değil, sürdürülebilir bir gelecek için "stratejik bir değer" olduğu vurgulandı. ​Güven ve Bereketle Geçen 50 Yıl ​1975 yılında Mehmet Reis tarafından temelleri atılan marka, bugün "güven" ve "bereket" temalarıyla geleceği şekillendiriyor. Yerli üretimi destekleme ve sürdürülebilir tarım vizyonuyla hareket eden Reis Gıda, bakliyatı tarladan sofraya uzanan katma değerli bir zincire dönüştürdü. ​Toplantıda konuşan yetkililer, Reis’in kurumsal üretim geleneğinin arkasında yatan en büyük gücün, çiftçiyle kurulan omuz omuza bağ ve toprağa duyulan sadakat olduğunu belirttiler. ​Küresel Veriler Stratejik Önemi Kanıtlıyor ​Buluşmada paylaşılan OECD ve FAO verileri, bakliyatın önümüzdeki on yıla damga vuracağını gösteriyor: ​Üretim Artışı: Dünya genelinde bakliyat üretiminin 2034 yılına kadar %25 artışla 126 milyon tona ulaşması bekleniyor.​Tüketim Trendi: Kişi başı yıllık tüketimin 8,6 kg seviyesine çıkacağı öngörülüyor.​Pazar Büyüklüğü: Küresel bakliyat pazarının yaklaşık 82,4 milyar dolar hacme ulaştığı ifade ediliyor.​"Bakliyat Köyleri" 6 Yaşında: Yerli Üretime Tam Destek ​Reis Gıda’nın sürdürülebilir tarım vizyonunun en somut projesi olan Bakliyat Köyleri, bu yıl 6. yılını kutluyor. Sözleşmeli üretim modeliyle hem çiftçiyi koruyan hem de planlı tarımı yaygınlaştıran proje, Türkiye’nin bitkisel üretim potansiyelini maksimize etmeyi hedefliyor. ​Türkiye’nin 1990 yılındaki 2 milyon tonluk üretim rekorunu anımsatan Reis Gıda, planlı üretimle bu rakamın 2,5 milyon tonun üzerine çıkarılmasının bir hedef değil, zorunluluk olduğunu vurguladı. ​İklim Krizi ve Güvenli Gıdanın Anahtarı ​Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2026 yılını “Güvenli Gıda için Yatırım Seferberliği Yılı” ilan etmesine dikkat çekilen toplantıda, bakliyatın çevresel avantajları sıralandı: ​Azot Bağlama: Toprak sağlığını doğal yollarla geri kazandırır.​Düşük Su Ayak İzi: İklim krizi ve kuraklıkla mücadelede kilit rol oynar.​Bitkisel Protein: Vegan ve sağlıklı beslenme trendlerinin temel taşıdır.​Türkiye İçin Büyük Fırsat ​Türkiye'nin bakliyatın gen merkezi ve ana vatanı olduğunu hatırlatan Reis Gıda yetkilileri, 2025 yılında hububat ve bakliyat ihracatının 12 milyar 367 milyon dolara ulaşmasının, ülkemizin küresel pazardaki gücünü pekiştirdiğini belirtti. ​Reis Gıda’nın Mesajı Net: ​"Bakliyat; güvenli gıdanın, sürdürülebilir tarımın ve geleceğin sofralarının temel yapı taşıdır. Toprağa, üreticiye ve sofralara değer katmaya devam edeceğiz."

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez! Haber

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle yeniden şekillendiğini belirtti, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını ifade etti. Sarıbal, “Gıda krizi kapıda değil, içeride. Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” dedi. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında Türkiye’de derinleşen gıda krizine dikkati çekerek iktidarın tarım politikalarını eleştirdi. Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle hızla yeniden şekillendiğini, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını söyledi. “Gıda krizi kapıda değil, içeride” diyen Sarıbal, bu eğilimin gıdayı ekonomik olmaktan çıkartıp jeopolitik ve güvenlik başlığı haline getirdiğini belirterek, “Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın 2026 Küresel Görünüm Raporu’na göre gelecek yıl 318 milyon kişinin kriz seviyesinde veya daha kötü açlıkla karşı karşıya kalacağına dikkati çeken Sarıbal, bu rakamın 2019’a göre iki kat arttığını belirtti. BM ve FAO değerlendirmelerinde ise tarım ve gıda sistemlerindeki hatalı uygulamaların çevresel, sosyal ve sağlık maliyetlerinin yıllık 12,7 trilyon dolara ulaştığına işaret edildiğini hatırlattı. DÜNYA GIDA STOKLUYOR, TÜRKİYE SEYREDİYOR Milletvekili Sarıbal, İsveç, Norveç, Hindistan ve Endonezya’nın pirinçten buğdaya kadar stratejik ürün stokladığını aktardı. İsveç hükümetinin Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez tarım ve gıdada stratejik bütçe ayırdığını hatırlatan Sarıbal, 2026 bütçesinden 57 milyon doların tahıl depolarına ayrıldığını söyledi. 2025 yılında Türkiye’nin fiziksel üretim kaybıyla karşı karşıya kaldığını belirten Sarıbal, bitkisel üretimde 16 milyon tonluk düşüş yaşandığını dile getirdi. 2026’da kişi başı tüketimin yaklaşık 100 kilogram azalması beklendiğini kaydeden Sarıbal, bunun daha düşük beslenme, daha yüksek sağlık maliyetleri ve toplumsal riskler yaratacağını vurguladı. “BUĞDAY ÜRETİMİ KİŞİ BAŞI 295 KİLODAN 208 KİLOYA DÜŞTÜ” Türkiye’de buğday üretimindeki dramatik gerilemeye dikkati çeken Sarıbal, “2002 yılında AKP iktidara geldiğinde kişi başı buğday üretimi kriz yılı olmasına rağmen 295 kilogramdı. Aradan geçen 23 yılda bu miktar 87 kg azalarak 208 kilograma düştü. Halkımızın neden ekmeği pahalıya yediği bu gerçeğin altında yatıyor. Yoksa Rusya ve Ukrayna’dan buğday ithal edip un ihracatında zirvedeyiz diye övünmek marifet değil” ifadelerini kullandı. TÜRKİYE GIDA ENFLASYONUNDA ZİRVEDE! OECD verilerini paylaşan Sarıbal, Türkiye’nin gıda enflasyonunda: 1. sırada, dünya genelinde 5. Sırada yer aldığını belirterek, “Saray rejimi ülkemizi dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkelerden biri haline getirmiştir. Dünyada gıda fiyatları 2025 Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,3 oranında gerilerken, Türkiye’de yüzde 28,3 oranında artmıştır. Son bir yılda fiyat artışları ekmekte yüzde 43,1, dana etinde yüzde 48,1, taze balıkta yüzde 50,9, meyvelerde yüzde 42,7, margarinde yüzde 41,9, şebeke suyunda yüzde 58,9’a ulaşmıştır. 2003 yılından bu yana ortalama fiyatlar 35,1 kat, gıda fiyatları ise 49,3 kat artmıştır. Bu tablo; ücret artışlarının kağıt üzerinde büyütülüp, alım gücünün ise raflarda törpülendiği bir yoksullaştırma politikasıdır” dedi. GİRDİ MALİYETLERİ PATLADI Tarımın uzun süredir plansız, korumasız ve yönsüz bırakıldığını söyleyen Sarıbal, maliyetlerin dövize endeksli olduğunu hatırlatırken, “Mazot, gübre, yem dövize bağlı, destekler geç ve yetersiz, ithalat yerli üreticiyi tasfiye ediyor, hayvancılıkta ithalat kalıcı hale geldi. 2025 yılında üretici fiyatlarındaki artışlar yüzde 36,01, bazı kalemlerde artış yüzde 100’ün üzerine çıktı. Tarımda kullanılan mal ve hizmetlerdeki fiyat artışı ile birlikte maliyet baskısı da devam ediyor. Son dönemde hızla yükselen girdi maliyetleri, çiftçilerin ekonomik yükünü ciddi biçimde artırdı. ÜRE gübresi önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 51 oranında zamlanırken, 20.20.0 kompoze gübresindeki artış yüzde 46’yı aştı. DAP gübresinde yüzde 41’lik bir yükseliş görülürken, amonyum nitrat ve amonyum sülfat gübrelerinin fiyatları da yüzde 33 oranında arttı. Benzer şekilde yem fiyatları da yükseldi. Son bir yıl içinde süt ve besi yemi fiyatları yüzde 30 civarında artış gösterdi” diye konuştu. “DÜNYAYI DOYURACAĞIZ” YALANIYLA ENDÜSTRİYEL TARIM DAYATILDI İktidarı “her şey yolunda masalı” anlatmakla eleştiren Sarıbal, halkın çareyi tarihi geçmiş ürünlerin satıldığı marketlerde kuyruklarda aradığını söyledi. Yerel tohumların tasfiye edildiğini, hibrit ve GDO’lu tohumlara bağımlılık yaratıldığını, monokültür üretimin teşvik edildiğini söyleyen Sarıbal, Büyükşehir Yasası’nın en ağır darbelerden biri olduğunu vurguladı. Köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle meraların yok edildiğini, gençlerin göç ettiğini ve köy tüzel kişiliğinin ortadan kaldırıldığını belirtti. Bu manzaranın neoliberal tarım politikalarının sonucu olduğunu belirten Sarıbal; “Devlet tarımdan çekildi, tarım şirketlere bırakıldı, küçük üretici tasfiye edildi. İthalat çözüm diye dayatıldı, çiftçi borç batağına sürüklendi, pazara ulaşımın önüne engeller konuldu. Sonra da soğan, patates stoklayan tüccar masalları anlatıldı. Bu masalları bin yıl da anlatsanız sorunu asla çözemezsiniz. Gıda fiyatlarındaki fahiş artışların önüne geçmenin yolu şirketleri değil, küçük aile tarımını desteklemektir. Yerel tohumlarını özgür bırakın. Girdi maliyetlerini düşürün. Köyleri ve köylü haklarını iade edin. Üretici ile tüketici arasındaki zinciri kısaltın. Küçük üreticilerin örgütlenmesini engellemeyin. Meraları amaç dışı kullanıma, ranta açmayın. İthalatı değil üretimi teşvik edin. Yani ranttan değil emekten, üretmekten yana politikalar uygulayın” diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.