Hava Durumu

#Fao

Kırsal Haber - Fao haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fao haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nilüfer’in Gıda Modeli Bükreş’te Anlatıldı Haber

Nilüfer’in Gıda Modeli Bükreş’te Anlatıldı

Nilüfer Belediyesi, Romanya’da düzenlenen “Bükreş Gıda Sohbetleri” toplantısında tarım arazilerinin korunması ve kentsel gıda güvenliği alanındaki çalışmalarını paylaştı. Nilüfer’in 107 noktadan oluşan gıda ağı ve dijital tarım uygulamaları, kendi gıda politikasını oluşturmaya hazırlanan Bükreş için referans modellerden biri oldu. Nilüfer Belediyesi, kentsel gıda direnci ve tarım alanlarının korunması konularındaki uygulamalarını Romanya’da düzenlenen “Bükreş Gıda Sohbetleri” (Bucharest Food Conversations) konferansında aktardı. Bükreş’in gıda politikası oluşturma sürecinin ilk adımı sayılan toplantıda, Nilüfer’in tarımsal altyapısı ve gıda tedarik zincirindeki rolü paylaşıldı. Institut Français de Roumanie’de yapılan ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Eurocities ile Let’s Food Association temsilcilerinin katıldığı zirvede Nilüfer Belediyesi’ni, Sağlıklı Kentler Proje Koordinatörü ve Nilüfer Planlama ve Kalkınma Ajansı (PlaKA) Sorumlusu Mehmet Can Yılmaz temsil etti. Hızlı kentleşme ve sanayi baskısı altındaki tarım topraklarını korumanın önemine değinen Yılmaz, arazilerdeki yapılaşma riskine karşı yürütülen çalışmaları anlattı. Yılmaz, belediyenin, kırsal ile kent arasındaki bağları güçlendirmek amacıyla Hasanağa Gıda Merkezi ve Nilüfer Bostan satış noktaları üzerinden üretimi doğrudan kentliyle buluşturduğunu ve sürdürülebilir bir ekonomik model oluşturduklarını ifade etti. 107 NOKTADA GIDA AĞI Sistemin, 64 mahalle komitesi ve Nilüfer Kent Konseyi’nin dahil olduğu katılımcı bir yapıyla şekillendiğini belirten Yılmaz; tohum kütüphanesinden aşevlerine, kompost tesisinden çocuklara yönelik “Bostan Kaşifleri” eğitimlerine kadar 107 noktada faaliyet gösterdiklerini vurguladı. Toplantıda ayrıca, Nilüfer Belediyesi’nin test aşamasındaki tarım-gıda mobil uygulaması ile toprak kullanım haritaları ve analiz raporlarını içeren dijital altyapısı hakkında katılımcılara bilgi verildi. Yılmaz sunumunda, “Bu sistem, kadın derneklerinden mahalle komitelerine kadar tüm Nilüferlilerin desteğiyle oluşturulan kolektif bir yapıdır. Belediye olarak hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği dirençli bir kent için sistemdeki eksiklikleri gidermeye devam ediyoruz. Bu ekosistem, emek ve zaman verildiğinde yerel yönetimlerin neleri başarabileceğinin bir göstergesidir” ifadelerini kullandı.

Tarımın Geleceği İzmir’de Masaya Yatırıldı Haber

Tarımın Geleceği İzmir’de Masaya Yatırıldı

İzmir Ticaret Borsası (İTB) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) iş birliğinde FAO’nun Avrupa ve Orta Asya Bölgesi özel sektör istişare süreci kapsamında tarım-gıda sistemlerinin geleceğini şekillendirecek kritik bir toplantı gerçekleştirildi. İzmir Ticaret Borsası’nın ev sahipliğinde gerçekleşen ve küresel gıda güvenliği ile sürdürülebilir tarım hedefleri doğrultusunda stratejik bir organizasyon niteliği taşıyan “FAO–Özel Sektör Diyaloğu: Özel Sektör Görüşlerinin Şekillendirilmesi” Toplantısı, 29 Nisan 2026 tarihinde İzQ Girişimcilik Merkezi’nde düzenlendi. Bölgedeki tarım politikalarına katkı sunacak aktörleri bir araya getiren toplantıya; Türkiye ve bölge ülkelerinden özel sektör temsilcileri, KOBİ’ler, üretici birlikleri, finans kuruluşları, kamu temsilcileri ile FAO ve İTB’nin üst düzey yetkilileri katıldı. Hibrit formatta düzenlenen toplantı, 11–15 Mayıs 2026 tarihlerinde Tacikistan’ın Duşanbe kentinde düzenlenecek olan 35. FAO Avrupa Bölgesel Konferansı (ERC35) için ana hazırlık platformu olma niteliği taşıyor. Toplantıda alınan kararlar ve oluşturulan görüşler, doğrudan Duşanbe’deki bölgesel politika süreçlerine aktarılacak. Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, “FAO, kuruluşundan bu yana gıda güvenliği, sürdürülebilir tarım ve kırsal kalkınma alanlarında dünyanın en önemli referans kurumlarından biri olmuştur. Özellikle günümüzde; iklim değişikliği, doğal kaynakların korunması, gıda arz güvenliği ve tarımsal üretimde sürdürülebilirlik gibi küresel zorluklar karşısında FAO’nun rolü her zamankinden daha kritik hale gelmiştir. Bizler de İzmir Ticaret Borsası olarak, FAO’nun bu küresel vizyonunu yerel dinamiklerle buluşturmanın büyük bir fırsat olduğuna inanıyoruz.” dedi. Bu iş birliği sayesinde tarımsal üretimde verimliliği artıran, çevresel sürdürülebilirliği destekleyen ve üreticileri güçlendiren yeni projeler geliştirme imkânına sahip olduklarını dile getiren Kestelli, “Borsamız ve FAO arasında başlayacak olan işbirliğimiz kapsamında önümüzdeki dönemde, ortak projeler ve faaliyetlerle; yenilikçi uygulamaları yaygınlaştırmayı, bilgi paylaşımını artırmayı ve sektörümüzün uluslararası rekabet gücünü daha da ileri taşımayı hedefliyoruz.” diye konuştu. FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, FAO Avrupa ve Orta Asya Bölgesi özel sektör istişare toplantısının iki sene önce olduğu gibi tekrar Türkiye’de ve özellikle tarım ve gıda alanında potansiyeli en yüksek illerden biri olan İzmir‘de düzenlenmesinin önemine değinen konuşmasında bugünkü istişarenin sürdürülebilir tarım ve tarım-gıda sistemlerinin dönüşümü, biyolojik çeşitliliğin korunması ve iklim dirençliliği, tarımda dijital inovasyon ile tarım-gıda sistemlerinin finansmanı başlıklarında özel sektörün somut önerilerinin FAO’nun özel sektör işbirliklerine yönelik gelecek politikalarına katkı sunacağını vurguladı. Selışık, ‘Burada şekillenen öncelik ve önerilerin ortak mesajlara dönüştürülerek bölgesel toplantıdaki tartışmalara somut çıkarımlar sağlamasını hedefliyoruz’ dedi. Ayrıca, İzmir Ticaret Borsası ile FAO iş birliğini daha sağlam bir zemine oturtmak üzere bir Mutabakat Zaptı üzerinde çalıştıklarını belirtti. Özel Sektörün Sesi Politikalara Yansıyor Toplantı kapsamında, tarım-gıda sistemlerinde sürdürülebilirlik, dayanıklılık ve kapsayıcılık ile finansman ana temaları masaya yatırılarak Avrupa ve Orta Asya Bölgesi için öncelikli ihtiyaçlar belirlendi, tarım ve gıda alanında faaliyet gösteren özel sektör kuruluşlarının politika yapım süreçlerinde daha etkin rol alması için somut öneriler geliştirildi ve paydaşlar arasındaki koordinasyonun artırılması için yeni iş birliği modelleri tartışıldı. 2026–2030 Vizyonu: Yenilik ve Yatırım Etkinlikte ayrıca FAO’nun 2026–2030 Özel Sektörle İş Birliği Stratejisi de kamuoyuna tanıtıldı. Bu yeni Stratejiyle; özel sektörün sahip olduğu inovasyon gücü ve yatırım kapasitesinin, FAO’nun küresel hedefleriyle tam uyumlu hale getirilerek tarım-gıda sistemlerindeki dönüşümün sürdürülebilirliğine katkı sunması amaçlanıyor. İzmir Ticaret Borsası’nın ev sahipliğinde gerçekleşen bu bölgesel buluşma, İzmir’i uluslararası tarım-gıda diplomasisinin buluşma noktası haline getirirken, Türkiye’nin tarım-gıda alanındaki özel sektör varlığı ve deneyiminin küresel düzeydeki görünürlüğünü de artıracaktır. Etkinlik sonunda hazırlanacak sonuç raporu ve belirlenen mesajlar, Mayıs ayında Tacikistan’da düzenlenecek olan FAO Bölgesel Konferansı’na taşınarak bölgesel politika geliştirme ve uygulama süreçlerine doğrudan katkı sunacak.

Genç Çiftçiler Ankara’da Buluştu Haber

Genç Çiftçiler Ankara’da Buluştu

Tarım ve Gıda Etiği Derneği (TARGET) ve Tarım ve Orman Bakanlığı iş birliğiyle düzenlenen "Tarım Gıda Etiği Genç Çiftçiler Buluşması" Ankara’da gerçekleştirildi. 38 gencin katıldığı etkinlikte tarımın geleceği ve etik değerler masaya yatırıldı. ​ANKARA – Türkiye’nin dört bir yanından gelen genç üreticiler, 1-3 Nisan 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen tarihi bir etkinlikte buluştu. Tarım ve Orman Bakanlığı (TOB) Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı ile TARGET tarafından organize edilen “Tarım Gıda Etiği Genç Çiftçiler Buluşması”, tarım sistemlerindeki değer sorunlarını bilimsel bir perspektifle ele aldı. ​Geleceğin Tarımı İçin "Etik" Vurgusu ​Etkinliğin açılışında konuşan TARGET Başkanı Prof. Dr. Cemal Taluğ, “genç çiftçi” kavramının stratejik önemine dikkat çekti. Taluğ, gençlerin sadece üretici değil, aynı zamanda adil ve doğaya dost bir gıda sisteminin en büyük güvencesi olduklarını belirtti. ​Açılış oturumuna; TOB Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanı Dr. Bülent Kahraman Çolakoğlu, FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Dr. Ersin Dilber ve Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. Zümrüt Begüm Ögel gibi sektörün öncü isimleri katılarak gençlere destek verdi. ​Üç Günlük Yoğun Eğitim Maratonu ​Etkinlik süresince gençler, alanında uzman akademisyenlerden kritik konularda eğitim alma fırsatı buldu: ​İletişim ve Teknoloji: Prof. Dr. Fatih Keskin ile "Etkili İletişim ve Etik", Mine Ataman ile "Algoritmaların İştahı". ​Toprak ve Su Yönetimi: Prof. Dr. Ayten Namlı’dan "Toprak Sağlığı" ve Murat Mengüloğlu’ndan "Su Yönetiminde Humusun Önemi". ​Finans ve Girişimcilik: Prof. Dr. Kürşat Demiryürek ile "Girişim Etiği" ve İbrahim Oğuz ile "Finansman Etiği". ​Ar-Ge ve İnovasyon: TAGEM Genel Müdürü M. Altuğ Atalay’ın "AR-GE Etiği" sunumu katılımcılardan büyük ilgi gördü. ​Genç Çiftçilerin Sesi: Anket ve Değerlendirme ​Programın son gününde gerçekleştirilen anket çalışmasıyla, genç çiftçilerin tarım ve gıda etiği konusundaki görüşleri kayıt altına alındı. Sonuçların tartışıldığı oturumda, gençlerin sektördeki etik beklentileri ve karşılaştıkları zorluklar analiz edildi. ​Kapanış konuşmasında Prof. Dr. Cemal Taluğ, "Üretken, adil ve emeğe saygılı bir sistem için genç çiftçiler bizim en büyük teminatımızdır" diyerek, projenin sürdürülebilirliği mesajını verdi.

CHP'li Kış: "Gıda Fiyatları Kontrolden Çıktı!" Haber

CHP'li Kış: "Gıda Fiyatları Kontrolden Çıktı!"

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, son açıklanan enflasyon verilerini ve küresel gelişmelerin Türkiye ekonomisine etkisini değerlendirerek, enflasyonun yeniden yükseliş eğilimine girdiğini ve önümüzdeki aylarda bu artışın daha da hızlanabileceğini söyledi. Kış, özellikle gıda fiyatlarındaki sert artışın vatandaşın mutfağını doğrudan vurduğunu belirtti. Şubat ayı verilerine göre enflasyonun farklı kurumların hesaplamalarında da yükseldiğine dikkat çeken Kış, TÜİK’e göre yüzde 2,96, İstanbul Ticaret Odası’na göre yüzde 3,85 ve ENAG’a göre yüzde 4,01 olarak gerçekleştiğini hatırlattı. Yılın ilk iki ayında enflasyonun TÜİK’e göre yüzde 7,95, İTO’ya göre yüzde 8,59 ve ENAG’a göre yüzde 10,58 seviyesine çıktığını belirten Kış, yıllık enflasyonun da bütün endekslerde yükseldiğini söyledi. Şubat sonu itibarıyla yıllık enflasyonun TÜİK’e göre yüzde 31,53, İTO’ya göre yüzde 37,88 ve ENAG’a göre yüzde 54,14seviyesine ulaştığını belirten Kış, “Hangi veriye bakarsanız bakın tablo aynı: Enflasyon yeniden yükseliyor” dedi. “Daha yılın başında hedefin yarısına gelindi” İktidarın ve Merkez Bankası’nın 2026 yılı için yüzde 16 enflasyon hedefi koyduğunu hatırlatan Kış, ilk iki ayda yaşanan yüzde 7,95’lik artışın hedefin neredeyse yarısına ulaştığını söyledi. “Bu hedefin gerçekleşebilmesi için yılın geri kalan 10 ayında aylık enflasyonun ortalama yüzde 0,8’in altında kalması gerekiyor. Türkiye’nin mevcut ekonomik koşullarında bunun gerçekleşmesi neredeyse imkânsızdır” diyen Kış, enflasyonla mücadelede gerçekçi bir program olmadığını savundu. “Savaşın etkisi marttan itibaren hissedilecek” Ocak ve şubat aylarındaki enflasyonun büyük ölçüde Türkiye’nin iç ekonomik dinamiklerinden kaynaklandığını belirten Kış, mart ayından itibaren küresel gelişmelerin de fiyatları yukarı çekeceğini söyledi. Ham petrol fiyatlarının kısa sürede 60 dolardan 103 dolara çıkarak yüzde 70’ten fazla arttığını, doğalgaz fiyatlarında ise yüzde 80’e yakın artış yaşandığını belirten Kış, savaşın uzun sürmesi halinde petrol fiyatlarının 200 dolara kadar çıkabileceğiyönünde tahminler yapıldığını söyledi. Kış, iktidarın akaryakıt zamlarını ÖTV indirimleriyle sınırlamaya çalıştığını ancak bu politikanın sürdürülebilir olmadığını belirterek, “ÖTV indirilecek alan kalmadığında zamlar kaçınılmaz hale gelecek. Bu da tarımdan sanayiye kadar bütün sektörlerde maliyet patlaması anlamına geliyor” dedi. “Emeklinin ve çalışanın maaşı iki ayda eridi” Yüksek enflasyonun sabit gelirli kesimleri hızla yoksullaştırdığını belirten Kış, yıl başında yapılan maaş artışlarının daha ilk iki ayda büyük ölçüde eridiğini söyledi. 2026 yılı başında işçi ve Bağ-Kur emeklilerine yüzde 12,19 zam yapıldığını hatırlatan Kış, “Ocak ve şubat aylarında gerçekleşen yüzde 7,95’lik enflasyon, bu zammın yüzde 61’ini daha şimdiden eritti” dedi. En düşük 20 bin liralık emekli maaşının yaklaşık 1.595 lirasının iki ay içinde eridiğini belirten Kış, memurlar için de benzer bir tablo olduğunu ifade etti. “En düşük 61 bin 890 liralık memur maaşının 4 bin 920 lirası sadece iki ayda eridi. 28 bin 75 liralık asgari ücretin ise 2 bin 232 lirası enflasyon karşısında yok oldu” diyen Kış, maaşların enflasyona yetişemediğini söyledi. “Gıda fiyatları kontrolden çıktı” Kış, en çarpıcı artışın gıda fiyatlarında yaşandığını belirterek TÜİK verilerine göre ocak ayında gıda fiyatlarının yüzde 6,59, şubat ayında ise yüzde 6,89 arttığını söyledi. “Sadece iki ayda gıda fiyatları yüzde 13,93 arttı. Yıllık gıda enflasyonu ise yüzde 36,44 seviyesine çıktı” diyen Kış, Türkiye’nin bu oranla dünyada İran’dan sonra ikinci sırada yer aldığını ifade etti. Şubat ayında özellikle temel gıda ürünlerinde yaşanan artışların dikkat çekici olduğunu belirten Kış, şu örnekleri verdi: • Domates, biber ve salatalık gibi sebzelerin fiyatı aylık yüzde 33, yıllık yüzde 88arttı. • Taze baklagillerin fiyatı aylık yüzde 21,6, yıllık yüzde 155 arttı. • Tereyağı fiyatı aylık yüzde 16,4, yıllık yüzde 38,2 arttı. • Süt fiyatları aylık yüzde 15,4, yıllık yüzde 34 arttı. • Yoğurt fiyatları aylık yüzde 14,9, yıllık yüzde 30 arttı. • Portakal ve mandalina fiyatları aylık yüzde 12,8, yıllık yüzde 57 arttı. • Peynir fiyatı aylık yüzde 10,4, yıllık yüzde 27 arttı. “Dünyada gıda ucuzluyor, Türkiye’de pahalanıyor” CHP’li Kış, FAO verilerine göre dünyada gıda fiyatlarının son bir yılda yüzde 1 azaldığını, Türkiye’de ise aynı dönemde hızla arttığını vurguladı. “Dünya gıda fiyatları düşerken Türkiye’de artıyorsa bunun nedeni küresel kriz değil, yanlış ekonomi politikalarıdır” diyen Kış, vatandaşın mutfağındaki krizin giderek derinleştiğini söyledi. Kış açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Enflasyon artık sadece bir ekonomik veri değil, vatandaşın günlük hayatının en ağır gerçeği haline geldi. Mutfakta yangın var. İktidar ise hâlâ bu yangını görmezden geliyor.”

Yarım Asırdan Geleceğe Bakliyata Değer Katan Reis Haber

Yarım Asırdan Geleceğe Bakliyata Değer Katan Reis

Türkiye’de bakliyat sektörünün standartlarını belirleyen ve markalaşma sürecine liderlik eden Reis Gıda, yarım asırlık başarı yolculuğunu 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü kapsamında Gastronometro’da düzenlenen özel bir buluşmayla paylaştı. Toplantıda, bakliyatın sadece bir gıda maddesi değil, sürdürülebilir bir gelecek için "stratejik bir değer" olduğu vurgulandı. ​Güven ve Bereketle Geçen 50 Yıl ​1975 yılında Mehmet Reis tarafından temelleri atılan marka, bugün "güven" ve "bereket" temalarıyla geleceği şekillendiriyor. Yerli üretimi destekleme ve sürdürülebilir tarım vizyonuyla hareket eden Reis Gıda, bakliyatı tarladan sofraya uzanan katma değerli bir zincire dönüştürdü. ​Toplantıda konuşan yetkililer, Reis’in kurumsal üretim geleneğinin arkasında yatan en büyük gücün, çiftçiyle kurulan omuz omuza bağ ve toprağa duyulan sadakat olduğunu belirttiler. ​Küresel Veriler Stratejik Önemi Kanıtlıyor ​Buluşmada paylaşılan OECD ve FAO verileri, bakliyatın önümüzdeki on yıla damga vuracağını gösteriyor: ​Üretim Artışı: Dünya genelinde bakliyat üretiminin 2034 yılına kadar %25 artışla 126 milyon tona ulaşması bekleniyor.​Tüketim Trendi: Kişi başı yıllık tüketimin 8,6 kg seviyesine çıkacağı öngörülüyor.​Pazar Büyüklüğü: Küresel bakliyat pazarının yaklaşık 82,4 milyar dolar hacme ulaştığı ifade ediliyor.​"Bakliyat Köyleri" 6 Yaşında: Yerli Üretime Tam Destek ​Reis Gıda’nın sürdürülebilir tarım vizyonunun en somut projesi olan Bakliyat Köyleri, bu yıl 6. yılını kutluyor. Sözleşmeli üretim modeliyle hem çiftçiyi koruyan hem de planlı tarımı yaygınlaştıran proje, Türkiye’nin bitkisel üretim potansiyelini maksimize etmeyi hedefliyor. ​Türkiye’nin 1990 yılındaki 2 milyon tonluk üretim rekorunu anımsatan Reis Gıda, planlı üretimle bu rakamın 2,5 milyon tonun üzerine çıkarılmasının bir hedef değil, zorunluluk olduğunu vurguladı. ​İklim Krizi ve Güvenli Gıdanın Anahtarı ​Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2026 yılını “Güvenli Gıda için Yatırım Seferberliği Yılı” ilan etmesine dikkat çekilen toplantıda, bakliyatın çevresel avantajları sıralandı: ​Azot Bağlama: Toprak sağlığını doğal yollarla geri kazandırır.​Düşük Su Ayak İzi: İklim krizi ve kuraklıkla mücadelede kilit rol oynar.​Bitkisel Protein: Vegan ve sağlıklı beslenme trendlerinin temel taşıdır.​Türkiye İçin Büyük Fırsat ​Türkiye'nin bakliyatın gen merkezi ve ana vatanı olduğunu hatırlatan Reis Gıda yetkilileri, 2025 yılında hububat ve bakliyat ihracatının 12 milyar 367 milyon dolara ulaşmasının, ülkemizin küresel pazardaki gücünü pekiştirdiğini belirtti. ​Reis Gıda’nın Mesajı Net: ​"Bakliyat; güvenli gıdanın, sürdürülebilir tarımın ve geleceğin sofralarının temel yapı taşıdır. Toprağa, üreticiye ve sofralara değer katmaya devam edeceğiz."

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez! Haber

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle yeniden şekillendiğini belirtti, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını ifade etti. Sarıbal, “Gıda krizi kapıda değil, içeride. Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” dedi. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında Türkiye’de derinleşen gıda krizine dikkati çekerek iktidarın tarım politikalarını eleştirdi. Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle hızla yeniden şekillendiğini, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını söyledi. “Gıda krizi kapıda değil, içeride” diyen Sarıbal, bu eğilimin gıdayı ekonomik olmaktan çıkartıp jeopolitik ve güvenlik başlığı haline getirdiğini belirterek, “Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın 2026 Küresel Görünüm Raporu’na göre gelecek yıl 318 milyon kişinin kriz seviyesinde veya daha kötü açlıkla karşı karşıya kalacağına dikkati çeken Sarıbal, bu rakamın 2019’a göre iki kat arttığını belirtti. BM ve FAO değerlendirmelerinde ise tarım ve gıda sistemlerindeki hatalı uygulamaların çevresel, sosyal ve sağlık maliyetlerinin yıllık 12,7 trilyon dolara ulaştığına işaret edildiğini hatırlattı. DÜNYA GIDA STOKLUYOR, TÜRKİYE SEYREDİYOR Milletvekili Sarıbal, İsveç, Norveç, Hindistan ve Endonezya’nın pirinçten buğdaya kadar stratejik ürün stokladığını aktardı. İsveç hükümetinin Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez tarım ve gıdada stratejik bütçe ayırdığını hatırlatan Sarıbal, 2026 bütçesinden 57 milyon doların tahıl depolarına ayrıldığını söyledi. 2025 yılında Türkiye’nin fiziksel üretim kaybıyla karşı karşıya kaldığını belirten Sarıbal, bitkisel üretimde 16 milyon tonluk düşüş yaşandığını dile getirdi. 2026’da kişi başı tüketimin yaklaşık 100 kilogram azalması beklendiğini kaydeden Sarıbal, bunun daha düşük beslenme, daha yüksek sağlık maliyetleri ve toplumsal riskler yaratacağını vurguladı. “BUĞDAY ÜRETİMİ KİŞİ BAŞI 295 KİLODAN 208 KİLOYA DÜŞTÜ” Türkiye’de buğday üretimindeki dramatik gerilemeye dikkati çeken Sarıbal, “2002 yılında AKP iktidara geldiğinde kişi başı buğday üretimi kriz yılı olmasına rağmen 295 kilogramdı. Aradan geçen 23 yılda bu miktar 87 kg azalarak 208 kilograma düştü. Halkımızın neden ekmeği pahalıya yediği bu gerçeğin altında yatıyor. Yoksa Rusya ve Ukrayna’dan buğday ithal edip un ihracatında zirvedeyiz diye övünmek marifet değil” ifadelerini kullandı. TÜRKİYE GIDA ENFLASYONUNDA ZİRVEDE! OECD verilerini paylaşan Sarıbal, Türkiye’nin gıda enflasyonunda: 1. sırada, dünya genelinde 5. Sırada yer aldığını belirterek, “Saray rejimi ülkemizi dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkelerden biri haline getirmiştir. Dünyada gıda fiyatları 2025 Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,3 oranında gerilerken, Türkiye’de yüzde 28,3 oranında artmıştır. Son bir yılda fiyat artışları ekmekte yüzde 43,1, dana etinde yüzde 48,1, taze balıkta yüzde 50,9, meyvelerde yüzde 42,7, margarinde yüzde 41,9, şebeke suyunda yüzde 58,9’a ulaşmıştır. 2003 yılından bu yana ortalama fiyatlar 35,1 kat, gıda fiyatları ise 49,3 kat artmıştır. Bu tablo; ücret artışlarının kağıt üzerinde büyütülüp, alım gücünün ise raflarda törpülendiği bir yoksullaştırma politikasıdır” dedi. GİRDİ MALİYETLERİ PATLADI Tarımın uzun süredir plansız, korumasız ve yönsüz bırakıldığını söyleyen Sarıbal, maliyetlerin dövize endeksli olduğunu hatırlatırken, “Mazot, gübre, yem dövize bağlı, destekler geç ve yetersiz, ithalat yerli üreticiyi tasfiye ediyor, hayvancılıkta ithalat kalıcı hale geldi. 2025 yılında üretici fiyatlarındaki artışlar yüzde 36,01, bazı kalemlerde artış yüzde 100’ün üzerine çıktı. Tarımda kullanılan mal ve hizmetlerdeki fiyat artışı ile birlikte maliyet baskısı da devam ediyor. Son dönemde hızla yükselen girdi maliyetleri, çiftçilerin ekonomik yükünü ciddi biçimde artırdı. ÜRE gübresi önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 51 oranında zamlanırken, 20.20.0 kompoze gübresindeki artış yüzde 46’yı aştı. DAP gübresinde yüzde 41’lik bir yükseliş görülürken, amonyum nitrat ve amonyum sülfat gübrelerinin fiyatları da yüzde 33 oranında arttı. Benzer şekilde yem fiyatları da yükseldi. Son bir yıl içinde süt ve besi yemi fiyatları yüzde 30 civarında artış gösterdi” diye konuştu. “DÜNYAYI DOYURACAĞIZ” YALANIYLA ENDÜSTRİYEL TARIM DAYATILDI İktidarı “her şey yolunda masalı” anlatmakla eleştiren Sarıbal, halkın çareyi tarihi geçmiş ürünlerin satıldığı marketlerde kuyruklarda aradığını söyledi. Yerel tohumların tasfiye edildiğini, hibrit ve GDO’lu tohumlara bağımlılık yaratıldığını, monokültür üretimin teşvik edildiğini söyleyen Sarıbal, Büyükşehir Yasası’nın en ağır darbelerden biri olduğunu vurguladı. Köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle meraların yok edildiğini, gençlerin göç ettiğini ve köy tüzel kişiliğinin ortadan kaldırıldığını belirtti. Bu manzaranın neoliberal tarım politikalarının sonucu olduğunu belirten Sarıbal; “Devlet tarımdan çekildi, tarım şirketlere bırakıldı, küçük üretici tasfiye edildi. İthalat çözüm diye dayatıldı, çiftçi borç batağına sürüklendi, pazara ulaşımın önüne engeller konuldu. Sonra da soğan, patates stoklayan tüccar masalları anlatıldı. Bu masalları bin yıl da anlatsanız sorunu asla çözemezsiniz. Gıda fiyatlarındaki fahiş artışların önüne geçmenin yolu şirketleri değil, küçük aile tarımını desteklemektir. Yerel tohumlarını özgür bırakın. Girdi maliyetlerini düşürün. Köyleri ve köylü haklarını iade edin. Üretici ile tüketici arasındaki zinciri kısaltın. Küçük üreticilerin örgütlenmesini engellemeyin. Meraları amaç dışı kullanıma, ranta açmayın. İthalatı değil üretimi teşvik edin. Yani ranttan değil emekten, üretmekten yana politikalar uygulayın” diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.