Hava Durumu

#Gıda Güvencesi

Kırsal Haber - Gıda Güvencesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Güvencesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tarımda Kadın Gücü: Işılay Reis Yorgun ile 2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı Üzerine Haber

Tarımda Kadın Gücü: Işılay Reis Yorgun ile 2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı Üzerine

TOBB Kadın Girişimciler Üst Kurul Üyesi ve REİS Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis Yorgun ile 2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı'nı, kırsalda dijital dönüşümü ve kadın istihdamını konuştuk. Işılay Reis Yorgun ile yaptığımız röportajın detayları; Kırsal Haber: ''2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı’nın yalnızca farkındalık oluşturan bir yıl olarak kalmaması ve Türkiye’de kalıcı politikalara dönüşmesi için sizce hangi adımlar atılmalı?'' Işılay Reis Yorgun: ''2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı, kadınların tarım ve gıda sistemlerindeki rolünü görünür kılmak açısından çok önemli bir fırsat sunuyor. Bu farkındalığın kalıcı kazanımlara dönüşmesi için kadın çiftçilerin kayıtlı üretime, finansmana, teknolojiye, eğitime ve pazara erişimini güçlendiren uzun vadeli uygulamalara ihtiyaç var. ​FAO’ya göre tarımda kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizliklerin azaltılması, küresel ekonomiye yaklaşık 1 trilyon dolar katkı sağlayabilir ve gıda güvensizliği yaşayan insan sayısını 45 milyon azaltabilir. Bu veriler, kadın çiftçilerin güçlendirilmesinin yalnızca toplumsal eşitlik açısından değil, ekonomik kalkınma ve gıda güvencesi bakımından da stratejik önem taşıdığını gösteriyor. ​Türkiye’de yürütülen kırsal kalkınma programları, kadın ve genç girişimcilere sağlanan öncelikler ve kooperatifçilik çalışmaları bu alanda önemli bir zemin oluşturuyor. Bu çalışmaların eğitim, mentorluk, teknoloji kullanımı, markalaşma ve sürdürülebilir pazar erişimiyle desteklenmesi, daha kalıcı ve ölçülebilir sonuçlar elde edilmesini sağlayacaktır. ​Bu noktada TOBB Kadın Girişimciler Kurulumuzun çalışmaları da büyük önem taşıyor. İl Kadın Girişimciler Kurullarımız, koordinatör oda ve borsalarımız ile sahada gönüllülükle görev yapan kurul üyelerimiz, 81 ilde geliştirdikleri projelerle kadınların ekonomik ve sosyal hayata daha güçlü katılımını destekliyor. ​Bu çalışmaların önemli örneklerinden biri, bugün 41 ilimizde uygulanan “Tarımda Kadın Eli” projesidir. Bu projeyi dönemsel bir çalışma olmanın ötesinde, ölçülebilir sonuçlar üreten uzun vadeli bir kırsal kalkınma modeli olarak değerlendiriyoruz. Hedefimiz; kadınların üretimin her aşamasında söz sahibi olması, emeklerinin ekonomik değere dönüşmesi, kendi gelirlerini elde edebilmesi ve sürdürülebilir ticari yapıların kalıcı bir parçası hâline gelmesidir. ​Özel sektörün de üretim planlaması, sözleşmeli tarım, teknik destek ve düzenli alım modelleriyle bu sürece katkı sunması gerektiğine inanıyorum. Biz de Reis Gıda olarak “Reis Bakliyat Köyleri” projemizle üreticilerin doğru tohuma, üretim bilgisine, teknik desteğe ve güvenilir pazara erişimini destekleyen bütüncül bir model uyguluyoruz. ​2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı’nın; kamu, özel sektör, sivil toplum ve akademi arasındaki iş birliklerini güçlendiren, kadınların üretimden yönetime kadar tarımın her alanında daha etkin rol üstlendiği kalıcı bir dönüşümün başlangıcı olmasını diliyorum.'' ​Kırsal Haber: ''Kadın girişimciliği politikalarında kırsalda yaşayan ve tarımsal üretim yapan kadınların dijital dönüşümüne yeterince yer veriliyor mu?'' ​Işılay Reis Yorgun: ''Son yıllarda kadınların dijital becerilerini geliştirmeye yönelik çok değerli projeleri TOBB Kadın Girişimciler Üst Kurulu olarak da yürütüyoruz. “Dijitalde Hayat Kolay” and “Geleceği Yazan Kadınlar” gibi çalışmalar, kadınların teknolojiyle, e-ticaretle ve yeni iş modelleriyle buluşmasına önemli katkılar sağladı. ​Ticaret Bakanlığımız da 2025-2029 Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında kooperatiflerin dijital pazarlara erişimini ve e-ticaretteki rekabet gücünü artırmaya yönelik iş birliği protokolü imzaladı. ​Bu çalışmaların kırsaldaki kadınlara yönelik özel içeriklerle de bütünleşmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü tarımda dijital dönüşüm yalnızca ürünün internet üzerinden satılması anlamına gelmiyor. Kadın çiftçinin üretim maliyetini hesaplaması, destekleri takip etmesi, hava ve toprak verilerine ulaşması, dijital tarım uygulamalarını kullanması ve ürününü doğrudan tüketiciyle buluşturması da bu dönüşümün parçasıdır. ​Köylerde kurulabilecek dijital eğitim noktaları, mobil eğitim ekipleri ve yerel mentorluk ağları bu süreci hızlandırabilir. Amaç, kadınların yalnızca teknolojiyi kullanması değil; teknolojiyi üretimlerini geliştiren ve pazara erişimlerini kolaylaştıran bir araca dönüştürmeleridir.'' ​Kırsal Haber: ''Kadınların tarımsal üretimdeki görünmez emeğini kayıtlı istihdama ve kadın girişimciliğine dönüştürmek mümkün mü, mümkünse nasıl?'' ​Işılay Reis Yorgun: ''Elbette mümkündür. Kadınlar tarımsal üretimin her aşamasında çok değerli bir sorumluluk üstleniyor. Tohumun hazırlanmasından ekime, hasattan ürünün işlenmesine ve sofraya ulaştırılmasına kadar kadın emeğinin güçlü bir katkısı bulunuyor. ​Bu emeğin ekonomik değere dönüşmesi için kadınların kayıtlı üretime, sosyal güvenceye, finansmana ve satış kanallarına erişiminin desteklenmesi gerekiyor. Kadın üreticilerin maliyet yönetimi, ürün geliştirme, paketleme, markalaşma ve e-ticaret gibi alanlarda güçlendirilmesi de girişimciliğe geçişi kolaylaştıracaktır. ​Kooperatifler, bu dönüşümde önemli bir dayanışma ve üretim modeli sunuyor. Kooperatiflerin profesyonel yönetim, kalite, lojistik, markalaşma ve pazarlama kapasitelerinin geliştirilmesiyle kadınların ürünlerini daha geniş pazarlara ulaştırması mümkün olabilir. ​Biz Reis Gıda olarak kadın kooperatifleriyle gerçekleştirdiğimiz çalışmalar sayesinde yaklaşık 300 kadının iş gücüne katılımına katkı sağladık. Tecrübemiz bize kadınların bilgi, üretim desteği ve pazar imkanıyla buluştuklarında çok güçlü ve sürdürülebilir girişimler oluşturabildiklerini gösteriyor.'' ​Kırsal Haber: ''Kadının eğitime erişiminin ulaşım, ev içi sorumluluklar veya aile içindeki karar mekanizmaları nedeniyle kısıtlandığı durumlarda, eğitimi kadının ayağına götürmek ve onu güçlendirmek için nasıl modeller geliştirebiliriz?'' ​Işılay Reis Yorgun: ''Eğitim modellerinin kadınların günlük hayatına, üretim takvimine ve bulunduğu bölgenin koşullarına uyumlu olması gerektiğini düşünüyorum. Mobil eğitim araçları, köylerde gerçekleştirilen uygulamalı çalışmalar, kooperatiflerde oluşturulan eğitim noktaları ve dijital eğitim platformları bu konuda etkili çözümler sunabilir. ​Eğitim saatlerinin tarımsal faaliyetlere göre planlanması, ulaşım ve çocuk bakım desteğinin sağlanması katılımı kolaylaştıracaktır. İnternet erişiminin sınırlı olduğu bölgelerde ise çevrimdışı kullanılabilen içerikler ve telefonla danışmanlık modelleri değerlendirilebilir. ​Mentorluk da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Aynı bölgeden başarılı kadın üreticilerin bilgi ve tecrübelerini paylaşması, kadınlara hem yol gösterir hem de cesaret verir. Eğitimin yalnızca bilgi aktaran değil, kadınları üretime ve girişimciliğe hazırlayan sürekli bir gelişim modeli olması gerektiğine inanıyorum.'' ​Kırsal Haber: ''Bir genç kadının köyünde kalması için yalnızca toprağının ve gelirinin olması yeterli mi, yoksa sosyal ve kültürel açıdan da kendini ait hissedeceği bir kırsal yaşam mı gerekiyor?'' ​Işılay Reis Yorgun: ''Toprak ve sürdürülebilir gelir temel unsurlardır. Ancak gençlerin kırsalda kalabilmesi için sosyal, kültürel ve teknolojik imkânların da geliştirilmesi gerekiyor. ​Genç bir kadın; eğitime, sağlık hizmetlerine, güvenli ulaşıma, internete ve sosyal yaşama erişebildiği bir yerde geleceğini daha güçlü kurabilir. Bu nedenle kırsal kalkınmayı yalnızca tarımsal üretim üzerinden değil, yaşam kalitesini geliştiren bütüncül bir anlayışla ele almalıyız. ​Akıllı köy uygulamaları, ortak çalışma alanları, kreşler, kültür merkezleri ve gençlerin sosyal hayata katılabilecekleri ortamlar kırsal yaşamı daha cazip hale getirebilir. Tarımsal üretimin yanı sıra gıda işleme, e-ticaret, kırsal turizm, gastronomi ve tarım teknolojileri gibi yeni çalışma alanlarının geliştirilmesi de genç kadınlara farklı fırsatlar sunacaktır. ​Genç kadınların köylerinde yalnızca üretim yapmalarını değil; kendilerini geliştirebilecekleri, karar süreçlerine katılabilecekleri ve geleceklerini güvenle kurabilecekleri bir yaşam oluşturabilmelerini hedeflemeliyiz. Çünkü kadın güçlendiğinde aile, kırsal ekonomi ve ülkemizin tarımsal geleceği de güçlenir.''

Sinop'ta Kırsal Kalkınmaya Dev Destek: 334 Üreticiye 65 Milyon TL Hibe Haber

Sinop'ta Kırsal Kalkınmaya Dev Destek: 334 Üreticiye 65 Milyon TL Hibe

Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Kırsal Dezavantajlı Alanlar Kalkınma Projesi (KDAKP) kapsamında Sinop'ta üreticilerin yüzü gülüyor. Kırsal alanlarda üretimin güçlendirilmesi ve tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirliğinin desteklenmesi amacıyla hayata geçirilen 2026 yılı 1. Hibe Çağrı Dönemi'nde destek almaya hak kazanan 334 üreticiyle resmi hibe sözleşmeleri imzalandı. Bu kapsamda Sinop genelindeki yatırımlara toplam 65 milyon TL hibe desteği sağlanacak. ​Bireysel Makine, Ekipman ve Tesis Yatırımlarına Yüzde 70 Hibe ​Yem karma, ot toplama ve silaj makinelerinden seracılığa, arıcılık ekipmanlarından çadır ahırlara kadar geniş bir yelpazedeki yatırımlar yüzde 70 oranında destekleniyor. Dağılım şu şekilde planlandı: ​107 üreticiye yem karma makinesi ​110 üreticiye ot toplama makinesi ​25 üreticiye silaj makinesi ​17 üreticiye 250 metrekare büyüklüğünde sera ​33 üreticiye arıcılık alet ve ekipman paketi ​7 üreticiye çadır ahır desteği ​Bu modern ekipmanlar sayesinde üreticilerin iş gücü ve zamandan tasarruf etmesi, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve modern tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması hedefleniyor. ​Genç Girişimcilere ve Birliklere Özel Destekler ​Proje kapsamında gençlerin kırsalda kalması ve üretime katılması da önceliklendirildi: ​Dört genç girişimcinin iki böğürtlen bahçesi, bir amarant bahçesi ve bir arıcılık projesine yüzde 70 oranında hibe verildi. Toplam 3 milyon 108 bin 700 TL bütçeye sahip bu yatırımlarla gençlerin yeni tarımsal işletmeler kurarak istihdama katkı sağlaması amaçlanıyor. ​Ortak makine kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla Üretici Birliğinin Makine Parkı Projesi'ne yüzde 75 hibe desteği sunuldu. 13 milyon 177 bin 500 TL bedelli yatırım tarımsal mekanizasyonu güçlendirecek. ​Dezavantajlı hanelerin tarımsal üretime katılımını artırmak için 31 yararlanıcıya yüzde 100 hibe oranıyla 90'ar metrekarelik sera kuruluyor. 6 milyon 190 bin 650 TL'lik bu yatırımla gıda güvencesi ve gelir olanakları destekleniyor. ​Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, kırsal kalkınmayı güçlendiren yatırımlarla üreticilerin yanında olmaya devam edeceğini vurguladı.

TMMOB ZMO Danışma Kurulu Toplandı: "Tarımda Kamucu ve Planlı Politikalar Şart" Haber

TMMOB ZMO Danışma Kurulu Toplandı: "Tarımda Kamucu ve Planlı Politikalar Şart"

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) 50. Dönem I. Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi yayımlandı. İstanbul'da gerçekleştirilen toplantıda; artan maliyetler, gıda enflasyonu, tarımsal afetler, mesleki yetki gaspları ve orman yangınları başlıklarında çarpıcı tespitlere yer verildi. ​TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın 50. Dönem I. Danışma Kurulu Toplantısı, Yönetim Kurulu, Onur ve Denetleme Kurulu üyeleri, şube başkanları ve il temsilcilerinin katılımıyla İstanbul Şubesi'nin ev sahipliğinde toplandı. Türkiye’nin tarımsal üretimde karşı karşıya kaldığı çok boyutlu krizlerin masaya yatırıldığı toplantıda, yayımlanan sonuç bildirgesiyle tarım sektöründeki acil çözüm bekleyen sorunlar kamuoyuyla paylaşıldı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası'nın 50. Dönem I. Danışma Kurulu Toplantısı, ZMO Ana Yönetmeliği'nin ilgili hükümleri uyarınca; Yönetim Kurulu, Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeleri, şube başkanları ve il temsilcilerinin katılımı ile İstanbul Şubemizin ev sahipliğinde toplanmış, mesleğimiz ve meslek alanlarımız ile ilgili konular görüşülmüş, değerlendirmeler yapılmıştır. 50.Dönem I. Danışma Kurulumuz; dünyada savaşların, ekonomik ve siyasal gerilimlerin, iklim değişiminin ve ekolojik yıkımın derinleştiği; ülkemizde ekonomik sorunların, yüksek enflasyonun, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve yoksullaşmanın ağırlaştığı; tarımsal üretimin, üreticilerin ve tüketicilerin çok boyutlu sorunlarla karşı karşıya bırakıldığı bir dönemde toplanmıştır. Tarım; yalnızca ekonomik bir faaliyet alanı değil, yaşamın, toplum sağlığının, bağımsızlığın, egemenliğin ve geleceğin temel güvencesidir. Buna karşın uzun yıllardır uygulanan ithalata, piyasalaştırmaya ve günü kurtaran müdahalelere dayalı politikalar; üreticinin üretimden kopmasına, tarımsal alanların azalmasına, kırsal nüfusun yaşlanmasına, gıda egemenliği ve güvencesinin zayıflamasına neden olmaktadır. Oda’mız, tarım politikalarının; piyasa aktörlerinin kısa vadeli çıkarlarına göre değil; kamu yararı, gıda egemenliği, üretici refahı, tüketici hakkı, ekolojik üretim ve bilimsel planlama temelinde oluşturulması gerektiğini bir kez daha vurgulamaktadır. Üretimde Süreklilik, Üreticiye Güvence Sağlanmalıdır Türkiye'de tarımsal üretim açısından en temel sorunlardan biri, üreticinin yeterli ve öngörülebilir gelir elde edememesidir. Artan girdi ve finansman maliyetleri karşısında üretici gelirlerinin yeterli oranda artmaması, üreticiyi borçlanmaya ve üretimden çekilmeye zorlamaktadır. Odamızın 14 Mayıs 2026 Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada belirtildiği üzere; “2026 yılı Şubat ayında Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi'nin on iki aylık ortalamalara göre yüzde 32,64 artması; tarımsal üretimde maliyet baskısının devam ettiğini göstermektedir. Aynı dönemde tarım sektörünün bankalara olan nakdi kredi borcunun 1 trilyon 355 milyar TL'yi aşması, üreticinin finansal yükünün boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.” Borçlanmaya dayalı tarımsal üretim sürdürülebilir değildir. Tarımsal destekler sosyal yardım niteliğinden çıkarılmalı; üretim planlamasının temel araçlarından biri haline getirilmelidir. Çiftçinin üretim yapabilmesinin koşulları güvence altına alınmalıdır. Üretim maliyetleri düşürülmeli, destekler zamanında ve yeterli düzeyde ödenmeli, destekleme sistemi üretim planlamasıyla bütünleştirilmeli, üreticinin ürününü maliyetinin altında satmak zorunda bırakılmasının önüne geçilmelidir. Gıda Enflasyonu Üretim Sorunundan Bağımsız Değerlendirilemez Gıda fiyatlarındaki artış, yalnızca tüketici fiyatlarını değil, toplumun sağlıklı ve yeterli gıdaya erişimini de doğrudan etkilemektedir. Haziran 2026 itibarıyla TÜFE yıllık yüzde 32,11 artarken, gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki yıllık artış yüzde 35,45 olarak gerçekleşmiştir. Gıda enflasyonuyla mücadele, üretimi baskılayarak veya ithalatı artırarak değil; üretim kapasitesini güçlendirerek, üretim sürekliliğini sağlayarak ve tarladan sofraya kadar olan zincirdeki yapısal sorunları çözerek yürütülmelidir. Üreticinin düşük fiyatla ürününü satmak zorunda bırakıldığı, tüketicinin ise yüksek fiyatlarla gıdaya erişebildiği mevcut yapı sürdürülemez. Üretici ile tüketici arasındaki zincirin adil, şeffaf ve etkin biçimde düzenlenmesi; kooperatiflerin ve üretici örgütlerinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Hububatta Üreticinin Emeği Korunmalıdır 2026 yılı hububat alım fiyatlarında ekmeklik ve makarnalık buğday için ton başına 16.500 TL, arpa için 12.750 TL fiyat açıklanmış; desteklerle birlikte üreticinin eline geçmesi öngörülen tutarlar sırasıyla 19.514 TL ve 15.764 TL olarak belirtilmiştir. Odamız açısından temel ölçüt, açıklanan fiyatın yalnızca geçmiş yıl fiyatıyla karşılaştırılması değil, üreticinin gerçek maliyetleri, emeği, arazi ve sermaye kullanım bedeli ile bir üretim için gerekli geliri karşılayıp karşılamadığıdır. Üretici maliyetlerini dikkate almayan fiyat politikaları, kısa vadede piyasayı düzenliyor gibi görünse de uzun vadede üreticinin üretimden çekilmesine ve ithalat bağımlılığının artmasına neden olacaktır. Yaşanan enflasyonist süreç nedeniyle hububat başta olmak üzere stratejik ürünlerde; bölgelere göre tavsiye yada taban alım fiyatları = maliyet + enflasyon kaybı (girdi temin dönemi ile hasat-satış dönemi arasında oluşan) + yıllık büyüme oranı + yaşam payı esas alınarak tespit edilmelidir. Tarımsal Afetlerde Adalet Sağlanmalıdır İklim değişiminin etkileri artık yalnızca çevresel bir sorun olmaktan çıkmış; tarımsal üretimin doğrudan tehdit eden ekonomik ve sosyal bir krize dönüşmüştür. Aşırı ve düzensiz yağışlar, seller, taşkınlar, kuraklık, dolu, zirai don, sıcak hava dalgaları ve yangınlar; tarım arazilerini, hayvan varlığını, sulama altyapısını, tarımsal yapı ve ekipmanları tahrip etmekte, üretim maliyetlerini artırmaktadır. ZMO'nun Mayıs 2026 tarihli “Tarımsal Afet ve Adalet” açıklamasında da vurgulandığı üzere, afetlerden zarar gören üreticilerin kayıpları hızlı biçimde tespit edilmeli; üreticinin ÇKS veya tarım sigortası kapsamındaki durumuna bakılmaksızın yaşanan zararların sosyal devlet ilkesi çerçevesinde karşılanması sağlanmalıdır. Afet sonrasında yalnızca zarar ödemesi yapılması yeterli değildir. Üreticinin yeniden üretime başlayabilmesi için tohum, fide, fidan, yem ve diğer temel girdiler zamanında ve yeterli miktarda sağlanmalı; kredi, elektrik ve sulama borçları yeniden yapılandırılmalı veya gerekli durumlarda ertelenmelidir. Orman Yangınları Ve Tarımsal Üretim Birlikte Ele Alınmalıdır 2026 yazında orman yangınları, tarım alanları ve kırsal yaşam açısından ciddi risk oluşturmaya devam etmektedir. Temmuz ayında Muğla'da meydana gelen yangında yaklaşık 200 hektarlık orman alanının zarar gördüğü; düşük nem ve şiddetli rüzgârın yangının yayılmasını hızlandırdığı Orman Genel Müdürlüğü tarafından açıklanmıştır. Yangınlarla mücadele yalnızca yangın çıktıktan sonra söndürme faaliyetlerine indirgenemez. Ormancılık ve tarım yapılan köy ve mahallelerde yaşayan halka yangın risk azaltma ve yangınla mücadele eğitimleri verilmeli, müdahale ekipleri kurulmalıdır. Yangın öncesi risk azaltma, erken uyarı, izleme, kırsal alan yönetimi, anız yangınlarının önlenmesi, yangın şeritleri, su varlıklarının korunması ve yerel yönetimler ile kamu kurumları arasında etkin koordinasyon yangın politikasının temel unsurları haline getirilmelidir. Orman yangınları aynı zamanda tarımsal üretimi, arıcılığı, hayvancılığı, mera alanlarını, ormanlardan elde edilen ürünleri ve kırsal ekonomiyi etkilemektedir. Yangınların tarımsal üretim üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileri bütüncül olarak ele alınmalıdır. Su Yetersizliğine Karşı Tarım Politikası Yeniden Şekillendirilmelidir İklim değişiminin ve artan su talebi karşısında su varlıklarımız üzerindeki baskı giderek artmaktadır. Tarım sektörü açısından suyun yalnızca daha fazla kullanılmasına değil, daha etkin, planlı ve verimli kullanılmasına odaklanılmalıdır. Su kısıtı bulunan havzalarda ürün deseni yeniden değerlendirilerek su varlıklarımızın taşıma kapasitesiyle uyumlu üretim planlaması yapılmalı; basınçlı ve kontrollü sulama sistemleri yaygınlaştırılmalı, sulama yatırımları bilimsel önceliklere göre gerçekleştirilmelidir. Su havzalarının madencilik, sanayi, yapılaşma ve diğer rant baskılarıyla kirletilmesine ve yok edilmesine izin verilmemelidir. Su hakkı, yaşam hakkıdır. Su varlıkları kamusal bir değer olarak korunmalıdır. Tarım Arazileri, Meralar, Zeytinlikler ve Ormanlar Korunmalıdır Tarımsal üretimin temel koşulu olan toprak varlığımız hızla artan yapılaşma, sanayi, enerji, madencilik ve ulaşım yatırımları nedeniyle baskı altındadır. Tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullanımının kolaylaştırılması, yalnızca bugünün üretim kapasitesini değil, gelecek kuşakların gıda güvencesini ve yeterliliğini de tehdit etmektedir. Tarım arazileri, meralar, zeytinlikler, ormanlar, sulak alanlar ve su havzaları rantın konusu değil, toplumun ortak varlıkları ve geleceğidir. Odamız; tarımsal üretim alanlarının parçalanmasına, verimli tarım topraklarının yapılaşmaya açılmasına, meraların amaç dışı kullanımına ve doğal varlıkların geri dönüşü olmayacak biçimde tahrip edilmesine karşı bilimsel, teknik ve hukuki mücadelesini sürdürecektir. Tarım Sayımı Şeffaf ve Bilimsel Esaslar ile Sonuçlandırılmalıdır Tarım politikalarının doğru biçimde oluşturulabilmesi için öncelikle ülkenin gerçek tarımsal yapısının bilinmesi gerekmektedir. Uzun yıllardır gerçekleştirilmeyen Genel Tarım Sayımının sonuçlarının; arazi varlığı, işletme büyüklükleri, üretim deseni, sulama, hayvan varlığı, tarımsal makine parkı, işgücü ve diğer temel göstergeler bakımından eksiksiz ve güvenilir biçimde ortaya konulması büyük önem taşımaktadır. Tarım sayımından elde edilecek veriler, tarımsal üretim planlamasının temelini oluşturmalıdır. Veriler kamuoyuna açık, anlaşılır ve şeffaf biçimde paylaşılmalı; üretim planlaması gerçek veriler üzerinden yeniden değerlendirilmelidir. Üretim Planlaması Bilimsel Veriye Dayanmalıdır Üretim planlaması; yalnızca belirli ürünlerin belirli alanlarda üretilmesinin ötesinde, toprak, su, iklim, pazar, üretici yapısı, girdi maliyetleri ve tüketici ihtiyaçlarını birlikte değerlendiren bütüncül bir sistem olarak ele alınmalıdır. Üreticinin hangi ürünü neden üreteceğini, ne kadar gelir elde edeceğini ve ürününü nerede pazarlayacağını öngöremediği, alım garantisi olmayan bir sistem gerçek anlamda planlı üretim değildir. Bu nedenle üretim planlaması; Ziraat Mühendisleri Odası’nın, çiftçi örgütlerinin, üniversitelerin, ilgili kamu kurumlarının ve diğer tüm paydaşların katılımıyla demokratik ve bilimsel bir süreç olarak yürütülmelidir. Kamucu Tarım Yönetimi ve Liyakat Güçlendirilmelidir Tarım ve Orman Bakanlığı'nın merkez ve taşra teşkilatında yeterli sayıda, nitelikli ve uzman personel istihdam edilmesi kamusal tarım hizmetlerinin etkinliği açısından zorunludur. Bakanlığın 2026 yılında açıkladığı 1.874 sözleşmeli personel alımında 515 Ziraat Mühendisi, 49 Su Ürünleri Mühendisi ve 6 Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrosuna yer verilmesi olumlu olmakla birlikte, Odamız bu sayıların mevcut ihtiyaç karşısında yetersiz olduğunu belirtmiş; Ziraat Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi ve Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrolarının artırılmasını ve Su Bilimleri Mühendislerine de kadro tahsis edilmesini talep etmiştir. Tarım sayımı, üretim planlaması, bitki sağlığı, toprak ve su koruma, gıda güvenliği ve yeterliliği, kırsal kalkınma, su ürünleri yönetimi ve iklim değişimine uyum gibi stratejik alanlarda kamu istihdamı liyakat temel alınarak artırılmalıdır. Tarım politikalarının başarısı, masa başında oluşturulan düzenlemelerden önce, bu politikaları sahada uygulayacak uzman insan gücünün varlığına bağlıdır. Ziraat Mühendisliği Eğitimi Ve Meslek İstihdamı Güçlendirilmelidir Ziraat Fakültelerinin sayısındaki plansız artış, eğitim altyapısındaki yetersizlikler ve mezunların istihdam sorunları mesleğimizin geleceğini tehdit etmektedir. Eğitim, istihdam ve tarımsal üretim politikaları birlikte ele alınmalıdır. Ziraat fakültelerinde eğitim kalitesi yükseltilmeli, uygulamalı eğitim güçlendirilmeli, üniversite-kamu-özel sektör ve meslek örgütü iş birliği geliştirilmelidir. Ziraat Fakültelerine girebilmek için 300.000 puan barajı tekrar getirilmelidir. ZMO'nun destek verdiği ZİDEK akreditasyon süreçleri yaygınlaştırılmalı; nitelikli ziraat mühendisi yetiştirilmesi bir kamu politikası olarak ele alınmalıdır. Kamuda yeterli sayıda Ziraat Mühendisi istihdam edilmeli; meslektaşlarımızın özlük hakları, ücretleri, ek göstergeleri ve emeklilik koşulları iyileştirilmelidir. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Hakkındaki Kanun kapsamında 4 Nisan 2026 tarihinde yönetmelik değişikliği yapılmış olup, 2023-2026 tarih aralığındaki, tarımsal yapı izinlendirilmesinde, Ziraat Mühendislerinin imza yetkisi kaldırılmıştır. Bu durum; Ziraat Mühendisliği mesleğini yok saymak anlamına gelmektedir. Bu hususta ivedilikle düzenleme yapılmalıdır. B-Reçete uygulamasındaki 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren, Zirai İlaç Bayilerinden “Oda Üyelik Belgesi” istenilmeyeceği yönündeki uygulamadan vazgeçilmelidir. ZMO Anayasa’dan aldığı yetkiye istinaden, özel sektörde çalışan Ziraat Mühendislerinin disiplin örgütü olup, yaptıkları uygulamaların meslek etiği ve bilimsel kurallara uygunluğunu denetlemekle de görevlidir. Zirai İlaç Bayileri mesleki dayanışma ve kamu sağlığı bakımından mesleki denetimden ve Oda üyeliğinden istisna tutulamaz/tutulmamalıdır. Yaşanan finansal kriz tarımsal üretim ve pazarlamanın her aşamasında gübre, BKÜ, Tarım alet ve makinaları alanlarında işletme sahibi olarak görev yapan meslektaşlarımızı konkordato ve iflas noktasına getirmekte, intihar vakaları yaşanmaktadır. Finansal kriz kapsamında uygun koşullarda bir kredi paketi acilen planlanmalı ve yaşanan problemler bütün tarımsal üretime zarar vermeden bir an önce çözülmelidir. Bilirkişilik yapan meslektaşlarımızın; alt uzmanlık alanı seçiminde yaşanan sorunların giderilmesi amacıyla, Bilirkişilik Daire Başkanlığı ile, ZMO olarak görüşmeler sürdürülmektedir. Gıda Güvenliği ve Yeterliliği Kamusal Bir Sorumluluktur Gıdanın güvenilirliği ve yeterliliği, toplum sağlığının ayrılmaz bir parçasıdır. Bitkisel ve hayvansal üretimden işleme, depolama, nakliye ve tüketime kadar tüm süreçlerde etkin denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır. Bitki koruma ürünlerinin üretimi, satışı, reçetelendirilmesi ve uygulanmasında bilimsel yeterlilik ve uzmanlık temel alınmalı; bitki sağlığı alanındaki mesleki yetkilerin zayıflatılmasına izin verilmemelidir. Kalıntı, sahte veya tağşiş edilmiş gıda ürünleriyle mücadelede denetimler güçlendirilmeli; özellikle ihracattan geri dönen tarımsal ürünlere ilişkin nedenler, analiz sonuçları ve alınan önlemler şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Hayvancılıkta Üretici Korunmalı, Yerli Üretim Güçlendirilmelidir Hayvancılıkta temel amaç, dönemsel ithalatlarla piyasa açığını kapatmak değil, yerli üretim kapasitesini artırmak olmalıdır. Yem maliyetleri düşürülmeli, mera alanları korunmalı, hayvan sağlığı hizmetleri güçlendirilmeli ve üreticinin gelir güvencesi sağlanmalıdır. Et ve süt üretiminde üretici ile tüketici arasındaki fiyat makasının azaltılması için kooperatifçilik ve üretici örgütlenmesi desteklenmelidir. Hayvancılık politikaları yalnızca et ve süt miktarının artırılması üzerinden değil; hayvan refahı, çevrenin korunması, yem kaynakları ve agroekolojik üretim ilkeleri üzerinden yeniden değerlendirilmelidir. Kırsalın Boşalmasına Karşı Kalıcı Politikalar Uygulanmalıdır Kırsal nüfusun yaşlanması ve gençlerin tarımsal üretimden uzaklaşması, ülkemizin gelecekteki gıda üretim kapasitesi açısından stratejik bir tehdit oluşturmaktadır. Köyler yalnızca yaşlı nüfusun yaşadığı yerleşimler değil, aynı zamanda üretim alanlarıdır. Gençlerin tarımda kalmasını sağlayacak gelir, eğitim, sosyal güvenlik, sağlık, barınma ve kültürel yaşam koşulları oluşturulmalı; köy okulları ve kırsal kamu hizmetleri güçlendirilmelidir. Genç ve kadın üreticilerin tarımsal üretimde kalıcı olarak yer almasını sağlayacak uzun vadeli destek programları oluşturulmalıdır. Boşaltılmış köylere geri dönüş ve tarımsal üretimin yeniden başlaması planlanmalı, üretici köy halkının köye dönüşü ve tarımsal üretime başlaması için destekleme paketi oluşturulmalı, yıllardır üretim dışında kalan araziler bilimsel programlar uygulanarak yeniden tarıma kazandırılmalıdır. Kooperatifçilik Güçlendirilmelidir Üreticilerin girdi temininden ürün pazarlamaya kadar yaşadığı sorunların çözümünde kooperatifçilik önemli bir araçtır. Kooperatifler siyasi ve ekonomik bağımlılıklardan uzak, demokratik ve şeffaf bir yapıya kavuşturulmalı, mevzuat özendirici olmak üzere yeniden düzenlenmeli, üreticinin örgütlü biçimde pazara erişimi sağlanmalıdır. Kooperatiflerin finansman, eğitim, teknik danışmanlık, depolama, işleme ve pazarlama kapasiteleri güçlendirilmelidir. Afet Bölgelerinde Tarımsal Üretim Yeniden Kurulmalıdır 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden geçen zamana rağmen deprem bölgesindeki tarımsal üretim ve kırsal yaşam açısından sorunların tümü giderilememiştir. Deprem bölgesinde kırsal nüfusun yeniden üretime kazandırılması, tarım arazilerinin korunması ve üretim altyapısının yeniden kurulması için özel destek programları uygulanmalıdır. Yeni yerleşim alanlarının belirlenmesinde verimli tarım arazileri, meralar, su kaynakları ve tarımsal üretim bütünlüğü mutlaka korunmalıdır. Deprem güvenli yerleşim ile tarımsal üretimin korunması birbirinin alternatifi olarak görülmemelidir. Bilimsel yer seçimi ve doğru planlama ile verimli tarım arazileri tarım dışı kullanılmamalı her iki ihtiyaç birlikte karşılanmalıdır. Mesleki Yetkilerimizi ve Meslek Örgütlülüğümüzü Savunacağız Ziraat Mühendisliği; yalnızca teknik bir meslek değil, gıda, toprak, su, çevre, üretim ve toplum sağlığıyla doğrudan ilişkili kamusal bir meslektir. Mesleki yetki ve sorumlulukların bilimsel yeterlilik yerine farklı çıkar ilişkileri doğrultusunda dağıtılmasına karşı çıkıyoruz. Meslek alanımızın parçalanmasına, mesleki yetkilerimizin daraltılmasına, mühendislik hizmetlerinin niteliğinin düşürülmesine ve meslek örgütümüzün işlevsizleştirilmesine izin vermeyeceğiz. Bilimsel bilgi, mühendislik etiği, liyakat ve kamu yararı temelinde mesleğimizi savunmaya devam edeceğiz. Toplumsal Adalet, Tarıma Adalet Sağlanmadan Tesis Edilemez TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası; demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesini; insan haklarını, emeği, eşit yurttaşlığı, toplumsal barışı ve özgürlükleri savunmaktadır. Tarım politikalarının toplumdan bağımsız ele alınamayacağı açıktır. Adil bir tarım politikası, adil bir toplum düzeninin parçasıdır. Kadınların, gençlerin, çocukların, mevsimlik tarım işçilerinin ve tüm emekçilerin haklarının korunması; tarımsal üretimin sürdürülebilirliği kadar önemlidir. Mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşulları iyileştirilmeli, sosyal güvenceye erişimleri sağlanmalı ve tarımda çocuk işçiliğinin tüm biçimleriyle mücadele edilmelidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda Odamızın çalışmaları kararlılıkla sürdürülecektir. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Olarak Diyoruz ki; Kamucu, planlı, üreticiyi ve tüketiciyi koruyan bir tarım politikası yaşama geçirilmelidir. Gıda egemenliği, gıda güvencesi ve gıda güvenliği temel kamu politikaları haline getirilmelidir. Çiftçinin üretimde kalmasını sağlayacak yeterli, zamanında ve öngörülebilir destekleme sistemi oluşturulmalıdır. Tarımsal üretimde ithalata bağımlılığı azaltacak, yerli üretimi ve üretim kapasitesini güçlendirecek politikalar uygulanmalıdır. Tarım arazileri, meralar, zeytinlikler, ormanlar, sulak alanlar ve su havzaları korunmalıdır. İklim değişimine uyum politikaları tarım, su, orman ve kırsal kalkınma politikalarıyla birlikte ele alınmalıdır. Tarımsal afetlerden zarar gören üreticilerin zararları sosyal devlet ilkesi doğrultusunda karşılanmalı ve yeniden üretime geçmeleri güvence altına alınmalıdır. Orman yangınlarıyla mücadelede önleyici, bilimsel, teknolojik ve bütüncül yöntemler güçlendirilmelidir. Su varlıklarının korunması ve tarımsal su kullanımının planlanması ülke politikalarının temel önceliklerinden biri olmalıdır. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın teknik personel yapısı güçlendirilmeli, kamuya yeterli sayıda Ziraat Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi, Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi ve Su Bilimleri Mühendisi alınmalıdır. Ziraat Fakültelerinde eğitim kalitesi yükseltilmeli, plansız fakülte ve kontenjan artışına son verilmelidir. Gençlerin ve kadınların tarımsal üretimde kalmasını sağlayacak sosyal ve ekonomik politikalar uygulanmalıdır. Kooperatifçilik ve üretici örgütlenmesi güçlendirilmelidir. Tarım işçilerinin insanca çalışma ve yaşam koşullarına sahip olması sağlanmalı, tarımda çocuk işçiliği sona erdirilmelidir. Tarım politikaları bilimsel veriler, meslek uzmanlığı ve kamu yararı temelinde oluşturulmalıdır. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olarak; üreten, ürettiğinin karşılığını alan çiftçinin; sağlıklı, güvenilir ve erişilebilir gıdaya ulaşabilen tüketicinin; bilimsel ve nitelikli mühendislik hizmeti sunan meslektaşlarımızın ve korunmuş bir doğal çevrede yaşama hakkının yanında olmaya devam edeceğiz. Ülkemizin tarımsal varlıklarını, toprağını, suyunu, ormanlarını, meralarını, zeytinliklerini ve biyolojik çeşitliliğini gelecek kuşaklara aktarmak; üreticinin emeğini korumak, gıda egemenliğini ve kamusal yararı savunmak mesleki ve toplumsal sorumluluğumuzdur. Bilimin, emeğin, üretimin, dayanışmanın ve kamu yararının rehberliğinde mücadelemizi büyüteceğiz. Mesleğimize, meslektaşlarımıza, üreticilerimize ve ülkemizin geleceğine sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yaşasın TMMOB! Yaşasın ZMO! Yaşasın ZMO Örgütlülüğü!" Seo uyumlu detaylı bir haber metni hazırlarmısın

CHP’li Orhan Sarıbal: "Küçük Üretici Tarım Sisteminin Dışına İtiliyor" Haber

CHP’li Orhan Sarıbal: "Küçük Üretici Tarım Sisteminin Dışına İtiliyor"

CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye’de tarımsal istihdamın nüfus artışına rağmen gerilediğini belirterek, ithalata dayalı politikaların özellikle küçük üreticileri ve aile işletmelerini tarım sisteminin dışına ittiğini söyledi. Sarıbal, “İthalat üzerinden sektör terbiye edilmektedir” dedi. Orhan Sarıbal, Türkiye’de tarımsal istihdamın uzun dönemli seyrine ilişkin verileri değerlendirdi. Sarıbal, 2002 yılında Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 64 milyonken tarımda çalışan kayıtlı kişi sayısının yaklaşık 7,5 milyon olduğunu, 2026 yılında nüfus 86 milyona yükselmesine karşın tarımda çalışanların sayısının yaklaşık 4,8 milyona gerilediğini söyledi. Tarımın istihdamdaki payı yüzde 14’e geriledi Sarıbal, 2002 yılında tarım sektörünün toplam istihdamın yüzde 34’ünden fazlasını oluşturduğunu, bugün ise bu oranın yüzde 14 düzeyine düştüğünü belirtti. 2024-2025 döneminde 267 bin kişinin tarım sektöründen çıktığını aktaran Sarıbal, 2026 yılının ilk çeyreğinde de 44 bin kişinin daha tarımsal üretimden ayrıldığını söyledi. “İnsanlar tüketimi bıraktı mı? Ya da çiftçi üretimden çıktı ama tamamen bıraktı mı? Hayır” diyen Sarıbal, tarımdaki iş gücü kaybının yalnızca teknoloji ve mekanizasyonla açıklanamayacağını ifade etti. Sarıbal, “İthalat üzerinden sektör terbiye edilmektedir. Üretimden sürekli dışlanan bir yapı vardır. Elbette teknoloji, elbette mekanizasyon ama bu iş gücü kaybını buradan karşılayamazsınız” diye konuştu. Küçük aile işletmeleri tarımdan uzaklaşıyor Tarımsal istihdamdaki gerilemenin en önemli sonuçlarından birinin küçük üreticiler ve aile işletmeleri üzerinde görüldüğünü belirten Sarıbal, açıklanan verilerin küçük üreticilerin sistemden sürekli uzaklaştığını gösterdiğini söyledi. Sarıbal şöyle konuştu: “Bu, özellikle küçük aile işletmelerinin, özellikle küçük üreticilerin sistemden sürekli uzaklaştığını, sistemden sürekli çıktığını gösterir.” Bu tablonun yalnızca istihdam rakamları üzerinden değerlendirilemeyeceğini ifade eden Sarıbal, tarımdan uzaklaşmanın Türkiye’nin gelecekteki üretim kapasitesi üzerinde de sonuçları olacağını belirtti. Gıda güvencesi ve gıda egemenliği uyarısı Küçük üreticilerin tarım sisteminden uzaklaşmasının sürdürülebilir üretimi doğrudan etkilediğini söyleyen Sarıbal, bu sürecin Türkiye’nin gıda güvencesi, gıda egemenliği ve gelecekteki tarımsal üretim modeli bakımından ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti. Sarıbal, tarımsal istihdama ilişkin verilerin gelecekte telafisi güç kayıplara işaret ettiğini belirterek, “Bunlar TÜİK’in rakamlarıdır” dedi. Tarım ve gıda politikalarının yalnızca kâr, rekabet ve verimlilik anlayışına dayandırılamayacağını vurgulayan Sarıbal, ithalata dayalı bir tarım politikasıyla mevcut sorunların çözülemeyeceğini söyledi. Sarıbal, Covid-19 döneminde parası olduğu halde ülkelerin buğdaya ulaşamadığını hatırlatarak, uluslararası kriz dönemlerinde temel gıda ürünlerine erişimin yalnızca satın alma gücüyle güvence altına alınamayacağını ifade etti. Tarımsal üretim teknik kadrolarla birlikte planlanmalı Sarıbal, Türkiye’de ziraat fakültelerinden mezun 50 binin üzerinde, veteriner fakültelerinden mezun ise 30 binin üzerinde işsiz bulunduğunu söyledi. Mesleği dışında çalışan binlerce mezun olduğunu da belirten Sarıbal, Tarım ve Orman Bakanlığının 2026 yılı için açıkladığı 1.874 kişilik sözleşmeli personel alımını yetersiz bulduğunu ifade etti. Türkiye’de 226 milyon dekar üretim alanı, 146 milyon dekar mera ve yaklaşık 78 milyon baş hayvan bulunduğunu aktaran Sarıbal; kuru tarım, sulu tarım, seracılık, hububat, baklagiller, yağlı tohumlar, endüstri bitkileri ve hayvancılığın doğru bir planlamayla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Sarıbal, ziraat mühendisleri, teknikerler, teknisyenler, veteriner hekimler ve veteriner teknikerlerinin üretim sürecine dahil edilebileceğini belirterek şöyle konuştu: “Doğru bir planlama, doğru bir tarım modeli; ülkenin biyoçeşitliliğini, toprağını, iklimini, suyunu, kuru ve sulu tarımını plana dönüştürdüğümüzde hiçbir ziraat mühendisinin, hiçbir veteriner hekimin işsiz kalma olanağı yok.” “İthalata dayalı politikayla sorunlar çözülemez” Tarımın ülkenin temel üretim alanlarından biri olduğunu belirten Sarıbal, küçük üreticilerin sistemden uzaklaşmasının yalnızca çiftçilerin değil, bütün toplumun geleceğini ilgilendirdiğini söyledi. Sarıbal, gıda güvencesinin yalnızca kâr, rekabet ve verimlilik esasına dayandırılamayacağını belirterek, “İthalata dayalı bir tarım politikası ortaya koyarsanız hiçbir sorunu çözemezsiniz” dedi. Türkiye’nin toprağı, suyu, iklimi, mera varlığı, hayvan varlığı ve ürün çeşitliliğiyle güçlü bir tarımsal üretim kapasitesine sahip olduğunu vurgulayan Sarıbal, bu kaynakların doğru bir üretim planlamasıyla değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Sarıbal’ın açıklamasında öne çıkan temel uyarı, küçük aile işletmeleri ve küçük üreticiler tarım sisteminin dışına itildikçe Türkiye’nin sürdürülebilir üretim kapasitesinin, gıda güvencesinin ve gıda egemenliğinin zayıflayacağı oldu.

ZMO'dan Tarım ve Orman Bakanlığı'na Çağrı: "Personel Alım Sayısı Artırılmalı" Haber

ZMO'dan Tarım ve Orman Bakanlığı'na Çağrı: "Personel Alım Sayısı Artırılmalı"

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO), Tarım ve Orman Bakanlığı'nın duyurduğu 1.874 sözleşmeli personel alım ilanına ilişkin Bakanlığa resmi başvuruda bulundu. ZMO; Ziraat, Su Ürünleri ve Balıkçılık Teknolojisi Mühendisliği kadrolarının artırılmasını ve Su Bilimleri Mühendislerine de kontenjan ayrılmasını talep etti. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın taşra teşkilatında görevlendirmek üzere 657 sayılı Kanun'un 4/B maddesi kapsamında ilan ettiği 1.874 sözleşmeli personel alımı sektörel temsilciler tarafından takiple izleniyor. İlanda yer alan 515 Ziraat Mühendisi, 49 Su Ürünleri Mühendisi ve 6 Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrosu olumlu bir adım olarak değerlendirilse de TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) mevcut sayıların saha ihtiyacını karşılamaktan uzak olduğuna dikkat çekti. "Ziraat Mühendisi Kontenjanı Mevcut İhtiyacı Karşılamıyor" ZMO tarafından Personel Genel Müdürlüğüne iletilen resmi yazıda; tarımsal üretimin sürdürülebilirliği, gıda güvencesi, iklim değişikliğiyle mücadele, bitkisel ve hayvansal üretimin geliştirilmesi gibi stratejik hedefler hatırlatıldı. ZMO, ilan edilen 515 Ziraat Mühendisi kadrosunun artırılmasının; yürütülmekte olan tarım sayımı, üretim planlaması ve teknik tarımsal hizmetlerin sahada daha etkin yürütülmesi adına kamu yararı taşıdığını vurguladı. Su Ürünleri ve Balıkçılık Kadroları Yetersiz Bulundu Mavi vatan ve iç su kaynaklarındaki üretimin her geçen gün stratejik önem kazandığı belirtilen açıklamada, 49 Su Ürünleri Mühendisi kontenjanının artırılması, 6 Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrosunun ise yetersiz kaldığı ifade edildi. "Su Bilimleri Mühendislerine Kadro Verilmemesi Önemli Bir Eksiklik" Başvuruda öne çıkan bir diğer kritik unsur ise Su Bilimleri Mühendisleri oldu. İlanda bu meslek grubuna hiç yer verilmemesini eleştiren ZMO; deniz ve iç su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi, su kalitesi denetimi ve sucul ekosistemlerin korunması gibi alanlarda uzman olan Su Bilimleri Mühendislerine de uygun sayıda kadro tahsis edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Ziraat Mühendisleri Odası, kamu hizmetlerinin aksamaması ve sektörün sahada ihtiyaç duyduğu teknik güce ulaşabilmesi adına alım sayılarının yeniden gözden geçirilerek düzenlenmesi talebini yineledi.

Gürer: "Kişi Başına Düşen Tarım Arazisi 22 Yılda Yüzde 32 Azaldı!" Haber

Gürer: "Kişi Başına Düşen Tarım Arazisi 22 Yılda Yüzde 32 Azaldı!"

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, kişi başına düşen tarım toprağı 4,09 dekardan 2,79 dekara gerilediğini, 22 yılda 2,5 milyon hektardan fazla arazi üretim dışına çıktığını belirtti. CHP’li Ömer Fethi Gürer, tarım topraklarındaki erimenin yalnızca üreticiyi değil, Türkiye’nin gıda güvencesi açısından da risk yarattığını belirtti. Gürer “Toprak azalıyor, nüfus artıyor, İthal ürün artıyor. Nüfusa göre çiftçi sayısı da azalıyor. Tarım sayımı yapılmadığı için mevcut verilere göre dahi sorunlar katlıyor.” Dedi. CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, son 24 yıllık süreçte Türkiye’de tarım alanlarında yaşanan daralmanın düşündürücü boyutlara ulaştığını belirterek, üretime elverişli topraklarının farklı amaçlarla kullanılıp elden çıktığını söyledi. Ömer Fethi Gürer, “Tarım yalnızca çiftçinin meselesi değildir. Toprak kaybı bugün sofraya, yarın ülkenin gıda üretimine geleceğine yansıyacak önemli bir sorundur” dedi. ANKARA BÜYÜKLÜĞÜNDE TARIM ARAZİSİ YOK OLDU Türkiye’de kamu verilerine göre 2002 yılında 26 milyon 579 bin hektar olan toplam tarım alanının 2024 yılında 24 milyon 24 bin hektara düştüğünü hatırlattı.Bu veriler farklı kaynaklarda daha da düşük görüldüğünü ifade etti. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Kamu verilerine göre dahi 22 yılda 2 milyon 555 bin hektar, yani 25,5 milyon dekar tarım arazisinin kaybedildiğini vurguladı. Kaybedilen alanın neredeyse Ankara’nın yüzölçümüne denk geldiğini belirten TBMM Tarım ,Orman,Köy İşleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, toplam tarım arazilerindeki yüzde 9,6’lik daralmanın önemli bir küçülme olduğunu söyledi. Gürer, “Bu yalnızca rakam değil; üretim dışına çıkan toprak, ekilemeyen alan, büyüyen ithalat baskısı ve üretim daralması ile olası gıda riskidir” diye konuştu. HER SAAT 18,5 FUTBOL SAHASI BÜYÜKLÜĞÜNDE TOPRAK KAYBI Tarım arazilerindeki kaybın zamana yayıldığında dikkat çeken erime görüldüğünü belirten Gürer, ortalama her yıl 116 bin hektar , her ay 9 bin 700 hektar , her gün 320 hektar tarım alanının üretim dışına çıktığını ifade etti. “Bu hesapla her saat yaklaşık 18,5 futbol sahası büyüklüğünde tarım toprağı kaybedilmiş durumda” diyen Gürer, bunun doğal değil, tarım araziler yanlış kullanımından kaynaklandığını ifade etti KİŞİ BAŞINA DÜŞEN TARIM TOPRAĞI ERİDİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarım arazilerindeki gerilemenin nüfus artışı ile birlikte daha çarpıcı hale geldiğini belirtti. 2002 yılında 65 milyon nüfusa karşılık kişi başına 4,09 dekar tarım arazisi düştüğünü anımsatan Gürer, bugün 86 milyon nüfusla bu miktarın 2,79 dekara gerilediğini kaydetti. Bu verinin kişi başına düşen tarım toprağında yaklaşık yüzde 32’lik erimeye işaret ettiğini belirten Ömer Fethi Gürer, “Daha çok insanı daha az toprakla beslemeye çalışıyoruz. Bu gidişat bir uyarıdır” dedi. EKİLEN TARLALAR AZALIYOR Toplam tarım alanlarındaki daralmanın yanı sıra aktif üretim yapılan arazilerde de önemli gerileme yaşandığını ifade eden CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2002 yılında 17 milyon 935 bin hektar olan işlenen-ekilen tarım alanının 2024 yılında 16 milyon 822 bin hektara düştüğünü söyledi. Bu alanda 1 milyon 113 bin hektarlık kayıp yaşandığını vurgulayan Gürer, “Toprağın var olması yetmiyor, üretimde kalması gerekiyor. Üretim dışına çıkan her alan gıda zincirinde kırılma yaratıyor” diye konuştu. “ÇİFTÇİ TOPRAĞINI TERK ETMEMELİ” CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, verimli arazilerin imara açılması, sanayi ve enerji yatırımları baskısı, tarım kesimi girdi maliyetleri artması, düşük alım fiyatları ile tüccara bırakılan piyasa borç yükü ve icralar , yetersiz sulama ve plansız tarım politikalarının üreticiyi üretimden uzaklaştırdığını söyledi. Gürer, “Tarım toprağı gıda demektir, bağımsızlık demektir. Toprağı kaybeden ülke gıda egemenliğinde sorun yaşar. Artan ithalatın, azalan üretimin ve yükselen gıda fiyatlarının aynı zincirin halkalarıdır.Çözüm var kamucu,planlı,kooperatifçiliği öne alan,doğru zamanında kanuna uygun desteklerle süreç olumlu kılınabilir 1980 yılında 28 milyon hektar olan tarım alanı 2025 yılında 24 milyon hektar altına gerilemesi yapılan yanlışların yansımasıdır,” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.