Hava Durumu

#Gıda Krizi

Kırsal Haber - Gıda Krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Krizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çiftçi Girdi Maliyetleri Altında Eziliyor, Gıda Güvenliği Tehlikede! Haber

Çiftçi Girdi Maliyetleri Altında Eziliyor, Gıda Güvenliği Tehlikede!

CHP Manisa Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Bekir Başevirgen, TÜİK verilerine göre %32’ye ulaşan tarımsal girdi maliyetlerindeki artışın reel piyasada %60’ları bulduğunu belirterek; “İktidar çiftçiyi bu bataktan çıkarmak zorundadır; aksi takdirde gıda krizi kaçınılmazdır” uyarısında bulundu. ​TÜİK Verileri Gerçeğin Sadece Bir Kısmını Yansıtıyor ​TÜİK’in son yayınladığı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi raporunu değerlendiren Bekir Başevirgen, Şubat ayında yıllık artışın %31,55 olarak açıklandığını ancak bu rakamların sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini ifade etti. Başevirgen, “TÜİK’e göre yıllık %31,55 olan maliyet artışı, çiftçimizin tarlasında ve ahırında reelde en az %50-60 seviyesindedir. İktidar, bu devasa yük altında üretim yapmaya çalışan çiftçimizi görmezden gelmektedir,” dedi. ​Veterinerlik, Yem ve Gübrede Fahiş Artış ​Üreticinin en temel ihtiyaç kalemlerindeki artış oranlarını tek tek sıralayan Başevirgen, tarımın sürdürülebilirliğini tehdit eden tabloyu şu verilerle ortaya koydu: ​Veterinerlik Harcamaları: %41,37 artış ​Yem Fiyatları: %37,70 artış ​Gübre Maliyetleri: %36,89 artış ​Tohum Fiyatları: %34,58 artış ​Başevirgen, “Üreticimizin besicilik yapması ya da mahsul alması için kullanması gereken tüm kalemlerdeki bu artış, artık göz ardı edilemez bir boyuta ulaşmıştır,” ifadelerini kullandı. ​Mazot Fiyatlarındaki Savaş Etkisi Henüz İstatistiklere Yansımadı ​Jeopolitik gerilimlerin (ABD-İsrail-İran) enerji maliyetlerine olan etkisinin henüz TÜİK raporlarına dahil edilmediğini hatırlatan Başevirgen, “Mazottaki son fiyat artışlarının yansımasıyla birlikte çok daha korkunç bir tabloyla karşı karşıya kalacağız. Mazot artışı, iğneden ipliğe her girdiyi tetikleyecek,” dedi. ​“Çiftçinin Borç Yükü 1 Trilyon 400 Milyar Liraya Ulaştı” ​Çiftçinin bir borç sarmalına girdiğini ve hasat sonrası bile borçlarını kapatamadığını vurgulayan Başevirgen, tarımdan kopuşun nedenlerini şöyle açıkladı: ​“Çiftçilerimizin banka ve finans kuruluşlarına olan borcu 1 trilyon 400 milyar lirayı buldu. Girdi maliyetini karşılamak için kredi çeken üretici, ürünü satınca borcunu ödeyemiyor ve tekrar borçlanıyor. Bu kısır döngü gençleri tarımdan uzaklaştırıyor, kırsal boşalıyor.” ​Gıda Güvenliği Bir Milli Güvenlik Meselesidir ​Gıdanın tüm ülkeler için artık bir milli güvenlik meselesi olduğunu hatırlatan Bekir Başevirgen, iktidara şu sözlerle çağrıda bulundu: “Türkiye’de çiftçi üretiyor ama kazanamıyor. İktidar gıda güvenliğimizi sağlamak, çiftçiyi üretime teşvik etmek ve gerekli destekleri derhal sağlamak zorundadır. Aksi takdirde, bugün ete hasret kalan vatandaşımız, yarın taneyle aldığı sebze ve meyveye de ulaşamayacak.”

Vecdi Gündoğdu’dan Uyarı: "İhmal Edenler Açlık Krizine Tohum Atar" Haber

Vecdi Gündoğdu’dan Uyarı: "İhmal Edenler Açlık Krizine Tohum Atar"

CHP Kırklareli Milletvekili ve TBMM Çevre Komisyonu Üyesi Vecdi Gündoğdu, meclis kürsüsünden üreticinin feryadını dile getirdi. Mazot ve gübre fiyatlarındaki fahiş artışa dikkat çeken Gündoğdu, çiftçi borçlarının faizlerinin silinmesi ve hacizlerin durdurulması için acil çağrıda bulundu. ​"Mazot 80 Liraya Dayandı, Çiftçi Tarlasını Süremiyor" ​TBMM’de söz alan Vecdi Gündoğdu, tarım sektöründeki maliyet artışlarının sürdürülemez bir noktaya ulaştığını vurguladı. Özellikle son üç ayda gübre fiyatlarının yüzde 75 oranında arttığını belirten Gündoğdu, mazot fiyatlarının 80 TL sınırına dayanmasının üreticiyi tarlasından kopardığını ifade etti. ​Gündoğdu konuşmasında, "Çiftçi traktörünü çalıştıramaz, tarlasına gübre atamaz hale geldi. Gübre temini her geçen gün zorlaşıyor," dedi. ​Gıda Enflasyonunda Dünya Üçüncülüğü ​Türkiye'nin gıda enflasyonunda dünyada 3. sıraya yükseldiğini hatırlatan Gündoğdu, bu durumun temelinde üretim maliyetlerinin karşılanamaması olduğunu belirtti. Çiftçinin üretimden çekilmesinin sadece hayat pahalılığına değil, daha derin sorunlara yol açacağını söyledi. ​Çiftçi İçin 4 Maddelik Acil Çözüm Paketi ​Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, iktidara seslenerek tarım sektörünü kurtaracak acil önlemleri şu şekilde sıraladı: Çiftçiye ivedilikle mazot ve gübre desteği nakdi olarak yapılmalıdır. Tarımsal üretimde kullanılan tüm kredilerin faizleri derhal silinmelidir. Çiftçi borçları faizsiz ve uzun vadeli olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Üretim araçlarına ve çiftçi mallarına yönelik haciz işlemlerine son verilmelidir. ​"Derin Bir Gıda Krizi Kapıda" ​Üreticinin ihmal edilmesinin bedelinin ağır olacağını ifade eden Gündoğdu, konuşmasını şu çarpıcı uyarıyla tamamladı: ​"Aksi halde, sadece hayat pahalılığı değil, derin bir gıda krizi yaşarız. Çiftçiyi ihmal edenler, bu ülkenin geleceğine açlık krizi tohumları atmış olurlar."

Çiftçi Artan Mazot ve Gübre Maliyetleri Nedeniyle Üretimden Kopma Noktasında Haber

Çiftçi Artan Mazot ve Gübre Maliyetleri Nedeniyle Üretimden Kopma Noktasında

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM Tarım ve Köyişleri Komisyonu’nda görüşülen Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair teklif üzerine yaptığı konuşmada, mevcut düzenlemenin gerçek sorunları örtbas ettiğini belirtti. Sarıbal, “Mazot ve gübre fiyatlarının üreticiyi üretimden kopardığı bir dönemde bu teklifi görüşmek, krizi görmezden gelmektir” dedi. Milletvekili Sarıbal, komisyonda görüşülen teklifin zamanlamasını eleştirerek, asıl tartışılması gerekenin çiftçinin yaşadığı kriz olduğunu vurguladı. “Çiftçi artan mazot ve gübre maliyetleri nedeniyle üretimden kopma noktasında. Üretici ayakta kalmak için ağır borçlanma sarmalına sürüklenmiş durumda. Gıda krizi derinleşiyor, halkın temel gıdaya erişimi zorlaşıyor” diyerek, teklifin geri çekilmesi gerektiğini söyledi, yerine mazot, gübre ve doğrudan üretici desteklerini içeren acil bir kanun hazırlanması çağrısında bulundu. Türkiye’de uygulanan ekonomik ve tarım politikalarının milyonlarca yurttaşın hayatında derin bir yıkıma yol açtığını belirten Sarıbal, iktidarın gerçek sorunları görmezden geldiğini vurgulayarak, “Mesele tali başlıklar değil, doğrudan uygulanan ekonomik tercihlerdir” dedi. Milletvekili Sarıbal, mevcut politikaların iki temel sonuç doğurduğunu ifade etti. Birincisinin, çiftçinin üretimden para kazanamaması nedeniyle toprağını terk etmek zorunda kalması olduğunu belirten Sarıbal, köylerin boşaldığını ve üreticilerin kentlerin varoşlarına sürüklendiğini söyledi. İkinci olarak ise üretimde kalmaya çalışan çiftçilerin ağır bir borç yükü altında bırakıldığını dile getiren Sarıbal, “Bunun adı, tarımı bütünüyle şirketlere, tekellere ve sermaye gruplarına bırakmanın sonucunda ortaya çıkan mülksüzleştirme düzenidir. 1980 faşist askeri darbesiyle kurulan ekonomik ve siyasal rejim, 24 yıllık iktidarın taşlarını döşeyen tarihsel zemindir. O günden bugüne emek zayıflatılmış, köylü yalnızlaştırılmış, kamu tasfiye edilmiş, kaynaklar halk için değil sermaye için kullanılmıştır” ifadelerini kullandı. DEVASA KAYNAK NEREYE GİTTİ? Bütçenin bir servet transferi mekanizmasına dönüştürüldüğünü kaydeden Sarıbal, “2025 bütçesinde faize ayrılan kaynak 1 trilyon 950 milyar lira. 2026 bütçesinde bu rakam 2 trilyon 742 milyar liraya çıkıyor. Daha yılın ilk iki ayında gerçekleşen faiz ödemesi 640 milyar lirayı bulmuş durumda. Bu gidişle, 2026 yılı sonunda bütçede öngörülenin bile üzerinde bir faiz ödemesiyle karşı karşıya kalacağımız çok açık. Cumhuriyet’in kuruluşundan 2002 yılına kadar, yani 82 yılda 54 hükümetin yarattığı toplam kaynak yaklaşık 740 milyar dolar. 2002’den bugüne iktidar, büyük bir başarı hikayesi yazarak 4 trilyon dolarlık bir kaynak üretti. Bu devasa kaynak nereye gitti? Neden 86 milyonun refahı artmadı? Bu sorular, bu Komisyonun da, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de araştırması gereken temel meselelerdir. Mesele, halkın alın teriyle yaratılan kaynakların yurttaşa refah, güvence ve insanca yaşam olarak dönüp dönmediğidir. Bu Meclis’in önündeki en büyük sorumluluk, 86 milyon yurttaşın yaşam hakkını, beslenme hakkını, barınma hakkını, eğitim ve sağlık hakkını savunmaktır” diye konuştu.

CHP'li Sarıbal: "Çiftçi Maliyet Kıskacında!" Haber

CHP'li Sarıbal: "Çiftçi Maliyet Kıskacında!"

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında Türkiye’de tarımın en kritik girdileri olan gübre ve mazotta yaşanan fiyat artışlarının üretimi tehdit ettiğini söyledi. Sarıbal, yapısal dışa bağımlılığın çiftçiyi küresel krizlere karşı savunmasız bıraktığını vurguladı, “Mazot yanıyor, gübre el yakıyor. Bu koşullarda üretim sürdürülemez. Çiftçiye acil destek şart” dedi. Savaş öncesinde ton başına 490 dolar olan üre gübresinin kısa sürede 700 doların üzerine çıktığını hatırlatan Sarıbal, Türkiye’de ise bu artışın çok daha ağır hissedildiğini söyledi. Navlun, depolama, paketleme, nakliye ve işçilik gibi kalemlerin de maliyetleri katladığını ifade eden Sarıbal, bir ay önce 21–25 bin lira arasında olan üre gübresinin ton fiyatının bugün 35 bin liraya ulaştığını belirtti. Mazot fiyatlarının 72–80 lira bandına çıktığını hatırlatan Sarıbal, mevcut koşullarda çiftçinin üretimi sürdürmesinin neredeyse imkansız hale geldiğini söyledi. “Bu maliyetlerle üretim nasıl sürdürülecek? Üretilen ürün kaç liradan satılacak ki çiftçi ayakta kalacak?” diye soran Sarıbal, çiftçinin artık zarar etmeyi göze alarak üretim yapmaya çalıştığını ifade etti. Sarıbal, tarımda yaşanan krizin derinleşmemesi için kamunun acil müdahale etmesi gerektiğini belirterek, üreticinin desteklenmemesi halinde gıda fiyatlarının daha da artacağı ve toplumun geniş kesimlerinin gıdaya erişimde zorlanacağı uyarısında bulundu, “Çiftçi desteklenmezse, bu kriz sadece tarlada kalmaz; sofraya, mutfağa, her haneye yansır. Bugün Türkiye, 175 ülke arasında gıda enflasyonunda 3’üncü sırada. Bu tablo yalnızca küresel gelişmelerle açıklanamaz. Yıllardır sürdürülen yanlış tarım politikalarının sonucuyla karşı karşıyayız” diye konuştu. “GÜBRE ÜRETİMİ İTHALATA BAĞLI” Milletvekili Sarıbal, Türkiye’nin gübre hammaddelerinde de dışa bağımlı olduğunu belirtti. Fosfat, potas ve doğal gaz gibi temel girdilerde ithalata bağımlılığın sürdüğünü ifade eden Sarıbal, “Sorun sadece gübrenin ithal edilmesi değil; üretimin kendisi de ithal hammaddelere dayanıyor” dedi. 2025 verilerine göre gübre üretiminin bir önceki yıla göre yüzde 3 azalarak 4,57 milyon tona gerilediğini, tüketimin ise yüzde 6 düşüşle 6,54 milyon ton olduğunu aktaran Sarıbal, buna rağmen üretimin tüketimi karşılamaktan uzak kaldığını belirtti. En çok üretilen gübrenin kalsiyum amonyum nitrat, en çok tüketilen gübrenin ise üre gübresi olduğuna dikkati çeken Sarıbal, 2003-2024 döneminde Türkiye’de gübre tüketiminin ortalama yüzde 72’sinin ithalatla karşılandığını hatırlatarak, “Yerli üretim de ithal girdilere bağlı olduğu için sektör bütünüyle dışa bağımlı bir yapıya sıkışmış durumda” diye konuştu. DESTEKLER KALDIRILDI, YÜK ÇİFTÇİYE YIKILDI Çiftçiye mutlaka ilave destekler sağlanması gerektiğinin altını çizen Sarıbal, “İspanya, Romanya, ABD, Çin, Almanya gibi ülkeler savaşın etkilerine karşı önlem aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan 81 milyar liralık destek paketinin üzerinden haftalar geçti; ancak bugüne kadar ödenen tutar sadece 21,1 milyar lira. Geri kalan destekler ortada yok. Çiftçiye verilen destek daha çiftçinin cebine girmeden eridi, yok oldu. 2026 bütçesinde ise tarım sektörüne 167 milyar 634 milyon lira destek ayrıldı. 2025’te 32,2 milyar TL olan alan bazlı destekler, 2026 bütçesinde tamamen kaldırıldı. Böylece, zaten fahiş şekilde artan mazot ve gübre destekleri fiilen ortadan kalktı. Fındıkta 16 yıldır uygulanan alan bazlı destek sona erdirildi. Üretici, doğrudan şirketlerin insafına bırakıldı. 17 ürün için uygulanan fark ödemesi (prim) desteği, kararnamede yer almasına rağmen bütçede karşılık bulmadı. Telafi edici ödemeler için hiçbir kaynak ayrılmadı. Destek var deniyor, ama bütçede yok. Üretim deniyor, ama çiftçi yalnız bırakılıyor” diye konuştu. “SORUN YAPISAL, ÇÖZÜM KAMUSAL POLİTİKA” Milletvekili Sarıbal, yaşanan krizin yalnızca fiyat artışıyla sınırlı olmadığını vurgulayarak, “Temel sorun, tarımsal girdilerin küresel piyasalara bağımlı hale getirilmesidir. Bu bağımlılığı azaltacak kamusal planlama ve güçlü destek mekanizmaları hayata geçirilmediği sürece çiftçi üretimden kopar, gıda krizi derinleşir. Gıda enflasyonuyla mücadele için çiftçilere hak ettikleri desteğin verilmesi ve artışları durdurulamayan girdi maliyetlerinin bir kısmının devlet tarafından karşılanması zorunlu” uyarısında bulundu.

İzmir Zeytin ve Zeytinyağında Markalaşma Yolunda Haber

İzmir Zeytin ve Zeytinyağında Markalaşma Yolunda

İzmir zeytininin hak ettiği yeri bulması için Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde Zeytin Bilim Kurulu oluşturuldu. Kurul; zeytin ve zeytinyağının topraktan sofraya her sürecinin analiz edilerek, doğru üretim ve pazarlama stratejilerinin belirlenmesine katkı sağlayacak. Kurulun ilk toplantısında konuşan Başkan Dr. Cemil Tugay, İzmir’deki zeytin ve zeytinyağının kalitesini belgelemek ve kefil olmak istediklerini ifade etti. İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentin binlerce yıllık mirası zeytinin ve zeytinyağının doğru yöntemlerle üretilmesi, kalitesinin artırılması ve doğru pazarlama stratejileriyle markalaşması için akademisyenlerden üreticilere, kamudan sivil topluma tüm paydaşların yer aldığı Zeytin Bilim Kurulu oluşturdu. Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı koordinasyonundaki kurul ilk toplantısını “Zeytin Stratejileri” başlığıyla düzenleyerek yol haritasını oluşturdu. Çetin Emeç Toplantı Salonu’ndaki toplantıya İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir Planlama Ajansı (İZPA) Başkanı Prof. Dr. Koray Velibeyoğlu, Prof. Dr. Yusuf Kurucu, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanı Nehir Yüksel, zeytincilik alanında çalışan akademisyenler, zeytin üreticileri, kooperatifler, ihracatçılar, zeytinyağı üreticileri ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı. Topraktan sofraya zeytin ve zeytinyağının geleceği konuşuldu Toplantıda Zeytin Bilim Kurulu üyeleri zeytin ve zeytinyağının geleceğine yön verecek bilgi alışverişinde bulundu. Zeytinciliğin ekonomik durumu, hasat, depolama sorunları, hastalık ve zararlılar ile mücadele, üreticinin girdi maliyetleri, üretimi ve kaliteyi etkileyen çevresel faktörler, uluslararası pazarlar, ihracat ve markalaşma gibi çok sayıda konu masaya yatırıldı. “Kontrolsüz ve başarısız bir üretim var” Cemil Tugay, İzmir’in tarih boyunca güçlü bir üretim kenti olduğunu vurgulayarak tarımın hem istihdam hem de gıda güvenliği açısından kritik bir rol taşıdığını belirtti. Dünyada giderek artan gıda krizi riskine dikkat çeken Tugay, İzmir’in bu sürece karşı dirençli bir kent olması gerektiğini ifade etti. Türkiye’de birçok tarımsal ürünün katma değeri yüksek ürünlere dönüşmeden değerlendirildiğini söyleyen Tugay, bunun önemli örneklerinden birinin zeytin olduğunu dile getirdi. İzmir’de zeytinin çoğunlukla geleneksel yöntemlerle üretildiğini, zeytinyağı üretiminde ve depolanmasında ise kontrolsüz ve verimsiz süreçlerin bulunduğunu belirten Tugay, ürünün değerini basit hatalar nedeniyle kaybettiğini söyledi. Kasalarla taşıma yöntemlerinden sıkım tekniklerine kadar birçok aşamada iyileştirme gerektiğini ifade eden Tugay, doğru ağaç ve fidan seçimi, hastalıklarla etkin mücadele ve toprağın güçlendirilmesi gibi alanlarda kapsamlı çalışmalar yürüttüklerini kaydetti. “Zeytinciliğin en iyi nasıl yapılacağını anlatmamız lazım” Başkan Dr. Cemil Tugay, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan Zeytin Eylem Planı hakkında da bilgi verdi. Tugay, zeytinin doğru şekilde kalite ölçümünün yapılması, markalaştırılması ve pazarlanması için ortak akılla oluşturulmuş bir yol haritasına ihtiyaç olduğunu belirtti. İzmir zeytininin hak ettiği şekilde pazarlanmadığını ifade eden Tugay, zeytinyağı üretiminde hem Türkiye’nin hem de İzmir’in sahip olduğu potansiyelin yeterince değerlendirilemediğini söyledi. Yurt dışından bazı firmaların Türkiye’den zeytinyağı alarak kendi ülkelerinde ambalajlayıp paketledikten sonra farklı pazarlara sunduğunu dile getiren Tugay, bu nedenle üretimden pazarlamaya kadar bütüncül bir planlamaya ihtiyaç olduğunu vurguladı. Üreticilere zeytinciliğin en doğru yöntemlerle nasıl yapılacağını anlatmak gerektiğini ifade eden Tugay, zeytinin en kaliteli zeytinyağına dönüştürülmesi için bilimsel ve teknik bir planlama yapılması gerektiğini belirtti. Tugay ayrıca, ürünün değerini artırmak için pazarlama süreçlerinde de profesyonellerin yer aldığı güçlü bir strateji oluşturulmasının önemine dikkat çekti. “Büyükşehir olarak bu zeytinyağı kalitelidir diye kefil olmak istiyoruz” Başkan Tugay, İzmir Olive Export Hub’ı oluşturmak istediklerini belirterek “Kooperatifleri ortak bir marka altında ihracata hazırlayan, uluslararası pazarda rekabet gücünü artıran bir merkez oluşturacağız. İzmir’den zeytinyağı almak isteyenlerin sadece fuarlarda değil, her zaman yerinde bizzat kendilerinin göreceği bir hal yapalım istiyoruz. Bilgilerinize, yönlendirmelerinize ihtiyaç var. Biz İzmir Büyükşehir Belediyesi ailesi olarak zeytin konusunda çalışmayı çok istiyoruz. Arkadaşlarımız pek çok çalışma yapıyor. Öncelikli amacımız, gıdada kendi kendine yeten bir şehir olmak. Zeytin ve zeytinyağının kalitesini ortaya koyacak bir kalite belgesi geliştirmek istiyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak bu zeytinyağı kalitelidir, tağşiş yoktur diye biz kefil olmak istiyoruz. Farklı markalar olabilir ama kalitenin belli olması lazım.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Kurucu: İzmir zeytininin marka olmasını sağlayacağız Toplantıda Zeytin Bilim Kurulu’nun yol haritası hakkında bilgi veren Prof. Dr. Yusuf Kurucu, “Zeytin üretiminde, hasat öncesi bakım, hasat şekli, depolama uygulamaları ve sofraya gelene kadar yapılacak çok şey var. Biz öncelikli olarak parsel bazlı zeytin haritası oluşturalım istiyoruz. Bu çalışmalar kapsamında Küçük Menderes Havzası'nı tamamladık. Yakın sürede Gediz Havzası'nı da tamamlayacağız. Sonra da Bakırçay Havzası'na geçeceğiz. Bunu biraz daha bilimsel çalışalım diye yapıyoruz. İklim değişikliği, toprak yapısı, çeşit uyumu gibi pek çok konu var. Bir bölgede her çeşidin karışık bir şekilde dikilmesi bölgesel yağ özelliğinin oluşmasında sorun yaratıyor. Belediye bir bakanlık değil ama belediyenin yapabileceği çok şey var. Hastalıklarla mücadele, hasat, depolama ve sonuçta zeytinyağı kalitesinin artırılması gibi konularda sizlerin deneyimlerinizden yararlanmak istiyoruz. İzmir’in zeytininin marka olması için, insanların İzmir’in zeytinyağını yiyorum demeleri için çalışacağız” şeklinde konuştu.

Beş Bin Çiftçiye 37 Bin Paket Zirai Gübre Haber

Beş Bin Çiftçiye 37 Bin Paket Zirai Gübre

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, il genelindeki 5 bin çiftçiye verilecek olan gübrelerin ilk dağıtımını Eşme’de gerçekleştirdi. Törene katılan çiftçiler katma değeri yüksek ve marka ürünlerin üretilebilmesi için destek istedi, Başkan Büyükakın, “Her zaman desteğe hazırız” dedi. EŞME’DE TÖREN DÜZENLENDİ Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kırsal kalkınmayı güçlendirmek, üretim maliyetlerini azaltmak ve yerli üreticiyi desteklemek amacıyla kent genelinde meyve, sebze ve fındık üretimi yapan 5 bin çiftçiye toplam 1.850 ton (37 bin paket) zirai gübre desteği sağlayacak. 48 milyon TL değerindeki proje ile 74 bin dekar meyve ve sebze bahçesi, ekim için desteklenmiş olacak. Gübreler, Kartepe Eşme’de Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’ın katıldığı törenle üreticilere teslim edilmeye başlandı. ÇİFTÇİLERDEN BÜYÜKAKIN’A TEŞEKKÜR Törene Başkan Büyükakın’ın yanı sıra Kartepe Belediye Başkanı Mustafa Kocaman, Büyükşehir Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı, AK Parti Kartepe İlçe Başkanı Murat Yılmaz, Tarım ve Orman İl Müdürü Ali Ulvi Özerdem, Kartepe Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Türker, kooperatif ve birlik başkanları, muhtarlar ve çiftçiler katıldı. Hüseyin Türker, Büyükşehir sayesinde atıl durumdaki binlerce hektar arazinin tarıma kazandırıldığını belirterek, Başkan Büyükakın’a teşekkür etti. Ali Ulvi Özerdem, Büyükşehir’in verdiği desteklerin bölge ekonomisine ve üretimin sürdürülebilirliğine büyük katkı sağladığını ifade etti. Mustafa Kocaman da Başkan Büyükakın’a desteklerinden dolayı teşekkürlerini sundu. “İHTİYACA GÖRE DESTEK VERİLİYOR” Başkan Büyükakın, törendeki konuşmasında tarımın önemine vurgu yaparak şunları söyledi: “Tarımın sürdürülebilir olması, çiftçinin toprağa devam etmesi için bu projeleri yapıyoruz. Bu destekleri ihtiyaca göre veriyoruz. Geride bıraktığımız 7 yılda 95 projeye toplam 1.455 milyar liralık bir destek verdik. Bu gerçekten inanılmaz bir rakam. Bunlar göz boyayan işler de değil. Biz halkın olanı yine halka veriyoruz. Bu belediye milletin belediyesi, parası bu milletin parası. Biz emaneti hakkı ile yerine getirmeye çalışıyoruz. Kulağımız sürekli sizde. Herkes ile istişare ediyoruz. Ve ona göre projelerimizi hayata geçiriyoruz. Gübre desteği de bunlardan biri. “BU TOPRAKLARDA EKİM SÜRMELİ” Bu toprakların ekilmeye devam edilmesi gerekiyor. Şehirlerde tarım güçlenmeye devam etmeli. Aksi takdirde yarın yiyecek bir şey bulamayacağız. Suyu doğru kullanmazsak, toprağı ekmeyi unutursak, küresel ısınma ile birlikte yarın yiyecek bir şey bulamayacağız. Bunun adına gıda krizi diyorlar. Bundan dolayı göçler başlıyor, kıtlık savaşları yaşanıyor. Biz bunu önlemek için Tarım Akademisi kurduk. Toprak ekilmeye devam edilsin diye mücadele ediyoruz. Verimliliği arttırmak için de dikkat edelim. Özellikle kadın kooperatiflerini desteklemek istiyoruz. Orada bir güçlendirme yapılmasında fayda var. Orayı, Tarım Akademisi’nde yapacağımız çalışmalar ile daha modern hale getirmek istiyoruz. “KENDİ İŞİNİZ GİBİ BENİMSEYİN” Tıbbi aromatik bitkilerde geçen sene 176 tonluk ürün elde ettik. Oldukça başarılı şekilde devam ediyor, katma değeri yüksek. Ama sizin tarafınızdan bunun yeterince sahiplenilmediğini düşünüyoruz. Bu nedenle yeni politikalar üretmek ve buna Kocaeli’den örnek oluşturmak istiyoruz. Yerel ürünlerin markalaşması büyük önem taşıyor. Ürünlerimize sahip çıkmamız gerektiğine inanıyoruz. Gelinen noktadan memnun olmakla birlikte bunu yeterli görmüyoruz; bölgenin modern tarımın diğer endüstriyel ağlarla bütünleştiği güçlü bir yapıya kavuşmasını hedefliyoruz. Tarımda elektronik ve dijital sistemlerin uygulanmasını mümkün kılacak adımları destekleyerek bu uygulamaların yaygınlaşmasını ve sayısının artırılmasını planlıyoruz.” DESTEK TALEPLERİNİ GERİ ÇEVİRMEDİ Konuşmasının ardından Başkan Büyükakın’a, bölgedeki çiftçiler tarafından meyve, sebze ve fındık takdiminde bulunuldu. Çiftçiler, özellikle katma değeri yüksek ürünlere yönelmek istediklerini belirtti, makine-teçhizat başta olmak üzere destek taleplerinde bulundu. Başkan Büyükakın da Büyükşehir olarak her zaman yanlarında olduğunu vurguladı. Tören, Başkan Büyükakın’ın çiftçilerle birlikte traktöre gübre yüklemesi ile sona erdi. TARIMA 1.5 MİLYAR TL’LİK DESTEK Her zaman üreticinin yanında olan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, son 7 yıldır tarımla ilgili 95 projeye toplam 1 milyar 455 milyon liralık destek sağladı. 10.250 çiftçiye 203 milyon lira değerinde gübre desteği, 16.500 çiftçiye 208 milyon lira değerinde 7,6 milyon litre mazot desteği, 7.500 çiftçiye 295 milyon ₺ değerinde 9.950 ton tohum desteği, 1.400 üreticiye 68.5 milyon lira değerinde sera naylonu desteği, 310 üreticiye 76 bin tavuk, 343 çiftçiye damızlık koç, 18 işletmeye damızlık manda, arıcılara ekipman ve şeker desteği sağlandı. Tıbbi Aromatik Bitkiler Projesi(TABİP) ile 700 dekar alana 5.5 milyon gide dikilirken, sadece geçtiğimiz yıl 80.5 milyon liralık destekle 176 ton ürün elde edildi.

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez! Haber

Ulusal Gıda Politikası Olmadan Kriz Yönetilemez!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle yeniden şekillendiğini belirtti, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını ifade etti. Sarıbal, “Gıda krizi kapıda değil, içeride. Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” dedi. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında Türkiye’de derinleşen gıda krizine dikkati çekerek iktidarın tarım politikalarını eleştirdi. Sarıbal, küresel gıda sisteminin iklim krizi, savaşlar ve enerji maliyetlerinin etkisiyle hızla yeniden şekillendiğini, buna karşılık Türkiye’de iktidarın tarımı plansız ve korumasız bıraktığını söyledi. “Gıda krizi kapıda değil, içeride” diyen Sarıbal, bu eğilimin gıdayı ekonomik olmaktan çıkartıp jeopolitik ve güvenlik başlığı haline getirdiğini belirterek, “Türkiye’nin gıda krizini yönetebilmesi için ilk adım, gıdayı stratejik alan ilan etmektir. Bu çerçevede Gıda Bakanlığı’nın kurulması, gıda güvencesinin ulusal güvenlik başlığına alınması, ürün planlaması, desteklerin artırılması, kooperatiflerin güçlendirilmesi, stratejik ürünlerde taban fiyat ve üretim garantisinin sağlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın 2026 Küresel Görünüm Raporu’na göre gelecek yıl 318 milyon kişinin kriz seviyesinde veya daha kötü açlıkla karşı karşıya kalacağına dikkati çeken Sarıbal, bu rakamın 2019’a göre iki kat arttığını belirtti. BM ve FAO değerlendirmelerinde ise tarım ve gıda sistemlerindeki hatalı uygulamaların çevresel, sosyal ve sağlık maliyetlerinin yıllık 12,7 trilyon dolara ulaştığına işaret edildiğini hatırlattı. DÜNYA GIDA STOKLUYOR, TÜRKİYE SEYREDİYOR Milletvekili Sarıbal, İsveç, Norveç, Hindistan ve Endonezya’nın pirinçten buğdaya kadar stratejik ürün stokladığını aktardı. İsveç hükümetinin Soğuk Savaş’tan bu yana ilk kez tarım ve gıdada stratejik bütçe ayırdığını hatırlatan Sarıbal, 2026 bütçesinden 57 milyon doların tahıl depolarına ayrıldığını söyledi. 2025 yılında Türkiye’nin fiziksel üretim kaybıyla karşı karşıya kaldığını belirten Sarıbal, bitkisel üretimde 16 milyon tonluk düşüş yaşandığını dile getirdi. 2026’da kişi başı tüketimin yaklaşık 100 kilogram azalması beklendiğini kaydeden Sarıbal, bunun daha düşük beslenme, daha yüksek sağlık maliyetleri ve toplumsal riskler yaratacağını vurguladı. “BUĞDAY ÜRETİMİ KİŞİ BAŞI 295 KİLODAN 208 KİLOYA DÜŞTÜ” Türkiye’de buğday üretimindeki dramatik gerilemeye dikkati çeken Sarıbal, “2002 yılında AKP iktidara geldiğinde kişi başı buğday üretimi kriz yılı olmasına rağmen 295 kilogramdı. Aradan geçen 23 yılda bu miktar 87 kg azalarak 208 kilograma düştü. Halkımızın neden ekmeği pahalıya yediği bu gerçeğin altında yatıyor. Yoksa Rusya ve Ukrayna’dan buğday ithal edip un ihracatında zirvedeyiz diye övünmek marifet değil” ifadelerini kullandı. TÜRKİYE GIDA ENFLASYONUNDA ZİRVEDE! OECD verilerini paylaşan Sarıbal, Türkiye’nin gıda enflasyonunda: 1. sırada, dünya genelinde 5. Sırada yer aldığını belirterek, “Saray rejimi ülkemizi dünyada gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülkelerden biri haline getirmiştir. Dünyada gıda fiyatları 2025 Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,3 oranında gerilerken, Türkiye’de yüzde 28,3 oranında artmıştır. Son bir yılda fiyat artışları ekmekte yüzde 43,1, dana etinde yüzde 48,1, taze balıkta yüzde 50,9, meyvelerde yüzde 42,7, margarinde yüzde 41,9, şebeke suyunda yüzde 58,9’a ulaşmıştır. 2003 yılından bu yana ortalama fiyatlar 35,1 kat, gıda fiyatları ise 49,3 kat artmıştır. Bu tablo; ücret artışlarının kağıt üzerinde büyütülüp, alım gücünün ise raflarda törpülendiği bir yoksullaştırma politikasıdır” dedi. GİRDİ MALİYETLERİ PATLADI Tarımın uzun süredir plansız, korumasız ve yönsüz bırakıldığını söyleyen Sarıbal, maliyetlerin dövize endeksli olduğunu hatırlatırken, “Mazot, gübre, yem dövize bağlı, destekler geç ve yetersiz, ithalat yerli üreticiyi tasfiye ediyor, hayvancılıkta ithalat kalıcı hale geldi. 2025 yılında üretici fiyatlarındaki artışlar yüzde 36,01, bazı kalemlerde artış yüzde 100’ün üzerine çıktı. Tarımda kullanılan mal ve hizmetlerdeki fiyat artışı ile birlikte maliyet baskısı da devam ediyor. Son dönemde hızla yükselen girdi maliyetleri, çiftçilerin ekonomik yükünü ciddi biçimde artırdı. ÜRE gübresi önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 51 oranında zamlanırken, 20.20.0 kompoze gübresindeki artış yüzde 46’yı aştı. DAP gübresinde yüzde 41’lik bir yükseliş görülürken, amonyum nitrat ve amonyum sülfat gübrelerinin fiyatları da yüzde 33 oranında arttı. Benzer şekilde yem fiyatları da yükseldi. Son bir yıl içinde süt ve besi yemi fiyatları yüzde 30 civarında artış gösterdi” diye konuştu. “DÜNYAYI DOYURACAĞIZ” YALANIYLA ENDÜSTRİYEL TARIM DAYATILDI İktidarı “her şey yolunda masalı” anlatmakla eleştiren Sarıbal, halkın çareyi tarihi geçmiş ürünlerin satıldığı marketlerde kuyruklarda aradığını söyledi. Yerel tohumların tasfiye edildiğini, hibrit ve GDO’lu tohumlara bağımlılık yaratıldığını, monokültür üretimin teşvik edildiğini söyleyen Sarıbal, Büyükşehir Yasası’nın en ağır darbelerden biri olduğunu vurguladı. Köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle meraların yok edildiğini, gençlerin göç ettiğini ve köy tüzel kişiliğinin ortadan kaldırıldığını belirtti. Bu manzaranın neoliberal tarım politikalarının sonucu olduğunu belirten Sarıbal; “Devlet tarımdan çekildi, tarım şirketlere bırakıldı, küçük üretici tasfiye edildi. İthalat çözüm diye dayatıldı, çiftçi borç batağına sürüklendi, pazara ulaşımın önüne engeller konuldu. Sonra da soğan, patates stoklayan tüccar masalları anlatıldı. Bu masalları bin yıl da anlatsanız sorunu asla çözemezsiniz. Gıda fiyatlarındaki fahiş artışların önüne geçmenin yolu şirketleri değil, küçük aile tarımını desteklemektir. Yerel tohumlarını özgür bırakın. Girdi maliyetlerini düşürün. Köyleri ve köylü haklarını iade edin. Üretici ile tüketici arasındaki zinciri kısaltın. Küçük üreticilerin örgütlenmesini engellemeyin. Meraları amaç dışı kullanıma, ranta açmayın. İthalatı değil üretimi teşvik edin. Yani ranttan değil emekten, üretmekten yana politikalar uygulayın” diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.