Hava Durumu

#Girdi Maliyetleri

Kırsal Haber - Girdi Maliyetleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Girdi Maliyetleri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İzmir Ticaret Borsası Zeytin Ve Zeytinyağı Sektör Temsilcilerini Bir Araya Getirdi Haber

İzmir Ticaret Borsası Zeytin Ve Zeytinyağı Sektör Temsilcilerini Bir Araya Getirdi

İzmir Ticaret Borsası organizasyonunda, zeytin ve zeytinyağı sektöründe 2026-2027 sezonu üretim, tüketim ve ihracat beklentilerini değerlendirmek üzere İstişare Toplantısı gerçekleştirildi. Sektörün paydaşlarını bir araya getiren toplantıda açılış konuşmasını gerçekleştiren Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gökhan Tuncer “Bilindiği üzere; yeni hasat sezonuna yüksek üretim beklentisiyle giriyoruz. Bu beklenti, ülkemizin üretim gücünü ortaya koyuyor. Ancak asıl meselemiz, bu bereketi başta üreticilerimiz için gelire ve sektörümüz için katma değere dönüştürebilmektir. Üreticimizin artan girdi ve hasat maliyetleri karşısında emeğinin karşılığını alabilmesi, üretimin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor.” dedi. Yüksek rekolte beklentisinin fiyatlar üzerinde oluşturduğu baskıyı da bu çerçevede değerlendirmek gerektiğine değinen Ömer Gökhan Tuncer, “İhracattaki daralma da önümüzdeki bir diğer önemli sorundur. Pazara erişimde yaşanan her güçlük; üreticimize, sanayicimize, istihdama ve ülkemizin döviz gelirine direk olarak etki etmektedir. Bütün bu gelişmeler, üretimden ihracata kadar sektörü bir bütün olarak ele almamız gerektiğini gösteriyor. Düzenlediğimiz bu toplantının ortak öncelikleri belirlememize ve ilgili kurumlarımıza sunabileceğimiz uygulanabilir öneriler geliştirmemize katkı sağlayacağına inanıyor, yeni sezonun sektörün tüm paydaşları için bereketli ve kazançlı olmasını diliyorum.” diye konuştu. Toplantının moderasyonunu üstlenen İzmir Ticaret Borsası Meclis Üyesi Tolga Onan ise “Bilindiği üzere, 2026–2027 zeytin ve zeytinyağı sezonu bir süre önce başlamış bulunuyor. Sektörümüz bu sezona oldukça yüksek bir rekolteyle, ancak beraberinde ciddi güçlüklerle girmiş durumda. Sezonun henüz başındayken böyle geniş katılımlı bir toplantı düzenlememizin nedeni ise son derece açık: Ülkemizde oluşan ürün bolluğunu doğru yönetebilmek ve bu büyük üretimi Türkiye için nasıl daha fazla ekonomik değere dönüştürebileceğimizi hep birlikte değerlendirmek.” dedi. Yalnızca sorunları konuşmak için değil, bu sorunlara gerçekçi, uygulanabilir ve kalıcı çözümler üretmek için bir araya geldiklerini ifade eden Onan, “Unutmayalım ki bu sezonu doğru yönetebilirsek, bugün hepimizi düşündüren bu büyük bolluk, yarın Türkiye zeytin ve zeytinyağı sektörü için çok önemli bir fırsata dönüşebilir. Bu düşüncelerle toplantımızın sektörümüz adına verimli, yapıcı ve sonuç getirici olmasını diliyorum.” diye konuştu. Üretimden tüketime sektörün mevcut durumu değerlendirildi Sektör temsilcileri, toplantıda, üreticilerin artan girdi maliyetleri karşısında fiyatlardaki gerilemenin üretimin sürdürülebilirliğine etkisi, işletmelerin depolama ve finansman süreçlerinde karşılaştıkları sorunlar, Türk zeytin ve zeytinyağının uluslararası pazarlardaki fiyat rekabetçiliği ve ihracatın geliştirilmesi, ihracat desteklerinin etkinliği, finansman imkânları, iç tüketimin artırılması, tüketici bilincinin geliştirilmesi ve piyasa denetimlerinin güçlendirilmesi ile yüksek üretim dönemlerinde piyasa dengesinin korunması ve sektörün uzun vadeli rekabet gücünün artırılması konusundaki görüşlerini dile getirdi. İzmir Ticaret Borsası, bu görüşleri derleyerek kısa, orta ve uzun vadeli politika önerilerine dönüştürmeyi ve ilgili bakanlık ve kamu kurumlarına ileterek, zeytin ve zeytinyağı sektörünün karşı karşıya olduğu sorunların çözümüne ve Türkiye'nin uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün artırılmasına katkı sunmayı amaçlıyor.

YENİ Partili Arslan: "Pancar Üreticisinin Sesini Bir Kez Daha Duymadılar" Haber

YENİ Partili Arslan: "Pancar Üreticisinin Sesini Bir Kez Daha Duymadılar"

YENİ Parti Eskişehir Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi İbrahim Arslan, şeker pancarı üreticilerinin yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla verilen önergenin AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmesine tepki gösterdi. Arslan, “Üreticinin talebine kulaklarını kapattılar, şimdi sorunlarının araştırılmasına da hayır dediler” dedi. YENİ Parti Eskişehir Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi İbrahim Arslan, şeker pancarı üreticilerinin yaşadığı ekonomik sorunlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Pancar alım fiyatının üretim maliyetlerini karşılamadığını belirten Arslan, üreticilerin taleplerinin Meclis'te karşılık bulmadığını ifade etti. Şeker pancarında ton başına 3 bin 720 TL olarak açıklanan alım fiyatının üreticinin maliyetlerini karşılamaktan uzak olduğunu savunan Arslan, söz konusu fiyatın zam değil, reel anlamda bir fiyat indirimi olduğunu daha önce dile getirdiklerini hatırlattı. PANCAR ÜRETİCİSİ EN AZ 4 BİN 500 TL TALEP ETMİŞTİ Pancar üreticilerinin artan gübre, mazot, işçilik ve diğer girdi maliyetleri karşısında zor durumda kaldığını belirten Arslan, üreticilerin maliyet hesaplarını ortaya koyarak ton başına en az 4 bin 500 TL alım fiyatı talep ettiğini söyledi. Arslan, Eskişehir'de de pancar üreticilerinin haklı taleplerinin yanında olduklarını vurgulayarak, üreticilerin ekonomik açıdan ayakta kalabilmesi için alım fiyatlarının gerçek üretim maliyetleri dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğine dikkat çekti. PANCAR ÜRETİCİSİNİN SORUNLARININ ARAŞTIRILMASINA DA RET Pancar üreticilerinin artan girdi maliyetlerinden alım fiyatlarına, nakliye giderlerinden üretimin sürdürülebilirliğine kadar yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla verilen önergenin AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildiğini belirten Arslan, karara tepki gösterdi. Üreticilerin taleplerinin dikkate alınmadığını ifade eden Arslan, sorunların Meclis gündemine taşınmasına rağmen araştırılmasına da izin verilmediğini savundu. “BU DÜZENDE KİM KAZANIYOR?” Üreticinin emeğinin karşılığını alamadığını, nakliye sektörünün de ekonomik sıkıntılar yaşadığını ve vatandaşın artan fiyatlar karşısında geçim mücadelesi verdiğini belirten İbrahim Arslan, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Üreticinin talebine kulaklarını kapattılar; şimdi sorunlarının araştırılmasına da 'hayır' dediler. Üreten kazanamıyor, taşıyan kazanamıyor, tüketen geçinemiyor. Bir kez daha soruyoruz: Bu düzende kim kazanıyor?”

CHP'li Gürer: “Elma Dalda Kaldı, Vatandaş Rafta Elma Almaya Zorlanıyor'' Haber

CHP'li Gürer: “Elma Dalda Kaldı, Vatandaş Rafta Elma Almaya Zorlanıyor''

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Niğde’de elma üreticilerini ziyaret ederek yaşadıkları sorunları dinledi. Geçen yıl zirai don ve kuraklık nedeniyle ürün kaybı yaşayan, bu yıl ise elmalarını satmakta zorlanan üreticiler, artan maliyetler ve düşen alım fiyatları nedeniyle zarar ettiklerini anlattı. Üreticiler, meyve suyu fabrikalarının geçen yıl 9 liradan aldığı elmayı bu yıl 3,5 liraya aldığını, tüccarın ise alıma yanaşmadığını belirterek topladıkları elmanın parasının işçilik ve nakliye giderlerini dahi karşılamadığını ifade etti. CEMİL ERTAMA: “İKİ SEFER ELMA GÖTÜRDÜM, SEKİZ TONUN PARASINI İŞÇİYE VERDİM” Elma üreticisi Cemil Ertama, geçen yıl soğuk nedeniyle ürün alamadıklarını, bu yıl ise ürün olmasına rağmen para kazanamadıklarını belirterek, “Geçen sene soğuk aldıydı, elmamız yoktu. Bu sene de Cenab-ı Allah elma verdi. Yalnız 3 liraya meyve suyu fabrikasına topluyoruz. Akşama kadar sekiz işçimiz var. İki sefer elma götürdüm. Dörder tondan sekiz ton sattım, onun parasını da işçiye verdim. Yani işçilik parası meyvenin kendisini karşılamıyor. Bizim attığımız ilaç, gübre, su masraflarımız ve emeğimiz bunun içinde yok. Bu hâle geldik. Bizi yönetenler bu duruma getirdi” dedi. Ömer Fethi Gürer, Niğde ülke genelinde elma üretiminde ilk üç sıradadır. Elma ağacı sayısında ise ilk sıradadır. Elma önemli bir bahçe ürünüdür. Elma kurutularak, depolanarak ve doğal tüketim yoluyla değerlendirilebilecek bir üründür, Elma stoklanabilen bir ürün. Bütün bunlara rağmen üretici dalındaki elmayı bırakıyor ya da tüccara veya meyve suyu fabrikasına yok fiyatına vermeye çalışıyor” diye konuştu. ERTAMA: “DEPOYA KOYSAK KASASI 150 LİRA, ÇÜRÜSE AYRI DERT, DEPOLASAK AYRI DERT” Üretici Cemil Ertama, tüccarın elma almadığını, depolama maliyetlerinin de üreticinin karşılayamayacağı seviyeye ulaştığını belirterek, “Şimdi tüccar elmayı almıyor. Depoya koyuyoruz. Kasası 150 lira. İster depoya koy, ister çürüsün. Depolama maliyeti de var. Onu da ödeyemiyoruz. Nereye kadar ödeyeceğiz? Sekiz sefer ilaç attık. Elmada verim var ama para etmeyince bizi perişan ediyor. Bu elmaların hepsi meyve suyuna gidiyor. Toplanan elmayı meyve suyu fabrikasına veriyoruz. Akşama kadar topladığımızı fabrikaya gönderiyoruz. Motor kirası ve işçi parasını zor çıkarıyor. Bir işçinin yevmiyesi 2 bin lira. Yemesi, içmesi de bize ait. Getirip götürmesi de bize ait. İşçiye 2 bin lira veriyoruz. Budama yaptırdık. Budamanın günlük yevmiyesi 4 bin lira. Maliyetimizi karşılayamıyoruz” dedi. GÜRER: “ELMA DALDA, ÜRETİCİ ZORDA” Niğde’nin elma üretimindeki önemine dikkat çeken Gürer, “Elma Niğde için önemli bir ürün. İhracaata Amasya elması, misket elması olarak bilinir. Bu elma, diğer elmalardan farklı yönüyle yurt dışına gönderilmeyen bir elma türü. Damak tadı olarak misket elması çok güzel bir ürün, yurt dışına gönderilen elma türleri de var. Geçmişte ihracata verilen elmalar da bu yıl para etmiyor. Üretici oldukça mağdur durumda. Çoğu yerde elma dalında duruyor. Çünkü işçilik gideri yüksek olunca elmayı toplatamıyorlar. Bu yıl çöpe giden ürünlerin arasına elma da katıldı. Elma dalda, üretici zorda. Yetkililerin bu konuda gerekli desteği sağlaması gerekiyor. Elmayı dahi doğru değerlendiremeyen bir yönetimimiz var. Bu bağlamda elma üreticisinin sıkıntısı bu yıl olabildiğince katlandı. Geçen yıl kuraklık ve zirai dondan dolayı elma ürününde rekolte kaybı vardı. Elma yurt dışına da gönderilebilen bir ürün ama bu yıl ihracatta da sorunlar var. Böyle olunca üretici ciddi anlamda sıkıntı yaşıyor” şeklinde konuştu. “240 BİN DEKAR ALANDA 10 BİN ÜRETİCİ VAR” Niğde’nin elma üretimindeki yerine ilişkin rakamları da paylaşan Ömer Fethi Gürer, “Ülkemizde elma üretiminde Niğde ilk üçte, elma ağacı sayısında ise ilk sırada. Bu yıl Niğde'de elma üreticisinin de yüzü gülmedi. 240 bin dekar alanda, Niğde'de yaklaşık 10 bin elma üreticisi var. Ülke genelinde 4,5 milyon ton elma üretiliyor. Ancak farklı bölgelerden de benzer şikâyetler alıyoruz. Bu yıl değer bulmayan ürünler arasına elma da katıldı. Geçtiğimiz yıla göre neredeyse yarı fiyatına dahi tüccar alıma girmedi. Meyve suyu fabrikaları, geçen yıl 9 liradan aldıkları elmayı bu yıl 3,5 liradan alıyor. Böyle olunca üretici, meyve suyuna vermek için daldaki elmayı toplatıyor. Ancak bu satış da işçilik parasını karşılamıyor” dedi. HASAN HÜSEYİN İLKNUR: “3,5 LİRAYA VERİYORUZ, İŞÇİ PARASINI BİLE KURTARMIYOR” Elma üreticisi Hasan Hüseyin İlknur da ürünlerini düşük fiyattan satmak zorunda kaldıklarını, buna rağmen işçilik ve nakliye giderlerini karşılayamadıklarını belirterek, “Elmayı topluyoruz, 3,5 liraya veriyoruz. İşçi parasını, motor parasını kurtarmıyoruz. Bu yıl bu elmadan hiçbir kazancımız yok. Zararla içeri giriyoruz” dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, elma üreticisinin artan girdi maliyetleri ile düşük satış fiyatları arasında sıkıştığını belirterek, “Elma üreticisinin en büyük sorunu, girdi maliyetlerinin sürekli artması. İlaç, sulama suyu, elektrik, bakım giderleri, budama ve işçilik masrafları karşısında üretici, ürününün değerinde satılmasını istiyor. Rafta vatandaş elma almaya gittiği zaman elmanın fiyatına yaklaşamıyor ama üretici de elmadan para kazanmıyor. Bunun bir nedeni de yurt dışına yapılan ihracatta kısıtlamalar ve daralma yaşanması. Türkiye'de elmanın da sorunlu ürünler arasında olduğunu ifade etmek gerekiyor. Ağaç sayısı giderek artıyor. Ürünün kalitesi artıyor. Ancak ürünün tüketiminde, raftaki fiyatlar nedeniyle daralma yaşanması sorun yaratıyor. Yurt dışı bağlantısı olan üreticiler bu yıl ürünlerinin bir kısmını satabilse de genel olarak elma şu anda çöpe giden ürünler arasında yer alıyor” diye konuştu. İLKNUR: “20 DÖNÜM ARAZİDE 80-100 TON ELMA VAR, SATAMIYORUZ” Üretici Hasan Hüseyin İlknur, yaşadıkları ekonomik sıkıntının çiftçiliği sürdürülemez hâle getirdiğini belirterek, “Çiftçi bitiyor. 20 dönüm arazi var. 80-100 ton elmayı bu sene satamıyorsun. Maliyetimin yarısını bile karşılayamadım. İçeri girdim” dedi. GÜRER: “ELMA GİBİ DEPOLANABİLEN BİR ÜRÜN BİLE DALINDA KALIYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Hem doğa koşullarıyla mücadele ediyorsunuz hem girdi maliyetleriyle mücadele ediyorsunuz. Sonra da elma dalda kalıyor. Elmayı meyve suyu fabrikaları dahi almıyor. Oysa elmanın kurutulması, yemeği, tatlısı ve doğal tüketimi mümkün. Ayrıca elma depolanabilen bir ürün. Bütün bunlara rağmen elma sorunlu hâle geliyorsa burada oturup düşünülmesi gerekir. Çünkü saklanabilen bir elmayı dahi işçilik parası nedeniyle dalından toplatmaktan kaçınan küçük aile tipi işletmeler var. Bu işi geniş alanlarda yapanlar, kısmen ilişkileri ve bağlantıları sayesinde üretimlerini sürdürüyor. Ancak bu yıl genel olarak herkesin sıkıntısı var” ifadelerini kullandı. ELMADA ZAYİ OLUYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer “2024’ de 15-20 TL olan elmalar, sezon başında 25-30 TL iken şu an 10-15 TL ‘ye kadar düşmüş durumdadır. Yine 2024 meyve suyu 9- 11 TL arasında iken bugün 3,5 TL ye ancak satılabilmektedir. Birçok parametrenin olduğu üretimde soğuk, dolu, sıcaklık, kuraklık, hastalık ve zararlılar, hasat önü dökümü, depo kayıpları vb. bütün bunları aştıktan sonra üretim maliyetlerinin altında satmak ekonomik olarak zaten zor durumda olan üreticilerimiz bahçelerine masraf yapmayacak ya da azaltacak bu da üretimin sürdürülebilirliğini etkileyecek uzun vadede arzı da etkileyebilecektir. Türkiye’nin elma üretimi 4,5 milyon tonlardadır. Bu elmaların hepsine birden talep olması söz konusu değildir. Depolanıp 8 ay gibi bir zamanda pazara arz olması gerekmektedir. Ancak düşük fiyat soğuk hava deposu gideri ile üreticiyi daha zora sokmaktadır. Üreticileri desteklemek için, ihracatı desteklemek için ne yapabiliriz çareleri aranmalıdır.12 ülkeye ihracaat yapılan Niğde’de bu dönem yaşanan sorun üreticiyi zora soktu. Ürün dalda üretici zorda. Çözüm iktidar isterse” dedi

Narenciye Üreticisine Acil Destek Çağrısı: 2026 Girdi Maliyetleri Karşılansın Haber

Narenciye Üreticisine Acil Destek Çağrısı: 2026 Girdi Maliyetleri Karşılansın

Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, narenciye üreticilerinin son yılların en zorlu dönemlerinden birini yaşadığını belirterek, artan tarımsal girdi maliyetleri, düşen ürün fiyatları ve pazarlama sorunlarına dikkat çekti. Üreticilerin ekonomik açıdan çıkmaza sürüklendiğini ifade eden Doğan, narenciye çiftçileri için acil destek mekanizmalarının devreye alınmasını istedi. Narenciye bahçelerinde yaşanan tablonun üreticiler açısından sürdürülebilir olmaktan uzaklaştığını belirten Doğan, çiftçilerin aylarca emek vererek, gübreleyip sulayarak ve ilaçlayarak yetiştirdiği ürünleri kimi zaman yok pahasına satmak zorunda kaldığını söyledi. Bazı üreticilerin ise yalnızca ağaçlarını bir sonraki sezona hazırlayabilmek amacıyla ürünlerini değerinin çok altında elden çıkardığını vurgulayan Doğan, yaşanan durumun sektördeki ekonomik sıkıntının ciddi boyutlara ulaştığını gösterdiğini ifade etti. NARENCİYE ÜRETİCİLERİNE 2026 YILI GİRDİ MALİYETİ DESTEĞİ TALEBİ Üreticilerin ekonomik kayıplarının hafifletilmesi için acil destek mekanizmalarının hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Mehmet Akın Doğan, Tarım ve Orman Bakanlığına çağrıda bulundu. ÇKS kayıtlarının esas alınarak ürününü pazarlayamayan, ürünü dalında kalan ve ekonomik kayba uğrayan üreticilerin belirlenmesini isteyen Doğan, bu üreticilerin 2026 yılına ait tarımsal girdi maliyetlerinin tamamının destek kapsamında karşılanmasını talep etti. Bu desteğin çiftçilerin üretimden kopmaması ve gelecek sezona hazırlanabilmesi açısından hayati önem taşıdığını belirten Doğan, üreticilerin içinde bulunduğu olağanüstü şartların acil destekleri gerekli kıldığını dile getirdi. İHRACATÇILARA DFİF VE NAVLUN DESTEĞİ ÇAĞRISI Narenciye sektöründeki pazarlama sorunlarının çözümü için ihracat desteklerinin de önem taşıdığını ifade eden Doğan, ihracatçılara sağlanacak Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) ve navlun desteklerinin narenciye ürünlerinin dış pazarlardaki rekabet gücünü artıracağını söyledi. Söz konusu desteklerin hasat sezonu başlamadan önce açıklanması ve ödemelerin zamanında yapılması gerektiğini vurgulayan Doğan, desteklerde yaşanacak gecikmelerin ihracatçıların hareket alanını daralttığını ve üreticilerin pazarlama sorunlarını artırdığını belirtti. Ticaret Bakanlığının bu konuda atacağı adımların sektöre önemli katkı sağlayacağına inandığını kaydetti. NARENCİYEDE İÇ VE DIŞ PAZARLAR GÜÇLENDİRİLMELİ Narenciye sektöründe yaşanan pazarlama sorunlarının aşılması, iç ve dış pazarlardaki tıkanıklıkların giderilmesi ve üreticilerin ürünlerini hak ettiği değerden satabilmesi için ilgili kurum ve kuruluşların iş birliği içerisinde hareket etmesi gerektiğini belirten Doğan, kalıcı çözümlerin vakit kaybetmeden üretilmesini istedi. Bu kapsamda iç piyasadaki pazarlama ve dağıtım kanallarının güçlendirilmesi, üreticilerin yeni alıcılarla buluşturulması ve ihracatta yeni pazarların açılması gerektiğine dikkat çekti. Mevcut dış pazarların genişletilmesi için çalışmaların hızlandırılmasını isteyen Doğan, özellikle üreticilerin elinde kalan ve dalında bekleyen ürünlerin ekonomiye kazandırılması amacıyla acil ve somut tedbirler alınması gerektiğini ifade etti. “ÜRETİCİMİZİ YALNIZ BIRAKIRSAK ÜRETİMİ KAYBEDEBİLİRİZ” Narenciye üreticilerinin ekonomik dayanma gücünün giderek azaldığını belirten Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, üreticilerin desteklenmemesi halinde tarımsal üretimin geleceğinin tehlikeye girebileceğini söyledi. Doğan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Bugün üreticimizi yalnız bırakırsak, koruyamazsak yarın üretimi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz. Çiftçimiz üretmek, toprağına sahip çıkmak ve ülke ekonomisine katkı sağlamak istiyor. Ancak bunun için emeğinin karşılığını alması ve ekonomik olarak desteklenmesi gerekiyor. Üreticilerimizin yaşadığı sorunların çözümü için ilgili tüm kurum ve kuruluşların gerekli hassasiyeti göstererek bir an önce somut adımlar atmasını bekliyoruz. Unutulmamalıdır ki üreticimizin ayakta kalması, tarımımızın ve ülkemizin geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.”

İlhan Köten: "Süt Üreticileri Adil ve Sürdürülebilir Fiyat Bekliyor" Haber

İlhan Köten: "Süt Üreticileri Adil ve Sürdürülebilir Fiyat Bekliyor"

Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Genel Başkanı İlhan Köten, Ulusal Süt Konseyi (USK) toplantısının ardından yaptığı açıklamada, süt üreticilerinin beklentilerini ve sektörde yaşanan sorunları değerlendirdi. Köten, artan yem fiyatları ve girdi maliyetlerinin üreticileri zorladığını belirterek, çiğ süt fiyatının belirlenmesinde adil ve sürdürülebilir bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini vurguladı. 30 Ekim tarihinde yönetiminde yer aldığı Ulusal Süt Konseyi ile çevrim içi bir toplantı gerçekleştirdiklerini belirten Köten, toplantıda çiğ süt fiyatına ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadığını ve kararın önümüzdeki haftaya bırakıldığını ifade etti. Görüşmede sektörün acil çözüm bekleyen sorunlarını da gündeme taşıdıklarını kaydetti. YEM FİYATLARINDAKİ ARTIŞ ÜRETİCİYİ ZORLUYOR Yem fiyatlarına sık sık zam yapılmasının özellikle küçük aile işletmelerini zor durumda bıraktığını belirten Köten, yetersiz beslemenin süt verimini düşürdüğüne ve işletmelerin sürdürülebilirliğini tehdit ettiğine dikkat çekti. Yeni süt fiyatı açıklandığında yem fiyatlarının da artırılmasının üreticinin kazancını daha eline geçmeden erittiğini ifade eden Köten, yem piyasasında şeffaf ve denetlenebilir bir fiyatlandırma mekanizması oluşturulması gerektiğini söyledi. “ENFLASYONUN FATURASI ÜRETİCİYE KESİLEMEZ” Üreticilerin enflasyonun sebebi olmadığını, aksine artan girdi maliyetleri nedeniyle mağduriyet yaşadığını vurgulayan Köten, enflasyonla mücadelenin yolunun süt fiyatlarını baskılamak olmadığını belirtti. Köten, üreticinin emeğinin karşılığını almasının sağlanması gerektiğini ifade etti. “ÜRETİCİLERİMİZİN SORUNLARINA ÇÖZÜM BULMAK ASLİ GÖREVİMİZ” Sektör temsilcileri olarak üreticilerin yaşadığı sorunların farkında olduklarını belirten Köten, üreticilerin desteğiyle üstlendikleri görevlerin sorumluluğunu taşıdıklarını ve sorunlara çözüm bulmak için mücadele ettiklerini kaydetti. SÜT ÜRETİCİLERİ ADİL VE SÜRDÜRÜLEBİLİR FİYAT BEKLİYOR Beklentilerinin fahiş fiyatlar olmadığını vurgulayan Köten, makul girdi maliyetleriyle üreticinin emeğinin karşılığını alabileceği bir sistem istediklerini belirtti. Üretici, sanayici ve tüketicinin haklarını gözeten dengeli kararların alınması gerektiğini ifade etti. Önümüzdeki hafta yapılacak Ulusal Süt Konseyi toplantısından beklentilerinin üretimin sürdürülebilirliğini güvence altına alan adil bir fiyat belirlenmesi olduğunu dile getiren Köten, üreticinin ayakta kalamadığı bir sistemde sektörün geleceğini korumanın mümkün olmadığını söyledi. Köten, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Biz üretmeye devam etmek istiyoruz. Tek beklentimiz emeğimizin karşılığını alabileceğimiz adil bir üretim düzenidir.”

CHP'li Gürer: "Lahana da Çiftçisinin Yüzünü Güldürmedi" Haber

CHP'li Gürer: "Lahana da Çiftçisinin Yüzünü Güldürmedi"

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ve KİT Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, Niğde’nin Bor İlçesi Kaynarca köyünde lahana üreticileriyle bir araya gelerek üreticilerin yaşadığı sorunları yerinde dinledi. Geçen yıl 70 liraya kadar satılan lahananın bu yıl 30-35 lira aralığında alıcı bulmakta zorlandığını belirten üretici Yunus Emre Akbulut ; mazot, gübre, tarım ilacı, elektrik, işçilik ve nakliye maliyetlerindeki artış nedeniyle zarar ettiklerini ifade etti. Üreticiler, tarlada kalan lahananın hem çiftçinin geçimini hem de üretimden ekmek yiyen binlerce kişinin gelirini olumsuz etkilediğini belirtirken, üretim planlaması ve pazarlama sorunlarına çözüm bulunmasını istedi. GÜRER “NİĞDE LAHANASI KALİTESİYLE ARANAN BİR ÜRÜN” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’deki lahana üretimine ve Niğde’nin üretimdeki yerine dikkat çekerek, “Ülkemizde 692 bin ton lahana yetişiyor. Türkiye üretiminde Samsun birinci, Niğde ikinci. Ürün kalitesi bakımından ise Niğde lahanası aranan bir lahana. Geçtiğimiz yıl çiftçinin 70 lira civarında sattığı lahanayı bu sene 30-35 lira aralığında satmakta zorlandığını görüyoruz. Üretim planlaması olmaması sorunların kaynağı. Çiftçi ve üreticinin girdi maliyetlerinde artıştan ve ürün satamamaktan dertli. Üretici, ‘Geçen yılki fiyata satamıyorum.’ diyor. Lahananın yemeği yapılır, turşusu yapılır, sarması yapılır. İnsan sağlığı açısından da yararları saymakla bitmez. Ama lahana tarlada kaldı” dedi. ÜRETİCİ “GEÇEN SENENİN YARISI FİYATA SATIYORUZ” Bölgenin önemli lahana üretim merkezi Kaynarca köyünde lahana yetiştiren üreticiler, ürün fiyatlarının gerilemesine karşın maliyetlerin arttığını belirterek, “Geçen seneye bakınca lahanayı yarı parasına satıyoruz. Geçen sene 70 liraya satıyorduk. Bu sene yarı yarıya fiyatla satışımız var. Girdi maliyetleri de arttı. Geçen sene mazot 55 liraydı, bu sene 100 lira oldu. Geçen sene gübre 25 liraydı, bu sene 50 lira. Başka bir gübre çeşidi geçen sene 8 liraydı, şimdi 17 lira. Tarım ilaçları da iki katına çıktı. Kendi maliyetlerini karşılayamıyorsun. Şu anda elektrik parası aşırı geliyor. Girdiyi karşılayamıyoruz. Zarar ediyoruz. Ekim yaptık ama sonuç böyle oldu. Burada tarım politikalarındaki yanlışlıkların da etkisi var. Geçen sene para kazandığımız için çiftçi olarak ekim alanlarını biraz daha artırdık. Şimdi de mağdur olduk. Ürünü satsakta para kazanmadık” diye konuştu. “BİR LAHANANIN MALİYETİ 20 LİRANIN ÜZERİNDE” Lahana üreticileri Sezayi Aydın ve İlker Uyanık ürünün tarlada kaldığını, yapılan satışların maliyetleri karşılamadığını belirterek, “Şu anda lahana tarlada kaldı. Kısmi bir satış oldu. Çiftçilerin durumu neyse hepsinin durumu aynı. Burada bir ayrımcılık yok. Köy olarak da aynı durumdayız. Şu lahananın maliyeti 20 liranın üzerinde. Biz kaça veriyoruz? Yeri geldiğinde 25 liraya, 30 liraya, 35 liraya veriyoruz. Yani zararına gidiyor. Zarar ediyoruz. Şu lahananın yalnızca işçilik parası 5-6 lirayı buluyor. Sadece yükleme için bile masraf yapıyoruz. Bırakın diğer masrafları, ürünü buradan çıkarmak için 8-10 kişi yükleme yapıyor. Kişi başı 2 bin lira derken ciddi maliyet oluşuyor. Bir arabanın yalnızca işçilik masrafı 20 bin lirayı buluyor. O masrafı da düştüğümüzde bize kalacak para… O da işçiliğe gidiyor” dedi. “BU ÜRETİMDEN EN AZ 10 BİN KİŞİ EKMEK YİYOR” Üretici İlker Aydın, lahana yetiştiriciliğinin yalnızca çiftçinin geçim kaynağı olmadığını, tarımsal üretim zincirinde çalışan çok sayıda insanın da bu faaliyetten gelir elde ettiğini vurguladı. Üretici Sezai Uyanık, “Bizim bu bölgede en az 10 bin kişi bu üretimden ekmek yiyor. İşçisinden kamyoncusuna, satıcısından pazarcısına kadar birçok insan geçimini buradan sağlıyor. Bir de devletin bu işe el atması lazım. Hal fiyatları aslında düşük. Pazarcı çok pahalı satıyor, market çok pahalı satıyor. Lahananın markette kilosu 25 liraymış. Yani buna dikkat etmeleri gerekiyor. Bu işten kazanan pazarcı ve marketçi oluyor. Gerçekten burada halci de kazanmıyor” şeklinde konuştu. GÜRER “DOĞRU BİR ÜRETİM PLANLAMASIYLA SORUNA EL ATILMALI” Üreticinin artan maliyetler karşısında gelir kaybı yaşadığını, ürünün tarladan çıktıktan sonra tüketiciye ulaşana kadar fiyat değişikliklerinin ortaya çıktığını belirten CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, üretim planlamasının önemine dikkat çekerek, “Üreticinin girdi maliyetleri artıyor, üreticinin geliri daralıyor. Ürün üreticiden çıktıktan sonra tüketiciye ulaşana kadar fiyatı değişiyor. Raftaki fiyat artışından da vatandaş şikâyetçi oluyor. Burada doğru bir planlamayla, üretim planlamasıyla soruna el atılması lazım” dedi. “İSTANBUL’A NAKLİYE 45 BİN LİRADAN 90 BİN LİRAYA ÇIKTI” Lahana üreticileri, ürünün pazara ulaştırılmasında nakliye maliyetlerinin de önemli bir yük oluşturduğunu belirterek, “Ayrıca nakliyenin de önemli bir etkisi oldu. Bu yıl nakliye bizim lahanadan çok tutuyor. Geçen yıl 45 bin liraya İstanbul'a giden ürünün nakliye masrafı şu anda 90 bin lirayı buluyor. Lahanayı 35 liraya satıyoruz, pazarda yine 150 lira. Burada da bir sıkıntı var. Şu anda tüketici de ucuz yiyemiyor. Yani vatandaş da pahalıya tüketiyor. Kooperatif yok. Bir kooperatifleşme girişimimiz oldu ama başarılı olamadık. Köylü arkamızda durmadı. On kişi bir araya gelip kurduk ama bu sefer de köylü destek vermedi” diye konuştu.

Şube Başkanı Güder’den Tarımsal Destek Tepkisi: GSMH’nin Yüzde 1’i Ayrılmalı Haber

Şube Başkanı Güder’den Tarımsal Destek Tepkisi: GSMH’nin Yüzde 1’i Ayrılmalı

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı Selma Güder, tarımsal desteklerin yasal hedefin oldukça altında kaldığını belirterek Tarım Kanunu’nun uygulanması çağrısında bulundu. 2026 yılı için tarımsal destekleme programlarına 168 milyar TL ayrıldığını ifade eden Güder, yasal ölçüt olarak gösterilen yüzde 1’lik oranın karşılanabilmesi için tarımsal desteklerin artırılması gerektiğini vurguladı. Güder, artan üretim maliyetleri, iklim değişikliğinin etkileri ve çiftçilerin yaş ortalamasının yükselmesinin tarımın geleceği açısından ciddi riskler oluşturduğuna dikkat çekti. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı Selma Güder, Türkiye’de tarımsal destekleme politikaları, üreticilerin karşı karşıya kaldığı ekonomik sorunlar ve tarım sektörünün geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tarımın yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak ele alınamayacağını belirten Güder, gıda güvencesinin sağlanması, kırsal yaşamın korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilir biçimde kullanılması için üreticilerin desteklenmesinin zorunlu olduğunu ifade etti. Tarımsal üretimin devamlılığı açısından kamu desteklerinin hayati önem taşıdığını vurgulayan Güder, 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21. maddesinde yer alan düzenlemenin gereğinin yerine getirilmesini istedi. Söz konusu madde kapsamında tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılacak kaynağın gayrisafi millî hasılanın (GSMH) yüzde 1’inden az olmaması gerektiğini hatırlatan Güder, mevcut destekleme ödeneklerinin bu hedefin gerisinde kaldığını belirtti. Tarımsal Destekler Yasal Hedefin Gerisinde Kaldı Tarımsal desteklerin yıllar içerisindeki seyrine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Selma Güder, desteklerin ekonomik büyüklük içerisindeki payının giderek azaldığına dikkat çekti. Güder’in paylaştığı verilere göre, 2016 yılında gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranı yaklaşık yüzde 0,44 olan tarımsal destekler, 2024 yılında yüzde 0,21 seviyesine geriledi. 2026 yılı bütçesinde tarımsal destekleme programları için 168 milyar TL kaynak ayrıldığını belirten Güder, bu tutarın ekonomik büyüklükle karşılaştırıldığında yetersiz kaldığını savundu. 2026 yılı için yaklaşık 77 trilyon TL olarak öngörülen GSYH üzerinden yapılan hesaplamada, yüzde 1’lik oranın 770 milyar TL’ye karşılık geldiğini ifade eden Güder, bütçede ayrılan tarımsal destekleme ödeneğinin bu tutarın oldukça altında olduğunu kaydetti. GSMH ile GSYH’nin farklı ekonomik göstergeler olduğuna dikkat çeken Güder, karşılaştırmaların aynı kavramlar üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini belirtmekle birlikte, mevcut tablonun tarımsal desteklerin artırılması ihtiyacını ortaya koyduğunu ifade etti. “Bu Yalnızca Bütçedeki Bir Eksiklik Değil” Tarımsal desteklerin yetersiz kalmasının yalnızca bütçeyle ilgili bir sorun olmadığını belirten Güder, yaşanan durumun üreticilerin üretime devam edebilme gücünü ve Türkiye’nin gıda güvencesini doğrudan etkilediğini söyledi. Çiftçilerin artan üretim maliyetleri karşısında ciddi bir mücadele verdiğini dile getiren Güder, mazot, gübre, tohum, yem, enerji, sulama ve işçilik giderlerindeki artışların üreticilerin ekonomik yükünü ağırlaştırdığını kaydetti. İklim değişikliğinin etkilerinin de tarımsal üretimdeki riskleri artırdığını belirten Güder, kuraklık, don, aşırı yağış ve diğer doğal afetlerin üretim süreçlerini olumsuz etkilediğini ifade etti. Üreticilerin hem üretim maliyetlerini hem de hasat döneminde ürünlerini hangi fiyatla satabileceklerini öngörmekte zorlandığını vurgulayan Güder, belirsizliklerin çiftçileri daha fazla borçlanmaya ittiğini ve bazı üreticilerin tarımsal faaliyetlerini sürdürmekte güçlük çektiğini belirtti. Güder, üreticilerden daha fazla üretim yapmaları beklenirken temel girdi maliyetlerini karşılamada yetersiz kalan desteklerle tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanamayacağını dile getirdi. Üreticinin Üretimden Çekilmesi Gıda Fiyatlarını da Etkiliyor Tarımsal üretimde yaşanan sorunların yalnızca çiftçilerin gelirleriyle sınırlı olmadığını belirten Selma Güder, üreticilerin üretimden uzaklaşmasının toplumun tamamını ilgilendiren sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti. Üretici sayısının azalmasının kırsal nüfusun gerilemesine, tarımsal istihdamın daralmasına ve ülkenin üretim kapasitesinin zayıflamasına yol açabileceğini ifade eden Güder, üretimde yaşanabilecek gerilemenin tüketicilerin gıdaya erişimini de zorlaştırabileceğini kaydetti. Tarımsal desteklerin bir lütuf olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Güder, bu desteklerin üretimin devamlılığını sağlayan önemli bir kamu politikası aracı olduğunu belirtti. Doğru planlanan desteklerin üreticilerin gelirlerini koruyacağını, tarımsal üretim planlamasını güçlendireceğini ve kırsal kalkınmaya katkı sağlayacağını ifade eden Güder, Türkiye’nin tarımsal üretimde dışa bağımlılığının azaltılması açısından da destekleme politikalarının önem taşıdığını söyledi. “Destekler Zamanında ve Öngörülebilir Olmalı” Tarımsal desteklerin yalnızca miktarının artırılmasının yeterli olmayacağını belirten Güder, destekleme sisteminin üreticilerin gerçek ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğini ifade etti. Desteklerin üretim maliyetlerini dikkate alması, enflasyon karşısında üreticilerin yaşadığı kayıpları gözetmesi ve üretim takvimine uygun şekilde ödenmesi gerektiğini vurgulayan Güder, çiftçilerin geleceğe yönelik planlama yapabilmesi için destekleme politikalarının öngörülebilir olmasının önemine işaret etti. Güder, tarımsal desteklerin üreticiyi ayakta tutan, üretim kapasitesini koruyan ve sürdürülebilirliği esas alan bir anlayışla yeniden ele alınması gerektiğini belirtti. Ziraat Mühendisleri Odasından Tarımsal Destekler İçin 6 Talep TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Eskişehir Şube Başkanı Selma Güder, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması ve üreticilerin ekonomik açıdan güçlendirilmesi amacıyla taleplerini de sıraladı. Güder’in açıkladığı talepler şöyle: - Tarım Kanunu uygulanmalı: 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21. maddesi hayata geçirilmeli ve tarımsal desteklere ayrılan kaynak yasal hedef doğrultusunda artırılmalı. - Destekler üretim maliyetlerini karşılamalı: Artan girdi maliyetleri ve enflasyon nedeniyle üreticilerin yaşadığı kayıplar dikkate alınmalı. - Ödemeler zamanında yapılmalı: Tarımsal destekler üretim takvimine uygun, düzenli ve öngörülebilir biçimde ödenmeli. - Küçük üreticiler korunmalı: Küçük ve orta ölçekli üreticiler ile genç çiftçiler ve kırsalda üretimini sürdürmeye çalışan kesimler özel olarak desteklenmeli. - İklim değişikliğine karşı önlem alınmalı: Su ve toprak kaynaklarının korunması, iklim krizine uyum, sürdürülebilir üretim ve tarımsal araştırma-yayım faaliyetleri desteklenmeli. - Bilimsel veriler esas alınmalı: Üretim planlaması ve tarımsal desteklerin hazırlanması süreçlerinde meslek odalarının, üretici örgütlerinin ve kooperatiflerin görüşleri dikkate alınmalı. Güder, tarımsal destekleme politikalarının yalnızca kısa vadeli ekonomik ihtiyaçlar doğrultusunda değil, Türkiye’nin uzun vadeli üretim kapasitesini koruyacak şekilde oluşturulması gerektiğini ifade etti. Genç Çiftçi Oranı Yüzde 5: “Tarımın Geleceği Bitiyor!” Tarım sektörünün geleceğine ilişkin en önemli sorunlardan birinin üreticilerin yaş ortalamasının yükselmesi olduğunu belirten Selma Güder, çiftçilerin yaş dağılımına ilişkin verileri paylaştı. Güder’in açıklamasına göre, Türkiye’de çiftçilerin yaş ortalaması erkeklerde 58, kadınlarda ise 61 seviyesinde bulunuyor. Üreticilerin yüzde 35’inin 50-64 yaş aralığında olduğunu belirten Güder, 18-32 yaş arasındaki genç çiftçilerin oranının ise yalnızca yüzde 5 olduğunu söyledi. Gençlerin tarımsal üretime katılımının sınırlı kalmasının sektörün geleceği açısından ciddi bir sorun oluşturduğunu vurgulayan Güder, bu tablonun kırsal yaşamın devamlılığı ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından alarm verdiğini ifade etti. Gençlerin tarımda kalabilmesi için ekonomik ve sosyal koşulların iyileştirilmesi gerektiğini belirten Güder, üreticilerin yalnızca mali desteklerle değil, kırsalda yaşamayı mümkün kılacak hizmetlerle de desteklenmesinin önemine dikkat çekti. Köyden Kente Göçün Önlenmesi İçin Kırsal Yaşam Güçlendirilmeli Kırsaldan kentlere göçün önlenmesinin tarım politikalarının temel hedeflerinden biri olması gerektiğini ifade eden Güder, köylerde yaşam ve üretim koşullarının iyileştirilmesi çağrısında bulundu. İstihdam, iskân, eğitim ve altyapı hizmetlerinin kırsal bölgelerde güçlendirilmesi gerektiğini belirten Güder, bu çalışmaların tarımsal desteklerle birlikte bütüncül bir anlayışla yürütülmesinin önem taşıdığını söyledi. Gençlerin ve üretici ailelerin kırsalda yaşamaya devam edebilmesi için tarımsal üretimin ekonomik açıdan sürdürülebilir hale getirilmesi gerektiğini kaydeden Güder, kırsal kalkınmanın yalnızca tarım sektörüne yönelik desteklerle sınırlı tutulmaması gerektiğini dile getirdi. “Tarımsal Destekler Stratejik Bir Yatırım Olarak Görülmeli” Tarımdaki sorunların etkilerinin üreticilerle sınırlı kalmadığını vurgulayan Selma Güder, üretimin gerilemesinin gıda fiyatlarından toplumun beslenme koşullarına kadar birçok alanı etkilediğini ifade etti. Tarımsal desteklere ayrılan kaynağın yalnızca bir kamu harcaması olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Güder, bu kaynakların toplumun bugünü ve geleceği için stratejik bir yatırım niteliği taşıdığını söyledi. Güder, açıklamasında yetkililere çağrıda bulunarak tarımsal desteklerin yasal hedefe uygun seviyeye çıkarılması, üreticilerin borç ve maliyet baskısı altında yalnız bırakılmaması ve çiftçilerin emeklerinin karşılığını alabilecekleri bir sistemin oluşturulması gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin tarımsal potansiyelinin korunması, üreticilerin üretimden kopmasının önlenmesi ve gelecek kuşakların gıdaya erişiminin güvence altına alınması için tarımsal destekleme politikalarında somut adımlar atılması gerektiğini belirten Güder, Tarım Kanunu’nda öngörülen hedefin yerine getirilmesi çağrısını yineledi.

Üretici Ürününü Dalında Bırakıyor, Borcunu Nasıl Ödeyecek? Haber

Üretici Ürününü Dalında Bırakıyor, Borcunu Nasıl Ödeyecek?

CHP Adana Milletvekili, TBMM Başkanlık Divanı Üyesi Dr. Müzeyyen Şevkin, Türkiye’nin narenciye deposu Çukurova’da üreticilerin giderek derinleşen ekonomik krizine dikkat çekerek Tarım ve Orman Bakanlığına acil müdahale çağrısında bulundu. TBMM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, gübre, ilaç, mazot, elektrik, sulama, işçilik, ambalaj ve nakliye maliyetlerinin altında ezilen üreticinin ürününü satamaz hale geldiğini belirten Dr. Şevkin, Ziraat Bankası kredi borçlarının ödeme döneminin gelmesiyle çiftçinin yeni bir çıkmazla karşı karşıya kaldığını vurguladı. “ÜRETİCİ ÜRÜNÜNÜ DALINDA BIRAKIYOR, BORCUNU NASIL ÖDEYECEK?” Çukurova’da narenciye üreticisinin yaşadığı sorunların artık sürdürülemez bir noktaya geldiğini ifade eden Dr. Müzeyyen Şevkin, üreticinin yüksek girdi maliyetleri ile düşük ürün fiyatları arasında sıkışıp kaldığını belirtti. Narenciye üreticisinin üretim yapabilmek için gübreye, ilaca, mazota, elektriğe, suya, işçiliğe, ambalaja ve nakliyeye her geçen gün daha fazla para harcadığını kaydeden Dr. Şevkin, hasat döneminde ürününü değerinde satamayan çiftçinin kimi zaman emeğini dalında bırakmak zorunda kaldığını dile getirdi. Üreticinin bir yandan artan maliyetlerle mücadele ettiğini, diğer yandan biriken borçlarını ödemeye çalıştığını vurgulayan Dr. Şevkin, şöyle konuştu: “Çukurova’da narenciye üreticisi bitti, bitti Sayın Bakan! Üretici artık dayanacak gücünü kaybediyor. Bir an önce harekete geçin! Ziraat Bankası kredi borçlarını erteleyin, borçları yapılandırın, üreticiye nefes aldırın. Tarla ve bahçede üreticinin kazanamadığı, markette vatandaşın pahalıya tükettiği bu düzeni değiştirmek zorundasınız. İhracatın önünü açın, çiftçinin önünü açın! Çukurova’nın bereketli topraklarında üretimin devam etmesi, çiftçinin ayakta kalması için daha neyi bekliyorsunuz?”

Gürer: “Türkşeker Yaşamalı” Haber

Gürer: “Türkşeker Yaşamalı”

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ve Kamu İktisadi Kurumlar (KİT) Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, TÜRKŞEKER’in TBMM KİT Komisyonunda denetim toplantısında yaptığı konuşmada, Şekerpancarı üreticileri ve şeker fabrikalarının yaşadığı ekonomik sorunlara dikkat çekti. Şeker pancarının stratejik bir ürün olduğunu belirten Gürer, yüksek faizlerin, enflasyonun, daralan pazar payının ve artan borç yükünün fabrikaları zor durumda bıraktığını söyledi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TÜRKŞEKER’in 2023 ve 2024 yıllarına ilişkin hesaplarının görüşüldüğü TBMM KİT Komisyonu toplantısında yaptığı konuşmada, kamu şeker fabrikalarının ve kooperatiflere bağlı işletmelerin yaşadığı sorunları gündeme taşıdı. Şeker fabrikalarının yalnızca üretim yapan işletmeler olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Gürer, pancar üretiminden hayvancılığa, istihdamdan bölgesel kalkınmaya kadar geniş bir ekonomik alanı etkileyen bu kuruluşların desteklenmesi gerektiğini ifade etti. ŞEKER PANCARI STRATEJİK BİR ÜRÜN ÇİFTÇİNİN GELİRİ GERİLİYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Şeker pancarı stratejik bir ürün. Alım garantili, sözleşmeli üretim; aynı zamanda tohumunu, ilacını, gübresini satan, tarlaya taşıyan, tarlada eken, ektikten sonra fabrikaya götüren, fabrikada işleyen; işlendikten sonra merası, küspesi, alkolü ve şekeri ayrı ayrı değerlendirilen çok geniş bir kesimi kapsıyor. Bu bağlamda, şeker pancarının ülkemiz için önemli bir ürün olduğunun altını çizmek lazım. Bu yıl 22 milyon ton şeker pancarı üretileceği varsayılıyor” diye konuştu. Özelleştirme sonrasında pancar üreticisinin bazı avantajlarını kaybettiğini belirten Ömer Fethi Gürer, “Şeker fabrikaları özelleşmeden önce kamu, çiftçiye destek amacıyla pancarı söktürür, kantara alır, firesini kendi karşılardı. Şimdi şeker fabrikaları özelleşti, ‘Ben ne zaman istersem o zaman getireceksin.’ diyor, fire çiftçiye kalıyor. Çiftçinin doğal olarak oradan da geliri gerilemiş oldu” ifadelerini kullandı. NİŞASTA BAZLI ŞURUP VE TATLANDIRICI PAZARI İNCELENMELİ CHP’li Ömer Fethi Gürer, “Nişasta bazlı şurupla ya da tatlandırıcıyla ilgili genelde ‘Kota yüzde 5 civarında.’ denerek olay küçültülüyor. Ancak Türkiye’de nişasta bazlı şurup ve tatlandırıcı kotasının yanında ithal gelen ürünler de var. Bunların Türkiye pazarındaki durumuna bakmak gerekiyor. Yakın ülkelere fabrika kurup ürünleri orada üreterek Türkiye’ye sokanların varlığı kamuoyunun bilgisinde. Bu nedenle Türkiye’nin kotası dışında yurt dışından giren ürünlerde de nişasta bazlı şurup ve tatlandırıcının hangi noktada olduğunu görmek lazım. Çünkü pazar daralıyor. Bu anlamda sıkıntılı bir olgu” dedi. PANCAR ÜRETİCİSİNE VERİLEN 3 BİN 720 LİRA YETERLİ DEĞİL Ömer Fethi Gürer, “Kota sorunu farklı bölgelerde yıllardır süregelen bir sorun. Hatta kotasını satanların bile olduğunu yerinde biliyorum. Bu alanı da düzenlemek lazım. Münavebeli ekim olduğu kadar, şeker pancarından daha çok gelir elde ediliyorsa çiftçi gidip o ürünü ekmeyi bırakıyor” diye konuştu. Pancar eken çiftçi sayısındaki düşüşe işaret eden CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “ 380 bin civarında çiftçi vardı. Şimdi Bakan Bey’in resmî verdiği yanıt 83 bindi. Herhâlde bu yıl 92 bine falan çıktığı söyleniyor. Şeker pancarı eken çiftçi para kazanamadığı gibi, eskiden küspeyi özel fabrikalar olmadan bedava alıyordu, bu bir avantajdı. Şimdi küspenin tonu 2 bin lira olmuş, pancara bu yıl verilen rakam 3 bin 720 lira. Neredeyse küspeyle pancar aynı değere eridiler. 3 bin 720 lira çiftçiyi kurtarmıyor. Beklentileri 4 binin üstünde bir rakamdı. Biz 4 bin 500 lira olabilir diye umut ediyorduk. Şekerde yüzde 24’lük artış var, pancarda yüzde 20’lik bir artış var. Buna rağmen üretici de sıkıntısını anlatıyor. Olaya tek taraflı bakarsak farklı görürüz ama bütüne bakarsak ortada bir sorun var. Özellikle çiftçi açısından şeker pancarında bir yıllık artış yüzde 20, enflasyon yüzde 30. Enflasyonun yüzde 30 olduğu yerde girdi maliyetleri artıyorsa sorun var” dedi. Üreticinin maliyetleri düşürmek amacıyla daha düşük fiyatlı tohumlara yönelmesinin verim kaybına neden olabileceğini kaydeden Gürer, “Çiftçi ‘Ucuza mal edeyim.’ derse 40 bin liralık tohumu kullanamıyor, 10 bin liralık tohum kullanıyor. 10 bin liralık tohumu kullandığında da verim, rekolte düşüyor. Gene maliyet kendisi açısından olumsuza gidiyor. Çiftçi refahını sağlayacak girdi maliyetleri artı makul bir kârla fiyat belirlenmesinin gerekliliğine inanıyorum” diye konuştu. ŞEKER FABRİKALARI YALNIZCA BİRER İŞLETME OLARAK GÖRÜLMEMELİ CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, şeker fabrikalarının tarihsel önemine değinerek, “Ülkemizin şeker ihtiyacının millî kaynaklardan karşılanması amacıyla ilk fabrika 1926’da yapıldı. Şeker fabrikası, fabrika yapan fabrikaydı. İçinde spor alanları, eğitim birimleri, sosyal tesisleri, tiyatrosu ve sinemasıyla bölgesinin kalkınmasını önceleyen, önemseyen bir dokuydu. Şeker fabrikaları sanayimizin örnek ilk yatırımlarındandı. Türkiye’nin bugünkü en büyük sorunlarından biri, var olan kurum dokularının bugünün ihtiyaçlarını karşılamayacak noktaya ermesidir. Bunun başında kooperatifler geliyor. Türkiye’nin yalnızca tarımla ilgili bir kooperatif yasasını yeniden şekillendirmesi zorunludur. Kooperatif üretim öncesini planlayacak. Şimdi kooperatif var, tohum satıyor, gübre satıyor, ticari işlem gibi yapıyor işi. Üretim aşamasında ürün gamına müdahil olamıyor. Bu yapının değiştirilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. TÜRKŞEKER’DE 600 BİN TON ŞEKER STOKU SORUSU TÜRKŞEKER’in üretim ve pazarlama politikalarının da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Gürer, ambalajlı şeker fiyatları ile stok miktarlarına dikkat çekerek, “Türkşeker de piyasaya 50 kilogramlık çuval şekeri, 5 kilogramlık paket şeker fiyatının üstünde bir fiyatla veriyor. Hâlbuki paket küçüldükçe ambalaj gideri artar, maliyet daha yüksek olur. Ama orada elindeki stokları dikkate alarak 5 kilogramı teşvik ediyor. Ülkede yıllık 2 milyon 800 bin ton şeker tüketimi var diyoruz. Yılbaşına 600 bin ton stokla giriyorsa bunun bir nedeni olmalı. Üretilen şekerin pazar payı neden düştü? Bunun sebebi nişasta bazlı şurup mudur, kaçak giriş midir, üretimle ilgili sorunlar mıdır? Buna bakmak lazım” dedi. SULUOVA ŞEKER FABRİKASI 4,7 MİLYAR LİRALIK BORÇ YÜKÜ ALTINDA CHP’li Ömer Fethi Gürer, “Amasya Suluova Fabrikası 1954 yılında kurulmuştur. Bu fabrika, şu anda gerçek anlamda artık var olan maddi durumu nedeniyle çalışamama boyutuna gelmiş durumda. Şeker üretiminin yanında hayvancılığa ve tarımsal faaliyetlere sağladığı katkıyla da şeker pancarı önemli. Şeker fabrikaları bulunduğu bölgede halkın ekonomik yapısına ciddi katkıda bulunuyor. Fabrikanın varlığının tarımın sürdürülebilirliği yanında çiftçinin, çalışanın, ailesinin ve bölge ekonomisinin kalkınmasında geçmiş dönemlerde ciddi katkıları olmuş. Suluova Şeker Fabrikası, Amasya, Samsun, Tokat ve Çorum illerini kapsayan 32 bölgede yaklaşık 70 bin ortağı bulunan bir kooperatif yönetimidir. 80 bin ton şeker kotasına sahip, yıllık 18 milyon litre kapasiteli tarımsal kökenli gıda ve ülkemizde ilk tıbbi kullanıma yönelik etanol üretim tesisi bulunan bir kuruluştur. Küspe kurutma tesisi bulunan fabrika yaklaşık 180 bin ton yaş küspe ve 35 bin ton melas da üretiyor. Orta ve Doğu Karadeniz hayvancılığını doğrudan etkileyen bu üretimin yanında nakliye sektörüne ve bölgesel ticarete de katkısı bulunuyor” diye konuştu. Gürer, “2023 yılına kadar kârlı bir kuruluş olan fabrika, kredi borçlarını ödeyememesi ve enflasyon karşısında gelir-gider dengesinin bozulması nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıyadır. Bazı yıllar yüzde 67’ye kadar çıkan faizlerle borçlarını ödeyemez duruma düşmüştür. 4,7 milyara yaklaşan bir borçla ayakta durmaya çalışmaktadır. Yalnızca 2023 yılında bankalara ödediği faiz miktarı borç stoklarının yüzde 10’unu oluştururken faiz oranlarındaki artış nedeniyle 2026 yılında bu oran yüzde 46’ya çıkmıştır. Aynı dönemde bankalara ödediği faiz tutarı yaklaşık 24 kat artmıştır. Bankalara olan borç yükü de 4,4 kat büyümüştür. Bu durum sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır” dedi. GÜRER’DEN BORÇLARIN YAPILANDIRILMASI VE FAİZLERİN SİLİNMESİ ÇAĞRISI Gürer, “70 bin ortaklı Amasya ve Turhal Pancar Ekicileri Kooperatifinin iştiraki olan şirket, kamusal nitelikleri nedeniyle piyasa kurallarına, şeker ve diğer mevzuata uyum konusunda hassasiyet göstererek faaliyetini sürdürürken kendi iradesi dışında gerçekleşen ekonomik sorunlar nedeniyle borç sarmalına girmiştir. Şirketin başta Halk Bankası olmak üzere kamu bankalarına 3 milyar 900 milyon lira, TÜRKŞEKER’e 840 milyon liraya yaklaşan kredi ve borç yükümlülüğü bulunmaktadır. Toplam borç tutarı 4 milyar 700 milyon lira civarındadır” diye konuştu. Gürer, “Mevcut finansal yapı nedeniyle şirket, işletme faaliyetlerinden elde ettiği kaynakların önemli bir bölümünü borç ve faiz ödemeye ayırmaktadır. Bu durum işletme sermayesi ihtiyacını ve üretimin sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyen ciddi bir finansal baskı oluşturmaktadır. Sorunun kalıcı olarak çözümlenmemesi üretim faaliyetleri açısından ciddi risk oluşturmaktadır. Şirketin kamuya olan borç yükünün azaltılması ve mali yapısının sürdürülebilir hâle getirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda şirketin borçlarının yapılandırılması, faizlerinin silinmesi, ek destek sağlanması ve ek borç yükümlülüklerinin indirilmesi gereklidir” dedi. 40 BİN TONLUK ŞEKER KOTASI TÜRKŞEKER’E DEVREDİLSİN Gürer, “Kısmi kota devri için yasal düzenlemeler yapılarak yaklaşık 40 bin ton şeker kotasının TÜRKŞEKER’e devredilmesi ve elde edilecek ekonomik değer üzerinden kamuya olan borçların tamamen mahsup edilmesinin yolu açılmalıdır. Sayın Genel Müdürüm, böyle bir önerileri var. Yani sizin bu kurtarma operasyonunda yer almanızı talep ediyor fabrikanın ortakları. Şirketin faaliyetlerinin devamlılığını sağlayacak, kamu alacaklarının tahsilini güvence altına alacak ve tüm tarafları gözeten hukuki ve mali bir çözüm modeli geliştirilmelidir” ifadelerini kullandı. Gürer, “2023 yılına kadar üretim ve satış sorunları bulunmayan şirket, 2023 yılından sonra yaşanan makroekonomik göstergelerdeki ve yapılardaki bozulma, finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar ve yüksek faiz ortamı nedeniyle zarar eder duruma gelmiştir. Bu seyredilecek bir durum değildir, çözüm üretilmelidir. Bazı şeker fabrikalarında da benzer durumlar olduğu gibi TÜRKŞEKER’in de zarar ettiği görülmektedir. Zararın önemli bir kaynağının belirttiğim fabrikanın da yaşadığı sorunlarla bağlantılı olduğunu düşünüyorum” dedi. PANCAR ÜRETİMİ DARALIRSA HAYVANCILIK VE İSTİHDAM DA ETKİLENİR Şeker fabrikalarının finansal sorunlarının çözülmemesi durumunda tarımsal üretimden bölgesel ticarete kadar birçok alanda kayıplar yaşanabileceğini belirten Gürer, kamuya ait ve kooperatif bünyesindeki fabrikaların korunması gerektiğini vurguladı. Gürer, “Bu süreç böyle devam ederse pancar üretim alanlarının daralması, pancar çiftçisinin sayısının azalması, tatlandırıcı ve nişasta bazlı şeker için daha çok pazar oluşması, bölge hayvancılığının olumsuz etkilenmesi, küspe ve melas üretiminde düşüşler yaşanması, tarımsal üretim ve istihdamın daha da daralması, üretim altyapısının zayıflaması ve ekonomik değerlerin atıl kalması riski ortaya çıkacaktır. Şeker fabrikaları yalnızca bir işletme sorunu olarak görülmemelidir. Yaşanan sorunlar bölgesel kalkınmayı, tarımı, istihdamı, hayvancılığı ve şeker üretim zincirini doğrudan sarsacak niteliktedir. Özellikle özel sektör dışındaki, başta kooperatifler olmak üzere şeker fabrikaları bir bütün olarak ele alınmalı ve çözüm üretilmelidir” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.