Hava Durumu

#Gümrük Vergisi

Kırsal Haber - Gümrük Vergisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gümrük Vergisi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

SO-DER Başkanı Kaya: "Yerli Üretici Haksız Rekabetle Karşı Karşıya" Haber

SO-DER Başkanı Kaya: "Yerli Üretici Haksız Rekabetle Karşı Karşıya"

Soğan Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği (SO-DER) Yönetim Kurulu Başkanı Reşit Kaya, yaptığı açıklamada soğan ithalatı politikalarına ve yerli üreticinin yaşadığı maliyet krizine dikkat çekti. SO-DER Başkanı Kaya yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Kamuoyunun malumu olduğu üzere, 31 Ağustos 2026'ya kadar yürürlükte olması planlanan ithal soğandaki gümrük vergisi indirimi (%49'dan %5'e), 31 Ocak 2027'ye uzatılmıştır. Bu kararın ardından ülkemize başta Mısır, Özbekistan ve İran'dan yaklaşık 50.000 ton soğan girişi gerçekleşmiştir. Ne yazık ki bugün itibarıyla yerli soğan fiyatları, üretim maliyetinin altına düşmüş durumdadır. ​SO-DER olarak hiçbir siyasi oluşum değil, Türkiye'nin dört bir yanından gelen üreticilerimizin ortak sesiyiz. Tek gayemiz; vatanını seven, üretime gönül vermiş çiftçilerimizin sahadaki gerçeklerini yetkililere doğru aktarmak ve ülke ekonomisine katkı sunmaktır. ​Sahadaki Gerçekler ve Yaşanan Çelişkiler "Üreticimiz; 82 TL mazot, 40 TL gübre ve kilogram başına 5 TL hasat işçilik maliyetiyle üretim yaparken, rekabetin bir kısmı tarlada kalmakta veya değerlendirilememektedir." ​Geçmişte dış pazarda rakibimiz olan bazı ülkelerin çok daha düşük girdi maliyetleriyle (örneğin 1 TL mazot, 3 TL gübre, 1 TL işçilik) ürettikleri ürünlerle iç pazarımızda bizimle rekabet etmesi, yerli üreticiyi haksız bir rekabetle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu durum sürdürülebilir değildir. ​Bugün ithalatçı firmaların dahi 22 TL'ye mal ettiği soğanı 12 TL'ye bile satamadığını üzülerek gözlemliyoruz. Ülke içindeki gerçek arz-talep dengesi sağlıklı analiz edilmeden açık büfe ile yapılan bu ithalat politikası, fazla ürünlerin çürümeye terk edilmesine ve milli servetimizin ziyan olmasına yol açmaktadır. ​Yerli Üretim Gücümüz ve Beklentimiz Şunu özellikle vurgulamak isteriz: Artık soğan üretimi yalnızca Adana, Hatay, Polatlı, Amasya ve Çorum gibi geleneksel bölgelerle sınırlı değildir. Deniz seviyesinden 1.100 rakıma kadar; Şanlıurfa'dan Diyarbakır'a, Tekirdağ'dan Erzurum'a kadar ülkemizin dört bir yanında soğan ekilmektedir. İthalat olmasa dahi yerli üretimimiz, iç talebi fazlasıyla karşılayacak kapasitededir. ​Sürdürülebilir tarım için üreticimizin emeğinin karşılığını alması şarttır. Mevcut girdi maliyetleri ve makul bir kâr marjı göz önüne alındığında ne üreticiyi ne de tüketiciyi mağdur etmeyecek 25 TL seviyesinde adil bir taban fiyat beklentimiz bulunmaktadır. ​Yetkililere Çağrı Bu vesileyle başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Ticaret ve Tarım Bakanlıklarımıza saygıyla sesleniyoruz: ​Hasadın en yoğun olduğu bu dönemde yerli üreticimizin yanında olunmalıdır. 31 Ocak 2027'ye kadar uzatılan gümrük muafiyeti kararından ivedilikle vazgeçilmelidir. Yerli emeği ve milli üretimi koruyacak kalıcı düzenlemeler hayata geçirilmelidir. ​Üreticimizin alın teri kurumadan, devlet büyüklerimizin bu konuda gereken adımı atacağına olan inancımız tamdır."

Kuru Soğan İthalatında %5 Vergi Dönemi Uzatıldı! Haber

Kuru Soğan İthalatında %5 Vergi Dönemi Uzatıldı!

Resmî Gazete'nin 27 Ağustos 2026 tarihli sayısında yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile kuru soğan ve yağlık ayçiçeği tohumu ithalatında gümrük vergisi oranları ve geçerlilik süreleri yeniden düzenlendi. Resmî Gazete'de yayımlanan 11644 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'na göre, kuru soğan ve yağlık ayçiçeği tohumu ithalatında uygulanacak yeni gümrük vergisi oranları ile takvimleri netleşti. ​Kuru Soğan İthalatında %5 Vergi Dönemi 31 Ocak 2027'ye Kadar Uzatıldı ​İthalat Rejimi Kararında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Karar kapsamında, 7. fasılda yer alan kuru soğan ithalatında gümrük vergisi oranı %5 olarak belirlendi. ​Bu oran, 31 Ocak 2027 tarihine kadar (bu tarih dahil) geçerli olacak. Söz konusu %5'lik vergi oranı uygulaması Bosna-Hersek, Singapur Cumhuriyeti ve Kosova haricindeki ülkelerden yapılan ithalatları kapsayacak. ​Yağlık Ayçiçeği Tohumunda Dönemsel Gümrük Vergisi Getirildi ​Kararın 2. maddesi ile 12. fasılda yer alan yağlık ayçiçeği tohumu ithalatına yönelik dönemsel gümrük vergisi düzenlemesi hayata geçirildi. Buna göre ilgili GİP kodlarındaki ürünler için gümrük vergisi %12 olarak uygulanacak. ​Uygulama Takvimi: %12'lik vergi oranı yılın tamamında değil, yalnızca şu iki dönemde geçerli olacak: ​1 Ocak – 15 Haziran tarihleri arasında (bu tarihler dahil) ​1 Ekim – 31 Aralık tarihleri arasında (bu tarihler dahil) ​Karar Yürürlüğe Girdi ​1567, 474, 3283, 4458 ve 2976 sayılı kanun hükümlerine dayanarak alınan bu karar, Resmî Gazete'de yayımlandığı gün olan 27 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla yürürlüğe girdi.

CHP’li Orhan Sarıbal: "Çiftçinin Banka Borcu 275 Kat Arttı!" Haber

CHP’li Orhan Sarıbal: "Çiftçinin Banka Borcu 275 Kat Arttı!"

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, çiftçinin bankalara olan tarımsal kredi borcunun 2004’te 5,3 milyar TL’den Haziran 2026’da 1 trilyon 459 milyar TL’ye çıktığını açıkladı. Tarımsal destekler aynı dönemde 54 kat artarken borcun 275 kat büyüdüğünü belirten Sarıbal, “Çiftçi perişan. Hem de üreterek perişan” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, düzenlediği basın toplantısında çiftçinin borçluluğunu, üretim maliyetlerinin altında kalan ürün fiyatlarını, Malatya’da selden zarar gören kayısı üreticilerini, kuru üzümde açıklanmayan alım fiyatını ve ABD’nin Türk zeytinyağına getirdiği ek gümrük vergisini değerlendirdi. Gıdaya erişimin temel bir hak olduğunu vurgulayan Sarıbal, tarımsal üretimin yalnızca çiftçinin değil, bütün toplumun geleceğini ilgilendirdiğini söyledi. Tarım toprakları kadar o topraklarda üretimi sürdüren çiftçilerin de korunması gerektiğini belirten Sarıbal, iktidarın üretim yerine ithalatı merkeze alan politikalarının hem çiftçiyi hem tüketiciyi yoksullaştırdığını ifade etti. Çiftçinin borcu desteğin 8,7 katına çıktı Çiftçinin bankalara olan tarımsal kredi borcunun Haziran 2026 itibarıyla 1 trilyon 459 milyar TL’ye ulaştığını açıklayan Sarıbal, 2004 yılında bu borcun 5,3 milyar TL düzeyinde olduğunu hatırlattı. Aynı dönemde tarımsal desteklerin 3,1 milyar TL’den 167,6 milyar TL’ye çıktığını belirten Sarıbal, çiftçinin borcu 275 kat artarken desteklerdeki artışın 54 katta kaldığını söyledi. 2004 yılında çiftçinin banka borcunun tarımsal desteklerin 1,7 katı olduğunu, bugün ise bu oranın 8,7 kata çıktığını kaydeden Sarıbal, takipteki tarım kredilerinin de bir yılda 7,7 milyar TL’den 25,5 milyar TL’ye yükseldiğine dikkat çekti. Sarıbal şöyle konuştu: “Çiftçi perişan. Hem de üreterek perişan. Bankalar çiftçinin traktörüne, tarlasına, malına mülküne el koyabiliyor. O yürekli, onurlu üretici bankanın, kamunun önünde boynu bükük yaşamak zorunda bırakılıyor. Krediler tarımsal finansmanın merkezi olmamalı. Çiftçi faizlerle sömürülmemeli; onurluca üretimini sürdürebilmeli.” Çiftçinin üretim girdilerinin hiçbirinde söz sahibi olmadığını ifade eden Sarıbal; mazotun, gübrenin, tohumun, fidenin, elektriğin, sulamanın ve kredi faizlerinin fiyatını çiftçinin belirlemediğini söyledi. Çiftçinin ürettiği ürünün fiyatında da söz sahibi olamadığını vurgulayan Sarıbal, sözleşmeli tarım uygulamalarının mevcut haliyle çiftçiyi değil şirketleri ve tüccarları koruduğunu belirtti. “Çiftçinin örgütü, hukukçusu ve kamusal güvencesi masada yok. Tüccarın ve sanayicinin ise hukukçusu da mühendisi de finansman gücü de var” diyen Sarıbal, üretim planlamasının çiftçi örgütleriyle birlikte yapılmasını, stratejik ürünlere taban fiyat ve alım güvencesi verilmesini istedi. Şeftali üreticisi maliyetin altında satışa zorlanıyor Şeftali üreticisinin Bursa, Mersin ve Denizli’de maliyetin altında kalan fiyatlarla karşı karşıya olduğunu belirten Sarıbal, Bursa’da kilogram maliyeti 20–25 TL’ye ulaşan sanayilik şeftaliye 5 TL’ye kadar fiyat verildiğini söyledi. Mersin’de yaklaşık 15 TL’ye mal edilen sanayilik şeftalinin yine 5 TL’ye alınmak istendiğini aktardı. Denizli’nin Çivril ilçesinde ise kilogram maliyeti yaklaşık 22 TL olan sofralık şeftalinin fiyatının 15 TL’ye kadar düştüğünü belirten Sarıbal, üreticinin ürünü sattığında da dalında bıraktığında da zarar ettiğini söyledi. Şeftalinin uzun süre depolanamayan ve yıllarca emek verilerek yetiştirilen bir ürün olduğuna dikkat çeken Sarıbal, şöyle devam etti: “Çiftçi bu bahçeyi bir yılda kurmadı. Fidanı dikti, dört beş yıl ürün bekledi. On, on beş, yirmi yıllık ağaçlarını bugün nasıl yok edecek? Ürün dalında toplanmıyor, çürüyor. Üretim yapan çiftçi adeta cezalandırılıyor.” Malatya’da 168 çiftçi selden etkilendi Malatya’da etkili olan sağanak ve selin kayısı üreticisine ağır zarar verdiğini belirten Sarıbal, CHP Malatya İl Başkanlığının sahadan aktardığı son bilgileri paylaştı. Bu bilgilere göre 168 çiftçinin selden etkilendiğini, 3 ev, 2 ahır ve 2 deponun hasar gördüğünü açıklayan Sarıbal, kurutulmak üzere serilen 400 tondan fazla kayısının telef olduğunu söyledi. Kayısı üreticisinin ürünü kurutarak kilogramını yaklaşık 500 TL’den satmayı beklediğini, selden etkilenen ürünlerin ise büyük ölçüde ekonomik değerini kaybettiğini belirten Sarıbal, zarar tespitinin gecikmeden tamamlanmasını istedi: “El uzatın çiftçiye. Derhal zarar tespiti yapın. Selin alıp götürdüğü ürünü yerinde bulamayabilirsiniz. Dalda kayısının toplandığı ağaçları, bu ağaçların verimini ve üretim alanını inceleyerek gerçek zararı belirleyin.” Yalnızca faizli borç ertelemesinin üreticinin sorununu çözmeyeceğini vurgulayan Sarıbal; kaybın doğrudan karşılanmasını, üreticilere karşılıksız destek sağlanmasını ve borçların faizsiz biçimde yeniden düzenlenmesini istedi. Benzer kayıpların yeniden yaşanmaması için yüksek ve gerektiğinde üzeri kapatılabilen kurutma alanları yapılması gerektiğini belirten Sarıbal, teknolojik kurutma tesisleri ve depolama altyapısının da kamu kaynaklarıyla desteklenmesini talep etti. Kuru üzümde fiyat geciktirilmemeli Çekirdeksiz kuru üzümün Türkiye’nin en önemli üretim ve ihracat kalemlerinden biri olduğunu belirten Sarıbal, ülkede yılda yaklaşık 250–300 bin ton kuru üzüm üretildiğini, bunun yaklaşık 150 bin tonunun ihraç edildiğini söyledi. Çiftçiler Sendikasının 2026 yılı için bir kilogram kuru üzümün çıplak maliyetini 93 TL olarak hesapladığını aktaran Sarıbal, çiftçinin emeği ve insanca yaşam payı eklendiğinde referans fiyatın 151,50 TL’ye ulaştığını belirtti. TMO’nun 2025 yılında 9 numara çekirdeksiz kuru üzüm için kilogram başına 120 TL fiyat açıkladığını hatırlatan Sarıbal, yeni sezon fiyatının hâlâ açıklanmamasının üreticiyi tüccarın insafına bıraktığını söyledi. Geçen yıl 16–18 TL arasında satılan şıralık ve şaraplık yaş üzümün bu yıl 11–12 TL’ye kadar düştüğünü kaydeden Sarıbal, “TMO bir an önce fiyat açıklamalı ve fiyat 150 liranın altında olmamalıdır. TARİŞ gibi üretici kuruluşları yeniden güçlendirilmeli, üretici piyasanın insafına terk edilmemelidir” dedi. Zeytinyağı üreticisi ek vergi baskısıyla karşı karşıya ABD’nin Türkiye’den ithal edilen zeytin ve zeytinyağına yüzde 12,5 oranında ek gümrük vergisi getirmesinin üretici ve ihracatçı açısından yeni bir baskı oluşturduğunu söyleyen Sarıbal, ABD’nin Türkiye zeytinyağı ihracatındaki önemine dikkat çekti. 2024–2025 sezonunun ilk dokuz ayında yaklaşık 480 milyon dolarlık zeytinyağı ihraç edildiğini, bunun 118 milyon dolarlık bölümünün ABD’ye yapıldığını belirten Sarıbal, miktar bakımından ihraç edilen her 100 ton zeytinyağının yaklaşık 43 tonunun ABD pazarına gönderildiğini kaydetti. Türkiye’ye ek tarife uygulanırken önemli bir zeytinyağı üreticisi olan Tunus’un aynı ek verginin dışında tutulduğunu ifade eden Sarıbal, şunları söyledi: “Dünyanın büyük ülkeleri kendi üreticisini korumak için gümrük vergisi koyuyor. Biz ise sıkıştığımız anda vergileri sıfırlayıp başka ülkelerin ürünlerini Türkiye’de satmayı tercih ediyoruz. Kendi üreticimizi koruyacak bir dış ticaret politikası oluşturmak zorundayız.” Türkiye’nin zeytinyağını dökme olarak düşük fiyatla ihraç etmesinin katma değerin başka ülkelerde kalmasına neden olduğunu belirten Sarıbal, markalaşmayı ve üreticinin ihracat gelirinden daha fazla pay almasını sağlayacak kamusal bir politika istedi. Turşuluk biber üreticisi birkaç alıcıya mahkûm edildi Balıkesir’in Deliklitaş ve Yaylacık mahallelerinde üretilen turşuluk biberin kilogramının 35–40 TL’ye zor alıcı bulduğunu belirten Sarıbal, üreticilerin maliyetlerini karşılayabilmek için en az 70 TL fiyat beklediğini söyledi. Mazot ve gübre fiyatlarının yüzde 50–60; işçilik, bakım, lastik ve tamir giderlerinin ise yüzde 40–50 arttığını aktaran Sarıbal, buna karşılık üreticinin ürününü geçen yılın fiyatının yaklaşık yarısına satmak zorunda kaldığını ifade etti. Üreticinin az sayıdaki sanayicinin belirlediği alım koşullarına mahkûm edildiğini söyleyen Sarıbal, piyasanın kamu tarafından düzenlenmesini, üretim maliyetinin altında alım yapılmasının önlenmesini ve üretici örgütlerinin fiyat belirleme sürecine katılmasını istedi. “Bu düzen böyle gitmez” Tarımın banka kredileriyle ve ithalatla değil; üretim planlaması, yeterli destek, taban fiyat, alım güvencesi ve güçlü üretici örgütleriyle ayakta tutulabileceğini vurgulayan Sarıbal, açıklamasını şöyle tamamladı: “Bu ülkenin çiftçisi onurludur. Yazın sıcağında, kışın soğuğunda üretmektedir ama sahipsiz bırakılmıştır. Bu düzen böyle gitmez ve gitmeyecek. Bu ülkenin toprağından, suyundan, çiftçisinden, insanından ve doğasından yana yeni bir düzeni hep beraber kuracağız.”

Anamur Muz Üreticisi İsyanda: "Maliyet 42 TL, Satış 8 TL!" Haber

Anamur Muz Üreticisi İsyanda: "Maliyet 42 TL, Satış 8 TL!"

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Mersin ve Anamur’daki muz üreticilerinin artan girdi maliyetleri ve ithalat baskısı sebebiyle büyük bir ekonomik krize sürüklendiğini belirtti. Küresel ölçekteki üretici ülke örneklerine dikkat çeken Kış, Türkiye'deki üreticilerin kaderine terk edildiğini vurgulayarak ithalat politikalarının acilen gözden geçirilmesini talep etti. ​Anamur'da Üretici Çıkmazda: "Seramı Sökerim" İsyanı ​Türkiye’nin en önemli muz üretim merkezlerinden olan Mersin’de çiftçiler ciddi bir borç sarmalı ve darboğazla karşı karşıya. Üretici verilerine göre tablo şu şekilde: ​1 Kilogram Muzun Maliyeti: 42 Türk Lirası ​Satış Fiyatı: Kalitesine göre 8 TL ile 25 TL arasında değişiyor. ​Sonuç: Üretici, en iyi ihtimalle dahi ürününü maliyetinin çok altında satmak zorunda bırakılıyor. ​Milletvekili Kış, yıllarca sera yatırımları yapılarak büyütülen Türkiye muz üretim kapasitesinin bugün ithalat karşısında savunmasız bırakıldığını belirterek, "Bir ülkenin tarım politikası, üreticisine yatırım yaptırıp yıllar sonra onu ithal ürün karşısında savunmasız bırakmak olamaz" dedi. ​Dünya Üreticilerini Nasıl Destekliyor? Gülcan Kış’tan Küresel Örnekler ​Dünyanın önde gelen muz üreticisi ve ihracatçısı ülkelerinin piyasayı üretici aleyhine asla yalnız bırakmadığına dikkat çeken Kış, şu örnekleri paylaştı: ​Ekvador (Dünya Lideri): Üreticinin alacağı asgari fiyat kamu otoritesi tarafından güvence altına alınıyor. Üretici piyasanın insafına bırakılmıyor. ​Filipinler (Yeniden 2. Büyük İhracatçı): Tarım Bakanlığı eliyle çiftçiye fidan, organik gübre ve biyolojik mücadele girdileri sağlanıyor. 2025 yılında ihracatını yüzde 25,6 artırarak 2,93 milyon tona çıkardı. ​Avrupa Birliği (POSEI Programı): Fransa, İspanya ve Portekiz muz sektörüne yıllık toplam 278,9 milyon avro kaynak aktarıyor. Yalnızca Kanarya Adaları için 2025 kampanyasında 141,1 milyon avro ayrıldı. ​"İthalat Çiftçiyi Terbiye Etme Aracı Olamaz" ​Geçmişte uygulanan yüzde 145,8'lik gümrük vergisi oranının üreticilerin temel talebi olduğunu hatırlatan Kış, Ticaret Bakanlığına çağrıda bulundu: ​"İthalat, çiftçiyi fiyatla terbiye etmek için kullanılabilecek bir araç değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde de daha önce gündeme getirildiği üzere geçmişte yüzde 145,8 olan gümrük vergisinin değiştirilmesi üreticiler açısından ciddi bir tartışma yaratmıştır. Ticaret Bakanlığı bu politikayı yeniden değerlendirmelidir." ​Mersin ve Türkiye İçin Uzun Vadeli Muz Politikası Önerileri ​Mersin'in muzda yalnızca üreten değil, dünyayla rekabet eden bir merkez haline gelmesi gerektiğini belirten Gülcan Kış, acil çözüm önerilerini sıraladı: Yerli üreticiyi ithalat baskısına karşı koruyacak önlemler alınmalı. Üretim maliyetini baz alan sürdürülebilir bir fiyat mekanizması kurulmalı. Sera yatırımları ve yüksek enerji maliyetleri sübvanse edilmeli. Hastalıklarla mücadele ve verimlilik artışı için bilimsel destekler artırılmalı. Mersin Limanı'ndaki ithal ürün denetimleri sıkılaştırılmalı; yerli muzun zincir marketlerdeki payı güçlendirilmeli. ​Kış, açıklamasını şu sözlerle noktaladı: ​"Anamur'un üreticisi sadaka istemiyor. Üretmek, emeğinin karşılığını almak ve dünyayla rekabet etmek istiyor. Anamur'un seralarını söktürmeyin; Anamur'un muzunu dünyaya sattırın."

Soğan Üreticilerinden Uyarı: "Sorun İthalat Değil, Üretimin Sürdürülebilirliği!" Haber

Soğan Üreticilerinden Uyarı: "Sorun İthalat Değil, Üretimin Sürdürülebilirliği!"

Son dönemde artan soğan fiyatları Türkiye gündemindeki yerini korurken, Soğan Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği (SO-DER) yaşananların perde arkasını açıkladı. Soğan Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği Başkanı Reşit Kaya, artışın temelinde ithalatın değil, üretimin yok olma noktasına gelmesinin yattığını belirterek, yerli üretimi destekleyecek kalıcı adımlar çağrısında bulundu. SO-DER Başkanı Kaya yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "​Son günlerde soğan fiyatlarında yaşanan keskin yükseliş, kamuoyunda ithalat politikaları üzerinden tartışılmaktadır. Ancak SO-DER olarak açıkça ifade ediyoruz ki, bu fiyat hareketinin temelinde ithalat değil, Türkiye’de kuru soğan üretiminin sürdürülemez hale gelmesi ve çiftçilerimizin büyük bir kısmının üretimi terk etmek zorunda kalması yatmaktadır. Fiyat artışını üreticinin kazancına bağlamak gerçeği yansıtmamaktadır; aksine, üretici yıllardır zarar etmiş, bugün elinde ürün kalmayan çiftçimiz fiyat artışından pay alamamaktadır. ​Üretim maliyetleri açısından Türkiye ile rakip ülkeler arasındaki uçurum her geçen gün büyümektedir. Özbekistan, İran ve Mısır gibi ülkelerde bir kilogram soğanın üretim maliyeti yaklaşık 4-5 TL seviyesindeyken, Türkiye’de bu maliyet hasat işçiliği de dahil olmak üzere 15 TL’nin üzerine çıkmıştır. Bu farkın en çarpıcı örneği işçilik ücretlerinde görülmektedir: Mısır’da bir tarım işçisinin günlük yevmiyesi yaklaşık 3 dolar iken, Türkiye’de bu rakam 30 dolara ulaşmaktadır. Mazot, gübre, ilaç ve diğer girdilerde de benzer oranda bir fark bulunmakta; bu da yerli üreticinin uluslararası pazarda rekabet etme şansını ortadan kaldırmaktadır. Ne yazık ki çiftçilerimiz, yıllarca soğanını üretim maliyetinin üçte biri gibi sembolik fiyatlara satmak zorunda kalmış, artan borç yükü ve azalan gelir nedeniyle ekim alanlarını sürekli daraltmıştır. Bu süreçte yaşanan kuraklık, sel ve don gibi doğal afetler ise üretimdeki düşüşü daha da hızlandırmıştır. SO-DER olarak 2018 yılından bu yana her platformda hükümete sesimizi duyurmaya çalıştık; zaman zaman ihracat destekleri verilmiş olsa da yüksek girdi maliyetleri nedeniyle bu destekler kalıcı çözüm olmaktan uzak kalmıştır. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye genelinde yalnızca Amasya, Bursa ve bazı ilçelerde çok sayıda üreticinin elinde ürün kalmıştır. Mevcut durumda soğanın kilogram fiyatı 50 TL seviyesine ulaşmıştır. Ancak bu fiyat artışında en çok yerli üretici değil, Türkiye’ye ürün satan Mısır, Özbekistan ve İran gibi ülkeler faydalanacaktır. Çünkü yerli üreticinin elinde satacak yeterli ürünü kalmamıştır; arz açığı ithalatla kapatılmaya çalışıldığında, fiyatlardaki yükseliş doğrudan yabancı üreticilerin lehine işleyecektir. Bu durum, hem ülke tarımının geleceği hem de gıda güvenliği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. SO-DER olarak net bir şekilde belirtmek isteriz: Biz üreticiler ne soğanı 5 TL’ye ne de 50 TL’ye satmak istiyoruz. Bizim talebimiz, üretim maliyetlerimizi karşılayan ve sürdürülebilir üretimi mümkün kılan adil bir fiyatın oluşmasıdır. Bugün bir kilogram soğanın gerçek üretim maliyeti 17-18 TL seviyesindedir. Bu maliyetin üzerine yalnızca %10-15 oranında makul bir kâr eklendiğinde, üreticinin eline geçmesi gereken fiyat 22-23 TL civarındadır. Bu rakam, çiftçinin bir sonraki yıl yeniden ekim yapabilmesi, mevcut borçlarını ödeyebilmesi ve üretim faaliyetine devam edebilmesi için zorunlu olan asgari gelir düzeyidir. Eğer bu makul fiyat seviyesi sağlanamazsa, üretim her geçen yıl daha da azalacak, Türkiye ithalata daha fazla bağımlı hale gelecek ve tüketiciler çok daha yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalacaktır. Unutulmamalıdır ki üreticinin kazanması, tüketicinin kaybetmesi anlamına gelmez. Asıl amaç, üretimin devam ettiği, çiftçinin ayakta kaldığı ve tüketicinin uygun fiyatla ürüne ulaşabildiği sürdürülebilir bir tarım politikasının inşa edilmesidir. ​Bu noktada, kuru soğan ithalatına ilişkin son düzenlemeyi de değerlendirmek gerekir. Resmî Gazete’de 11 Temmuz 2026’da yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile kuru soğan ithalatında yüzde 49,5 olan gümrük vergisi yüzde 5’e düşürülmüş ve bu uygulamanın 31 Ağustos 2026’ya kadar devam edeceği açıklanmıştır. Ne var ki, 2019 yılında da benzer bir yol izlenmiş, o dönemde soğan fiyatlarındaki artış gerekçesiyle ithalatta gümrük vergisi sıfırlanmış ve Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) soğan ithalatı gerçekleştirmiştir. Ancak bu tür geçici önlemler, sorunun kaynağına inmeden yalnızca acil fiyat baskısını hafifletmeye yarar; kalıcı çözüm ise üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve çiftçinin desteklenmesinden geçer. SO-DER olarak bir kez daha vurguluyoruz: Kalıcı çözüm ithalatı artırmak değil, yerli üretimi maliyet bazında destekleyerek sürdürülebilir kılmaktır. Hükümeti ve kamuoyunu bu gerçekle yüzleşmeye, çiftçimizin sesine kulak vermeye davet ediyoruz. Üretim biterse, ne ithalat ne de fiyat regülasyonları açığı kapatabilir. Yarının soğanı bugün ekilir; bugün önlem alınmazsa, önümüzdeki yıllarda hem soğan hem de diğer birçok tarım ürününde çok daha ağır tablolarla karşılaşabiliriz. SO-DER olarak hükümetimizden beklentilerimiz açıktır: Öncelikle, üretim maliyetlerini doğrudan etkileyen mazot, gübre, ilaç ve elektrik gibi tarımsal girdilerdeki KDV-ÖTV indirimi ve akaryakıt desteği gibi kalıcı teşvik mekanizmaları hayata geçirilmeli, ayrıca hasat işçiliğinde kayıtlı istihdamı teşvik eden prim destekleri artırılmalıdır. Bununla birlikte, üreticinin emeğinin karşılığını alması için taban fiyat uygulaması getirilmeli ve bu fiyat, gerçek üretim maliyeti ile makul kâr marjı dikkate alınarak her yıl güncellenmelidir. İthalatın yalnızca arz açığının acilen kapatılması gereken durumlarda ve sınırlı süreyle yapılmasına izin verilmeli; ithal ürünlerin piyasaya girişinde yerli üreticiyi koruyacak telafi edici mekanizmalar devreye sokulmalıdır. Ayrıca, TMO’nun piyasa müdahale yetkileri güçlendirilerek, ürün alım fiyatları maliyetlerin altına düştüğünde devreye giren bir alım garantisi sistemi oluşturulmalıdır. Son olarak, tarım sigortaları primleri devlet tarafından daha yüksek oranda sübvanse edilmeli ve doğal afetlerde üreticiye hızlı ve yeterli tazminat ödenmesi sağlanmalıdır. SO-DER olarak, bu taleplerimizin karşılanmasının yalnızca üreticisini değil, tüm tarım sektörünü ayakta tutacağına ve Türkiye’nin gıda güvenliğini uzun vadede garanti altına alacağına inanıyoruz."

Bakan Yumaklı'dan Fahiş Fiyat Uyarısı Haber

Bakan Yumaklı'dan Fahiş Fiyat Uyarısı

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, yemde fahiş fiyat artışlarına giden işletmelere ilişkin, "Küresel gelişmeleri bahane ederek, rasyonel olmayan fahiş fiyat artışlarına giden işletmeler için herhangi toleransımız olmayacak." dedi. Bakan Yumaklı, Serik ilçesinde bir otelde düzenlenen "TUYEM 16. Uluslararası Yem Kongresi ve Yem Sergisi" programında yaptığı konuşmada, dünyanın tarihsel kırılma dönemlerinden birini yaşadığını, büyük bir değişim ve dönüşüm sürecinin tam ortasında olunduğunu söyledi. Küresel iklim değişikliğinden nüfus artışına, bölgesel çatışmalardan enerji arz güvenliğine kadar pek çok riskin sektörleri çok boyutlu şekilde etkilediğini belirten Yumaklı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen çok yönlü diplomasi trafiğinin bu süreçte Türkiye'nin gücünü ve etkinliğini artırdığına işaret etti. Gıda arz güvenliğinin teminatı olan üretim zincirinde sürekliliği sağlamak amacıyla stok yönetiminden tedarik planlamasına kadar birçok unsuru hayata geçirdiklerini, hayvancılığın gıda arz güvenliği içerisinde önemli bir başlık olduğunu belirten İbrahim Yumaklı, "Son 23 yılda büyükbaş hayvan varlığımızdaki artış yüzde 78, küçükbaş hayvan varlığımızdaki artış yüzde 81, kırmızı et üretimindeki artış yüzde 170, süt üretiminde yüzde 167, tavuk eti üretiminde yüzde 302." diye konuştu. Yeni Hayvancılık Yol Haritası'nı açıkladıklarını ve 2024-2028 dönemini kapsayan üretim planlamasını başlattıklarını hatırlatan Yumaklı, planlama dönemi başlangıcından bugüne kadar büyükbaş hayvan sayısının yüzde 6,8, küçükbaşın yüzde 10,5, kanatlı eti üretiminin ise yüzde 20 arttığını dile getirdi. "YEM BİTKİLERİ ÜRETİMİNİ PLANLI ÜRETİM KAPSAMINA ALDIK" Bakan Yumaklı, yem ham maddesi arzını güçlendirmek için sektörle çalıştıklarını söyledi. Uygun havzalarda dane mısır üretimini yaygınlaştırmak amacıyla destek miktarını yüzde 30 artırdıklarını belirten Yumaklı, soyanın da üretim planlaması kapsamına alındığını ve özel olarak desteklendiğini, soyada ikinci ürün üretimine hem planlama hem de temel destek ödemesi sağladıklarını kaydetti. İbrahim Yumaklı, sektörden, soya üretiminde sözleşmeli üretimin yaygınlaştırılmasına öncülük etmelerini beklediğini dile getirerek yerli üretimin artırılmasının herkesin ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı. Yem bitkileri üretimini planlı üretim kapsamına aldıklarını belirten İbrahim Yumaklı, 2026 üretim yılından itibaren ilk defa yulaf, çavdar ve tritikale gibi önemli yem ham maddelerinin dane üretimini de planlı üretim desteği kapsamına aldıklarının bilgisini verdi. Yem sanayisinin son 20 yılda istikrarlı büyüme gösterdiğini vurgulayan Yumaklı, Türkiye'nin karma yem üretiminde Avrupa'da birinci, dünyada yedinci sırada olduğunu, 2025 yılı itibarıyla karma yem işletme sayısının 1718, yıllık üretim kapasitesinin 30,7 milyon ton olduğunu dile getirdi. Bakan Yumaklı, hayvancılıkta maliyetin önemli kısmını yemin oluşturduğunu ifade etti. Yem fiyatlarındaki her sarsıntının, vatandaşın sütüne, etine ve ekmeğine doğrudan etki ettiğine işaret eden Yumaklı, şöyle konuştu: "Küresel gelişmeleri bahane ederek, rasyonel olmayan fahiş fiyat artışlarına giden işletmeler için de herhangi toleransımız olmayacak. Nasıl ki sektörün her ihtiyacı olduğu anda bu ülkenin kredisinden desteğine kadar sağlanması gereken ne varsa imkanları zorlayarak bunları oluşturuyorsak, aynı şekilde rasyonel olmayan davranışları da dikkatle takip etmeye devam edeceğiz. Ticaret Bakanlığımızla bu tedarik zincirinin anlık olarak takip edildiğini ifade etmek istiyorum. Çok yaygın olmamakla beraber yoğun şikâyet aldığımız bölgeler var, 'Yeminizi benden almazsanız ürününüzü almam, aldırtmam' gibi dayatmaların kabul edilebilir bir tarafı olmadığını ifade etmek istiyorum. İşini doğru yapanların hakkını teslim etmemiz gerekir. Sektörün büyük çoğunluğunu oluşturan bu işletmelerimize de gösterdikleri duyarlı davranış için teşekkür ediyorum." "İNSANIMIZIN MENFAATİNE OLACAK HER ŞEYİ MİKRODA DA MAKRODA DA YAPMAKTAN ÇEKİNMEYECEĞİZ" Bakan Yumaklı, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından aylık tahsis edilen arpa miktarlarının yarısına yakınının yem sanayisine kullandırıldığını belirterek yine TMO tarafından şubat ayından itibaren stoklardaki yerli mısırın makul fiyatlarla kanatlı sektörüne ve yem sanayisine satışa açıldığını ve bugüne kadar sektöre yaklaşık 1 milyon ton mısırın teslim edildiğini dile getirdi. Bu yıl da 31 Temmuz'a kadar yem sanayisinin mısıra daha rahat ulaşması için 3 milyon tona kadar ithalatta Gümrük Vergisi'ni yüzde 5'e düşürdüklerini belirten Yumaklı, "Makro planda doğruya, ülke adına faydaya ulaşmaya çalışıyorsunuz. Global dünyada her türlü enstrümanı doğru şekilde kullanmak zorundasınız. Bütün bunların içerisinden birkaç tanesini cımbızlayıp bunu bu ülkenin bir zafiyeti olarak göstermek, en hafif tabiriyle art niyettir. Biz ülkemizin insanının menfaatine olacak her şeyi mikroda da makroda da yapmaktan çekinmeyeceğiz. Bu konuda üreticimizle, sanayicimizle hep birlikte omuz omuza bu uygulamaları gerçekleştireceğiz." ifadelerini kullandı. Bakanlık olarak hiçbir uygulamayı masa başında planlamadıklarını, bunun altyapı çalışmasının tamamını yine sektörlerle yaptıklarını kaydeden Yumaklı, yılda 30 bin kontrol yaparak, güvenilir olmayan veya haksız rekabete yol açan uygulamaların piyasaya arzına izin vermeyeceklerini belirtti. “KURAKLIK RİSKİNİ BÜYÜK ÖLÇÜDE ATLATTIK" Meteorolojik verilere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yumaklı, "İnşallah bu yıl kuraklık riskini büyük ölçüde atlatmış durumdayız. Bütün tarımsal ürünlerde olduğu gibi mera kullanımlarında da yem bitkisi üretiminde ciddi bir artış olacağını düşünüyoruz." diye konuştu. Bu dönem hayvancılıkta yem maliyetlerinin minimize edilmesinin Türkiye adına şans olacağını ifade eden Yumaklı, meteorolojik verilerin bu yıl sulak alanlardaki üretimin kıraç alanlardaki üretimle neredeyse yakın rekolteye sahip olacağını öngördüklerini söyledi. Konuşmaların ardından, Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Başkanı Ülkü Karakuş, Bakan Yumaklı'ya hediye takdim etti. Daha sonra yem sergisinin açılışını gerçekleştiren protokol üyeleri sergiyi gezdi.

İhracatçıya Müjde: Dahilde İşleme İzin Belgelerine 3 Ay Ek Süre Verildi! Haber

İhracatçıya Müjde: Dahilde İşleme İzin Belgelerine 3 Ay Ek Süre Verildi!

Küresel ticaretin zorlu koşulları altında mücadele eden ihracatçılara beklenen destek geldi. 17.04.2026 tarihinde yayımlanan Resmi Gazete kararıyla, Dahilde İşleme İzin Belgeleri (DİİB) ve izinleri için 3 ayı geçmemek üzere ilave süre imkânı tanındı. Kararı değerlendiren DENİB Başkanı Osman Uğurlu, bu adımın ihracatçıya "nefes" olduğunu vurguladı. Resmi Gazete Kararı: Ek Süre Şartları Neler? Yayımlanan yeni düzenlemeye göre, ihracat taahhüt hesabı henüz kapatılmamış olan belgeler için şu imkânlar sağlandı: Başvuru Süresi: Kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6 ay içerisinde Bakanlığa müracaat edilmesi gerekiyor. Ek Süre Miktarı: Müracaatın uygun görüldüğü tarihten itibaren; belge/izin orijinal süresinin yarısı kadar, ancak azami 3 ayı geçmeyecek şekilde ilave süre verilecek. İstisnalar: 7108, 7112.91 ve 7113.19 tarife pozisyonundaki eşyalar (kıymetli metaller ve mücevherat grubu) bu düzenlemenin dışında tutulmuştur. DENİB Başkanı Osman Uğurlu: "İhracatçının Eli Güçlendi" Düzenlemenin sahadaki ihtiyaçlarla tam uyumlu olduğunu belirten DENİB Başkanı Osman Uğurlu, jeopolitik risklerin ve tedarik zinciri baskılarının arttığı bu dönemde ek sürenin stratejik önem taşıdığını ifade etti. "Küresel ticaretteki belirsizlikler, üretim ve teslimat planlamalarını her zamankinden daha zor hale getirdi. Bu 3 aylık ilave süre, teknik bir kolaylaştırmanın ötesinde; piyasanın ihtiyaçlarını gören ve ihracatçının üzerindeki zaman baskısını azaltan güçlü bir adımdır." Başkan Uğurlu, bu düzenlemenin özellikle dış talepteki zayıflama ve bölgesel çatışmalar nedeniyle zorlanan firmalara önemli bir hareket alanı ve moral sağladığının altını çizdi. Dahilde İşleme Rejimi (DİR) Neden Önemli? Dahilde İşleme Rejimi, ihracatçı firmaların hammaddeyi gümrük vergisi ödemeden ithal ederek içeride işlemesine ve ardından ihraç etmesine olanak tanıyan kritik bir sistemdir. Bu süreçteki süre kısıtlamaları, operasyonel yükü artırabilmektedir. Sağlanan 3 aylık ilave süre, firmaların ihracat taahhütlerini ceza riski olmadan tamamlamalarına zemin hazırlayacak. İhracatçılar İçin Kritik Notlar: Düzenleme, 17.04.2026 öncesinde düzenlenmiş belgeleri kapsamaktadır. Ek süre müracaatları doğrudan Bakanlığa yapılmalıdır. Süre uzatımı, firmanın operasyonel verimliliğini ve hedeflere odaklanmasını kolaylaştıracaktır.

​Çiftçiye Müjde: Bazı Gübrelerde Gümrük Vergisi Sıfırlandı! Haber

​Çiftçiye Müjde: Bazı Gübrelerde Gümrük Vergisi Sıfırlandı!

Ticaret Bakanlığı, tarımsal üretimde maliyetleri düşürmek ve arz güvenliğini sağlamak amacıyla üre, azotlu ve kompoze gübrelerde gümrük vergilerini sıfırladı. İşte yeni ithalat rejimi kararının detayları... ​Ticaret Bakanlığı, gıda ve tarım sektöründe hammadde arz güvenliğini korumak ve spekülatif fiyat hareketlerinin önüne geçmek amacıyla kritik bir adım attı. İthalat Rejimi Kararında yapılan değişiklikle, tarımsal üretimin en temel girdilerinden olan gübre çeşitlerinde gümrük vergisi oranları sıfıra indirildi. ​Üre ve Azotlu Gübrelerde Vergi Yükü Kalktı ​Küresel gerilimlerin tarımsal girdi fiyatları üzerindeki olumsuz etkilerini minimize etmeyi hedefleyen Bakanlık, Tarım ve Orman Bakanlığı ile koordineli bir çalışma yürüttü. Bu kapsamda; ​Üre cinsi eşyanın gümrük vergisi tamamen sıfırlandı. ​Temel nitelikteki azotlu ve kompoze gübreler de vergi muafiyeti kapsamına alındı. ​Maliyet Artışlarına Karşı Dinamik Tedbir ​Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, bölgedeki gelişmelerin yakından takip edildiği ve fiyat hareketlerinin anlık olarak izlendiği vurgulandı. Özellikle spekülatif fiyat artışlarını önceden engellemek amacıyla alınan bu kararın, üretici ve tüketici refahını dengeli bir şekilde koruması hedefleniyor. ​"Bakanlığımız, iç ve dış piyasalarda oluşabilen spekülatif hareketlere karşı üreticilerimizi ve tüketicilerimizi korumaya yönelik tüm tedbirleri almaya devam etmektedir." ​Gübre Arz Güvenliği Güçlendiriliyor ​Yapılan bu düzenleme ile çiftçilerin ekim sezonunda en büyük gider kalemlerinden biri olan gübreye daha uygun şartlarda erişebilmesi planlanıyor. Vergi indirimi sayesinde, küresel kaynaklı maliyet artışlarının iç piyasaya yansımasının önüne geçilmesi bekleniyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.