Hava Durumu

#Güneydoğu Anadolu

Kırsal Haber - Güneydoğu Anadolu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güneydoğu Anadolu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Güneydoğu Anadolu’nun 4 Aylık Hububat Sektörü İhracatı 1,2 Milyar Dolar Haber

Güneydoğu Anadolu’nun 4 Aylık Hububat Sektörü İhracatı 1,2 Milyar Dolar

Güneydoğu Anadolu'nun toplam ihracatındaki yüzde 31,1 payı ile liderliğini sürdüren hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı, yılın ilk dört ayında 1,2 milyar dolar oldu. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre bölgedeki hububat sektörü ihracatı miktar bazında yüzde 1,3 yükselirken, değer bazında artış yüzde 3,9’a ulaştı. Dört aylık süreçte 401 bin ton makarna, 281 bin ton buğday unu, 171,9 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 38,9 artış ile 279,4 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 12,4 artışla 217,4 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ortalama ihracat birim fiyatlarındaki artışın yüzde 2,6 olarak gerçekleştiği bu dönemde Orta Doğu’ya ihracat yüzde 10,7 düşüşle 484,4 milyon dolar olurken, 445 milyon dolar ihracat yapılan Afrika pazarında yüzde 25,4 artış sağlandı. “Nisan’da aylık bazda yüzde 26,5 ihracat artışı sağladık” Küresel emtia fiyatlarını takip eden FAO Gıda Fiyat Endeksi’ne göre, hububat sektörünün fiyat artış eğiliminin üst üste üç aydır devam ettiğine dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, sektörün Nisan ayı ihracatındaki artışını şu şekilde değerlendirdi: “Orta Doğu’yu etkileyen savaş süreci, tarım ve gıda sektörünün dünya genelindeki stratejik ağırlığını bir kez daha ortaya koydu. Özellikle bitkisel yağ alt endeksinin son dört ayda ivme kazanarak Temmuz 2022’den bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaşması, gıdaya erişimin önemini tekrar gösterdi. Ticari ve jeopolitik belirsizliklerin arttığı bu süreçte, Türkiye genelinde hububat sektörü ihracatının Nisan’da aylık bazda yüzde 16,3’lük bir artış yakalaması ülkemizin üretim gücünü yansıtıyor. Bu artış trendini, aylık bazda yüzde 26,5’lik bir büyüme hızıyla destekleyen Güneydoğu Anadolu bölgesi de Nisan’da 350 milyon dolara yaklaşan hububat sektörü ihracatı ile öne çıkıyor. Bu performans, temin ettiği ham maddeyi yüksek teknolojili tesislerinde işleyerek katma değerli mamule dönüştüren gıda sanayicilerimizin, tedarik zincirindeki değişimleri operasyonel bir başarıya da dönüştürebildiğinin kanıtı. Küresel risklerin zirve yaptığı bir atmosferde Türkiye, yakın coğrafyamızın gıda arz güvenliğini sağlayan asıl merkez olduğunu bir kez daha ispat etti.” “Operasyonel esnekliğimizi kalite ve lojistik avantajlarla tahkim ediyoruz” Türkiye’nin gıda ticaretindeki stratejik konumunu operasyonel bir sürdürülebilirlikle tahkim etmek adına, üretimden pazarlamaya kadar tüm süreçleri sahadaki dinamiklerle tam uyumlu hale getirmeye odaklandıklarını belirten Kadooğlu şunları söyledi: “Ülkemizde uzun yıllar ortalamasının üzerinde seyreden yağışların, kışlık hububat ekilişlerinde yarattığı bereketli hasat beklentisi gıda ihracatçılarımız için bir güven zemini oluşturuyor. Diğer yandan yerelde aşırı yağışlar nedeniyle Güneydoğu Anadolu havzasında baharlık mısır ve ayçiçeği ekilişlerinin ötelenmiş olması, ham madde tedarik planlamasında çok daha proaktif davranmamızı zorunlu kılıyor. Üretim takvimindeki hassas bir dengeyi yönetmeye çalıştığımız bu dönemde, operasyonel yükümüzü hafifletecek finansal rahatlamalar kritik önem taşımaktadır. İhracat odaklı ekonomik büyümeyi güçlendirmek amacıyla ihracatçı firmaların tabi olduğu kurumlar vergisinde yapılan düzenleme, bu noktada işletmelerin finansal yükünü hafifleten önemli bir kazanım olmuştur. Küresel rakiplerimizin rekor üretim beklentilerine karşılık, sanayicimizin direksiyonu yüksek kaliteli ve yüksek proteinli ürünlere kırması ise bölge ihracatımızın sadece hacimle değil, kaliteyle de ayrıştığının en somut göstergesidir.”

''Süper El Niño'' İhtimali Güçleniyor: Sıcaklık Rekorları Kırılabilir! Haber

''Süper El Niño'' İhtimali Güçleniyor: Sıcaklık Rekorları Kırılabilir!

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Pasifik Okyanusu’ndaki son gözlemlerin, 2026’nın ikinci yarısında çok güçlü bir El Niño gelişebileceğine işaret ettiğini söyledi. Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı konu ile ilgili yaptığı araştırmada şu ifadelere yer verdi; ''Pasifik Okyanusu’ndaki son gözlemler, 2026’nın ikinci yarısında çok güçlü bir El Niño gelişebileceğine işaret ediyor. Bazı tahmin modelleri, 1997-98 ve 2015- 16’daki rekor olayları aşabilecek ölçekte bir “Süper El Niño” ihtimalini gündeme getiriyor. Eğer öngörüler gerçekleşirse, El Niño küresel sıcaklıkları geçici olarak daha da yukarı taşıyabilir ve 2027 yeni sıcaklık rekorlarının yılı olabilir. Şu anda tahminlerin en belirsiz olduğu “ilkbahar bariyeri” dönemi devam ediyor; daha net tablo yaz aylarında ortaya çıkacak. Olası bir El Niño’nun Türkiye’ye etkileri, büyük ihtimalle daha dolaylı olacak. Küresel sıcaklıkların daha da artması; sıcak hava dalgaları, yüksek gece sıcaklıkları ve uzun orman yangını sezonu riskini artırabilir.'' dedi. Doç. Dr. Yavaşlı araştırmasının devamında şu ifadeleri kullandı; ''Tropikal Pasifik’teki son gözlemler ve mevsimsel tahmin modelleri, 2026’nın ikinci yarısında güçlü bir El Niño olayının gelişebileceğine işaret ediyor. Modellerin önemli bir bölümü, gayriresmi olarak “Süper El Niño” diye anılan çok güçlü bir senaryoya yaklaşıyor. Ancak iklim biliminde tahminlerin en kırılgan olduğu “ilkbahar belirsizlik bariyeri” hâlâ aşılmış değil; daha net tabloyu Haziran ve Temmuz güncellemeleri ortaya koyacak. Ortalama tahminler gerçekleşirse, oluşabilecek El Niño’nun şiddeti 1997-1998 ve 2015-2016’daki rekor olayları geride bırakabilir. Daha yüksek tahminler ise tarihsel rekoru ezici biçimde aşan, henüz gözlenmemiş güçte bir El Niño ihtimalini gündeme getiriyor. Böyle bir tablo, küresel sıcaklıkları geçici olarak daha da yukarı taşıyacaktır. Üstelik El Niño artık, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle zaten ısınmış bir atmosferin içinde gelişiyor. Bu nedenle 2027’nin yeni bir küresel sıcaklık rekoru kırması sürpriz olmayacaktır. El Niño; dünyanın farklı bölgelerinde kuraklık, aşırı yağış, sıcak hava dalgaları ve tarımsal üretim kayıpları gibi sonuçlar doğurabiliyor. Türkiye üzerindeki etkiler ise daha dolaylı hissedilecek. Asıl risk, küresel sıcaklıklardaki artışın Türkiye’nin hâlihazırda kırılgan olan iklim koşullarını daha da zorlaması. Öngörülerin gerçekleşmesi halinde özellikle Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu’da daha yoğun sıcak hava dalgaları, yüksek gece sıcaklıkları ve uzayan orman yangını sezonları görülebilir. El Niño nedir? El Niño, Pasifik Okyanusu’nun ekvator çevresindeki orta ve doğu kesimlerindeki deniz yüzeyi sıcaklıklarının, çok yıllık ortalamanın belirgin biçimde üzerine çıkmasıyla tanımlanır. Okyanus ve atmosfer arasındaki etkileşimler sonucu gelişir. Normal koşullarda alize rüzgârları, sıcak yüzey suyunu Pasifik’in batısında biriktirir. Derinden gelen soğuk su, doğuda yüzeye yükselir. El Niño döneminde ise alizeler zayıflar, hatta yer yer tersine döner. Bu da sıcak su kütlesinin doğuya yayılmasına neden olur. Yağışa neden olan yükselen hava hareketleri de Pasifik Okyanusu’nun orta kesimlerine doğru kayar. Sonuçları: Kuraklık, aşırı yağışlar, sıcak hava dalgaları Bu kayma, yalnızca Pasifik kıyısındaki ülkeleri ilgilendirmez. Walker dolaşımını, jet akımları ve büyük ölçekli yağış kuşaklarını yeniden şekillendirir. Avustralya’dan Güney Amerika’ya, Doğu Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya kadar dünyanın farklı bölgelerinde kuraklık, aşırı yağış, sıcak hava dalgaları ve tarımsal üretim baskıları gibi etkilere yol açar. Bugünkü tablo: Çok şiddetli bir El Niño olasılığı var El Niño, kardeşi La Niña ile birlikte, ‘‘ENSO’’ (El Niño-Güneyli Salınım) adı verilen iklim salınımının iki ucunu oluşturur. El Niño ve La Niña, yıllar arası iklim değişikliğinin en güçlü doğal sürücüsüdür. Bugünkü tabloyu dikkat çekici yapan ise yalnızca El Niño ihtimalinin artmış olması değil, bazı tahmin sistemlerinin olayın şiddetini çok yüksek göstermesi. NOAA (ABD’nin Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi) 11 Mayıs 2026 tarihli resmi değerlendirmesine göre Mayıs-Temmuz 2026 döneminde El Niño gelişme olasılığı yüzde 61’e çıktı. Yıl sonuna kadar sürmesi beklenen olayın ‘‘çok güçlü bir El Niño’’ düzeyine ulaşmasına ise dörtte bir olasılık veriliyor. Ancak NOAA’ya göre bu, ekvatoral Pasifik’teki batılı rüzgâr anomalilerinin yaz ayları boyunca devam etmesine bağlı - yani henüz kesinleşmiş değil. Columbia Üniversitesi Uluslararası İklim ve Toplum Araştırma Enstitüsü’nün (IRI) 20 Nisan 2026 tarihli teknik güncellemesine göre ise 15 Nisan itibariyle +0,5°C eşiğine ulaşıldı. IRI bu durumu ‘‘hızla gelişen ENSO koşulları’’ olarak nitelendiriyor ve Temmuz-Eylül 2026 için El Niño olasılığını yüzde 94’e çıkarıyor. IRI’ye göre asıl soru ‘‘El Niño olacak mı’’ değil, ‘‘ne kadar güçlü olacak?’’ Emsalsiz bir El Niño yaşanabilir Ancak tek bir modelin uç tahmininden hareketle ‘‘süper El Niño geliyor’’ demek doğru değil; bireysel modellere değil çok-model topluluklarına bakmak gerekir. Bu çerçevede iklim bilimci Zeke Hausfather’ın 13 farklı modelleme grubundan 637 ayrı tahmini tek bir derlemede toplayan veri seti son derece değerli. Hausfather’ın 30 Nisan’da Climate Brink Dashboard’da yayımladığı yazıda beklenen El Niño için farklı modellerin medyan tepe değeri +2,7°C olarak veriliyor. Bu rakamın ne anlama geldiğini somutlaştırmak için tarihsel referans gerekli: 1997-98 Süper El Niño’sunun zirvesi yaklaşık +2,4°C idi. 2015-16 olayı ise yaklaşık +2,6°C civarındaydı. Yani bu öngörü doğrulanırsa 2026-27 olayı, modern kayıt tarihin en güçlü El Niño’su olabilir. Farklı modellerin üst yüzdelik dilimi olan +3,8°C ise tarihsel rekoru ezici biçimde aşan bir senaryoya işaret ediyor. Bu eşik, şimdiye kadar gözlenmiş hiçbir olayda görülmedi. 2027’nin küresel sıcaklık rekoru kırması muhtemel Bu olayın küresel sıcaklıklara etkisi ise büyük. Güçlü El Niño olayları, okyanustan atmosfere doğru olağandışı miktarda ısı transferine yol açar. Bu transfer, küresel ortalama yüzey sıcaklığını geçici olarak yukarı çeker. El Niño’nun Aralık 2026 civarında zirve yapmasının asıl etkisi, 2027 yılı boyunca gözlenir. Türkiye’deki El Niño etkisini, tropik bölgelerdeki kadar doğrudan okumamak gerekir. El Niño’nun gelişmesi, Türkiye’de mutlaka kuraklık olacağı veya aşırı yağış görüleceği anlamına gelmez. Türkiye’nin yağış ve sıcaklık rejimi üzerinde daha belirleyici olan etkenler vardır (Kuzey Atlantik Salınımı, Akdeniz üzerindeki basınç alanları, batı rüzgarları vs. gibi). Ancak El Niño sinyalini tamamen yok saymak da doğru değil. Küresel sıcaklıkların artması, Türkiye’nin kırılgan koşullarını zorlar Türkiye için asıl risk, El Niño nedeniyle artan küresel sıcaklıkların, Türkiye’nin halihazırda kırılgan iklim koşullarına eklenmesidir. Eğer 2026 sonu-2027 başında öngörülen küresel ısınma ivmesi gerçekleşirse, Türkiye’de uzun süreli sıcak hava dalgalarının yaşanması, gece sıcaklıklarının yüksek seyretmesi, orman yangını sezonunun uzaması ve tarımsal su talebinin artması gibi sonuçlar doğurabilecek hassas bir döneme girilir. Bu açıdan en hassas bölgeler, Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu. El Niño artık daha sıcak bir dünyada yaşanıyor Burada doğal değişkenliği, iklim değişikliğinin yerine koymadığımı vurgulamak isterim. El Niño doğal bir salınım, fakat üzerine bindiği iklim sistemi de artık 1997’den de 2015’ten de belirgin biçimde daha sıcak. Aynı büyüklükteki bir El Niño bugün, 30 yıl öncesine göre çok daha sıcak bir okyanus ve daha enerji yüklü bir atmosfer üzerinde etkisini gösteriyor. Yağış rejimi açısından ise şimdiden kurak veya yağışlı gelecek hükmü vermek mümkün değil. Haziran sonrasındaki tahmin güncellemeleri ile birlikte durum daha net görülecek. Panik değil hazırlık gerektiren bir tablo ile karşı karşıyayız. Belediyelerin, sağlık otoritelerinin, tarım ve enerji planlamacılarının yapması gereken, mevsimsel tahminleri yakından izlemek ve sıcak hava dalgası, yangın, su yönetimi konularındaki erken uyarı sistemlerini güncel tutmak. Kaynak: İklim Masası Kaynak: Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı / Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi

Uluslararası Bilim İnsanlarından Güçlü El Niño Uyarısı Haber

Uluslararası Bilim İnsanlarından Güçlü El Niño Uyarısı

2026’nın ikinci yarısında yeni ve güçlü bir El Niño olayının gelişme ihtimali oldukça yüksek. Pasifik Okyanusu’nda alize rüzgarlarının zayıflamasıyla ortaya çıkan El Niño yılları, küresel ölçekte sıcaklık artışları, kuraklık, aşırı yağış ve orman yangınları gibi hava olaylarında belirgin artışlara yol açabiliyor. Bilim insanları, iklim değişikliği nedeniyle artık çok daha sıcak bir atmosferde gerçekleşen El Niño olaylarının etkilerinin geçmişe kıyasla daha yıkıcı olabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, yeni bir güçlü El Niño’nun küresel sıcaklık rekorlarını yeniden kırabileceği, sel, kuraklık ve orman yangını risklerini artırabileceği uyarısında bulunuyor. Yaz sonuna doğru gelişmesi muhtemel olan El Niño olayının, güçlü-çok güçlü bir seviyeye ulaşma olasılığının oldukça yüksek olduğunu belirten Kaliforniya Su Kaynakları Enstitüsü’nden (UCANR) İklim Bilimci Dr. Daniel Swain, ‘‘Bu, 2026 veya 2027'nin (ya da her ikisinin) bir kez daha yeni bir küresel sıcaklık rekoru kırma ihtimalinin yüksek olduğu anlamına geliyor,’’ diye konuştu. ‘‘İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan sürekli ve uzun vadeli ısınmaya ilaveten, geçici de olsa önemli bir küresel ısınmaya neden olacak güçlü bir El Niño olayı, Dünya'nın en az 6-12 aylık bir süre boyunca ‘1,5°C'nin çok üzerinde’ bir seviyeye çıkacağı anlamına geliyor. Modern insanlık tarihinde, küresel olarak bu kadar sıcak olan mevcut koşullar altında güçlü veya çok güçlü bir El Niño olayı hiç yaşanmamıştır; bu nedenle, 2026'nın sonlarına doğru ve 2027'ye kadar sel, kuraklık ve orman yangınlarıyla ilgili aşırı olaylar açısından benzeri görülmemiş küresel etkiler görmek şaşırtıcı olmayacaktır,’’ dedi. Imperial College London Çevre Politikası Merkezi İklim Bilimi Profesörü Dr. Friederike Otto, “El Niño, bu yılın ilerleyen dönemlerinde çok aşırı hava koşullarına yol açabilir, ancak bu nedenle paniğe kapılmaya gerek yok. El Niño doğal bir olgudur; gelir geçer. İklim değişikliği ise fosil yakıtları yakmayı bırakmadığımız sürece giderek kötüleşecek. Dolayısıyla aslında panik yaratması gereken şey iklim değişikliği. Ve ideal olan bu endişenin yapıcı olması, yani bu konuda bir şeyler yapmamız - kaldı ki ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Fosil yakıt kullanımından çok, çok uzaklaşmak için gerekli bilgi ve teknolojiye sahibiz,’’ ifadelerini kullandı. 2026’nın ilk ayları, dünya genelinde 150 milyon hektardan fazla alanın yanması nedeniyle de dikkat çekiyor. Imperial College London Çevre Politikası Merkezi'nden Araştırmacı Dr. Theodore Keeping, ‘‘Bu mevsim için ortalamaya göre %50 daha fazla alan yandı ve şu anda küresel olarak yanan alanlar bir önceki rekordan %20 daha yüksek. Üstelik dünyanın birçok yerinde yangın sezonu henüz başlamadı. Bu hızlı başlangıç, El Niño beklentisi ile birleştiğinde, bizi son derece şiddetli bir yılın beklediğine işaret ediyor,’’ diye konuştu. Sunway Gezegen Sağlığı Merkezi Direktörü Dr. Jemilah Mehmood ise yangınların sıklıkla gözden kaçan sağlık etkisine dikkat çekti. 2024 yılında Lancet dergisinde yayınlanan bir çalışmanın, orman yangını kaynaklı hava kirliliği nedeniyle her yıl bir buçuk milyon kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koyduğunu hatırlatan Mehmood, ‘‘Orman yangını dumanı sıradan bir kirlilik değildir. Yangın dumanından kaynaklanan PM 2.5 kirliliği, trafik emisyonlarından kaynaklanan PM 2.5’ten 10 kat daha zararlı olabilir. Üstelik ısı, tek başına hareket etmez: Hava kalitesini bozar, solunum yolu hastalıklarını şiddetlendirir, kalp-damar hastalıklarına yol açar,’’ ifadelerini kullandı. Mehmood, ‘‘2019 Avustralya yangınlarında 33 kişi alevlerin içinde doğrudan hayatını kaybetti. Duman ise 417 kişinin daha ölümüne neden oldu. 25 Ocak'taki Los Angeles yangınlarında araştırmacılar, doğrudan ölümlerin yanı sıra, duman maruziyetinden kaynaklanan yaklaşık %50 oranında ek ölüm tespit etti. Görünen yangın, hikayenin sadece başlangıcıdır. Ve hasar, akciğerlerin çok ötesine uzanıyor. Kardiyovasküler hastalıklar, nörolojik rahatsızlıklar, kötüleşen diyabet, böbrek hastalıkları ve giderek daha iyi belgelenen ruh sağlığı etkilerini kayda alıyoruz,’’ diye ekledi. Türkiye’ye olası etkileri: Uzmanlara göre olası bir El Niño olayının Türkiye üzerindeki etkisi ise dolaylı olacak. Ahi Evran Üniversitesi’nden Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Türkiye’nin yağış ve sıcaklık rejimi üzerinde Kuzey Atlantik Salınımı, Akdeniz üzerindeki basınç alanları, batı rüzgarları gibi daha belirleyici etkenler olduğuna dikkat çekiyor. Yavaşlı’ya göre asıl risk, El Niño nedeniyle artan küresel sıcaklıkların, Türkiye’nin halihazırda kırılgan iklim koşullarına eklenmesi. Yavaşlı, ‘‘Eğer 2026 sonu-2027 başında öngörülen küresel ısınma ivmesi gerçekleşirse, Türkiye’de uzun süreli sıcak hava dalgalarının yaşanması, gece sıcaklıklarının yüksek seyretmesi, orman yangını sezonunun uzaması ve tarımsal su talebinin artması gibi sonuçlar doğurabilecek hassas bir döneme girilir. Bu açıdan en hassas bölgeler, Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu,’’ dedi. Çankırı Karatekin Üniversitesi’nden Doç. Dr. Okan Ürker, bu sene yangın riskinin Türkiye’de de yüksek olduğuna dikkat çekti: ‘‘Aşırı yağışlı geçen kış aylarından sonra diri örtü çok hızlı gelişiyor. Bunu takip eden ani sıcaklık ve kuraklığa bağlı olarak da ölü örtüye dönüşüyor. Bu nedenle frekansı ya da şiddeti yüksek yangınların sayısında artış öngörülüyor.’’ ‘‘Bunun önüne geçmek veya riski azaltmak, ancak yanıcı madde yönetimi ile mümkün. Riskli sezon başlamadan evvel, orman-maki gibi doğal peyzajlarda yoğun bir mekanik mücadele gerekiyor - yol kenarlarının, elektrik hatları civarlarının, kır-kent arayüzlerinin sıklık bakımının yapılması, budanması, otsu tabakanın temizlenmesi önemli. Ayrıca silvopastoral uygulamaların yapılması ya da kontrollü yakmaların uygulanması gerekir,’’ ifadelerini kullandı. El Niño hakkında: Alize rüzgarlarının zayıflamasıyla ortaya çıkan El Niño yılları, genellikle küresel olarak ortalamadan daha sıcak geçer. El Niño olayları genellikle 9-12 ay sürer ve her 2-7 yılda bir meydana gelir. En son El Niño olayı 2023-2024 yıllarında yaşandı ve 2024, kayıtlara geçen en sıcak yıl oldu. El Niño yılları, dünya genelinde sıcaklık, sel ve kuraklık risklerinde belirgin değişimlere yol açıyor. Bu hava olayları; tarımsal ürün kayıplarına neden olabiliyor, orman yangını ve sel riskini artırabiliyor, şiddetli kuraklıklara yol açabiliyor ve balıkçılık faaliyetlerini aksatabiliyor. Bilimsel çalışmalar, iklim değişikliğinin El Niño olaylarının sıklığı ve şiddeti üzerinde giderek daha belirgin bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor. 1950’lerden bu yana “aşırı” El Niño olaylarının sayısında artış gözlemleniyor. Fosil yakıt kullanımının gezegeni ısıtmaya devam etmesi halinde, bu aşırı olayların görülme sıklığının iki katına çıkabileceği belirtiliyor. Tahminlerde henüz net olmasa da, 2026-2027 döneminde beklenen “Süper” El Niño’nun, 2015-2016’daki El Niño kadar güçlü olabileceği öngörülüyor. Ancak bu kez olay, iklim değişikliği nedeniyle çok daha sıcak hale gelmiş bir dünyada yaşanacak.

Güneydoğu Anadolu’nun 3 Aylık Hububat Sektörü İhracatı 871,3 Milyon Dolar Haber

Güneydoğu Anadolu’nun 3 Aylık Hububat Sektörü İhracatı 871,3 Milyon Dolar

Güneydoğu Anadolu'nun toplam ihracatındaki yüzde 31,2 payı ile liderliğini sürdüren hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı yılın ilk çeyreğinde 871,3 milyon dolar oldu. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre bölgedeki hububat sektörü ihracatı miktar bazında yüzde 6,8 düşerken, değer bazında gerileme yüzde 2,9 seviyesinde kaldı. Üç aylık süreçte yaklaşık olarak 285,8 bin ton makarna, 191,8 bin ton buğday unu, 121 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 31,1 artış ile 195,6 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 9,4 artışla 156,2 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ortalama ihracat birim fiyatlarındaki artışın yüzde 4,2 olarak gerçekleştiği bu dönemde Orta Doğu’ya ihracat yüzde 20,8 düşüşle 340,7 milyon dolar olurken, 317,2 milyon dolar ihracat yapılan Afrika pazarında yüzde 20,9 artış sağlandı. “Alıcıların daha temkinli ve fiyat odaklı hareket edeceği bir döneme giriyoruz” Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler ışığında enerji ve lojistik dengelerinin yeniden tanımlandığını, Hürmüz Boğazı’nda artan risklerin ve enerji arz güvenliğine ilişkin belirsizliklerin Türkiye’nin lojistik merkez olma potansiyelini güçlendirdiğini belirten Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu şunları söyledi: “Irak’ın petrol ihracatında Türkiye güzergâhını daha aktif kullanma stratejisi ve Kalkınma Yolu gibi projelerin hız kazanması, ülkemizi yalnızca bir transit ülke değil, bölgesel ticaretin ve enerji akışının merkezlerinden biri haline getirebilecek stratejik bir fırsat sunuyor. Jeopolitik avantajların kısa vadeli kazanımlarla sınırlı kalmaması ve uzun vadede rekabet gücüne dönüşebilmesi için elbette ticaret altyapısının, finansman ve tahsilat süreçlerinin ve sınır kapılarındaki operasyonel akışın aynı ölçüde güçlü ve öngörülebilir olması gerekiyor. Savaşa bağlı gerekçelerle, küresel tarım piyasalarında ihracatçılarımız açısından baskı yaratan unsurların bir süre daha devam etmesini bekliyoruz. Karadeniz havzasında üretim beklentilerinin güçlü seyretmesine de bağlı olarak, fiyat odaklı rekabetin daha da artacağı bir döneme giriyoruz. Bu tablo, özellikle buğday unu, makarna ve ayçiçek yağı gibi temel ürünlerde daha da belirleyici olacak. Öte yandan enerji, gübre ve lojistik maliyetlerindeki artışın üretim maliyetlerine yansıması yalnızca ihracat fiyatlarını değil, aynı zamanda ticaretin kontrat yapısını, risk iştahını ve pazar tercihlerini de doğrudan etkiliyor. Bu nedenle mevcut dönemi yalnızca jeopolitik bir kırılma olarak değil; fiyatlama davranışlarından tedarik zincirlerine, rekabet dengelerinden üretim planlamasına kadar uzanan çok katmanlı bir dönüşüm süreci olarak değerlendirmek gerekiyor.” “Bazı pazarlarda daha yoğun bir rekabetle karşılaşacağız” Bölgesel ticarette lojistik ve güzergâh konularında yaşanan değişimin, rekabet baskısını artıracağını da dile getiren Kadooğlu şunları söyledi: “Irak ile Suriye arasında yaklaşık 14 yıldır kapalı olan sınır kapısının yeniden açılması ve alternatif transit hatların devreye girmesi, bölgesel ticaretin toplam büyüklüğünü artırma potansiyeli taşırken Türkiye açısından mevcut lojistik üstünlüğün daha rekabetçi bir zemine taşınmasına neden olabilir. Bugüne kadar Türkiye üzerinden akan ticaretin belirli bir zorunlulukla şekillendiği bir yapıdan, alternatif koridorların olduğu çok merkezli bir yapıya geçilebilir. Maliyet ve süre avantajları sağlayan yeni hatların aktif hale gelmesinin, Türk ihracatçılarının bazı pazarlarda daha yoğun bir rekabetle karşılaşmasına yol açması muhtemel. Nitekim bu süreçte yalnızca lojistik hatlar değil, aynı pazarlara erişen tedarikçilerin sayısı ve çeşitliliği de artıyor; bu da özellikle Afrika ve Orta Doğu pazarlarında fiyat hassasiyetinin daha da belirleyici hale gelmesine yol açıyor. Dolayısıyla bizim için asıl mesele, bölgesel ticaret içindeki payımızın ve yönlendirme kapasitemizin korunması olacak. Bu nedenle Orta Doğu’ya açılan gümrük kapılarımızın tam kapasiteyle ve kesintisiz çalışması, mevcut hatların hız ve maliyet avantajını koruyacak şekilde güçlendirilmesi ve Türkiye’nin ‘doğal tedarikçi’ konumunu destekleyecek politikaların sürdürülmesi kritik önem taşıyor.”

Batman'da Göçebe Hayvancılık Çalıştayı: "Sürdürülebilir Üretim İçin Kritik Rol" Haber

Batman'da Göçebe Hayvancılık Çalıştayı: "Sürdürülebilir Üretim İçin Kritik Rol"

Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu ve Merkez Konseyi Üyesi Önder Alkan, Batman’da gerçekleştirilen Göçebe Hayvancılık Çalıştayı’na katılarak sektörün geleceğine dair önemli açıklamalarda bulundu. Çalıştayda, göçer hayvancılığın hem ekonomik hem de kültürel bir miras olduğu vurgulanırken, dijitalleşme ve modern veteriner hekimlik hizmetlerinin önemi ön plana çıktı. ​Geniş Katılımlı Stratejik Buluşma ​Batman’da düzenlenen çalıştaya devletin zirvesinden ve akademik camiadan yoğun ilgi gösterildi. Katılımcılar arasında; ​HAYGEM Genel Müdür Yardımcısı Bekir Yücel Tanrıkulu, ​Siirt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat Şındak ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tekin Şahin, ​Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sadık Yayla, ​Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki 16 ilin Tarım ve Orman Müdürleri ile bölge Veteriner Hekim Odası Başkanları yer aldı. ​"Göçebe Hayvancılık Doğal Bir Üretim Modelidir" ​TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, yaptığı konuşmada göçebe hayvancılığın sadece bir gelenek değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir ekonomik model olduğunu belirtti. Eroğlu, bu modelin avantajlarını şu başlıklarla özetledi: ​Doğa Dostu: Meraların dinlendirilmesine olanak tanır ve aşırı otlatmanın önüne geçer. ​Ekonomik Verimlilik: Tarıma elverişsiz alanları ekonomiye kazandırır, maliyetleri düşürür ve ürün kalitesini artırır. ​Genetik Miras: Yerli hayvan ırklarının korunmasında kilit rol oynar. ​Kırsal Kalkınma: Yerel ekonomileri canlı tutarak kırsaldan kente göçü dizginler. ​Dijital Dönüşüm ve Bilimsel Yaklaşım Şart ​Sektörün yaşadığı gerilemeye dikkat çeken Eroğlu, çözümün bilimsel ve planlı yaklaşımlarda olduğunu vurguladı. Modern hayvancılık için şu önerileri sıraladı: ​Uydu Teknolojisi: Meraların uydu verileriyle anlık takibi. ​Dijital Göç Yolları: Geleneksel göç rotalarının dijital ortama aktarılması. ​Aktif Veterinerlik: Üreticilere yönelik eğitimlerin artırılması ve yerinde veteriner hekimlik hizmetlerinin yaygınlaştırılması. ​"İleri hayvancılık için ileri veteriner hekimlik uygulamaları şarttır. 'Sağlıklı hayvan, sağlıklı gıda, sağlıklı insan ve sağlıklı toplum' anlayışı rehberimiz olmalıdır." ​Bütüncül Politika Vurgusu ​Başkan Eroğlu, hayvancılığın çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla bir bütün olarak ele alınması gerektiğini ifade etti. Göçerlerin yaşam kalitesinin artırılması ve ekonomik olarak desteklenmesinin, Türkiye’nin gıda güvenliği için stratejik bir hamle olacağını belirtti. ​Çalıştayın düzenlenmesinde emeği geçen Batman Valiliği, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ve tüm paydaşlara teşekkür eden Eroğlu, TVHB olarak hayvancılığı geliştirme noktasında her türlü bilimsel katkıyı sunmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.

GTB Başkanı Akıncı'dan Stratejik Bulgur Açıklaması Haber

GTB Başkanı Akıncı'dan Stratejik Bulgur Açıklaması

Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, bulgurun gıda arz güvenliğindeki stratejik rolüne dikkat çekerek, ürünün küresel trendlere göre yeniden konumlandırılması gerektiğini vurguladı. ​Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın katılımıyla Konya Ticaret Borsası ev sahipliğinde düzenlenen UHK 2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi, sektörün devlerini bir araya getirdi. Kongre kapsamında gerçekleştirilen “Hububata Dayalı Sektörler” oturumunda konuşan GTB Başkanı Mehmet Akıncı, bulgur sektörünün mevcut durumunu ve gelecek projeksiyonlarını paylaştı. ​Gaziantep Bulgur Üretiminin Merkezi Konumunda ​Bulgurun tarihsel ve kültürel derinliğine vurgu yapan Akıncı, Türkiye’nin bu alandaki üretim altyapısının dünya ölçeğinde bir rekabet avantajı sağladığını belirtti. Özellikle Gaziantep’in üretim kapasitesi ve ihracat gücüyle sektörün lokomotifi olduğunu ifade eden Akıncı, 2025 yılı verilerini paylaştı: ​Türkiye Geneli Bulgur İhracatı: 240 bin ton ​Güneydoğu Anadolu Bölgesi: 84 bin ton ​Gaziantep: 49 bin ton ​Akıncı, bu rakamların güçlü bir üretim altyapısına işaret ettiğini ancak sürdürülebilir büyüme için katma değerli üretimin şart olduğunu dile getirdi. ​"Yeni Tüketim Alışkanlıklarına Uyum Bir Tercih Değil, Zorunluluktur" ​Kişi başı bulgur tüketiminde beklenen artışın yakalanamadığına dikkat çeken Mehmet Akıncı, sektörün strateji değişikliğine gitmesi gerektiğini belirtti. Akıncı, özellikle genç nesillere ulaşmak için şu önerilerde bulundu: ​"Değişen tüketim eğilimlerine uyum sağlamak artık bir tercih değil, gerekliliktir. Sağlıklı beslenme trendleri doğrultusunda bulgurun yüksek lifli ve besleyici yapısını daha güçlü anlatmalıyız. Pratik tüketim ürünleri ve yenilikçi çözümlerle pazar çeşitliliğimizi artırmalıyız." ​Stratejik Hedef: Çin ve Azerbaycan Pazarları ​İhracatta pazar çeşitliliğinin önemine değinen Akıncı, özellikle Çin ve Azerbaycan gibi pazarlarda elde edilen kazanımların artırılması gerektiğini söyledi. Coğrafi işaret, kalite standardizasyonu ve markalaşma süreçlerinin güçlendirilmesinin küresel rekabette anahtar rol oynayacağını ifade etti. ​Gıda Arz Güvenliği ve İklim Değişikliği ​Küresel krizler ve iklim değişikliği etkilerinin arttığı bir dönemde bulgurun "stratejik ürün" vasfının altını çizen Akıncı, uzun raf ömrü ve dayanıklı yapısıyla bulgurun gıda arz güvenliği açısından kritik bir role sahip olduğunu belirtti. Akıncı, doğru stratejilerle bulgurun küresel gıda trendlerinin vazgeçilmez bir parçası haline gelebileceğini sözlerine ekledi.

Güneydoğu Anadolu’nun 2 Aylık Hububat İhracatı 552,8 Milyon Dolar Haber

Güneydoğu Anadolu’nun 2 Aylık Hububat İhracatı 552,8 Milyon Dolar

Güneydoğu Anadolu'nun toplam ihracatındaki yüzde 29,9 payı ile liderliğini sürdüren hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı Ocak-Şubat aylarında 552,8 milyon dolar oldu. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre bölgedeki hububat sektörü ihracatı miktar bazında yüzde 7, değer bazında yüzde 5,2 geriledi. İki aylık süreçte yaklaşık olarak 187 bin ton makarna, 127 bin ton buğday unu, 68 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 14,1 artış ile 108,1 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 11,7 artışla 103 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ortalama ihracat birim fiyatlarındaki artışın yüzde 1,9 olduğu bu dönemde Orta Doğu’ya ihracat yüzde 21,4 düşüşle 231 milyon dolar oldu. Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu sektörün son dönemde aynı anda finansman, lojistik ve rekabet baskılarıyla karşı karşıya kaldığına ve bölgedeki gelişmelerin ticaret akışını zorlaştırdığına dikkat çekerek, “Irak’taki tahsilat süreçlerinden Suriye’de uygulanan yüksek vergilere, Körfez’deki çatışma nedeniyle artan taşımacılık maliyetlerinden Rusya-Ukrayna savaşının tedarik süreçleri üzerindeki etkisine kadar birçok başlık sektör üzerinde eş zamanlı baskı oluşturuyor” dedi. “Ticaret altyapısının güçlenmesi bölgesel gıda güvenliği açısından kritik” Gıda ihracatçılarının bu dönemde ticareti sürdürebilmek için her zamankinden daha temkinli ve dikkatli hareket etmek zorunda kaldığına dikkat çeken Kadooğlu şunları söyledi: “Irak pazarında son dönemde ödeme süreçlerinde yaşanan aksaklıklar ihracatçı firmalarımızın finansman dengeleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturmuş olsa da bu alanda geçici bir iyileşmenin başlamış olması olumlu. Kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümün sağlanması için Ticaret Bakanlığımızın ilgili kurumlarla yürüttüğü çalışmaların devam ettiğini biliyoruz ve bu sürecin olumlu sonuçlar vereceğine inanıyoruz. Irak ile ticaretimizin güvenli ve kesintisiz şekilde sürdürülmesi açısından Halil İbrahim Kapısı her zaman merkezi bir rol üstlendi ancak son dönemde bölgedeki gümrük kapılarının da ticaret akışında giderek daha fazla önem kazandığını görüyoruz. Bu durum, ihracatın tek bir geçiş noktasına bağımlı kalmadan daha dengeli bir şekilde ilerlemesi açısından sektör için önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin güçlü üretim ve işleme kapasitesi ile Irak başta olmak üzere yakın coğrafyanın gıda tedarikinde üstlendiği rol düşünüldüğünde, tahsilat süreçlerinin sağlıklı işlemesi ve ticaret altyapısının güçlendirilmesi hem ihracatçılarımız hem de bölgesel gıda güvenliği açısından kritik önem taşıyor.” “Belirsizlikler rekabetçiliği etkileyen yapısal meseleler olarak değerlendirilmeli” Bölgedeki jeopolitik gerilimlerin yarattığı belirsizliğin özellikle taşımacılık ve lojistik süreçlerinde yeni maliyet baskıları doğurduğunun altını çizen Kadooğlu şunları belirtti: “ABD/İsrail’in İran’a saldırması sonucunda bölgemizde yaşanan jeopolitik gelişmeler ve Körfez hattındaki risk algısı nedeniyle bazı taşıma firmaları navlun fiyatlarına ek talepler yansıtıyor ancak bu ek maliyetlerin, hangi risk değerlendirmesine dayanarak belirlendiğinin çoğu zaman net olmadığı görülüyor. Ortaya çıkan tablo, belirli ve şeffaf kriterlere dayanan bir uygulamadan çok, savaş ortamının yarattığı belirsizlikten beslenen bir fiyatlama davranışına işaret ediyor. Oysa ticari süreçlerin, teslimat takvimlerinin ve uluslararası ticarete ilişkin düzenlemelerin savaşın mücbir sebep niteliği dikkate alınarak daha dengeli bir çerçevede ele alınması gerekir. Bu zorlu ortamda rekabet koşullarının giderek daha karmaşık hale geldiğinin unutulmaması gerekir. Özellikle Mısır’ın Afrika Birliği ve çeşitli bölgesel ticaret anlaşmaları sayesinde elde ettiği avantajlar, buğday unu ve makarna başta olmak üzere birçok üründe Türk ihracatçılarının rekabet alanını daraltabiliyor. Savaş ve navlun krizinin derinleştiği dönemlerde bu fark daha da belirgin hale geliyor çünkü gıda ticaretindeki rakiplerimizden Mısır’ın coğrafi ve ticari konumu, bölgedeki çatışma hatlarından Türkiye kadar doğrudan etkilenmemesini sağlıyor. Bu nedenle lojistik maliyetlerindeki artış ve ticari belirsizlikler yalnızca geçici bir kriz değil, aynı zamanda rekabet dengelerini etkileyen yapısal bir mesele olarak değerlendirilmelidir.”

Güneydoğu'nun Tarımsal Ticaret Üssü Olacak Haber

Güneydoğu'nun Tarımsal Ticaret Üssü Olacak

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin (GBB) hizmete alacağı Nizip Fıstık ve Zeytin Hali projesi, 2 bin dükkan kapasitesiyle Güneydoğu Anadolu’da fıstığın ve zeytinin ticaret merkezi olmayı hedefliyor. Gaziantep’te hayata geçirilecek Nizip Fıstık Hali Projesi, yalnızca kent ekonomisine değil, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin tamamına hitap edecek güçlü bir ticaret merkezi olma özelliği taşıyacak. GBB Gazi Konut tarafından yapımı sürdürülen proje, bölgedeki fıstık ve zeytin ticaretinin tek merkezde toplanmasını sağlayarak ticari hareketliliği artırmayı hedefliyor. PROJE HER İŞLETME SAHİBİNİN İHTİYAÇLARINA CEVAP VEREBİLECEK ŞEKİLDE HAZIRLANDI Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in öncülüğünde hayata geçirilen proje kapsamında inşa edilen 2 bin adet dükkan, her işletme sahibinin ihtiyaçlarına cevap verecek kapasite ve donanıma sahip olacak şekilde tasarlandı. Bu kapsamda modern altyapısı ve geniş kapasitesiyle planlanan yeni hal alanı, üretici, tüccar ve alıcıları aynı merkezde buluşturarak yalnızca Nizip’in değil, çevre il ve ilçelerin de tarımsal ticaret ihtiyaçlarına cevap verecek bölgesel bir merkez olarak konumlanacak. ÜRÜNLER DAHA DÜZENLİ, PLANLI VE HİJYENİK KOŞULLARDA DEPOLANIP PAZARLANACAK Fıstık üretimi ve ticaretiyle öne çıkan Nizip’te kurulacak bu yeni ticaret alanı sayesinde ürünlerin daha düzenli, planlı ve hijyenik koşullarda depolanması ve pazarlanması mümkün olacak. İşletme alanlarının farklı ihtiyaçlara cevap verecek şekilde projelendirilmesi, ticaretin daha sistemli yürütülmesini sağlayacak. Ticari faaliyetlerin tek merkezde toplanmasıyla lojistik süreçler kolaylaşacak, alıcı ve satıcılar doğrudan buluşacak ve fiyat oluşumunda daha şeffaf, güvenilir ve sürdürülebilir bir yapı oluşturulacak. Bu yapı, ürünlerin kalite standartlarının korunmasına da önemli katkı sunacak. PROJE, İLÇE EKONOMİSİNE CANLILIK KAZANDIRACAK, İSTİHDAMIN ÖNÜNÜ AÇACAK Projenin hayata geçirilmesiyle birlikte Nizip’in, yalnızca Gaziantep’in değil, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin fıstık ve zeytin ticaretinde referans noktası haline gelmesi hedefleniyor. Bölgesel ölçekte hizmet verecek bu büyük ticaret üssü, ilçe ekonomisine canlılık kazandıracak, istihdamın önünü açacak ve tarımsal üretimin ekonomik değere dönüşmesini hızlandıracak. Yeni hal alanının tamamlanmasıyla birlikte ilçede ticari hacmin artması ve daha güçlü, planlı ve sürdürülebilir bir tarımsal ticaret altyapısının oluşması öngörülüyor.

İhracatta Sürdürülebilirliğin Sağlanması İçin Destek Şart Haber

İhracatta Sürdürülebilirliğin Sağlanması İçin Destek Şart

Türkiye’nin hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü çatısı altında yer alan temel gıda ürünleri ihracatındaki güçlü konumu, küresel ticaret dengelerindeki değişim ve artan maliyet baskısı altında yeni bir sınavdan geçiyor. Sektörün ana ihraç ürünlerine ilişkin TradeMap verileri, özellikle Türkiye ile rekabette Mısır’ın avantaj kazanmaya başladığını ortaya koyarken sektör temsilcileri navlun desteğinin yeniden ve hedefli biçimde devreye alınmasını talep ediyor. İhracatçıların küresel rekabet gücünün korunması ve ihracatta sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından navlun maliyetlerinin, son dönemde giderek daha belirleyici bir unsur hâline geldiğine dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu şunları söyledi: “Türkiye’nin hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü çatısı altında yer alan temel gıda ürünleri ihracatı yüksek tonajlı ürünler olup toplam maliyet içinde kritik bir yer tutan navlun giderleri, fiyat rekabetinde çok belirleyici bir unsur haline gelmiştir. Son birkaç yıldır sektörümüzde, özellikle Süveyş Kanalı’na yakınlığı ve Afrika pazarlarına erişimde ek lojistik avantajlarıyla Mısır’ın yükselişi dikkat çekiyor. Mısır bazı yapısal unsurlar nedeniyle sahip olduğu maliyet avantajını, ihracatta ortalama ton fiyatı anlamında bir fiyat rekabetine dönüştürüyor. 2024 TradeMap verilerine göre Türkiye’nin 1,2 milyar dolar ihracatla dünya birinciliğini sürdürdüğü buğday unu alanında, Mısır’ın ihracatı 454 milyon dolara ulaştı. Mısır bu ihracatın yüzde 47’sini Sudan’a yapıyor, bu pazarı sırasıyla Madagaskar ve Somali takip ediyor. Türkiye'nin hem buğday unu hem de makarna tarafında önemli bir pazara sahip olduğu Somali de dahil olmak üzere, Doğu Afrika bölgesinde Mısır’ın buğday unu ihracatı son yıllarda çift haneli seviyelerde artarken, bizim artışımız daha sınırlı seyrediyor. Maalesef makarna tarafında da benzer bir tablo var. Türkiye’nin dünya ikincisi olduğu bu alanda Mısır, özellikle Afrika pazarlarında agresif bir büyüme içinde. Bu gelişmeler ışığında, sektör olarak uzun yıllardır büyük bir özveriyle oluşturduğumuz pazarımızı koruyabilmek adına navlun desteğinin hedef pazar ve ürün bazlı şekilde yeniden devreye alınmasını talep ediyoruz. Navlun desteğinin sektörel bir tercih değil, eşit rekabet zemini sağlayacak dengeleyici bir zorunluluk olduğuna inanıyoruz.” “Türkiye’nin pazar erişim avantajı giderek daralıyor” Mısır ile rekabette navlun maliyetlerine ek olarak başka dezavantajlar da olduğunun altını çizen Kadooğlu, gelecek dönemde Çin’in rekabeti daha da sertleştirebileceğine dikkat çekerek şunları ifade etti: “Mısırlı rakiplerimiz daha düşük enerji maliyetleri ve daha düşük işçilik giderlerinin yanı sıra, devlet destekli sübvansiyonlara ve girdi maliyetlerinde avantaj sağlayan yapısal desteklere sahipler. Bunun yanında Arap Birliği üyeliği sayesinde bölgesel ticaret kolaylıklarından, Afrika içi ticari entegrasyon mekanizmaları (AfCFTA) sayesinde vergisel ve lojistik avantajlardan yararlanıyorlar. Türkiye ise bu ticaret bloklarının dışında kalmış durumda. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği avantajına sahip olmakla birlikte makarna, bulgur, çikolata ve şekerleme ürünlerinde Türkiye’ye yıllardır değişmeden uygulanan ve AB’ye ihracat potansiyelimizi kısıtlayan kotaların yanı sıra, AB’nin yeni nesil Serbest Ticaret Anlaşması ağının dışında kalmamız da küresel rekabet zemininde aleyhimize bir tablo oluşturuyor. Arap Birliği, Afrika kıtasal entegrasyonu ve Pasifik ticaret blokları içinde yer almadığımız için, pazar erişim avantajımız giderek daralıyor. Kamu alımları, menşe avantajı ve lojistik maliyetler bakımından, yapısal bir rekabet dezavantajı oluşuyor. Üstelik orta ve uzun vadede bu rekabete Çin de katılacak; agresif fiyat politikaları ve devlet destekli ihracat modeliyle Çin pazar dengelerini daha da bozacak.” “Talep ettiğimiz destekler, mevcut ekonomi politikalarını da destekler” Geçmiş dönemlerde uygulanan navlun desteklerinin ihracatçılara önemli katkılar sağladığını belirten ve Türkiye’nin rekabet gücünü olumsuz etkileyen koşullar karşısında, sektörün navlun desteği yanında diğer taleplerini de paylaşan Kadooğlu sözlerini şu şekilde tamamladı: “İşçilik maliyetlerine yönelik destek mekanizmalarının geliştirilmesi, döviz kurunun enflasyonla paralel bir seyir sergilemesi, rekabetçiliğin sürdürülebilir olması için döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3 seviyesinden en az yüzde 5’e, hatta mümkünse yüzde 6’ya çıkarılması ve lojistik maliyet hassasiyeti yüksek pazarlara yönelik hedefli bir navlun destek modeli oluşturulması acil taleplerimizden bazılarıdır. Bu desteklerin hayata geçmesinin istihdam, sanayi üretimi ve tarım-sanayi entegrasyonu açısından büyük önem taşıdığına ve kamunun verimlilik odaklı mevcut ekonomi politikalarını destekleyici olacağına inanıyoruz. Çünkü bizim sektörümüz Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere birçok bölgenin ekonomisi ve istihdamı açısından stratejik bir önem taşıyor. Sektörün ihtiyaçlarına cevap verecek çözüm önerilerimize devletimizin göstereceği yapıcı yaklaşım, geleceğe daha umutlu bakmamızı sağlayacaktır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.