Hava Durumu

#Güneydoğu Anadolu

Kırsal Haber - Güneydoğu Anadolu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güneydoğu Anadolu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gaziantep’te Kadın Kooperatifleri İçin Yeşil Dönüşüm Buluşması Haber

Gaziantep’te Kadın Kooperatifleri İçin Yeşil Dönüşüm Buluşması

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı iş birliğinde yürütülen Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi kapsamında Yeşil Dönüşüm Kampı düzenlendi. Kadın üreticilerin dijital dönüşüm altyapılarını güçlendirmek amacıyla bilgisayar desteği sağlandı. Kadının emeğini teknolojiyle, üretimini sürdürülebilirlikle ve girişimciliğini geleceğin fırsatlarıyla buluşturmayı amaçlayan Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi kapsamında, Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis, Adıyaman, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt ve Diyarbakır olmak üzere 9 ilden 30 kadın kooperatifi ve 374 kadın girişimci, Gaziantep’te düzenlenen Yeşil Dönüşüm Kampı’nda bir araya geldi. Seyr-i Antep Gençlik Kampı’nda düzenlenen törende, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin kadın girişimcilerle bir araya gelerek tecrübe paylaşımında bulundu. Program kapsamında bilgisayarların dağıtımı da gerçekleştirildi. KAMP BİLGİ VE DENEYİM PAYLAŞIMINI SAĞLAYACAK Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki kadın kooperatiflerinin yeşil dönüşüm süreçlerine uyumunu güçlendirmek amacıyla geliştirilen Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi kapsamında düzenlenen Yeşil Dönüşüm Kampı, 6-8 Ekim tarihleri arasında Gaziantep’te gerçekleştiriliyor. Kamp, bölgedeki kadın kooperatifleri arasında bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirirken sürdürülebilir üretim kapasitelerinin geliştirilmesine de katkı sunuyor. Kadın girişimcileri hedefleyen Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi ile kadınların yeşil dönüşüme uyumunun artırılması, çevre dostu üretim modellerinin yaygınlaştırılması ve ekonomik sürdürülebilirliklerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Bölgedeki kadın kooperatiflerinin enerji verimliliği, atık yönetimi, su tasarrufu, döngüsel ekonomi, dijitalleşme ve markalaşma alanlarındaki kapasitelerinin geliştirilmesini hedefleyen proje kapsamında eğitim, mentorluk ve uygulamalı destekler sunuluyor. KATILIMCILAR TEORİK BİLGİYİ ÜRETİM SÜREÇLERİNDE DENEYİMLEME FIRSATI SUNULACAK Üç gün süren Yeşil Dönüşüm Kampı’nda katılımcıların teorik bilgilerin yanı sıra çevre dostu uygulamaları günlük yaşamda ve üretim süreçlerinde deneyimlemelerine imkan sağlanıyor. Kamp kapsamında ev içi enerji tasarrufu, kompost, geri dönüşüm, atıksız mutfak ve su yönetimi başlıklarında deneyim atölyeleri düzenleniyor. Bunun yanı sıra sosyal etki eğitimi, şehir gezisi, sosyal ve kültürel etkinlikler ile nefes ve motivasyon çalışmaları gerçekleştiriliyor. ŞAHİN: ÇOK BÜYÜK ORTAK SORUNLARIMIZ VAR VE ORTAK ÇÖZÜM ÜRETMEMİZ GEREKİYOR Programda konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi’nin doğayla dost olmayı esas aldığını belirterek şunları söyledi: “Gökyüzünü korumak, toprağı, suyu, havayı korumaktır, insanımızı korumaktır. Kediyi, köpeği, uçan kuşu korumaktır. İnsan kendi eliyle o doğanın bütün güzelliklerini bozmaya çalıştığında karşımızda kocaman bir sorun oluyor. Küresel ısınma bir sorun. Buzulların erimesi bir sorun. Şu anda yaşadığımız süper hücre bir sorun. Yaşanan bu dünyada çok büyük ortak sorunlarımız var ve ortak çözüm üretmemiz gerekiyor. Kooperatifçilik disiplin, eğitim, vizyon ister. Dünyaya bakış ister. Geleneksel yapıyı geleceğe taşımak ister. Teknolojiyi kullanma, markalaşma ister. Bunların sürdürülebilirliğini döngüsel sistemi sağlayamadığınız zaman dilek ve temenni oluyor.” KENDİ KENDİMİZE YETMEMİZ LAZIM Kooperatifçilikte iyi örneklerin çoğaltılması gerektiğini vurgulayan Başkan Fatma Şahin, konuşmasını şu ifadelerle tamamlandı: “Kendi kendimize yetmemiz lazım. En önemli başlık ‘Yeşil Ekonomi’. Bugün otuz arkadaşımız ‘Ben kooperatiflerimi kurdum. Güneydoğu yeşil kadın inisiyatifinde de buradayım’ diyorsa bu bir başar hikayesi. Bu muhteşem bir başarı. Tecrübe çok önemli. Ayakta kalmak çok mühim. Kendi kendimize yetmemiz çok önemli. Aile bazlı bakışımız çok önemli. Biz kadına erkeğe birbirine rakip yapamayız. Bizim medeniyet kodlarımız toparlayıcıdır. Birleştiricidir. Sevgi ve muhabbettir.” MARAL: BİZ BU ÇALIŞMAYI BİR PİLOT VERSİYON OLARAK GÖRÜYORUZ GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Dr. Hasan Maral ise programda yaptığı konuşmada, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde yürütülen projenin önemli amaçlar taşıdığını belirterek Başkan Şahin’in süreçte yer almasının kendilerine cesaret verdiğini aktardı ve şunları söyledi: “Bu bölge, buğdayın evcilleştiği, dünyaya yayıldığı yer. Başından beri bu sürecin içerisinde kadın emeği hep oldu. Kadınlar bu buğdayı ekti, hasat etti ve günümüze kadar taşınan bir süreç oluştu. Bu bölge dünyaya büyük dönüşümü öğreten toprakların olduğu bölge. Biz de bugün bir araya geldiğimiz bu çalışmada toprağa değil ama geleceğe bir tohum ekiyoruz. Çok ciddi altyapılar var. Dünyada yeni gelişmeler var. Bu gelişmelerden hareketle yeni çalışmaların yapılmasına da ihtiyaç var. Biz bu çalışmayı bir pilot versiyon olarak görüyoruz. Bugün otuz kooperatifimizle bir aradayız ama arka planda aslında biz bir çağrı uyguladık. Bölgede bu konuya ilgi duyabilecek kooperatiflerimizin her birisini ziyaret ettik ve özel reçeteler çıkardık. Bizim bölgede kadınlarımızın üretim gücü zaten var. Eksik olan yeni pazarları çeşitlendirmek, yeni pazarlara açılmak ve yeni finansman kapıları açmak. Bu yapacağımız hamleyle aslında birden fazla adımı bir arada atmak istiyoruz.” EVRAN: ESAS HEDEFİMİZ İSE TÜRKİYE'DE BİR İLK OLAN SOSYAL ETKİ TAHVİLİNİ ÇIKARABİLMEK Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Filiz Evran ise kadın kooperatifleriyle yıllardır sahada çalıştığını aktararak şöyle konuştu: “Yeşil Kadın literatüre girsin diye yıllardır sahada çalışıyoruz. Yüzlerce eğitim verildi. Yani bugüne kadar kadın kooperatiflerine verilmeyen eğitim herhalde kalmadı. E-ticaretten pazarlamaya kadar. Ama ilk defa sahada birebir gidip kendilerinin üretim tesislerini görerek, sahada ziyaretlerini de yaparak, üretim proseslerini gördük. İşlerinde çok başarılı olan artık bu iş başarısını yurt dışına taşıyan kooperatiflerimiz de var ama çok daha küçük mikro işletme olarak çalışan kooperatiflerimiz de var. Bizim buradaki esas hedefimiz ise Türkiye'de bir ilk olan sosyal etki tahvilini çıkarabilmek. Bütün aşamalar tamamlandı. Bu, yaptığımız çalışmanın ölçülebilir ekonomik değeri olduğu kadar sosyal etkisi de var ama ölçülmediğimiz için bugüne kadar bu konuyla ilgili bir tahvil oluşturulmamış. Bunu da başarırsak hep beraber Türkiye'de bir ilk olacağını düşünüyorum.” “BAŞKANIM FATMA ŞAHİN, BİZİM İÇİN BİR ÖRNEKSİNİZ, İDOLSÜNÜZ” Kooperatifleri temsilen konuşan Batman Sason Girişimci Üretim ve İşletme Kooperatifi Başkanı Muhsine Bozkurt ise, “Çok güzel işlere imza attık. Yüzlerce kadınımıza ulaştık. İstihdama yönelik kooperatifimizi de kurduk. Burada değerli Başkanım Fatma Şahin, bizim için bir örneksiniz, idolsünüz. Halen de ben sizi takip ediyorum. Eğer Sason gibi küçük bir yerde biz bunu başarabiliyorsa ben inanıyorum kadınlarımız çok güçlü bir şekilde çok şeyi başaracaktır” ifadelerini kullandı.

Dünya Pamuk Gününde Türkiye’de Pamuk Üretiminin Önemi Bir Kez Daha Öne Çıkıyor Haber

Dünya Pamuk Gününde Türkiye’de Pamuk Üretiminin Önemi Bir Kez Daha Öne Çıkıyor

Türkiye’nin önemli tarımsal ürünleri arasında yer alan pamuk, 7 Ekim Dünya Pamuk Günü’nde üretici emeği, tarımsal üretim ve sürdürülebilirlik başlıklarıyla gündeme geliyor. Tarladan tekstile uzanan geniş bir üretim zincirinin temel hammaddelerinden biri olan pamuk, özellikle Güneydoğu Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetiştiriliyor. Türkiye’de 2,2 milyon ton kütlü pamuk üretimi Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü (TEPGE) tarafından yayımlanan rapora göre, TÜİK’in 2025 yılı Bitkisel Üretim 1. Tahmini kapsamında Türkiye’nin kütlü pamuk üretiminin 2,2 milyon ton olması öngörüldü. Ulusal Pamuk Konseyi’nin Uluslararası Pamuk Danışma Komitesi (ICAC) verilerine dayandırdığı değerlendirmeye göre ise Türkiye, 2024/25 sezonunda 465 bin hektar pamuk ekim alanına ve 840 bin ton lif pamuk üretimine ulaştı. Bu veriler, pamuğun Türkiye tarımındaki önemli üretim alanlarından biri olduğunu ortaya koyuyor. Pamuk üretiminde üç bölge öne çıkıyor Türkiye’de pamuk yetiştiriciliği ağırlıklı olarak Güneydoğu Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerinde gerçekleştiriliyor. Bu bölgelerdeki iklim, toprak yapısı ve sulama olanakları pamuk üretiminin gelişmesinde etkili oluyor. Şanlıurfa, Diyarbakır, Aydın, Hatay ve İzmir pamuk üretiminin gerçekleştirildiği önemli iller arasında bulunuyor. Pamuk hasadı ise üretim bölgelerinin iklim ve yetiştirme koşullarına bağlı olarak farklı dönemlerde gerçekleştiriliyor. Eylül ve ekim ayları, Türkiye’de pamuk hasadının yoğunlaştığı dönemler arasında yer alıyor. Pamuğun geleceğinde sürdürülebilir üretim önemli Pamuk üretiminde yalnızca verim ve kalite değil, doğal kaynakların korunması da önem taşıyor. Özellikle su kaynaklarının etkin kullanılması ve toprağın korunması, pamuk üretiminin geleceği açısından öne çıkan başlıklar arasında bulunuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ulusal Pamuk Konseyi arasında 6 Ekim 2026’da imzalanan protokolle, İyi Tarım Uygulamaları sertifikalı Türk pamuğunun BCI standardıyla eşdeğerliğine yönelik iş birliği gerçekleştirildi. Çalışmada sürdürülebilir üretim, suyun verimli kullanılması ve toprağın korunması gibi başlıklar öne çıktı. Tarladan tekstile uzanan üretim zinciri Pamuk, tarlada başlayan üretim sürecinin ardından çırçırlama, iplik, dokuma ve hazır giyim gibi farklı aşamalardan geçerek geniş bir ekonomik zincirin parçası haline geliyor. Bu nedenle pamuk üretiminin geleceği; üreticinin emeği, verimlilik, su kaynaklarının korunması, toprak sağlığı ve iklim koşullarına uyum gibi birçok başlığın birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor. 7 Ekim Dünya Pamuk Günü ise Türkiye’nin pamuk üretimindeki yerini, üreticilerin emeğini ve sürdürülebilir üretimin önemini bir kez daha gündeme taşıyor.

Türkiye 2024’te ‘Kayıtlardaki En Sıcak Yılı’ Yaşadı Haber

Türkiye 2024’te ‘Kayıtlardaki En Sıcak Yılı’ Yaşadı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) 2016–2025 döneminin küresel ve ulusal sıcaklık ile kuraklık analizlerini paylaştı. Bakan Kurum, “İklim değişikliği geleceğin değil, bugünün meselesi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’müzün paylaştığı 2016–2025 döneminin küresel ve ulusal sıcaklık ile kuraklık analizlerine göre; 2024 Türkiye’nin kayıtlardaki en sıcak yılı, 2025 ise 1964’ten bu yana en kurak yılı oldu. İklim değişikliği ile mücadele bugün artık bir zorunluluk. İklime dirençli bir Türkiye hedefiyle çalışmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün farklı uluslararası kuruluşların ölçüm verileriyle ilgili analiz raporuna göre, 2016–2025 dönemi, küresel ölçekte en sıcak 10 yıllık dönemi oldu. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) değerlendirmelerine göre 2015–2025 arasındaki 11 yılın tamamı, kayıtlardaki en sıcak 11 yıl olarak kayıtlara geçti. 2023’te belirgin sıcaklık sıçraması kaydedilirken, 2024 yılı, 15,1 °C'lik ortalama sıcaklıkla küresel ölçekte kaydedilen en sıcak yıl oldu. 2025 ise Copernicus/ECMWF ve NOAA veri setlerinde 3. en sıcak yıl olarak sınıflandırıldı. 2025 yılında küresel okyanus ısı içeriği (Ocean Heat Content - OHC), modern gözlem tarihinin en yüksek seviyesine ulaşarak rekor kırdı. TÜRKİYE 2024’TE 15,6 °C ORTALAMA SICAKLIK İLE REKOR KIRDI Türkiye’de de sıcaklık artışı küresel eğilimle uyumlu seyrederek son 10 yılda çok sayıda yüksek sıcaklık rekoru kaydedildi. 2023’te 15,1 °C olan Türkiye ortalama sıcaklığı MGM değerlerine göre 1991–2020 normalinin yaklaşık 1,2 °C üzerinde seyretti ve 2023 Türkiye’nin ‘3. en sıcak yıl’ oldu. 2024 ise 15,6 °C ortalama sıcaklık ile Türkiye'nin ‘kayıtlardaki en sıcak yılı’ oldu. Ülkemizde, 2016-2025 yıları sıcaklık ortalaması 14,9 °C olarak gerçekleşti. 2025, 1964’TEN BU YANA EN KURAK YIL OLDU Türkiye’de Kuraklık açısından ise 2020–2022 dönemi ile özellikle 2025 yılı öne çıktı. WMO ve Copernicus/ECMWF değerlendirmelerinde 2025, Türkiye’nin 1964’ten bu yana en kurak yılı olarak kaydedildi. 2025’te yıllık yağışlar normalin yüzde 27,6 altında gerçekleşti, Güneydoğu Anadolu'nun bazı kesimlerinde yağış açığı yüzde 60'ın üzerine çıktı. MGM analizinde aynı yıl Türkiye'de yüksek sıcaklık koşulları yaşandığına dikkat çekilerek ulusal maksimum sıcaklığın 25 Temmuz’da 50,5 °C ile Şırnak’ın Silopi ilçesinde raporlandığı hatırlatıldı. Ölçülen bu veriler doğrultusunda Karadeniz Bölgesi hariç Türkiye ve tüm bölgelerde 2016-2025 yılları gerçekleşen ortalama sıcaklık değerleri iyimser ve kötümser senaryo beklentilerinin de üzerinde gerçekleştiği vurgulandı. KÜRESEL İKLİM SİSTEMİNDEKİ ISINMANIN HIZI TÜRKİYE’DE DE GÜÇLÜ HİSSEDİLDİ Raporun sonuç bölümünde “2016–2025 dönemi, küresel iklim sistemindeki ısınmanın hızını ve Türkiye'deki yansımalarını açık biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye'de de sıcaklık farkları belirginleşmiş ve 2024 yeni ulusal sıcaklık rekoru olarak kayıtlara geçmiştir. Kuraklık açısından ise 2020–2022 dönemi ve özellikle 2025 öne çıkmaktadır. 2025'in 1964 sonrası en kurak yıl olarak değerlendirilmektedir” denildi.

Ata Tohumları Kadın Çiftçilerin Elinde Yeniden Yeşeriyor    Haber

Ata Tohumları Kadın Çiftçilerin Elinde Yeniden Yeşeriyor  

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, bölgenin tarımsal mirasını oluşturan yerel çeşitlerin korunması, çoğaltılması ve yeniden üretime kazandırılması amacıyla “Ata Tohumları Kadın Çiftçilerin Elinde Yeniden Yeşeriyor Projesi”ni sürdürüyor. Proje kapsamında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki 9 ilden toplanan toplam 102 çeşit ata tohumu Yerel Tohum Gen Bankası’nda muhafaza ediliyor. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Daire Başkanlığı ile GAP Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü arasında imzalanan ortak protokol kapsamında yürütülen projeyle, bölgede yetiştirilen ve ekonomik öneme sahip yerel tahıl ve sebze çeşitlerinin gelecek nesillere aktarılması hedefleniyor. Yerel çeşitlerin toplanması, karakterize edilmesi, tescil süreçlerinin yürütülmesi ve sertifikalı tohum üretiminin ardından yeniden çiftçiye kazandırılmasını kapsayan çalışmalarla ata tohumlarının tarımsal üretimde yaygınlaştırılması amaçlanıyor. TARIM OKULU’NDA YEREL TOHUM GEN BANKASI OLUŞTURULDU Proje kapsamında Tarım Okulu bünyesinde Yerel Tohum Gen Bankası odası oluşturuldu. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki 9 ilden toplanan 102 çeşit ata tohumu burada koruma altına alınırken, yerel çeşitlerin çoğaltılmasına yönelik çalışmalar da devam ediyor. Ticari öneme sahip yerel çeşitlerin standart hale getirilerek bölgede faaliyet gösteren üreticiler tarafından yetiştirilmesi ve üretimin yaygınlaştırılması projenin temel hedefleri arasında bulunuyor. Böylece yerel tohumların yalnızca muhafaza edilmesi değil, yeniden üretim döngüsüne dahil edilerek sürdürülebilirliğinin sağlanması amaçlanıyor. 63 ÇEŞİT ANKARA’DA DA KORUMA ALTINA ALINIYOR Yerel Tohum Gen Bankası’nda bulunan çeşitlerden 63’ü ayrıca korunmak üzere Ankara Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstitüsü’ne gönderildi. Böylelikle bölgenin genetik kaynaklarının güvence altına alınmasına yönelik koruma çalışmaları güçlendirildi. Yaşayan ve sürekli gelişen bir çalışma olarak sürdürülen proje kapsamında yeni ata tohumu çeşitlerinin araştırılması, tespit edilmesi ve çoğaltılması devam ediyor. Bölgede yeni yerel çeşitlere ulaşıldıkça bu tohumlar da Yerel Tohum Gen Bankası’na dahil edilerek Gaziantep ve Güneydoğu Anadolu’nun tarımsal mirasının gelecek kuşaklara aktarılması hedefleniyor.

CHP'li Gürer: "Hayvancılıkta İthalatla Çözüm Olmadığı Görülmeli" Haber

CHP'li Gürer: "Hayvancılıkta İthalatla Çözüm Olmadığı Görülmeli"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de hayvancılık sektöründe yaşanan sorunlara dikkat çekerek, hayvan varlığındaki azalışın et ve canlı hayvan ithalatını artırdığını söyledi. Gürer, üreticinin artan maliyetler nedeniyle hayvancılığı sürdürmekte zorlandığını, yurttaşların ise yüksek fiyatlar nedeniyle ete erişemediğini belirtti. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de hayvancılık sektöründe sorunların giderek büyüdüğünü belirterek, hayvan varlığındaki gelişmelerin, üretim maliyetlerinin ve ithalat rakamlarının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin hayvancılıkta kendi kendine yeterli bir yapıya kavuşması gerektiğini ifade eden Gürer, mevcut uygulamaların ise ithalata bağımlılığı ortadan kaldırmadığını belirtti. Gürer, “Türkiye’de hayvancılıkta sorunlar artıyor. Hayvan varlığının azalması, et ve canlı hayvan ithalatının sürmesine neden oluyor. Resmi verilere göre büyükbaş hayvan varlığımız 16 milyon 800 bin civarında, koyun ve keçi varlığımız ise 54 milyon baş civarında görülüyor. Ancak sektör temsilcileri, gerçek hayvan varlığının açıklanan rakamların yaklaşık 2 milyon altında olduğunu ifade ediyor” dedi. ÜRETİCİNİN GELİRİ DÜŞÜYOR, GİDERİ ARTIYOR Hayvancılık yapan üreticilerin her geçen gün daha ağır maliyetlerle karşı karşıya kaldığını söyleyen Ömer Fethi Gürer, ahır giderlerinden veteriner hizmetlerine, yemden elektriğe kadar birçok kalemde ciddi artışlar yaşandığını belirtti. Gürer, “Üreticinin ahır giderleri artıyor, bakım giderleri artıyor, buzağı ölümleri artıyor, hastalıklar artıyor. Buna karşılık üreticinin geliri düşüyor. Gideri artan, geliri azalan üretici hayvancılığı sürdürmekte zorlanıyor. Bu nedenle hayvancılık yapanların sayısı da her geçen yıl azalıyor” diye konuştu. Türkiye’nin et ve hayvan açığının devam ettiğine dikkat çeken Gürer, sorunun çözümünün üretimi artırmak yerine ithalat yoluyla sağlanmaya çalışıldığını ifade etti. Gürer, “Ülkemizin et ve hayvan açığı devam ediyor. Bu açığa çözüm ise ithalatla bulunmaya çalışılıyor. Binlerce ton et ve yüz binlerce hayvan ithal ediliyor. Oysa yapılması gereken, ithalatla günü kurtarmak değil, yerli üreticinin üretimini sürdürebileceği koşulları oluşturmaktır” dedi. 7 AYDA YAKLAŞIK YARIM MİLYON HAYVAN İTHAL EDİLDİ Tarım ve Orman Bakanlığının 2026 yılı için 500 bin baş hayvan ithalatı planladığını hatırlatan Gürer, yılın ilk 7 ayında bu sayıya neredeyse ulaşıldığını söyledi. Gürer, “Tarım ve Orman Bakanlığı, 2026 yılı için 500 bin hayvan ithal edileceğini açıklamıştı. Ancak daha yıl tamamlanmadan, ilk 7 ayda 495 bin 527 baş hayvan ithal edildi. Yani Bakanlığın bir yıl için planladığı ithalat miktarına daha ilk 7 ayda ulaşıldı” ifadelerini kullandı. İthal edilen hayvanların türlerine ilişkin de bilgi veren Gürer, şunları söyledi: “İlk 7 ayda ithal edilen 495 bin 527 baş hayvanın 82 bin 454 başı damızlık sığır, 413 bin 73 başı ise damızlık dişi sığır olarak gerçekleşti. Yaklaşık yarım milyon hayvan ithal edildi. Bakanlığın kendi planladığı ithalat miktarına yıl tamamlanmadan ulaşılmış durumda.” Bu ithalatın Türkiye ekonomisine önemli bir döviz yükü getirdiğini ifade eden Gürer, “İlk 7 ayda yaklaşık 495 bin 527 baş sığırın ithal edilmesi karşılığında 177 milyon 265 bin dolar yurt dışına ödendi. Yerli üretimi güçlendirmek yerine dövizimizi yurt dışına gönderiyoruz” dedi. ET VE SÜT KURUMU KÂR EDERKEN VATANDAŞ ETE ULAŞAMIYOR Son yıllarda piyasanın dengelenmesi amacıyla Et ve Süt Kurumu aracılığıyla ithalat yapıldığını belirten Gürer, buna karşın yurttaşların ete erişim sorununun devam ettiğini söyledi. Gürer, “Et ve Süt Kurumu son yıllarda piyasanın dengelenmesi için ithalat gerçekleştiriyor. Ancak Et ve Süt Kurumunun verilerine baktığımızda kurumun kâr ettiğini görüyoruz. Oysa emekliler ve asgari ücretliler ete erişmekte sorun yaşıyor” dedi. Et ve Süt Kurumunun önceliğinin kâr etmek değil, yurttaşların uygun fiyatlarla ete erişimini sağlamak olması gerektiğini ifade eden Gürer, “Et ve Süt Kurumu ithal ettiği hayvandan ve etten kâr etme yerine başa baş noktasında kalmalı, piyasayı dengelemeli ve ete erişemeyen yurttaşların ete ulaşmasına olanak yaratmalıdır. Bugün emekli de asgari ücretli de kasaba gittiğinde et almakta zorlanıyor” diye konuştu. YERLİ ÜRETİCİ HAYVANINI KESİME GÖNDERMEK ZORUNDA KALIYOR Artan girdi maliyetlerinin hayvancılığı sürdürülemez hale getirdiğini belirten Gürer, üreticinin elindeki hayvanları kesime göndermek zorunda kaldığını söyledi. Gürer, “Yerli üretici, artan girdi maliyetleri karşısında hayvanını kesime göndermek durumunda kalıyor. Yem pahalı, mazot pahalı, elektrik pahalı, veterinerlik hizmetleri pahalı. Ahır giderleri sürekli artıyor. Ancak üreticinin gelirinde aynı oranda bir artış yaşanmıyor” dedi. Türkiye’de canlı hayvan ve et ithalatının 2010 yılından bu yana sürdüğüne dikkat çeken Gürer, yıllardır yapılan açıklamalara rağmen ithalatın sona ermediğini ifade etti. Gürer, “2010 yılında başlayan hayvan ve et ithalatı için her gelen Bakan, üç yıl içerisinde ithalatı sona erdireceğini açıkladı. Ancak aradan yıllar geçti ve ithalat hâlâ devam ediyor. Demek ki uygulanan politikalar, Türkiye’yi hayvancılıkta kendi kendine yeterli hale getiremedi” diye konuştu. BÜYÜKBAŞ ET İTHALATINDA MİLYONLARCA DOLAR YURT DIŞINA GİTTİ Ömer Fethi Gürer, büyükbaş et ithalatındaki yıllar içindeki artışa da dikkat çekerek, “2022 yılında yaklaşık 2 bin 169 ton büyükbaş eti ithal edildi. Bu ithalat için 21 milyon 574 bin dolar yurt dışına ödendi. 2023 yılında büyükbaş et ithalatı 36 bin 538 tona yükseldi. İthalat tutarı ise 235 milyon 999 bin dolar oldu” dedi. 2024 yılında ithalatın daha da arttığını belirten Gürer, “2024 yılında Türkiye yaklaşık 81 bin 164 ton büyükbaş eti ithal etti. Bunun karşılığında 524 milyon 28 milyon dolar yurt dışına ödendi. 2025 yılında ise yaklaşık 65 bin 708 ton büyükbaş eti ithal edildi ve bunun karşılığında 537 milyon 36 bin dolar döviz yurt dışına aktarıldı.” 2026 yılında da ithalatın yüksek seviyelerde devam ettiğini belirten Gürer, “2026 yılının daha ilk 7 ayında 54 bin 218 ton büyükbaş eti ithal edildi. Bu ithalat için 535 milyon 398 bin dolar yurt dışına ödendi. Yılın tamamlanmasına daha aylar varken, yalnızca 7 ayda ödenen döviz miktarı 535 milyon doları aştı” ifadelerini kullandı. KÜÇÜKBAŞ HAYVANCILIKTA DA İTHALAT DEVAM EDİYOR Türkiye’de et açığının kapatılması için özellikle koyun ve keçi yetiştiriciliğinin geliştirilmesi gerektiğinin yıllardır ifade edildiğini belirten CHP’li Ömer Fethi Gürer, “Küçükbaş hayvan varlığımızın artırılması gerektiği söyleniyor. Özellikle koyun ve keçi yetiştiriciliğiyle et açığının giderilebileceği ifade ediliyor. Ancak rakamlara baktığımızda küçükbaş hayvan etinde de ithalatın devam ettiğini görüyoruz” dedi. Küçükbaş et ithalatına ilişkin verileri paylaşan Gürer, “2022 yılında Türkiye yaklaşık 523 ton küçükbaş eti ithal etti ve bunun için 9 milyon 578 bin dolar ödendi. 2023 yılında 516 ton küçükbaş eti ithal edildi, ithalat tutarı 7 milyon 167 bin dolar oldu” diye konuştu. 2024 ve 2025 yıllarında da ithalatın sürdüğünü belirten Gürer, “2024 yılında yaklaşık 491 ton küçükbaş eti ithal edildi ve bunun karşılığında 5 milyon 420 bin dolar yurt dışına ödendi. 2025 yılında ise ithalat yeniden arttı ve 692 tona çıktı. Bunun karşılığında 9 milyon 364 bin dolar döviz yurt dışına gitti” dedi. 2026 yılında da ithalatın devam ettiğini ifade eden Gürer, “2026 yılının tamamlanmasına daha aylar varken 255 ton küçükbaş eti ithal edildi. Bu ithalat için de 3 milyon 849 bin dolar yurt dışına ödendi” şeklinde konuştu. GÜNEYDOĞU, DOĞU ANADOLU VE TRAKYA’DA HAYVANCILIK GELİŞTİRİLMELİ Türkiye’nin sahip olduğu potansiyelin doğru politikalarla hayvancılıkta dışa bağımlılığı ortadan kaldırabilecek düzeyde olduğunu söyleyen Gürer, bölgesel hayvancılık politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Gürer, “Türkiye’nin özellikle Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde mera hayvancılığı geliştirilmelidir. Trakya’da özellikle küçükbaş hayvancılık desteklenmelidir. Türkiye genelinde hayvancılığa yeterli ve sürdürülebilir destek verilmelidir” dedi. Buzağı ölümlerinin önlenmesi ve hayvan hastalıklarıyla daha etkin mücadele edilmesi gerektiğini de ifade eden Gürer, “Buzağı ölümlerinin önlenmesi gerekiyor. Hayvan hastalıklarıyla etkin ve sürekli mücadele edilmesi gerekiyor. Bunlar sağlanmadan hayvan varlığını artırmak mümkün değildir” diye konuştu. GİDERLER KATLANIYOR, GELİR AYNI ORANDA ARTMIYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Üreticinin ahır giderleri artıyor. Veteriner bakım giderleri artıyor. Yem, mazot, elektrik ve diğer masraflarda katlanarak artış yaşanıyor. Ancak üreticinin gelirinde aynı oranda bir artış olmuyor. Böyle bir ortamda üreticinin hayvancılığı sürdürmesi her geçen gün daha da zorlaşıyor” dedi. Yerli üreticinin desteklenmemesi halinde ithalatın devam edeceğini belirten Gürer, “Bir taraftan üretici maliyetler nedeniyle üretimden uzaklaşıyor, diğer taraftan yurt dışından et ve hayvan ithal ediliyor. Sonuçta hem kendi üreticimizi kaybediyoruz hem de dövizimizi yurt dışına gönderiyoruz” ifadelerini kullandı. HAYVANCILIK YAPANLAR SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK SORUNU YAŞIYOR Son dönemde hayvancılık yapan üreticilerin en önemli sorununun üretimin sürdürülebilirliği olduğunu ifade ettiğini belirten Gürer, artan ahır giderlerinin üreticiyi zorladığını söyledi. Gürer, “Son dönemlerde özellikle hayvancılık yapanlar, ahır giderlerindeki artış nedeniyle hayvancılığı sürdürebilmenin sorun haline geldiğini söylüyor. Üretici için artık en temel sorunlardan biri, bu işi devam ettirip ettiremeyeceğidir” dedi. Sorunun yalnızca üreticiyle sınırlı olmadığını belirten Gürer, hayvan kesildikten sonra başlayan sürecin de maliyetleri artırdığını ifade etti. Gürer, “Hayvan kesildikten sonra kasaba gidiyor. Kasabın da kirası var, elektriği var, nakliye giderleri var, farklı işletme masrafları var. Yani maliyet zincirin her aşamasında artıyor. Bu nedenle sorun sadece üreticinin sorunu değil” diye konuştu. HEM ÜRETEN, HEM SATAN, HEM ALAN DERTLİ Türkiye’de hayvancılık ve et sektöründe üreticiden kasaba, tüketiciden işletmeciye kadar herkesin sorun yaşadığına dikkat çeken CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, iktidarın kalıcı çözümler üretmesi gerektiğini belirterek, “Bugün ette ve hayvancılıkta hem üretenin hem satanın hem de alanın aynı anda dert yandığı bir süreçteyiz. Üretici maliyetlerden şikâyetçi, kasap artan işletme giderlerinden şikâyetçi, yurttaş ise yüksek fiyatlar nedeniyle ete erişememekten şikâyetçi. Buna rağmen çözüm olarak ithalata yönelmek kalıcı bir politika değildir. Türkiye’nin hayvancılık potansiyeli vardır. Mera hayvancılığı geliştirilirse, küçükbaş hayvancılık desteklenirse, üreticiye yeterli destek sağlanırsa, buzağı ölümleri azaltılırsa ve hayvan hastalıklarıyla etkin mücadele edilirse Türkiye kendi kendine yeterli hale gelebilir. Ancak bunlar yapılmadığı sürece hayvan varlığındaki sorunlar, et açığı ve ithalat devam edecektir. İktidarın artık hayvancılıkta kalıcı ve üreticiyi önceleyen çözümler üretmesi gerekiyor” dedi.

Sıcaklık ve Yoksulluk 120 İlçede Kesişti, Çifte Risk Haritalandı! Haber

Sıcaklık ve Yoksulluk 120 İlçede Kesişti, Çifte Risk Haritalandı!

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı’nın gerçekleştirdiği araştırma, Türkiye’de aşırı sıcak riski ile sosyoekonomik kırılganlığın kesiştiği noktaları ilk kez gözler önüne serdi. Çalışmaya göre, Türkiye’nin 973 ilçesinin 120’sinde yüksek sıcak tehlikesi ile düşük uyum kapasitesi üst üste biniyor. ​Climatic Change dergisinde yayımlanan ve 1980 ile 2024 yılları arasındaki 44 yıllık verileri kapsayan araştırmada, ülkedeki aşırı sıcak koşulları hane halkı gelir yapılarıyla karşılaştırıldı. Her sekiz ilçeden birinde görülen bu "çifte risk" durumu, iklim krizinin sosyal eşitsizliklerle nasıl derinleştiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. ​Risk, Tehlike ile Kırılganlığın Kesişiminde Ortaya Çıkıyor ​Aşırı sıcaklardan bahsederken yalnızca termometrenin gösterdiği dereceye odaklanmanın yanıltıcı olduğunu belirten araştırma, aynı sıcaklığın yarattığı hasarın sıcaktan korunma imkanlarına göre değiştiğini vurguluyor. ​Antalya'da 42 derecelik bir sıcaklıkta vatandaşlar klimalı iç mekanlarda serinleyebilirken, Harran Ovası'nda toplumun önemli bir kesimi klimaya erişememekte ve tarlada çalışanların gölgede dinlenmesi bile mümkün olmamaktadır. ​Klimanın yaygınlığı, bina yalıtımı, çalışma saatlerini esnetebilme ve sağlık hizmetlerine erişim gibi etkenler süreci doğrudan etkiliyor. ​Sıcak tehlikesi hesaplanırken; sıcak hava dalgalarının sayısı, süresi, şiddeti, en sıcak gün, tropik gece sayısı ve ısınma hızı olmak üzere yedi farklı gösterge kullanıldı. Sosyoekonomik kırılganlık için ise TÜİK gelir verileri baz alınarak en düşük gelir grubuna daha yüksek ağırlık verildi. ​Tehlike Üç Ana Bölgede Yoğunlaşıyor ​Araştırma sonucunda riskli grupta yer alan 120 ilçenin rastgele dağılmadığı, aksine üç ana kümede toplandığı tespit edildi: ​Güneydoğu Anadolu Kümesi: Şanlıurfa, Mardin, Batman ile Diyarbakır, Siirt ve Şırnak’ın bir bölümünü kapsayan en geniş alan. ​Çukurova Kümesi: Adana ve çevresindeki ova bölgesi. ​İç ve Doğu Bölgeler: Aydın, Denizli, Kütahya, Uşak, Manisa ve Afyonkarahisar’ın yayla kesimleri ile Malatya, Elazığ ve Tunceli’nin alçak vadileri. Bu küme, sıcağın merkezi Güneydoğu'da kalsa da ekonomik kırılganlığın riski iç bölgelere doğru genişlettiğini gösteriyor. ​Adana - Mersin - Hatay Hattında "Tropik Gece" Alarmı ​Analize en düşük sıcaklığın 25 derecenin altına inmediği tropik gecelerin dahil edilmesi, risk haritasını değiştirdi. Gündüz maruz kalınan ısı stresinden vücudun toparlanabilmesi için gece serinlemesine ihtiyaç duyulduğunu belirten uzmanlar, Adana, Mersin ve Hatay hattının bu bakımdan ülkenin en zorlu koridoru olduğuna dikkat çekiyor. Bu hatta gündüz sıcaklıkları 40 dereceyi aşarken, geceleri de çoğunlukla 25 derecenin üzerinde seyrediyor. ​Kıyı Kesimler ve Serin Ama Kırılgan İlçelerin Durumu ​Yüksek Gelirli Sıcak Kıyılar: Antalya, Muğla, Aydın ve İzmir kıyıları ülkenin en sıcak yerleri arasında yer almasına rağmen, görece yüksek gelir düzeyleri sayesinde daha düşük risk sınıfında bulunuyor. Bu bölgelerdeki temel sorunlar yüksek talep saatlerinde elektrik şebekesinin dayanıklılığı ile mevsimlik tarım ve hizmet çalışanlarının korunmasıdır. ​Serin Ama Kırılgan İlçeler: Erzurum, Kars, Ardahan platoları ile Tokat, Sivas ve Yozgat gibi iç kesimler düşük sıcak tehlikesi sınıfında yer alsa da sosyoekonomik kırılganlıkları yüksektir. Şu an için iklimin sağladığı tampon dursa da, bu tamponun incelmesi durumunda nüfusun uyum kapasitesi zayıf kalacaktır. ​İlçelere Göre Farklılaşan Önlem Planları Şart ​Araştırma bulguları, tek tip uyarı eşikleri yerine her ilçenin kendi dinamiklerine uygun hazırlık planlarının yapılması gerektiğini ortaya koyuyor: ​Sıcaklık ve Kırılganlığın Yüksek Olduğu İlçeler: Kamuya açık serinleme alanları oluşturulmalı, aşırı sıcak saatlerinde açık alan çalışmaları durdurulmalı ve konutlara yalıtım ile pasif serinletme desteği sağlanmalıdır. ​Yüksek Gelirli Sıcak Kıyılar: Şebeke dayanıklılığına, bina enerji standartlarına ve mevsimlik çalışanların haklarına öncelik verilmelidir. ​Serin Ama Kırılgan İlçeler: Sıcaklıklar daha da yükselmeden uyum kapasitesi artırılmalı; bu yatırımlar sert kış koşulları ve sel gibi diğer risklere karşı da tahkim edilmelidir. ​Erken Uyarı Sistemleri: Türkiye genelinde erken uyarı sistemlerine gündüz sıcaklığının yanı sıra gece eşiği de mutlaka eklenmelidir. ​Copernicus bültenine göre 2026 yılının Temmuz ayı, küresel kayıtlardaki en sıcak ikinci temmuz olarak kayıtlara geçerken, uzmanlar sıcağın kimleri ve nasıl etkilediğini belirleyen koşulları değiştirmenin elimizde olduğunu vurguluyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı

Yüksek Sıcaklık, Düşük Nem ve Kuvvetli Rüzgâra Dikkat! Haber

Yüksek Sıcaklık, Düşük Nem ve Kuvvetli Rüzgâra Dikkat!

Meteorolojik tahminlere göre önümüzdeki günlerde Ege, Akdeniz, İç Anadolu'nun güneyi ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yüksek sıcaklıklar ile yağışsız hava dalgası etkisini artırıyor. Orman Genel Müdürlüğü kuvvetli rüzgârın da etkisiyle bu bölgelerde orman yangını çıkma ve hızla yayılma riskine karşı vatandaşları acil tedbir almaya davet ediyor. ​"30-30-30 Kuralı"na Dikkat! ​Hava sıcaklığının 30 derecenin üzerine çıktığı, bağıl nemin yüzde 30'un altına düştüğü ve rüzgâr hızının saatte 30 kilometreyi aştığı meteorolojik şartlarda orman yangını riski kritik seviyelere ulaşıyor. Bu üç risk faktörünün bir arada görüldüğü süreçte; Ormanlık alanlarda ve yakın çevresinde kesinlikle ateş yakılmaması, Anız, bahçe ve tarımsal atık yakma gibi yangına davetiye çıkaran faaliyetlerden kaçınılması, Önümüzdeki 10 günlük kritik periyotta her zamankinden daha duyarlı ve dikkatli olunması büyük önem taşıyor. ​"Yeşil Vatan" 7/24 Gözetim Altında ​Orman Genel Müdürlüğü (OGM), artan yangın riski dolayısıyla erken tespit ve hızlı müdahale kapasitesini en üst seviyeye çıkardı. Türkiye'nin ormanları; ​İnsansız Hava Araçları (İHA), ​Modern gözetleme kuleleri, Sahada görev yapan aktif devriye ekipleriyle gün boyu kesintisiz takip ediliyor. Riskli bölgelerde ekiplerin konuşlanma noktaları artırılarak olası yangınlara saniyeler içinde müdahale edilmesi hedefleniyor. ​Gördüğünüz Dumanı Bildirin: 112 Acil Çağrı ​Orman yangınlarıyla mücadelede erken ihbarın hayati önem taşıdığı vurgulanırken, vatandaşların ormanlık alanlarda herhangi bir duman veya ateş görmeleri durumunda vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi'ne bildirimde bulunmaları istendi.

Tarlalarda Sessiz Tehlike! Haber

Tarlalarda Sessiz Tehlike!

Enerji ve İstihbarat Birimi’nin (ECIU) yeni araştırması, iklim değişikliğinin tarım işçileri üzerinde yarattığı "ısı stresi" krizinin boyutlarını gözler önüne seriyor. Uzmanlar, küresel çapta yaşanan bu dramatik değişimin gıda fiyatlarını artırabileceği ve Türkiye’nin tarımsal üretim merkezlerini ciddi bir riskle karşı karşıya bıraktığı konusunda uyarıyor. ​İklim krizi, etkisini sadece aşırı hava olaylarıyla değil, çalışma yaşamını derinden sarsan "ısı stresi" ile de hissettiriyor. ECIU tarafından yapılan ve 15 ülkeyi kapsayan çalışma, tarım işçilerinin iklim değişikliğinin bedelini hem sağlıkları hem de verimlilikleriyle ödediğini ortaya koyuyor. ​Tarımda Kayıp Saatler: %98’lik Artış ​2025 Lancet Countdown raporuna göre, rekor sıcaklıkların yaşandığı 2024 yılında, küresel ölçekte 640 milyar potansiyel çalışma saati sıcağa maruz kalma nedeniyle kaybedildi. Bu rakam, 1990-1999 dönemine kıyasla %98’lik korkutucu bir artışa işaret ediyor. ​Araştırmanın en çarpıcı bulgusu ise iş gücü kayıplarının odağında tarım sektörünün olması. Küresel çalışma saati kayıplarının %63,5’i doğrudan tarım işçilerinden kaynaklanıyor. İnsani Gelişme Endeksi düşük olan ülkelerde ise bu oran %75,5’e kadar tırmanıyor. ILO’nun projeksiyonları, 2030 yılına kadar ısı stresi kaynaklı GSYH kaybının 2,4 trilyon dolara ulaşacağını öngörüyor. ​Türkiye: "İklim Krizinin Sıcak Noktası" ​Akdeniz Havzası'nda yer alması nedeniyle küresel ortalamadan daha hızlı ısınan Türkiye, tarımsal üretimde büyük risk altında. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’nden Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, durumu şu sözlerle özetliyor: ​"Çukurova, Ege ve Güneydoğu Anadolu ovaları hem sıcağın hem de nemin yoğunlaştığı yerler. 'Yaş termometre sıcaklığı' (wet-bulb) dediğimiz yöntemle ölçtüğümüzde, nemin yüksek olduğu bu bölgelerde vücudun soğuma yeteneği tamamen kayboluyor. Bu durum, 12 saati bulan hasat dönemlerinde çalışan işçiler için doğrudan hayati risk demek." ​Lund Üniversitesi’nden Dr. Sinem Kavak ise özellikle Şanlıurfa, Hatay, Adana ve Antalya gibi üretimin yoğun olduğu illere dikkat çekiyor: "Dar gelirliler, yoksul çiftçiler ve mevsimlik işçiler bu kavurucu sıcakların etkisini çok daha fazla hissediyor. Tarlalarda gölgelik alan ve içme suyuna erişim gibi temel ihtiyaçların bile kısıtlı olması durumu daha da kötüleştiriyor." ​"Süper" El Niño ve Gıda Fiyatları ​Araştırmacılar, bu yıl etkili olması beklenen "süper" El Niño’nun mevcut iklim krizini daha da derinleştireceği konusunda hemfikir. El Niño; pirinç, kahve, şeker ve buğday gibi temel mahsullerin verimini düşürerek küresel gıda fiyatlarında yeni bir enflasyon dalgasını tetikleyebilir. ​Brezilya’da 2024 yılında işçi başına 295 saatlik iş gücü kaybı yaşanması, Türkiye’nin de gıda tedarik zincirindeki kırılganlığı artırıyor. ​Çözüm İçin "Temel Halk Sağlığı Zorunluluğu" ​Uzmanlar, iklim değişikliğinin yarattığı bu eşitsiz yükü hafifletmek için şu adımların atılması gerektiğini vurguluyor: ​Çalışma Saatlerinin Düzenlenmesi: Sıcağın zirve yaptığı öğle ve ikindi saatlerinden işin kaydırılması. ​Altyapı Desteği: Tarlalarda gölgelik alanlar, serinleme istasyonları ve temiz içme suyuna kesintisiz erişim. ​Doğa Dostu Tarım: Kıtalararası Organik Çiftçiler Ağı Başkanı Shamika Mone’nin belirttiği gibi; gölge ağaçları dikmek ve çeşitli mahsul desenlerine geçmek, çiftlik içi sıcaklıkları düşürebilir. ​Sistematik Uyum Politikaları: Erken uyarı sistemlerinin ülke genelinde, tarlalarda uygulanabilir hale getirilmesi. ​Türkiye için artık mesele sadece "ne kadar ısınacağımız" değil, bu aşırı ısıyı hangi koşullarda, kimin göğüsleyeceği sorusuna yanıt bulmak haline gelmiş durumda. Uzmanlara göre, alınacak önlemler bir "lüks" değil, temel bir halk sağlığı ve gıda güvenliği zorunluluğudur. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

Güneydoğu Anadolu’nun 4 Aylık Hububat Sektörü İhracatı 1,2 Milyar Dolar Haber

Güneydoğu Anadolu’nun 4 Aylık Hububat Sektörü İhracatı 1,2 Milyar Dolar

Güneydoğu Anadolu'nun toplam ihracatındaki yüzde 31,1 payı ile liderliğini sürdüren hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı, yılın ilk dört ayında 1,2 milyar dolar oldu. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre bölgedeki hububat sektörü ihracatı miktar bazında yüzde 1,3 yükselirken, değer bazında artış yüzde 3,9’a ulaştı. Dört aylık süreçte 401 bin ton makarna, 281 bin ton buğday unu, 171,9 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 38,9 artış ile 279,4 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 12,4 artışla 217,4 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ortalama ihracat birim fiyatlarındaki artışın yüzde 2,6 olarak gerçekleştiği bu dönemde Orta Doğu’ya ihracat yüzde 10,7 düşüşle 484,4 milyon dolar olurken, 445 milyon dolar ihracat yapılan Afrika pazarında yüzde 25,4 artış sağlandı. “Nisan’da aylık bazda yüzde 26,5 ihracat artışı sağladık” Küresel emtia fiyatlarını takip eden FAO Gıda Fiyat Endeksi’ne göre, hububat sektörünün fiyat artış eğiliminin üst üste üç aydır devam ettiğine dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, sektörün Nisan ayı ihracatındaki artışını şu şekilde değerlendirdi: “Orta Doğu’yu etkileyen savaş süreci, tarım ve gıda sektörünün dünya genelindeki stratejik ağırlığını bir kez daha ortaya koydu. Özellikle bitkisel yağ alt endeksinin son dört ayda ivme kazanarak Temmuz 2022’den bu yana görülen en yüksek seviyeye ulaşması, gıdaya erişimin önemini tekrar gösterdi. Ticari ve jeopolitik belirsizliklerin arttığı bu süreçte, Türkiye genelinde hububat sektörü ihracatının Nisan’da aylık bazda yüzde 16,3’lük bir artış yakalaması ülkemizin üretim gücünü yansıtıyor. Bu artış trendini, aylık bazda yüzde 26,5’lik bir büyüme hızıyla destekleyen Güneydoğu Anadolu bölgesi de Nisan’da 350 milyon dolara yaklaşan hububat sektörü ihracatı ile öne çıkıyor. Bu performans, temin ettiği ham maddeyi yüksek teknolojili tesislerinde işleyerek katma değerli mamule dönüştüren gıda sanayicilerimizin, tedarik zincirindeki değişimleri operasyonel bir başarıya da dönüştürebildiğinin kanıtı. Küresel risklerin zirve yaptığı bir atmosferde Türkiye, yakın coğrafyamızın gıda arz güvenliğini sağlayan asıl merkez olduğunu bir kez daha ispat etti.” “Operasyonel esnekliğimizi kalite ve lojistik avantajlarla tahkim ediyoruz” Türkiye’nin gıda ticaretindeki stratejik konumunu operasyonel bir sürdürülebilirlikle tahkim etmek adına, üretimden pazarlamaya kadar tüm süreçleri sahadaki dinamiklerle tam uyumlu hale getirmeye odaklandıklarını belirten Kadooğlu şunları söyledi: “Ülkemizde uzun yıllar ortalamasının üzerinde seyreden yağışların, kışlık hububat ekilişlerinde yarattığı bereketli hasat beklentisi gıda ihracatçılarımız için bir güven zemini oluşturuyor. Diğer yandan yerelde aşırı yağışlar nedeniyle Güneydoğu Anadolu havzasında baharlık mısır ve ayçiçeği ekilişlerinin ötelenmiş olması, ham madde tedarik planlamasında çok daha proaktif davranmamızı zorunlu kılıyor. Üretim takvimindeki hassas bir dengeyi yönetmeye çalıştığımız bu dönemde, operasyonel yükümüzü hafifletecek finansal rahatlamalar kritik önem taşımaktadır. İhracat odaklı ekonomik büyümeyi güçlendirmek amacıyla ihracatçı firmaların tabi olduğu kurumlar vergisinde yapılan düzenleme, bu noktada işletmelerin finansal yükünü hafifleten önemli bir kazanım olmuştur. Küresel rakiplerimizin rekor üretim beklentilerine karşılık, sanayicimizin direksiyonu yüksek kaliteli ve yüksek proteinli ürünlere kırması ise bölge ihracatımızın sadece hacimle değil, kaliteyle de ayrıştığının en somut göstergesidir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.