Hava Durumu

#Güneydoğu Anadolu

Kırsal Haber - Güneydoğu Anadolu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güneydoğu Anadolu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Güneydoğu Anadolu’nun 3 Aylık Hububat Sektörü İhracatı 871,3 Milyon Dolar Haber

Güneydoğu Anadolu’nun 3 Aylık Hububat Sektörü İhracatı 871,3 Milyon Dolar

Güneydoğu Anadolu'nun toplam ihracatındaki yüzde 31,2 payı ile liderliğini sürdüren hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı yılın ilk çeyreğinde 871,3 milyon dolar oldu. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre bölgedeki hububat sektörü ihracatı miktar bazında yüzde 6,8 düşerken, değer bazında gerileme yüzde 2,9 seviyesinde kaldı. Üç aylık süreçte yaklaşık olarak 285,8 bin ton makarna, 191,8 bin ton buğday unu, 121 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 31,1 artış ile 195,6 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 9,4 artışla 156,2 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ortalama ihracat birim fiyatlarındaki artışın yüzde 4,2 olarak gerçekleştiği bu dönemde Orta Doğu’ya ihracat yüzde 20,8 düşüşle 340,7 milyon dolar olurken, 317,2 milyon dolar ihracat yapılan Afrika pazarında yüzde 20,9 artış sağlandı. “Alıcıların daha temkinli ve fiyat odaklı hareket edeceği bir döneme giriyoruz” Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler ışığında enerji ve lojistik dengelerinin yeniden tanımlandığını, Hürmüz Boğazı’nda artan risklerin ve enerji arz güvenliğine ilişkin belirsizliklerin Türkiye’nin lojistik merkez olma potansiyelini güçlendirdiğini belirten Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu şunları söyledi: “Irak’ın petrol ihracatında Türkiye güzergâhını daha aktif kullanma stratejisi ve Kalkınma Yolu gibi projelerin hız kazanması, ülkemizi yalnızca bir transit ülke değil, bölgesel ticaretin ve enerji akışının merkezlerinden biri haline getirebilecek stratejik bir fırsat sunuyor. Jeopolitik avantajların kısa vadeli kazanımlarla sınırlı kalmaması ve uzun vadede rekabet gücüne dönüşebilmesi için elbette ticaret altyapısının, finansman ve tahsilat süreçlerinin ve sınır kapılarındaki operasyonel akışın aynı ölçüde güçlü ve öngörülebilir olması gerekiyor. Savaşa bağlı gerekçelerle, küresel tarım piyasalarında ihracatçılarımız açısından baskı yaratan unsurların bir süre daha devam etmesini bekliyoruz. Karadeniz havzasında üretim beklentilerinin güçlü seyretmesine de bağlı olarak, fiyat odaklı rekabetin daha da artacağı bir döneme giriyoruz. Bu tablo, özellikle buğday unu, makarna ve ayçiçek yağı gibi temel ürünlerde daha da belirleyici olacak. Öte yandan enerji, gübre ve lojistik maliyetlerindeki artışın üretim maliyetlerine yansıması yalnızca ihracat fiyatlarını değil, aynı zamanda ticaretin kontrat yapısını, risk iştahını ve pazar tercihlerini de doğrudan etkiliyor. Bu nedenle mevcut dönemi yalnızca jeopolitik bir kırılma olarak değil; fiyatlama davranışlarından tedarik zincirlerine, rekabet dengelerinden üretim planlamasına kadar uzanan çok katmanlı bir dönüşüm süreci olarak değerlendirmek gerekiyor.” “Bazı pazarlarda daha yoğun bir rekabetle karşılaşacağız” Bölgesel ticarette lojistik ve güzergâh konularında yaşanan değişimin, rekabet baskısını artıracağını da dile getiren Kadooğlu şunları söyledi: “Irak ile Suriye arasında yaklaşık 14 yıldır kapalı olan sınır kapısının yeniden açılması ve alternatif transit hatların devreye girmesi, bölgesel ticaretin toplam büyüklüğünü artırma potansiyeli taşırken Türkiye açısından mevcut lojistik üstünlüğün daha rekabetçi bir zemine taşınmasına neden olabilir. Bugüne kadar Türkiye üzerinden akan ticaretin belirli bir zorunlulukla şekillendiği bir yapıdan, alternatif koridorların olduğu çok merkezli bir yapıya geçilebilir. Maliyet ve süre avantajları sağlayan yeni hatların aktif hale gelmesinin, Türk ihracatçılarının bazı pazarlarda daha yoğun bir rekabetle karşılaşmasına yol açması muhtemel. Nitekim bu süreçte yalnızca lojistik hatlar değil, aynı pazarlara erişen tedarikçilerin sayısı ve çeşitliliği de artıyor; bu da özellikle Afrika ve Orta Doğu pazarlarında fiyat hassasiyetinin daha da belirleyici hale gelmesine yol açıyor. Dolayısıyla bizim için asıl mesele, bölgesel ticaret içindeki payımızın ve yönlendirme kapasitemizin korunması olacak. Bu nedenle Orta Doğu’ya açılan gümrük kapılarımızın tam kapasiteyle ve kesintisiz çalışması, mevcut hatların hız ve maliyet avantajını koruyacak şekilde güçlendirilmesi ve Türkiye’nin ‘doğal tedarikçi’ konumunu destekleyecek politikaların sürdürülmesi kritik önem taşıyor.”

Batman'da Göçebe Hayvancılık Çalıştayı: "Sürdürülebilir Üretim İçin Kritik Rol" Haber

Batman'da Göçebe Hayvancılık Çalıştayı: "Sürdürülebilir Üretim İçin Kritik Rol"

Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu ve Merkez Konseyi Üyesi Önder Alkan, Batman’da gerçekleştirilen Göçebe Hayvancılık Çalıştayı’na katılarak sektörün geleceğine dair önemli açıklamalarda bulundu. Çalıştayda, göçer hayvancılığın hem ekonomik hem de kültürel bir miras olduğu vurgulanırken, dijitalleşme ve modern veteriner hekimlik hizmetlerinin önemi ön plana çıktı. ​Geniş Katılımlı Stratejik Buluşma ​Batman’da düzenlenen çalıştaya devletin zirvesinden ve akademik camiadan yoğun ilgi gösterildi. Katılımcılar arasında; ​HAYGEM Genel Müdür Yardımcısı Bekir Yücel Tanrıkulu, ​Siirt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat Şındak ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tekin Şahin, ​Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sadık Yayla, ​Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki 16 ilin Tarım ve Orman Müdürleri ile bölge Veteriner Hekim Odası Başkanları yer aldı. ​"Göçebe Hayvancılık Doğal Bir Üretim Modelidir" ​TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, yaptığı konuşmada göçebe hayvancılığın sadece bir gelenek değil, aynı zamanda sürdürülebilir bir ekonomik model olduğunu belirtti. Eroğlu, bu modelin avantajlarını şu başlıklarla özetledi: ​Doğa Dostu: Meraların dinlendirilmesine olanak tanır ve aşırı otlatmanın önüne geçer. ​Ekonomik Verimlilik: Tarıma elverişsiz alanları ekonomiye kazandırır, maliyetleri düşürür ve ürün kalitesini artırır. ​Genetik Miras: Yerli hayvan ırklarının korunmasında kilit rol oynar. ​Kırsal Kalkınma: Yerel ekonomileri canlı tutarak kırsaldan kente göçü dizginler. ​Dijital Dönüşüm ve Bilimsel Yaklaşım Şart ​Sektörün yaşadığı gerilemeye dikkat çeken Eroğlu, çözümün bilimsel ve planlı yaklaşımlarda olduğunu vurguladı. Modern hayvancılık için şu önerileri sıraladı: ​Uydu Teknolojisi: Meraların uydu verileriyle anlık takibi. ​Dijital Göç Yolları: Geleneksel göç rotalarının dijital ortama aktarılması. ​Aktif Veterinerlik: Üreticilere yönelik eğitimlerin artırılması ve yerinde veteriner hekimlik hizmetlerinin yaygınlaştırılması. ​"İleri hayvancılık için ileri veteriner hekimlik uygulamaları şarttır. 'Sağlıklı hayvan, sağlıklı gıda, sağlıklı insan ve sağlıklı toplum' anlayışı rehberimiz olmalıdır." ​Bütüncül Politika Vurgusu ​Başkan Eroğlu, hayvancılığın çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla bir bütün olarak ele alınması gerektiğini ifade etti. Göçerlerin yaşam kalitesinin artırılması ve ekonomik olarak desteklenmesinin, Türkiye’nin gıda güvenliği için stratejik bir hamle olacağını belirtti. ​Çalıştayın düzenlenmesinde emeği geçen Batman Valiliği, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ve tüm paydaşlara teşekkür eden Eroğlu, TVHB olarak hayvancılığı geliştirme noktasında her türlü bilimsel katkıyı sunmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.

GTB Başkanı Akıncı'dan Stratejik Bulgur Açıklaması Haber

GTB Başkanı Akıncı'dan Stratejik Bulgur Açıklaması

Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, bulgurun gıda arz güvenliğindeki stratejik rolüne dikkat çekerek, ürünün küresel trendlere göre yeniden konumlandırılması gerektiğini vurguladı. ​Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın katılımıyla Konya Ticaret Borsası ev sahipliğinde düzenlenen UHK 2026 Hasat Öncesi Hububat Kongresi, sektörün devlerini bir araya getirdi. Kongre kapsamında gerçekleştirilen “Hububata Dayalı Sektörler” oturumunda konuşan GTB Başkanı Mehmet Akıncı, bulgur sektörünün mevcut durumunu ve gelecek projeksiyonlarını paylaştı. ​Gaziantep Bulgur Üretiminin Merkezi Konumunda ​Bulgurun tarihsel ve kültürel derinliğine vurgu yapan Akıncı, Türkiye’nin bu alandaki üretim altyapısının dünya ölçeğinde bir rekabet avantajı sağladığını belirtti. Özellikle Gaziantep’in üretim kapasitesi ve ihracat gücüyle sektörün lokomotifi olduğunu ifade eden Akıncı, 2025 yılı verilerini paylaştı: ​Türkiye Geneli Bulgur İhracatı: 240 bin ton ​Güneydoğu Anadolu Bölgesi: 84 bin ton ​Gaziantep: 49 bin ton ​Akıncı, bu rakamların güçlü bir üretim altyapısına işaret ettiğini ancak sürdürülebilir büyüme için katma değerli üretimin şart olduğunu dile getirdi. ​"Yeni Tüketim Alışkanlıklarına Uyum Bir Tercih Değil, Zorunluluktur" ​Kişi başı bulgur tüketiminde beklenen artışın yakalanamadığına dikkat çeken Mehmet Akıncı, sektörün strateji değişikliğine gitmesi gerektiğini belirtti. Akıncı, özellikle genç nesillere ulaşmak için şu önerilerde bulundu: ​"Değişen tüketim eğilimlerine uyum sağlamak artık bir tercih değil, gerekliliktir. Sağlıklı beslenme trendleri doğrultusunda bulgurun yüksek lifli ve besleyici yapısını daha güçlü anlatmalıyız. Pratik tüketim ürünleri ve yenilikçi çözümlerle pazar çeşitliliğimizi artırmalıyız." ​Stratejik Hedef: Çin ve Azerbaycan Pazarları ​İhracatta pazar çeşitliliğinin önemine değinen Akıncı, özellikle Çin ve Azerbaycan gibi pazarlarda elde edilen kazanımların artırılması gerektiğini söyledi. Coğrafi işaret, kalite standardizasyonu ve markalaşma süreçlerinin güçlendirilmesinin küresel rekabette anahtar rol oynayacağını ifade etti. ​Gıda Arz Güvenliği ve İklim Değişikliği ​Küresel krizler ve iklim değişikliği etkilerinin arttığı bir dönemde bulgurun "stratejik ürün" vasfının altını çizen Akıncı, uzun raf ömrü ve dayanıklı yapısıyla bulgurun gıda arz güvenliği açısından kritik bir role sahip olduğunu belirtti. Akıncı, doğru stratejilerle bulgurun küresel gıda trendlerinin vazgeçilmez bir parçası haline gelebileceğini sözlerine ekledi.

Güneydoğu Anadolu’nun 2 Aylık Hububat İhracatı 552,8 Milyon Dolar Haber

Güneydoğu Anadolu’nun 2 Aylık Hububat İhracatı 552,8 Milyon Dolar

Güneydoğu Anadolu'nun toplam ihracatındaki yüzde 29,9 payı ile liderliğini sürdüren hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı Ocak-Şubat aylarında 552,8 milyon dolar oldu. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre bölgedeki hububat sektörü ihracatı miktar bazında yüzde 7, değer bazında yüzde 5,2 geriledi. İki aylık süreçte yaklaşık olarak 187 bin ton makarna, 127 bin ton buğday unu, 68 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 14,1 artış ile 108,1 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 11,7 artışla 103 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ortalama ihracat birim fiyatlarındaki artışın yüzde 1,9 olduğu bu dönemde Orta Doğu’ya ihracat yüzde 21,4 düşüşle 231 milyon dolar oldu. Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu sektörün son dönemde aynı anda finansman, lojistik ve rekabet baskılarıyla karşı karşıya kaldığına ve bölgedeki gelişmelerin ticaret akışını zorlaştırdığına dikkat çekerek, “Irak’taki tahsilat süreçlerinden Suriye’de uygulanan yüksek vergilere, Körfez’deki çatışma nedeniyle artan taşımacılık maliyetlerinden Rusya-Ukrayna savaşının tedarik süreçleri üzerindeki etkisine kadar birçok başlık sektör üzerinde eş zamanlı baskı oluşturuyor” dedi. “Ticaret altyapısının güçlenmesi bölgesel gıda güvenliği açısından kritik” Gıda ihracatçılarının bu dönemde ticareti sürdürebilmek için her zamankinden daha temkinli ve dikkatli hareket etmek zorunda kaldığına dikkat çeken Kadooğlu şunları söyledi: “Irak pazarında son dönemde ödeme süreçlerinde yaşanan aksaklıklar ihracatçı firmalarımızın finansman dengeleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturmuş olsa da bu alanda geçici bir iyileşmenin başlamış olması olumlu. Kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümün sağlanması için Ticaret Bakanlığımızın ilgili kurumlarla yürüttüğü çalışmaların devam ettiğini biliyoruz ve bu sürecin olumlu sonuçlar vereceğine inanıyoruz. Irak ile ticaretimizin güvenli ve kesintisiz şekilde sürdürülmesi açısından Halil İbrahim Kapısı her zaman merkezi bir rol üstlendi ancak son dönemde bölgedeki gümrük kapılarının da ticaret akışında giderek daha fazla önem kazandığını görüyoruz. Bu durum, ihracatın tek bir geçiş noktasına bağımlı kalmadan daha dengeli bir şekilde ilerlemesi açısından sektör için önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin güçlü üretim ve işleme kapasitesi ile Irak başta olmak üzere yakın coğrafyanın gıda tedarikinde üstlendiği rol düşünüldüğünde, tahsilat süreçlerinin sağlıklı işlemesi ve ticaret altyapısının güçlendirilmesi hem ihracatçılarımız hem de bölgesel gıda güvenliği açısından kritik önem taşıyor.” “Belirsizlikler rekabetçiliği etkileyen yapısal meseleler olarak değerlendirilmeli” Bölgedeki jeopolitik gerilimlerin yarattığı belirsizliğin özellikle taşımacılık ve lojistik süreçlerinde yeni maliyet baskıları doğurduğunun altını çizen Kadooğlu şunları belirtti: “ABD/İsrail’in İran’a saldırması sonucunda bölgemizde yaşanan jeopolitik gelişmeler ve Körfez hattındaki risk algısı nedeniyle bazı taşıma firmaları navlun fiyatlarına ek talepler yansıtıyor ancak bu ek maliyetlerin, hangi risk değerlendirmesine dayanarak belirlendiğinin çoğu zaman net olmadığı görülüyor. Ortaya çıkan tablo, belirli ve şeffaf kriterlere dayanan bir uygulamadan çok, savaş ortamının yarattığı belirsizlikten beslenen bir fiyatlama davranışına işaret ediyor. Oysa ticari süreçlerin, teslimat takvimlerinin ve uluslararası ticarete ilişkin düzenlemelerin savaşın mücbir sebep niteliği dikkate alınarak daha dengeli bir çerçevede ele alınması gerekir. Bu zorlu ortamda rekabet koşullarının giderek daha karmaşık hale geldiğinin unutulmaması gerekir. Özellikle Mısır’ın Afrika Birliği ve çeşitli bölgesel ticaret anlaşmaları sayesinde elde ettiği avantajlar, buğday unu ve makarna başta olmak üzere birçok üründe Türk ihracatçılarının rekabet alanını daraltabiliyor. Savaş ve navlun krizinin derinleştiği dönemlerde bu fark daha da belirgin hale geliyor çünkü gıda ticaretindeki rakiplerimizden Mısır’ın coğrafi ve ticari konumu, bölgedeki çatışma hatlarından Türkiye kadar doğrudan etkilenmemesini sağlıyor. Bu nedenle lojistik maliyetlerindeki artış ve ticari belirsizlikler yalnızca geçici bir kriz değil, aynı zamanda rekabet dengelerini etkileyen yapısal bir mesele olarak değerlendirilmelidir.”

Güneydoğu'nun Tarımsal Ticaret Üssü Olacak Haber

Güneydoğu'nun Tarımsal Ticaret Üssü Olacak

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin (GBB) hizmete alacağı Nizip Fıstık ve Zeytin Hali projesi, 2 bin dükkan kapasitesiyle Güneydoğu Anadolu’da fıstığın ve zeytinin ticaret merkezi olmayı hedefliyor. Gaziantep’te hayata geçirilecek Nizip Fıstık Hali Projesi, yalnızca kent ekonomisine değil, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin tamamına hitap edecek güçlü bir ticaret merkezi olma özelliği taşıyacak. GBB Gazi Konut tarafından yapımı sürdürülen proje, bölgedeki fıstık ve zeytin ticaretinin tek merkezde toplanmasını sağlayarak ticari hareketliliği artırmayı hedefliyor. PROJE HER İŞLETME SAHİBİNİN İHTİYAÇLARINA CEVAP VEREBİLECEK ŞEKİLDE HAZIRLANDI Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in öncülüğünde hayata geçirilen proje kapsamında inşa edilen 2 bin adet dükkan, her işletme sahibinin ihtiyaçlarına cevap verecek kapasite ve donanıma sahip olacak şekilde tasarlandı. Bu kapsamda modern altyapısı ve geniş kapasitesiyle planlanan yeni hal alanı, üretici, tüccar ve alıcıları aynı merkezde buluşturarak yalnızca Nizip’in değil, çevre il ve ilçelerin de tarımsal ticaret ihtiyaçlarına cevap verecek bölgesel bir merkez olarak konumlanacak. ÜRÜNLER DAHA DÜZENLİ, PLANLI VE HİJYENİK KOŞULLARDA DEPOLANIP PAZARLANACAK Fıstık üretimi ve ticaretiyle öne çıkan Nizip’te kurulacak bu yeni ticaret alanı sayesinde ürünlerin daha düzenli, planlı ve hijyenik koşullarda depolanması ve pazarlanması mümkün olacak. İşletme alanlarının farklı ihtiyaçlara cevap verecek şekilde projelendirilmesi, ticaretin daha sistemli yürütülmesini sağlayacak. Ticari faaliyetlerin tek merkezde toplanmasıyla lojistik süreçler kolaylaşacak, alıcı ve satıcılar doğrudan buluşacak ve fiyat oluşumunda daha şeffaf, güvenilir ve sürdürülebilir bir yapı oluşturulacak. Bu yapı, ürünlerin kalite standartlarının korunmasına da önemli katkı sunacak. PROJE, İLÇE EKONOMİSİNE CANLILIK KAZANDIRACAK, İSTİHDAMIN ÖNÜNÜ AÇACAK Projenin hayata geçirilmesiyle birlikte Nizip’in, yalnızca Gaziantep’in değil, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin fıstık ve zeytin ticaretinde referans noktası haline gelmesi hedefleniyor. Bölgesel ölçekte hizmet verecek bu büyük ticaret üssü, ilçe ekonomisine canlılık kazandıracak, istihdamın önünü açacak ve tarımsal üretimin ekonomik değere dönüşmesini hızlandıracak. Yeni hal alanının tamamlanmasıyla birlikte ilçede ticari hacmin artması ve daha güçlü, planlı ve sürdürülebilir bir tarımsal ticaret altyapısının oluşması öngörülüyor.

İhracatta Sürdürülebilirliğin Sağlanması İçin Destek Şart Haber

İhracatta Sürdürülebilirliğin Sağlanması İçin Destek Şart

Türkiye’nin hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü çatısı altında yer alan temel gıda ürünleri ihracatındaki güçlü konumu, küresel ticaret dengelerindeki değişim ve artan maliyet baskısı altında yeni bir sınavdan geçiyor. Sektörün ana ihraç ürünlerine ilişkin TradeMap verileri, özellikle Türkiye ile rekabette Mısır’ın avantaj kazanmaya başladığını ortaya koyarken sektör temsilcileri navlun desteğinin yeniden ve hedefli biçimde devreye alınmasını talep ediyor. İhracatçıların küresel rekabet gücünün korunması ve ihracatta sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından navlun maliyetlerinin, son dönemde giderek daha belirleyici bir unsur hâline geldiğine dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu şunları söyledi: “Türkiye’nin hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü çatısı altında yer alan temel gıda ürünleri ihracatı yüksek tonajlı ürünler olup toplam maliyet içinde kritik bir yer tutan navlun giderleri, fiyat rekabetinde çok belirleyici bir unsur haline gelmiştir. Son birkaç yıldır sektörümüzde, özellikle Süveyş Kanalı’na yakınlığı ve Afrika pazarlarına erişimde ek lojistik avantajlarıyla Mısır’ın yükselişi dikkat çekiyor. Mısır bazı yapısal unsurlar nedeniyle sahip olduğu maliyet avantajını, ihracatta ortalama ton fiyatı anlamında bir fiyat rekabetine dönüştürüyor. 2024 TradeMap verilerine göre Türkiye’nin 1,2 milyar dolar ihracatla dünya birinciliğini sürdürdüğü buğday unu alanında, Mısır’ın ihracatı 454 milyon dolara ulaştı. Mısır bu ihracatın yüzde 47’sini Sudan’a yapıyor, bu pazarı sırasıyla Madagaskar ve Somali takip ediyor. Türkiye'nin hem buğday unu hem de makarna tarafında önemli bir pazara sahip olduğu Somali de dahil olmak üzere, Doğu Afrika bölgesinde Mısır’ın buğday unu ihracatı son yıllarda çift haneli seviyelerde artarken, bizim artışımız daha sınırlı seyrediyor. Maalesef makarna tarafında da benzer bir tablo var. Türkiye’nin dünya ikincisi olduğu bu alanda Mısır, özellikle Afrika pazarlarında agresif bir büyüme içinde. Bu gelişmeler ışığında, sektör olarak uzun yıllardır büyük bir özveriyle oluşturduğumuz pazarımızı koruyabilmek adına navlun desteğinin hedef pazar ve ürün bazlı şekilde yeniden devreye alınmasını talep ediyoruz. Navlun desteğinin sektörel bir tercih değil, eşit rekabet zemini sağlayacak dengeleyici bir zorunluluk olduğuna inanıyoruz.” “Türkiye’nin pazar erişim avantajı giderek daralıyor” Mısır ile rekabette navlun maliyetlerine ek olarak başka dezavantajlar da olduğunun altını çizen Kadooğlu, gelecek dönemde Çin’in rekabeti daha da sertleştirebileceğine dikkat çekerek şunları ifade etti: “Mısırlı rakiplerimiz daha düşük enerji maliyetleri ve daha düşük işçilik giderlerinin yanı sıra, devlet destekli sübvansiyonlara ve girdi maliyetlerinde avantaj sağlayan yapısal desteklere sahipler. Bunun yanında Arap Birliği üyeliği sayesinde bölgesel ticaret kolaylıklarından, Afrika içi ticari entegrasyon mekanizmaları (AfCFTA) sayesinde vergisel ve lojistik avantajlardan yararlanıyorlar. Türkiye ise bu ticaret bloklarının dışında kalmış durumda. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği avantajına sahip olmakla birlikte makarna, bulgur, çikolata ve şekerleme ürünlerinde Türkiye’ye yıllardır değişmeden uygulanan ve AB’ye ihracat potansiyelimizi kısıtlayan kotaların yanı sıra, AB’nin yeni nesil Serbest Ticaret Anlaşması ağının dışında kalmamız da küresel rekabet zemininde aleyhimize bir tablo oluşturuyor. Arap Birliği, Afrika kıtasal entegrasyonu ve Pasifik ticaret blokları içinde yer almadığımız için, pazar erişim avantajımız giderek daralıyor. Kamu alımları, menşe avantajı ve lojistik maliyetler bakımından, yapısal bir rekabet dezavantajı oluşuyor. Üstelik orta ve uzun vadede bu rekabete Çin de katılacak; agresif fiyat politikaları ve devlet destekli ihracat modeliyle Çin pazar dengelerini daha da bozacak.” “Talep ettiğimiz destekler, mevcut ekonomi politikalarını da destekler” Geçmiş dönemlerde uygulanan navlun desteklerinin ihracatçılara önemli katkılar sağladığını belirten ve Türkiye’nin rekabet gücünü olumsuz etkileyen koşullar karşısında, sektörün navlun desteği yanında diğer taleplerini de paylaşan Kadooğlu sözlerini şu şekilde tamamladı: “İşçilik maliyetlerine yönelik destek mekanizmalarının geliştirilmesi, döviz kurunun enflasyonla paralel bir seyir sergilemesi, rekabetçiliğin sürdürülebilir olması için döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3 seviyesinden en az yüzde 5’e, hatta mümkünse yüzde 6’ya çıkarılması ve lojistik maliyet hassasiyeti yüksek pazarlara yönelik hedefli bir navlun destek modeli oluşturulması acil taleplerimizden bazılarıdır. Bu desteklerin hayata geçmesinin istihdam, sanayi üretimi ve tarım-sanayi entegrasyonu açısından büyük önem taşıdığına ve kamunun verimlilik odaklı mevcut ekonomi politikalarını destekleyici olacağına inanıyoruz. Çünkü bizim sektörümüz Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere birçok bölgenin ekonomisi ve istihdamı açısından stratejik bir önem taşıyor. Sektörün ihtiyaçlarına cevap verecek çözüm önerilerimize devletimizin göstereceği yapıcı yaklaşım, geleceğe daha umutlu bakmamızı sağlayacaktır.”

Güneydoğu’nun Ramazan Bereketi Orta Doğu ve Afrika Pazarlarından Haber

Güneydoğu’nun Ramazan Bereketi Orta Doğu ve Afrika Pazarlarından

Güneydoğu Anadolu'da hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı Ocak ayında geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 7,1 daralma ile 279,9 milyon dolar oldu. İhracatın tonaj olarak yüzde 12,3 gerilemeyle 355,5 bin ton olduğu bu dönemde 88,4 bin ton makarna, 63,8 bin ton buğday unu, 35,8 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 11,6 artış ile 56,6 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı %1,2 gerilemeyle 48,9 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ortalama ihracat birim fiyatlarındaki artışın yüzde 5,9’a ulaştığı bu dönemde ihracatı oransal olarak en fazla düşen ürünler yemler, soya fasulyesi ve kakaosuz şeker mamulleri oldu. Türkiye’nin Orta Doğu ülkelerine gerçekleştirdiği 296 milyon dolarlık hububat ihracatının yüzde 40’tan fazla kısmı Güneydoğu’dan gerçekleşirken, Afrika’ya yapılan 213,9 milyon dolarlık hububat ihracatı içinde bölgenin payı 46,4’e yükseldi. “Ramazan öncesi, temel gıda ürünlerine yönelik talep doğal olarak hızlandı” Bölgenin temel gıda alanında güçlü ve sürdürülebilir tedarik yapısıyla Orta Doğu ve Afrika pazarlarında üstlendiği role dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, bölge ihracatına ilişkin değerlendirmelerde bulundu: “Dünya genelinde yaklaşık 2 milyar Müslüman nüfusun yarısına yakınının yaşadığı Orta Doğu ve Kuzey Afrika coğrafyası hem ticari ilişkilerimizin uzun yıllardır istikrarlı biçimde geliştiği hem de temel gıda ürünlerinde arz güvenliğinin kritik önem taşıdığı bölgeler. Geçen yıl 2,7 milyar dolar hacimle Güneydoğu’nun hububat sektörü ihracatında yüzde 76,3 paya sahip olan bu bölgelerde Irak, Suriye, Cibuti, Gana, Sudan ve Somali gibi ülkeler en büyük pazarlarımız arasında yer alıyor. Bu ülkeler girişimlerimizin sahada karşılık bulduğu, güven ilişkisiyle büyüyen stratejik ortaklarımız olarak da öne çıkıyor. Ramazan ayı öncesi dönemde bu pazarlarda temel gıda ürünlerine yönelik talebin doğal olarak hızlandığını görüyoruz. Biz de bu dönemi yalnızca bir satış takvimi olarak değil, tedarik sürekliliği ve piyasa istikrarı açısından sorumluluk gerektiren bir süreç olarak ele alıyoruz. İhracatçılarımız fiyat istikrarını gözeten, teslimat güvenilirliğini güçlendiren ve karşılıklı ticari güveni büyüten bir yaklaşımı merkeze alıyor; üretim, stok ve sevkiyat planlamasını bu hassasiyetle yapıyor. İslam coğrafyasında bereketin, paylaşmanın ve dayanışmanın simgesi olan Ramazan, aynı zamanda üreticilerimize ve ihracatçılarımıza da emeklerinin karşılığını veren bir bereket ayı. Bölgemiz bu coğrafyalarda sofralara güvenli gıdanın zamanında ulaşmasını sağlayan bir ticari sorumluluğu temsil ediyor.” “Tahsilat sorunları Irak’la ticaret akışımızı zorluyor” Bölgenin en yakın ve en büyük pazarlarından biri olan Irak pazarına ayrı bir parantez açan Kadooğlu, ülkede son dönemde ödeme ve tahsilat süreçlerinde yaşanan teknik ve bankacılık kaynaklı sorunların ticaret akışını etkilemeye devam ettiğini belirterek şunları söyledi: “Geçtiğimiz yıl Irak’a ihracatımızda yüzde 16,8’lik bir daralma yaşanmıştı, bu yıl Ocak ayında ise aylık bazda gerileme yüzde 30’u aştı. Sahada yaşanan temel sorun, Kuzey Irak’ın Türkiye’ye açılan kapısı olan İbrahim Halil Sınır Kapısının Irak Merkezi Hükümeti tarafından uygulamaya geçirilen ASYCUDA sistemine henüz entegrasyon sağlamamış olmasıdır. Bu yapısal aksaklık nedeniyle, ihracat bedellerinin bankacılık sistemi üzerinden tahsili imkânsız hale gelmiştir. ASYCUDA sistemine tam entegre olunmaması ve Iraklı ithalatçılar tarafından ön beyan şartının yerine getirilememesi nedeniyle ihracat fiilen tamamlanmasına rağmen, Irak Merkez Bankası nezdinde ödeme süreçlerinin bloke olması firmalarımızı ciddi bir nakit akışı baskısıyla karşı karşıya bırakıyor. Bu durum sadece ticari hacmi değil, üretim planlamasını ve finansal dengeleri de doğrudan etkiliyor. Öte yandan, son dönemde uygulamaya alınan bazı gümrük düzenlemeleri ve mali yükler konusunda Irak’taki yerel tüccar ve esnafın maliyet artışlarına ilişkin tepkilerini kamuoyuna yansıttığını görüyoruz. Bu tablo, sorunun yalnızca ihracatçıları değil, piyasanın tüm aktörlerini etkileyen bir nitelik taşıdığını gösteriyor. Habur hattında günlük araç geçişlerinde yüzde 40-50’yi bulan düşüşler yaşanması, sorunun sahadaki etkisini net biçimde ortaya koyuyor. Ramazan ayı gibi, temel gıda talebinin arttığı bir dönemde ödeme kanallarında yaşanan bu tıkanıklık piyasa istikrarını zorluyor. Beklentimiz, ilgili makamlar nezdinde yürütülen girişimlerle birlikte ya İbrahim Halil Gümrüğü’nün ASYCUDA sistemine entegrasyonunun hızlandırılması ya da bu süreç tamamlanıncaya kadar geçici ve işlevsel bir bankacılık mekanizmasının devreye alınmasıdır.”

Türkiye’nin Suriye’ye İhracatı 2,6 Milyar Dolara Ulaştı Haber

Türkiye’nin Suriye’ye İhracatı 2,6 Milyar Dolara Ulaştı

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) kayıtlarına göre; Türkiye’nin Suriye’ye ihracatı 2025’te, önceki yıla göre yüzde 69,6 artışla 2,6 milyar dolara yükseldi. Yıl boyunca artan ticari temaslar, sahada kurulan sürekli diyalog mekanizmaları ve ihracatçıların değişen koşullara hızla uyum sağlayabilen yapısı, bu artışta belirleyici rol oynadı. TİM Suriye Masası Başkanı ve Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, ortaya çıkan tablonun tekil gelişmelerin değil, yıl geneline yayılan ve sahada kararlılıkla sürdürülen sistematik bir çalışmanın sonucu olduğuna dikkat çekerek, “2025 yılı, Türkiye-Suriye ticari ilişkilerinin daha öngörülebilir, daha kurumsal ve daha sürdürülebilir bir zemine oturduğu bir yıl oldu. Yıl boyunca ihracatçılarımızın sahadan ilettiği ihtiyaçları kamu otoriteleriyle eş zamanlı olarak ele aldık; temas, çözüm ve sonuç üretme refleksini sürekli canlı tuttuk. Ulaştığımız 2,6 milyar dolarlık ihracat seviyesi, bu yaklaşımın somut bir çıktısıdır” dedi. “İlişkilerimiz daha kurumsal bir yapıya evrildi” İller bazında Suriye’ye en fazla ihracat 653 milyon dolar ile Gaziantep’ten yapılırken, kentin ihracatı geçen yıla göre yüzde 35,7 arttı. İstanbul, yüzde 140,1 artışla 382 milyon dolara, Ankara ise yüzde 1.501 gibi dikkat çekici bir artışla 281,8 milyon dolara ulaştı. Bu görünüm, Suriye pazarının sınır illerinin ötesinde, Türkiye genelindeki farklı üretim merkezlerini de kapsadığını ortaya koydu. Sektörel dağılımda yüzde 35,4 artış gerçekleşen hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri 700 milyon dolarla ilk sırada yer aldı; kimyevi maddeler ve mamulleri ihracatı yüzde 78,6 artışla 299,1 milyon dolara, elektrik ve elektronik ihracatı ise yüzde 61 artışla 224,3 milyon dolara yükseldi. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Suriye’ye ihracatı 2025’te 967,8 milyon dolar olurken, bölgenin toplam içindeki payı yüzde 37,7 olarak gerçekleşti; bölgeden en fazla ihracat yapan sektör 400,9 milyon dolarla hububat oldu. Suriye ile ticarette 2025 yılı verilerini değerlendirirken, ihracattaki artışın arkasında yalnızca kısa vadeli ticari hareketlilik değil, ilişkilerin derinleşmesi ve yatırımların oluşturduğu güven zemininin bulunduğunu vurgulayan TİM Suriye Masası Başkanı Celal Kadooğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bölgede yatırımlar arttıkça karşılıklı güven ve öngörülebilirlik güçleniyor; bu da ticari ilişkilerin hem hacmine hem de niteliğine doğrudan yansıyor. Yatırım, ticareti takip eden bir sonuç değil; ticaretin kalıcı hale gelmesini sağlayan temel unsurdur. 2025 yılı boyunca Suriye ile gelişen temaslar, bu ilişkinin daha kurumsal bir yapıya evrildiğini açık biçimde gösterdi.” “İhracatımız nitelik ve çeşitlilik açısından daha da derinleşecek” Orta Doğu’da güçlenen istikrar ortamının Türkiye-Suriye ticaretini daha geniş bir çerçeveye taşıdığına dikkat çeken Kadooğlu, bölgesel perspektifi şu sözlerle tamamladı: “Orta Doğu’da istikrarın güçlenmesi, ekonomik ilişkilerin daha sağlıklı ve uzun vadeli bir zemine oturmasını sağlıyor. Suriye’nin yeniden bölgesel ticaret ağlarına entegre olması; Türkiye açısından yalnızca ikili ticareti büyüten bir gelişme değil, aynı zamanda Orta Doğu, Afrika ve Körfez pazarlarına uzanan daha geniş bir ticaret hattının güçlenmesi anlamına geliyor. Türkiye, üretim kapasitesi, tedarik zinciri gücü ve coğrafi konumuyla bu yeni dönemin doğal merkez ülkelerinden biri. Türkiye ile Suriye arasındaki ticaret daha dengeli, daha öngörülebilir ve uzun vadeli bir yapıya doğru ilerlediğinden; 2026 yılında da istikrar, yatırım ve ticaret arasındaki ilişkinin güçlenmesini, ihracatımızın nitelik ve çeşitlilik açısından daha da derinleşmesini bekliyoruz.”

Kadooğlu: ''Irak'la Yaşanan Kriz Yüzünden İhracatçılar Yüzde 12 Oranında Zarar Ediyor'' Haber

Kadooğlu: ''Irak'la Yaşanan Kriz Yüzünden İhracatçılar Yüzde 12 Oranında Zarar Ediyor''

Kuzey Irak yönetiminin gümrük işlemlerinde ASYCUDA sistemine geçmemesi ihracatçıları mağdur ediyor. İhraç ettikleri ürünlerin parasını düşük kur üzerinden transfer etmek zorunda kalan ihracatçılar yüzde 12 oranında zarar ediyor. Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, Kuzey Irak yönetiminin gümrük kapılarında ASYCUDA sistemine geçmesi için girişimlerin devam ettiğini söyledi. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından geliştirilen ASYCUDA (Automated System for Customs Data) sisteminin gümrük işlemlerinin bilgisayar ortamında yürütülmesini sağladığını hatırlatan Kadooğlu, “Dünya genelinde 108 ülke tarafından kullanılan sistem, dış ticaretin kayıt altına alınmasını ve ticari malların takibini sağlıyor. Sisteme kayıtlı tüccarlar, Irak’a yapılan ithalat işlemlerinde 1.320 dinarlık resmi dolar kurundan yararlanabiliyor. Ancak Kuzey Irak’ta ASYCUDA sistemi yürürlükte olmadığı için 1.480 dinar olan serbest piyasa kuru ile işlem yapıyor. Bu da yüzde 12 oranında net bir zarar demektir” diye konuştu. Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin gümrük kapılarında ASYCUDA sistemine geçmesi için teknik bir engel bulunmadığına dikkat çeken Kadooğlu, sorunun çözümü için çalışmaların devam ettiğini bildirerek şöyle devam etti: “Gümrük işlemlerinin dijitalleşmesini sağlayan ASYCUDA sistemi Irak genelindeki sınır kapılarında yüzde 75 oranında uygulanıyor. Sadece Kuzey Irak Bölgesel yönetiminin kapılarında uygulanmıyor. Kuzey Irak merkezli 25’ten fazla şirket halihazırda ASYCUDA sistemi üzerinden işlem yapıyor. Bu şirketlerin malları bölgesel yönetimin dışındaki kapılardan sorunsuz bir şekilde geçiyor. Yaptığımız görüşmelerde, Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin kontrolünde bulunan sınır kapılarının sisteme entegrasyonu hakkında teknik bir uyuşmazlık bulunmadığını öğrendik. Ancak burada yönetimin bir karar alması gerektiği ifade ediliyor. İnanıyoruz ki yakın bir zamanda bölgesel yönetimin alacağı kararla iki ülke arasındaki ticarette elektronik sistem uygulanmaya başlar ve sorunlar çözülmüş olur. Gümrük kapılarının ASYCUDA sistemine entegre edilmemesinin en büyük etkisi para transferlerinde görülüyor. Özellikle dolar havaleleriyle doğrudan bağlantılı olan ‘gümrük ön bildirimi’ (beyan) süreci işlemiyor.” Bundan böyle sisteme kaydedilmemiş hiçbir Dolar transferine izin verilmeyeceğini de hatırlatan Kadooğlu şunları söyledi: “Bölge ihracatçılarının para transferlerini kolaylaştırmanın ve ticaretin sürdürülebilirliğinin tek yolu sınır kapılarında ASYCUDA sistemine geçilmesidir. Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin kontrolünde kapılarda bu sistemin uygulanmıyor olması rekabet adaletini de olumsuz yönde etkiliyor. Ürünlerini Irak Merkez bankası kurunu baz alarak satış yapan firmalar, havalelerin durması yüzünden serbest piyasa kurundan aldıkları döviz ile yüze 12 oranında net zarar ediyor. Sorunun çözümü için Irak Merkez Bankası ile görüşüyoruz. Havale konusunda haklı olduğumuzu söylüyorlar. 1 Ocak 2026 tarihinden önce gelen malların paralarının havalesinin yapılması gerektiğini ifade ediyorlar. Fakat Irak Merkez Bankasına bağlı olan Gümrükler Genel Müdürlüğü kabul etmiyor. Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin sınır kapılarında ASYCUDA sistemine geçilmediği sürece hiçbir havalenin yapılmayacağını belirtiyorlar. Ürünlerini Irak Merkez bankası kurunu baz alarak satış yapan firmalar, havalelerin durması yüzünden serbest piyasa kurundan aldıkları döviz ile yüzde 12 oranında net zarar ediyor. Serbest piyasadaki talep arttıkça bu makasın daha da açılacağından endişe ediyoruz.” Basra ve Ürdün kapısından giren ürünlerin havalesinde bir sorun yaşanmadığını da vurgulayan Kadooğlu, en büyük sıkıntıyı Türk ihracatçıların yaşadığını ve yetkili makamlarla birlikte sorunun çözümü için çabaların sürdüğünü sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.