Hava Durumu

#Halk Sağlığı

Kırsal Haber - Halk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İklim Dirençli Samsun Çalışmaları Tanıtıldı Haber

İklim Dirençli Samsun Çalışmaları Tanıtıldı

Samsun Büyükşehir Belediyesi, iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir kent hedefleri doğrultusunda yürüttüğü çalışmalara bir yenisini daha ekledi. “İklim Dirençli Kent Samsun’un COP31 Serüveni” başlıklı lansman programında, Samsun Elektronik Atık Geri Kazanım Tesisi Fizibilite Çalışması ile Samsun Kentsel Isı Adası Etki Atlası tanıtıldı. Samsun Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kurumların iş birliğiyle İklim Dirençli Kent Samsun’un COP31 Serüveni” başlıklı lansman programı hayata geçirildi. Türkiye’nin 2026 yılında Antalya’da ev sahipliği yapacağı 31. Taraflar Konferansı (COP31) sürecinde Samsun’un yerel ölçekte hayata geçirdiği iklim odaklı çalışmaların ele alındığı program, iki oturum hâlinde gerçekleştirildi. Protokol konuşmalarının ardından gerçekleştirilen birinci oturumda elektronik atık (e-atık) yönetimi ele alındı. OMÜ Çevre Mühendisliği Bölümü'nden Prof. Dr. Nurdan Gamze Turan'ın modere ettiği oturumda; e-atık yönetiminde mevzuat ve uygulama sorunları, değerli metal geri kazanımı ve kentsel madencilik ile Türkiye'deki AEEE toplama ve geri kazanım uygulamaları sahadan örneklerle anlatıldı. İkinci oturumda ise Samsun Kentsel Isı Adası Atlası konusu ele alındı. OMÜ Çevre Mühendisliği Bölümü'nden Doç. Dr. Hülya Aykaç Özen'in modere ettiği oturumda; ısı adası etkisinin kent yapılaşmasındaki rolü, Samsun'un atlas verilerinin ortaya koyduğu tablo, ilçelerin ısı adası profili ile kırılgan gruplarda ısı adası etkisi ve halk sağlığı boyutu konuşuldu. Toplantı alanında ayrıca elektronik atık ayrıştırma standı ile ısı adası etkisi haritalarının sergilendiği bir stant yer alırken program soru-cevap bölümüyle sona erdi. İklim değişikliklerine karşı dirençli bir kent hedefleniyor Samsun Büyükşehir Belediyesi, bilimsel veriler ve sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda hazırlanan bu çalışmalarla daha sağlıklı, çevreye duyarlı ve iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha dirençli bir kent hedefi doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor.

Manisa’da Arıcıların Peteklerine Eksi 30 Derecelik Koruma Haber

Manisa’da Arıcıların Peteklerine Eksi 30 Derecelik Koruma

Manisa Büyükşehir Belediyesi, arıcıların hasat sonrası önemli sorunlarından biri olan büyük balmumu güvesine karşı “Bal Peteği Muhafaza ve Koruma Projesi”ni hayata geçirdi. Arıcılar peteklerini tesise getirmeye başlarken, birlik ve kooperatif başkanları projeden duydukları memnuniyeti dile getirerek Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’ya teşekkür etti. Manisa Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde arıcılığın geliştirilmesi, üreticilerin karşılaştığı sorunların azaltılması ve üretim maliyetlerinin düşürülmesi amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda hayata geçirilen “Bal Peteği Muhafaza ve Koruma Projesi” ile hasat sonrasında kabartılmış peteklerin zarar görmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor. Gölmarmara ilçesi Hıroğlu Mahallesi’nde oluşturulan konteyner tipi soğuk hava deposunda uygulanan sistem kapsamında, arıcılar hasat sonrası kabartılmış peteklerini tesise getirmeye başladı. Petekler, eksi 30 derecede 48 saat boyunca şoklanarak korunuyor. Petekler Güveden Korunuyor Büyük Balmumu güvesi, özellikle sıcak bölgelerde peteklerde ciddi zarara yol açarak arıcıların ekonomik kayıplar yaşamasına neden oluyor. Uygulanan eksi 30 derecelik şoklama yöntemiyle güvenin kelebeği, larvası ve yumurtaları yok ediliyor. Böylece peteklerin zarar görmesi önlenerek bir sonraki üretim sezonunda yeniden kullanılmaları sağlanıyor. Projenin önemli özelliklerinden biri de peteklerin kimyasal madde kullanılmadan korunması. Bu sayede hem kimyasal mücadele maliyetleri azalıyor hem de olası kalıntı risklerinin önüne geçiliyor. Tesise getirilen petekler poşetlenerek 48 saat boyunca soğuk hava deposunda muhafaza ediliyor. Şoklama işleminin ardından üreticilere teslim edilen petekler, arıcıların uygun koşullarda muhafaza edebilmesine ve yeni sezonda yeniden kullanabilmesine olanak sağlıyor. Arıcının Maliyeti Azalıyor Proje sayesinde arıcılar, güve nedeniyle zarar gören peteklerini yeniden satın almak zorunda kalmayacak. Böylece hem petek kayıplarının hem de üretim maliyetlerinin azaltılması hedefleniyor. Projeden yararlanacak arıcıların petekli çerçeveleri adetleri sayılarak tutanak ve imza karşılığında teslim alınıyor. Şoklama ve muhafaza işlemlerinin ardından petekler yine kayıt altında üreticilere teslim ediliyor. Arıcılar Hizmetten Memnun Manisa Bal Üreticileri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Ali Binici, tesisin arıcılar için önemli bir hizmet olduğunu belirterek, “Bu tesis arıcılar için çok büyük bir fayda sağlayacak. Biz bu iş için yıllardan beri mücadele veriyoruz. Tesisin kurulması için çok girişimde bulunduk. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’ya özellikle teşekkür ediyorum” dedi. Manisa Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mehmet Ali Turgut da projenin arıcılar açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Peteklerin arıcılıkta vazgeçilmez olduğunu belirten Turgut, “Peteklerimizi koruyamazsak ilerleyen yıllarda ciddi sıkıntılar yaşayabiliyoruz. Petekler küfleniyor ve kullanılamaz hale geliyor. Burada uygulanan sistem sayesinde peteklerimizi koruyarak önümüzdeki yıllarda yeniden kullanabileceğiz. Bu hem arıcımıza hem de ülke ekonomisine katkı sağlayacak” diye konuştu. Manisa genelinde yaklaşık 1.500 arıcının bulunduğunu belirten Turgut, hizmetin düzenli şekilde devam etmesinin önemine dikkat çekerek, “Bu gerçekten arıcılığımız açısından çok iyi bir hizmet. Arıcılığa verilen bu değerli destek için Büyükşehir Belediye Başkanımız Besim Dutlulu’ya çok teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı. “Kendi Peteklerimizi Getirerek Yararlanmaya Başladık” Manisa Salihli Bal Üreticileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Açıkgöz ise projenin üreticiler açısından önemli bir ihtiyacı karşıladığını söyledi. Açıkgöz, “Arıcılıkta en önemli konulardan biri kabarmış peteklerin korunması. Manisa Büyükşehir Belediyemizin hayata geçirdiği bu proje için bugün buradayız. Hatta kendi peteklerimizi de getirerek uygulamadan yararlanmaya başladık” dedi. Manisa’nın arıcılık açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Nuri Açıkgöz, Büyükşehir Belediyesinin arıcılığa yönelik desteklerinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Bu proje üreticilerimizin peteklerini korumasına ve ekonomik açıdan rahatlamasına katkı sağlayacak. Bal çok önemli bir tüketim maddesi. Dolayısıyla peteklerin ve bal üretim sürecinin sağlıklı şekilde korunması, halk sağlığı açısından da büyük önem taşıyor. Bu anlamda Besim Başkanımıza ve Büyükşehir Belediyemize teşekkür ediyoruz” diye konuştu. Büyük Balmumu Güvesi Arıcılıkta Ciddi Kayıplara Yol Açıyor Manisa Büyükşehir Belediyesi Hıroğlu Arıcılık Eğitim ve Ana Arı Üretim Merkezi Sorumlusu Üzeyir Karaca, uygulanan sistemin teknik işleyişi hakkında bilgi verdi. Karaca, Manisa’nın sıcak iklimi nedeniyle peteklerin soğuk sistemde muhafaza edilmesinin büyük önem taşıdığını belirterek, “Manisa’daki arıcılarımız hasat sonrası kabarmış peteklerini tesisimize getirerek eksi 30 derecede 48 saat boyunca şoklayabiliyor. Eksi 30 derecede 48 saatlik şoklama ile petek güvesinin kelebeğini, larvasını ve yumurtasını yok ediyoruz” dedi. Tesise getirilen peteklerin poşetlenerek şoklama işleminin ardından üreticilere teslim edildiğini belirten Karaca, Büyük Balmumu güvesi nedeniyle ülke genelinde ciddi kayıplar yaşandığını ifade etti. Karaca, uygulamanın özellikle sıcak iklime sahip bölgelerde yaygınlaşmasını temenni ederek, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’ya arıcılara verdiği destekten dolayı teşekkür etti.

Akhisar’daki Vahşi Depolama Alanı Lavanta Bahçesi Olacak Haber

Akhisar’daki Vahşi Depolama Alanı Lavanta Bahçesi Olacak

Manisa Büyükşehir Belediyesi, Akhisar’da yıllardır çevre ve halk sağlığı açısından sorun oluşturan vahşi depolama alanını rehabilite etmek için çalışmalara başladı. 132 dönümlük alan rehabilite çalışmalarının ardından lavanta bahçesine dönüştürülecek. Manisa Büyükşehir Belediyesi, il genelinde çevre ve halk sağlığını korumaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Büyükşehir Belediyesi tarafından geçmiş yıllarda hizmete alınan Uzunburun Katı Atık Bertaraf ve Düzenli Depolama Tesisi’nde bir yandan atıkların bertarafı kontrollü bir şekilde sağlanmaya devam ederken diğer yandan da vahşi depolama alanları rehabilite ediliyor. Akhisar’da da uzun yıllardır sorun oluşturan vahşi depolama alanında başlatılan rehabilitasyon çalışmaları sonrasında alan, lavanta bahçesine dönüştürülecek. Böylece Akhisar yeni bir sosyal alana kavuşmuş olacak. Çevresel Risklere Karşı Kapsamlı Çalışma Rehabilitasyon çalışmaları hakkında bilgi veren İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığında görev yapan Çevre Mühendisi Yalçın İnce, çalışmalar kapsamında yeraltı sularının korunması amacıyla drenaj sistemi kurulacağını söyledi. Alanın geçirimsizliğinin sağlanması için kil tabakası oluşturulacağını belirten İnce, olası gaz sıkışmalarının önüne geçmek amacıyla da borulama sisteminin hayata geçirileceğini ifade etti. Akhisar’a Yeni Bir Yeşil Alan Kazandırılacak Rehabilitasyon çalışmalarının ardından alanın lavanta bahçesi olarak değerlendirileceğini söyleyen İnce, “Besim Başkanımızın öncülüğünde Akhisar için yıllardır sorun olan vahşi depolama alanını lavanta bahçesine çevirerek bu sorunu çözmüş olacağız. Çalışmalar tamamlandığında Akhisar’ımıza güzel bir lavanta bahçesi kazandırmış olacağız” ifadelerini kullandı.

CHP'li Gürer: "Yılın 8 Ayında 286 Üründe Uygunsuzluk Tespit Edildi!" Haber

CHP'li Gürer: "Yılın 8 Ayında 286 Üründe Uygunsuzluk Tespit Edildi!"

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, 2026 yılının ilk 8 ayında Tarım ve Orman Bakanlığı denetim ya da ihbarlarla ortaya çıkan gıda ürünlerinde tespit edilen 286 taklit ve tağşiş vakasını değerlendirdi. Gürer, gıda güvenliği sorunlarının ekonomik sorunlarla birlikte vatandaş açısından daha ağır bir tabloya dönüştüğünü söyledi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2026 yılının ilk 8 ayında gıda ürünlerinde tespit edilen taklit ve tağşiş vakalarına ilişkin verilerin varlığının mevcut cezalarla önlenemediğinin de bir işareti olarak görülebileceğini de belirtti. Ömer Fethi Gürer, yılın ilk 8 ayında ihbar ve denetim sonucu 286 üründe uygunsuzluk tespit edilmesinin, Türkiye’de gıda güvenliği konusunda sorunların devam ettiğini ortaya koyduğunu söyledi. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Tarım ve Orman Bakanlığı taklit ve tağşiş gıda ürünlerini kontrollerle çıkan sonuçları kamuoyu ile paylaşıyor. Bu paylaşımlarda genelde ihbar üzerine yapılan denetimler ile rutin kontrollerde ortaya çıkan durum açıklanıyor. Görünen o ki yıllardır benzer ürünlerde kullanımı izinli olmayan karışımlar ortaya çıkıyor ve her açıklamada özellikle dana eti içine karıştırılan at, merkep, domuz gibi hayvan etleri ile hileli yağlardan bala uzanan ürünlerde saptanıyor. Caydırıcı önlemler yetersiz ki bu bulgularda ortadan kalkmıyor. Bakanlık bu konuda denetimleri ağır cezaları da beraberinde getirmelidir. Emekli, asgari ücretli sınırlı gelir ile aldığı ürünün birde içeriği sorunlu olması kabul edilemez” dedi. Gürer, ““Vatandaşın alım gücü her geçen gün düşüyor. İnsanlarımız markete, pazara giderken fiyatları karşılaştırıyor, daha ucuz ürünü bulmaya çalışıyor. Sofrasına koyacağı gıdayı seçerken artık yalnızca fiyatını değil, güvenilir olup olmadığını da düşünmek zorunda kalıyor. Vatandaşın cebinde para yok, sofrasında güven yok Vatandaşımızın sofrasına koyduğu ürünün ne olduğunu bilmesi en temel tüketici hakkıdır. Ancak açıklanan veriler, bazı ürünlerde tüketicinin parasını ödediği ürünü değil, o ürünün taklidini veya farklı maddelerle değiştirilmiş halini satın aldığını gösteriyor. Bu tablo yalnızca ekonomik bir aldatma değil, aynı zamanda halk sağlığı açısından da üzerinde önemle durulması gereken bir sorundur” dedi. ET VE ET ÜRÜNLERİNDE TEK TIRNAKLI ETİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2026 yılının ilk 8 ayında en fazla uygunsuzluk et ve et ürünlerinde tespit edildiğini belirterek, “Bu kategoride 162 ürün uygunsuz bulundu. Tespitler içerisinde kanatlı eti ve sakatat kullanımının yanı sıra dikkat çekici bir başka ayrıntı ise 37 üründe tek tırnaklı hayvan eti tespit edilmesi oldu. Bu denetlenebilen ürünlerde ortaya çıkan durum ya denetlenemeyenlerde durum ne? 780 bini aşkın gıda üretim tesisi yanında merdiven altı kaçak yüzlerce üretim yeri var. Toplam 8 bin denetim elemanı bulunan bakanlık her yere ermesi de mevcut yapılanma ile olası değil. Bu bağlamda caydırıcılığı sağlayacak durum için yeni düzenlemeler ihtiyaç görülüyor.” dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Et ürünlerinde 162 uygunsuzluk tespit edilmesi son derece düşündürücüdür. Daha da önemlisi, bu ürünlerin 37’sinde tek tırnaklı hayvan eti tespit edilmiştir. Tüketicinin bilgisi dışında farklı hayvan türlerinin etlerinin ürüne katılması kabul edilemez.” diye konuştu. BİTKİSEL YAĞLARDA HİLELİ 43 ÜRÜN Verilerde ikinci dikkat çekici başlıklardan birinin de bitkisel yağlar olduğunu belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “2026’nın ilk 8 ayında 43 bitkisel yağ ürününde, farklı tohum yağlarının birbirine karıştırıldığı yönünde uygunsuzluk tespit edildiği görülüyor.” dedi. Gürer, bitkisel yağ ürünlerindeki taklit ve tağşişin tüketicinin hem ekonomik olarak mağdur edilmesine hem de ürünün niteliğinin değiştirilmesine yol açtığını belirterek, “Tüketici aldığı yağın içeriğine güvenmek zorunda. Bir yağın başka yağlarla karıştırılarak farklı bir ürün gibi satılması açıkça tüketicinin aldatılmasıdır. Fiyat olarak da haksız kazançtır ” dedi. SÜT ÜRÜNLERİNDE DE CİDDİ UYGUNSUZLUKLAR Ömer Fethi Gürer’ süt ve süt ürünlerinde 33 uygunsuzluk tespit edilmiş olmadı da et ve süt üzerinde oynanan oyunun ve haksız kazancın yolunu açtığına işaret etti. Bu ürünlerde nişasta, jelatin ve bitkisel yağ tespitleri yapıldığını söyledi. Sütsüz peynir üretilip satıldığını da belirtti. Gürer, “Süt ve süt ürünlerinde tüketicinin doğal ve gerçek bir süt ürünü satın aldığını düşünmesi son derece normaldir. Ancak süt ürünlerinde nişasta, jelatin ve bitkisel yağ gibi maddelerin tespit edilmesi, gıdanın niteliğinin tüketiciden gizlendiğini göstermektedir. Bu durumun yalnızca denetim sonuçları açıklanarak geçiştirilmemesi, üretimden satışa kadar bütün zincirin etkin biçimde denetlenmesi gerekir. Kemik unu, nişasta ve bitkisel yağ ile peynir görünümlü sahte ürünler piyasada olması üreticinin ciddi yanıltılması mutlaka önlenmesi gereken bir durumdur. Bu bağlamda belediyelerde laboratuvarları. Kapatılmış olmadı da önemli bir eksikliktir. Belediyeler gıda denetiminde yeniden etkin yetkilendirilmelidir ” diye konuştu. ARICILIK ÜRÜNLERİNDE DE TAKLİT VE TAĞŞİŞ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Arıcılık ürünlerinde 21, meyve-sebze işleme ürünlerinde 12, baharatlarda 6, şekerli mamullerde 3, bitki çayı ve kahvede 3, pastacılık ürünlerinde 2, kuruyemiş ve çerezlerde ise 1 uygunsuzluk tespit edildi. Bitki çayı ve kahve grubunda tespit edilen 3 uygunsuzluğun gıda boyası kaynaklı olması da dikkat çekicidir.” dedi. Ömer Fethi Gürer, “Vatandaşın günlük olarak tükettiği baldan baharata, kahveden çaya, süt ürününden et ürünlerine kadar çok geniş bir yelpazede uygunsuzluk tespit ediliyor. Önemli bölümü ihbarlarla ortaya çıkıyor. Bu tablo pestisit ve aflotoksin gibi taklit tağşiş dışı gıdada zararlı zehir ve küflenmeleri de kapsadığında sorunun büyüklüğü sağlık açısından daha da önemli bir noktaya veriliyor.” ifadelerini kullandı. 286 UYGUNSUZLUK, GIDA SİSTEMİNİN ALARMIDIR TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi, CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, verilerin tek tek ürünlerden ibaret görülmemesi gerektiğini belirterek, “2026 yılının yalnızca ilk 8 ayında 286 üründe uygunsuzluk tespit edilmesi, gıda güvenliği konusunda alarm niteliğinde bir tablodur. Burada asıl sorgulanması gereken, bu ürünlerin denetim yapılıncaya kadar ne kadar süre piyasada kaldığı ve kaç tüketiciye ulaştığıdır. Keza gözden kaçan denetim dışı ne kadar tüketim olduğudur. Vatandaş ekonomik sıkıntılar nedeniyle zaten sofrasını zor kuruyor. Bir de aldığı ürünün içeriğinin değiştirilmesi, daha ucuz maddelerle ikame edilmesi veya başka bir ürünün adı altında satılması kabul edilemez. İnsanlar parasını ödediği ürünün gerçek ve güvenilir olmasını istiyor. Bakanlık denetim kadar caydırıcı ve tekrarlanmayacak biçimde ağır cezalandırıcı olmalıdır. İşini düzgün yapan binlerce işletme ve esnaf vardır. Azınlıkta olsa sahtekarların hile ile iş yapmadı da işini doğru yapan esnafa da zarar vermektedir. Hileli ürün üreten, taklit ve tağşiş yapan ile işini doğru düzgün yapanı ayrıştırmak gerekir. Düzgün esnaf ve işletmede bu süreçte korunmalı ve ödüllendirilmelidir” diye konuştu. DENETİM KADAR CAYDIRICI YAPTIRIM DA ŞART Ömer Fethi Gürer, gıda sahteciliğiyle mücadelede yalnızca ürünlerin kamuoyuna açıklanmasının yeterli olmadığını vurgulayarak, denetimlerin artırılması ve yaptırımların etkin biçimde uygulanması gerektiğini söyledi. Gürer, “Taklit ve tağşiş yapan işletmelerin yalnızca ürünlerinin teşhir edilmesiyle sorun çözülmez. Tekrar eden ihlaller varsa daha ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. Çünkü burada mesele yalnızca bir ürünün standartlara aykırı olması değildir. Mesele tüketicinin aldatılması, haksız kazanç sağlanması ve bazı durumlarda halk sağlığının riske atılmasıdır.” dedi. GÜVENİLİR GIDA HERKESİN HAKKIDIR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tüketicilerin de Bakanlığın yayımladığı listeleri takip etmesinin önemine dikkat çekerek, “Güvenilir gıda lüks değildir, herkesin hakkıdır. Vatandaşın sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşabilmesi devletin temel sorumluluklarından biridir. Bu nedenle hileli gıda tespit yetmez tekrarlanmayacak ve farklı kişilerinde bu yöne evrilmesi önünü kesecek yaptırımlar esas olmalıdır. Kesilen cezalar tahsil edilmesi yanında meslekten men edilmeye kadar uygulamalar ağırlaştırılmalıdır. Belediyelerin 2004 yılında sınırlanan yetkileri geri verilmeli ve 2012 yılından sonra kapanan laboratuvarı yeniden açılarak denetimde varlıkları hissedilir noktaya taşınmalıdır.750 bin kayıtlı kayıt dışı ile 1 milyonu bulan işyerleri 8000 denetim elemanı ile sürekli denetimi sağlanamaz .” şeklinde konuştu.

Ankara Büyükşehir 600 Keklik ve Bıldırcını Doğaya Saldı Haber

Ankara Büyükşehir 600 Keklik ve Bıldırcını Doğaya Saldı

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) doğal yaşamı ve ekositemi destkleyen çalışmalarını sürdürüyor. Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı ile Veteriner İşleri Daire Başkanlığı iş birliğinde gerçekleştirilen çalışma kapsamında toplam 600 keklik ve bıldırcın, belirlenen park, rekreasyon alanı ve tarımsal alanlarda doğaya salındı. Çalışmayla tarımsal üretime katkı sağlanması, zararlı haşerelerle biyolojik mücadelenin desteklenmesi ve biyoçeşitliliğin artırılması hedefleniyor. TARIMSAL ALANLARDA BİYOLOJİK MÜCADELE Kırsal Hizmetler Daire Başkanı Hüseyin Şemsi Uysal, çalışmanın ekosisteme katkı sağlamasının yanı sıra tarımsal alanlarda da fayda sağlayacağını belirterek, “ATA Çiftliği’mizde Veteriner İşleri Daire Başkanlığı’mızla beraber ortak bir çalışma yürütüyoruz. Çalışmamızın amacı ekosisteme destek olmak. Halk sağlığına faydalı olmak amacıyla meyve bahçelerimizi, belirlediğimiz vişne, erik, dut bahçelerine hem hayvanların beslenebilmesi hem de park alanlarındaki zararlı böcekleri biyolojik yöntemle çözmesi için keklik ve bıldırcın salımı yapacağız. Yaklaşık 110 dekar bir meyve bahçemiz var. Bu meyve bahçelerimizde üst bölümlerde kalan vişne, erik ve kayısıları da bu hayvanlar tüketeceği için faydalı bir proje olduğunu düşünüyoruz” dedi. BİYOÇEŞİTLİLİK DESTEKLENECEK Veteriner İşleri Daire Başkanı Mustafa Şener ise keklik ve bıldırcın salımıyla hem tarımsal alanların desteklenmesinin hem de halk sağlığı açısından zararlı haşerelerle biyolojik mücadelenin güçlendirilmesinin amaçlandığını söyledi. Şener, “Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak, bu yıl ilk defa hem tarımın bir parçası olan ekosistemimizin parçası olan tarımsal alanlarımızda katkı sağlaması amacıyla hem de parklarımıza gelen vatandaşlarımızın halk sağlığının biyolojik yöntemlerle haşerelere karşı mücadele edilmesi amacıyla keklik, bıldırcın salımını gerçekleştiriyoruz. Bu çalışmayla bahsettiğimiz gibi hem tarımsal alanlarda verimliliğe katkı sağlaması hem halk sağlığı anlamında biyolojik olarak haşerelerle mücadele etmesi ve parklarımızda rekreasyon alanlarımızda biyoçeşitliliğin de arttırılmasını amaçlıyoruz” diye konuştu.

Türkiye’de Isı Stresi Bölgeden Bölgeye Değişiyor Haber

Türkiye’de Isı Stresi Bölgeden Bölgeye Değişiyor

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, yapay zekâ yöntemleri kullanarak gerçekleştirilen yeni bir araştırmanın, Türkiye’de ısı stresini belirleyen etmenlerin bölgeden bölgeye değiştiğini ortaya koyduğunu belirtti. Araştırmaya göre Anadolu'nun iç kesimlerinde kuru hava, Karadeniz ve Marmara kıyılarında rüzgâr, Akdeniz kıyılarında ise güneşten ve ısınmış yüzeylerden yayılan ışıma öne çıkıyor. ​Üstelik sıcaklıklar 35 dereceyi aştığında rüzgârın serinletici etkisi de ortadan kalkıyor. Bulgular, yalnızca termometrede görülen sıcaklığa dayanan uyarıların yetersiz kalabileceğini gösteriyor. Korunma önlemleri geliştirilirken bölgesel farklılıkların dikkate alınması büyük önem taşıyor. ​Farklı Coğrafyalarda Farklı Hissedilen Sıcaklıklar ​Yaz ortasında Güneydoğu Anadolu'da termometreler 40'ın üzerine çıkarken, İstanbul aynı gün 30'un altında kalabiliyor. Ama insanların şikâyet ettiği rakam çoğu zaman termometrenin gösterdiği değil, nemin de işin içine girmesiyle "çok daha bunaltıcı" hâle gelen hissedilen sıcaklıktır. ​Ancak burada kafa karıştırıcı bir nokta var: Şanlıurfa’daki 38 derece ile Rize’deki 30 derece bambaşka şekillerde hissediliyor. Veya aynı 35 derece sıcaklık; Ege sahilinden denizden esen meltemle farklı, İç Anadolu’nun kuru sıcağında farklı şekilde zorluyor insan bedenini. ​Peki, ısıyı gerçekten tehlikeli hâle getiren etmenler neler? Ve bu etmenler Türkiye’nin her yerinde aynı mı? ​Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi (ECMWF) verilerine dayanarak Theoretical and Applied Climatology dergisinde yayımlanan bu kapsamlı çalışma, Türkiye’nin farklı bölgelerinde ısı stresinin ardındaki güçleri yapay zekâ yöntemleriyle haritalandırdı. ​Isıyı tehlikeli kılan meteorolojik güçlerin bölgeden bölgeye ve hatta sıcağın şiddetine bağlı olarak değiştiğini ortaya koyan araştırma, tek tip sıcaklık uyarılarının neden yetersiz kaldığını gözler önüne seriyor. Çalışmaya göre Anadolu’nun iç kesimlerinde havanın kuruluğu, Karadeniz ve Marmara kıyılarında rüzgâr, Akdeniz kıyısında ise ışıma öne çıkıyor. Üstelik sıcak şiddetlendikçe rüzgârın serinletici etkisi de kayboluyor. ​Türkiye’nin %70’ine Kuru Sıcaklar Hâkim ​Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı’nın öncülüğünde ortaya çıkan haritanın en çarpıcı bulgusu şudur: İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu kaplayan ve Türkiye’nin yaklaşık %70’ine denk gelen yarı kurak iç kesimlerde, sıcaklıktan sonraki en önemli belirleyici havanın kuruluğudur. ​"Buhar basıncı açığı" denilen bu etmen, kuru bir havanın nemi ne kadar hızlı çekebileceğini ölçer. Yüksek buhar basıncı açığı ise "nemli sıcak" değil, tam tersine kuru ve nemi çeken bir hava demektir. ​Hissedilen Sıcaklıkta Nem, Rüzgâr ve Işıma Etkili ​Havanın kaç derece olduğu, bedenin gerçekte ne kadar zorlandığını tek başına anlatmaz. Bunun için nemi, rüzgârı ve gökyüzünden gelen ışımayı da hesaba katmak gerekir. "Hissedilen sıcaklığı" tespit etmek için kullanılan indekslerin en gelişmişlerinden olan Evrensel Termal İklim İndeksi (UTCI); sıcaklık, nem, rüzgâr ve ışımayı tek bir değerde birleştirir. ​Uluslararası ölçekte ısı stresi; ​26-32°C arasında "orta", ​32-38°C arasında "kuvvetli", ​38-46°C arasında "çok kuvvetli" ​ve 46°C üzerinde "ekstrem" olarak sınıflandırılır. ​Yapay Zekâ Isıyı Nasıl Çözümledi? ​Bu yeni araştırma, geçmişteki havayı saat saat yeniden kuran Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi (ECMWF) verilerine dayanıyor. Bu iklim veri tabanı sayesinde 1950’den 2025’e uzanan 75 yıl boyunca Türkiye’nin tüm köşelerinde yaşanan her yaz günü tek tek ele alınabildi. ​Veri tabanından elde edilen yüz binlerce sıcak yaz günü açıklanabilir yapay zekânın önüne konuldu. Kullanılan yöntem sayesinde yapay zekâ yalnızca ısı stresini tahmin etmekle kalmadı, bu tahmine hangi etkenlerin ne ölçüde katkı yaptığını da gösterdi. Böylece Türkiye’nin farklı bölgelerinde sıcaklık, nem, rüzgâr veya ışıma gibi etmenlerden hangilerinin daha baskın rol oynadığı ayrıntılı biçimde belirlenebildi. ​Kuru Hava "Daha Zararsız" Değil ​Hava sıcaklığı cilt sıcaklığını —yani yaklaşık 35 dereceyi— aştığında beden artık rüzgârla değil, neredeyse yalnızca terin buharlaşmasıyla serinleyebilir. Kuru hava bu buharlaşmayı hızlandırır. Yine de aşırı sıcakta bedenin ürettiği ısı, atabildiği ısıdan fazla olabilir. Dolayısıyla kuru sıcak, nemli sıcaktan daha zararsız değildir; yalnızca bedeni farklı bir şekilde zorlar. ​Karadeniz’de Rüzgâr Ön Planda ​Karadeniz kıyısı boyunca ve Marmara’ya doğru uzanan dar bir şeritte ise tablo değişiyor ve ikincil belirleyici olarak rüzgâr öne çıkıyor. Nemin sürekli yüksek, sıcaklık farklarının ise ılıman olduğu bu okyanusal iklimde beden, serinlemek için terin buharlaşmasından çok rüzgârın ısıyı üzerinden alıp götürmesine güveniyor. ​Pontik Dağları’nın hemen iç yamacında ise harita keskin bir şekilde rüzgârdan kuru havaya dönüyor. Bu, dağların iklimi nasıl ikiye böldüğünün somut bir izidir. ​Akdeniz’de Işıma Yükü Artıyor ​Akdeniz’in bazı kıyı kesimlerinde ise üçüncü bir etmen beliriyor: Gökyüzünden gelen uzun dalga ışıma. Burada kastedilen doğrudan güneş ışığı değil, ısınmış ve nemli havanın kendisinin aşağı doğru yaydığı görünmez ısıdır. Bu, güneşin altından gölgeye geçerek kaçabileceğiniz türden bir yük değildir; gölgede de akşam saatlerinde de üzerinizde kalmaya devam eder. Açık gökyüzü, sıcak ve nemli alt atmosfer ve gün boyu ısınan yüzeyler bir araya gelince bedene ulaşan bu ışıma yükü artar. ​"Çok Kuvvetli" Isı Günleri İki Kat Arttı ​Uzun dönem eğilim de aynı yönü işaret ediyor. "Çok kuvvetli" ısı günleri Türkiye genelinde 1950’den bugüne kabaca ikiye katlandı. "Kuvvetli" ısı günlerindeki artış ise mutlak olarak daha da büyüktür. Yani ısınma yalnızca en uç günlerde değil, sıradan sıcak günlerde de kendini göstermektedir. ​35°C’nin Üzerinde Rüzgâr Serinletmez, Isıtır ​Isı "orta" düzeydeyken rüzgâr, bedeni rahatlatan en önemli etkenlerden biridir. Ama sıcak "çok kuvvetli" düzeye tırmandıkça rüzgârın bu rolü neredeyse tamamen siliniyor; yerini havanın kuruluğu alıyor. ​Bunun nedeni fizyolojiktir. Hava sıcaklığı cilt sıcaklığını (yaklaşık 35 dereceyi) aştığında üzerinize esen rüzgâr artık ısı götürmez, ısı getirir; tıpkı fırın kapağını açtığınızda yüzünüze vuran hava gibi. Bu eşiğin ötesine geçildiğinde bedenin elinde tek bir serinleme yolu kalır: terin buharlaşması. Terin ne kadar hızlı buharlaşacağını belirleyen ise havanın kuruluğudur. ​Dolayısıyla sıcak şiddetlendikçe rüzgâr devre dışı kalır ve havanın kuruluğu sahnede tek başına kalır. Laboratuvar çalışmaları da rüzgârın yaklaşık 35 derecenin altında serinlettiğini, kuru-sıcak koşullarda bu eşiğin üzerinde ise bedeni daha da zorlayabildiğini gösteriyor. Bu nedenle "sıcakta pencereyi aç, vantilatörü çalıştır" tavsiyesi her koşulda geçerli değildir. ​En uçtaki "ekstrem" günler de artıyor, ancak bu artış (bu günler nadir ve yıldan yıla çok oynak olduğu için) henüz istatistiksel anlamlılık eşiğini geçmiyor. Bu noktada şu ayrımı yapmak önemlidir: Rekor sıcaklıkların görüldüğü tek bir yaz "her şey bitti" demek olmadığı gibi, tek bir serin yaz da "sorun yok" anlamına gelmez. İklim biliminde tekil olaylara değil, onlarca yıla yayılan eğilime bakılır. ​Küresel Sıcaklıklar ve Türkiye’nin Durumu ​Türkiye’deki bu tablo dünyanın geri kalanından kopuk değildir. Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S) verilerine göre Haziran 2026, Batı Avrupa’da kayıtlardaki en sıcak yıl oldu. Küresel ölçekte ise kaydedilen en sıcak ikinci Haziran ayıydı ve küresel ortalama sıcaklık sanayi öncesi dönemden 1,39°C yüksekti. ​Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa’da yaşanan sıcak hava dalgasının 21 Haziran’dan bu yana 1.300’den fazla ısı kaynaklı ölüme yol açtığını bildirdi. Bilim insanları bu sıcak hava dalgasının, iklim değişikliği olmadan neredeyse imkânsız olacağını belirtiyor. ​Ama Türkiye ile Avrupa arasında önemli bir ayrım vardır: Avrupa'daki haziran sıcağını bu kadar öldürücü yapan etkenlerin başında yüksek nem ve geceleri düşmeyen sıcaklıklar ("tropik geceler") geliyordu. Anadolu'nun iç kesimlerinde ise, bu yeni çalışmanın gösterdiği gibi, asıl zorlayıcı etmen çoğu zaman tam tersi, yani kuru ve nemi çeken havadır. ​Aynı gezegende, hatta aynı Akdeniz havzasında ısının bedeni zorlama biçimi coğrafyaya göre değişmektedir. Araştırmanın özü de tam budur: Isı stresinin tek bir reçetesi yoktur. ​Ne Yapmalı? ​Her şeyden önce bu, panik değil hazırlık gerektiren bir tablodur. Türkiye'yi kavuran sıcak ülkenin her köşesinde aynı sebeple yakmamaktadır; dolayısıyla korunma da her yerde aynı olamaz. ​Erken uyarı sistemlerinde: Yalnızca sıcaklık eşiklerine bakan uyarılar eksik kalabilir; nem açığı gibi "nem-talebi" değişkenlerini de hesaba katmak, özellikle iç kesimlerde riski daha iyi ayırt etmemizi sağlayabilir. ​Şehir planlamasında: Karadeniz ve Marmara gibi rüzgâra duyarlı bölgelerde rüzgâr koridorlarını kapatmayan tasarımlar önem taşır. Sakin ve rüzgârsız günler buralarda orantısız risk taşıyabilir. ​Halk sağlığı iletişiminde: "Vantilatör her zaman serinletir" yanılgısını düzeltmek gerekiyor; çok yüksek sıcaklıklarda kuru rüzgârın yardımcı olmadığını, hatta zarar verebileceğini anlatmalıyız. ​Uyarlama planlarında: Tek tip değil, bölgeye özgü stratejiler geliştirilmelidir. İç kesimde suya ve gölgeye dayalı serinletmeye, kıyıda ise havalandırmayı ve ışıma yükünü azaltan çözümlere ihtiyaç vardır. ​Önümüzdeki yaz aylarında "Bugün neden bu kadar bunaldık?" sorusunu muhtemelen daha sık soracağız. Ve yanıt bizi her seferinde tek bir termometreye değil, o bölgede sıcağı asıl yöneten güce bakmaya götürecek. Kaynak: İklim Masası / www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Doç.Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı

İklim Masası’ndan "2026 Yazında Bizi Neler Bekliyor" Toplantısı Haber

İklim Masası’ndan "2026 Yazında Bizi Neler Bekliyor" Toplantısı

İklim Masası, 16 Temmuz Perşembe günü düzenlediği ‘‘2026 Yazında Bizi Neler Bekliyor?’’ başlıklı çevrimiçi basın toplantısında, iklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki etkilerini ve 2026 yazına dair riskleri masaya yatırdı. İklim Masası kurucusu Selin Uğurtaş moderatörlüğünde düzenlenen toplantıda konuşan Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Dr. Bikem Ekberzade ve Doç. Dr. Okan Ürker, iklim değişikliğinin artık sadece bir çevre sorunu değil, halk sağlığından orman yönetimine kadar sistemik bir güvenlik riski olduğuna dikkat çektiler. ​"Sıcak Yıllar Artık İstisna Değil" Toplantıda Türkiye’nin son 14 yılının 1900-2020 ortalamasından daha sıcak geçtiğini belirten Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, iklim değişikliğinin "normal" kabul edilen hava modellerini bozduğuna vurgu yaptı. ​Halk Sağlığı Riski: Geceleri 20°C’nin üzerinde seyreden "tropikal gecelerin" yaygınlaşmasının ciddi bir halk sağlığı tehdidi olduğunu belirten Yavaşlı, vücudun dinlenmesini engelleyen bu durumun kalp-damar ve dolaşım sistemi hastalıklarını tetiklediğini ifade etti. ​Acil Eylem Planı: Yavaşlı, Avrupa'daki verilere paralel olarak Türkiye'de de ısıya bağlı ölümlerin kayıt altına alınması, sağlık temelli ısı eylem planlarının hazırlanması ve açık havada çalışanlar için "siesta" gibi zorunlu dinlenme saatlerinin getirilmesi gerektiğini savundu. ​"Yangınlarda Dinamikler Değişti" Yangın yönetimi üzerine çalışmalarını aktaran Dr. Bikem Ekberzade, yangınların sayısından ziyade, ulaştıkları "ekstrem boyutların" endişe verici olduğunu kaydetti. ​Kararlı Kuraklık: Türkiye’nin uzun süredir kararlı bir kuraklık döngüsünde olduğunu belirten Ekberzade, tek bir yağışlı yılın bu sinyali kırmaya yetmediğini söyledi. İklimin "kırbaç etkisi" ile ekstrem kuraklık ve ani yağış döngülerinin, bitki örtüsündeki yakıt yükünü artırarak yangına hazır zeminler oluşturduğuna dikkat çekti. ​İnsan Faktörü: Yangınların %90’ının insan kaynaklı olduğunu hatırlatan Ekberzade, elektrik hatlarından kaynaklanan kıvılcımlardan turizm bölgelerindeki yoğun insan faaliyetlerine kadar risk faktörlerinin arttığını vurguladı. ​"Yangın Yönetimi, Bütçe Yönetimidir" Geleneksel ekolojik bilginin dışlanmasının ormanları savunmasız bıraktığını savunan Doç. Dr. Okan Ürker, yangınla mücadele anlayışının baştan aşağı değişmesi gerektiğinin altını çizdi. ​Yanmaya Hazır Sistemler: 1940'lardan bu yana süregelen "agresif söndürme" odaklı politikaların, ormanlarda yanıcı madde birikimine neden olduğunu belirten Ürker, "Ormanlarda keçi otlatılmasını yasaklayarak ve geleneksel bilgiyi dışlayarak, kıyılarımızı tutuşmaya hazır kibrit kutularına dönüştürdük," dedi. ​Bütüncül Çözüm: Yangın yönetiminin sadece "söndürme" odaklı olmaması gerektiğini belirten Ürker, mekanik seyreltme, kontrollü yakma ve ekolojik otlatma gibi yöntemlerin, yangın söndürme kadar stratejik birer araç olarak kullanılması gerektiğini ifade etti. ​Antalya’daki COP31 Zirvesi Öncesi Çağrı Akdeniz havzasının iklim krizinden %20 daha hızlı etkilendiğini belirten uzmanlar, Antalya’da yapılacak COP31 toplantısının Türkiye için bir dönüm noktası olduğunu belirtti. İklim Masası, iklim değişikliği ile uyum planlarının ertelenmesinin artık bir seçenek olmadığını; gıda arzı, su güvenliği ve toplumsal sağlık için bütüncül bir dayanıklılık girişimi kurulması gerektiğini savunarak sözlerini tamamladı. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

İstanbul’da Aşırı Sıcaklar: Yüzyıl Sonunda Ölüm Riski 10 Kat Artabilir! Haber

İstanbul’da Aşırı Sıcaklar: Yüzyıl Sonunda Ölüm Riski 10 Kat Artabilir!

İklim değişikliğinin İstanbul üzerindeki etkilerini mercek altına alan Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Merve Yılmaz’ın çalışması, çarpıcı sonuçları ortaya koyuyor. Eğer küresel emisyonlar kontrol altına alınamazsa, İstanbul’da aşırı sıcaklara bağlı yıllık ölümlerin yüzyıl sonunda 40 bine ulaşabileceği hesaplanıyor. Peki, bu risk nasıl minimize edilebilir? ​İklim değişikliği, artık sadece bir çevresel sorun değil, doğrudan halk sağlığını tehdit eden kritik bir kriz haline geldi. Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nde iklim değişikliği, iklim eylemi ve sürdürülebilirlik konularında çalışmalarına devam eden Dr. Merve Yılmaz tarafından yürütülen yeni çalışma, İstanbul’un gelecekteki "sıcaklık haritasını" ve bunun insan sağlığı üzerindeki maliyetini gözler önüne seriyor. ​2013’ten 2097’ye: Artan Sıcaklık, Artan Risk ​Dr. Yılmaz’ın çalışması, 2013-2017 dönemini referans alarak iki farklı senaryo üzerinden geleceği projeksiyonluyor. O dönemde İstanbul’da yaz aylarında yaşanan yaklaşık 4 bin ölümün aşırı sıcaklarla ilişkili olduğu tahmin ediliyor. Ancak gelecek senaryoları oldukça ürkütücü: ​Kötümser Senaryo (Fosil yakıt kullanımının yoğun devam ettiği durum): İstanbul’da yaz aylarındaki günlük en yüksek sıcaklık ortalaması 32°C’den 39,1°C’ye yükselecek. Bu durumda, yüzyıl sonunda aşırı sıcak kaynaklı ölümler 40 bine yaklaşacak. ​İyimser Senaryo (Paris İklim Anlaşması ve 1,5 derece hedefi): Emisyonların net sıfır hedefleriyle sınırlandırıldığı durumda, sıcaklık artışı 1,2°C ile kısıtlı kalıyor. Bu iyimser tabloda bile yüzyıl sonunda ölümlerin 9-10 bin civarında tutulması mümkün. ​İstanbul Neden Daha Kırılgan? ​Araştırma, İstanbul’un sadece iklim değişikliğinden değil, aynı zamanda "kentsel ısı adası" etkisinden de ciddi oranda etkilendiğini vurguluyor. Yoğun yapılaşma, azalan yeşil alanlar ve geçirimsiz yüzeyler, hissedilen sıcaklığı katlıyor. Bunun yanı sıra: ​Yaşlanan Nüfus: 65 yaş üstü nüfusun artması, sıcak hava dalgalarına karşı kırılganlığı yükseltiyor. ​Yoğun Kentleşme: Betonlaşmanın artması, kentin ısıyı hapseden bir yapıya dönüşmesine neden oluyor. ​"Kaderimiz Değil: Uyum Stratejileri Şart" ​Dr. Merve Yılmaz, bu sonucun bir "kader" olmadığını, doğru politikalarla riskin yönetilebileceğini belirtiyor. Sadece emisyon azaltımı yeterli değil; şehirlerin iklim direncini artırmak için atılması gereken adımlar şunlar: ​Erken Uyarı Sistemleri: Aşırı sıcaklık dalgaları öncesinde halkın bilgilendirilmesi. ​Kentsel Tasarım: Yeşil koridorlar oluşturulması, gölge alanların artırılması ve ısıyı yansıtan malzeme kullanımı. ​Kırılgan Gruplar İçin Eylem Planı: Yaşlılar, kronik hastalar ve düşük gelirli haneler için özel koruma programları. ​Sağlık Sisteminin Hazırlığı: Hastanelerin ve sağlık birimlerinin sıcak hava dalgalarına yönelik kapasitelerinin artırılması. ​Sonuç: İklim Politikası Halk Sağlığı Politikasıdır ​Araştırma, iklim değişikliğiyle mücadelenin sadece enerji veya ulaşım sektörüyle ilgili olmadığını, doğrudan "can güvenliği" olduğunu kanıtlıyor. İstanbul, daha sık, daha uzun ve daha şiddetli sıcak hava dalgalarının beklediği bir geleceğe, bugünden planlı bir şekilde hazırlanmak zorunda. ​Emisyonları düşürmek kadar, kentsel dönüşümü iklim risklerini gözeterek yönetmek, İstanbul’un gelecekteki sağlık yükünü hafifletmenin tek yolu olarak öne çıkıyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş, Dr. Merve Yılmaz

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.