Hava Durumu

#Halk Sağlığı

Kırsal Haber - Halk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye’de Isı Stresi Bölgeden Bölgeye Değişiyor Haber

Türkiye’de Isı Stresi Bölgeden Bölgeye Değişiyor

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, yapay zekâ yöntemleri kullanarak gerçekleştirilen yeni bir araştırmanın, Türkiye’de ısı stresini belirleyen etmenlerin bölgeden bölgeye değiştiğini ortaya koyduğunu belirtti. Araştırmaya göre Anadolu'nun iç kesimlerinde kuru hava, Karadeniz ve Marmara kıyılarında rüzgâr, Akdeniz kıyılarında ise güneşten ve ısınmış yüzeylerden yayılan ışıma öne çıkıyor. ​Üstelik sıcaklıklar 35 dereceyi aştığında rüzgârın serinletici etkisi de ortadan kalkıyor. Bulgular, yalnızca termometrede görülen sıcaklığa dayanan uyarıların yetersiz kalabileceğini gösteriyor. Korunma önlemleri geliştirilirken bölgesel farklılıkların dikkate alınması büyük önem taşıyor. ​Farklı Coğrafyalarda Farklı Hissedilen Sıcaklıklar ​Yaz ortasında Güneydoğu Anadolu'da termometreler 40'ın üzerine çıkarken, İstanbul aynı gün 30'un altında kalabiliyor. Ama insanların şikâyet ettiği rakam çoğu zaman termometrenin gösterdiği değil, nemin de işin içine girmesiyle "çok daha bunaltıcı" hâle gelen hissedilen sıcaklıktır. ​Ancak burada kafa karıştırıcı bir nokta var: Şanlıurfa’daki 38 derece ile Rize’deki 30 derece bambaşka şekillerde hissediliyor. Veya aynı 35 derece sıcaklık; Ege sahilinden denizden esen meltemle farklı, İç Anadolu’nun kuru sıcağında farklı şekilde zorluyor insan bedenini. ​Peki, ısıyı gerçekten tehlikeli hâle getiren etmenler neler? Ve bu etmenler Türkiye’nin her yerinde aynı mı? ​Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi (ECMWF) verilerine dayanarak Theoretical and Applied Climatology dergisinde yayımlanan bu kapsamlı çalışma, Türkiye’nin farklı bölgelerinde ısı stresinin ardındaki güçleri yapay zekâ yöntemleriyle haritalandırdı. ​Isıyı tehlikeli kılan meteorolojik güçlerin bölgeden bölgeye ve hatta sıcağın şiddetine bağlı olarak değiştiğini ortaya koyan araştırma, tek tip sıcaklık uyarılarının neden yetersiz kaldığını gözler önüne seriyor. Çalışmaya göre Anadolu’nun iç kesimlerinde havanın kuruluğu, Karadeniz ve Marmara kıyılarında rüzgâr, Akdeniz kıyısında ise ışıma öne çıkıyor. Üstelik sıcak şiddetlendikçe rüzgârın serinletici etkisi de kayboluyor. ​Türkiye’nin %70’ine Kuru Sıcaklar Hâkim ​Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı’nın öncülüğünde ortaya çıkan haritanın en çarpıcı bulgusu şudur: İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu kaplayan ve Türkiye’nin yaklaşık %70’ine denk gelen yarı kurak iç kesimlerde, sıcaklıktan sonraki en önemli belirleyici havanın kuruluğudur. ​"Buhar basıncı açığı" denilen bu etmen, kuru bir havanın nemi ne kadar hızlı çekebileceğini ölçer. Yüksek buhar basıncı açığı ise "nemli sıcak" değil, tam tersine kuru ve nemi çeken bir hava demektir. ​Hissedilen Sıcaklıkta Nem, Rüzgâr ve Işıma Etkili ​Havanın kaç derece olduğu, bedenin gerçekte ne kadar zorlandığını tek başına anlatmaz. Bunun için nemi, rüzgârı ve gökyüzünden gelen ışımayı da hesaba katmak gerekir. "Hissedilen sıcaklığı" tespit etmek için kullanılan indekslerin en gelişmişlerinden olan Evrensel Termal İklim İndeksi (UTCI); sıcaklık, nem, rüzgâr ve ışımayı tek bir değerde birleştirir. ​Uluslararası ölçekte ısı stresi; ​26-32°C arasında "orta", ​32-38°C arasında "kuvvetli", ​38-46°C arasında "çok kuvvetli" ​ve 46°C üzerinde "ekstrem" olarak sınıflandırılır. ​Yapay Zekâ Isıyı Nasıl Çözümledi? ​Bu yeni araştırma, geçmişteki havayı saat saat yeniden kuran Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi (ECMWF) verilerine dayanıyor. Bu iklim veri tabanı sayesinde 1950’den 2025’e uzanan 75 yıl boyunca Türkiye’nin tüm köşelerinde yaşanan her yaz günü tek tek ele alınabildi. ​Veri tabanından elde edilen yüz binlerce sıcak yaz günü açıklanabilir yapay zekânın önüne konuldu. Kullanılan yöntem sayesinde yapay zekâ yalnızca ısı stresini tahmin etmekle kalmadı, bu tahmine hangi etkenlerin ne ölçüde katkı yaptığını da gösterdi. Böylece Türkiye’nin farklı bölgelerinde sıcaklık, nem, rüzgâr veya ışıma gibi etmenlerden hangilerinin daha baskın rol oynadığı ayrıntılı biçimde belirlenebildi. ​Kuru Hava "Daha Zararsız" Değil ​Hava sıcaklığı cilt sıcaklığını —yani yaklaşık 35 dereceyi— aştığında beden artık rüzgârla değil, neredeyse yalnızca terin buharlaşmasıyla serinleyebilir. Kuru hava bu buharlaşmayı hızlandırır. Yine de aşırı sıcakta bedenin ürettiği ısı, atabildiği ısıdan fazla olabilir. Dolayısıyla kuru sıcak, nemli sıcaktan daha zararsız değildir; yalnızca bedeni farklı bir şekilde zorlar. ​Karadeniz’de Rüzgâr Ön Planda ​Karadeniz kıyısı boyunca ve Marmara’ya doğru uzanan dar bir şeritte ise tablo değişiyor ve ikincil belirleyici olarak rüzgâr öne çıkıyor. Nemin sürekli yüksek, sıcaklık farklarının ise ılıman olduğu bu okyanusal iklimde beden, serinlemek için terin buharlaşmasından çok rüzgârın ısıyı üzerinden alıp götürmesine güveniyor. ​Pontik Dağları’nın hemen iç yamacında ise harita keskin bir şekilde rüzgârdan kuru havaya dönüyor. Bu, dağların iklimi nasıl ikiye böldüğünün somut bir izidir. ​Akdeniz’de Işıma Yükü Artıyor ​Akdeniz’in bazı kıyı kesimlerinde ise üçüncü bir etmen beliriyor: Gökyüzünden gelen uzun dalga ışıma. Burada kastedilen doğrudan güneş ışığı değil, ısınmış ve nemli havanın kendisinin aşağı doğru yaydığı görünmez ısıdır. Bu, güneşin altından gölgeye geçerek kaçabileceğiniz türden bir yük değildir; gölgede de akşam saatlerinde de üzerinizde kalmaya devam eder. Açık gökyüzü, sıcak ve nemli alt atmosfer ve gün boyu ısınan yüzeyler bir araya gelince bedene ulaşan bu ışıma yükü artar. ​"Çok Kuvvetli" Isı Günleri İki Kat Arttı ​Uzun dönem eğilim de aynı yönü işaret ediyor. "Çok kuvvetli" ısı günleri Türkiye genelinde 1950’den bugüne kabaca ikiye katlandı. "Kuvvetli" ısı günlerindeki artış ise mutlak olarak daha da büyüktür. Yani ısınma yalnızca en uç günlerde değil, sıradan sıcak günlerde de kendini göstermektedir. ​35°C’nin Üzerinde Rüzgâr Serinletmez, Isıtır ​Isı "orta" düzeydeyken rüzgâr, bedeni rahatlatan en önemli etkenlerden biridir. Ama sıcak "çok kuvvetli" düzeye tırmandıkça rüzgârın bu rolü neredeyse tamamen siliniyor; yerini havanın kuruluğu alıyor. ​Bunun nedeni fizyolojiktir. Hava sıcaklığı cilt sıcaklığını (yaklaşık 35 dereceyi) aştığında üzerinize esen rüzgâr artık ısı götürmez, ısı getirir; tıpkı fırın kapağını açtığınızda yüzünüze vuran hava gibi. Bu eşiğin ötesine geçildiğinde bedenin elinde tek bir serinleme yolu kalır: terin buharlaşması. Terin ne kadar hızlı buharlaşacağını belirleyen ise havanın kuruluğudur. ​Dolayısıyla sıcak şiddetlendikçe rüzgâr devre dışı kalır ve havanın kuruluğu sahnede tek başına kalır. Laboratuvar çalışmaları da rüzgârın yaklaşık 35 derecenin altında serinlettiğini, kuru-sıcak koşullarda bu eşiğin üzerinde ise bedeni daha da zorlayabildiğini gösteriyor. Bu nedenle "sıcakta pencereyi aç, vantilatörü çalıştır" tavsiyesi her koşulda geçerli değildir. ​En uçtaki "ekstrem" günler de artıyor, ancak bu artış (bu günler nadir ve yıldan yıla çok oynak olduğu için) henüz istatistiksel anlamlılık eşiğini geçmiyor. Bu noktada şu ayrımı yapmak önemlidir: Rekor sıcaklıkların görüldüğü tek bir yaz "her şey bitti" demek olmadığı gibi, tek bir serin yaz da "sorun yok" anlamına gelmez. İklim biliminde tekil olaylara değil, onlarca yıla yayılan eğilime bakılır. ​Küresel Sıcaklıklar ve Türkiye’nin Durumu ​Türkiye’deki bu tablo dünyanın geri kalanından kopuk değildir. Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S) verilerine göre Haziran 2026, Batı Avrupa’da kayıtlardaki en sıcak yıl oldu. Küresel ölçekte ise kaydedilen en sıcak ikinci Haziran ayıydı ve küresel ortalama sıcaklık sanayi öncesi dönemden 1,39°C yüksekti. ​Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa’da yaşanan sıcak hava dalgasının 21 Haziran’dan bu yana 1.300’den fazla ısı kaynaklı ölüme yol açtığını bildirdi. Bilim insanları bu sıcak hava dalgasının, iklim değişikliği olmadan neredeyse imkânsız olacağını belirtiyor. ​Ama Türkiye ile Avrupa arasında önemli bir ayrım vardır: Avrupa'daki haziran sıcağını bu kadar öldürücü yapan etkenlerin başında yüksek nem ve geceleri düşmeyen sıcaklıklar ("tropik geceler") geliyordu. Anadolu'nun iç kesimlerinde ise, bu yeni çalışmanın gösterdiği gibi, asıl zorlayıcı etmen çoğu zaman tam tersi, yani kuru ve nemi çeken havadır. ​Aynı gezegende, hatta aynı Akdeniz havzasında ısının bedeni zorlama biçimi coğrafyaya göre değişmektedir. Araştırmanın özü de tam budur: Isı stresinin tek bir reçetesi yoktur. ​Ne Yapmalı? ​Her şeyden önce bu, panik değil hazırlık gerektiren bir tablodur. Türkiye'yi kavuran sıcak ülkenin her köşesinde aynı sebeple yakmamaktadır; dolayısıyla korunma da her yerde aynı olamaz. ​Erken uyarı sistemlerinde: Yalnızca sıcaklık eşiklerine bakan uyarılar eksik kalabilir; nem açığı gibi "nem-talebi" değişkenlerini de hesaba katmak, özellikle iç kesimlerde riski daha iyi ayırt etmemizi sağlayabilir. ​Şehir planlamasında: Karadeniz ve Marmara gibi rüzgâra duyarlı bölgelerde rüzgâr koridorlarını kapatmayan tasarımlar önem taşır. Sakin ve rüzgârsız günler buralarda orantısız risk taşıyabilir. ​Halk sağlığı iletişiminde: "Vantilatör her zaman serinletir" yanılgısını düzeltmek gerekiyor; çok yüksek sıcaklıklarda kuru rüzgârın yardımcı olmadığını, hatta zarar verebileceğini anlatmalıyız. ​Uyarlama planlarında: Tek tip değil, bölgeye özgü stratejiler geliştirilmelidir. İç kesimde suya ve gölgeye dayalı serinletmeye, kıyıda ise havalandırmayı ve ışıma yükünü azaltan çözümlere ihtiyaç vardır. ​Önümüzdeki yaz aylarında "Bugün neden bu kadar bunaldık?" sorusunu muhtemelen daha sık soracağız. Ve yanıt bizi her seferinde tek bir termometreye değil, o bölgede sıcağı asıl yöneten güce bakmaya götürecek. Kaynak: İklim Masası / www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Doç.Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı

İklim Masası’ndan "2026 Yazında Bizi Neler Bekliyor" Toplantısı Haber

İklim Masası’ndan "2026 Yazında Bizi Neler Bekliyor" Toplantısı

İklim Masası, 16 Temmuz Perşembe günü düzenlediği ‘‘2026 Yazında Bizi Neler Bekliyor?’’ başlıklı çevrimiçi basın toplantısında, iklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki etkilerini ve 2026 yazına dair riskleri masaya yatırdı. İklim Masası kurucusu Selin Uğurtaş moderatörlüğünde düzenlenen toplantıda konuşan Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Dr. Bikem Ekberzade ve Doç. Dr. Okan Ürker, iklim değişikliğinin artık sadece bir çevre sorunu değil, halk sağlığından orman yönetimine kadar sistemik bir güvenlik riski olduğuna dikkat çektiler. ​"Sıcak Yıllar Artık İstisna Değil" Toplantıda Türkiye’nin son 14 yılının 1900-2020 ortalamasından daha sıcak geçtiğini belirten Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, iklim değişikliğinin "normal" kabul edilen hava modellerini bozduğuna vurgu yaptı. ​Halk Sağlığı Riski: Geceleri 20°C’nin üzerinde seyreden "tropikal gecelerin" yaygınlaşmasının ciddi bir halk sağlığı tehdidi olduğunu belirten Yavaşlı, vücudun dinlenmesini engelleyen bu durumun kalp-damar ve dolaşım sistemi hastalıklarını tetiklediğini ifade etti. ​Acil Eylem Planı: Yavaşlı, Avrupa'daki verilere paralel olarak Türkiye'de de ısıya bağlı ölümlerin kayıt altına alınması, sağlık temelli ısı eylem planlarının hazırlanması ve açık havada çalışanlar için "siesta" gibi zorunlu dinlenme saatlerinin getirilmesi gerektiğini savundu. ​"Yangınlarda Dinamikler Değişti" Yangın yönetimi üzerine çalışmalarını aktaran Dr. Bikem Ekberzade, yangınların sayısından ziyade, ulaştıkları "ekstrem boyutların" endişe verici olduğunu kaydetti. ​Kararlı Kuraklık: Türkiye’nin uzun süredir kararlı bir kuraklık döngüsünde olduğunu belirten Ekberzade, tek bir yağışlı yılın bu sinyali kırmaya yetmediğini söyledi. İklimin "kırbaç etkisi" ile ekstrem kuraklık ve ani yağış döngülerinin, bitki örtüsündeki yakıt yükünü artırarak yangına hazır zeminler oluşturduğuna dikkat çekti. ​İnsan Faktörü: Yangınların %90’ının insan kaynaklı olduğunu hatırlatan Ekberzade, elektrik hatlarından kaynaklanan kıvılcımlardan turizm bölgelerindeki yoğun insan faaliyetlerine kadar risk faktörlerinin arttığını vurguladı. ​"Yangın Yönetimi, Bütçe Yönetimidir" Geleneksel ekolojik bilginin dışlanmasının ormanları savunmasız bıraktığını savunan Doç. Dr. Okan Ürker, yangınla mücadele anlayışının baştan aşağı değişmesi gerektiğinin altını çizdi. ​Yanmaya Hazır Sistemler: 1940'lardan bu yana süregelen "agresif söndürme" odaklı politikaların, ormanlarda yanıcı madde birikimine neden olduğunu belirten Ürker, "Ormanlarda keçi otlatılmasını yasaklayarak ve geleneksel bilgiyi dışlayarak, kıyılarımızı tutuşmaya hazır kibrit kutularına dönüştürdük," dedi. ​Bütüncül Çözüm: Yangın yönetiminin sadece "söndürme" odaklı olmaması gerektiğini belirten Ürker, mekanik seyreltme, kontrollü yakma ve ekolojik otlatma gibi yöntemlerin, yangın söndürme kadar stratejik birer araç olarak kullanılması gerektiğini ifade etti. ​Antalya’daki COP31 Zirvesi Öncesi Çağrı Akdeniz havzasının iklim krizinden %20 daha hızlı etkilendiğini belirten uzmanlar, Antalya’da yapılacak COP31 toplantısının Türkiye için bir dönüm noktası olduğunu belirtti. İklim Masası, iklim değişikliği ile uyum planlarının ertelenmesinin artık bir seçenek olmadığını; gıda arzı, su güvenliği ve toplumsal sağlık için bütüncül bir dayanıklılık girişimi kurulması gerektiğini savunarak sözlerini tamamladı. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

İstanbul’da Aşırı Sıcaklar: Yüzyıl Sonunda Ölüm Riski 10 Kat Artabilir! Haber

İstanbul’da Aşırı Sıcaklar: Yüzyıl Sonunda Ölüm Riski 10 Kat Artabilir!

İklim değişikliğinin İstanbul üzerindeki etkilerini mercek altına alan Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Merve Yılmaz’ın çalışması, çarpıcı sonuçları ortaya koyuyor. Eğer küresel emisyonlar kontrol altına alınamazsa, İstanbul’da aşırı sıcaklara bağlı yıllık ölümlerin yüzyıl sonunda 40 bine ulaşabileceği hesaplanıyor. Peki, bu risk nasıl minimize edilebilir? ​İklim değişikliği, artık sadece bir çevresel sorun değil, doğrudan halk sağlığını tehdit eden kritik bir kriz haline geldi. Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nde iklim değişikliği, iklim eylemi ve sürdürülebilirlik konularında çalışmalarına devam eden Dr. Merve Yılmaz tarafından yürütülen yeni çalışma, İstanbul’un gelecekteki "sıcaklık haritasını" ve bunun insan sağlığı üzerindeki maliyetini gözler önüne seriyor. ​2013’ten 2097’ye: Artan Sıcaklık, Artan Risk ​Dr. Yılmaz’ın çalışması, 2013-2017 dönemini referans alarak iki farklı senaryo üzerinden geleceği projeksiyonluyor. O dönemde İstanbul’da yaz aylarında yaşanan yaklaşık 4 bin ölümün aşırı sıcaklarla ilişkili olduğu tahmin ediliyor. Ancak gelecek senaryoları oldukça ürkütücü: ​Kötümser Senaryo (Fosil yakıt kullanımının yoğun devam ettiği durum): İstanbul’da yaz aylarındaki günlük en yüksek sıcaklık ortalaması 32°C’den 39,1°C’ye yükselecek. Bu durumda, yüzyıl sonunda aşırı sıcak kaynaklı ölümler 40 bine yaklaşacak. ​İyimser Senaryo (Paris İklim Anlaşması ve 1,5 derece hedefi): Emisyonların net sıfır hedefleriyle sınırlandırıldığı durumda, sıcaklık artışı 1,2°C ile kısıtlı kalıyor. Bu iyimser tabloda bile yüzyıl sonunda ölümlerin 9-10 bin civarında tutulması mümkün. ​İstanbul Neden Daha Kırılgan? ​Araştırma, İstanbul’un sadece iklim değişikliğinden değil, aynı zamanda "kentsel ısı adası" etkisinden de ciddi oranda etkilendiğini vurguluyor. Yoğun yapılaşma, azalan yeşil alanlar ve geçirimsiz yüzeyler, hissedilen sıcaklığı katlıyor. Bunun yanı sıra: ​Yaşlanan Nüfus: 65 yaş üstü nüfusun artması, sıcak hava dalgalarına karşı kırılganlığı yükseltiyor. ​Yoğun Kentleşme: Betonlaşmanın artması, kentin ısıyı hapseden bir yapıya dönüşmesine neden oluyor. ​"Kaderimiz Değil: Uyum Stratejileri Şart" ​Dr. Merve Yılmaz, bu sonucun bir "kader" olmadığını, doğru politikalarla riskin yönetilebileceğini belirtiyor. Sadece emisyon azaltımı yeterli değil; şehirlerin iklim direncini artırmak için atılması gereken adımlar şunlar: ​Erken Uyarı Sistemleri: Aşırı sıcaklık dalgaları öncesinde halkın bilgilendirilmesi. ​Kentsel Tasarım: Yeşil koridorlar oluşturulması, gölge alanların artırılması ve ısıyı yansıtan malzeme kullanımı. ​Kırılgan Gruplar İçin Eylem Planı: Yaşlılar, kronik hastalar ve düşük gelirli haneler için özel koruma programları. ​Sağlık Sisteminin Hazırlığı: Hastanelerin ve sağlık birimlerinin sıcak hava dalgalarına yönelik kapasitelerinin artırılması. ​Sonuç: İklim Politikası Halk Sağlığı Politikasıdır ​Araştırma, iklim değişikliğiyle mücadelenin sadece enerji veya ulaşım sektörüyle ilgili olmadığını, doğrudan "can güvenliği" olduğunu kanıtlıyor. İstanbul, daha sık, daha uzun ve daha şiddetli sıcak hava dalgalarının beklediği bir geleceğe, bugünden planlı bir şekilde hazırlanmak zorunda. ​Emisyonları düşürmek kadar, kentsel dönüşümü iklim risklerini gözeterek yönetmek, İstanbul’un gelecekteki sağlık yükünü hafifletmenin tek yolu olarak öne çıkıyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş, Dr. Merve Yılmaz

ELKO Başkanı Arnik: "Gıda Teröristleri Esnafımızı Temsil Etmez" Haber

ELKO Başkanı Arnik: "Gıda Teröristleri Esnafımızı Temsil Etmez"

Eskişehir Odunpazarı’na bağlı yeni açılan sanayi bölgesinde faaliyet gösteren kayıt dışı bir işletmede köftede gıda tağşişi tespit edilmesi üzerine, Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik yazılı bir basın açıklaması yaptı. ​"Gıda Teröristleri Esnafımızı Temsil Etmez" ​Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, yaşanan olayın kamu vicdanını derinden yaraladığını belirterek şu açıklamada bulundu: ​"Vatandaşımıza et diye farklı ürün yediren, insan sağlığını hiçe sayan, kul hakkını gözetmeyen kişiler bizim gözümüzde esnaf değildir. Bunlar, halk sağlığını hedef alan vicdansız gıda teröristleridir. Ahilik kültürüyle, esnaf ve sanatkârlık anlayışıyla ve meslek ahlakıyla hiçbir ilgileri yoktur." ​"Bu Münferit Olay, 5 Bin İşletmemize ve 65 Bin Çalışanımıza Mal Edilemez" ​Eskişehir’de yaklaşık 5 bin yeme-içme işletmesi ve bu sektörden geçimini sağlayan yaklaşık 65 bin çalışan bulunduğunu hatırlatan Murat Arnik, dürüst esnafın hedef haline getirilmesine tepki gösterdi: ​"Bir işletmenin yaptığı hile üzerinden binlerce dürüst esnaf ve sanatkârımızı zan altında bırakmak büyük bir haksızlıktır. Her sabah besmeleyle dükkânını açan, vergisini veren, çalışanının sigortasını yatıran ve vatandaşına güvenilir hizmet sunan esnafımızın emeğini kimse tartışmaya açamaz. Bu olay münferittir ve Eskişehir esnafını temsil etmemektedir." ​"Sadece Vergi Levhası Açmakla Esnaf Olunmaz" ​Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik, kayıt dışılıkla mücadelede sistemin güçlendirilmesi gerektiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: ​"Yıllardır aynı çağrıyı yapıyoruz. Bir işletmeye vergi mükellefiyeti açıldığında süreç bununla sınırlı kalmamalıdır. Vergi kaydı oluşturulduğu anda sistem; esnaf sicil müdürlüğüne, ilgili esnaf odasına ve belediyelerin ruhsat birimlerine otomatik bildirim göndermelidir. Böylece işletmenin oda kaydı, sicil kaydı, ruhsatı ve diğer yasal yükümlülükleri eş zamanlı takip edilebilir. ​Bugün yapay zekâ ve dijital sistemlerle milyonlarca veriye saniyeler içinde ulaşılabiliyorsa, kayıt dışı işletmelerin önlenmesi de güçlü bir yazılım altyapısıyla mümkündür. Devletimiz isterse kurumlar arası tam entegrasyon sayesinde kayıt dışılığı büyük ölçüde önleyebilir. Bu konu artık teknolojiyle çözülebilecek bir kamu yönetimi meselesidir." ​"Biz Esnafımızın ve Halkımızın Hakkını Korumakla Yükümlüyüz" ​Murat Arnik, Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odasının en önemli görevinin hem dürüst esnafı hem de vatandaşın güvenli gıdaya ulaşma hakkını korumak olduğunu vurguladı: ​"Bizim temsil ettiğimiz kesim; emeğiyle ayakta duran, vergisini ödeyen, devletine karşı bütün sorumluluklarını yerine getiren esnaf ve sanatkârlardır. Aynı zamanda vatandaşımızın güvenilir gıdaya ulaşma hakkını savunmak da bizim görevimizdir. Hiç kimsenin yaptığı usulsüzlüğün bedelini binlerce dürüst esnafımıza ödetmeyiz." ​"Kayıt Dışı ve Merdiven Altı İşletmelere Karşı Mücadelemiz Sürecek" ​Kayıt dışı işletmelerin yalnızca haksız rekabet oluşturmadığını, aynı zamanda halk sağlığını tehdit ettiğini belirten Murat Arnik, ifadelerine şöyle devam etti: ​"Bugüne kadar kayıt dışı ekonomiyle mücadelede Valiliğimiz, Tarım ve Orman İl Müdürlüğümüz, Ticaret İl Müdürlüğümüz, belediyelerimiz ve ilgili tüm kurumlarımızla koordinasyon içinde çalıştık. Bundan sonra da aynı kararlılıkla sahada olmaya devam edeceğiz. Ruhsatsız, kayıt dışı ve halk sağlığını tehdit eden işletmelerin tespit edilmesi konusunda kurumlarımızla iş birliğimizi daha da güçlendireceğiz. Dürüst esnafımızın emeğini sömüren hiçbir anlayışa müsamaha göstermeyeceğiz." ​"Denetimler Kararlılıkla Devam Etmelidir" ​Murat Arnik, özellikle akşam saatlerinde ve riskli bölgelerde denetimlerin artırılmasının önemine dikkat çekerek şunları söyledi: ​"Tarım ve Orman İl Müdürlüğümüz başta olmak üzere Valiliğimiz, Ticaret İl Müdürlüğümüz, belediyelerimiz, zabıta ekiplerimiz ve ilgili kamu kurumlarımız önemli çalışmalar yürütmektedir. Bu mücadelede tüm kurumlarımızın yanındayız. Denetimlerin aralıksız sürdürülmesi, kayıt dışı işletmelere göz açtırılmaması ve haksız rekabetin önlenmesi; hem halk sağlığı hem de dürüst esnafımızın geleceği açısından büyük önem taşımaktadır." ​"Eskişehir Esnafının İtibarını Korumaya Devam Edeceğiz" ​Açıklamasının sonunda Eskişehir Lokantacılar ve Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Murat Arnik şu mesajı verdi: ​"Bu olay, Eskişehir'in esnaf ve sanatkârını temsil eden bir anlayış değildir. Şehrimizde binlerce işletme ve on binlerce çalışan alın teriyle, emeğiyle ve Ahilik kültürüyle hizmet vermektedir. Biz, dürüst esnafımızın itibarını korumaya, kayıt dışılıkla mücadele etmeye ve halk sağlığını tehdit edenlere karşı devletimizin ilgili kurumlarıyla omuz omuza çalışmaya devam edeceğiz. Esnafımızın emeğini, ekmeğini ve itibarını hiç kimseye yedirmeyeceğiz."

Trans Yağları Ortadan Kaldırmak, Hayat Kurtarmak Çalıştayı Düzenlendi Haber

Trans Yağları Ortadan Kaldırmak, Hayat Kurtarmak Çalıştayı Düzenlendi

Türkiye’de gıda güvenliği ve halk sağlığını koruma çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölge Ofisi, DSÖ Türkiye Ofisi, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle düzenlenen “Türkiye'de Üst Düzey Politika Diyaloğu: Trans Yağları Ortadan Kaldırmak, Hayat Kurtarmak" çalıştayı, 16-17 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara Kızılcahamam’da başladı. ​Sağlık ve Gıda Politikalarında Ortak Akıl ​Toplantının açılış programına; Genel Müdürümüz Dr. Ersin Dilber, DSÖ Avrupa Bölge Ofisi Danışmanı Dr. Kremlin Wickramasinghe, DSÖ Türkiye Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Tufan Nayir, Sağlık Bakanlığı temsilcileri, Genel Müdür Yardımcımız Fatih Kaya ve ilgili daire başkanları katılım sağladı. ​Çalıştay kapsamında, halk sağlığını doğrudan etkileyen trans yağların gıdalardan tamamen eliminasyonu için atılacak adımlar masaya yatırıldı. ​"Türkiye'de Gıda Kontrol Sistemi ve Trans Yağ Eliminasyonu" ​Programda, kurumumuz tarafından gerçekleştirilen “Türkiye'de Gıda Kontrol Sistemi ve Trans Yağ Eliminasyon Süreci" başlıklı sunum büyük ilgi gördü. Sunumda öne çıkan başlıklar şunlar oldu: ​Mevzuat Düzenlemeleri: Trans yağların sınırlandırılması ve eliminasyonuna yönelik güncel yasal süreçler. ​Resmî Kontroller: Piyasaya arz edilen ürünlerde uygulanan denetim mekanizmaları. ​Teknik Altyapı: Trans yağ analizlerinde kullanılan laboratuvar kapasitesi ve izleme faaliyetleri. ​Küresel Doğrulama Programı ile Hedef Sıfır Trans Yağ ​DSÖ'nün Trans Yağ Eliminasyonu Doğrulama Programı (TFA Validation Programme) çerçevesinde gerçekleştirilen oturumlarda; ülkelerin mevcut durum analizleri, numune alma metodolojileri ve laboratuvar kapasitelerinin artırılması gibi kritik konular ele alındı. İyi uygulama örneklerinin paylaşıldığı çalıştayda, Türkiye’nin bu süreçteki kararlılığı vurgulandı. ​İki gün sürecek olan bu stratejik toplantı, trans yağların halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini minimize edecek politika ve uygulamaların geliştirilmesine ışık tutacak. Türkiye, gıda güvenliği alanındaki bu öncü adımlarıyla vatandaşlarının sağlığını korumak adına uluslararası standartlarda çalışmalarını sürdürüyor.

İklim Değişikliği Uykumuzu Çalıyor: Küresel Uyku Kaybı İki Katına Çıktı Haber

İklim Değişikliği Uykumuzu Çalıyor: Küresel Uyku Kaybı İki Katına Çıktı

Climate Central tarafından gerçekleştirilen ve dünya genelinde 1.338 şehri kapsayan kapsamlı analiz, iklim değişikliğinin uyku kalitesi üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor. Araştırmaya göre, artan gece sıcaklıkları nedeniyle yaşanan yıllık uyku kaybı 1970’lerden bu yana en az iki kat arttı. ​İnsan sağlığı ve yaşam kalitesi için kritik bir öneme sahip olan uyku, iklim değişikliği nedeniyle ciddi bir tehdit altında. Küresel ısınmanın gece sıcaklıklarını gündüzlerden daha hızlı artırması, vücudun dinlenmek için ihtiyaç duyduğu serinleme sürecini engelliyor. ​Küresel Rakamlarla Uyku Kaybı ​Çalışmanın sonuçları, iklim değişikliği ile uyku kaybı arasındaki doğrudan bağı ilk kez somut verilerle ortaya koyuyor: ​Yıllık 56 Saat Kayıp: 2020-2025 yılları arasında dünya genelinde ortalama bir kişi, yüksek gece sıcaklıkları nedeniyle yılda yaklaşık 56 saat uyku kaybetti. ​İklim Değişikliğinin Payı: Bu kaybın %10’undan fazlası, doğrudan iklim değişikliğinin neden olduğu ısınmaya atfediliyor. ​Orta Doğu En Çok Etkilenen Bölge: Gece sıcaklıklarının rekor seviyelere ulaştığı Orta Doğu’daki şehirlerde (Suudi Arabistan, Umman, BAE), yıllık uyku kaybı 55 ila 87 saat arasında değişiyor. ​Türkiye’de Durum: Adana İlk Sırada ​Türkiye’den 15 şehrin analiz edildiği araştırmada, iklim değişikliğine bağlı uyku kaybının en yoğun hissedildiği şehir Adana oldu. ​Adana: 1970-1975 döneminde 40 saat olan yıllık kayıp, 2020-2025 döneminde 48 saate yükseldi. Bu kaybın %14’ü (7 saat) iklim değişikliği kaynaklı. ​Diğer Şehirler: Gaziantep ve Mersin yıllık 6 saatlik iklim kaynaklı kayıp yaşarken; Antalya, Diyarbakır, Konya ve Malatya’da bu süre 5 saat, Ankara, İstanbul, Bursa, Eskişehir, İzmir, Kayseri ve Van’da ise 4 saat olarak belirlendi. ​Uzmanlardan Kritik Uyarılar ​Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’dan Doç. Dr. Uğurcan Sayılı, iklim değişikliğinin "iyi bir gece uykusu alma yeteneğini" giderek daha fazla sekteye uğrattığını belirtti. ​Dr. Courtney Howard ise yetersiz uykunun sadece yorgunluk olmadığını; diyabet, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar ve hatta ölüm riskini artırdığını vurgulayarak şunları ekledi: ​"İklim değişikliğinin sıcak gecelerin sıklığını ve şiddetini artırması, halk sağlığı açısından acil bir endişe kaynağıdır. Eşitsizlikleri giderecek uyum önlemleri ve seragazı emisyonlarının azaltılması şarttır." ​Tropikal Geceler Akdeniz Havzasını Tehdit Ediyor ​Türkiye özelinde yapılan incelemeler, özellikle kıyı şeritlerinde "tropikal gece" sayısının dramatik şekilde arttığını gösteriyor. Prof. Dr. Ecmel Erlat ve Doç. Dr. Doğukan Yavaşlı’nın çalışmaları, Akdeniz’de tropikal gecelerin sayısında %93, uzunluğunda ise %45 artış olduğunu ortaya koyuyor. Doç. Dr. Yavaşlı, bu artışın temel nedenlerinin fosil yakıt kaynaklı küresel ısınma, deniz yüzey sıcaklıklarındaki yükseliş ve "kentsel ısı adası" etkisi olduğunu belirtiyor. ​Yüksek Gece Sıcaklıkları Neden Tehlikeli? ​Vücudun gün boyu maruz kaldığı sıcaklığın ardından gece serinlemesi, biyolojik toparlanma için zorunludur. Gece sıcaklıklarının yüksek seyretmesi; ​Bilişsel işlevleri ve çocukların beyin gelişimini yavaşlatır. ​Kaza ve yaralanma riskini artırır. ​Yaşlılar, bebekler ve hamileler gibi kırılgan grupları daha ağır etkiler. ​Konut kalitesi düşük ve soğutma sistemlerine erişimi kısıtlı olan dezavantajlı gruplar için sağlık risklerini katlar. ​Bu çalışma, iklim değişikliğinin etkilerinin sadece buzullarda veya tarımda değil, yatak odalarımızda ve genel sağlık durumumuzda da hissedildiğini kanıtlıyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

Tarlalarda Sessiz Tehlike! Haber

Tarlalarda Sessiz Tehlike!

Enerji ve İstihbarat Birimi’nin (ECIU) yeni araştırması, iklim değişikliğinin tarım işçileri üzerinde yarattığı "ısı stresi" krizinin boyutlarını gözler önüne seriyor. Uzmanlar, küresel çapta yaşanan bu dramatik değişimin gıda fiyatlarını artırabileceği ve Türkiye’nin tarımsal üretim merkezlerini ciddi bir riskle karşı karşıya bıraktığı konusunda uyarıyor. ​İklim krizi, etkisini sadece aşırı hava olaylarıyla değil, çalışma yaşamını derinden sarsan "ısı stresi" ile de hissettiriyor. ECIU tarafından yapılan ve 15 ülkeyi kapsayan çalışma, tarım işçilerinin iklim değişikliğinin bedelini hem sağlıkları hem de verimlilikleriyle ödediğini ortaya koyuyor. ​Tarımda Kayıp Saatler: %98’lik Artış ​2025 Lancet Countdown raporuna göre, rekor sıcaklıkların yaşandığı 2024 yılında, küresel ölçekte 640 milyar potansiyel çalışma saati sıcağa maruz kalma nedeniyle kaybedildi. Bu rakam, 1990-1999 dönemine kıyasla %98’lik korkutucu bir artışa işaret ediyor. ​Araştırmanın en çarpıcı bulgusu ise iş gücü kayıplarının odağında tarım sektörünün olması. Küresel çalışma saati kayıplarının %63,5’i doğrudan tarım işçilerinden kaynaklanıyor. İnsani Gelişme Endeksi düşük olan ülkelerde ise bu oran %75,5’e kadar tırmanıyor. ILO’nun projeksiyonları, 2030 yılına kadar ısı stresi kaynaklı GSYH kaybının 2,4 trilyon dolara ulaşacağını öngörüyor. ​Türkiye: "İklim Krizinin Sıcak Noktası" ​Akdeniz Havzası'nda yer alması nedeniyle küresel ortalamadan daha hızlı ısınan Türkiye, tarımsal üretimde büyük risk altında. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’nden Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, durumu şu sözlerle özetliyor: ​"Çukurova, Ege ve Güneydoğu Anadolu ovaları hem sıcağın hem de nemin yoğunlaştığı yerler. 'Yaş termometre sıcaklığı' (wet-bulb) dediğimiz yöntemle ölçtüğümüzde, nemin yüksek olduğu bu bölgelerde vücudun soğuma yeteneği tamamen kayboluyor. Bu durum, 12 saati bulan hasat dönemlerinde çalışan işçiler için doğrudan hayati risk demek." ​Lund Üniversitesi’nden Dr. Sinem Kavak ise özellikle Şanlıurfa, Hatay, Adana ve Antalya gibi üretimin yoğun olduğu illere dikkat çekiyor: "Dar gelirliler, yoksul çiftçiler ve mevsimlik işçiler bu kavurucu sıcakların etkisini çok daha fazla hissediyor. Tarlalarda gölgelik alan ve içme suyuna erişim gibi temel ihtiyaçların bile kısıtlı olması durumu daha da kötüleştiriyor." ​"Süper" El Niño ve Gıda Fiyatları ​Araştırmacılar, bu yıl etkili olması beklenen "süper" El Niño’nun mevcut iklim krizini daha da derinleştireceği konusunda hemfikir. El Niño; pirinç, kahve, şeker ve buğday gibi temel mahsullerin verimini düşürerek küresel gıda fiyatlarında yeni bir enflasyon dalgasını tetikleyebilir. ​Brezilya’da 2024 yılında işçi başına 295 saatlik iş gücü kaybı yaşanması, Türkiye’nin de gıda tedarik zincirindeki kırılganlığı artırıyor. ​Çözüm İçin "Temel Halk Sağlığı Zorunluluğu" ​Uzmanlar, iklim değişikliğinin yarattığı bu eşitsiz yükü hafifletmek için şu adımların atılması gerektiğini vurguluyor: ​Çalışma Saatlerinin Düzenlenmesi: Sıcağın zirve yaptığı öğle ve ikindi saatlerinden işin kaydırılması. ​Altyapı Desteği: Tarlalarda gölgelik alanlar, serinleme istasyonları ve temiz içme suyuna kesintisiz erişim. ​Doğa Dostu Tarım: Kıtalararası Organik Çiftçiler Ağı Başkanı Shamika Mone’nin belirttiği gibi; gölge ağaçları dikmek ve çeşitli mahsul desenlerine geçmek, çiftlik içi sıcaklıkları düşürebilir. ​Sistematik Uyum Politikaları: Erken uyarı sistemlerinin ülke genelinde, tarlalarda uygulanabilir hale getirilmesi. ​Türkiye için artık mesele sadece "ne kadar ısınacağımız" değil, bu aşırı ısıyı hangi koşullarda, kimin göğüsleyeceği sorusuna yanıt bulmak haline gelmiş durumda. Uzmanlara göre, alınacak önlemler bir "lüks" değil, temel bir halk sağlığı ve gıda güvenliği zorunluluğudur. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

Avrupa'da Aşırı Sıcaklar Nedeniyle 20 Binden Fazla Kişi Hayatını Kaybetti Haber

Avrupa'da Aşırı Sıcaklar Nedeniyle 20 Binden Fazla Kişi Hayatını Kaybetti

Avrupa'yı etkisi altına alan rekor sıcaklıklar, kıta genelinde büyük bir trajediye yol açtı. İklim bilimcilerin yaptığı son modelleme çalışması, 22-28 Haziran 2026 tarihleri arasında yaşanan aşırı sıcak hava dalgası nedeniyle 20 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor. ​Indiana Üniversitesi’nden iklim bilimci Dr. Christopher Callahan tarafından gerçekleştirilen analiz, aşırı sıcakların halk sağlığı üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne serdi. Avrupa genelinde yerel düzeylerde kabul görmüş "sıcağa bağlı ölüm modelleri" kullanılarak yapılan çalışmada, Haziran ayının son haftasında gözlemlenen sıcaklıklar, mevsim normalleriyle karşılaştırılarak ölüm artışları hesaplandı. ​Ülke Bazında Vahim Tablo ​İklim bilimci Dr. Callahan’ın modelleme sonuçlarına göre, 22-28 Haziran tarihleri arasında Avrupa ülkelerinde yaşanan "fazladan" ölüm sayıları şu şekilde kaydedildi: ​Fransa: 5.210 ölüm ​Almanya: 4.543 ölüm ​İspanya: 3.163 ölüm ​İtalya: 2.709 ölüm ​Uzmanlar, bu rakamların henüz başlangıç aşamasındaki tahminler olduğunu ve sıcaklık kaynaklı ölümlerin genellikle tam olarak kayda geçirilmediğini belirtiyor. Tahminlere göre sıcaklık kaynaklı her 10 ölümden 9’unun resmi kayıtlarda yer almadığı ifade ediliyor. ​"Fosil Yakıtların Bedelini Ödüyoruz" ​Araştırmaya dahil olmayan Leipzig Üniversitesi’nden iklim bilimci Dr. Karsten Haustein, yaşanan durumu "korkunç" olarak nitelendirerek, "2003 yılında yaşanan sıcak dalgasının sebep olduğu ölüm sayısının aşılmış olmasına şaşırmam. Ancak bu sefer ölümlerin çok daha fazlası, fosil yakıtlar yakmamızla doğrudan bağlantılı" değerlendirmesinde bulundu. ​Tyndall Center’dan Dr. Rita İssa ise yaşlılar, kronik hastalar, açık havada çalışanlar ve yalıtımı yetersiz evlerde yaşayanların en savunmasız gruplar olduğunu hatırlatarak, "Aşırı sıcaklarda halkı korumak hem halk sağlığı hem de sağlıkta eşitlik meselesidir" uyarısını yaptı. ​Sıcaklık Artışları Artık "Normal" Değil ​World Weather Attribution (WWA) tarafından yapılan daha önceki çalışmalar, Avrupa’daki sıcak hava dalgası sırasında kaydedilen gündüz ve gece sıcaklıklarının, 50 yıl önce meydana gelmesinin "neredeyse imkânsız" olduğunu ortaya koymuştu. ​Dr. Callahan, sera gazı salımları devam ettiği sürece bu tür aşırı sıcak olaylarının şiddetlenerek devam edeceğini vurguluyor. Halk sağlığını korumak için sadece emisyon azaltımının yeterli olmadığını belirten uzmanlar; klimaların yaygınlaştırılması, toplumsal destek mekanizmaları ve sağlık sistemlerinin kapasitesinin artırılması gibi "kısa vadeli uyum yatırımlarının" hayati önem taşıdığının altını çiziyor. Kaynak: İklim Masası

TVHB Başkanı Eroğlu: ''Güvenli Olmayan Gıdalar Her Yıl 1,5 Milyon Can Alıyor!'' Haber

TVHB Başkanı Eroğlu: ''Güvenli Olmayan Gıdalar Her Yıl 1,5 Milyon Can Alıyor!''

Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, 7 Haziran Dünya Gıda Güvenliği Günü dolayısıyla hayati uyarılarda bulunan kapsamlı bir basın açıklaması yaptı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 2026 yılının temasının “Yükten Çözümlere – Her Yerde Güvenli Gıda” olarak belirlendiğini açıklayan Eroğlu, küresel gıda krizinin ve güvenli olmayan gıdaların insanlık üzerindeki ağır faturasını çarpıcı verilerle gözler önüne serdi. Gıda güvenliğinin bir halk sağlığı ve toplumsal refah meselesi olduğunu vurgulayan Eroğlu, sağlıklı bir geleceğin ancak bilimsel denetimlerle inşa edilebileceğini belirtti. Küresel Ekonomiye Yıllık 310 Milyar Dolar Maliyet Dünya Sağlık Örgütünün güncel verilerini paylaşan TVHB Başkanı Ali Eroğlu, her yıl yaklaşık 866 milyon insanın (dünya nüfusunun yaklaşık dokuzda birinin) güvenli olmayan gıdalar nedeniyle hastalandığını ifade etti. Gıda kaynaklı tehlikelerin her yıl 1,52 milyon kişinin yaşamını yitirmesine yol açtığını belirten Eroğlu, sürecin ekonomik boyutuna şu sözlerle dikkat çekti: "Bakteri, virüs, parazit ve kimyasal etkenler aracılığıyla 200’den fazla hastalığa zemin hazırlayan güvensiz gıdalar, sağlık sistemlerine büyük yük bindiriyor. İş gücü kayıpları ve ekonomik zararlar ülkelerin kalkınmasını baltalarken, güvenli olmayan gıdaların küresel ekonomiye yıllık maliyeti 310 milyar ABD dolarını aşmış durumdadır." En Büyük Bedeli 5 Yaş Altı Çocuklar Ödüyor Gıda kaynaklı hastalıkların yol açtığı küresel sağlık yükünün yüzde 29’unun beş yaş altı çocuklar üzerinde yoğunlaştığını belirten Ali Eroğlu, her yıl yüz binlerce çocuğun bu ihmaller yüzünden hayata veda ettiğini söyledi. Eroğlu, iklim değişikliği, kuraklık, doğal afetler, savaşlar ve artan üretim maliyetleri gibi küresel kırılganlıkların gıda sistemlerini tehdit ettiğini hatırlatarak, 2024 yılında 673 milyon insanın açlıkla karşı karşıya kaldığı bir dünyada çocukların ve gelecek nesillerin korunması için besleyici gıdaya erişimin birincil hak olduğunu vurguladı. "Tek Sağlık" Yaklaşımı Kaçınılmaz Bir Zorunluluk Özellikle hayvansal üretimde baş gösteren salgın hastalıkların ve antimikrobiyal direnç sorununun insan sağlığını doğrudan tehdit ettiğinin altı çizildi. TVHB Başkanı Ali Eroğlu, gıda güvenliği politikalarının artık insan, hayvan ve çevre sağlığını tek bir potada eriten "Tek Sağlık" yaklaşımı çerçevesinde ele alınmasının zorunlu olduğunu ifade etti. 2026 yılı temasının en net mesajının gıda kaynaklı hastalıkların sadece rakamlardan ibaret olmaması olduğunu söyleyen Eroğlu, her vakanın kaybedilen bir yaşam kalitesi ve toplumsal refah azalması anlamına geldiğini belirtti. Amacın, bilimsel verileri etkin mevzuatlara ve sürdürülebilir koruyucu uygulamalara dönüştürmek olduğunu ekledi. Gıda Güvenliği Zincirinin Gizli Kahramanları: Veteriner Hekimler Güvenli gıdaya giden yolda veteriner hekimlerin üstlendiği stratejik rolün vazgeçilmez olduğunu belirten Ali Eroğlu, veteriner hekimlerin gıda güvenliğinde dört kritik temel noktaya doğrudan katkı sağladığını açıkladı: Bulunabilirlik, erişim, kullanım ve istikrar. Eroğlu, veteriner hekimlerin sahada yürüttüğü operasyonları şu sözlerle özetledi: "Çiftliklerde hayvan sağlığının korunmasından zoonotik (hayvandan insana geçen) hastalıkların önlenmesine, kesimhanelerden et ve süt işletmelerine, yem güvenliğinden son tüketici aşamasındaki gıda denetimlerine kadar veteriner hekimler her halkada görev yapmaktadır. Sağlıklı hayvanlardan elde edilen güvenli gıdalar, etkin veteriner hekimlik hizmetlerinin en somut ürünüdür." Güvenli Gıda Tesadüf Değildir! Basın açıklamasının sonunda gıda güvenliğinin tesadüflere bırakılamayacak kadar ciddi bir planlama işi olduğunu ifade eden TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, sistemin güçlendirilmesi için atılması gereken adımları sıraladı: Üretimden tüketime kadar olan tüm süreçler tamamen bilimsel esaslara göre yürütülmelidir. Risk temelli denetim sistemleri teknolojik imkanlarla güçlendirilmelidir. Kayıt dışılık engellenmeli, taklit ve tağşişle mücadele kararlılıkla sürdürülmelidir. Yeterli sayıda uzman personel ve etkin kontrol mekanizmaları bütçe ve kadrolarla desteklenmelidir. TVHB olarak bilimin ışığında, toplum sağlığını her şeyin önünde tutan, şeffaf ve sürdürülebilir bir bursa ve gıda güvenliği sisteminin inşası için çalışmaya devam edeceklerini kamuoyuna saygıyla duyurdu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.