Hava Durumu

#Halk Sağlığı

Kırsal Haber - Halk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ahırlarda Karasineğe Karşı Yoğun Mücadele Haber

Ahırlarda Karasineğe Karşı Yoğun Mücadele

Antalya Büyükşehir Belediyesi, yaz aylarında sinek ve haşerelere karşı popülasyonu azaltmak amacıyla çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyor. Büyükşehir ekipleri, hayvancılığın yapıldığı bölgelerde halk sağlığını korumak ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların üretim verimini artırmak amacıyla ahırlarda kapsamlı karasinek ilaçlama çalışması gerçekleştiriyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanlığı’na bağlı Çevre Sağlığı Şube Müdürlüğü ekipleri, vektörle mücadele çalışmaları kapsamında 19 ilçede ve 614 mahallede hizmet verirken, hayvancılıkla uğraşan vatandaşların ahırlarında da karasineğe karşı yoğun mücadele yürütüyor. HALK SAĞLIĞI İÇİN YOĞUN ÇALIŞMA Çevre Sağlığı Şube Müdürlüğü, sivrisinek, karasinek, hamamböceği, pire ve kemirgen gibi hastalık taşıyıcı canlıların çevre ve insan sağlığını tehdit etmeyecek seviyede kontrol altında tutulması amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda yürütülen uygulamalarda, Dünya Sağlık Örgütü ve T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış, hedef canlıya yönelik biyosidal ürünler kullanılıyor. Biyosidal ürün uygulayıcısı sertifikasına sahip yaklaşık 1600 saha personeliyle hizmet veren Antalya Büyükşehir Belediyesi ekipleri, yıl boyunca planlı ve kapsamlı şekilde devam ediyor. ÜREME ALANLARI HEDEF ALINIYOR Çevre Sağlığı Şube Müdürlüğü ekipleri, halk sağlığını korumanın yanı sıra hayvancılıkla uğraşan vatandaşların elde edeceği verimi artırmak amacıyla ilçelerde bulunan ahırlarda kapsamlı karasinek ilaçlama çalışması yapıyor. Hayvancılık işletmelerinde önemli bir sorun oluşturan karasineklerin, hayvan refahını olumsuz etkilediği ve hastalık yayma riski taşıdığı belirtiliyor. Karasinek mücadelesinde, ahır çevrelerindeki gübrelik alanlar, atık depolama noktaları ve organik atık birikintileri hedef alınıyor. Karasineklerin larva aşamasında etkisiz hale getirilmesi amacıyla hedef canlıya yönelik ürünler kullanılarak, sorunun kaynağında önlenmesi amaçlanıyor.

Kömür Yatırımları Seçmen Gözünde "Siyasi Risk" Haline Geldi Haber

Kömür Yatırımları Seçmen Gözünde "Siyasi Risk" Haline Geldi

Türkiye, Hindistan ve Güney Afrika’da gerçekleştirilen yeni bir akademik araştırma, enerji politikalarında tarihi bir kırılmayı gün yüzüne çıkardı. Brown Üniversitesi’nden Doç. Dr. Jennifer Hadden ve ekibinin yayımladığı çalışmaya göre, vatandaşlar rüzgâr ve güneş enerjisini kömüre açık ara tercih ederken; kömür projelerini destekleyen siyasi aktörler seçmen nezdinde güven kaybediyor. Vatandaş "Temiz Enerji" Diyor, Siyaset Risk Alıyor Türkiye’nin COP31 ev sahipliği sürecinde, Kolombiya’da düzenlenen Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı ile eş zamanlı paylaşılan araştırma, kömürün artık sadece bir çevre sorunu değil, ciddi bir "siyasi maliyet" unsuru olduğunu kanıtlıyor. Araştırmanın Öne Çıkan Bulguları: Açık Ara Tercih Yenilenebilir: Her üç ülkede de seçmenler, yeni enerji yatırımlarında güneş ve rüzgâr enerjisini ilk sıraya koyuyor. Doğal gaz altyapısı bile kömürden daha fazla destek görüyor. Sağlık ve Tarım Endişesi: İtirazların odağında iklim değişikliğinden ziyade doğrudan yaşam kalitesini etkileyen hava kirliliği, halk sağlığı ve tarım arazilerinin kaybı yer alıyor. Siyasi Getiri Yenilenebilirde: Araştırma, yenilenebilir enerji projelerini savunan liderlerin toplumsal desteğini artırdığını, kömür projelerine yatırım yapanların ise oy kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Doç. Dr. Jennifer Hadden: "Kömür Projeleri Toplumsal Talepten Beslenmiyor" Araştırmanın yazarlarından Brown Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Jennifer Hadden, çalışmanın sonuçlarını şu sözlerle değerlendirdi: "Liderler seçmen tercihlerini ne kadar iyi anlarsa o kadar iyi. Bu çalışma, kömür projelerinin toplumsal bir talepten kaynaklanmadığını, aksine bu projelerin durdurulmasının siyasi bir fayda sağlayacağını net bir şekilde ortaya koyuyor. Türkiye'de de gördüğümüz üzere, kömür projeleri protestolara en açık ve toplumsal direncin en yüksek olduğu alanlar." COP31 ve Türkiye İçin Fırsat Penceresi Türkiye’nin COP31 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı) adaylığı ve ev sahipliği süreci, enerji dönüşümü için kritik bir fırsat sunuyor. Araştırma, Türkiye’de geliştirilmekte olan kömür projelerinin kamuoyu nezdinde karşılığı olmadığını vurgularken, liderlerin temiz enerjiye yönelerek hem ekolojik hem de siyasi bir kazanım elde edebileceğine işaret ediyor. Kömürden Kaçışın Temel Nedenleri: Hava Kirliliği: Proje yakınında yaşayanların sağlığına yönelik doğrudan tehdit. Madencilik Faaliyetleri: Yeni santrallerin daha fazla maden sahası açacağı korkusu. Yolsuzluk Algısı: Kömür projeleriyle ilişkilendirilen "ahbap-çavuş kapitalizmi" endişesi.

Eskişehir’in Gururu Halk Süt: 2025 Yılında Üretim Rekoru Kırıldı! Haber

Eskişehir’in Gururu Halk Süt: 2025 Yılında Üretim Rekoru Kırıldı!

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin Mahmudiye’de hayata geçirdiği Halk Süt İşleme Tesisi, hem üreticiyi hem de tüketiciyi koruyan modeliyledir 2025 yılına damga vurdu. Sağlıklı, ekonomik ve güvenilir süt ürünlerini Eskişehirlilerin sofrasına ulaştıran tesis, sosyal belediyecilik anlayışının en güzel örneklerinden biri olmayı sürdürüyor. Halk Süt'ten 2025 Yılında Dev Rakamlar: 300 Bin Litreyi Aştı! Eskişehir halkının yoğun ilgi gösterdiği Halk Süt projesi, 2025 yılı faaliyet raporuyla başarısını kanıtladı. Yıl boyunca gerçekleştirilen satış rakamları, projenin şehir ekonomisi ve halk sağlığı üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor: 300 Bin Litre: Toplam süt satışı. 28 Bin Adet: Geleneksel yöntemlerle üretilen yayık tereyağı. 50 Bin Adet: Taze peynir ve lor peyniri satışı. Kalite ve Hijyen Modern Laboratuvarlarla Güvence Altında Üretim süreçlerinin her aşamasında titizlikle hareket edildiğini belirten Halk Süt İşleme Tesisi Üretim Şefi Hakan Akyel, önceliklerinin çocukların sağlıklı gelişimi olduğunu vurguluyor. Modern laboratuvarlarda yapılan testlerle sütün doğallığı korunurken, besin değerlerinden ödün verilmeden hijyenik paketleme yapılıyor. Başkan Ayşe Ünlüce: "Sosyal Belediyecilikle Üreticinin ve Halkın Yanındayız" Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin vizyonuyla şekillenen proje, çiftçiden alınan sütü doğrudan vatandaşa ulaştırıyor. Bu model sayesinde: Yerel Üretici Kazanıyor: Üreticinin emeği değer buluyor, sütü doğrudan tesis tarafından alınıyor. Tüketici Ekonomik Gıdaya Ulaşıyor: Vatandaşlar piyasa koşullarının çok altında fiyatlarla, yüksek kaliteli süt ve süt ürünlerine erişebiliyor. Vatandaşın Öncelikli Tercihi: Halk Süt Noktaları Satış noktalarından alışveriş yapan Eskişehirliler, ürünlerin lezzetinden ve fiyat politikasıyla bütçelerine katkı sunmasından oldukça memnun. Özellikle tereyağı ve peynir çeşitleri, doğallığı nedeniyle sofraların vazgeçilmezi haline gelmiş durumda. Eskişehir Halk Süt Hakkında Sıkça Sorulanlar Halk Süt ürünleri nerede satılıyor? Eskişehir genelindeki belirlenmiş Halk Süt satış noktalarından ürünlere ulaşabilirsiniz. Ürünler neden ekonomik? Aracıları aradan çıkararak sütü doğrudan üreticiden alıp işlediği için maliyet avantajı vatandaşa yansıtılıyor. Hangi ürünler mevcut? Günlük süt, yayık tereyağı, taze peynir ve lor peyniri çeşitleri sunuluyor.

DEVA Partili Karal’dan Bakan Yumaklı’ya Sahte Zeytinyağı Sorusu Haber

DEVA Partili Karal’dan Bakan Yumaklı’ya Sahte Zeytinyağı Sorusu

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Hasan Karal, İzmir merkezli bazı firmaların 46 farklı marka ile 82 kez taklit ve tağşiş listesine girmesine rağmen faaliyetlerine devam etmesini Meclis gündemine taşıdı. ​DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Hasan Karal, sahte ve tağşişli zeytinyağı üretimiyle halk sağlığını tehdit eden firmalar hakkında Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı tarafından yanıtlanması istemiyle bir soru önergesi verdi. ​82 Kez Listeye Girdiler, Hala Üretime Devam Ediyorlar ​Karal, kamuoyuna yansıyan haberlerde İzmir merkezli bazı firmaların sahte zeytinyağı üretimi yaptığının ve toplamda 82 kez taklit/tağşiş listesinde yer aldığının tespit edildiğini belirtti. Milletvekili Karal, asıl dikkat çekici ve vahim olan hususun; bu firmaların defalarca ifşa edilmelerine rağmen marka değiştirerek piyasada varlıklarını sürdürebilmeleri olduğunu vurguladı. ​"Yaptırımlar Caydırıcı Değil mi?" ​Durumun sadece bir denetim eksikliği değil, aynı zamanda yaptırımların caydırıcı olmamasından kaynaklandığını ifade eden Hasan Karal, şu soruların yanıtlanmasını istedi: ​Denetim Zafiyeti: 46 farklı marka ile onlarca kez ihlal yapan bu firmaların faaliyetlerinin erken aşamada engellenememesi bir denetim zafiyeti midir?​ Adli Süreçler: Bu firmalar hakkında Cumhuriyet savcılıklarına yapılan suç duyurusu sayısı kaçtır ve açılan soruşturmalar ne aşamadadır?​ Ağır Yaptırımlar: Faaliyetten men, üretim izni iptali veya işletme kapatma gibi ağır yaptırımlar neden uygulanmamıştır?​ Yapısal Reform: Sadece listeleri açıklamanın ötesinde, bu tür vakaların tekrarlanmasını önleyecek, firmaların faaliyetlerini tamamen durduracak bir yapısal reform planlanmakta mıdır?​"Halk Sağlığı Doğrudan Tehdit Altında" ​Gıda güvenliğinin doğrudan tehdit edildiği bu tablo karşısında etkin ve kalıcı önlemlerin neden alınamadığının açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirten Karal, mevcut mevzuatın yetersiz kalıp kalmadığının da sorgulanması gerektiğini ifade etti. Karal ayrıca, taklit ve tağşişli ürünlerin piyasadan tamamen çekilmesi için etkin bir geri çağırma mekanizmasının olup olmadığını da sordu.

Görünmez Tehlike: Zoonotik Tüberküloz Haber

Görünmez Tehlike: Zoonotik Tüberküloz

Kars Veteriner Hekimleri Odası tarafından Dünya Tüberküloz Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yapıldı. Kars VHO Yönetim Kurulu Başkanı Ercan Ödül yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "1882 yılında Robert Koch’un Mycobacterium tuberculosis bakterisini keşfettiği gün olan 24 Mart, Dünya Sağlık Örgütü tarafından toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla “Dünya Tüberküloz Günü” olarak kabul edilmiştir. Kars Veteriner Hekimleri Odası olarak, insan ve hayvan sağlığının birbirinden ayrılamaz bir bütün olduğu gerçeğinden hareketle, bu anlamlı günde hayvansal kökenli tüberküloz riskine dikkat çekmek istiyoruz. Görünmez Tehlike: Zoonotik Tüberküloz Halk arasında "ince hastalık-verem" olarak bilinen tüberkülozun hayvancılıkla uğraşan bölgelerde görülen formu olan Zoonotik Tüberküloz (Bovine Tuberculosis), kronik ve bulaşıcı karakteriyle hem hayvancılık ekonomisini hem de doğrudan insan sağlığını tehdit etmektedir. Bakımsız ve kalabalık barınaklar, hijyen eksikliği ve kontrolsüz hayvan hareketleri bu hastalığın yayılmasındaki en temel etkenlerdir. Sofradaki Risk: Süt ve Et Ürünlerine Dikkat! Gelişmekte olan coğrafyalarda tüberkülozun insana geçişindeki en büyük risk faktörü; enfekte hayvanlardan elde edilen ve yeterli ısıl işlem görmemiş süt ve süt ürünlerinin tüketilmesidir. Doğru yöntemlerle pişirilmeyen etler de bu bulaş zincirinin bir halkasını oluşturmaktadır. Gıda değeri taşıyan hayvanlardan insanlara, ardından da insandan insana bulaşabilen bu hastalıkla mücadelede Veteriner Hekim kontrolü hayati önem taşır. Vatandaşlarımıza ve Yetiştiricilerimize Çağrı Kars Veteriner Hekimleri Odası olarak halk sağlığını korumak adına vatandaşlarımızı şu konularda uyarmayı bir görev addediyoruz: Bilinçli Yetiştiricilik: Yetiştiricilerimiz, işletmelerinde düzenli tüberküloz taramaları yaptırarak hastalıkla mücadelede aktif rol almalıdır. Tüberküloz sinsi seyreden ve dışarıdan belirti göstermeyen bir hastalık olduğu için, erken teşhis sayesinde enfekte hayvanlar sürüye hastalık yaymadan tespit edilip ayıklanabilir. Sürünüzün geleceği ve halk sağlığı için veteriner hekim kontrolünde yapılan periyodik testleri ihmal etmeyiniz. Kontrollü Kesim ve Mezbaha Denetimi: Enfeksiyonla Mücadelede Son Kale Sığır tüberkülozu, hayvanlarda çoğu zaman dışarıdan fark edilemeyen sinsi bir seyir izler. Bu sinsi tehlikenin teşhis edilmesindeki en kritik aşama, modern mezbahalarda veteriner hekimler tarafından gerçekleştirilen kesim öncesi ve özellikle kesim sonrası (post-mortem) muayenelerdir. Mevzuat gereği, tüberküloz şüphesi taşıyan veya tüberkülozlu olduğu tespit edilen karkaslar derhal imha edilerek gıda zincirinden çıkarılır. Bu nedenle, kesimhaneler dışında ve veteriner hekim muayenesi olmaksızın yapılan her kesim, tüberkülozun doğrudan sofranıza gelmesi demektir. Kendi sağlığınız ve sevdikleriniz için veteriner hekim onayı olmayan, mühürsüz etleri kesinlikle satın almayınız ve tüketmeyiniz. Isıl İşlem: Sofranızdaki Güvenlik Duvarı Tüberküloz etkeni olan bakteriler, yüksek ısıya karşı duyarlıdır. Bu nedenle; Süt ve Süt Ürünleri: Kaynağı belirsiz, denetimsiz ve çiğ süt tüketiminden kesinlikle kaçınılmalıdır. Süt, ev koşullarında mutlaka uygun süre ve derecede kaynatılmalı; güvenilir markaların pastörize veya UHT işleminden geçmiş süt ve süt ürünleri tercih edilmelidir. Isıl işlem görmemiş sütten yapılan taze peynir ve benzeri ürünlerin ciddi bir enfeksiyon kaynağı olduğu unutulmamalıdır. Kırmızı Et Tüketimi: Kırmızı etler "çiğ" veya "az pişmiş" (kanlı) şekilde tüketilmemelidir. Etin iç sıcaklığının bakterileri öldürecek seviyeye ulaşması sağlanmalı, özellikle kıyma gibi yüzey alanı genişletilmiş ürünlerde tam pişirme uygulanmalıdır. Mutfak Hijyeni: Çiğ et ve süt ile temas eden mutfak gereçlerinin (kesme tahtası, bıçak vb.) diğer gıdalarla temas etmeden önce iyice dezenfekte edilmesi, çapraz bulaşma riskini önlemek adına hayati önem taşır. Toplumsal Bilinç ve Sürekli Mücadele: Ortak Gelecek İçin Eğitim ve Tarama Tüberkülozla mücadelenin başarısı, hastalığın henüz ülkemizden tamamen eradike edilmediği gerçeğiyle yüzleşmek ve toplumsal farkındalığı diri tutmaktan geçmektedir. Başta Kars Veteriner Hekimleri Odası olmak üzere tüm ilgili kurum ve kuruluşların eşgüdüm içerisinde; yetiştiricilere, gıda sektörü paydaşlarına ve tüm halkımıza yönelik eğitim, tarama ve bilinçlendirme çalışmalarını aralıksız sürdürmesi bir zorunluluktur. Unutulmamalıdır ki; tüberkülozla mücadelede en güçlü silahımız, bilgiyle donatılmış ve saha taramalarıyla desteklenmiş bir toplumsal iş birliğidir. Sonuç: Güvenilir Gıda, Sağlıklı Gelecek Hayvansal protein, özellikle çocuk gelişimi ve toplum sağlığı için vazgeçilmezdir. Ancak bu gıdaların "ulaşılabilir" olması kadar "güvenilir" olması da şarttır. Veteriner hekim denetiminden geçmemiş her hayvansal ürün, sofralarımız için potansiyel bir risk taşır. Tüberkülozla mücadele; sadece bir tıp veya veterinerlik konusu değil, topyekûn bir halk sağlığı mücadelesidir. Hayvan sağlığını korumadan insan sağlığını koruyamayacağımız bilinciyle, tüm kamuoyunu duyarlı olmaya davet ediyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

Tüberkülozla Mücadelede "Tek Sağlık" Yaklaşımının Önemini Vurguluyoruz Haber

Tüberkülozla Mücadelede "Tek Sağlık" Yaklaşımının Önemini Vurguluyoruz

Türk Veteriner Hekimleri Birliği tarafından Dünya Tüberküloz Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı. TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Tüberküloz (TB), insanlık tarihinin en eski ve en önemli enfeksiyon hastalıklarından biri olup, binlerce yıldır insan toplumlarını etkileyen küresel bir halk sağlığı sorunu olarak varlığını sürdürmektedir. Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre her yıl yaklaşık 10 milyondan fazla insan tüberküloza yakalanmakta ve 1 milyondan fazla kişi hastalık nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Tüberküloza neden olan etkenin, Robert Koch tarafından 24 Mart 1882 tarihinde keşfedilmesi nedeniyle bu tarih, her yıl “Dünya Tüberküloz Günü” olarak anılmaktadır. 1996 yılından bu yana kutlanan bu özel gün; hastalığa yönelik toplumsal farkındalığın artırılması, yürütülen mücadele çalışmalarının değerlendirilmesi ve etkin kontrol stratejilerinin geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Tüberkülozun insan sağlığı üzerindeki etkileri çoğunlukla Mycobacterium tuberculosis ile ilişkilendirilse de hayvan kaynaklı enfeksiyonlar da önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda zoonotik tüberküloz, hayvanlarda bulunan Mycobacterium tuberculosis complex (MTBC) üyelerinin insanlara bulaşması sonucu gelişen enfeksiyonları ifade etmektedir. Zoonotik tüberkülozdan en sık sorumlu etkenlerden biri Mycobacterium bovis olup, bunun yanında Mycobacterium caprae ve Mycobacterium orygis gibi etkenlerde sıklıkla bildirilmektedir. Özellikle sığırlar başta olmak üzere çeşitli hayvan türlerinde enfeksiyona yol açan bu etkenler, insanlara doğrudan temas yoluyla ya da süt ve süt ürünleri başta olmak üzere enfekte hayvansal ürünlerin tüketilmesiyle bulaşabilmektedir. Bu nedenle tüberkülozla mücadelede hem beşeri tıp alanı hem de veteriner hekimlik hizmetleri, hayvan sağlığı uygulamaları ve gıda güvenliği politikalarının birlikte ele alınması gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır. Hayvanlarda tüberküloz enfeksiyonunu eradike etmeden, insan tüberkülozu ile mücadelede başarı mümkün değildir. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, tüberkülozla mücadelede “Tek Sağlık” yaklaşımının önemini bu vesileyle bir kez daha vurguluyoruz. İnsan, hayvan ve çevre sağlığını bir bütün olarak ele alan bu yaklaşım doğrultusunda; zoonotik hastalıkların oluşturduğu risklerin azaltılması, ulusal ve uluslararası düzeyde iş birliğinin güçlendirilmesi ve disiplinler arası koordinasyonun sağlanması büyük önem arz etmektedir. Bu kapsamda; tüberkülozun hayvanlar ve insanlar üzerindeki etkilerine ilişkin çiftçi ve hayvan sahiplerine yönelik eğitim faaliyetlerinin artırılması, hayvancılık işletmelerinde erken teşhis, kayıt ve izlenebilirlik sistemlerinin etkin şekilde uygulanması, hastalıklı hayvanların mevzuata uygun ve kontrollü biçimde sistem dışına çıkarılması, hayvansal gıdaların hijyen standartlarına uygun olarak üretilmesi ve denetlenmesi, etkin tanı yöntemlerinin geliştirilmesi ve zoonotik bulaşın erken tespiti ile tüberkülozla mücadelede görev alan veteriner hekimlerin yetki ve sorumluluklarının güçlendirilmesi kritik derecede önem taşımaktadır. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak; tüberkülozla mücadelede görev alan tüm meslek gruplarına desteklerimizi ifade ediyor, toplum sağlığının korunması adına üzerimize düşen sorumlulukları kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz."

Şekerin Tadı Kaçtı, Acısı Vatandaşa Kaldı! Haber

Şekerin Tadı Kaçtı, Acısı Vatandaşa Kaldı!

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Ramazan Bayramı öncesi şeker ve çikolata fiyatlarındaki artışlara dikkat çekti. Gürer, vatandaşın bayram şekeri ve lokum almakta zorlandığını söyledi. "BAYRAMDAN BAYRAMA MİSAFİR ŞEKERİ" CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, bayramın vazgeçilmezi olan ikramlıkların bir yıl içinde ulaştığı fiyat seviyesini piyasa verileriyle ortaya koydu. Geçen yılın bayram dönemine kıyasla raflardaki değişime dikkat çeken Gürer, dar gelirlinin bayram hazırlığı yapamaz hale geldiğini vurguladı. Marketlerde Bayram Şekeri fiyatı arttı: Gürer “Geçen yıl 199 TL’ye satılan popüler bayram şekerleri 2026 yılında 259 TL’ye çıktı. İkramlık çikolataların kilogram fiyatı ise ortalama 589 TL’den 749 TL’ye yükseldi” dedi. Ömer Fethi Gürer, “Bayram demek paylaşmak demek, ikram etmek demek. Ancak 450 gramlık bir kutu çikolatanın 269 liradan 375 liraya çıktığı bir düzende, asgari ücretli ve emekli misafirine ne ikram edecek? İktidarın yanlış ekonomi politikaları, halkın en temel geleneklerini bile elinden alıyor,” ifadelerini kullandı. "CEVİZ VE KOLONYADAKİ ARTIŞ BİLE KORKUTUYOR" Sadece şeker ve çikolatada değil, bayram sofralarının ve ikramlarının tamamında büyük bir maliyet artışı yaşandığını belirten Gürer, ceviz ve kolonya fiyatlarındaki yükselişe de değindi. Bayram tatlılarının ana malzemesi olan ceviz ve bayramın simgesi kolonyanın fiyatlarının geçen yıla göre katlandığını ifade etti. Gürer, "Vatandaş tatlısına ceviz koyarken, bayramlaşırken döktüğü kolonyayı bile damla damla hesaplamak zorunda kalıyor," dedi. İTHALAT LOBİSİ BOŞ DURMUYOR İktidarın yanlış tarım politikalarının bayram öncesi mutfaklardaki yangını hissettirdiğini belirten Ömer Fethi Gürer, 2025 yılına ait dış ticaret verilerini paylaştı. Gürer, Ülkemiz şekerde kendi kendine yeten bir ülke iken şeker fabrikaları özelleştirilmesi sonrası ithal şeker girişi de arttı. Bir süre yapılır durur beklentisi ithalatın sürdüğünü gösteriyor.2025 yılında şeker ithalatı için dışarıya tam 65 milyon 999 bin 996 dolar ödendi. Sadece bir yıl içinde 109 bin 963 ton şeker ithal edildi. Kendi şeker fabrikalarımızı özelleştirenler, şeker pancarı üreticisini küstürenler bugün ithal şekere yol açtı. Dışarıdan milyonlarca dolarlık şeker alıyoruz ama halkımız yine pahalı şeker yiyor. 2026 yılında bir paket kaliteli çikolatanın fiyatı 199 liradan 330 liraya fırlamışsa, düşünmek lazım.. Bu bayram, mutfaktaki yangının en net görüldüğü bayram olacak.” dedi. GLİKOZ ŞURUBUNDA DA İTHALAT Şeker piyasasındaki dengesizliğin sanayi tipi tatlandırıcılara da yansıdığını ifade eden Gürer, glikoz şurubu ithalatındaki artışa dikkat çekti. Gürer, halk sağlığı açısından riskli olan bu tabloyu şu rakamlarla özetledi: "Şeker türevlerinde de durum farksız. 2025 yılında 21 bin 31 ton glikoz şurubu ithal edilerek karşılığında 17 milyon 897 bin 691 dolar ödeme yapıldı. İthalat miktarı bir önceki seneye göre yüzde 7 oranında artış gösterdi."

TVHB Başkanı Eroğlu'ndan 72'inci Kuruluş Yıl Dönümü Mesajı Haber

TVHB Başkanı Eroğlu'ndan 72'inci Kuruluş Yıl Dönümü Mesajı

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, birliğin 72'inci kuruluş yıl dönümü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Türk Veteriner Hekimleri Birliği, 72 yıl önce 9 Mart 1954 tarihinde 6343 sayılı Kanunla kurulmuş, ülkemizdeki tüm veteriner hekimleri temsil eden, kamu kurumu niteliğinde ve tüzel kişiliğe haiz bir meslek örgütüdür. 72. kuruluş yıl dönümümüzü kutlarken, mesleğimizin köklü geçmişini, toplum sağlığına katkılarını ve geleceğe dair sorumluluklarımızı bir kez daha hatırlamak isteriz. Veteriner hekimlik mesleği; hayvan sağlığı ve refahından hayvansal üretime, gıda güvenliğinden halk sağlığına, çevre sağlığından biyogüvenliğe, antimikrobiyal dirençten iklim değişikliği ile mücadeleye kadar çok geniş bir sorumluluk alanına sahiptir. Küresel salgınlar, gıda krizleri, hayvan kaynaklı hastalıklar ve çevresel tehditler, veteriner hekimliğin hayati rolünü her geçen gün daha da ön plana çıkarmaktadır. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, mesleğimizin yetki ve sorumluluk alanına giren bu konularda, ilgili bakanlıklar, kamu kurumları, özel sektör ve diğer meslek örgütleriyle etkin bir diyalog zemini oluşturarak ortak stratejiler geliştirmeye, mesleğimizin toplumsal katkısını güçlendirmeye devam ediyoruz. Bilim ve teknolojideki hızlı değişime uyum sağlayan, eğitimde kaliteyi esas alan ve mesleki hakları kararlılıkla savunan bir anlayışla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Dünyanın ilk veteriner fakültesinin 1762 yılında Fransa’da Claude Bourgelat tarafından kurulması, bilimsel veteriner hekimliğin başlangıcını simgelemiştir. Louis Pasteur’ünkuduz aşısını geliştirmesi, Bernhard Bang’inbruselloz etkenini ortaya koyması, Sir John McFadyean’ın veteriner patolojisine yaptığı katkılar gibi pek çok bilimsel başarı, mesleğimizin insanlık tarihindeki vazgeçilmez yerini kanıtlamıştır. Bu öncü bilim insanlarını saygıyla anıyor, onların bilimsel mirasını geleceğe taşıma kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz. Ülkemizde 1842 yılında Mekteb-i Harbiye bünyesinde başlayan veteriner hekimliği eğitimi, 183 yıllık köklü geçmişiyle, modern bilim ve toplumun ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmiş; veteriner hekimlerimiz Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana halk sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, gıda güvenliği ve kırsal kalkınmada önemli roller üstlenmiştir. Türk veteriner hekimliğinin gelişiminde iz bırakan öncü isimler arasında; halk sağlığı ve veteriner hizmetlerinin örgütlenmesinde büyük katkıları bulunan Şefik KOLAYLI, bilimsel çalışmaları ve eğitim faaliyetleriyle mesleğe yön veren Süreyya Tahsin AYGÜN, halk sağlığı ve toplum bilincinin gelişmesine öncülük eden M. Akif ERSOY gibi değerli meslek büyüklerimizi de anmak isteriz. Toplum sağlığı, veteriner hekimlerin katkısı olmadan tam anlamıyla korunamaz. Hayvanlardan insanlara bulaşan zoonotik hastalıklarla mücadelenin yanı sıra, gıda güvenliğinin sağlanması ve sürdürülebilir hayvancılık uygulamaları için veteriner hekimlerin bilimsel bilgi ve deneyimine duyulan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Bu noktada, veteriner hekimlerin mesleki yetki ve haklarını korumak, alan dışı müdahalelere karşı durmak ve mesleğimizin geleceğini güvence altına almak, Birliğimizin temel öncelikleri arasındadır. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, mesleğimizin yüksek standartlarını oluşturmak, meslek onurunu yüceltmek ve toplumumuza en kaliteli hizmeti sunmak için kararlılıkla çalışıyoruz. Fiili hizmet süresi, sağlık meslek grubu statüsü, sağlıkta şiddetin önlenmesi, kamuda istihdamın artırılması, çalışan ve emekli veteriner hekimlerimizin özlük haklarının iyileştirilmesi ve mesleki haklarımızın korunması gibi pek çok alanda aktif çalışmalar yürütmekteyiz. Eğitim kalitesinin artırılması, veteriner fakültelerinin fiziki altyapı ve akademik kadro açısından güçlendirilmesi, ihtiyaç analizine dayalı fakülte planlaması yapılması, meslek içi eğitim programlarının yaygınlaştırılması ve veteriner hekimlikte uzmanlaşma süreçlerinin güçlendirilmesi, mesleğimizin geleceği açısından hayati öneme sahiptir. Eğitimde standartı yakalayamayan bir mesleğin, gelecekteki sürdürülebilirliği tehlikeye girecektir. Tüm bu çalışmalarımızın temelinde, mesleğimizin tarihsel birikiminden aldığımız güç ve meslektaşlarımızın özverili katkıları yer almaktadır. Mesleğimizin bugünlere gelmesinde emeği geçen her bir veteriner hekimin, ortaya koyduğu çaba ve fedakârlık, geleceğe yönelik sorumluluklarımızı da şekillendirmektedir. Kuruluş yıl dönümümüzde, geçmişten bugüne mesleğimize emek veren, katkı sunan tüm meslektaşlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz."

Sulak Alanların Tahribi Toplum Sağlığını Tehdit Ediyor! Haber

Sulak Alanların Tahribi Toplum Sağlığını Tehdit Ediyor!

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü'ne ilişkin yazılı bir basın açıklaması yaptı. TVHB Başkanı Ali Eroğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 2 Şubat, 1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde imzalanan Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar (Ramsar) Sözleşmesi’nin kabul edildiği güne atfen Dünya Sulak Alanlar Günü olarak ilan edilmiştir. Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşmeyi 172 ülke imzalamıştır. Sulak alanlar; dünyamızın biyolojik çeşitliliğinin korunması, iklim dengesinin sürdürülebilirliği ve su kaynaklarının devamlılığı açısından hayati öneme sahip doğal ekosistemlerdir. Bu alanlar yalnızca çok sayıda canlı türü için yaşam alanı oluşturmakla kalmamakta; suyun doğal filtrasyonu, taşkınların dengelenmesi, karbon tutumu, mikroklimanın düzenlenmesi ve ekosistem sürekliliğinin sağlanması gibi yaşamsal işlevleri de yerine getirmektedir. Ancak son yıllarda hızlanan kentleşme, plansız arazi kullanımı, kontrolsüz tarımsal faaliyetler, endüstriyel kirlilik ve iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle sulak alanlarımız ciddi baskı altındadır. Sulak alanların kirlenmesi ya da yok olması, yaban hayatındaki hassas dengeyi bozarak yabani türlerin insan ve evcil hayvanlarla temasını artırmakta; bu durum halk sağlığı açısından önemli biyolojik riskler doğurmaktadır. Özellikle göçmen kuşların mola alanı olan sulak alanların tahribi, Kuş Gribi, Batı Nil Virüsü ve benzeri zoonotik enfeksiyonların ortaya çıkma ve yayılma riskini artırmaktadır. Sulak alanlar aynı zamanda, çağımızın en önemli küresel tehditlerinden biri olan antimikrobiyal dirençle mücadelede “doğanın böbrekleri” işlevini görmektedir. Hayvansal ve tarımsal atıkların su kaynaklarına karışmasını engelleyen, patojen yükünü azaltan bu doğal filtrasyon sistemlerinin bozulması; dirençli mikroorganizmaların doğrudan çevreye ve gıda zincirine karışmasına zemin hazırlamaktadır. Sulak alanlar; hayvancılık, balıkçılık ve tarımsal üretim açısından stratejik öneme sahip olmasının yanı sıra, zoonotik hastalıkların izlenmesi, çevresel risklerin erken tespiti ve biyogüvenliğin sağlanması bakımından da kritik alanlardır. Bu ekosistemlerde meydana gelen bozulmalar, ekosistem dengesini zayıflatmakta ve toplum sağlığını tehdit eden yeni risk alanlarının oluşmasına neden olmaktadır. Veteriner hekimler; hayvan hastalıklarının kontrolü, yaban hayatının izlenmesi ve sulak alanlarda yaşayan canlıların sağlığının korunması süreçlerinde bilimsel ve kamusal sorumluluk üstlenmektedir. İnsan, hayvan ve çevre sağlığının ayrılmaz bir bütün olduğunu esas alan Tek Sağlık (One Health) yaklaşımı, sulak alanların korunmasında temel bir yol haritası niteliği taşımaktadır. Ülkemiz, uluslararası sözleşmeler kapsamında sulak alanların korunmasına yönelik önemli yükümlülükler üstlenmiş bulunmaktadır. Ancak mevcut tehditlerin boyutu dikkate alındığında; bu taahhütlerin sahaya etkin biçimde yansıtılması, koruma-kullanma dengesini esas alan, bilimsel temelli, şeffaf ve denetlenebilir politikaların kararlılıkla uygulanması gerekmektedir. Biyolojik çeşitliliğin korunması, ekosistem sağlığının sürekliliği ve doğal mirasımızın gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için sulak alanların korunması zorunludur. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak; ilgili kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, meslek örgütlerini ve toplumu, sulak alanlarımızın korunması konusunda daha duyarlı olmaya ve somut adımlar atmaya davet ediyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.