Hava Durumu

#Hava Olayları

Kırsal Haber - Hava Olayları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hava Olayları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Biyoçeşitliliği Korumak, Geleceğin Sofralarını Korumaktır Haber

Biyoçeşitliliği Korumak, Geleceğin Sofralarını Korumaktır

22 Mayıs Dünya Biyoçeşitlilik Günü, doğanın korunması ile gıda güvenliği arasındaki güçlü bağı bir kez daha gündeme taşıdı. Reis Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis, biyolojik çeşitliliğin korunmasının artık yalnızca çevresel bir başlık olarak değerlendirilemeyeceğini; su yönetiminden tarımsal üretime, gıda güvenliğinden ekonomik dayanıklılığa kadar uzanan hayati bir gelecek meselesi olduğunu vurgulayarak doğayı korumanın bugünün tercihi olmanın ötesinde, yarının yaşam hakkını güvence altına alan ortak bir sorumluluk olduğunu ifade etti. Biyoçeşitlilik yalnızca doğanın değil, yaşamın dengesidir Işılay Reis yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Dünya, doğayı korumak konusunda kritik bir dönemden geçiyor. İklim krizinin etkileri derinleşirken, ekosistemlerin alarm verdiği ve biyolojik çeşitliliğin hızla kaybolduğu bir çağda yaşıyoruz. Bugün artık çok açık biçimde biliyoruz ki biyolojik çeşitlilik; yalnızca bitkiler, hayvanlar ve doğal alanlarla sınırlı bir kavram değildir. Toprağın veriminden su döngüsüne, tohumun gücünden tarımsal üretimin devamlılığına, gıda arzından insan sağlığına kadar yaşamın bütün katmanlarını taşıyan temel dengedir. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 Küresel Riskler Raporu’na göre çevresel riskler, önümüzdeki 10 yıllık dönemin en kritik tehditleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Raporda özellikle aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü, Dünya sistemlerinde kritik değişimler ve doğal kaynak kıtlığı uzun vadeli en önemli küresel riskler arasında gösterilmektedir. Yerelde atılan adım, dünyada karşılık buluyor 2026 yılı Dünya Biyoçeşitlilik Günü teması “Yerelde harekete geç, küresel etki yarat” olarak açıklandıBu tema, çok kıymetli bir gerçeğin altını çiziyor: Biyoçeşitliliğin korunması; uluslararası konferans salonlarında alınan kararlarla birlikte, tarlada, üretim sahasında, kırsalda, şehirde, okulda, mutfakta ve işletmelerin günlük tercihleri içinde hayat buluyor. Bir çiftçinin kullandığı tohum, bir üreticinin toprağa yaklaşımı, bir markanın tedarik zinciri politikası ve bir tüketicinin israfı önleyen alışkanlığı, küresel etki yaratabilecek kadar güçlü bir değer taşıyor. Tür Kaybı Artık Çevresel Bir Başlık Olmanın Ötesinde Küresel düzeyde tablo son derece çarpıcıdır. IPBES verilerine göre bugün yaklaşık 1 milyon hayvan ve bitki türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor; ortalama olarak değerlendirilen tür gruplarının yaklaşık yüzde 25’i tehdit altında kabul ediliyor. Bu tablo, biyoçeşitlilik kaybının artık yalnızca ekolojik bir mesele olmadığını; gıda arzı, ekonomik istikrar, kamu sağlığı ve toplumsal refah açısından da kritik bir risk alanı oluşturduğunu gösteriyor. Uluslararası değerlendirmeler, küresel ekonomik üretimin yarıdan fazlasının doğaya ve ekosistem hizmetlerine orta ya da yüksek düzeyde bağımlı olduğunu ortaya koyuyor. Doğanın zayıflaması; üretimin, istihdamın ve dayanıklılığın da zayıflaması anlamına geliyor. Doğayı korumak için tarihi bir irade oluşuyor Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamındaki COP16 sürecinin 2025 yılında Roma’da tamamlanan oturumunda, 2030’a kadar biyoçeşitlilik için tüm kaynaklardan yılda en az 200 milyar doların harekete geçirilmesi hedefi yeniden teyit edildi. Bu karar, doğanın korunmasının artık küresel ekonomik sistemin dışında tutulamayacağını gösteren güçlü bir iradedir. Çünkü bugün bir milyondan fazla tür yok olma riskiyle karşı karşıyadır ve bu tablo hiçbir ülkenin, hiçbir sektörün ve hiçbir şirketin bu sorumluluğun dışında kalamayacağını göstermektedir. İklim krizi, biyoçeşitlilik kaybını derinleştiriyor Biyoçeşitlilik kaybının en büyük tetikleyicilerinden biri olan iklim değişikliği, ekosistemler üzerindeki baskıyı her geçen yıl artırıyor. Germanwatch’ın Climate Risk Index 2025 raporuna göre, 1993–2022 döneminde aşırı hava olayları nedeniyle dünya genelinde 765 binden fazla insan yaşamını yitirdi, ekonomik kayıp ise enflasyondan arındırılmış olarak yaklaşık 4,2 trilyon dolara ulaştı. Bu veri, iklim etkilerinin artık yalnızca meteorolojik bir mesele olmadığını; insan hayatı, üretim gücü ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından ağır sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Su krizi, biyoçeşitlilik ve gıda güvenliği aynı denklemde Biyoçeşitliliğin korunması su yönetiminden ayrı düşünülemez. Küresel ölçekte uzun süredir kullanılan temel projeksiyonlardan biri, mevcut tüketim ve kirlilik eğilimleri sürerse 2030 yılına kadar su arzı ile talep arasındaki açığın yüzde 40’a ulaşabileceğini gösteriyor. Bu tablo; tarımsal verim kaybı, tedarik zinciri kırılganlığı, gıda fiyatlarında dalgalanma ve kırsal yaşam üzerinde doğrudan baskı anlamına geliyor. Su kaynaklarının azalması ve kirlenmesi üretim ile birlikte ekosistemlerin kendini yenileme kapasitesini de zayıflatıyor. Bu nedenle su ayak izini azaltmak, suyu verimli kullanan üretim modellerine geçmek ve doğayla uyumlu tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak; hem ülkeler hem de şirketler için stratejik bir zorunluluk haline geliyor. Türkiye, biyolojik zenginliğiyle büyük bir sorumluluk taşıyor Türkiye, coğrafi konumu, iklim çeşitliliği ve geçiş kuşakları üzerinde yer alması sayesinde son derece güçlü bir biyolojik zenginliğe sahip. Türkiye; üç farklı biyocoğrafik bölgenin etkisini taşıyan yapısıyla Avrupa’daki 12 bin 500 civarındaki tohumlu bitki türünün yaklaşık 11 bin 700’üne ev sahipliği yapan, aynı zamanda on binlerce hayvan türünü barındıran çok özel bir coğrafyadır. Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde yürütülen biyolojik çeşitlilik istatistikleri ile Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Veri Tabanı, Türkiye’nin envanter, izleme ve veri temelli koruma çalışmalarını sistematik biçimde sürdürdüğünü göstermektedir. Bugün toprağın sesine, suyun dengesine, tohumun hafızasına ve doğanın çeşitliliğine sahip çıkmak; yarının dünyasına sahip çıkmaktır. Biyoçeşitlilik korunursa üretim güçlenir, üretim güçlenirse hayat sürdürülebilir olur.

Ziraat Mühendisleri Odası’ndan İklim Adaleti Çağrısı Haber

Ziraat Mühendisleri Odası’ndan İklim Adaleti Çağrısı

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Yönetim Kurulu, Türkiye’yi etkisi altına alan ekstrem hava olayları ve peş peşe gelen sel felaketlerinin ardından çok net bir "tarımda adalet" açıklaması yaptı.İklim değişikliğinin faturasını çiftçilerin, üreticilerin ve tüketicilerin ödediğini belirten ZMO, MGM’nin 76 il için alarm verdiği bu kritik dönemde tarım sektörünün "Afet Bölgesi" statüsünde desteklenmesi gerektiğini vurguladı. 76 İlde Alarm: Tarım Havzaları Seller ve Çamur Yağmurlarıyla Boğuşuyor Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM); ani sel, lokal su baskınları, yıldırım düşmesi, dolu ve kuvvetli fırtınaya karşı 76 il için kritik uyarıda bulundu. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; ''Çiftçiler, üreticiler ve tüketici geniş halk kitleleri iklim değişikliğinden sorumlu değildir. Fakat sonuçlarını en ağır biçimde yaşamaktadırlar. Doğa uğradığı geri dönüşümsüz zararlarda adalet arayamazken tarımda adaletin bir nebze de olsa sağlanması için iklim değişikliği nedeniyle oluşan afetlerden zarara uğrayan kesimlerin zararlarının afet kapsamında tazmini sağlanmalıdır. Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 76 il için alarm verirken; ani sel, lokal su baskınları, yıldırım düşmesi, dolu ve kuvvetli fırtınaya karşı dikkatli olunması uyarısında bulundu. Karadeniz Bölgesinde Amasya, Tokat, Çorum, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Gümüşhane, Bayburt ve çevresinde taşkın riski, İç Anadolu, Ege ve Akdeniz’de Ankara ve çevresi ile Akdeniz'in iç kesimlerinde sel ve kuvvetli rüzgarlar, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde şiddetli rüzgarlara ek olarak çöl tozlarının taşınmasıyla "çamur şeklinde yağışlar" görülme riski bulunduğu bildirilmektedir. Ülke genelinde birçok tarım havzası aşırı, düzensiz ve mevsim normalleri dışında yağan yağışlar nedeniyle seller, su baskınları ve taşkınlara maruz kalmış/kalmaktadır. Bazı küçük ve orta büyüklükte hayvancılık işletmelerinin barınakları, yem depoları, yem bitkisi ekili arazileri sel, su baskınları ve taşkınlardan etkilenmiş, yağışların devam edeceği bölgelerde etkilenmesi muhtemel olarak görülen yetiştiriciler olacağı değerlendirilmektedir. Bazı bölgelerde hayvanlar güvenli alanlara nakledilmiştir. Ekili, dikili tarım arazileri ve özellikle sebze üretimi için kuzey illerimizde yeni dikimi tamamlanmış ve dikim için hazırlanan araziler sel ve su baskınlarından zarar görmüştür. Sel, su baskını ve taşkınlar tarımsal üretim/ürün kayıplarına ve üretim maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır. Ekili alanları sular altında bırakarak kök çürümesine, çamur tabakasının ürünlerin üzerini örterek kuruma sonucu ürün kaybına yol açmaktadır. Seller; tarla yollarını, sulama kanallarını, seraları ve makine ve ekipmanları tahrip etmektedir. Toprağın en verimli üst katmanını sürükleyerek erozyona yer yer toprak kaymasına neden olup tarım arazilerinin uzun vadede verimliliğinin düşmesine neden olmaktadır. Tarlalarda uzun süre kalan durgun sular, bitkilerde hastalıklar gelişmesine ve zararlı popülasyonlarının artmasına zemin hazırlamaktadır. Bozulan toprağı ekime hazır hale getirmek ekstra maliyet yaratmaktadır. Ekili, dikili arazilerde yaşanan felaket sonucunda tohum, fide, fidan gibi kayıplar sezon kaçırılmadan yeniden üretim yapılabilmesi için üreticiye bedelsiz temin edilmelidir. Yaşanan kayıplar ve hasar tespitleri hızla yapılmalı. Üreticilerin kayıpları, ÇKS kaydı ve Tarım Sigortası yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın AFET kapsamında değerlendirilmeli ve hızla karşılanmalıdır. İklim değişikliğinin tarım arazileri, hayvan varlığı, alet ekipmanlar ve tarımsal yapılar üzerinde afete dönüşen yıkıcı etkilerine maruz kalmamak için sel ve su baskınlarına maruz kalma ve taşkın riski olan yerler tespit edilerek gerekli önlemler alınmalı yada risksiz alanlara nakil planlamaları geciktirilmeden yapılmalıdır.''

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.