Hava Durumu

#Hürmüz Boğazı

Kırsal Haber - Hürmüz Boğazı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hürmüz Boğazı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Güneydoğu Anadolu’nun 3 Aylık Hububat Sektörü İhracatı 871,3 Milyon Dolar Haber

Güneydoğu Anadolu’nun 3 Aylık Hububat Sektörü İhracatı 871,3 Milyon Dolar

Güneydoğu Anadolu'nun toplam ihracatındaki yüzde 31,2 payı ile liderliğini sürdüren hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı yılın ilk çeyreğinde 871,3 milyon dolar oldu. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre bölgedeki hububat sektörü ihracatı miktar bazında yüzde 6,8 düşerken, değer bazında gerileme yüzde 2,9 seviyesinde kaldı. Üç aylık süreçte yaklaşık olarak 285,8 bin ton makarna, 191,8 bin ton buğday unu, 121 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 31,1 artış ile 195,6 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı yüzde 9,4 artışla 156,2 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ortalama ihracat birim fiyatlarındaki artışın yüzde 4,2 olarak gerçekleştiği bu dönemde Orta Doğu’ya ihracat yüzde 20,8 düşüşle 340,7 milyon dolar olurken, 317,2 milyon dolar ihracat yapılan Afrika pazarında yüzde 20,9 artış sağlandı. “Alıcıların daha temkinli ve fiyat odaklı hareket edeceği bir döneme giriyoruz” Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler ışığında enerji ve lojistik dengelerinin yeniden tanımlandığını, Hürmüz Boğazı’nda artan risklerin ve enerji arz güvenliğine ilişkin belirsizliklerin Türkiye’nin lojistik merkez olma potansiyelini güçlendirdiğini belirten Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu şunları söyledi: “Irak’ın petrol ihracatında Türkiye güzergâhını daha aktif kullanma stratejisi ve Kalkınma Yolu gibi projelerin hız kazanması, ülkemizi yalnızca bir transit ülke değil, bölgesel ticaretin ve enerji akışının merkezlerinden biri haline getirebilecek stratejik bir fırsat sunuyor. Jeopolitik avantajların kısa vadeli kazanımlarla sınırlı kalmaması ve uzun vadede rekabet gücüne dönüşebilmesi için elbette ticaret altyapısının, finansman ve tahsilat süreçlerinin ve sınır kapılarındaki operasyonel akışın aynı ölçüde güçlü ve öngörülebilir olması gerekiyor. Savaşa bağlı gerekçelerle, küresel tarım piyasalarında ihracatçılarımız açısından baskı yaratan unsurların bir süre daha devam etmesini bekliyoruz. Karadeniz havzasında üretim beklentilerinin güçlü seyretmesine de bağlı olarak, fiyat odaklı rekabetin daha da artacağı bir döneme giriyoruz. Bu tablo, özellikle buğday unu, makarna ve ayçiçek yağı gibi temel ürünlerde daha da belirleyici olacak. Öte yandan enerji, gübre ve lojistik maliyetlerindeki artışın üretim maliyetlerine yansıması yalnızca ihracat fiyatlarını değil, aynı zamanda ticaretin kontrat yapısını, risk iştahını ve pazar tercihlerini de doğrudan etkiliyor. Bu nedenle mevcut dönemi yalnızca jeopolitik bir kırılma olarak değil; fiyatlama davranışlarından tedarik zincirlerine, rekabet dengelerinden üretim planlamasına kadar uzanan çok katmanlı bir dönüşüm süreci olarak değerlendirmek gerekiyor.” “Bazı pazarlarda daha yoğun bir rekabetle karşılaşacağız” Bölgesel ticarette lojistik ve güzergâh konularında yaşanan değişimin, rekabet baskısını artıracağını da dile getiren Kadooğlu şunları söyledi: “Irak ile Suriye arasında yaklaşık 14 yıldır kapalı olan sınır kapısının yeniden açılması ve alternatif transit hatların devreye girmesi, bölgesel ticaretin toplam büyüklüğünü artırma potansiyeli taşırken Türkiye açısından mevcut lojistik üstünlüğün daha rekabetçi bir zemine taşınmasına neden olabilir. Bugüne kadar Türkiye üzerinden akan ticaretin belirli bir zorunlulukla şekillendiği bir yapıdan, alternatif koridorların olduğu çok merkezli bir yapıya geçilebilir. Maliyet ve süre avantajları sağlayan yeni hatların aktif hale gelmesinin, Türk ihracatçılarının bazı pazarlarda daha yoğun bir rekabetle karşılaşmasına yol açması muhtemel. Nitekim bu süreçte yalnızca lojistik hatlar değil, aynı pazarlara erişen tedarikçilerin sayısı ve çeşitliliği de artıyor; bu da özellikle Afrika ve Orta Doğu pazarlarında fiyat hassasiyetinin daha da belirleyici hale gelmesine yol açıyor. Dolayısıyla bizim için asıl mesele, bölgesel ticaret içindeki payımızın ve yönlendirme kapasitemizin korunması olacak. Bu nedenle Orta Doğu’ya açılan gümrük kapılarımızın tam kapasiteyle ve kesintisiz çalışması, mevcut hatların hız ve maliyet avantajını koruyacak şekilde güçlendirilmesi ve Türkiye’nin ‘doğal tedarikçi’ konumunu destekleyecek politikaların sürdürülmesi kritik önem taşıyor.”

Hürmüz Boğazı Krizine Türkiye Kalkanı: Gıda İhracatı Tam Gaz Haber

Hürmüz Boğazı Krizine Türkiye Kalkanı: Gıda İhracatı Tam Gaz

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından paylaşılan verilere göre; ayçiçek yağı, çikolata ve kakaolu ürünler, bisküvi ve gofret, şekerleme çeşitleri ile makarna ve buğday unu gibi temel gıda kalemlerini kapsayan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü yılın ilk üç ayında 2,8 milyar dolarlık ihracat yaptı. Miktar bazında ihracat geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 24,6 gerilemiş olsa da ihracat birim fiyatlarında dolar bazında yaşanan yüzde 17’4’lük yükselişin etkisiyle, değer bazındaki düşüş yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre ihracatın yüzde 17,2 artışla 316,8 milyon dolara yükseldiği ayçiçek yağı, sektörde ilk sırada yer alırken; yüzde 14,7 düşüşle 248,7 milyon dolar olarak kayıtlara geçen çikolata ve kakao bazlı ürünler ikinci sırada yer aldı. Tatlı bisküvi ve gofretler ile makarna, ihracatı bu dönemde 200 milyon doları aşan diğer ürün grupları oldu. 315,2 milyon dolar ihracat yapılan Irak’taki yüzde 40,1’lik düşüşün de etkisiyle Orta Doğu pazarında yüzde 25,3’lük düşüş kaydedildi. 3 aylık süreçte geçtiğimiz yıla göre yüzde 4 artışla 68 milyon dolar ihracat yapılan İran, Türkiye’nin toplam hububat sektörü ihracatında ilk 7 içerisinde yer aldı. “Krizlere dayanıklı yapımız, küresel sarmalı soğukkanlı yönetebilmemizi sağlıyor” Küresel gıda ticaretinin Hürmüz Boğazı odağında gelişen enerji ve lojistik darboğazı nedeniyle kritik süreçten geçtiği bu dönemde yaşanan aksamaların ihracata etkilerini değerlendiren TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu şunları söyledi: “Orta Doğu’da devam eden süreç, 2022 yılında yaşanan ve tahıl ile yağlı tohum arzını doğrudan etkileyen Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan farklı bir dinamikle ilerliyor. O dönemde ürün arzı sekteye uğramıştı; bugünse sahaya yansımalar enerji, gübre ve navlun maliyetleri üzerinden dünya üretim altyapısını baskılayan sistematik bir şekilde gelişiyor. Bu tablonun küresel bir riski temel gıda maddeleri olan pirinç, buğday, mısır ve soya rekoltesinde muhtemel düşüşleri tetikleyerek, özellikle ithalata bağımlı ülkeleri uzun süreli istikrarsızlığa mahkûm edebilecek olması. Bunun yanında yüksek petrol fiyatlarının biyoyakıt talebini artırması mısır, soya ve palm yağı gibi ürünlerde ek bir fiyat baskısı oluşturabilir, tüm bu gelişmeler de gıda ticaretini sadece bir tarım meselesi olmaktan çıkararak küresel ekonomi için istikrar başlığına dönüştürebilir Türkiye gıda sanayii, şu an tüm ülkeleri etkileyen bu sarmalı; geçmiş krizlerde test edilmiş çevik yapısı, hammaddeye erişim ve onu katma değerli ürüne dönüştürme kabiliyetiyle soğukkanlı bir şekilde yönetiyor. Mart’ta aylık bazda yaşanan yüzde 14,2’lik daralmaya rağmen sektörel ihracatımızın 1 milyar dolar sınırına yaklaşması, ticari ilişkiler normale döndüğü zaman ticari verilerde hızlı bir toparlanma yaşanabileceğine işaret ediyor.” “Dinamik lojistik altyapımız en stratejik kalkanımız” Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktalarındaki tıkanıklıklar küresel petrol ticaretinin üçte birini işlevsiz bırakma potansiyeline sahip olsa da Türkiye’nin, lojistik açıdan tek bir rotaya mahkûm olan diğer ülkelerden ayrıştığına dikkat çeken Tiryakioğlu şunları söyledi: “Akdeniz’den Karadeniz’e uzanan geniş liman ağımız, gelişmiş kara yolu taşımacılığımız ve stratejik demir yolu bağlantılarımız; bölgesel blokajları alternatif güzergahlarla bypass edebilmemize imkân tanıyan eşsiz bir esneklik sunuyor. Bu lojistik çeşitlilik sayesinde, küresel tedarik zincirindeki kopmaları minimize ederek hem tedarik akışımızı güvence altına alıyor hem de ihracat menzilimizi koruyabiliyoruz. Bölgedeki deniz yolu trafiğinin yüzde 90 oranında aksadığı bu gibi dönemlerde, Türkiye’nin sahip olduğu taşımacılık altyapısının, sanayicimize hammaddeye erişim konusunda rakiplerinin önüne geçen bir avantaj sağlayacağını düşünüyoruz. Jeopolitik risklerin deniz yolu rotalarını felç ettiği bir süreçte, ülkemizin alternatifli ve dinamik lojistik altyapısı sadece ticari bir avantaj değil, aynı zamanda geniş bir coğrafyanın gıda arz güvenliğini sürdürülebilir kılan en stratejik kalkanımız olmaya devam ediyor.”

Tarımda Maliyet Krizi Kapıda! Haber

Tarımda Maliyet Krizi Kapıda!

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, küresel jeopolitik gerilimlerin tarımsal girdiler üzerindeki etkisini Meclis gündemine taşıdı. Ün, mazot ve gübre fiyatlarındaki fahiş artışların gıda enflasyonunu tetikleyeceği konusunda uyardı. ​Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunulan soru önergesinde, özellikle Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizin enerji ve petrokimya piyasalarını sarsmasıyla birlikte çiftçinin belinin büküldüğü vurgulandı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı tarafından yanıtlanması istenen önergede, tarımsal üretim zincirinin kopma noktasına geldiğine dikkat çekildi. ​Hürmüz Boğazı Krizi Türk Çiftçisini Vurdu ​Küresel ölçekte yaşanan İsrail-İran gerilimi ve Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar, Türkiye’de tarımsal üretimin en temel kalemleri olan mazot, gübre ve tarımsal plastik fiyatlarını doğrudan etkiledi. Ediz Ün’ün paylaştığı verilere göre: ​Mazot fiyatları yüzde 58 oranında arttı. ​Gübre fiyatlarında yüzde 48 ile 62 arasında bir yükseliş yaşandı. ​Tarımsal plastik ürünleri ise yaklaşık yüzde 50 oranında zamlandı. ​Türkiye Gıda Enflasyonunda OECD Lideri ​Türkiye’nin Avrupa ve OECD ülkeleri arasında gıda enflasyonunda ilk sırada yer aldığını hatırlatan Ün, artan girdi maliyetlerinin üretimden kaçışa neden olabileceğini belirtti. Soru önergesinde, destekleme politikalarının reel olarak gerileyip gerilemediği ve 2026 yılı için ek bütçe planlaması yapılıp yapılmadığı sorgulandı. ​Bakanlığa Yöneltilen Kritik Sorular: ​Acil Durum Eylem Planı Var mı? Hürmüz Boğazı gibi kriz bölgelerindeki dalgalanmalara karşı tarımsal üretimde bir B planı bulunuyor mu? ​Gübre İthalatı Ne Durumda? 2025 yılı itibarıyla en çok hangi ülkelerden gübre ithal edildi ve yerli üretim kapasitesinin ne kadarı kullanılıyor? ​Destekler Yeterli mi? Artan maliyetler karşısında mazot ve gübre desteği miktarında bir güncelleme yapılacak mı? ​Uluslararası Örnekler: Çin, ABD ve Almanya gibi ülkeler çiftçisini küresel krizlerden korumak için hangi sübvansiyonları uyguluyor? ​Gübre Tedarikinde "Razi Petrokimya" Detayı ​Önergede ayrıca, Türkiye’nin gübre hammadde bağımlılığını azaltma stratejileri ve Gübretaş’ın ortağı olduğu Razi Petrokimya üzerinden sağlanan tedarikin detayları da mercek altına alındı. Ediz Ün, stratejik stok politikalarının ve çiftçinin üretimde kalmasını sağlayacak doğrudan gelir desteklerinin şeffaf bir şekilde açıklanmasını talep etti.

Kayseri İhracatta Engel Tanımıyor Haber

Kayseri İhracatta Engel Tanımıyor

Kayseri Ticaret Odası (KTO) Başkanı Ömer Gülsoy, TÜİK tarafından açıklanan 2026 yılı Şubat ayı dış ticaret verilerini değerlendirdi. Küresel krizlere ve bölgesel gerilimlere rağmen Kayseri, ihracat rakamlarını artırarak ekonomiye değer katmaya devam ediyor. ​Şubat Ayı İhracat Rakamlarında Yüzde 7,99 Artış ​TÜİK verilerine göre Kayseri, Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına oranla yüzde 7,99 artış göstererek 319 milyon 54 bin 873 dolar ihracat gerçekleştirdi. Aynı dönemde ithalat rakamı ise 145 milyon 885 bin 574 dolar olarak kaydedildi. ​Başkan Ömer Gülsoy, zorlu şartlar altında üretim yapan üyelerine teşekkür ederek, "Savaş ve krizlere rağmen büyük bir özveriyle mücadele veren, ülkemiz için rekabet eden ve istihdam sağlayan tüm ihracatçılarımızı yürekten kutluyorum" dedi. ​Yılın İlk İki Ayında Dış Ticaret Dengesi Güçlendi ​2026 yılının ilk iki ayını kapsayan veriler, Kayseri ekonomisinin üretim odaklı büyümesini kanıtlar nitelikte: ​Toplam İhracat: 610 milyon 871 bin 528 dolar (Geçen yıla göre %0,85 artış). ​Toplam İthalat: 275 millyon 417 bin 834 dolar (Geçen yıla göre %10,19 azalış). ​Bu verilerle birlikte Kayseri, dış ticaret fazlası verme konusundaki kararlılığını bir kez daha ortaya koydu. ​Kayseri’nin En Çok İhracat Yaptığı İlk 10 Pazar ​Şubat ayında dünya genelinde 152 ülkeye ulaşan Kayseri’nin en güçlü ticari partnerleri şunlar oldu: Almanya, ​Avusturya, ​İtalya, Polonya, Fransa, ​ABD, Irak, ​Birleşik Krallık, ​Romanya, ​Hollanda ​Sektörel Analiz: Hangi Sektörler Yükselişte? ​Başkan Gülsoy, ihracatın sektörel dağılımını da paylaştı. Elektrik ve Elektronik, Demir ve Demir Dışı Metaller, Çelik ve Tekstil sektörlerinde artış yaşanırken; Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri ile Makine sektörlerinde kısmi bir azalış gözlemlendi. ​"Hürmüz Boğazı'ndaki Kriz Dünya Ekonomisini Tehdit Ediyor" ​Küresel piyasalardaki jeopolitik risklere dikkat çeken Gülsoy, Orta Doğu’daki gerilimin ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ciddi bir risk oluşturduğunu vurguladı. ​"Dünya enerji ticaretinin kalbi olan Hürmüz Boğazı’nın devre dışı kalması, petrol arzının beşte birini tehlikeye atmıştır. Bu durum, nakliye ve sigorta maliyetlerini artırarak tedarik zincirlerinde derin bozulmalara yol açmaktadır." ​"İhracatçının Rekabet Gücü Korunmalı" ​Gülsoy, sürdürülebilir büyüme için ihracatçıya verilen desteklerin artırılması gerektiğini belirtti. Kayseri sanayisinin her türlü krizi aşacak güçte olduğunu hatırlatan Başkan, "Biz her zaman istikrardan yanayız. Tüm risklere rağmen üretmeye ve ülkemize döviz kazandırmaya devam edeceğiz" diyerek sözlerini noktaladı.

Tarımda Enerji Kıskacı: Üretici Maliyetle, Tüketici Fiyatla Savaşıyor! Haber

Tarımda Enerji Kıskacı: Üretici Maliyetle, Tüketici Fiyatla Savaşıyor!

Gaziantep Ticaret Borsası Mart ayı olağan meclis toplantısında, küresel jeopolitik gerilimlerin enerji fiyatları üzerindeki baskısı ve bu durumun tarımsal üretim maliyetlerine yansımaları masaya yatırıldı. ​Gaziantep Ticaret Borsası Mart Ayı Olağan Meclis Toplantısı; Ahmet Tiryakioğlu başkanlığında, Yönetim, Meclis ve Disiplin kurulu üyelerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantının ana gündem maddelerini gıda arz güvenliği, enerji maliyetlerindeki artış ve bölgesel tarımsal veriler oluşturdu. ​Tiryakioğlu: "Hürmüz Boğazı ve Enerji Fiyatları Belirleyici Rol Oynuyor" ​Toplantının açılışında küresel ekonomideki gelişmeleri değerlendiren GTB Meclis Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, ABD-İsrail-İran hattındaki gerilimin enerji piyasalarında ciddi bir dalgalanma yarattığını belirtti. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin kritik önemde olduğunu vurgulayan Tiryakioğlu, şunları kaydetti: ​"Petrol fiyatlarının kısa sürede 70 dolardan 100 dolar bandının üzerine çıkması, yurt içinde motorin fiyatlarını 78 lira seviyelerine taşıdı. Bu artış; lojistikten tedariğe, en önemlisi de tarımsal üretim maliyetlerine doğrudan yansımaktadır. Tarım, stratejik bir alandır ve bu sürecin güçlü bir koordinasyonla yönetilmesi şarttır." ​Gaziantep’teki yağış durumuna da değinen Tiryakioğlu, Ekim ayından bu yana metrekareye düşen yaklaşık 600 kilogramlık yağışın yıllık ortalamanın üzerinde olduğunu, ancak üretim üzerindeki nihai etkinin önümüzdeki süreçte netleşeceğini ifade etti. ​Akıncı: "Üretimin Sürdürülebilirliği İçin Destek Şart" ​GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı ise borsanın yürüttüğü projeler ve piyasa işleyişi hakkında meclis üyelerini bilgilendirdi. Şeffaf ve rekabetçi bir piyasa yapısını korumaya kararlı olduklarını belirten Akıncı, artan maliyetlerin "tarladan sofraya" olan zincirdeki etkisine dikkat çekti. ​Tarım sektörünün enerjiye bağımlı yapısı nedeniyle desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Akıncı: "Enerji maliyetlerindeki yükseliş, üretimin her aşamasını etkiliyor. Üreticimizin bu maliyetler karşısında korunması, gıda arz güvenliğimiz için kritiktir. Türkiye, güçlü altyapısı ve dinamik özel sektörüyle bu küresel dalgalanmalara karşı direnç gösterecek güçtedir," dedi. ​Toplantıda Öne Çıkan Başlıklar: ​Enerji ve Akaryakıt: Motorin fiyatlarındaki yükselişin üretim ve lojistik üzerindeki baskısı. ​Gıda Güvenliği: Küresel gelişmeler ışığında tarımsal üretimin stratejik planlanması. ​Bölgesel Veriler: Gaziantep’teki yağış oranlarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi. ​Üye Talepleri: Borsa üyelerinin beklentileri ve çözüm önerileri.

Hürmüz Boğazı’ndaki Gerilim Üretim Zincirini Tehdit Ediyor Haber

Hürmüz Boğazı’ndaki Gerilim Üretim Zincirini Tehdit Ediyor

Kayseri Ticaret Odası (KTO) Mart ayı olağan meclis toplantısında konuşan Başkan Ömer Gülsoy, küresel risklerin ve artan maliyetlerin gölgesinde iş dünyasının büyük bir sınav verdiğini belirterek; “Finansman maliyetleri makul seviyeye çekilmeli, ihracatçımız döviz kuru karşısında ezilmemelidir. Sanayicimizin üretim azmi kırılmamalıdır” dedi. Kayseri Ticaret Odası (KTO) Mart Ayı olağan meclis toplantısı M.Rifat Hisarcıklıoğlu Toplantı Salonunda gerçekleştirildi. Meclis Başkanı Cengiz Hakan Arslan başkanlığında gerçekleştirilen Mart ayı olağan meclis toplantısına; KTO Başkanı Ömer Gülsoy, KTO Yönetim Kurulu Üyeleri, meclis ve komite üyeleri, Meclis Başkanlık Divan üyeleri ile Basın mensupları katıldı. Saygı duruşundu bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından toplantıda Şubat ayında gerçekleştirilen faaliyetler ele alındı. Görüşülen gündem maddeleri oy birliği kabul edildi. Hürmüz Boğazı’ndaki Gerilim Üretim Zincirini Tehdit Ediyor Gündeme dair ekonomik değerlendirmelerde bulunan Başkan Ömer Gülsoy, bölgedeki jeopolitik risklerin doğrudan Türkiye ekonomisine yansıdığına dikkat çekti. Gülsoy, özellikle enerji fiyatlarındaki tırmanışın altını çizerek şu ifadeleri kullandı: Dünya ve bölgemiz maalesef çok ağır bir imtihandan geçiyor. Hemen yanı başımızda, Ortadoğu’yu adeta bir ateş çemberine alan ABD-İsrail ve İran arasındaki çatışmaları sürüyor. Bizler geçmişte Irak-İran savaşını, bölgedeki siyasi istikrarsızlıkları ve Suriye’deki iç savaşın acı etkilerini bizzat tecrübe etmiş bir iş dünyasıyız. Ancak bugün karşımızdaki tablo, tüm dünyayı etkisi altına alan çok daha büyük bir risk barındırıyor. Savaşın coğrafi yakınlığı sebebiyle en büyük zorluğu kuşkusuz bizler yaşıyoruz. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimle birlikte petrol ve gaz fiyatlarında yaşanan olağanüstü artışlar, hepimizin malumu. Navlun ve sigorta maliyetleri katlanırken, enerji fiyatlarındaki bu tırmanış lojistikten ham maddeye kadar tüm üretim zincirimizi doğrudan etkiliyor” diye konuştu. “İşletmelerimiz İçin ‘Dikkatli Planlama’ Ve ‘Güçlü Mali Yapı’ Şart!” Enerji fiyatlarındaki maliyet baskısının sürdürülebilirliğinin zorlaştığına dikkat çeken Başkan Gülsoy, “Bu süreçte; artan maliyetler, enflasyon ve finansmana erişim konuları iş dünyamızın temel gündemleri arasında yer almaya devam ediyor. Özellikle enerji, hammadde ve girdi maliyetlerindeki bu önlenemez artış, üretim süreçlerimiz üzerinde doğrudan büyük bir baskı oluşturmaktadır. Şunu açıkça ifade etmeliyim ki; içinden geçtiğimiz bu kritik süreç, biz işletmeler açısından çok daha dikkatli bir planlama ve her zamankinden daha güçlü bir mali yapı gerektirmektedir. Kayseri; Orta Anadolu’nun üretim üssü, ihracatın kalesidir. Bizler en zor şartlarda dahi üretmeyi, istihdam sağlamayı kendimize şiar edindik. Ancak bugün gelinen noktada, sanayicimizin omuzlarındaki yükün artık sürdürülebilir sınırları zorladığını da görüyoruz. Savaşın gölgesinde kalan pazarlarımızda ihracat aksamaları ve ciddi navlun artışları yaşıyoruz. Sanayicimiz ve tüccarımız, girdi maliyetlerindeki devasa artışlara ve finansmana erişimdeki zorluklara rağmen; üretim çarklarını döndürmek, istihdamı korumak için tabiri caizse ''ateşten gömlek'' giyerek mücadelesini sürdürüyor.” İfadelerini kullandı. “Bizim İçin ''Bekle-Gör'' Dönemi Bitmiştir; Artık ''Üret Ve Diren'' Dönemindeyiz!” Enflasyon ve finansmana erişim sorunlarına dikkat çeken Başkan Gülsoy, reel sektörün önündeki en büyük engelin yüksek finansman maliyetleri ve daralan kredi muslukları olduğunu belirtti. Enflasyon ile döviz kuru arasındaki dengesizliğin ihracatçının rekabet gücünü zayıflattığını vurgulayan Gülsoy, “Üretim çarklarının dönmesi için finansmana erişim kolaylaşmalı, girdi maliyetleri makul seviyelere çekilmelidir. Enflasyonla mücadeleyi sonuna kadar destekliyoruz ancak bu süreçte sanayicinin, tüccarın üretim azmi kırılmamalıdır. Bizim için ''bekle-gör'' dönemi bitmiştir; artık ''üret ve diren'' dönemindeyiz. Ülkemizin ve devletimizin gücüne sonuna kadar inanıyoruz. Ancak iş dünyası olarak beklentimiz nettir: Finansman maliyetleri makul seviyelere çekilmeli, enflasyon ve döviz kuru arasındaki makas, ihracatçımızı daha fazla ezmeyecek şekilde dengelenmelidir. Maliyet baskısını hafifletecek ve öngörülebilirliği artıracak adımların atılması en büyük beklentimizdir.” “Biz Şehirlerle Değil, Ülkelerle Mücadele Ettik” Gülsoy, Kayseri Pastırması’nın Avrupa Birliği (AB) Coğrafi İşaret Tescili almasıyla ilgili tarihi süreci meclis üyeleriyle paylaştı. Salonda büyük bir memnuniyetle karşılanan bu gelişmeyi ''Kayseri’nin uluslararası arenadaki mührü'' olarak nitelendiren Gülsoy; bu başarının sadece bir başvuru sonucu değil, adeta bir ''diplomasi mücadelesi'' neticesinde kazanıldığını vurgulayarak meclis üyelerini bilgilendirdi. Kayseri Pastırması’nın AB tescil sürecinin perde arkasındaki hukuk mücadelesine değinen Başkan Gülsoy, bu başarının tesadüf olmadığını vurgulayarak şunları söyledi: “Avrupa Birliği’nden tescil alan 46 ürünümüz içerisinde, hakkında itiraz davası açılan ilk ve tek ürün Kayseri Pastırması olmuştur. Yürüttüğümüz 2 yıllık hukuk ve diplomasi müzakereleri neticesinde tüm dünyaya bir kez daha kanıtladık: Biz bu süreçte şehirlerle değil, ülkelerle mücadele ettik ve kazandık. Artık taklitlerin önüne geçilecek, ''Kayseri üretirse en kalitesini üretir'' imajı tüm dünyada tescillenmiş olacaktır. Bu sadece bir kağıt parçası değil; tüccarımızın alın terinin uluslararası arenada mühürlenmesidir.” “Sırada Sucuk Ve Mantı Var” Kayseri’nin gastronomi değerlerini dünya vitrinine taşımaya kararlı olduklarını ifade eden Gülsoy, yeni müjdeler de verdi: “Kayseri Pastırması şehrimizin AB nezdindeki ilk ürünü oldu ancak son olmayacak. Sırada Kayseri Sucuğumuz ve Kayseri Mantımız var. Onların da AB tescil süreçlerini aynı kararlılıkla takip ediyoruz. Hedefimiz; Kayseri’nin tüm gastronomi değerlerini dünya vitrinine taşımak ve ihracat menzilimizi bu tescilli güçle genişletmektir.Bu başarı, moralimizi yüksek tutmamız için büyük bir vesiledir. Şehrimizin markalarına sahip çıkmaya, onları dünya vitrinine taşımaya kararlılıkla devam edeceğiz.Bu gurur hepimizin! Şehrimize ve tüm üyelerimize bir kez daha hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. “Kayseri Purov Mantısı Ve Kayseri Pöç Kebabı Tescillendi” Meclis toplantısında Avrupa Birliği tescilinin yanı sıra ulusal çaptaki yeni kazanımları da açıklayan Başkan Ömer Gülsoy, iki ürün için daha müjde verdi: “Kayseri Pastırması’nın AB tescili ile yaşadığımız gurura ek olarak, ulusal düzeyde de önemli bir mesafe katettik. Daha önce başvurularını gerçekleştirdiğimiz ‘Kayseri Purov Mantısı’ ve ‘Kayseri Pöç Kebabı’ için de Coğrafi İşaret Belgesi almaya hak kazandığımızı buradan ilk kez paylaşmak istiyorum. Bu yeni tescillerle birlikte Kayseri Ticaret Odası olarak koruma altına aldığımız coğrafi işaretli ürün sayımız 17’ye yükselmiştir. Şehrimize, esnafımıza ve tüm üyelerimize hayırlı, uğurlu olsun.” Başkan Gülsoy’dan Duayen Gazeteci Oktay Ensari’ye Vefa Meclis toplantısının sonunda bir vefa borcunu yerine getirmek istediğini belirten Başkan Ömer Gülsoy, geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Kayseri basınının duayen ismi Oktay Ensari’yi vefatının birinci yıl dönümünde rahmetle andı. Başkan Gülsoy, “Bugün burada bir vefa borcumuzu da yerine getirmek istiyorum. Geçtiğimiz yıl hakka uğurladığımız, Kayserimizin duayen gazetecilerinden, şehrimizin sesini her platformda duyuran kıymetli dostumuz Oktay Ensari’yi vefatının sene-i devriyesinde bir kez daha rahmetle anıyorum. Başta kederli ailesi olmak üzere, tüm yakınlarına ve Kayseri basın camiamıza bir kez daha başsağlığı diliyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun inşallah.” dedi.

Özer Matlı: ''Orta Doğu'daki Gelişmeler Tarım ve Gıda Piyasalarını Etkiliyor'' Haber

Özer Matlı: ''Orta Doğu'daki Gelişmeler Tarım ve Gıda Piyasalarını Etkiliyor''

Bursa Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Orta Doğu’da derinleşen savaşın yalnızca enerji piyasalarını değil, tarım ve gıda zincirinin tamamını etkilediğini söyledi. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, Hürmüz Boğazı’ndaki riskler ve gübre tedariğindeki kırılganlıkların maliyet baskısını artırdığını belirten Matlı, “Bu tablo, önümüzdeki dönemde gıda fiyatları üzerinde yeni bir artış dalgasını tetikleyebilir” dedi. Orta Doğu’da son haftalarda tırmanan savaşın küresel piyasalarda yarattığı sarsıntı, Türkiye gibi enerji ve bazı stratejik tarımsal girdilerde dışa bağımlı ekonomiler açısından yeni bir risk alanına dönüşmüş durumda. Küresel enerji piyasalarında artan oynaklıkla birlikte Brent petrol varil fiyatının mart ayında 100 dolar sınırını aşması ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıklar, arz yönlü riskleri artırarak maliyet baskısını derinleştiriyor. Enerjideki dalgalanma tarım ve gıdaya doğrudan yansıyor Yaşanan gelişmelerin artık yalnızca enerji başlığı altında değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, jeopolitik krizlerin tarım sektöründeki etkisine dikkat çekti. Matlı, “Orta Doğu’daki savaş ortamı, petrol ve doğalgaz fiyatları üzerinden sanayiye; gübre, yem, lojistik ve navlun maliyetleri üzerinden de tarım ve gıda sektörüne yansıyor. Türkiye, ithalat ağırlıklı girdi yapısı nedeniyle bu tür jeopolitik kırılmalara karşı daha hassas bir konumda. Bugün enerjide yaşanan her dalgalanma, yarın tarlada maliyet, hasatta verim kaybı ve tezgâhta fiyat artışı olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu noktada devletimizin süreçte sağduyulu bir politika izlemesi ve savaş ortamından uzak durma yönündeki yaklaşımı, risklerin yönetilmesi açısından önemli bir denge unsuru oluşturmaktadır” dedi. Hürmüz Boğazı’ndaki risk gübre tedarikini de etkiliyor Hürmüz Boğazı’nda son dönemde artan jeopolitik risklerin, yalnızca petrol sevkiyatını değil, tarımsal üretimin önemli girdilerinden olan gübre tedarikini de etkilediğine dikkat çeken Özer Matlı, “Bölgedeki gelişmeler, üre, amonyak ve benzeri kritik hammaddelere erişimde zaman zaman zorluklar yaşanmasına neden olabiliyor. Şubat ayından bu yana gözlemlenen bu tablo, gübre fiyatlarında yüzde 20-25 aralığında bir artışı beraberinde getirirken, akaryakıt fiyatlarının 70 lira seviyelerinde seyretmesi de üreticilerimizin maliyetlerini artırmaktadır” ifadelerini kullandı. Süreçte üretim tarafındaki dengeleri korumak adına atılan adımların kıymetli olduğunu vurgulayan Başkan Özer Matlı, “Bu noktada, 7 Mart’ta yayımlanan kararla üre gübresinde bazı ülkelerden yapılan ithalat için uygulanan yüzde 6,5’lik gümrük vergisinin tüm ülkeler için sıfırlanmasını, üreticilerimiz adına küçük de olsa moral verici bir destek olarak görüyoruz. Ancak tarımsal sürdürülebilirliğin devamı için bu tür önlemlerin zamanında alınması; sürecin dikkatle yönetilmesi, arz-talep dengesinin korunması, gıda fiyatlarında istikrarın sağlanması açısından kritik önem taşımaktadır” diye konuştu. Orta Doğu pazarı ihracat açısından kritik önemde Riskin sadece iç pazarla sınırlı olmadığını, Türkiye’nin gıda ihracatı için Orta Doğu’nun kritik bir kale olduğunu hatırlatan Başkan Matlı, “Hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektöründe önemli bir ihracat hacmine sahibiz ve bunun yaklaşık 4 milyar dolarlık kısmı Orta Doğu ülkelerine gerçekleştiriliyor. Özellikle Irak, sektörümüz açısından en büyük pazar konumunda yer alıyor. Süt ve süt ürünlerinde de benzer bir yoğunlaşma söz konusu. Bölge ülkeleriyle olan ticaretimiz, yaşanan her gerilimden doğrudan etkileniyor. Bu süreçte ihracat performansımızı korumak için pazar çeşitliliği hayati önem taşıyor” ifadelerini kullandı. “Yeni dönemde risk yönetimi kritik olacak” Bursa Ticaret Borsası olarak süreci yalnızca kısa vadeli bir piyasa dalgalanması olarak görmediklerini ve gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten Başkan Özer Matlı, “Bundan sonraki dönemde şirketlerimiz için en kritik başlıklar; girdi tedarik güvenliği, pazar çeşitlendirmesi, maliyet yönetimi ve finansal dayanıklılık olacaktır. Artık ‘bekle-gör’ yaklaşımının değil, ‘erken önlem al, kaynağı çeşitlendir, riski dağıt’ anlayışının zorunlu hale geldiği bir dönemdeyiz. Üyelerimizin rekabet gücünü koruyacak, tedarik ve ihracat risklerini azaltacak ve tarım-gıda zincirinin dayanıklılığını artıracak çalışmalara odaklanmayı sürdüreceğiz” dedi.

Tarımı Hor Görenler, Yarını Zor Görür! Haber

Tarımı Hor Görenler, Yarını Zor Görür!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, gıda güvenliği ve egemenliği açısından Türkiye'nin büyük bir risk altında olduğunu vurguladı. Mazot ve gübre fiyatlarının tarımı ve çiftçiyi vurduğunu, iktidarın yangını seyrettiğini belirten Barut, bu koşullarda traktörün kontağının dahi çevrilemediğini, adeta altına dönen gübreyi çiftçinin bir gram bile atamadığını vurguladı. "GÜBRE ADETA ALTIN OLDU" Meclis Genel Kurulu'nda İYİ Parti'nin grup önerisi üzerine CHP Grubu adına kürsüye çıkan Ayhan Barut, "2026 yılı gıda güvenliğimiz ve gıda egemenliğimiz açısından çok risk altındadır. Çünkü tarımsal üretimin en önemli temel girdilerinden olan mazotun litresi 80 liraya, gübrenin tonu da 35 bin liraya dayanmıştır. Bu fiyatlarla ekim, dikim yapmak mümkün değildir. Bu fiyatlarla ekim yapmak değil, çiftçi, traktörünün kontağını dahi çeviremez durumdadır; aynı zamanda, gübre de altınla eş değer olmuş, gübrenin gramını dahi tarlasına atamaz durumdadır" dedi. ÖZELLEŞTİRME VE KAPATMA TEPKİSİ Tarımsal üretimde gübre kullanımının öneminden söz eden Barut, iktidarın yanlışlarına da dikkat çekerek şunları anlattı: "Gübre kullanmakla üründe kalite artar, rekolte artar. Üründe gübre kullanmayınca yüzde 20 ila yüzde 80 arasında rekolte kaybı olacaktır. İşte, bu nedenle diyoruz ki: 2026 yılında gıda egemenliğimiz tehlike altındadır. Türkiye'de çiftçimizin kullanmış olduğu gübre yılda 6,5 milyon tondur ve mazot da 3 milyar litredir. Bunların da tamamı -gübrenin yüzde 90'ı, mazotun da tamamı dışa bağımlıdır. Peki, neden dışa bağımlıyız? Çünkü bir zamanlar gübre fabrikaları vardı, kamuya ait, devlete ait; İGSAŞ vardı, TÜGSAŞ vardı, Kütahya, Samsun gübre fabrikaları vardı. Bunlar ne oldu şimdi? Ya özelleştirildi, ya kapatıldı. Bu krize Hürmüz Boğazı'ndaki yaşanan savaşın etkisi de eklenince maalesef çiftçinin mazot ve gübredeki sıkıntısı çok daha arttı ve savaşın şu anda en ağır faturasını da maalesef çiftçimiz ödemektedir. Bu nedenle, çiftçilerimiz bu söylediğim nedenlerden dolayı yabancıların eline ya da özel sektörün eline terk edilmiş durumdadır." "GÜBREDE FİYAT ARTIŞ 135 KATA ULAŞTI" Gübre ve mazot başta olmak üzere tarımsal üretim maliyetlerindeki fahiş artışa değinen Barut, sözlerini şöyle tamamladı: "Gelin, rakamlarla bir tabloya bakalım: 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde ürenin 1 tonu 261 liraydı, üre gübrenin; şu anda 35 bin lira, tamı tamına 135 kat artmış durumda. Yine, AKP iktidarı iktidara geldiğinde mazotun litresi 1,1 liraydı, şu anda 76 lira yani 80 liraya dayanmış durumda. Yaklaşık 70 kat fiyat artmış durumda. Buradan sesleniyorum, 'Gübrede, stokta sorun yoktur' diyenlere sesleniyorum: Gelin, Çukurova'ya davet ediyorum, gübre var mı, yok mu değerli arkadaşlar, bir görelim. Olan da gübreyi maalesef şu anda stoklamış ve satmıyor. Tam ekim, dikim dönemi ama çiftçi şu anda perişan değerli arkadaşlar. Yapılması gereken çok basit, tıpkı İspanya'nın yaptığı gibi çiftçiyi ve tarımı koruyacak adımlar atılmalıdır. Mazottaki ve gübredeki ÖTV, KDV kaldırılmalıdır. Eğer bu destekler de yetmiyorsa bunlara ek destek verilmelidir. Tarımı hor görenler değerli arkadaşlar, yarını zor görür. Çiftçiyi desteklerseniz tüketiciyi de desteklemiş olursunuz."

Hürmüz Boğazı’ndaki Güvenlik Riskleri Küresel Gıda Ticaretini Etkiler Haber

Hürmüz Boğazı’ndaki Güvenlik Riskleri Küresel Gıda Ticaretini Etkiler

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından paylaşılan verilere göre; çikolata ve kakaolu ürünler, ayçiçek yağı, bisküvi ve gofret, şekerleme çeşitleri ile makarna ve buğday unu gibi temel gıda kalemlerini kapsayan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü, yılın ilk iki ayında 1,9 milyar dolarlık ihracat yaptı. Miktar bazında ihracat geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 21,3 gerilemiş olsa da ihracat birim fiyatlarındaki yüzde 14’4’lük yükselişin etkisiyle değer bazındaki düşüş yüzde 9,9 seviyesinde kaldı. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre ihracatın yüzde 10,9 artışla 191,8 milyon dolara yükseldiği ayçiçek yağı, sektörde ilk sırada yer alırken; yüzde 6,9 düşüşle 170,3 milyon dolar olarak kayıtlara geçen çikolata ve kakao bazlı ürünler ikinci sırada yer aldı. Tatlı bisküvi ve gofretler ile makarna, ihracatı bu dönemde 150 milyon doları aşan diğer ürün grupları oldu. 212,4 milyon dolar ihracat yapılan Irak’taki yüzde 42,2’lik düşüşe bağlı olarak Orta Doğu pazarında yüzde 22,8’lik düşüş kaydedildi. “Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri küresel gıda ticaretini etkiler” Yurt dışında yaşanan gelişmelerin uluslararası ticaret üzerindeki etkisinin yoğunlaştığı bu süreçte, sektörün dikkatinin Orta Doğu’daki gerilimler üzerinde yoğunlaştığına dikkat çeken TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu şunları söyledi: “İran ile bağlantılı olarak bölgede son dönemde yaşanan gelişmeler, küresel gıda ticaretini yalnızca siyasi açıdan değil, enerji ve lojistik kanalları üzerinden de etkileyen yeni bir belirsizlik alanı oluşturuyor. Hürmüz Boğazı çevresinde artan güvenlik riskleri ve ticari gemi trafiğinde zaman zaman yaşanan aksaklıklar, küresel emtia taşımacılığı açısından kritik bir dar boğaza işaret ediyor. Küresel tüketimin yaklaşık yüzde 20’sine denk gelen, günde yaklaşık 20 milyon varil ham petrolün geçtiği bu koridorda yaşanan gerilim, enerji fiyatları üzerinden tarım ve gıda piyasalarına da yansıyabiliyor. Brent petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, Körfez’de artan risk primleri ve taşımacılık maliyetlerindeki yükseliş ihracat faaliyetlerini zorlaştıran unsurlar arasında yer alıyor. Enerji ve lojistikte yaşanan bu dalgalanmalar, tarımsal üretimin temel girdileri açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor. Çünkü Hürmüz Boğazı aynı zamanda küresel azot bazlı gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 25 ila 35’inin geçtiği bir hat niteliğinde. Bu nedenle sevkiyatlarda yaşanabilecek uzun süreli aksaklıklar, gübre fiyatlarının yükselmesine ve önümüzdeki üretim sezonunda maliyet baskısının artmasına neden olabilir. Enerji, navlun ve sigorta maliyetleri aynı anda yükseldiğinde, gıda ticaretinin yalnızca bir tarım meselesi olmaktan çıkarak küresel ekonomik istikrar ve tedarik güvenliği açısından da kritik bir başlık haline geldiğini unutmamak gerekiyor.” “Geniş bir coğrafyanın gıda arz güvenliğinde kilit bir merkeziz” İran’la ticaretin, ihracatçı firmaların Orta Doğu’daki rekabetçiliğini sürdürebilmesi açısından önemli bir konu olduğuna değinen Tiryakioğlu şunları söyledi: “Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri alanında yılda yaklaşık 4-5 milyar dolarlık ithalat yapan İran, Türkiye için de önemli bir pazar niteliği taşıyor. Türkiye’nin 2025 yılında bu ülkeye gerçekleştirdiği hububat sektörü ihracatı 300 milyon doların üzerinde ve İran bu tutarla en büyük 10 ihracat pazarımız arasında yer alıyor. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarı, sadece İran için değil; Rusya-Ukrayna savaşının küresel etkilerinin devam ettiği ve çevre coğrafyamızda jeopolitik risklerin arttığı bu dönemde, tüm bölgenin gıda tedariki açısından daha da stratejik hale geliyor. Güçlü sanayi altyapımız, hammadde işleme kapasitemiz ve üstün lojistik ağımız sayesinde Türkiye yalnızca kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke değil; çevresindeki geniş bir coğrafyanın gıda arz güvenliğine katkı sunan kilit bir üretim ve tedarik merkezi. Üstlendiğimiz bu sorumluluğun önümüzdeki dönemde hem ticari hem de insani açıdan daha da önem kazanacağını düşünüyoruz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.