Hava Durumu

#İklim Değişikliği

Kırsal Haber - İklim Değişikliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İklim Değişikliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

5 Bin Yıllık Miras Eskişehir'de Başaklandı Haber

5 Bin Yıllık Miras Eskişehir'de Başaklandı

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Seyitgazi ilçesindeki Küllüoba kazılarında bulunan 5 bin yıllık ekmek kalıntısından yola çıkarak başlatılan Kavılca Buğdayı projesinin Seyitgazi Süpüren Mahallesi’ndeki tarlalarını ziyaret etti. Ekim ayında toprakla buluşturulan ata tohumlarının başak verdiğini yerinde inceleyen Başkan Ünlüce, üretilen buğdayların önümüzdeki yıl daha geniş alanlara ekileceğinin müjdesini verdi. GEÇMİŞTEN GELECEĞE UZANAN LEZZET: KÜLLÜOBA EKMEĞİ Seyitgazi ilçesinde yer alan ve geçmişi yaklaşık 5000 yıl öncesine dayanan Küllüoba kazılarında, tarihi bir ekmek kalıntısı gün yüzüne çıkarılmıştı. Bu değerli bulguyu titizlikle inceleyen Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, aslına uygun oran ve malzemelerle Küllüoba Ekmeği’ni yeniden üreterek Halk Ekmek güvencesiyle vatandaşların beğenisine sunmuştu. KARS'TAN ESKİŞEHİR TOPRAKLARINA ATA TOHUMU YOLCULUĞU Ekmeğin ana bileşenlerinden biri olan genetiği değiştirilmemiş Kavılca Buğdayının 5 bin yıl önce bu topraklarda yetiştiğini fark eden Büyükşehir Belediyesi, tarihi mirası yeniden canlandırmak için harekete geçti. Kars’tan temin edilen ata tohumları, geçen ekim ayında Süpüren ve Yusuflar Mahallesi’ndeki belediye arazilerinde toprakla buluşturularak 70 dönümlük bir alanda ilk deneme ekimi yapıldı. TARLALAR BAŞAK VERDİ: “BÜYÜK BİR GURUR YAŞIYORUZ” Süpüren’deki tarlayı ziyaret ederek yeşeren ve başaklanan ekinleri inceleyen Başkan Ayşe Ünlüce, projenin başarısından duyduğu mutluluğu şu sözlerle ifade etti: “Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde yer alan ve geçmişi yaklaşık 5 bin yıl öncesine dayanan Küllüoba kazılarında, tarihi bir ekmek kalıntısı gün yüzüne çıkarıldı. Bu değerli bulguyu inceleyerek aslına uygun oran ve malzemelerle yeniden ürettiğimiz Küllüoba Ekmeği’ni, Halk Ekmek güvencesiyle halkımızın beğenisine sunduk. Bu kadim ekmeğin en önemli bileşenlerinden biri olan Kavılca Buğdayının, 5 bin yıl önce bu topraklarda yetiştiğini fark edince, ''Aynı buğdayı bu topraklarda yeniden yetiştirebilir miyiz?'' sorusunun peşine düştük. Kars’tan temin ettiğimiz ata tohumlarını, ekim ayında Süpüren ve Yusuflar Mahallemizdeki tarlalarda toprakla buluşturarak 70 dönümlük bir alanda ilk denememizi gerçekleştirdik. Bugün, o tarlalardan birinde buğdaylarımızın başaklandığını görmenin büyük mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz. Hasat edeceğimiz ürünlerden ayıracağımız tohumlarla, önümüzdeki yıl Kavılca Buğdayını çok daha geniş alanlarda ekerek bu mirası yaşatmaya devam edeceğiz.” KURAKLIĞA DAYANIKLI VE GELECEĞE UMUT VEREN TARIM İklim değişikliği ve kuraklıkla mücadelede önemli bir yere sahip olan, olumsuz iklim koşullarına dayanıklı Kavılca Buğdayının Eskişehir topraklarına uyum sağlaması, bölge tarımı için de yeni bir dönemin kapısını araladı. İlk hasattan elde edilecek ürünlerin büyük bir kısmı tohumluk olarak ayrılacak ve önümüzdeki üretim sezonunda Eskişehir genelinde çok daha geniş arazilerde yerel üreticilerle birlikte toprakla buluşturulacak.

TVHB Başkanı Eroğlu: ''Güvenli Olmayan Gıdalar Her Yıl 1,5 Milyon Can Alıyor!'' Haber

TVHB Başkanı Eroğlu: ''Güvenli Olmayan Gıdalar Her Yıl 1,5 Milyon Can Alıyor!''

Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, 7 Haziran Dünya Gıda Güvenliği Günü dolayısıyla hayati uyarılarda bulunan kapsamlı bir basın açıklaması yaptı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 2026 yılının temasının “Yükten Çözümlere – Her Yerde Güvenli Gıda” olarak belirlendiğini açıklayan Eroğlu, küresel gıda krizinin ve güvenli olmayan gıdaların insanlık üzerindeki ağır faturasını çarpıcı verilerle gözler önüne serdi. Gıda güvenliğinin bir halk sağlığı ve toplumsal refah meselesi olduğunu vurgulayan Eroğlu, sağlıklı bir geleceğin ancak bilimsel denetimlerle inşa edilebileceğini belirtti. Küresel Ekonomiye Yıllık 310 Milyar Dolar Maliyet Dünya Sağlık Örgütünün güncel verilerini paylaşan TVHB Başkanı Ali Eroğlu, her yıl yaklaşık 866 milyon insanın (dünya nüfusunun yaklaşık dokuzda birinin) güvenli olmayan gıdalar nedeniyle hastalandığını ifade etti. Gıda kaynaklı tehlikelerin her yıl 1,52 milyon kişinin yaşamını yitirmesine yol açtığını belirten Eroğlu, sürecin ekonomik boyutuna şu sözlerle dikkat çekti: "Bakteri, virüs, parazit ve kimyasal etkenler aracılığıyla 200’den fazla hastalığa zemin hazırlayan güvensiz gıdalar, sağlık sistemlerine büyük yük bindiriyor. İş gücü kayıpları ve ekonomik zararlar ülkelerin kalkınmasını baltalarken, güvenli olmayan gıdaların küresel ekonomiye yıllık maliyeti 310 milyar ABD dolarını aşmış durumdadır." En Büyük Bedeli 5 Yaş Altı Çocuklar Ödüyor Gıda kaynaklı hastalıkların yol açtığı küresel sağlık yükünün yüzde 29’unun beş yaş altı çocuklar üzerinde yoğunlaştığını belirten Ali Eroğlu, her yıl yüz binlerce çocuğun bu ihmaller yüzünden hayata veda ettiğini söyledi. Eroğlu, iklim değişikliği, kuraklık, doğal afetler, savaşlar ve artan üretim maliyetleri gibi küresel kırılganlıkların gıda sistemlerini tehdit ettiğini hatırlatarak, 2024 yılında 673 milyon insanın açlıkla karşı karşıya kaldığı bir dünyada çocukların ve gelecek nesillerin korunması için besleyici gıdaya erişimin birincil hak olduğunu vurguladı. "Tek Sağlık" Yaklaşımı Kaçınılmaz Bir Zorunluluk Özellikle hayvansal üretimde baş gösteren salgın hastalıkların ve antimikrobiyal direnç sorununun insan sağlığını doğrudan tehdit ettiğinin altı çizildi. TVHB Başkanı Ali Eroğlu, gıda güvenliği politikalarının artık insan, hayvan ve çevre sağlığını tek bir potada eriten "Tek Sağlık" yaklaşımı çerçevesinde ele alınmasının zorunlu olduğunu ifade etti. 2026 yılı temasının en net mesajının gıda kaynaklı hastalıkların sadece rakamlardan ibaret olmaması olduğunu söyleyen Eroğlu, her vakanın kaybedilen bir yaşam kalitesi ve toplumsal refah azalması anlamına geldiğini belirtti. Amacın, bilimsel verileri etkin mevzuatlara ve sürdürülebilir koruyucu uygulamalara dönüştürmek olduğunu ekledi. Gıda Güvenliği Zincirinin Gizli Kahramanları: Veteriner Hekimler Güvenli gıdaya giden yolda veteriner hekimlerin üstlendiği stratejik rolün vazgeçilmez olduğunu belirten Ali Eroğlu, veteriner hekimlerin gıda güvenliğinde dört kritik temel noktaya doğrudan katkı sağladığını açıkladı: Bulunabilirlik, erişim, kullanım ve istikrar. Eroğlu, veteriner hekimlerin sahada yürüttüğü operasyonları şu sözlerle özetledi: "Çiftliklerde hayvan sağlığının korunmasından zoonotik (hayvandan insana geçen) hastalıkların önlenmesine, kesimhanelerden et ve süt işletmelerine, yem güvenliğinden son tüketici aşamasındaki gıda denetimlerine kadar veteriner hekimler her halkada görev yapmaktadır. Sağlıklı hayvanlardan elde edilen güvenli gıdalar, etkin veteriner hekimlik hizmetlerinin en somut ürünüdür." Güvenli Gıda Tesadüf Değildir! Basın açıklamasının sonunda gıda güvenliğinin tesadüflere bırakılamayacak kadar ciddi bir planlama işi olduğunu ifade eden TVHB Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, sistemin güçlendirilmesi için atılması gereken adımları sıraladı: Üretimden tüketime kadar olan tüm süreçler tamamen bilimsel esaslara göre yürütülmelidir. Risk temelli denetim sistemleri teknolojik imkanlarla güçlendirilmelidir. Kayıt dışılık engellenmeli, taklit ve tağşişle mücadele kararlılıkla sürdürülmelidir. Yeterli sayıda uzman personel ve etkin kontrol mekanizmaları bütçe ve kadrolarla desteklenmelidir. TVHB olarak bilimin ışığında, toplum sağlığını her şeyin önünde tutan, şeffaf ve sürdürülebilir bir bursa ve gıda güvenliği sisteminin inşası için çalışmaya devam edeceklerini kamuoyuna saygıyla duyurdu.

Bakan Yumaklı Açıkladı: Tarımda Yapay Zekâ ve İHA Dönemi Başlıyor! Haber

Bakan Yumaklı Açıkladı: Tarımda Yapay Zekâ ve İHA Dönemi Başlıyor!

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, tarım sektöründe yerli ve milli teknoloji hamlesine yönelik çok önemli açıklamalarda bulundu. Yapay Zekâ Politikaları Derneği (AIPA) tarafından düzenlenen ve Anadolu Ajansının global iletişim ortağı olduğu "AI Tomorrow Summit 2026" zirvesinde konuşan Bakan Yumaklı, tarımsal üretim süreçlerine entegre edilen yeni nesil teknolojileri duyurdu. Yumaklı, "Yapay zekâ, büyük veri, görüntü işleme sistemleri, sensör teknolojileri, robotik uygulamalar ve insansız hava araçlarını (İHA) üretim süreçlerimize entegre ediyoruz" diyerek akıllı tarımın şifrelerini verdi. "Yapay Zekâ Tarım İçin Bir Lüks Değil, Verimliliğin Anahtarıdır" Gıda güvenliğinin, stratejik bağımsızlığın ve milli güvenliğin en temel yapı taşının tarımsal üretim olduğunu vurgulayan Bakan Yumaklı, küresel iklim değişikliği ve artan dünya nüfusuna dikkat çekti. Yeni dönemde başarının sadece üretmekten değil, "akıllı üretmekten" geçtiğini belirten Yumaklı, yapay zekânın tarımdaki rolünü şu sözlerle özetledi: "Yapay zekâ teknolojileri tarımın geleceğini yeniden şekillendirecek stratejik bir güçtür. Bugün milyonlarca veriyi saniyeler içinde işleyerek karar desteği sunabilen bu teknoloji; tarım ve hayvancılıkta verimliliğin, kalitenin ve sürdürülebilirliğin en önemli anahtarıdır." Dijital Tarım Eylem Planı ve Strateji Belgesi Hazır! Bakanlık olarak değişimi izleyen değil, yöneten bir Türkiye vizyonuyla hareket ettiklerini ifade eden İbrahim Yumaklı, tarım sektörünü geleceğe taşıyacak iki büyük müjdeyi paylaştı: Yapay Zekâ ve Dijital Tarım Teknolojileri Araştırma Merkezi kuruldu. Yapay Zekâ Destekli Dijital Dönüşüm Strateji Belgesi ve Eylem Planı hazırlandı. Bakan Yumaklı, veriye dayalı yönetim anlayışını güçlendirecek ve yapay zekâ uygulamalarını ülke genelinde yaygınlaştıracak bu strateji belgesinin en kısa sürede kamuoyuyla paylaşılacağını açıkladı. Suyun Her Damlası Yapay Zekâ ile Korunacak Özellikle su kaynaklarının verimli kullanılmasının hayati bir önem taşıdığına değinen Bakan Yumaklı, dijital sistemler ve yapay zekâ destekli uygulamalar sayesinde suyun her damlasını korumayı hedeflediklerini belirtti. Bu süreçte TEKNOFEST gençliğine, üniversitelere ve genç girişimcilere olan inancının tam olduğunu vurgulayan Yumaklı, tarımın dijital dönüşümüne genç neslin yön vereceğini ifade etti. Zirvenin sonunda, AIPA Başkanı Zafer Küçükşabanoğlu tarafından Bakan İbrahim Yumaklı'ya yapay zekâ teknolojisi kullanılarak üretilen özel bir tablo hediye edildi.

Bakan Yumaklı: "TMO 20 Milyon Tonluk Depolama Kapasitesiyle Hasat Dönemine Hazır'' Haber

Bakan Yumaklı: "TMO 20 Milyon Tonluk Depolama Kapasitesiyle Hasat Dönemine Hazır''

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, bu yıl tarımsal sulamayla ilgili bir problem olmayacağını belirterek, "Geçen sene zirai don ve kuraklıkla düşen üretimimiz bu sene toparlanacak, hatta bazı ürünlerde rekorlar kıracağımızı söyleyebilirim." dedi. 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla düzenlenen Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Danışma Kurulu Toplantısı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın da katılımıyla bir otelde yapıldı. Burada konuşan Yumaklı, tarım sektörünün sadece bir üretim faaliyeti değil, strateji ve planlama işi olduğunu söyledi. İklim değişikliği ve bölgesel gerilimlerin küresel üretim maliyetlerini ve tedarik zincirlerini doğrudan etkilediğine işaret eden Yumaklı, "Tarım ve Orman Bakanlığı olarak tüm adımlarımızı bu gerçeklere göre planlı ve programlı şekilde atıyoruz. Tarımı teknolojiyle birleştirmek artık bir zorunluluktur." diye konuştu. Bakan Yumaklı, Türkiye'de tarım adına gelecek vizyonunu pekiştiren gelişmeler yaşandığını bildirerek, 7 aylık verilere bakıldığında son 66 yılın en yağışlı yılının yaşandığını, barajlardaki ortalama doluluk oranının yüzde 75'lerin üzerine çıktığını söyledi. "Tmo 20 Milyon Tonluk Depolama Kapasitesiyle Hazır" Bu yıl sulamayla ilgili problemin olmayacağına dikkati çeken Yumaklı, konuşmasına şöyle devam etti: "Geçen sene zirai don ve kuraklıkla düşen üretimimiz bu sene toparlanacak, hatta bazı ürünlerde rekorlar kıracağımızı söyleyebilirim. Toprak Mahsulleri Ofisimiz (TMO) de yeni hasat dönemine 20 milyon tonluk depolama kapasitesiyle hazır. İki yıl önce başlattığımız, meyvelerini almaya başladığımız üretim planlamamızı güçlendirerek devam ettiriyoruz. İki yıl önce başlattığımız hayvancılıkta yol haritamızı uygulamaya devam ediyoruz. Yeni destekleme modelimizi de kadınları ve gençleri ön plana alacak şekilde sisteme entegre ettik." Yumaklı, ziraat odalarıyla iş birliğini daha da ileriye götürmek için gayret ettiklerini belirterek, Çiftçi Kayıt Sistemi veri girişi ve kabul işlemlerinin yürütülmesine için TZOB ile bir protokol imzaladıklarını anımsattı. İlk etapta uygulamanın üç ilde başladığını ve geçen yıl il sayısının 21'e çıktığını anlatan Yumaklı, bu yıl hazır olan odaları da sisteme dahil edeceklerini söyledi. Bakan Yumaklı, IPARD kapsamında hayata geçirdikleri "danışmanlık hizmetleri" ile ziraat odalarında görev yapan 600'ün üzerinde uzman danışmana eğitim desteği vermeye devam edeceklerini bildirdi. "ALGI OPERASYONLARININ ÜRETİCİLERİMİZİN MORALİNİ BOZMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan "Türkiye Tarım ve Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi"nin sektörde yeni sayfa açtığını dile getiren Yumaklı, şunları kaydetti: "Proje kapsamında krediye erişim sorunu yaşayan ve birincil üretim yapan çiftçilerimiz için yaklaşık 500 milyon dolarlık kredi hacmi oluşturulması konusunu uygulamaya başlayacağız. Yaklaşık 400 bin çiftçimizin ürünlerini pazarlayabilecekleri yeni kanallar oluşturulacak. Öngörümüz 250 bin vatandaşımıza istihdam sağlanacak. Ancak birilerinin, 'tarım bitti' diyerek çiftçilerimizi moralini bozmaya ve tüketicimizi tedirgin etmeye devam ettiğini görüyoruz. Bu algı operasyonlarının üreticilerimizin moralini bozmasına izin vermeyeceğiz. Dezenformasyonla moral bozmaya çalışanlara bu sektörün verdiği en büyük cevap, tarladaki üretim, stoklarımızdaki doluluk ve burada sergilediğimiz sarsılmaz birlikteliktir."

''Süper El Niño'' İhtimali Güçleniyor: Sıcaklık Rekorları Kırılabilir! Haber

''Süper El Niño'' İhtimali Güçleniyor: Sıcaklık Rekorları Kırılabilir!

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Pasifik Okyanusu’ndaki son gözlemlerin, 2026’nın ikinci yarısında çok güçlü bir El Niño gelişebileceğine işaret ettiğini söyledi. Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı konu ile ilgili yaptığı araştırmada şu ifadelere yer verdi; ''Pasifik Okyanusu’ndaki son gözlemler, 2026’nın ikinci yarısında çok güçlü bir El Niño gelişebileceğine işaret ediyor. Bazı tahmin modelleri, 1997-98 ve 2015- 16’daki rekor olayları aşabilecek ölçekte bir “Süper El Niño” ihtimalini gündeme getiriyor. Eğer öngörüler gerçekleşirse, El Niño küresel sıcaklıkları geçici olarak daha da yukarı taşıyabilir ve 2027 yeni sıcaklık rekorlarının yılı olabilir. Şu anda tahminlerin en belirsiz olduğu “ilkbahar bariyeri” dönemi devam ediyor; daha net tablo yaz aylarında ortaya çıkacak. Olası bir El Niño’nun Türkiye’ye etkileri, büyük ihtimalle daha dolaylı olacak. Küresel sıcaklıkların daha da artması; sıcak hava dalgaları, yüksek gece sıcaklıkları ve uzun orman yangını sezonu riskini artırabilir.'' dedi. Doç. Dr. Yavaşlı araştırmasının devamında şu ifadeleri kullandı; ''Tropikal Pasifik’teki son gözlemler ve mevsimsel tahmin modelleri, 2026’nın ikinci yarısında güçlü bir El Niño olayının gelişebileceğine işaret ediyor. Modellerin önemli bir bölümü, gayriresmi olarak “Süper El Niño” diye anılan çok güçlü bir senaryoya yaklaşıyor. Ancak iklim biliminde tahminlerin en kırılgan olduğu “ilkbahar belirsizlik bariyeri” hâlâ aşılmış değil; daha net tabloyu Haziran ve Temmuz güncellemeleri ortaya koyacak. Ortalama tahminler gerçekleşirse, oluşabilecek El Niño’nun şiddeti 1997-1998 ve 2015-2016’daki rekor olayları geride bırakabilir. Daha yüksek tahminler ise tarihsel rekoru ezici biçimde aşan, henüz gözlenmemiş güçte bir El Niño ihtimalini gündeme getiriyor. Böyle bir tablo, küresel sıcaklıkları geçici olarak daha da yukarı taşıyacaktır. Üstelik El Niño artık, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle zaten ısınmış bir atmosferin içinde gelişiyor. Bu nedenle 2027’nin yeni bir küresel sıcaklık rekoru kırması sürpriz olmayacaktır. El Niño; dünyanın farklı bölgelerinde kuraklık, aşırı yağış, sıcak hava dalgaları ve tarımsal üretim kayıpları gibi sonuçlar doğurabiliyor. Türkiye üzerindeki etkiler ise daha dolaylı hissedilecek. Asıl risk, küresel sıcaklıklardaki artışın Türkiye’nin hâlihazırda kırılgan olan iklim koşullarını daha da zorlaması. Öngörülerin gerçekleşmesi halinde özellikle Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu’da daha yoğun sıcak hava dalgaları, yüksek gece sıcaklıkları ve uzayan orman yangını sezonları görülebilir. El Niño nedir? El Niño, Pasifik Okyanusu’nun ekvator çevresindeki orta ve doğu kesimlerindeki deniz yüzeyi sıcaklıklarının, çok yıllık ortalamanın belirgin biçimde üzerine çıkmasıyla tanımlanır. Okyanus ve atmosfer arasındaki etkileşimler sonucu gelişir. Normal koşullarda alize rüzgârları, sıcak yüzey suyunu Pasifik’in batısında biriktirir. Derinden gelen soğuk su, doğuda yüzeye yükselir. El Niño döneminde ise alizeler zayıflar, hatta yer yer tersine döner. Bu da sıcak su kütlesinin doğuya yayılmasına neden olur. Yağışa neden olan yükselen hava hareketleri de Pasifik Okyanusu’nun orta kesimlerine doğru kayar. Sonuçları: Kuraklık, aşırı yağışlar, sıcak hava dalgaları Bu kayma, yalnızca Pasifik kıyısındaki ülkeleri ilgilendirmez. Walker dolaşımını, jet akımları ve büyük ölçekli yağış kuşaklarını yeniden şekillendirir. Avustralya’dan Güney Amerika’ya, Doğu Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya kadar dünyanın farklı bölgelerinde kuraklık, aşırı yağış, sıcak hava dalgaları ve tarımsal üretim baskıları gibi etkilere yol açar. Bugünkü tablo: Çok şiddetli bir El Niño olasılığı var El Niño, kardeşi La Niña ile birlikte, ‘‘ENSO’’ (El Niño-Güneyli Salınım) adı verilen iklim salınımının iki ucunu oluşturur. El Niño ve La Niña, yıllar arası iklim değişikliğinin en güçlü doğal sürücüsüdür. Bugünkü tabloyu dikkat çekici yapan ise yalnızca El Niño ihtimalinin artmış olması değil, bazı tahmin sistemlerinin olayın şiddetini çok yüksek göstermesi. NOAA (ABD’nin Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi) 11 Mayıs 2026 tarihli resmi değerlendirmesine göre Mayıs-Temmuz 2026 döneminde El Niño gelişme olasılığı yüzde 61’e çıktı. Yıl sonuna kadar sürmesi beklenen olayın ‘‘çok güçlü bir El Niño’’ düzeyine ulaşmasına ise dörtte bir olasılık veriliyor. Ancak NOAA’ya göre bu, ekvatoral Pasifik’teki batılı rüzgâr anomalilerinin yaz ayları boyunca devam etmesine bağlı - yani henüz kesinleşmiş değil. Columbia Üniversitesi Uluslararası İklim ve Toplum Araştırma Enstitüsü’nün (IRI) 20 Nisan 2026 tarihli teknik güncellemesine göre ise 15 Nisan itibariyle +0,5°C eşiğine ulaşıldı. IRI bu durumu ‘‘hızla gelişen ENSO koşulları’’ olarak nitelendiriyor ve Temmuz-Eylül 2026 için El Niño olasılığını yüzde 94’e çıkarıyor. IRI’ye göre asıl soru ‘‘El Niño olacak mı’’ değil, ‘‘ne kadar güçlü olacak?’’ Emsalsiz bir El Niño yaşanabilir Ancak tek bir modelin uç tahmininden hareketle ‘‘süper El Niño geliyor’’ demek doğru değil; bireysel modellere değil çok-model topluluklarına bakmak gerekir. Bu çerçevede iklim bilimci Zeke Hausfather’ın 13 farklı modelleme grubundan 637 ayrı tahmini tek bir derlemede toplayan veri seti son derece değerli. Hausfather’ın 30 Nisan’da Climate Brink Dashboard’da yayımladığı yazıda beklenen El Niño için farklı modellerin medyan tepe değeri +2,7°C olarak veriliyor. Bu rakamın ne anlama geldiğini somutlaştırmak için tarihsel referans gerekli: 1997-98 Süper El Niño’sunun zirvesi yaklaşık +2,4°C idi. 2015-16 olayı ise yaklaşık +2,6°C civarındaydı. Yani bu öngörü doğrulanırsa 2026-27 olayı, modern kayıt tarihin en güçlü El Niño’su olabilir. Farklı modellerin üst yüzdelik dilimi olan +3,8°C ise tarihsel rekoru ezici biçimde aşan bir senaryoya işaret ediyor. Bu eşik, şimdiye kadar gözlenmiş hiçbir olayda görülmedi. 2027’nin küresel sıcaklık rekoru kırması muhtemel Bu olayın küresel sıcaklıklara etkisi ise büyük. Güçlü El Niño olayları, okyanustan atmosfere doğru olağandışı miktarda ısı transferine yol açar. Bu transfer, küresel ortalama yüzey sıcaklığını geçici olarak yukarı çeker. El Niño’nun Aralık 2026 civarında zirve yapmasının asıl etkisi, 2027 yılı boyunca gözlenir. Türkiye’deki El Niño etkisini, tropik bölgelerdeki kadar doğrudan okumamak gerekir. El Niño’nun gelişmesi, Türkiye’de mutlaka kuraklık olacağı veya aşırı yağış görüleceği anlamına gelmez. Türkiye’nin yağış ve sıcaklık rejimi üzerinde daha belirleyici olan etkenler vardır (Kuzey Atlantik Salınımı, Akdeniz üzerindeki basınç alanları, batı rüzgarları vs. gibi). Ancak El Niño sinyalini tamamen yok saymak da doğru değil. Küresel sıcaklıkların artması, Türkiye’nin kırılgan koşullarını zorlar Türkiye için asıl risk, El Niño nedeniyle artan küresel sıcaklıkların, Türkiye’nin halihazırda kırılgan iklim koşullarına eklenmesidir. Eğer 2026 sonu-2027 başında öngörülen küresel ısınma ivmesi gerçekleşirse, Türkiye’de uzun süreli sıcak hava dalgalarının yaşanması, gece sıcaklıklarının yüksek seyretmesi, orman yangını sezonunun uzaması ve tarımsal su talebinin artması gibi sonuçlar doğurabilecek hassas bir döneme girilir. Bu açıdan en hassas bölgeler, Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu. El Niño artık daha sıcak bir dünyada yaşanıyor Burada doğal değişkenliği, iklim değişikliğinin yerine koymadığımı vurgulamak isterim. El Niño doğal bir salınım, fakat üzerine bindiği iklim sistemi de artık 1997’den de 2015’ten de belirgin biçimde daha sıcak. Aynı büyüklükteki bir El Niño bugün, 30 yıl öncesine göre çok daha sıcak bir okyanus ve daha enerji yüklü bir atmosfer üzerinde etkisini gösteriyor. Yağış rejimi açısından ise şimdiden kurak veya yağışlı gelecek hükmü vermek mümkün değil. Haziran sonrasındaki tahmin güncellemeleri ile birlikte durum daha net görülecek. Panik değil hazırlık gerektiren bir tablo ile karşı karşıyayız. Belediyelerin, sağlık otoritelerinin, tarım ve enerji planlamacılarının yapması gereken, mevsimsel tahminleri yakından izlemek ve sıcak hava dalgası, yangın, su yönetimi konularındaki erken uyarı sistemlerini güncel tutmak. Kaynak: İklim Masası Kaynak: Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı / Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde 3. Tarım Teknolojileri Festivali Haber

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde 3. Tarım Teknolojileri Festivali

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen Uluslararası Tarım Teknolojileri Festivali, sektör paydaşlarını bir araya getirdi. Üniversite, kamu ve özel sektör iş birliklerini güçlendirerek gençler için yeni ufuklar açan güçlü bir platform haline gelen festival, tarımın geleceğine ışık tutmaya devam ediyor. Kamu kurumları, özel sektör temsilcileri, akademisyenler, araştırmacılar ve öğrencilerin tarım, çevre ve yaşam bilimleri ekseninde aynı çatı altında buluşma olanağı yakaladığı AgriFest 2026’nın açılışı, Maldivler'in Ankara Büyükelçisi Abdul Raheem Abdul Latheef, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar, Japonya'nın Ankara Büyükelçiliği Misyon Şefi Yardımcısı Koji Tahara ve Tarım Ataşesi Yosuke Takao, TİGEM Genel Müdürü Dr. Hasan Gezginç, Artvin İl Tarım Müdürü Neşat Ulutaş, akademisyenler, öğrenciler ve sekter temsilcilerinin katılımıyla Ziraat Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan program, Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı sanatçılarının müzik dinletisi ve açış konuşmaları ile devam etti. Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar, bugün burada, geleceğin tarım anlayışını, üretim modelini ve teknolojik dönüşümünü konuşmak üzere bir araya geldiklerini ifade etti. Günümüzde tarımın yalnızca üretim faaliyetlerinden ibaret olmadığının altını çizen Ünüvar, “Tarım stratejik güvenliktir, sürdürülebilir kalkınmadır, teknolojidir, veridir ve geleceğin en önemli güç alanlarından biridir. Hatta bugünün de en önemli güç alanlarından biridir. Çünkü tarımsal üretim olmadan hayatın varlığı sürdürülemez” dedi. Dünyanın iklim değişikliği, kuraklık, su kaynaklarının azalması, artan nüfus ve gıda arz güvenliği gibi çok boyutlu sorunlarla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Ünüvar, “Böylesi bir dönemde ülkelerin gücü yalnızca sanayi üretimiyle değil, tarımda ne kadar bağımsız ne kadar verimli ve ne kadar teknolojik olduklarıyla da ölçülmektedir. Bu nedenle tarım teknolojileri, artık yalnızca sektörün değil, ülkelerin geleceğini şekillendiren stratejik alanlardan biri haline gelmiştir” ifadelerini kullandı. Festival alanında yer alan her çalışmanın, aslında geleceğin tarımına dair güçlü bir vizyon ortaya koyduğunu belirten Ünüvar, şöyle devam etti: “Sensör teknolojileri, yapay zekâ destekli üretim sistemleri, akıllı sulama uygulamaları, veri temelli tarımsal analizler, robotik çözümler ve sürdürülebilir üretim modelleri tarımın artık klasik yöntemlerin çok ötesine geçtiğini açıkça göstermektedir. Ankara Üniversitesi olarak bizler, bilimsel birikimimizi çağın ihtiyaçlarıyla buluşturmayı temel sorumluluklarımızdan biri olarak görüyoruz. Özellikle Ziraat Fakültemiz, ülkemizin en köklü yüksek tarım öğretim kurumu olarak yalnızca eğitim veren bir yapı değil aynı zamanda araştıran, geliştiren, teknoloji üreten ve sektöre yön veren öncü bir merkez olma misyonunu sürdürmektedir. Üniversitelerin en önemli görevlerinden biri de gençleri geleceğe hazırlamaktır. Bu açıdan bugün burada öğrencilerimizin sektör temsilcileriyle bir araya gelmesini son derece kıymetli buluyorum. Üniversite ile sektörün aynı platformda buluştuğu her ortam bilgi üretiminin uygulamayla birleşmesine, yeni iş birliklerinin doğmasına ve ülkemizin kalkınmasına doğrudan katkı sunmaktadır.” Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Hüseyin Atar ise, AgriFest 2026’nın, fakültenin geleneksel hale gelen sektör buluşmaları ve tarım teknolojileri vizyonu kapsamında planlandığını, üniversitenin bilimsel birikimi ile sektör dinamizmini aynı platforma buluşturmayı hedeflediğini vurguladı. Cumhuriyetin bilim ve üretim vizyonunun en önemli yapı taşlarından birisi olan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinin köklü geçmişiyle yalnızca bir eğitim kurumu değil, Türk tarımının hafızası, aklı ve geleceğe uzanan vizyonu olduğunun altını çizen Atar, “Ziraat Fakültesi büyük bir mirasın taşıyıcısıdır. Biz yalnızca geçmişimizle gurur duyan bir kurum değiliz, aynı zamanda geleceği de inşa etmeye çalışan bir fakülteyiz. Çünkü artık tarım yalnızca üretim değil; dijitalleşme, yapay zekâ, akılı tarım teknolojileri, veri yönetimi ve iklim değişikliği ile mücadele, gıda güvenliği, sürdürülebilirlik ve stratejik olarak bağımsızlıktır. İşte AgriFest 2026 tam da bu anlayışın ürünüdür” ifadelerini kullandı. Açış konuşmalarının ardından anı fotoğrafı çektiren katılımcılar, kampüste firmalar tarafından kurulan stantları gezdi.

Gastronomi, Kültür ve Sürdürülebilirlik Mersin’de Masaya Yatırıldı Haber

Gastronomi, Kültür ve Sürdürülebilirlik Mersin’de Masaya Yatırıldı

Mersin Büyükşehir Belediyesi; Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO), Mersin Avrupa Birliği Bilgi Merkezi ve Slow Food iş birliğinde ‘Gastronomi, Kültür ve Sürdürülebilirlik: Topraktan Sofraya Lezzetin Hafızası’ başlıklı etkinlik düzenledi. Etkinlikte; gastronominin kültürel mirası, yerel üretim ve sürdürülebilirlik ile ilişkisi birçok farklı bakış açısıyla ele alındı. Türkiye’nin değişik bölgelerinden yerel üreticileri, şefleri, akademisyenleri ve gastronomi öğrencilerini Mersin’de buluşturan program, 5 oturum halinde gerçekleştirildi. Etkinlikte; topraktan sofraya uzanan üretim zinciri, yerel ürünlerin korunması, agroekolojik yaklaşımlar ve gastronominin kültürel kimlikle bağı, detaylı biçimde değerlendirildi. Etkinliğin ilk oturumunda ‘Gastronomi, Kültür ve Kimlik İlişkisi’, ikinci oturumda ‘Kültürel Diyalog ve Kültürel Miras Aracı Olarak Gastronomi’ başlıkları ele alındı. Programın diğer bölümlerinde ise ‘Topraktan Sofraya Gastronomi Kimliğinin Sürdürülebilirliği’, ‘Yerel ve Sürdürülebilir Üretimin Haritalanması: Organik ve Agroekolojik Çiftlikler’ ile ‘Türkiye Slow Food Liderleri Deneyim Paylaşımı’ başlıklı oturumlar gerçekleştirildi. Şahutoğlu: “Mersin, geniş mutfağıyla Akdeniz’in gastronomi hafızasıdır” Programa katılan Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Selçuk Şahutoğlu, Mersin’in gastronomi konusunda çok zengin bir kent olduğunu vurguladı. Toroslar’dan Akdeniz’e uzanan geniş coğrafyada her ürünün, her tarifin ve her sofranın bir hikaye taşıdığını ifade eden Şahutoğlu, “Bu hikayeler nesilden nesile aktarıldıkça bir anlam kazanıyor. Bizler bu coğrafyadaki her bir hikayenin, aslında gastronomiyle bağlantısı olduğunu düşünüyoruz. Gastronomi sadece bir yemek değil; bir kültür ve birlikteliktir. Mersin bereketli toprağı, iklimi, coğrafyası, güçlü tarımı, aynı zamanda çok geniş mutfağıyla, aslında Akdeniz'in bir gastronomi hafızası” dedi. “Gastronomi kültürel bir mirastır ve aktarıldıkça varlığını sürdürür” Dünyada gıda sistemlerinin; yaşanan iklim değişikliği, gıda israfı ve sürdürülebilir tarımın zorlukları dolayısıyla büyük sorunlar yaşadığını kaydeden Şahutoğlu, gastronominin bir dayanışma olduğunu ve bu bilinçle çalışmalar sürdürdüklerini belirtti. Şahutoğlu, “Bizler, gıda sistemlerinin yaşamış olduğu bu sorunları da ele alarak, sağlıklı gıdanın üretimini destekleyecek ve üretilen bu sağlıklı gıdaların nesilden nesile aktarılmasını sağlayacak gıda sistemi oluşturuyoruz” diye konuştu. Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak yerelde üretimi destekleyen, önceleyen, kooperatifleri güçlendiren, kadın emeğini görünür kılan önemli çalışmalara da imza attıklarını sözlerine ekleyen Şahutoğlu, “Bizler aynı zamanda gastronominin kültürel bir miras olduğunu ve bunun aktarıldıkça var olabileceğini düşünüyoruz. Çünkü sürdürülebilir gastronominin temelinin, sürdürülebilir tarımdan geçtiğini düşünüyor ve sürdürülebilir tarımın da yerelden desteklenebileceğini biliyoruz” ifadelerine yer verdi. Çakır: “Mersin’in önemli ürünlerini lezzete çevirmemiz lazım” MTSO Başkanı Hakan Sefa Çakır da Mersin’de üreticiden tüketiciye kadar herkesin birlik ve beraberlik içerisinde hareket edip, üretilen ürüne katma değer kazandırdığını söyleyerek, “Mersin’de çok önemli değerlerimiz var. Bu değerleri lezzete çevirmemiz lazım” dedi. Slow Food ekibinin çalışmalarının bu açıdan çok kıymetli olduğunu söyleyen Çakır, “Çünkü sürdürülebilirliği destekliyorlar. Slow Food-Yeryüzü pazarları da üreticimizi, tohumlarımızı ve ürünlerimizi koruyan önemli platformlar” diye konuştu. Lokmanoğlu: “Slow Food, hız odaklı tüketim anlayışına karşı doğmuş bir harekettir” Etkinliğin açılışında konuşan Türkiye Slow Food Koordinatörü Yasmina Lokmanoğlu ise Slow Food’un, modern dünyanın hız odaklı tüketim anlayışına karşı doğmuş önemli bir kültürel hareket olduğunu vurguladı. Slow Food’un, gıda ile nasıl bir gelecek kurulmak istendiğiyle alakalı olduğunu kaydeden Lokmanoğlu, “Bizler yiyeceği sadece tüketmeyen; aynı zamanda onu anlayan, sorgulayan ve sahip çıkan bir topluluğuz. Toprağı, üreticiyi ve geleceğimizi koruyabiliyoruz. İyi, temiz ve adil bir dünya ancak birlikte mümkün” ifadelerini kullandı. Programda ayrıca Slow Food Asya ve Pasifik Bölgesi Koordinatörü Elena Aniere, Avrupa’da sürdürülebilir gastronomi konulu sunumunda, Avrupa Birliği’nin ‘Çiftlikten Sofraya’ stratejisi kapsamında yürütülen iyi uygulama örneklerini paylaştı.

Bakan Yumaklı'dan Net Mesaj: "Tarım Artık Bir Milli Güvenlik Meselesidir!" Haber

Bakan Yumaklı'dan Net Mesaj: "Tarım Artık Bir Milli Güvenlik Meselesidir!"

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Yalova’da düzenlenen "Bitkisel Üretimi Geliştirme Projeleri Temin Töreni"nde hayati açıklamalarda bulundu. Tarımın sadece bir ekonomik faaliyet olmadığını vurgulayan Yumaklı, gıda arz güvenliğinin ülkelerin bağımsızlığı ile doğrudan ilgili olduğunu ifade etti. ​"Tarımsal Hasılada Avrupa Lideriyiz" ​Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nde çiftçilerle buluşan Bakan Yumaklı, Türkiye’nin tarımdaki küresel gücüne dikkat çekti. Dünyadaki jeopolitik krizler ve iklim değişikliği karşısında Türkiye'nin konumunu şu sözlerle özetledi: ​"Ülkemiz tarımsal hasılada Avrupa'da birinci, dünyada ise ilk 10 ülke arasında yer alıyor. Toprağına sahip çıkan ve suyunu verimli kullanan ülkeler artık dünyada stratejik gücü elinde tutuyor. Tarım, sadece çiftçinin faaliyeti değil; ülkelerin bir milli güvenlik meselesidir." ​Yalova'da Üretime Büyük Destek: Fide ve Sulama Sistemleri Dağıtıldı ​Yüzölçümü küçük olmasına rağmen Yalova'nın üretim kapasitesinin memnuniyet verici olduğunu belirten Yumaklı, tören kapsamında çiftçilere sağlanan destekleri açıkladı. Bitkisel üretimi güçlendirmek adına dağıtılan ekipmanlar şunlar: ​170 bin adedi aşkın sebze fidesi toprakla buluşuyor. ​46 ton sera örtüsü ile 130 dekarlık alan yeniden üretime kazandırılıyor. ​650 rulo damlama sulama hortumu ile su israfının önüne geçiliyor. Suyun Her Damlası İçin Yeni Dönem: "En Kıymetli Meta" ​Konuşmasında su verimliliğine geniş yer ayıran Bakan Yumaklı, geleceğin en büyük gündem maddesinin su yönetimi olacağını söyledi. Kuraklığa karşı alınan tedbirlerin toplumsal bir seferberliğe dönüşmesi gerektiğini vurguladı: ​"Suyu israf etmeden kullanmak zorundayız. Boşa akan her bir damla su, bu ülkenin geleceğinden çalmaktadır. Suyu sadece bir kaynak değil, geleceğin en kıymetli metası olarak görmeliyiz." ​Modern Üretim ve Sürdürülebilirlik Hedefi ​Bakanlık olarak tarım arazilerinin etkin kullanımı projelerine (TAKE) devam edeceklerini belirten Yumaklı, özellikle çalı fasulyesi ve yağlık ayçiçeği tohumu dağıtımlarıyla üreticinin maliyetlerini düşürmeyi hedeflediklerini söyledi. Modern üretim tekniklerinin verimlilik artışındaki rolüne değinen Bakan, "Üreten herkesin yanındayız" mesajı verdi. ​Tören, Bakan Yumaklı ve protokol üyelerinin çiftçilere sera örtüsü, fide ve sulama hortumlarını bizzat teslim etmesiyle sona erdi.

Başkan Er ''İpek Yolu Kervanı'' Üyeleriyle Bir Araya Geldi Haber

Başkan Er ''İpek Yolu Kervanı'' Üyeleriyle Bir Araya Geldi

Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) kapsamında şehre gelen ‘İpek Yolu Kervanı’ heyetini ağırladı. Dünyaca ünlü aktivist Inna Modja’nın da yer aldığı heyete, deprem sonrası Malatya’nın çevre yatırımları ve tarımsal kalkınma süreci anlatıldı. Türkiye’den Moğolistan’a uzanan küresel bir farkındalık yolculuğu olan ‘İpek Yolu Kervanı’nın yeni durağı Malatya oldu. COP17 öncesi mera ve çayır ekosistemlerinin önemine dikkat çekmek için kente gelen Birleşmiş Milletler heyeti, Arslantepe Karşılama Merkezi’nde tarihi bir buluşmaya imza attı. Başkan Sami Er: "Malatya Küllerinden Yeniden Doğuyor" Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, etkinlikte yaptığı konuşmada 6 Şubat depreminin yaralarının hızla sarıldığını belirtti. Malatya’da 131 bin bağımsız bölümün hasar aldığını hatırlatan Başkan Er, konut inşaatlarının yanı sıra çevreci belediyecilik projelerinin de öncelikleri olduğunu vurguladı. Malatya’nın Geleceği İçin Dev Çevre Yatırımları Başkan Sami Er, şehrin sadece binalarıyla değil, doğasıyla da ayağa kalktığını ifade ederek şu önemli projeleri paylaştı: İleri Biyolojik Arıtma Tesisi: Bölgenin en büyük tesisi tamamlanmak üzere. Arıtılan su, tarımsal sulamada geri dönüştürülecek. 10 Milyon Euro’luk Atık Ayrıştırma Fonu: Fransa Kalkınma Ajansı’ndan sağlanan kaynakla deprem enkazları ayrıştırılacak. Yeşil Alan Dönüşümü: Enkaz depolama alanları bitkisel toprakla örtülerek 1 milyon metrekarelik dev bir yeşil alana dönüştürülecek. İklim Değişikliği ve Tarımın Başkenti Malatya Dünya kuru kayısı ihtiyacının %80’ini karşılayan Malatya’nın aynı zamanda bir tarım şehri olduğunu hatırlatan Başkan Er, 2025 yılındaki zirai don felaketine ve iklim değişikliğinin etkilerine dikkat çekti. Mera Kanunu ile korunan alanların hayvancılık için büyük fırsat sunduğunu belirtti. Inna Modja: "Malatya’nın Çalışmaları Takdire Şayan" UNCCD İyi Niyet Elçisi, dünyaca ünlü sanatçı ve çevre aktivisti Inna Modja, Malatya’da gördüklerinden çok etkilendiğini dile getirdi. Modja, "Doğal felaketlerden sonra ne kadar hızlı ayağa kalktığınız önemlidir. Özellikle atık yönetimi ve yeniden inşa sürecindeki hassasiyetiniz ilham verici" diyerek takdirlerini sundu. Modja, konuşmasının ardından katılımcılara kısa bir performans sergiledi. COP17 Yolunda Stratejik Durak: Malatya Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdür Yardımcısı Fatma Toru ve UNCCD temsilcisi Yazan Neme, projenin dünya gıda güvenliği ve mera alanları için taşıdığı kritik öneme değindi. Heyet, ağustos ayında Moğolistan’ın başkenti Ulanbator’da düzenlenecek olan COP17 (Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele 17. Taraflar Konferansı) öncesinde Malatya’daki dirençli tarım ve hayvancılık örneklerini belgeselleştiriyor. Arslantepe’de Gastronomi Müjdesi Başkan Sami Er, UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Arslantepe Höyüğü’nde bulunan 3 bin yıllık fırının, yakında düzenlenecek olan Gastronomi Festivali’nde sembolik olarak kullanılacağını duyurarak Malatya’nın tarihi derinliğine vurgu yaptı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.