Hava Durumu

#İklim Krizi

Kırsal Haber - İklim Krizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İklim Krizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İklim, Bilim ve Kadın Liderliği Gaziantep’te Buluştu Haber

İklim, Bilim ve Kadın Liderliği Gaziantep’te Buluştu

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, UN WOMEN iş birliğinde ana sponsorluğunu Halkbank’ın üstlendiği İklim, Çevre, Kadın COP31 toplantıları kapsamında “Yöneten Kadın Liderler Forumu” Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın katılımıyla düzenlendi. Gaziantep, COP31 Türkiye Antalya sürecinde iklim değişikliği, bilim, çevre ve kadın liderliğini aynı zeminde buluşturan önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Bu kapsamda “İklim, Çevre, Kadın 2030 – Yöneten Kadın Liderler Forumu” nda kadınların iklim ve çevre dönüşümündeki liderliği, karar alma mekanizmalarından somut iklim eylemlerine uzanan bir perspektifle ele alındı, yol haritası oluşturuldu. Forum ile gezegenin geleceği, yeşil dönüşümü ve bu dönüşümü en güçlü öznesi olan kadının liderliği çerçevesinde tarihi COP31 İklim Zirvesi’ne doğru ilerlerken karar masalarında kadınların etkisini yükseltmek ve yerelden küresele somut adımlar inşa edilmesi hedefleniyor. BAKAN GÖKTAŞ: “GAZİANTEP’TE BEREKET, TOPRAĞA, SUYA VE EMEĞE GÖSTERİLEN EMEKLE BAŞLAR” Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş burada yaptığı konuşmada, Gaziantep’in kendilerine bir şeyi çok iyi öğrettiğini belirterek, şunları konuştu: “Burada bereket, toprağa, suya ve emeğe gösterilen özenle başlar. O emeğin çok büyük bir kısmını da çoğu zaman kadınlar taşır. Bugün iklim krizi karşısında dünyanın ihtiyaç duyduğu da tam olarak bu güçtür. Ve bu gücü küresel iklim gündeminin merkezine taşımak için çok önemli bir fırsatın eşiğindeyiz. İşte bugün iklim değişikliğini ve kadın emeğinin sürdürülebilir bir geleceğe nasıl yön verebileceğini konuşmak için buradayız.” “GAZİANTEP’TE ORTAYA ÇIKACAK FİKİRLER, SOMUT ÖNERİLER COP31’E GÜÇLÜ BİR KATKI SUNACAK” Türkiye’nin Antalya’da COP31’e ev sahipliği yapacağını anımsatan Bakan Mahinur Özdemir Göktaş, “Türkiye bu zirveyi bir ‘Uygulama COP’u’ olarak tanımlıyor. Gaziantep’ten yükselecek ses de tam olarak bunu söylüyor: Artık sözden çok icraat, taahhütten çok uygulama zamanı. Ve uygulamanın sahadaki en güçlü taşıyıcılarından biri, hiç şüphe yok ki kadınlar olacak. Bu Forum’un da kadınların sahadaki gücünü ortak bir iradeye dönüştürmesini diliyorum. Gaziantep’te ortaya çıkacak fikirlerin ve somut önerilerin COP31’e güçlü bir katkı sunacağına inanıyorum” dedi. Bu kıymetli buluşmaya ev sahipliği yapan başta Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürlerini ifade ederek konuşmasını sürdüren Bakan Göktaş, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 24 ülkede 100 binden fazla haneyi inceleyen çalışmasının detaylarını katılımcılarla paylaştı. Göktaş, “Çarpıcı bir tablo ortaya konuyor. Sıcak hava dalgaları yüzünden kırsalda geçimini kadının sağladığı haneler her yıl yüzde 8 daha fazla gelir kaybediyor. UN Women’a göre en kötü senaryoda 2050’ye kadar 158 milyon kadın ve kız çocuğu yoksulluğa, 236 milyon kadın açlığa sürüklenebilir” diye konuştu. “KADINLAR KARAR MASASINDA OLDUĞUNDA GEZEGEN KAZANIYOR” Bakan Göktaş, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bugün kadın ve iklim ilişkisini yalnızca kırılganlık üzerinden konuşmanın yeterli olmadığı kanaatindeyim. Çünkü kadın, iklim krizinin mağduru değil; aynı zamanda bu sorunla mücadelenin ve soruna çözümün de öznesidir. Avrupa Merkez Bankası’nın 2 bin şirketi inceleyen araştırmasına göre kadın yönetici oranı arttıkça şirketlerin karbon salımı düşüyor. Yani kadınlar karar masasında olduğunda gezegen kazanıyor.” İşte bu Forum’un kamu, akademi, iş dünyası, sivil toplum, sanat ve spor dünyasını buluşturan yapısını bu bereketi hayatın her alanına taşıma fırsatı olarak görüyorum. Diliyorum ki Gaziantep’te bir araya gelen bu birikim, Antalya’da kadınların iklim mücadelesindeki öncülüğünü dünyaya duyuran güçlü bir sese dönüşsün. Bu ortak gayret, Aile ve Nüfus Yılı’nda ailelerimizi güçlendirme ve evlatlarımıza daha yaşanabilir bir dünya bırakma hedefimize de katkı sunsun.” BAŞKAN ŞAHİN: “COP31’E EN HAZIR ŞEHİRLERDEN BİRİYİZ” Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, dünyanın iyiliğe ihtiyacı olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Dünyanın kadın bakışına ihtiyacı var, dünyanın merhamete, şefkate, rahmete ihtiyacı var. Dünyanın duygusal zekaya, çoklu zekaya ve kadının disiplinine, kadının iradesine ihtiyacı var. İşte tam bu bakış açısıyla bir aradayız. Bizim bir derdimiz var, bizim bir aşkımız var. İklim dediğimiz şey; gökyüzünden gelen yağmurun miktarı ama aynı zamanda tarlaya düşen bereket, esnafın siftahı, sanayideki sanayicimizin ham maddesi, şehrin suyu ve evlatlarımızın geleceğidir. Tam bunu konuşmak için buradayız. Antarktika yolculuğumda, buzulların eridiğini gördük. Artık bu mesele; bizim torunlarımıza bırakacağımız bir dünyanın inşası.” Kadın bakış açısıyla iklimi konuşmak için bir arada bulunduklarını anlatan Başkan Fatma Şahin, “Kadın rektörlerimiz, akademik dünyadaki duygusal zeka bakışıyla buradalar. Yeşil kampüs yaptık, iklim-bilim-kadın başlıkları üzerine çalıştık. Çok güzel çalışmalar yaptık. Ve şimdi COP31’e en hazır şehirlerden biriyiz. Biz çocuk dostu, aile dostu, doğa dostu bir şehiriz. Tabiat bizlere emanet” dedi. Konuşmasının ardından Büyükşehir Belediyesi olarak yaptıkları çalışmalara dikkati çeken Başkan Şahin, sıfır atık, gıda güvenliği, iklim dirençli şehirler, iklim uygulama köprüsü, yeşil sanayileşme, temiz enerji dönüşümü gibi konular hakkında katılımcılara sunum eşliğinde bilgi verdi. ÇEBER: “KADIN BİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI İLE ÇALIŞMAK ÇOK AVANTAJLI” Gaziantep Valisi Kemal Çeber, kadın bir büyükşehir belediye başkanı ile çalışmanın çok avantajlı bir durum olduğunu dile getirerek, “Bu güzel bir programın çok başarılı olacağına inanıyorum. Çok güzel kurgulanmış bir program. Gaziantep’te birbirinden muhteşem programlar yapıyoruz. Bu program da tamamen birçoğunda olduğu gibi Başkanımız Fatma Şahin’in eseridir. Gaziantep çevre ve iklim konusunda çok hassas bir tutum sergiliyor. Biz sizleri, Mezopotamya’da ağırlıyoruz. Gaziantep birçok tarım ürününün evcilleştirilerek dünyaya yayıldığı topraklardır. İşte o Mezopotamya’nın genleri, bu toplumu, bu şehri çevre ve iklim konusunda hassas hale getiriyor” dedi. VARANK: “COP31, DÜNYANIN EN BÜYÜK İKLİM DİPLOMASİSİ” Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı, COP31 Baş Yöneticisi Fatma Varank programda yapılan toplantının COP31’deki önemine değinerek, “COP31 dünyanın en büyük iklim diplomasisi Türkiye'de Türkiye'nin ev sahipliğinde ve Türkiye'nin başkanlığında yapılacak. Hep birlikte el ele bu mücadeleyi sonuna kadar götüreceğiz. Tabii çok önemli kararların çıkmasını beklediğimiz bir toplantı olacak COP31. Türkiye hem coğrafi konumu itibariyle hem de güneyle kuzeyi, doğuyla batıyı birbirine bağlayacak bir köprü olma diplomaside de aynı köprüyü kurabilme yeteneğiyle büyük ümitler vaat ediyor. Şu anda beklentiler de diğer ülkeler tarafından çok yüksek beklentiler var” diye konuştu. GUİMOND: “İKLİM KRİZİNİN HAYATINI VE EMEĞİNİ DEĞİŞTİRECEĞİ İNSANLAR OLMADAN BU KRİZE ADİL BİR YANIT BULAMAYIZ” BM Kadın Birimi Türkiye Ülke Direktörü Maryse Guimond ise forumda yaptığı konuşmada şunları aktardı: “Bugünkü programda iki soruyu tartışmaya açıyoruz: Karar masasında kimler oturuyor? Alınan kararları somut iklim eylemine nasıl dönüştürürüz? Bu iki soru birbirinden ayrı düşünülemez. İklim krizinin hayatını ve emeğini değiştireceği insanlar olmadan bu krize adil bir yanıt bulamayız. Kadın liderleri masaya çağırıp alkışladıktan sonra kararları yine eskiden alındıkları yerde bırakmak da olmaz. Masada yer almak önemli. Ama bu yer ancak söz hakkı, etki ve sonuçları belirleme gücüyle birlikte geldiğinde anlam kazanır.” AYAN: “KADINLARIN COP31 SÜRECİNDEKİ YERİ GELECEĞİMİZİ BELİRLEYECEK” AK Parti İstanbul Milletvekili, Çevre ve Şehircilik Politikaları Başkanı Nilhan Ayan, yaptığı konuşmada iklim, çevre ve kadın liderliğini aynı zeminde konuşulduğunu aktararak, “İklim değişikliği suyun, gıdanın, enerjinin, üretimin ve şehirlerin geleceğini birlikte düşünmemizi gerektiriyor. Kadınların bu süreçteki yeri de geleceğimizi belirleyecek. Kadın liderliğini güçlendirmek daha etkili, daha yenilikçi ve daha kapsayıcı iklim çözümlerini üretmenin anahtarıdır. Çünkü kadın girişimciliği ve liderliği iklim eyleminin hızlandırılmasında kritik bir önem taşıyor” açıklamasında bulundu. KKTC CUMHURBAŞKANI’NIN EŞİ ERHÜRMAN: “BAŞKAN FATMA ŞAHİN ÜLKEMİZDE ÇOK POPÜLER BİR BAŞKAN” Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı’nın Eşi Nilden Bektaş Erhürman Gaziantep’te yapılan toplantıda bulunmanın anlam ve önemine değinerek, “Bir çevre mühendisi olarak bu toplantıda yer almak benim için çok anlamlı. Başkan Fatma Şahin ülkemizde çok popüler bir başkan. Bizim ülkemizde çok tanınıyor ve takdir ediliyor. Kendisine davetlerinden dolayı çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. Program günün anlam ve önemine binaen çekilen hatıra fotoğrafıyla sona erdi.

İzmir İklim Mücadelesinde Avrupa ile Bilgi Köprüsü Kuruyor Haber

İzmir İklim Mücadelesinde Avrupa ile Bilgi Köprüsü Kuruyor

İzmir Büyükşehir Belediyesi, iklim değişikliğiyle mücadelede yerel politikaları güçlendirmek ve Avrupa kentleri arasındaki bilgi paylaşımını artırmak amacıyla yürüttüğü “İklim Gündeminin Büyükşehirlerde Uygulanması (CLI-MET)” projesi kapsamında Avrupa’dan uzman, akademisyen ve yerel yönetim temsilcilerini İzmir’de ağırladı. Proje heyeti, İzmir’in iklim krizine karşı doğa temelli uygulamalarından Kadifekale Mahalle Bostanı’nı da yerinde inceledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Avrupa’daki üniversite ve metropol yönetimleriyle birlikte yürüttüğü “İklim Gündeminin Büyükşehirlerde Uygulanması (CLI-MET)” projesi kapsamında ilk paydaş buluşması İzmir’de yapıldı. Palermo Üniversitesi’nin yürütücülüğünde, Erasmus+ Programı KA220-HED kapsamında desteklenen proje ile büyükşehirlerin iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum politikalarındaki rolünün güçlendirilmesi hedefleniyor. İklim krizi ile mücadele çalışmalarını inceledi İzmir’de düzenlenen buluşmada iklim adaleti, iklim finansmanı, kentlerin iklim politikaları ve farklı şehirlerde yürütülen çalışmalar ele alındı. Avrupa’nın farklı kentlerinden gelen uzman, akademisyen ve belediye temsilcileri, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin iklim kriziyle mücadele kapsamında hayata geçirdiği uygulamaları da yerinde inceleme fırsatı buldu. Heyetin ziyaret noktalarından biri Kadifekale Mahalle Bostanı oldu. “İzmir öncü kent” İzmir Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Dairesi Başkanlığı İklim Değişikliği ve Temiz Enerji Müdürü Yiğit Beydağ, projenin iklim değişikliğiyle mücadelenin yerel düzeyde güçlendirilmesi açısından önem taşıdığını belirtti. Projenin yalnızca kent yönetimlerinin deneyim paylaşımını değil, öğrencilerin de iklim politikalarının geliştirilmesi süreçlerine dahil edilmesini amaçladığını belirten Beydağ, “İzmir burada öncü bir kent oldu. İklim değişikliğiyle ilgili konuların yerelde gündeme alınmasını, şehirlerin politikalar üretmesini ve çalışmalar yapmasını amaçlayan bir proje. Aynı zamanda bir Erasmus projesi. Öğrencilerin fikirlerini alarak üniversite döneminden itibaren iklim politikalarına dahil edilmelerini amaçlıyor. Bu açıdan önemli bir çalışma” diye konuştu. “İzmir gündemde kalmaya devam ediyor” İzmir’in proje kapsamında yürüttüğü çalışmaların Avrupa’daki paydaşlara aktarılmasının önemine değinen Beydağ, “İzmir’in iklim politikalarına ne kadar önem verdiğini, iklim değişikliğiyle ilgili konularda öncü bir kent olduğunu bir kez daha ortaya koymuş olduk. Projede çok önemli ülkeler ve üniversiteler yer alıyor. Daha önce yaptığımız çalışmaları kendilerine yerinde gösterdik ve çok beğendiler. İzmir, iklim değişikliğiyle mücadele konusunda yürüttüğü çalışmalarla Avrupa genelinde gündemde kalmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı. Vinci: “İklim sorunlarına bir yanıt” Projenin lider ortağı Palermo Üniversitesi’nden Proje Koordinatörü Ignazio Vinci ise çalışmanın temel amacının üniversiteler, yerel yönetimler ve Avrupa’daki metropoliten alanlar arasındaki bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirmek olduğunu söyledi. Üç yıl sürecek projenin iklim krizine karşı ortak çözümler geliştirmeyi amaçladığını belirten Vinci, toplumun sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekti. Vinci, “İklim, son yıllarda en önemli konulardan biri. Bu proje de iklim sorunlarına bir yanıt niteliğinde. Ancak iklim değişikliğine karşı bir yanıt, toplumu sürece dahil etmeden mümkün değil. Toplumda farkındalık yaratmak ve farklı bilgi türlerini bir araya getirmek gerekiyor” dedi. “İzmir mükemmel bir örnek” İzmir’in proje ortakları arasında yer alma nedenlerine de değinen Vinci, kentin metropoliten yapısının iklim değişikliğinin etkilerinin yanı sıra çözüm üretme açısından da önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Vinci, “İzmir, metropoliten yapının tipik bir örneği. Trafik yoğunluğu, nüfus yoğunluğu ve çevresel sorunlar gibi metropollere özgü birçok mesele burada görülüyor. Ancak burada yaşayan insan sayısı aynı zamanda çözüm üretmek için önemli bir güç. Kentler, iklim değişikliğine karşı yanıtın hızlandırılabileceği yerlerdir” diye konuştu. İzmir’in sahip olduğu bilgi ve deneyim birikiminin de projede etkili olduğunu söyleyen Vinci, “İzmir mükemmel bir örnek ve bu nedenle kenti ortaklığın içinde görmek istedik” ifadelerini kullandı. Avrupa ortaklığı Palermo Üniversitesi’nin yürütücülüğünde Erasmus+ Programı KA220-HED kapsamında desteklenen proje üç yıl sürecek. Proje kapsamında kentlerin karşı karşıya olduğu iklim riskleri değerlendirilecek, farklı şehirlerin deneyimleri paylaşılacak ve yerel yönetimlerin iklim politikalarını daha etkin uygulayabilmesine yönelik yöntemler geliştirilecek. Projede İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yanı sıra Palermo Üniversitesi, Dortmund Teknik Üniversitesi, Madrid Teknik Üniversitesi, Milano Belediyesi ve Avrupa Metropoliten Bölgeler ve Alanlar Ağı (METREX) ortak olarak yer alıyor.

2030 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı Resmi Gazete’de Yayımlandı Haber

2030 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı Resmi Gazete’de Yayımlandı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan “2030 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı” Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Beş yıllık yol haritasında 4 stratejik amaç, 8 hedef, 32 eylem ve 297 uygulama adımı yer alıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın internet sitesinde paylaşılan bilgilere göre, Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda hazırlanan “2030 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı” ile şehirlerin çehresini değiştirecek 5 yıllık yol haritası belirlendi. Eylem planında uygulamaya, izlemeye ve ölçmeye odaklanan 4 stratejik amaç, 8 hedef, 32 eylem ve 297 uygulama adımı yer aldı. Yeni stratejiler, 2020-2023 döneminde kazanılan tecrübe ve kurumsal kapasitenin üzerine gelişmiş bir yönetim çerçevesi olarak inşa edildi. İleri teknoloji, sürdürülebilir ve dirençli dünya vizyonuyla hareket eden yeni yol haritasında yapay zeka, büyük veri, nesnelerin interneti ve dijital ikiz gibi teknolojilere odaklanılacak. Kentsel dönüşüm, iklim krizi ve afet yönetimi alanında erken uyarı ve kriz anı yönetim mekanizmaları devreye alınacak. Bakan Kurum: 5 Yıllık Akıllı Şehir Eylem Planımız Hazır Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, eylem planının detaylarını sosyal medya hesabından infografikle paylaştı. Bakan Kurum paylaşımında, “5 yıllık Akıllı Şehir Eylem Planımız hazır. Belediyecilik, trafik sistemleri, atık yönetimi başta olmak üzere hemen her alanda vatandaşımızın hayatını kolaylaştıracak 50 akıllı şehir uygulamasını hayata geçireceğimiz düzenlemeler Resmi Gazete’de yayımlandı. Hayırlı olsun” ifadelerini kullandı. Trafikten Çevre Temizliğine Kadar Hizmetler Tek Noktadan Takip Edilecek Eylem planı kapsamında önümüzdeki 5 yıllık süreç ayrıntılı olarak düzenlendi. Buna göre 2026 sonuna kadar 81 ilin tamamında akıllı şehir stratejileri ve yol haritaları hazırlanacak. Her belediyede özel akıllı şehir birimleri kurulacak ve mekansal planlamada semantik planlama modeline geçilmesi zorunlu olacak. 2027 yılında büyükşehirlerin ardından 187 ilçe belediyesi sürece dahil edilecek ve 268 belediyede Coğrafi Bilgi Sistemi tabanlı gelişim planları hazırlanacak. 2028 yılı itibarıyla en az 50 akıllı şehir uygulaması sahada hayata geçecek. Kurulacak teknoloji kümelenmeleriyle yerli çözümlerin dünyaya ihraç edilmesi hedeflenecek. 2029 yılına gelindiğinde tüm illerde trafikten çevre temizliğine kadar hizmetlerin tek noktadan takip edileceği Dijital Şehir Yönetim Merkezleri kurulacak. Koordinasyonu ise Bakanlık bünyesindeki Ulusal Akıllı Şehir Merkezi sağlayacak. Akıllı Şehir Teknolojilerinde Yerli Üretim Şartı 2030 yılında akıllı şehir teknolojilerinde en az yüzde 80 yerli üretim şartı aranacak. Sektörde dünya ile yarışacak 500 girişimci şirket desteklenecek ve sürecin hukuki altyapısını oluşturan Akıllı Şehir Kanunu yürürlüğe girecek. Vatandaşa Fayda Sağlayacak Teknolojik Çözümler Uygulanacak Yeni planla, kurumların birbirinden kopuk sistemler kurarak kaynak israfına yol açmasının engellenmesi amacıyla veri yönetişimi ve birlikte çalışabilirlik ilkeleri merkeze alındı. Şehirlerin teknoloji çöplüğüne dönüşmemesi için tüm teknolojiler yakından izlenecek. Şehirlere en uygun olanı tespit edilerek yalnızca vatandaşa doğrudan fayda sağlayacak çözümler uygulanacak. Bu kapsamda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yerel yönetimlere rehberlik etmek amacıyla 50 uygulamaya ait fizibilite raporu ve 15 bin sayfalık eğitim dokümanı havuzu oluşturuldu. TOKİ ve Kentsel Dönüşüm Projeleri “Akıllı Bölgeler” Yaklaşımıyla Bütünleşecek Stratejinin önemli başlıklarından birini kentsel dönüşüm, iklim krizi ve afet yönetimi oluşturdu. Yeni yol haritası kapsamında erken uyarı ve kriz anı yönetim mekanizmalarıyla afetlere hazırlık güçlendirilecek. TOKİ, kentsel dönüşüm ve yeni konut projelerini doğrudan “Akıllı Bölgeler” yaklaşımıyla bütünleştirecek. Yeni yaşam alanlarının yeşil enerjiyle çalışması, su ve enerji kayıplarının sensörlerle anlık olarak tespit edilmesi ve çevreye duyarlı tasarımların kullanılması hedefleniyor. Akıllı Sokak Aydınlatmalarıyla Enerji Tasarrufu Hedefleniyor Yeni stratejiyle birlikte sokaktaki vatandaşın yaşam kalitesinin artırılması hedefleniyor. Gerçek zamanlı trafik yönetim sistemleriyle yollarda kaybedilen zamanın en aza indirilmesi planlanıyor. Atık toplama araçları doluluk oranına göre rota çizecek, akıllı sokak aydınlatmalarıyla enerji tasarrufu sağlanacak. Vatandaşlar ise mahallelerindeki sorunları mobil uygulamalar üzerinden doğrudan ilgili birimlere ileterek şehir yönetiminde söz sahibi olabilecek. Yerli ve Milli Birikim Yakın Coğrafyayla Paylaşılacak Akıllı Şehir Olgunluk Değerlendirme Modeli ile her şehrin ihtiyacı ayrı ayrı ölçülecek. Hizmetlerin yaşlılar, engelliler ve dijital hizmetlere erişimde dezavantajlı grupları kapsayacak şekilde adil dağıtılması hedeflenecek. Türkiye, bu yerli ve milli birikimini Türk Devletleri Teşkilatı başta olmak üzere yakın coğrafyadaki ülkelere de ihraç ederek uluslararası alanda iş birliğini geliştirecek.

Bakan Kurum: ''Hep Birlikte Dünyanın Yükselen Ateşini Düşürmek Zorundayız'' Haber

Bakan Kurum: ''Hep Birlikte Dünyanın Yükselen Ateşini Düşürmek Zorundayız''

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Cenevre programı kapsamında Dünya Meteoroloji Örgütü’nde COP31 Başkanlığı Bilgilendirme Toplantısında konuştu. COP31 Başkanlığı’nın 10 öncelikli hedefini anlatan Bakan Kurum, “Artık konuşmanın ötesine geçmek zorundayız. Konuşma süreci bitti. 10 yıldır dünya yeteri kadar konuştu, istişare etti, belli konularda uzlaştı. Ama bundan sonraki süreçte artık karar almak zorundayız. Eğer bu koltuklarda oturuyorsak, bu sorumlulukları üstleniyorsak geleceğimiz için, dünyamız için birlikte hareket edecek, elimizi, gövdemizi taşın altına koyacağız. Dünya bizden bunu bekliyor. Hep birlikte dünyanın yükselen ateşini düşürmek zorundayız. Yol zorlaşabilir, zorluklarla karşılaşabiliriz. Ama yönümüzü asla değiştirmemeliyiz. 1,5 derece hedefi bizim pusulamızdır” dedi. Türkiye’nin ve COP31 Başkanlığı’nın Dünya Meteoroloji Örgütü’nün Herkes İçin Erken Uyarılar Girişimi’ni güçlü biçimde desteklediğini vurgulayan Bakan Kurum, “Ulaşmak istediğimiz sonuç açık ve nettir; insanların afetlere karşı daha iyi korunduğu, şehirlerin risklerini önceden görebildiği, çiftçinin doğru zamanda bilgiye ulaştığı ve temiz, güvenilir enerji erişiminin genişlediği bir dünya” diye konuştu. Cenevre’deki Dünya Meteoroloji Örgütü Genel Merkezi’nde COP31 Başkanlığı, Dünya Meteoroloji Örgütü Bilgilendirme Toplantısı Üst Düzey Oturumu gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Dünya Meteoroloji Örgütü’nün verileri ışığında iklim krizinin ulaştığı boyuta dikkat çekti. “İklim değişikliğinin sonucu nedir derseniz, net bir şekilde Nepal’i gösterebiliriz” ifadesini kullanan Bakan Kurum, “Küresel iklim sistemi tarihteki en dengesiz dönemini yaşıyor. Sıcaklıklar rekor seviyelerde seyrediyor, kuraklık riski yaşanıyor, bir yandan buzullar eriyor, 2026 sonu için El Nino uyarısı yapılıyor. Küresel anlamda iklim riski, artık insanların hayatına, geçim kaynaklarına, şehirlerimize ve kalkınma imkanlarına doğrudan yansıyor. Bunun en acı örneklerinden birini birkaç hafta önce Nepal’de gördük. Himalayalar’da meydana gelen buzul çökmesiyle tetiklenen büyük sel; yerleşim alanlarını, yolları, köprüleri ve enerji altyapısını vurdu. Bin 386 insanımız hayatını kaybetti, 5 bin 130’dan fazla insanımız hala kayıp” dedi. “TÜRKİYE’DE YAĞIŞLARDA TARİHİMİZİN EN DEĞİŞKEN SÜRECİNİ YAŞIYORUZ” Türkiye’nin yaşadığı iklim kaynaklı afetlere de vurgu yapan Bakan Kurum, “Bugün Türkiye’de de sıcaklıklar yükseliyor, yağış düzeni değişiyor ve aşırı hava olayları artık daha sık karşımıza çıkıyor. Yağışlar konusunda da tarihimizin en değişken sürecini yaşıyoruz. 2025 yılında, son 52 yılın en düşük yağış seviyesini görmüşken, 2026’da son 66 yılın en yüksek yağış seviyesine ulaştık. Son 10 yılda bazı illerimizde aşırı yağışların ardından sel, su baskınları ve heyelanlar yaşadık; aynı zamanlarda başka bir bölgemizde orman yangınlarıyla mücadele ettik” diye konuştu. ERKEN UYARI İÇİN NEPAL’DEKİ OKUL ÖRNEĞİ Yaşanan felaketlerin meteorolojik risklerin arkasında; evler, çiftçiler, çocuklar ve aileler olduğunu yeniden hatırlattığını belirten Bakan Kurum, meteorolojinin bilimsel temelli ölçüm ve uyarı sistemlerinin bu noktada hayati önem taşıdığını dile getirdi. Bakan Kurum “Meseleye bu açıdan baktığımızda şunu söylemek zorundayız; doğru gözlem, doğru tahmin ve zamanında uyarı, bugün dünyanın en temel insani güvenlik meselesidir. Doğru uygulamanın ilk şartı, riski doğru bilmektir” dedi. Erken uyarı konusunda bugün görüştüğü Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) Genel Sekreteri Jagan Chapagain’in anlattığı örneği paylaşan Bakan Kurum şöyle devam etti: Nepal'deki sel öncesinde bir okul ve o okul müdürü Sayın Dawadi… Okulda 900'den fazla çocuğu dağlara çıkararak hayatını kurtardı. Yaklaşık 13 dakika sonra okul yerle bir oldu. Yani zamanla yarışarak, doğru bir tavırla, orada 900 çocuğumuzun, evladımızın kurtarılmasına vesile oldu. İşte erken uyarı sistemi, bu anlamda halkların bilinçlendirilmesi, bu eğitimin çocuklara verilmesi ne kadar önemli, ne kadar kıymetli bunu yaşayarak da görmüş olduk. “DÜNYA METEOROLOJİ ÖRGÜTÜ’NÜN ‘HERKES İÇİN ERKEN UYARILAR GİRİŞİMİ’Nİ GÜÇLÜ BİÇİMDE DESTEKLİYORUZ” COP31 Başkanlığı olarak erken uyarı sistemlerini uygulama hedefi için çok önemsediklerini dile getirerek, “Biliyoruz ki meteoroloji ve iklim bilgisi afetlere hazırlıktan su yönetimine, tarımdan yine sağlığa ve dirençli şehirlerin planlamasına kadar kararların bilimsel temelidir. Bu nedenle gözlem, tahmin ve erken uyarı kapasitesini güçlendirmek COP31 uygulama yaklaşımının en önemli parçalarından bir tanesidir. Ben bizzat afetlere gitmiş, afetlerde mücadele etmiş bir bakan olarak bunları ifade ediyorum. Dünya Meteoroloji Örgütü'nün ‘Herkes İçin Erken Uyarı Girişimi’ni biz de COP31 Başkanlığı olarak, Türkiye olarak güçlü bir şekilde destekliyoruz” diye konuştu. “BİLİM İLE UYGULAMA ARASINDAKİ MESAFEYİ AZALTMALIYIZ” Türkiye’nin meteoroloji alanındaki çalışmalarını anlatan Bakan Kurum, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün ‘MeteoUYARI’ sistemi ile yaklaşan tehlikeleri farklı renk kodlarıyla gösterip il ve ilçe düzeyinde uyarıları kamuoyuna ve ilgili kurumlara ulaştırdığını kaydetti. Erken uyarı sistemlerinin gıda güvenliği alanında da önemli katkılar sunduğunu belirten Bakan Kurum şöyle devam etti: Bir çiftçi için birkaç derecelik sıcaklık farkı, birkaç saat erken gelen yağmur, dolu veya bir gecelik don bütün bir yılın emeğini etkileyebilir. Bu yüzden hava tahmini; ekim, sulama, ilaçlama ve hasat konutlarının zamanlamasında stratejik bir hale getiren üretim aracıdır. Meteorolojik bilgiyi tarladaki üreticinin günlük kararlarına daha güçlü biçimde taşımak, aynı zamanda gıda güvenliğini güçlendirmektir. Çünkü, etkiye odaklanan tahmin, bilgiyi doğrudan hazırlıkla buluşturur. Doğru tahmin ve erken harekete geçme, büyük kayıpların önüne geçebilir. Erken uyarının başarısını, bilginin zamanında eyleme dönüşmesiyle ölçmeliyiz. Bilginin bu anlamda planlamaya, yatırıma ve uygulamaya yön vermesini istiyoruz. Bilimle uygulama arasındaki mesafeyi azaltmalıyız. Ulaşmak istediğimiz sonuç açık ve nettir; insanların afetlere karşı daha iyi korunduğu, şehirlerin risklerini önceden görebildiği, çiftçinin doğru zamanda bilgiye ulaştığı ve temiz, güvenilir enerji erişiminin genişlediği bir dünya. “1,5 DERECE HEDEFİ BİZİM PUSULAMIZDIR” İklim krizi karşısında artık konuşmanın yerine eyleme geçmenin gerektiğini ifade eden Bakan Kurum, 1,5 derece hedefi doğrultusunda güçlü adımların hayata geçirilmesi gerektiğine işaret etti: İklim kaynaklı hangi afeti konuşsak, karşımıza şu gerçek çıkıyor. Riskleri en aza indirmek, emisyonları daha hızlı azaltmak, uyum kapasitesini güçlendirmek ve kırılgan toplumları desteklemek zorundayız. Artık konuşmanın ötesine geçmek zorundayız. Konuşma süreci bitti. 10 yıldır dünya yeteri kadar konuştu, istişare etti, belli konularda uzlaştı. Ama bundan sonraki süreçte artık karar almak zorundayız. Eğer bu koltuklarda oturuyorsak, bu sorumlulukları üstleniyorsak geleceğimiz için, dünyamız için birlikte hareket edecek, elimizi, gövdemizi taşın altına koyacağız. Dünya bizden bunu bekliyor. Ve hep birlikte dünyanın yükselen ateşini düşürmek zorundayız. Yol zorlaşabilir, zorluklarla karşılaşabiliriz. Ama yönümüzü asla değiştirmemeliyiz. 1,5 derece hedefi bizim pusulamızdır. Bu yolda bize düşen görev de bizi güvenli iklim patikasına taşıyacak politikaları ve uygulamaları gücümüz yettiğince güçlendirmektir. “TEDAVİ UYGULAYACAKSANIZ İLK ÖNCE TEŞHİS YAPACAKSINIZ” COP31 Başkanlığı’nın ‘Uygulama COP’u hedefinin altını çizen Bakan Kurum, “Tedavi uygulayacaksanız ilk önce teşhis yapacaksınız. Bunun için de başından bu yana ‘Uygulama COP'u vurgusu yapıyoruz. Antalya'da bu anlamda mevcut taahhütlerin nasıl uygulanacağını, finansman, teknoloji ve kapasite engellerinin nasıl aşılacağını konuşmak istiyoruz. Diyalog, uzlaşı ve aksiyon yaklaşımımız da bunu ifade ediyor. Farklı koşulları anlamak, ortak zemini büyütmek ve bu zemini sahada sonuca dönüştürmek. Doğuyla batı arasında, yine güneyle kuzey arasında köprü vazifesi görecek, kimsenin geride bırakılmadığı o anlayışı COP31 Başkanlığı'na taşıyacak bir bakışla, anlayışla süreci yürütmeye gayret gösteriyoruz” dedi. BAKAN KURUM, COP31 BAŞKANLIĞI’NIN 10 ÖNCELİKLİ ALANINI ANLATTI Bakan Kurum, COP31 Başkanlığı’nın iklim krizine karşı uygulamaya yönelik ortaya koyduğu eylem gündemi başlıkları ve 2053 hedeflerinin altını çizdi. Temiz enerji ve elektrifikasyon, Sıfır Atık, dirençli şehirler, yeşil sanayileşme, gençlik ve eğitim, gıda güvenliği, okyanuslar ve denizler, dirençli sağlık sistemleri, Rio Sinerjileri ve İklim Uygulama Köprüsü’nden bahseden Bakan Kurum, deprem bölgesinde tamamlanan Asrın İnşa Seferberliği sonrası inşa edilen dirençli şehirlere vurgu yaptı. COP31 Başkanlığı’nın eylem gündemini hayata geçirmek için 2035’e yönelik net uygulama hedeflerini de ortaya koyduğunu anlattı. “YAŞANABİLECEK BİR DÜNYA KALMADIKTAN SONRA TOPRAKLARINIZI KORUMANIN ANLAMI YOK” NATO ülkelerinin savunma bütçelerini artırdığı gibi tüm ülkelerin de iklim değişikliği ile mücadeleye kaynak ayırması gerektiğinin altını tekrar çizen Bakan Kurum, “Ülkeler bugün yaşadığımız krizler sonrası enerji güvenliği, gıda krizi risklerini önümüzdeki dönemde yaşamak istemiyorlarsa eğer her ülke her alanda kendi kendine yetmelidir. Bu iradeyi tüm liderler göstermelidir. Nasıl ki NATO ülkeleri kendi güvenlikleri için bütçelerini yüzde 5'e çıkarıyorlarsa aynı bakışı, aynı duruşu, aynı tavrı iklim değişikliğiyle mücadelede de ortaya koymak zorundalar. Çünkü yaşanabilecek bir dünya kalmadıktan sonra topraklarınızı, ülkenizi, insanınızı korusanız da neticede yaşayacak bir dünya olmayınca hiçbir anlamı yok” diye konuştu. “BİLİMİ KARAR VE UYGULAMAYLA DAHA GÜÇLÜ BİÇİMDE BULUŞTURACAĞIZ” Önümüzdeki hafta New York İklim Haftası programlarını, ardından Fiji Pre-COP’u, Dünya Liderler Zirvesi’ni ve Antalya’da COP31’in tematik günlerini gerçekleştireceklerini belirten Bakan Kurum, “Her aşamada bilimi karar ve uygulamayla daha güçlü biçimde buluşturacağız. Burada başlayan diyaloğun Antalya’da somut ortaklıklara, yatırımlara ve uygulamaya dönüşmesini arzu ediyoruz” dedi. Türkiye’nin bilgi ve tecrübesini diğer ülkelerle paylaşmaya devam edeceğini vurgulayan Bakan Kurum, bu kapsamda 3 yıl boyunca her yıl, en az gelişmiş ülkelerden 30 teknik personele eğitim verileceğini sözlerine ekledi.

Şeftali ve Nektarin Üretiminde Dünya Üçüncüsüyüz Haber

Şeftali ve Nektarin Üretiminde Dünya Üçüncüsüyüz

Türkiye’nin şeftali ve nektarin ihracatı 2026 yılının ocak – ağustos döneminde 146,7 milyon dolardan 343,4 milyon dolara yükseldi. Türkiye, 2026 yılını 400 milyon doların üzerinde şeftali-nektarin ihracatıyla tamamlamayı hedefliyor. Türkiye, 2025 yılının ilk sekiz aylık döneminde 82 bin 375 ton şeftali-nektarin ihraç etmişken, 2026 yılının aynı döneminde 184 bin 356 ton şeftali-nektarin ihracatına imza attı. Şeftali-nektarin ihracatı miktar bazında yüzde 124, döviz getirisinde yüzde 134’lük artış yakaladı. Şeftali-nektarin ihracatı 2026 yılında yakaladığı ihracat başarısıyla domates, biber ve limon ihracatını geçerek yaş meyve sebze ihracatı kategorisinde mandalinanın ardından ikinci sıraya tırmandı. 2026 yılının ocak – ağustos döneminde şeftali ihracatı 154,2 milyon dolar olurken, nektarin ihracatının 189,2 milyon dolar olarak kayıtlara geçtiği bilgisini veren Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, 60 ülkeye şeftali, 58 ülkeye nektarin ihraç ettiklerini dile getirdi. 2025 yılında şeftali ve nektarin üretiminin soğuk hava koşullarından olumsuz etkilendiğini paylaşan Balık, “2026 yılında güzel bir sezon geçiriyoruz. 1 milyon tonun üzerinde rekoltemiz oluştu. Sezona 250 milyon dolar ihracat hedefiyle girmiştik. Şimdiden hedefimizi geçtik. Sezonu 400 milyon doların üzerinde ihracatla kapatacağımızı öngörüyoruz” şeklinde konuştu. Şeftali ve nektarin üretiminde dünya üçüncüsüyüz Şeftali ve nektarin ihracatında rekolte artışına rağmen ortalama ihraç fiyatının dolar bazında yüzde 4 artmasının mutluluk verici olduğunu ifade eden Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık sözlerini şöyle sürdürdü; “Türkiye şeftali üretiminde son 22 yılda büyük gelişim gösterdi. 2002 yılında 455 bin ton olan şeftali ve nektarin üretimimiz 25 yılda yüzde 159’luk artışla 1 milyon 180 bin tona ulaştı ve üretimde dünya üçüncülüğüne yükseldik. Şeftali ve nektarin üretimimiz 2025 yılında iklim krizi nedeniyle 642 bin tona gerilemişti. 2026 yılında şeftali ve nektarin rekoltemiz tekrar 1 milyon tonun üzerine çıktı. 2024 yılında 255 milyon dolar olan şeftali ve nektarin ihracatımız bu sene büyük gelişim gösterdi. Şeftali ve nektarin ihracatında yeni hedefimiz 500 milyon doları aşmak olacak.” Türkiye’nin şeftali ve nektarin ihracatını Rusya ve Irak domine etti. Şeftali ihracatında Irak, 72,5 milyon dolarla zirvede yer alırken, Rusya Federasyonu’na 65,5 milyon dolarlık şeftali ihraç ettik. Ukrayna ve Romanya 3,5 milyon dolarlık Türk şeftalisi talep ettiler. Nektarin ihracatında Rusya Federasyonu 97 milyon dolarlık ihracatla Türk nektarinini en çok talep eden ülke olurken, Irak’a 69 milyon dolarlık nektarin ihraç edildi. Bu ülkeleri 6,8 milyon dolarla Romanya ve 5,2 milyon dolarla Ukrayna takip etti

Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı Haber

Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı

Dünya genelinde sıcaklık rekorlarının kırıldığı 2026 yazı, iklim krizinin yıkıcı etkilerini bir kez daha gözler önüne serdi. Climate Central tarafından hazırlanan son analiz, bu yaz 1,5 milyardan fazla insanın iklim değişikliği nedeniyle artan riskli sıcak günlere en az bir ay boyunca maruz kaldığını ortaya koydu. İklim krizinden en çok etkilenen ülkelerden biri olan Türkiye’de ise vatandaşlar yaz boyunca fazladan bir aydan fazla süreyi aşırı sıcakların gölgesinde geçirdi. Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı Çalışmanın verilerine göre, küresel ısınma Türkiye’de ortalama bir kişinin fazladan 32 gün boyunca riskli sıcaklara maruz kalmasına yol açtı. 1991-2020 dönemindeki sıcaklıkların %90’ından daha yüksek olan günleri kapsayan "riskli sıcak gün" tanımı, insan sağlığını doğrudan tehdit eden eşik değerlerin aşıldığı dönemleri ifade ediyor. Türkiye genelinde 54,3 milyon kişi en az 30 gün boyunca bu yüksek riskli sıcaklıkları deneyimledi. Aşırı Sıcaklardan En Çok Etkilenen İller Türkiye’de iklim değişikliği kaynaklı fazladan riskli sıcak gün sayısının en yüksek kaydedildiği şehirler şu şekilde sıralandı: Adana: 40 gün Gaziantep: 39 gün İstanbul: 37 gün Bursa: 34 gün İzmir: 33 gün Küresel Bilanço: Asya’da 2,8 Milyar Kişi, Avrupa’da Rekor Sıcaklar Climate Central analizi, küresel çapta da tablonun vahametini ortaya koyuyor: Asya Kıtası Başı Çekiyor: Dünya nüfusunun %25’i her gün iklim krizinin etkilerini hissetti. Asya’da kıta nüfusunun %58’ine denk gelen 2,8 milyar insan, en az 30 gün boyunca riskli sıcaklarla mücadele etti. Avrupa Rekor Kırtı: Olağan dışı sıcaklıkların en yoğun görüldüğü ilk 10 ülkeden 7’si Avrupa’da yer aldı. Her 10 Avrupalıdan 9’u (%89) bir ay boyunca riskli sıcaklıklara maruz kaldı. Fransa, İtalya ve Birleşik Krallık dahil 54 ülkede 1970-2026 yılları arasındaki en sıcak Haziran-Ağustos dönemi yaşandı. Afrika’da Biyoçeşitlilik Tehlikede: Altı Afrika ülkesinde yaz günlerinin en az %95’inde iklim değişikliğinin güçlü etkileri görüldü. Bu durum rekor düzeyde orman yangınlarına, kuraklığa ve sağlık sistemlerinin kilitlenmesine neden oldu. Toplamda 203 ülkede ortalama bir kişi, iklim krizinin doğrudan hissettirdiği en az 30 sıcak gün geçirdi. Uzman Değerlendirmesi: "Gerçek Rakamlar Çok Daha Yüksek Olabilir" Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, açıklanan verilerin ihtiyatlı bir alt sınır olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtti: “Türkiye bu yaz, iklim değişikliği olmasaydı yaşamayacağı 32 riskli sıcak gün geçirdi. Riskli sıcak gün, insan sağlığı açısından eşik sayılan sıcaklığın aşıldığı gün demek. O eşiğin üstüne çıkıldığında hastane başvuruları da ölümler de hızla artıyor. Eşik ise 1991-2020 ortalamasına, yani zaten ısınmış bir döneme göre belirlendi. Hesap, günlük ortalama sıcaklığa dayanıyor ve nemi dikkate almıyor. Oysa Ege ve Akdeniz kıyısında insanı asıl çökerten şey nemli sıcaktır. İkinci sorun ise çözünürlük. Kullanılan verinin hücreleri yaklaşık 25 kilometre ve kentin içini ayırt edemiyor; örneğin İzmir'de gölgeli bir sahal mahallesiyle beton yoğun bir iç mahalle arasındaki sıcaklık farkını göremiyor. Yapılması gereken belli: Sıcak hava dalgalarına erken uyarı, kent ölçeğinde ısı haritaları ve bunlara bağlanmış bir sağlık planı. COP31'e hazırlanan bir ülke, önce kendi nüfusunun sıcağa ne kadar maruz kaldığını ölçebilmeli.” BM’den Acil Çağrı: "Fosil Yakıt Bağımlılığını Bırakmalıyız" Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDÇS) İcra Sekreteri Simon Stiell ise iklim krizinin ekonomik ve insani maliyetine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Sağlığı tehdit eden aşırı sıcaklarla bir ay daha karşı karşıya kalan bir milyardan fazla insan, insanlığın kömür, petrol ve doğalgaz yakma bağımlılığının yol açtığı iklim krizinin giderek artan maliyetlerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Hayatlar ve geçim kaynakları büyük ölçekte mahvoluyor, sağlık sistemleri baskı altında, işletmeler zorlanıyor ve bedelini tüm ekonomiler ödüyor. Ancak çözümler açık: Fosil yakıtlardan daha ucuz ve daha güvenli olan temiz enerjiye daha hızlı geçiş yapmak, iklim direncini artırmak ve ormanları korumak.”

Bursa’da Kızıl Geyik Avı İhalesine Büyük Tepki Haber

Bursa’da Kızıl Geyik Avı İhalesine Büyük Tepki

Bursa’da meslek odaları, çevre örgütleri ve sivil toplum kuruluşları, Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü önünde bir araya gelerek kızıl geyiklerin ava açılmasına yönelik ihale sürecini protesto etti. "Sadece Kızıl Geyiği Değil, Bursa’nın Yaşam Hakkını Savunuyoruz" başlıklı açıklamada, doğanın bir meta olmadığına dikkat çekildi. ​Bursa Tabip Odası, Bursa Barosu, Doğader ve çok sayıda TMMOB birimine bağlı odanın katılımıyla düzenlenen ortak basın açıklamasında, av ihalelerinin sadece yaban hayatına değil, ekolojik dengeye de büyük zarar verdiği vurgulandı. Açıklamayı okuyan Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal, yaşamın bütüncül olduğunu ve doğanın ekonomik bir kazanç kapısı olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. ​"Doğa, Alınıp Satılacak Bir Meta Değildir" ​Bursa'nın çevre sorunlarına dikkat çeken Baysal, "Bir canlının yaşamını ekonomik bir değere indirgemek, doğayı yalnızca gelir getiren bir kaynak olarak gören anlayışın sonucudur. Oysa doğa; alınıp satılacak, ihale edilecek bir meta değil, yaşamın ta kendisidir" ifadelerini kullandı. ​Açıklamada, Bursa'nın karşı karşıya kaldığı çevresel tahribatlar şu başlıklarla sıralandı: ​Tarım Alanlarının Kaybı: Sanayileşme ile verimli toprakların daralması. ​Su Kaynakları: Nilüfer Çayı’nın kirliliği ve İznik Gölü’ndeki su kaybı. ​İklim Krizi: Kuraklık ve ekosistem üzerindeki baskı. ​Müsilaj Sorunu: Marmara Denizi’ndeki ekolojik alarm. ​"Tek Sağlık Yaklaşımı Şart" ​Sağlıklı bir gelecek için "Tek Sağlık" (One Health) yaklaşımının önemine vurgu yapan kuruluşlar, insan sağlığının hayvan ve çevre sağlığından ayrı düşünülemeyeceğini belirtti. Kızıl geyiklerin, orman ekosisteminin yenilenmesinde kritik bir rol oynadığını ifade eden örgütler, yaban hayvanlarının yaşam hakkını savunmanın aslında geleceği savunmak olduğunu dile getirdi. ​Yaren Leylek Örneği ile Doğayla Uyum Çağrısı ​Açıklamada, doğaya karşı değil, doğayla uyum içinde yaşamanın mümkün olduğu Bursa'nın simgelerinden olan Yaren Leylek ve Adem Yılmaz dostluğu ile örneklendirildi. "Doğayla mücadele ederek değil, doğayla uyum içinde yaşayarak da üretebilir ve geleceğimizi güvence altına alabiliriz" denilen açıklamada, bilimi esas alan bir koruma anlayışı talep edildi. ​Basın açıklaması, "Bursa'nın geleceği, ancak doğası kadar güçlü olacaktır" mesajıyla ve tüm doğal varlıklara sahip çıkma kararlılığıyla sona erdi.

Konya Kapalı Havzası’nda Alarm: 20 Yılda Kuş Türlerinin %20’si Yok Oldu! Haber

Konya Kapalı Havzası’nda Alarm: 20 Yılda Kuş Türlerinin %20’si Yok Oldu!

Türkiye’nin en önemli sulak alan ekosistemlerinden biri olan Konya Kapalı Havzası, iklim krizi ve aşırı su tüketiminin kıskacında. Dr. Gültekin Yılmaz tarafından gerçekleştirilen yeni akademik çalışma, bölgedeki biyolojik çeşitliliğin 20 yıl gibi kısa bir sürede dramatik bir şekilde azaldığını gözler önüne seriyor. ​Konya Kapalı Havzası, nesiller boyu binlerce su kuşuna ev sahipliği yapan, Türkiye’nin en zengin biyolojik çeşitlilik noktalarından biriydi. Ancak son 20 yılda yaşanan değişimler, bölgeyi bir "üreme felaketine" sürüklüyor. ​20 Yılda Her 5 Kuş Türünden Biri Kayıp ​Araştırma sonuçlarına göre, 1998-2018 yılları arasında bölgede üreyen sulak alan kuşu sayısı 120’den 97’ye geriledi. Bu veriler, bölgedeki kuş türlerinin yaklaşık %20’sinin yani her beş türden birinin artık bu topraklarda bulunmadığını kanıtlıyor. ​Daha da vahim olanı ise işlevsel çeşitlilikteki %66’lık düşüş. Ekosistemi bir orkestraya benzeten araştırmacılar, orkestradaki kritik enstrümanların (türlerin) yok olmasıyla birlikte doğal dengenin tamamen bozulduğuna dikkat çekiyor. ​Göller Yavrular Büyümeden Kuruyor ​Uydu analizleri, göllerdeki mevsimsel çekilmenin ulaştığı boyutu gözler önüne seriyor. 1998 yılında üreme sezonu içindeki su kaybı %29 seviyelerindeyken, 2018 yılı itibarıyla bu oran %88’e fırlamış durumda. ​Göllerin üreme sezonu tamamlanmadan kuruması, kuşların yuvalama, kuluçka ve yavru büyütme süreçlerini imkânsız hale getiriyor. Özellikle Elmabaş Patka ve küresel ölçekte tehdit altındaki Dikkuyruk gibi türler, beslenme alanlarının kuruması nedeniyle hayatta kalma mücadelesi veriyor. ​"Göl Ölçeğindeki Korumalar Yetersiz" ​Araştırmada vurgulanan en önemli noktalardan biri, koruma stratejilerinin değişmesi gerektiği. Eskiden belirli sulak alanları korumak yeterli görülürken, günümüzde havzadaki kuş topluluklarının düzensiz dağılımı nedeniyle "göl ölçeğinde" alınan tedbirler artık çözüm üretmiyor. ​Uzmanlar, sorunun çözümünü şu başlıklarla özetliyor: ​Havza Ölçekli Su Yönetimi: Tek tek göller yerine tüm havzayı kapsayan sürdürülebilir politikalar. ​Aşırı Su Tüketimine Son: Tarımsal sulama kaynaklı aşırı yeraltı suyu kullanımının denetlenmesi. ​Ekolojik Restorasyon: Suyun, ekosistemin en çok ihtiyaç duyduğu doğru zamanlarda havzada tutulmasını sağlayacak sistematik adımlar. ​Bu Sadece Yerel Bir Sorun Değil ​Konya Kapalı Havzası’ndaki bu ekolojik çöküş, yalnızca bölgesel bir kayıp olarak kalmıyor. Göç rotaları üzerinde bulunan bu alanlardaki başarısızlık, kıtalar arası bir zincirleme etkiyle çok daha uzak ekosistemleri de doğrudan tehdit ediyor.

Başkan Tugay: ''Zeytinin Değerini Ekonomiye Yansıtmalıyız'' Haber

Başkan Tugay: ''Zeytinin Değerini Ekonomiye Yansıtmalıyız''

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu Zeytin Konseyi ikinci kez toplandı. İzmir’in milyonlarca zeytin ağacına sahip olmasına rağmen üretimin yeterli katma değer oluşturmadığına dikkat çeken Başkan Dr. Cemil Tugay, kalite, markalaşma ve doğru pazarlama stratejileriyle zeytinciliğin ekonomik gücünün artırılması gerektiğini vurguladı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın öncülüğünde, kentin binlerce yıllık kadim kültürü ve önemli geçim kaynaklarından biri olan zeytinin geliştirilmesi amacıyla kurulan Zeytin Konseyi ikinci toplantısını gerçekleştirdi. Zeytin ve zeytinyağının topraktan sofraya uzanan tüm aşamalarını değerlendirerek doğru üretim ve pazarlama stratejilerinin oluşturulmasına katkı sağlamayı hedefleyen konsey, Başkan Dr. Cemil Tugay’ın yönetiminde Çetin Emeç Toplantı Salonu’nda bir araya geldi. Toplantıda, İzmir zeytini ve zeytinyağının geliştirilmesine yönelik görüş alışverişinde bulunulurken, fidan seçiminden hasada, analiz süreçlerinden yağ sıkımına kadar üretim zincirinin tüm aşamalarında yaşanan sorunlar ve geliştirilmesi gereken alanlar ele alındı. “Türkiye’nin yağlık zeytin üretiminin yüzde 18’i İzmir’de” Toplantıda İzmir’deki zeytin üretimine ilişkin rakamları aktaran Başkan Tugay, “İzmir genelinde 846 bin dekar alanda yağlık, 104 bin dekar alanda ise sofralık zeytin üretimi yapılıyor. Türkiye’deki toplam yağlık zeytin üretiminin yaklaşık yüzde 18’ini tek başına İzmir karşılıyor. Sofralık zeytinde ise ülke payımız yüzde 4,86 seviyesinde. İzmir’de yaklaşık 16 milyon meyve veren yağlık, 1,9 milyon ise meyve veren sofralık zeytin ağacı bulunuyor. Zeytin, İzmir’in birçok ilçesinde birinci ve en baskın tarımsal faaliyet alanını oluşturuyor. Zeytinde en yüksek ihtisaslaşmamız Yarımada Havzası’nda. En yüksek zeytin alanına sahip ilçemiz ise Bayındır. İzmir’de gerçekten konsey kurmaya hak edecek kadar zeytincilik faaliyetleri var” şeklinde konuştu. Zeytinde ekonomik sürdürülebilirlik vurgusu İzmir’in zeytin ve zeytinyağında kalite standartlarının oluşturulması, markalaşma ve üretim kalitesinin artırılması hedeflerine dikkat çeken Başkan Dr. Cemil Tugay, mevcut üretim yapısının kente ve üreticiye yeterli katma değeri sağlayıp sağlamadığının sorgulanması gerektiğini söyledi. Başkan Tugay, “İzmir’deki zeytin üretimi acaba yeterince katma değer sağlıyor mu? İnsanların emeği hakkıyla karşılık buluyor mu? Burada bir sorun var. Nerede hata yapıldığını ortaya koyup bunun üzerine çalışmamız lazım. Zeytinde verimlilikle ilgili çalışmalar yapılmalı, verim kaybının önüne geçilmeli ve üretim artırılmalı. Üretim maliyetleri düşürülmeli. İnsanlar ürettiklerinin para etmesini istiyor. Bugün zeytin para etmezse insanlar ağaçlarını kesecek duruma gelebilir. Bizim bunu ön plana çıkarmamız gerekiyor” dedi. Zeytine yalnızca romantik bir bakışla yaklaşılmaması gerektiğini vurgulayan Tugay, “Zeytine romantik boyutuyla değil, herkes için değerli olan ekonomik boyutuyla bakmalıyız. Ortada temel bir ihtiyaç var. Zeytinde iyi bir iş modeli, kaliteli üretim, markalaşma ve doğru pazarlama olduğunu düşünmeliyiz. Elbette zeytin kültürünü ve tarihini korumaya yönelik çalışmalar yapılabilir; buna itirazımız yok. Ancak bunun nasıl sürdürülebilir olacağı da önemli. Herkesin ekonomik sürdürülebilirliğe ihtiyacı var. En yüksek katma değeri sağlayacak ürünü elde edip bunu iyi pazarlamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. İzmir Zeytinyağı markası için yol haritası Toplantıda tüm katılımcıların görüşlerini dinleyen Başkan Dr. Cemil Tugay, konsey üyelerinin taleplerini de değerlendirerek yakın zamanda bir zeytin çalıştayı düzenlemeyi planladıklarını açıkladı. Konseyin ikinci buluşmasında, İzmir zeytinyağı kimliğinin oluşturulması ve markalaştırılması, kalite standartlarının belirlenmesi, taklit ve tağşişle mücadele, doğru analiz ve fidan seçimleri ile üretici ve tüketiciye yönelik eğitimler ele alındı. Ayrıca İzmir’e özgü zeytin türlerinin geliştirilmesi ve iklim krizi başta olmak üzere kalite kaybına neden olan faktörlerle mücadele gibi birçok konu da masaya yatırıldı. Konseye kimler katıldı? Başkan Tugay’ın yönetiminde bir araya gelen konseye Tarım ve Orman İl Müdürlüğü yetkililerinin yanı sıra İzmir Planlama Ajansı (İZPA) Başkanı Prof. Dr. Koray Velibeyoğlu, Prof. Dr. Yusuf Kurucu, İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanı Nehir Yüksel, İzmir Ticaret Borsası Genel Sekreteri Dr. Erçin Güdücü, İzmir Ticaret Odası Meclis Üyeleri Günay Baysal, Gündüz Kaya, Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Fikret Akova ve Meltem Zengin, Zeytinyağı Uzmanı Dr. Ümmühan Tibet, Zeytincilik Araştırma Enstitüsü’nden Dr. Didar Sevim, Dr. Özgür Dursun, Ege Üniversitesi Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Zafer Can, Prof. Dr. Aykan Candemir, Bergama Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Selahattin Sezgin, Gödence Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Özcan Kokulu, Ödemiş Bademli Fidancılık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Hurşit Nallı, Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği’nden Özge Demir, Ulusal Tarım Gıda Birliği’nden Bilal Özdemir, Bergama Belediyesi Tarım Danışmanı Dr. Sumru Eltez katıldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.