Hava Durumu

#İran

Kırsal Haber - İran haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İran haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AHBİB Başkanı Memiş: ''Geleneksel Pazarlardaki Daralmayı Alternatif Rotalarla Aştık'' Haber

AHBİB Başkanı Memiş: ''Geleneksel Pazarlardaki Daralmayı Alternatif Rotalarla Aştık''

Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (AHBİB) Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, 2026 yılı Ocak-Eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2 artışla 1,36 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiklerini açıkladı. Küresel gıda ticaretinde rekabetin giderek sertleştiğine dikkati çeken AHBİB Başkanı Veysel Memiş, geleneksel pazarlardaki daralmayı alternatif rotalarla aştıklarını, elde edilen bu performansın sektörün üretim ve dış ticaret kapasitesini net bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı. Veysel Memiş, “Türkiye'nin tarımsal üretim gücü, geniş ürün yelpazesi, yüksek işleme kapasitesi ve stratejik coğrafi konumu, gıda ihracatımızda bize önemli avantajlar sunuyor. AHBİB olarak bu avantajları daha yüksek katma değere, yeni pazarlara ve sürdürülebilir ihracat artışına dönüştürmek amacıyla çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz.” dedi. "Bakliyatta liderliğimizi koruyoruz, kırmızı mercimek öne çıkıyor" Son dokuz aylık dönemde ürün grupları bazındaki performansa değinen Veysel Memiş, en yüksek ihracat değerlerine bakliyat, pastacılık ürünleri ve bitkisel yağlarda ulaşıldığını belirtti. Bakliyatın birliğin toplam ihracatından yüzde 25 pay alarak birinci sıradaki yerini koruduğunu ifade eden Veysel Memiş, şunları kaydetti: Ocak-Eylül döneminde bakliyat ihracatımızı yüzde 16 artırarak 323,2 milyon dolara taşıdık. Miktar bazındaki artışımız ise yüzde 31 oldu. Bakliyat grubumuzda özellikle kırmızı mercimek belirleyici bir rol üstlendi. Kırmızı mercimek ihracatımız değerde yüzde 23 artışla 226,3 milyon dolara ulaştı. Miktarda ise yüzde 45’lik büyümeye ulaştık. Bu ürün tek başına Birliğimizin toplam ihracatının yüzde 17'sini oluşturdu. Oluşan tablo, bakliyat ihracatımızdaki güçlü hareketliliği açıkça gösteriyor." "Katma değerli üretim kapasitemiz gelişiyor" Sektörün ikinci güçlü alanının pastacılık ürünleri, üçüncüsünün ise bitkisel yağlar olduğunu ileten Veysel Memiş, ürün çeşitliliğine ilişkin şu bilgileri verdi: "Pastacılık ürünlerinde 272,1 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Özellikle diğer pastacılık ürünleri ile malt, un ve nişasta esaslı ürünlerde yakaladığımız yüksek oranlı artışlar, katma değerli ürünlere yönelik ihracat kapasitemizin geliştiğini ortaya koyuyor. Üçüncü sırada yer alan bitkisel yağlarda ise yüzde 16 artışla 200 milyon dolar değere ulaştık. Bu grupta ayçiçeği tohumu yağı ihracatımız yüzde 19 artışla 90,8 milyon dolara, soya yağı ve fraksiyonları ihracatımız yüzde 15 artışla 80,1 milyon dolara yükseldi. Bitkisel yağlardaki bu tablo, çeşitlenen ürün yapımızı ve farklı pazarlardaki talep gücümüzü yansıtıyor." "Pazar çeşitliliği hayati önem taşıyor” İhracat yapılan ülkeler ve pazar çeşitlendirme stratejileri hakkında da değerlendirmede bulunan AHBİB Başkanı Veysel Memiş, geleneksel pazarların yanı sıra yeni coğrafyalarda kalıcı bağlar kurmanın önemine dikkati çekti. Veysel Memiş, “Ocak-Eylül döneminde en çok ihracat yaptığımız pazarlar arasında 140,9 milyon dolarla Irak ilk sırada yer alırken, bu ülkeyi 105,4 milyon dolarla Suriye ve 73,1 milyon dolarla İran takip etti. Irak, Suriye ve İran geleneksel ve güçlü pazarlarımız olmayı sürdürdü. Ancak Irak ve Suriye pazarlarındaki ihracat değerlerinin geçen yılın aynı dönemine göre gerilemesi, pazar çeşitliliğinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor. İhracatımızı birkaç pazara yoğunlaştırmak yerine farklı coğrafyalarda kalıcı ticari bağlantılar kurmamız gerekiyor. Nitekim 9 aylık dönemde Afrika, Amerika, Avrupa ve Asya pazarlarında yakaladığımız ivme, ihracat ağımızdaki çeşitlenmeyi gözler önüne seriyor. Bu dönemde en yüksek ihracat artışını yüzde 2.350 yükselişle 4,8 milyon dolara ulaştığımız Uganda'da yakaladık. Uganda'yı yüzde 1.908 artışla 14,3 milyon dolara yükselen Umman ve yüzde 1.149 artışla 5,9 milyon dolara ulaşan Meksika izledi. Afrika hattında Somali'ye ihracatımız yüzde 293 artışla 12,1 milyon dolara, Cibuti'ye yüzde 91 artışla 43,2 milyon dolara, Libya'ya yüzde 132 artışla 37,7 milyon dolara çıktı. Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde yüzde 57 artışla 8,6 milyon dolar ve Kamerun'da yüzde 90 artışla 5,2 milyon dolar seviyelerine ulaştık. Orta Doğu'da Suudi Arabistan 45,9 milyon dolar, Ürdün 24,9 milyon dolar, Yemen 20,8 milyon dolar, BAE 20,2 milyon dolar ve Kuveyt 5,6 milyon dolar ile büyümesini sürdürdü. Avrupa ve Asya kulvarında ise İspanya'ya ihracatımız yüzde 63 artışla 17,7 milyon dolara, Polonya'ya yüzde 27 artışla 14,5 milyon dolara, Malezya'ya yüzde 33 artışla 12,9 milyon dolara ve Tayland'a yüzde 37 artışla 7,2 milyon dolara yükseldi. Hedefimiz, Türk gıda ürünlerinin dünya sofralarındaki payını daha da artırmaktır." diye konuştu.

Türkiye, Küresel Sera Gazı Emisyonlarında 13. Sıraya Yükseldi Haber

Türkiye, Küresel Sera Gazı Emisyonlarında 13. Sıraya Yükseldi

Avrupa Komisyonu’nun Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ile birlikte derlediği ve Küresel Atmosferik Araştırmalar için Emisyon Veritabanı (EDGAR) değerlerine dayanan Joint Research Centre’ın (JRC) “Tüm Dünya Ülkelerinin Seragazı Emisyonları 2026” başlıklı yeni raporu yayımlandı. Rapora göre, COVID-19 sonrası emisyonlardaki yükseliş eğilimi, önceki yıla kıyasla daha düşük bir hızda da olsa devam etti. İki istisnai dönem olan 2009 finansal krizi ve COVID-19 pandemisi haricinde küresel emisyonlar 21. yüzyıl boyunca artış eğilimini sürdürürken, 2025 yılında küresel sera gazı emisyonları 2024'e kıyasla %0,7 artarak rekor bir seviye olan 54 gigaton (Gt) karbondioksit eşdeğerine (CO₂e) ulaştı. ​Yayımlanan raporda en büyük altı kirletici olarak öne çıkan Çin, ABD, Hindistan, AB, Rusya ve Endonezya, 2025’te küresel emisyonların %62’sinden sorumlu olurken; ABD emisyonlarını 2024’e kıyasla %2,2 artırarak dünya çapında en büyük mutlak artışı kaydetti. Buna karşın Çin ve Hindistan emisyon seviyelerini ilk kez sabit tuttu veya azalttı (sırasıyla +%0,1 ve -%0,2). En büyük 16 kirleticiden altısı olan Hindistan, AB, Rusya, Brezilya, Japonya ve Avustralya 2025’te emisyonlarını azaltma başarısı gösterirken; Avrupa Birliği (AB) de LULUCF (Arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık) hariç sera gazı emisyonlarını 2024 yılına kıyasla %0,2 düşürdü. Bu miktar, AB'nin 1990 seviyelerine kıyasla %35,6’lık bir düşüş elde ettiğini ortaya koydu. ​Ancak raporda Türkiye ile ilgili paylaşılan veriler dikkat çekici ve endişe verici bir tabloyu gözler önüne serdi. COP31 Başkanı Türkiye, en fazla emisyona neden olan ülkeler arasında 13. sıraya yükselirken, COP31 Müzakereler Başkanı Avustralya Türkiye’nin hemen ardından 14. sırada yer aldı. Türkiye ayrıca, en büyük 16 emisyon kaynağı arasında, emisyonlarını en hızlı artıran (% +4,2) ülke olarak kayıtlara geçti. Büyük kirleticiler arasında Türkiye'nin yanı sıra İran (% +1,7) ve Suudi Arabistan’ın da (% +1,3) emisyonları kayda değer oranda arttı. ​Avrupa Komisyonu verilerinin ardından Türkiye’de faaliyet gösteren uzman sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesiyle kurulan İklim Ağı, konuya ilişkin sert ve uyarıcı bir değerlendirme paylaştı. İklim Ağı açıklamasında, "Avrupa Komisyonu’nun verileri, Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını hızla artırdığını ortaya koyuyor. İklim Ağı olarak daha önce de vurguladığımız gibi, emisyonların bugün hâlâ artıyor olması, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu, gerçek bir emisyon azaltım politikasına acilen ihtiyaç duyduğunu gösteriyor" ifadelerine yer verildi. ​Türkiye’nin COP31 Başkanlığı döneminde iklim liderliği iddiasının hakkını vermesinin yolunun fosil yakıtlara dayalı yatırımları sonlandırmaktan ve emisyonları bugünden itibaren azaltmaktan geçtiğini belirten uzmanlar; kömürden çıkışın planlanması, fosil yakıt teşviklerinin kaldırılması, yenilenebilir enerjinin doğayı ve yöre sakinlerini koruyacak şekilde yaygınlaştırılması ve adil geçiş politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi. İklim Ağı, "Türkiye, emisyonlarını artıran politikalarla iklim krizine dirençli bir toplum yaratamaz" diyerek acil eylem çağrısında bulundu. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: https://edgar.jrc.ec.europa.eu/report_2026

Veysel Memiş: "İspanya’da 12,5 Kat, Bulgaristan’da 11,6 Kat İhracat Artışı Sağladık" Haber

Veysel Memiş: "İspanya’da 12,5 Kat, Bulgaristan’da 11,6 Kat İhracat Artışı Sağladık"

Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (AHBİB), temmuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 artışla 173,5 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Birlik, yılın yedinci ayında en yüksek ihracat değerlerine İran, Irak ve Suriye pazarlarında ulaşırken, İspanya ve Bulgaristan'a yönelik ihracatındaki yüksek oranlı artışlarla da dikkat çekti. AHBİB Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, temmuz ayında 1,1 milyar dolar düzeyinde gerçekleşen ulusal sektör ihracatından yüzde 15,3 oranında pay aldıklarını belirtti. Bölge ihracatçılarının geleneksel pazarlardaki konumunu korurken yeni ve yüksek büyüme potansiyeline sahip pazarlarda da önemli kazanımlar elde ettiğini kaydeden Veysel Memiş, “Yakın coğrafyamızdaki güçlü pazarlarımızın yanı sıra Avrupa, Afrika, Asya ve Latin Amerika'da elde ettiğimiz artışlar, Türk hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamullerinin küresel pazarlardaki rekabet gücünü gösteriyor. Önümüzdeki dönemde mevcut pazarlarımızdaki payımızı artırırken yeni pazarlara erişim çalışmalarımıza da ağırlık vereceğiz." dedi. “Bakliyat, bitkisel yağlar ve pastacılık ürünleri ihracatın yüzde 63’ünü taşıdı” AHBİB üyesi ihracatçıların temmuz ayında toplam 206 bin 411 ton ürünü uluslararası pazarlara ulaştırdığını belirten Veysel Memiş, en fazla ihracatın bakliyat, bitkisel yağlar ve pastacılık ürünleri gruplarında gerçekleştirildiğini söyledi. Veysel Memiş, “Birliğimizin ürün grupları bazındaki ihracatında bakliyat 36,3 milyon dolarlık değer ve yüzde 22 payla ilk sırada yer alırken, bitkisel yağlar 35,8 milyon dolarlık ihracatla toplam dış satımın yüzde 21'ini oluşturdu. Pastacılık ürünleri ise 32,8 milyon dolarlık ihracat ve yüzde 20 payla üçüncü sırada yer aldı. Kırmızı mercimek ihracatı miktar bazında yüzde 101, değer bazında yüzde 65 artarak 26,6 milyon dolara ulaştı. Böylece kırmızı mercimek tek başına toplam Birlik ihracatının yaklaşık yüzde 16'sını oluşturdu. Şeker, diğer gıda müstahzarları, margarin, soya yağı ve fraksiyonları ile yağlı tohum ve meyvelerin un ve küspesi ürünleri, ihracat değerindeki yükselişleriyle öne çıktı.” diye konuştu. “İspanya’da 12,5 kat, Bulgaristan’da 11,6 kat ihracat artışı sağladık” Bölge ihracatını ülkelere göre değerlendiren Veysel Memiş, temmuz ayında en fazla dış satım yaptıkları ülkelerin başında İran, Irak ve Suriye’nin geldiğini belirtti. İspanya ve Bulgaristan başta olmak üzere birçok pazarda elde edilen güçlü artışların ise ihracatın coğrafi çeşitliliğini desteklediğini ifade eden Başkan Veysel Memiş, şunları söyledi: “İran’a yönelik ihracatımızı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 123 artırarak 21,3 milyon dolara yükselttik. Irak’a 16,8 milyon dolar, Suriye’ye ise 9,9 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Özellikle İspanya ve Bulgaristan pazarlarında kaydettiğimiz yüksek oranlı artışlar dikkat çekti. İspanya’ya ihracatımız yüzde 1.250 artışla 8,6 milyon dolara, Bulgaristan’a ihracatımız ise yüzde 1.063 artışla 7,4 milyon dolara ulaştı. Bunun yanı sıra Sudan, Libya ve ABD gibi pazarlarda da ihracatımızı önemli ölçüde artırdık. Bu tablo, ihracatçılarımızın farklı coğrafyalardaki fırsatları değerlendirdiğini ve pazar çeşitliliğimizi güçlendirdiğini gösteriyor.” Küresel gıda ticaretinde fiyat hareketleri, tedarik zincirlerindeki değişimler ve bölgesel gelişmelerin ihracatçılar açısından yeni fırsat ve riskleri beraberinde getirdiğine dikkati çeken Veysel Memiş, rekabet gücünün korunması için katma değerli üretim ve pazar çeşitliliğinin önem kazandığını vurguladı. Veysel Memiş, "2026'da ihracatçılarımız değişen küresel ticaret koşullarına uyum sağlarken yeni pazarlara erişim konusunda da önemli mesafe aldı. Önümüzdeki dönemde ürün çeşitliliğimizi ve katma değerli üretim kapasitemizi artırarak sürdürülebilir ihracat artışını hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Soğan Üreticilerinden Uyarı: "Sorun İthalat Değil, Üretimin Sürdürülebilirliği!" Haber

Soğan Üreticilerinden Uyarı: "Sorun İthalat Değil, Üretimin Sürdürülebilirliği!"

Son dönemde artan soğan fiyatları Türkiye gündemindeki yerini korurken, Soğan Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği (SO-DER) yaşananların perde arkasını açıkladı. Soğan Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği Başkanı Reşit Kaya, artışın temelinde ithalatın değil, üretimin yok olma noktasına gelmesinin yattığını belirterek, yerli üretimi destekleyecek kalıcı adımlar çağrısında bulundu. SO-DER Başkanı Kaya yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "​Son günlerde soğan fiyatlarında yaşanan keskin yükseliş, kamuoyunda ithalat politikaları üzerinden tartışılmaktadır. Ancak SO-DER olarak açıkça ifade ediyoruz ki, bu fiyat hareketinin temelinde ithalat değil, Türkiye’de kuru soğan üretiminin sürdürülemez hale gelmesi ve çiftçilerimizin büyük bir kısmının üretimi terk etmek zorunda kalması yatmaktadır. Fiyat artışını üreticinin kazancına bağlamak gerçeği yansıtmamaktadır; aksine, üretici yıllardır zarar etmiş, bugün elinde ürün kalmayan çiftçimiz fiyat artışından pay alamamaktadır. ​Üretim maliyetleri açısından Türkiye ile rakip ülkeler arasındaki uçurum her geçen gün büyümektedir. Özbekistan, İran ve Mısır gibi ülkelerde bir kilogram soğanın üretim maliyeti yaklaşık 4-5 TL seviyesindeyken, Türkiye’de bu maliyet hasat işçiliği de dahil olmak üzere 15 TL’nin üzerine çıkmıştır. Bu farkın en çarpıcı örneği işçilik ücretlerinde görülmektedir: Mısır’da bir tarım işçisinin günlük yevmiyesi yaklaşık 3 dolar iken, Türkiye’de bu rakam 30 dolara ulaşmaktadır. Mazot, gübre, ilaç ve diğer girdilerde de benzer oranda bir fark bulunmakta; bu da yerli üreticinin uluslararası pazarda rekabet etme şansını ortadan kaldırmaktadır. Ne yazık ki çiftçilerimiz, yıllarca soğanını üretim maliyetinin üçte biri gibi sembolik fiyatlara satmak zorunda kalmış, artan borç yükü ve azalan gelir nedeniyle ekim alanlarını sürekli daraltmıştır. Bu süreçte yaşanan kuraklık, sel ve don gibi doğal afetler ise üretimdeki düşüşü daha da hızlandırmıştır. SO-DER olarak 2018 yılından bu yana her platformda hükümete sesimizi duyurmaya çalıştık; zaman zaman ihracat destekleri verilmiş olsa da yüksek girdi maliyetleri nedeniyle bu destekler kalıcı çözüm olmaktan uzak kalmıştır. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye genelinde yalnızca Amasya, Bursa ve bazı ilçelerde çok sayıda üreticinin elinde ürün kalmıştır. Mevcut durumda soğanın kilogram fiyatı 50 TL seviyesine ulaşmıştır. Ancak bu fiyat artışında en çok yerli üretici değil, Türkiye’ye ürün satan Mısır, Özbekistan ve İran gibi ülkeler faydalanacaktır. Çünkü yerli üreticinin elinde satacak yeterli ürünü kalmamıştır; arz açığı ithalatla kapatılmaya çalışıldığında, fiyatlardaki yükseliş doğrudan yabancı üreticilerin lehine işleyecektir. Bu durum, hem ülke tarımının geleceği hem de gıda güvenliği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. SO-DER olarak net bir şekilde belirtmek isteriz: Biz üreticiler ne soğanı 5 TL’ye ne de 50 TL’ye satmak istiyoruz. Bizim talebimiz, üretim maliyetlerimizi karşılayan ve sürdürülebilir üretimi mümkün kılan adil bir fiyatın oluşmasıdır. Bugün bir kilogram soğanın gerçek üretim maliyeti 17-18 TL seviyesindedir. Bu maliyetin üzerine yalnızca %10-15 oranında makul bir kâr eklendiğinde, üreticinin eline geçmesi gereken fiyat 22-23 TL civarındadır. Bu rakam, çiftçinin bir sonraki yıl yeniden ekim yapabilmesi, mevcut borçlarını ödeyebilmesi ve üretim faaliyetine devam edebilmesi için zorunlu olan asgari gelir düzeyidir. Eğer bu makul fiyat seviyesi sağlanamazsa, üretim her geçen yıl daha da azalacak, Türkiye ithalata daha fazla bağımlı hale gelecek ve tüketiciler çok daha yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalacaktır. Unutulmamalıdır ki üreticinin kazanması, tüketicinin kaybetmesi anlamına gelmez. Asıl amaç, üretimin devam ettiği, çiftçinin ayakta kaldığı ve tüketicinin uygun fiyatla ürüne ulaşabildiği sürdürülebilir bir tarım politikasının inşa edilmesidir. ​Bu noktada, kuru soğan ithalatına ilişkin son düzenlemeyi de değerlendirmek gerekir. Resmî Gazete’de 11 Temmuz 2026’da yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile kuru soğan ithalatında yüzde 49,5 olan gümrük vergisi yüzde 5’e düşürülmüş ve bu uygulamanın 31 Ağustos 2026’ya kadar devam edeceği açıklanmıştır. Ne var ki, 2019 yılında da benzer bir yol izlenmiş, o dönemde soğan fiyatlarındaki artış gerekçesiyle ithalatta gümrük vergisi sıfırlanmış ve Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) soğan ithalatı gerçekleştirmiştir. Ancak bu tür geçici önlemler, sorunun kaynağına inmeden yalnızca acil fiyat baskısını hafifletmeye yarar; kalıcı çözüm ise üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve çiftçinin desteklenmesinden geçer. SO-DER olarak bir kez daha vurguluyoruz: Kalıcı çözüm ithalatı artırmak değil, yerli üretimi maliyet bazında destekleyerek sürdürülebilir kılmaktır. Hükümeti ve kamuoyunu bu gerçekle yüzleşmeye, çiftçimizin sesine kulak vermeye davet ediyoruz. Üretim biterse, ne ithalat ne de fiyat regülasyonları açığı kapatabilir. Yarının soğanı bugün ekilir; bugün önlem alınmazsa, önümüzdeki yıllarda hem soğan hem de diğer birçok tarım ürününde çok daha ağır tablolarla karşılaşabiliriz. SO-DER olarak hükümetimizden beklentilerimiz açıktır: Öncelikle, üretim maliyetlerini doğrudan etkileyen mazot, gübre, ilaç ve elektrik gibi tarımsal girdilerdeki KDV-ÖTV indirimi ve akaryakıt desteği gibi kalıcı teşvik mekanizmaları hayata geçirilmeli, ayrıca hasat işçiliğinde kayıtlı istihdamı teşvik eden prim destekleri artırılmalıdır. Bununla birlikte, üreticinin emeğinin karşılığını alması için taban fiyat uygulaması getirilmeli ve bu fiyat, gerçek üretim maliyeti ile makul kâr marjı dikkate alınarak her yıl güncellenmelidir. İthalatın yalnızca arz açığının acilen kapatılması gereken durumlarda ve sınırlı süreyle yapılmasına izin verilmeli; ithal ürünlerin piyasaya girişinde yerli üreticiyi koruyacak telafi edici mekanizmalar devreye sokulmalıdır. Ayrıca, TMO’nun piyasa müdahale yetkileri güçlendirilerek, ürün alım fiyatları maliyetlerin altına düştüğünde devreye giren bir alım garantisi sistemi oluşturulmalıdır. Son olarak, tarım sigortaları primleri devlet tarafından daha yüksek oranda sübvanse edilmeli ve doğal afetlerde üreticiye hızlı ve yeterli tazminat ödenmesi sağlanmalıdır. SO-DER olarak, bu taleplerimizin karşılanmasının yalnızca üreticisini değil, tüm tarım sektörünü ayakta tutacağına ve Türkiye’nin gıda güvenliğini uzun vadede garanti altına alacağına inanıyoruz."

AHBİB İhracatta Hem Ürün Hem Pazar Çeşitliliği İle Büyüdü Haber

AHBİB İhracatta Hem Ürün Hem Pazar Çeşitliliği İle Büyüdü

Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (AHBİB) Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, mayıs ayında 151,3 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiklerini açıkladı. Geçen yılın aynı dönemine göre ihracatlarını yüzde 4 artırdıklarını belirten AHBİB Başkanı Veysel Memiş, mayıs ayında özellikle Umman, Filistin, Libya, Sudan, Kenya, Tanzanya ve Somali pazarlarında kaydedilen güçlü artışların ihracat performansına önemli katkı sağladığını ifade etti. Mevcut pazarlardaki güçlü konumlarını korumayı sürdürdüklerini kaydeden Veysel Memiş, yeni ve gelişen pazarlarda yakalanan ivmenin sektörün büyüme potansiyelini desteklediğini ve ihracatın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasına olanak sağladığını vurguladı. Bakliyat, pastacılık ürünleri ve şeker ihracatı başı çekti AHBİB’in mayıs ayında en fazla ihracat gerçekleştirdiği ürün grubunun 31,6 milyon dolar değer ve yüzde 21 pay ile bakliyat sektörü olduğunu belirten Veysel Memiş, “Bakliyat grubunda özellikle kırmızı mercimek ihracatında elde ettiğimiz 21,6 milyon dolarlık hacim sektörümüzün üretim ve tedarik gücünü ortaya koydu. Kırmızı mercimek tek başına toplam ihracatımızın yüzde 15’ini oluşturdu. Irak, Sudan, Filistin, Kenya ve Cibuti gibi pazarlarda elde ettiğimiz güçlü performans, bölgemizin geleneksel ürünlerdeki rekabet avantajını teyit etti.” dedi. Pastacılık ürünlerinin 29 milyon dolarlık ihracat hacmiyle sektörün en güçlü kalemlerinden biri olmaya devam ettiğini dile getiren Memiş, tatlı bisküvi ve gofretler ile diğer pastacılık ürünlerinde sürdürülebilir bir ihracat performansı sergilendiğini kaydetti. Japonya, Irak, Yemen, Rusya Federasyonu ve Almanya gibi pazarlarda Türk gıda ürünlerine yönelik ilginin artarak devam ettiğini söyledi. Şeker ve şeker mamulleri sektöründe yüzde 26 artışla 21,7 milyon dolarlık ihracata ulaşıldığını belirten Memiş, özellikle şeker ihracatında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1.068’lik artış yakalanmasının dikkat çekici olduğunu söyledi. Avrupa ve Orta Doğu pazarlarında artan talebin sektörün büyümesini desteklediğini ifade eden Memiş, “İran, Hollanda, Almanya ve Rusya Federasyonu başta olmak üzere birçok pazarda güçlü bir ivme yakaladık.” diye konuştu. Afrika ve Körfez ülkeleri ihracatın lokomotifi oldu AHBİB’in mayıs ayı performansını ülkelere göre değerlendiren Başkan Veysel Memiş, ihracat yaptıkları ülke sayısının 100’ü aştığını, Orta Doğu, Afrika ve Avrupa pazarlarında kaydedilen güçlü performansın sektörün büyümesine önemli katkılar sağladığını belirtti. Veysel Memiş, şunları söyledi: “Mayıs ayında en büyük pazarımız 14 milyon dolarlık ihracatla Irak oldu. Irak'ı 13,6 milyon dolarla Umman ve 12,1 milyon dolarla İran takip etti. Özellikle Umman pazarında yakaladığımız güçlü ivme dikkat çekti. Geçen yılın aynı dönemine göre bu ülkeye ihracatımızda yüzde 5 bin 256 oranında artış kaydettik. Körfez bölgesinde Türk gıda ürünlerine yönelik talebin artması, firmalarımızın pazardaki etkinliğinin güçlenmesi ve ticari ilişkilerimizin gelişmesi bu başarıda önemli rol oynadı. Orta Doğu pazarlarının yanı sıra Afrika ülkelerinde de dikkat çekici sonuçlar elde ettik. Filistin'e ihracatımız yüzde 378 artışla 7,6 milyon dolara, Libya'ya yüzde 541 artışla 5,8 milyon dolara, Sudan'a ise yüzde 55 artışla 6,4 milyon dolara ulaştı. Kenya, Tanzanya ve Somali gibi ülkelerde kaydedilen yüksek artış oranları, Afrika kıtasının sektörümüz açısından giderek daha stratejik bir konuma geldiğini ortaya koyuyor. Avrupa pazarında da varlığımızı korumayı sürdürüyoruz. Almanya, İtalya, Hollanda ve Birleşik Krallık gibi ülkeler ihracatımızda önemli yer tutmaya devam ediyor. Özellikle kaliteli ürün, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik alanlarında sağladığımız standartlar sayesinde Avrupa pazarındaki rekabet gücümüzü artırıyoruz.”

AHBİB'in Nisan Ayı İhracatında Bakliyat, Pastacılık ve Şeker Mamulleri Öne Çıktı Haber

AHBİB'in Nisan Ayı İhracatında Bakliyat, Pastacılık ve Şeker Mamulleri Öne Çıktı

Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (AHBİB) Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Memiş, nisan ayında 173,3 milyon dolar ihracat gerçekleştirdiklerini açıkladı. Yılın dördüncü ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29 oranında artış sağladıklarını vurgulayan AHBİB Başkanı Veysel Memiş, Irak ve Suriye pazarında derinleştiklerini, en güçlü ivmelenmeyi Cibuti, İran, Suudi Arabistan, Ürdün ve Tunus pazarında yakaladıklarını belirtti. Bakliyat, pastacılık ve şeker mamulleri öne çıktı 2025 yılı Olağan Seçimli Genel Kurulu’nda üyelerin büyük desteğiyle yeniden başkanlığa seçilerek güven tazeleyen Başkan Veysel Memiş, AHBİB’in nisan ayı ihracat performansını ürün gruplarına göre değerlendirirken bakliyat, pastacılık ürünleri ile şeker ve şeker mamullerinin dikkat çekici ihracat rakamlarıyla öne çıktığını vurguladı. Yılın dördüncü ayında 209 bin 760 ton ürünü uluslararası pazarlarda dövize dönüştürdüklerini belirten Başkan Veysel Memiş, “Bölge ihracatında bakliyat, 52,4 milyon dolarlık değeri ve yüzde 32’lik payıyla lider konumda yer aldı. Yüzde 87’lik artış kaydettiğimiz bu grup içinde özellikle kırmızı mercimek, 41,4 milyon dolar değer ile toplam ihracatımızın yüzde 25’ini oluşturdu. Katma değeri yüksek ürünler arasında yer alan pastacılık ürünleri, 33,7 milyon dolarlık ihracatla yüzde 34’lük büyüme sağladı. Şeker ve şeker mamulleri ihracatı ise 22,4 milyon dolara ulaştı.” dedi. Lokomotif pazarlar Orta Doğu ve Afrika Nisan ayında bölge ihracatının lokomotif pazarlarının Irak, Suriye, Cibuti, Sudan, Almanya, İran, Suudi Arabistan, İtalya, Rusya ve Ürdün olduğunu bildiren Veysel Memiş, bu ülkelerin AHBİB’in ihracatında istikrar ve büyümenin temelini oluşturduğunu, özellikle katma değeri yüksek ürünlerdeki artışın Türkiye’nin küresel tarım rekabetçiliğini güçlendirdiğini vurguladı. Başkan Veysel Memiş, şunları söyledi: “AHBİB’in nisan ayı ihracat rakamlarını ülke bazında analiz ettiğimizde, geleneksel pazarlarımızdaki güçlü duruşun kararlılıkla sürdüğünü görüyoruz. Bölge ihracatımızda Irak, 18,5 milyon dolarlık hacmi ve yüzde 11’lik pazar payı ile liderlik koltuğundaki yerini korudu. Irak’ı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 20 artış sağlayarak 13,9 milyon dolarlık hacme ulaşan ve yüzde 8 pay alan Suriye yakından takip etti. Nisan ayının en dikkat çeken performansı ise Cibuti’den geldi. Bu pazarımızda yakaladığımız yüzde 482’lik rekor çıkışla 10,3 milyon dolarlık ihracat seviyesine ulaşarak yüzde 6’lık bir pay elde ettik.” Yeni hizmet döneminde temel öncelikler ve hedefler Yeni hizmet dönemine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Başkan Veysel Memiş, ihracatı daha rekabetçi ve sürdürülebilir bir yapıya taşıma sözü verdi. 2022 yılından bu yana yürüttükleri görev süresince somut çıktılara odaklandıklarını vurgulayan Başkan Veysel Memiş, “Hedef pazarlara yönelik 4 sektörel ticaret heyeti organize ederken, dünya genelinde 19 uluslararası fuara katılım sağlayarak yeni iş bağlantılarının yolu açtık. İhracatçı firmaların gücüne güç katmak amacıyla 4 UR-GE projesi hayata geçirdik. Yurt dışı pazarlama ve eğitim programlarıyla firmaların kurumsal altyapısını geliştirdik. Sektör içi koordinasyonu sağlamak adına 9 istişare toplantısı gerçekleştirdik. Başarıyı ödüllendirmek amacıyla 4 büyük ödül töreni düzenledik. Tüm hamlelerin neticesinde 2025 yılı itibarıyla 1,8 milyar dolarlık devasa bir ihracat hacmine ulaştık. Yeni hizmet döneminde kazanılan başarıların üzerine koyarak ilerleyeceğiz. Temel önceliğimiz, sektörümüzün ihtiyaçlarını her platformda en gür sesle ifade etmek ve ihracatçımızın küresel rekabet gücünü artırmaktır.” diye konuştu.

Hürmüz Boğazı Krizine Türkiye Kalkanı: Gıda İhracatı Tam Gaz Haber

Hürmüz Boğazı Krizine Türkiye Kalkanı: Gıda İhracatı Tam Gaz

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından paylaşılan verilere göre; ayçiçek yağı, çikolata ve kakaolu ürünler, bisküvi ve gofret, şekerleme çeşitleri ile makarna ve buğday unu gibi temel gıda kalemlerini kapsayan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü yılın ilk üç ayında 2,8 milyar dolarlık ihracat yaptı. Miktar bazında ihracat geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 24,6 gerilemiş olsa da ihracat birim fiyatlarında dolar bazında yaşanan yüzde 17’4’lük yükselişin etkisiyle, değer bazındaki düşüş yüzde 11,5 seviyesinde kaldı. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre ihracatın yüzde 17,2 artışla 316,8 milyon dolara yükseldiği ayçiçek yağı, sektörde ilk sırada yer alırken; yüzde 14,7 düşüşle 248,7 milyon dolar olarak kayıtlara geçen çikolata ve kakao bazlı ürünler ikinci sırada yer aldı. Tatlı bisküvi ve gofretler ile makarna, ihracatı bu dönemde 200 milyon doları aşan diğer ürün grupları oldu. 315,2 milyon dolar ihracat yapılan Irak’taki yüzde 40,1’lik düşüşün de etkisiyle Orta Doğu pazarında yüzde 25,3’lük düşüş kaydedildi. 3 aylık süreçte geçtiğimiz yıla göre yüzde 4 artışla 68 milyon dolar ihracat yapılan İran, Türkiye’nin toplam hububat sektörü ihracatında ilk 7 içerisinde yer aldı. “Krizlere dayanıklı yapımız, küresel sarmalı soğukkanlı yönetebilmemizi sağlıyor” Küresel gıda ticaretinin Hürmüz Boğazı odağında gelişen enerji ve lojistik darboğazı nedeniyle kritik süreçten geçtiği bu dönemde yaşanan aksamaların ihracata etkilerini değerlendiren TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu şunları söyledi: “Orta Doğu’da devam eden süreç, 2022 yılında yaşanan ve tahıl ile yağlı tohum arzını doğrudan etkileyen Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan farklı bir dinamikle ilerliyor. O dönemde ürün arzı sekteye uğramıştı; bugünse sahaya yansımalar enerji, gübre ve navlun maliyetleri üzerinden dünya üretim altyapısını baskılayan sistematik bir şekilde gelişiyor. Bu tablonun küresel bir riski temel gıda maddeleri olan pirinç, buğday, mısır ve soya rekoltesinde muhtemel düşüşleri tetikleyerek, özellikle ithalata bağımlı ülkeleri uzun süreli istikrarsızlığa mahkûm edebilecek olması. Bunun yanında yüksek petrol fiyatlarının biyoyakıt talebini artırması mısır, soya ve palm yağı gibi ürünlerde ek bir fiyat baskısı oluşturabilir, tüm bu gelişmeler de gıda ticaretini sadece bir tarım meselesi olmaktan çıkararak küresel ekonomi için istikrar başlığına dönüştürebilir Türkiye gıda sanayii, şu an tüm ülkeleri etkileyen bu sarmalı; geçmiş krizlerde test edilmiş çevik yapısı, hammaddeye erişim ve onu katma değerli ürüne dönüştürme kabiliyetiyle soğukkanlı bir şekilde yönetiyor. Mart’ta aylık bazda yaşanan yüzde 14,2’lik daralmaya rağmen sektörel ihracatımızın 1 milyar dolar sınırına yaklaşması, ticari ilişkiler normale döndüğü zaman ticari verilerde hızlı bir toparlanma yaşanabileceğine işaret ediyor.” “Dinamik lojistik altyapımız en stratejik kalkanımız” Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktalarındaki tıkanıklıklar küresel petrol ticaretinin üçte birini işlevsiz bırakma potansiyeline sahip olsa da Türkiye’nin, lojistik açıdan tek bir rotaya mahkûm olan diğer ülkelerden ayrıştığına dikkat çeken Tiryakioğlu şunları söyledi: “Akdeniz’den Karadeniz’e uzanan geniş liman ağımız, gelişmiş kara yolu taşımacılığımız ve stratejik demir yolu bağlantılarımız; bölgesel blokajları alternatif güzergahlarla bypass edebilmemize imkân tanıyan eşsiz bir esneklik sunuyor. Bu lojistik çeşitlilik sayesinde, küresel tedarik zincirindeki kopmaları minimize ederek hem tedarik akışımızı güvence altına alıyor hem de ihracat menzilimizi koruyabiliyoruz. Bölgedeki deniz yolu trafiğinin yüzde 90 oranında aksadığı bu gibi dönemlerde, Türkiye’nin sahip olduğu taşımacılık altyapısının, sanayicimize hammaddeye erişim konusunda rakiplerinin önüne geçen bir avantaj sağlayacağını düşünüyoruz. Jeopolitik risklerin deniz yolu rotalarını felç ettiği bir süreçte, ülkemizin alternatifli ve dinamik lojistik altyapısı sadece ticari bir avantaj değil, aynı zamanda geniş bir coğrafyanın gıda arz güvenliğini sürdürülebilir kılan en stratejik kalkanımız olmaya devam ediyor.”

Mazotta Vergiyi Kaldırın, Gübrede Hibe Desteği Verin! Haber

Mazotta Vergiyi Kaldırın, Gübrede Hibe Desteği Verin!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ardından gübre ve mazotta tarımsal üretim ve çiftçiyi de zora sokan vahim bir durum yaşandığını söyledi. Savaş nedeniyle fahiş zamların ve arz sıkıntısının üretim ve çiftçiyi vurduğunu aktaran Barut, mazotta vergilerin kaldırılmasını, gübrede de çiftçiye hibe desteği verilmesini isteyerek iktidarı adım atmaya çağırdı. DIŞA BAĞIMLILIK VURGUSU TBMM Genel Kurulu'nda söz alan Ayhan Barut, "ABD ve İsrail'in İran'a yönelik vahşi saldırılarının etkilerini maalesef ülkemizde de hissediyoruz. Çiftçimizin en temel girdilerinden birisi olan mazot ve gübrede fahiş zam ve acı tablo ortada. Mazot ve gübrede maalesef dışa bağımlıyız. Ukrayna'da yaşanan savaş, daha öncesinde salgın döneminde yaşadıklarımız, maalesef iktidarın aklını başına getirmedi" dedi. MAZOT VE GÜBREDE FAHİŞ ZAMLARA DİKKAT ÇEKTİ Tarımsal üretim ve çiftçinin savaş nedeniyle yine zorda olduğunu bildiren Barut, "Savaş nedeniyle şimdi yine acı reçeteyle karşı karşıyayız. Mazot fiyatları uçtu gitti. Bahar vakti gübrede fiyat artışları son 10 günde yüzde 20'yi geçti. Ürenin tonu 30 bin, DAP'ın tonu 35 bin lirayı aştı. Çiftçinin perişan halini görün. Yerli üretimi ve üreticiyi gözetin. Mazotta KDV ve ÖTV'yi kaldırın. Gübre ve tohumda çiftçimize hibe destekleri verin. Bu yangını derhal söndürün" diye konuştu.

Hürmüz Boğazı’ndaki Güvenlik Riskleri Küresel Gıda Ticaretini Etkiler Haber

Hürmüz Boğazı’ndaki Güvenlik Riskleri Küresel Gıda Ticaretini Etkiler

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından paylaşılan verilere göre; çikolata ve kakaolu ürünler, ayçiçek yağı, bisküvi ve gofret, şekerleme çeşitleri ile makarna ve buğday unu gibi temel gıda kalemlerini kapsayan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü, yılın ilk iki ayında 1,9 milyar dolarlık ihracat yaptı. Miktar bazında ihracat geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 21,3 gerilemiş olsa da ihracat birim fiyatlarındaki yüzde 14’4’lük yükselişin etkisiyle değer bazındaki düşüş yüzde 9,9 seviyesinde kaldı. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre ihracatın yüzde 10,9 artışla 191,8 milyon dolara yükseldiği ayçiçek yağı, sektörde ilk sırada yer alırken; yüzde 6,9 düşüşle 170,3 milyon dolar olarak kayıtlara geçen çikolata ve kakao bazlı ürünler ikinci sırada yer aldı. Tatlı bisküvi ve gofretler ile makarna, ihracatı bu dönemde 150 milyon doları aşan diğer ürün grupları oldu. 212,4 milyon dolar ihracat yapılan Irak’taki yüzde 42,2’lik düşüşe bağlı olarak Orta Doğu pazarında yüzde 22,8’lik düşüş kaydedildi. “Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri küresel gıda ticaretini etkiler” Yurt dışında yaşanan gelişmelerin uluslararası ticaret üzerindeki etkisinin yoğunlaştığı bu süreçte, sektörün dikkatinin Orta Doğu’daki gerilimler üzerinde yoğunlaştığına dikkat çeken TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu şunları söyledi: “İran ile bağlantılı olarak bölgede son dönemde yaşanan gelişmeler, küresel gıda ticaretini yalnızca siyasi açıdan değil, enerji ve lojistik kanalları üzerinden de etkileyen yeni bir belirsizlik alanı oluşturuyor. Hürmüz Boğazı çevresinde artan güvenlik riskleri ve ticari gemi trafiğinde zaman zaman yaşanan aksaklıklar, küresel emtia taşımacılığı açısından kritik bir dar boğaza işaret ediyor. Küresel tüketimin yaklaşık yüzde 20’sine denk gelen, günde yaklaşık 20 milyon varil ham petrolün geçtiği bu koridorda yaşanan gerilim, enerji fiyatları üzerinden tarım ve gıda piyasalarına da yansıyabiliyor. Brent petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, Körfez’de artan risk primleri ve taşımacılık maliyetlerindeki yükseliş ihracat faaliyetlerini zorlaştıran unsurlar arasında yer alıyor. Enerji ve lojistikte yaşanan bu dalgalanmalar, tarımsal üretimin temel girdileri açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor. Çünkü Hürmüz Boğazı aynı zamanda küresel azot bazlı gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 25 ila 35’inin geçtiği bir hat niteliğinde. Bu nedenle sevkiyatlarda yaşanabilecek uzun süreli aksaklıklar, gübre fiyatlarının yükselmesine ve önümüzdeki üretim sezonunda maliyet baskısının artmasına neden olabilir. Enerji, navlun ve sigorta maliyetleri aynı anda yükseldiğinde, gıda ticaretinin yalnızca bir tarım meselesi olmaktan çıkarak küresel ekonomik istikrar ve tedarik güvenliği açısından da kritik bir başlık haline geldiğini unutmamak gerekiyor.” “Geniş bir coğrafyanın gıda arz güvenliğinde kilit bir merkeziz” İran’la ticaretin, ihracatçı firmaların Orta Doğu’daki rekabetçiliğini sürdürebilmesi açısından önemli bir konu olduğuna değinen Tiryakioğlu şunları söyledi: “Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri alanında yılda yaklaşık 4-5 milyar dolarlık ithalat yapan İran, Türkiye için de önemli bir pazar niteliği taşıyor. Türkiye’nin 2025 yılında bu ülkeye gerçekleştirdiği hububat sektörü ihracatı 300 milyon doların üzerinde ve İran bu tutarla en büyük 10 ihracat pazarımız arasında yer alıyor. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarı, sadece İran için değil; Rusya-Ukrayna savaşının küresel etkilerinin devam ettiği ve çevre coğrafyamızda jeopolitik risklerin arttığı bu dönemde, tüm bölgenin gıda tedariki açısından daha da stratejik hale geliyor. Güçlü sanayi altyapımız, hammadde işleme kapasitemiz ve üstün lojistik ağımız sayesinde Türkiye yalnızca kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke değil; çevresindeki geniş bir coğrafyanın gıda arz güvenliğine katkı sunan kilit bir üretim ve tedarik merkezi. Üstlendiğimiz bu sorumluluğun önümüzdeki dönemde hem ticari hem de insani açıdan daha da önem kazanacağını düşünüyoruz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.