Hava Durumu

#İzmir

Kırsal Haber - İzmir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İzmir haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İzmir’in Suyu Şaşal Yeni Yüzüyle Raflarda Haber

İzmir’in Suyu Şaşal Yeni Yüzüyle Raflarda

İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İzdoğa tarafından işletilen Şaşal Su Fabrikası’nda üretilen sular yeni etiketleriyle raflarda yerini almaya başladı. Farklı boyutlardaki ambalaj seçenekleriyle satılan Şaşal Su, daha modern bir tasarıma sahip oldu. 94 yıllık bir Cumhuriyet markası olan ve atıl durumdayken İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden kente kazandırılan Şaşal Su, yeni yüzüyle raflarda yerini almaya başladı. İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki İzdoğa tarafından işletilen ve Menderes ilçesindeki Şaşal Köyü’nde 0,5 L, 1,5 L ve 5 L pet, 0,33 L ve 0,75 L cam ambalaj seçenekleriyle üretilen sular, yeni yüzüyle tüketiciyle buluşuyor. Uzun yıllardır İzmir’in kent hafızasında yer etmiş, kentle özdeşleşmiş kamusal bir değer olarak öne çıkan Şaşal, ambalajını yeniledi. Logo korunarak hazırlanan yeni etiket tasarımına, İzmir’in simgelerinden Saat Kulesi de eklendi. Sürdürülebilir çevre vurgusu Şaşal Su Fabrikası Müdürü Eren Topal, “İzmir’in simgesini etiketimizle raflara taşıyoruz” dedi. Yüzde yüz geri dönüştürülebilir pet ve cam şişelerle üretim yapıldığını, İzdoğa AŞ bünyesinde faaliyet gösteren İzdönüşüm tesislerinde atık bertarafını gerçekleştirerek ekonomiye katkı sağlamayı hedeflediklerini söyleyen Topal, sürdürülebilir çevre konusunun altını çizdi. Aylık asgari 7 milyon şişe üretim hedefleniyor 5 zincir market, 5 bayi, İZMAR Tanzim Satış Marketleri, Grand Plaza satış noktaları ve İzmirli Kahve şubeleriyle Ege'ye yayılan Şaşal, geçen günlerde Türk Standartları Enstitüsü’nün analizleri ve denetimlerine tabi tutularak TS 266 İnsani Tüketim Amaçlı Sular Standardı’na uygun bulundu. Şaşal Su, başta İzmir olmak üzere Manisa, Aydın, Uşak ve Muğla’da genişleyen bayilik ve dağıtım ağıyla büyümeye devam ediyor. İzmir genelinde artan piyasa talebine yanıt verebilmek amacıyla üretim kapasitesinin artırılmasına yönelik çalışmalar da devam ediyor. Mart 2024 öncesinde aylık ortalama 200 bin şişe üretim yapılan tesiste, Ocak 2025’te 4,3 milyon şişe üretimle rekor kırıldı. 2025 yılı genelinde aylık ortalama üretim miktarı yaklaşık 4 milyon şişe seviyesine ulaştı. Nisan 2026 itibarıyla aylık üretim miktarının asgari 7 milyon şişe seviyesine çıkarılması hedefleniyor.

Leyla Alaton: "Pandora’nın Kutusu Açıldı, Artık Geriye Dönüş Yok" Haber

Leyla Alaton: "Pandora’nın Kutusu Açıldı, Artık Geriye Dönüş Yok"

İzmir Ticaret Odası'nda iş kadınlarına seslenen Alarko Holding Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Alaton, kadınların daha yukardaki mevkilerde görev alması gerektiğini belirterek, "Türk kadını uyandı. Pandora’nın kutusu açıldı. Artık geriye dönüş yok" dedi. KADINLARDAN BÜYÜK İLGİ İzmir Ticaret Odası tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen “İş Yaşamı ve Kadın” konulu söyleşi; Alarko Holding A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi ve Alvimedica Yönetim Kurulu Başkanı Leyla Alaton’un katılımı ve Gazeteci Banu Şen’in moderatörlüğünde gerçekleşti. İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener ve Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Hatice İmer’in açılış konuşmalarıyla başlayan etkinliğe; İzmir Milletvekilleri Ceyda Bölünmez Çankırı ve Seda Kaya Ösen, Foça Belediye Başkanı Saniye Fıçı, İYİ Parti İzmir İl Başkanı Ülkü Doğan, İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcıları Cemal Elmasoğlu ve Emre Kızılgüneşler, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Mahmut Erkoç, Yönetim Kurulu Üyeleri Jülide Tutan, Mehmet Şahin Çakan ve Nuray Eyigele İşleyen, Meclis Başkan Yardımcıları Mehmet Tahir Özdemir ve Nevzat Artkıy, İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ercan Korkmaz, İzmir Ticaret Borsası Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer, TOBB İzmir Kadın Girişimciler İcra Komitesi Başkanı Deniz Celep, EBSO Meclis Başkan Yardımcısı Işın Yılmaz, Gazeteci ve Yazar İsmail Küçükkaya ve her yaştan İzmirli kadınlar katıldı. ÖZGENER: KADININ GÜÇLENMESİ TOPLUMUN GÜÇLENMESİDİR Konuşmasında İzmir’in tarih boyunca kadınların sosyal ve ekonomik hayatta güçlü olduğu bir şehir olduğuna dikkat çeken İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Cumhuriyet’in aydınlık yüzünü taşıyan bu kent, kadın girişimciliğinde ve kadın istihdamında her zaman öncü olma iddiasını sürdürdü. Bizler de İzmir iş dünyası olarak; kadın girişimciliğini desteklemeyi, kadın istihdamını artırmayı, genç kızlarımızın eğitim ve kariyer yolculuklarında yanlarında olmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki; kadının güçlenmesi yalnızca bireysel bir başarı değildir. Kadının güçlenmesi; ailenin güçlenmesidir. Toplumun güçlenmesidir. Ekonominin güçlenmesidir” dedi. 8 MART FARKINDALIK GÜNÜDÜR Özgener sözlerini şöyle sürdürdü: “8 Mart, yalnızca bir kutlama günü değil, eşitliğin, fırsatlara erişimin, temsil gücünün ve adaletin yeniden hatırlatıldığı güçlü bir farkındalık günüdür. Kadınların hayatın her alanında daha görünür, daha etkili ve daha karar verici konumda olması gerektiğini hatırladığımız bir gündür. İş dünyasında kadın varlığı arttıkça yalnızca şirketler değil, toplum da güçleniyor. Kadınların yönetim kademelerinde yer aldığı kurumların sürdürülebilirlik, şeffaflık ve sosyal duyarlılıkta fark yarattığını görüyoruz. Tam da bu nedenle bugün aramızda bulunan Sayın Leyla Alaton’un hayat yolculuğu bizler için çok kıymetli. Sayın Alaton; cesaretiyle, bağımsız duruşuyla ve üretkenliğiyle Türkiye’de kadın liderliğinin sembol isimlerinden biri. Kendisi yalnızca bir iş insanı değil; aynı zamanda fikir üreten, sınırları zorlayan, genç kadınlara ilham veren bir rol model. Bugün burada kendisini dinleyecek olmanın; özellikle genç kadınlarımız için çok değerli bir fırsat olduğuna inanıyorum” İMER: BU TOPLANTI BİR SORUMLULUK ÇAĞRISI Türkiye Soroptimist Kulüpleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Hatice İmer ise, “Bugün burada iş yaşamında kadınların yerini, emeğini ve liderliğini konuşmak üzere bir aradayız. Bu toplantı yalnızca bir değerlendirme değil; aynı zamanda bir sorumluluk çağrısıdır. Kadınlar çalışıyor, üretiyor, yönetiyor. Ama hâlâ eşit ücret için, eşit temsil için, karar masalarında hak ettikleri yer için mücadele ediyorlar. Bu bir yetkinlik meselesi değil; bir sistem meselesidir. Eşitlik beklenmez. İnşa edilir. Ve bu inşa, cesaretle başlar. Bizim dönem mottomuz bunu hatırlatıyor: “Köklerimiz Gücümüz, Kadınlar Umudumuz.” Köklerimizden aldığımız güçle, kadınların potansiyelini sınırlayan görünmez engelleri kaldırmak zorundayız. Çünkü kadınların ekonomik güçlenmesi, toplumun güçlenmesidir. Bugün burada atacağımız her adım, yarının daha adil iş dünyasını şekillendirecek. Ve biz, sadece konuşan değil, dönüştüren tarafta olacağız” dedi. ALATON: KADINLAR YÖNETİMLERDE DAHA ETKİN OLMALI Açılış konuşmalarının ardından Gazeteci Banu Şen’in sorularını yanıtlayan İş İnsanı Leyla Alaton, “İzmir’de çok sayıda girişimci, sanayici, yurtdışından dönmüş kadın var. Girişimci olmak doğurmaktır. Bunların çoğalmasını ve bayrağı başka yerlere götürmesini diliyorum” dedi. Kadınların yönetimlerde daha etkin olması gerektiğini savunan Alaton, “Alarko Holding’in toplantısını yapıyorduk. Yönetimde kadınların oranının dört kişide iki kişi olmalıydı. Altta hamallığı kadınlar yapıyor. Önemli olan karar mekanizmasında yer almalarıdır. ‘Sizin şu anda yaptığı görevi bir kadının yapamayacağını düşünen var mı?’ diye sordum. Bir parmak bile kalkmadı. Bu mevkilere, bu koltuklara kendimizi layık görmeliyiz. Ben de 40 sene oldu, yeni uyandım. Başkaldırmadığım senelerin verdiği şeyle daha güçlü konuşuyorum. Daha yukarılara oynamalıydım ya da daha fazlasını istemeliydim. Kadınlarda güven eksikliği var. İnşallah yeni nesilde bu olmayacak diye düşünüyorum” dedi. Kadınların sektörlerinde dernekleşmesi gerektiğini vurgulayan Alaton, mevcut kadın derneklerinin de birlikte hareket etmesini önerdi. SAVAŞÇI BİR RUHUM VAR Kadınlara da önerilerde bulunan Leyla Alaton, şunları söyledi: “Ne kadar az şeyle ne kadar mutlu olduğunu bildiğim için daha dik durabiliyorum. Savaşçı bir ruhum var. Babama benziyorum biraz. Armut dibine düşüyor. Rol modeller önemli. Kıskanılacak bir şey varsa Üzeyir ve İshak beyle yakın çalışma imkanı bulmamdır. Tsunami de gelse bina yerinde duruyor. O manevi değerlere önem vermek faydalı ve kurtarıcı. Miras problemi kadar iğrenç bir şey olamaz. Neredeyse bir şey bırakmasalar daha iyi olacak. O kadar üzücü şeyler ki bunlar. Değerlerin de yok olmasına neden oluyor. Ayrılırken çıkış planı çok önemli. Evlilik ön anlaşması gibi. Onu oturup medeni şekilde konuşmalısınız. Bunu yaparsan ya o an ayrılırsın ya da hiç ayrılmazsın.” Söyleşinin ardından, İzmir Ticaret Odası Sergi Salonu’nda Ressam Haydar Ekinek’in “Barışın Kadınları” adlı resim sergisinin açılış töreni gerçekleştirildi.

Türk Çam Balı, Manuka Balının Tahtına Göz Dikti Haber

Türk Çam Balı, Manuka Balının Tahtına Göz Dikti

Türkiye, 100 bin tona yaklaşan üretimiyle dünyanın en büyük ikinci bal üreticisi konumunda. Çam balında ise yüzde 90’lık payla dünya üretiminin büyük bölümünü karşılıyor. Ancak üretimdeki bu güç, ihracata aynı ölçüde yansımıyor. Türkiye 33,5 milyon dolarlık tutarla bal ihracatında dünya sıralamasında 18’inci sırada yer alıyor. Türk bal sektörü, ihracatta da dünya genelinde ilk üç ülke arasında yer almak için “Türkiye Çam Balının Uluslararası Pazarda Rekabet Gücünü Artmak” isimli AR-GE Projesi kolları sıvadı. Bal ihracatında Türkiye lideri olan Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, 24 ay süreli projeyi Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’yle gerçekleştirmek için harekete geçti. İhracatta 250 milyon dolarlık potansiyele sahibiz Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’yle konuyu görüştüklerini ve destek sözü aldıklarını dile getiren Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Bedri Girit, Türkiye’nin 100 bin tona yaklaşan bal üretimiyle 33,5 milyon dolarlık ihracat rakamından çok daha fazlasını hak ettiğini vurguladı. Türkiye’nin bal ihracatında ortalama fiyatın 3,9 dolar olduğu bilgisini veren Girit, “Dünyada üretimde ikinci sıradayız, ancak ihracatta 18’inci sırada yer alıyoruz. Üretim gücü ile ihracat geliri arasındaki bu makas artık kapanmak zorunda. Çin 265 milyon dolar, Yeni Zelanda 250 milyon dolarlık bal ihraç ediyor. Biz de bal ihracatımızı 250 milyon dolarla bu ülkelerin seviyesine çıkmak istiyoruz. İhracatımız arttığında arıcılık sektörümüzde zincirin tüm halkaları bu refahtan payını alacak” şeklinde konuştu. Kalpaklıoğlu: “Çam balı bilimsel olarak yeterince tanımlanmamış” Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Nedim Kalpaklıoğlu, Türkiye’de Muğla başta olmak üzere, Aydın, Antalya, Balıkesir, İzmir, Manisa ve Çanakkale illerinde yıllık 25 bin ton çam balı üretildiğini çam balının uluslararası pazarda düşük fiyatla konumlanmasının temel nedeninin bilimsel altyapı eksikliği olduğunu söyledi. Kalpaklıoğlu, çam balına özgü biyoaktif ve marker bileşenlerin yeterince tanımlanmadığını, uluslararası kabul görmüş standardizasyon ve sınıflandırma sisteminin bulunmadığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Çam balında bulunan protokateşik asit, alfa-pinen ve beta-pinen gibi bileşenler yüksek biyolojik potansiyele sahip. Ancak bu potansiyel bilimsel yayınlarla ve uluslararası referanslarla desteklenmediği sürece ürün premium segmente taşınamıyor.” Hedef: 3,9 dolardan Premium Segmente geçmek “Türkiye Çam Balının Uluslararası Pazarda Rekabet Gücünü Artmak” isimli AR-GE Projesinin nihai hedefinin, Türkiye çam balını yüksek katma değerli ve rekabetçi bir ihracat ürünü haline getirmek olduğunun altını çizen Kalpaklıoğlu sözlerini şöyle sürdürdü; “Bilimsel olarak standardize edilmiş, fonksiyonel ve terapötik potansiyeli kanıtlanmış, uluslararası pazarda premium segmentte konumlanan Türkiye, üretim gücünü artık değer gücüyle buluşturmak zorundadır. Çam balı, doğru bilimsel altyapı ve stratejik konumlandırma ile küresel pazarda hak ettiği yere ulaşabilecek potansiyele sahiptir. Hedef: 3,9 dolardan premium segmente geçmek. Manuka balıyla rekabet edecek seviyeye çıkarmak.” Balın kalitesini ve özgünlüğünü belirleyen temel unsurlardan birisi olan Protokateşik Asit (PCA) varlığının Türk çam balının en önemli biyoaktif marker bileşenlerinden biri olduğu bilgisini de veren Kalpaklıoğlu, projede çam balının Protokateşik Asit (PCA) varlığının ortaya konulacağını vurguladı. Kalpaklıoğlu, “Türk Çam Balının: Kimyasal olarak standardizasyonu, Otantik ürün doğrulaması, Fonksiyonel gıda olarak konumlandırılması, Uluslararası bilimsel ve ticari değerinin artırılması açısından kritik bir bilimsel gelişmedir. Bu bulgu, Türk Çam Balının yalnızca geleneksel bir doğal ürün değil, aynı zamanda güçlü biyoaktif bileşenler içeren bilimsel temelli bir fonksiyonel gıda olduğunu göstermektedir” diyerek sözlerini noktaladı. 24 Aylık Ar-Ge Yol Haritası Planlanan proje kapsamında: Çam balına özgü biyoaktif ve marker bileşiklerin ileri analiz yöntemleriyle tanımlanması Canlı organizmada (in vivo) veya laboratuvar ortamında (in vitro) biyolojik etkinlik testlerinin yapılması Kimyasal yapı–biyolojik aktivite ilişkisinin ortaya konması Marker bileşiklere dayalı bilimsel sınıflandırma sistemi geliştirilmesi En az 10 SCI makale ve 15 uluslararası bilimsel sunum hedefleniyor.

Şahin Kaptan, Çocuklara Balığı Sevdirmek İçin Yola Çıktı Haber

Şahin Kaptan, Çocuklara Balığı Sevdirmek İçin Yola Çıktı

İzmir Ticaret Odası bünyesinde faaliyet gösteren İzmir Balıkçılık Çalışma Komitesi çocuklar için örnek bir çalışmaya imza attı. 20 kurumdan temsilcilerin yer aldığı komite, Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nden öğretim üyelerinin katkılarıyla çocuk yaşta balık tüketimini özendirmek ve balığın denizden sofraya uzanan yolculuğunu anlatmak amacıyla “Şahin Kaptan’ın Balıkçılık Dünyası” kitabını hazırladı. Her bir detayı çocukların ilgisi çekecek şekilde hazırlanan kitap, İzmir Valiliği koordinasyonuyla kentimizdeki okullarda ücretsiz olarak dağıtılacak. BALIK TÜKETİMİNDE GERİDEYİZ Türkiye’nin, üç tarafı denizlerle çevrili bir balık cenneti olmasına rağmen kişi başı yıllık balık tüketiminin yalnızca 7,7 kg ile kıyı ülkelerinin gerisinde olması, İzmirli sektör temsilcilerini harekete geçirdi. Bu tabloyu değiştirmek ve özellikle çocuklarda su ürünleri kaynakları, sürdürülebilir balıkçılık ve sağlıklı tüketim bilinci oluşturmak amacıyla özel bir kitap hazırlığı başlatıldı. HEDEF KİTLE 7-11 YAŞ GRUBU Yaklaşık 8 ay süren ve Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nin değerli öğretim üyelerinin katkıda bulunduğu çalışmada, zeka gelişimine katkı sağlayan, Omega-3 bakımından zengin, yüksek protein içeriğine sahip, göz ve kalp sağlığını destekleyen doğanın süper besini balığın, özellikle çocuklarımıza doğru ve eğlenceli bir anlatımla tanıtılması hedeflendi. 7–11 yaş grubuna yönelik olarak hazırlanan kitap; bulmacalar, boyama sayfaları ve görsellerle zenginleştirildi. ÇAKAN: ÇOCUKLAR GELECEĞİMİZ Kitap projesinin çok büyük bir emeğin sonucu olarak ortaya çıktığını ifade eden İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Şahin Çakan, “Kentimiz ve ülkemizin balıkçılık ve su ürünleri sektörünün gelişimine ve sorunlarının çözümüne katkı sağlamak amacıyla, kamu kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, kooperatif ve birlik temsilcileri ve su ürünleri sektöründe faaliyet gösteren sektör temsilcilerinin katılımı ile oluşturulan İzmir Balıkçılık Çalışma Komitemiz, kurulduğu 2019 yılından beri büyük bir özveri ile çalışıyor. Bu kez geleceğimizin temeli çocuklarımız için bir proje üretmekten memnuniyet duyuyoruz. Kitabımızda, denizlerimizde balık avcılığı, yetiştiricilik (çiftlik balıkçılığı), balıkların soframıza ulaşıncaya kadar geçirdiği aşamalar ve çeşitli balık türleri görseller eşliğinde anlatılıyor. Özellikle denizlerin geleceğimiz olduğu vurgulanarak, kurallara uygun avcılığın ve sürdürülebilir balıkçılığın önemi ele alındı” dedi. OKULLARDA DAĞITILACAK Çakan sözlerine şöyle devam etti: “Kitabımıza İzmir Ticaret Odası web sayfasından ulaşmak mümkün. Ayrıca İzmir Valiliğimiz koordinasyonunda okullarımıza dağıtım yapacağız. Çalışmamızın özellikle çocuklarımızda balık tüketimi bilincini arttırmasını ve sektörümüzün geleceğine katkı sağlamasını diliyoruz. “Şahin Kaptan’ın Balıkçılık Dünyası” kitabını hazırlanmasında bize her zaman destek veren İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanımız Mahmut Özgener başta olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” İzmir Balıkçılık Çalışma Komitesinde Yer Alan Kurumlar İzmir Büyükşehir Belediyesi Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi İzmir Ekonomi Üniversitesi İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanlığı İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü İzmir İl Sağlık Müdürlüğü İzmir Tarım ve Orman İl Müdürlüğü İzmir Ticaret Odası Ege Bölgesi Sanayi Odası Ege İhracatçı Birlikleri Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi WWF-Türkiye, Doğal Hayatı Koruma Vakfı Deniz Temiz Derneği Turmepa İzmir Şubesi S.S. İzmir Su Ürünleri Kooperatifleri Bölge Birliği İzmir Su Ürünleri Yetiştiricileri ve Üreticileri Birliği Ege Bölgesi Gırgır Balıkçıları Derneği İzmir Balıkçı İşadamları Derneği

Pamuk Plansızlığa Kurban Edildi! Haber

Pamuk Plansızlığa Kurban Edildi!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında pamukta derinleşen üretim ve dış ticaret krizine dikkati çekti. Sarıbal, iktidarın ithalata dayalı tarım politikalarının pamuk üretimini zayıflattığını belirterek Türkiye’nin net ithalatçı bir yapıya sürüklendiğini vurguladı. Sarıbal’ın paylaştığı verilere göre Türkiye, 2025 yılında 1 milyon tonun üzerinde pamuk ithal etti, 1 milyar 727 milyon dolar ödedi. AKP döneminde lif pamukta yaklaşık 2 milyon 257 bin ton ihracata karşılık 19 milyon 7 bin ton ithalat yapıldı. Bu dönemde 4 milyar 360 milyon dolarlık ihracata karşılık 34 milyar 157 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirildi. Milletvekili Orhan Sarıbal; “Maliyet üreticiyi eziyor, destekler göstermelik kalıyor, fiyat politikası üretimi cezalandırıyor. Bu koşullar pamuktan kaçışı teşvik ediyor” dedi. Türkiye’de pamuk üretiminin hem kuraklığın hem de tarım politikalarındaki plansızlığın etkisiyle gerilediğini belirten Sarıbal, artan girdi maliyetlerine karşın son dört yıldır yerinde sayan hatta gerileyen fiyatların üreticiyi pamuktan uzaklaştırdığını söyledi. Sarıbal’ın paylaştığı verilere göre, 2024 yılında 2 milyon 243 bin ton olan kütlü pamuk üretimi, 2025’te 1 milyon 935 bin tona geriledi. Üretimde yüzde 13,7’lik düşüş yaşandı. Milletvekili Sarıbal, “Uluslararası Pamuk Danışma Komitesi (ICAC) verilene göre 2024-2025 sezonunda dünya genelinde 30 milyon 692 bin hektar pamuk ekim alanında 25 milyon 287 bin ton pamuk üretimi yapıldı. Türkiye pamuk ekim alanında 465 bin hektarla 12’nci sırada yer alırken pamuk üretiminde ise 7’nci sırada yer buldu. Pamuk ithalatında ise yaklaşık 1 milyon ton ile 4’üncü sırada yer aldı. ICAC 2025-2026 sezonuna ilişkin tahminlerini incelediğimizde, dünya genelinde 30 milyon 418 bin hektar ekim alanında 25 milyon 438 bin ton pamuk üretimi bekleniyor. Türkiye pamuk ekim alanlarının ise 430 bin hektara gerilemesi, üretimin ise 780 bin tona düşmesi öngörülüyor. Tekstil ve hazır giyim sektörünün hammaddesi pamuk, stratejik bir ürün. Türkiye’nin yıllık pamuk ihtiyacı yaklaşık 1,6 milyon ton. Artan maliyetler, yetersiz destekler ve yanlış tarım politikaları üreticiyi pamuktan kopardı. Bu tablo, ithalat bağımlılığının neden kalıcılaştığını açıkça gösteriyor. Amerika ve Brezilya, Türkiye’ye pamuk satabilmek için yarışıyor” diye konuştu. SULAMA POLİTİKASI ÇÖKTÜ, PAMUK PLANSIZLIĞA KURBAN EDİLDİ Yaz aylarında yaşanan kuraklığın özellikle Ege ve Güneydoğu Anadolu’da üretimi ciddi biçimde etkilediğini belirten Sarıbal, “Aydın, İzmir, Adana ve Urfa’da pamuk üreticisi tarladan çekiliyor ya da ürün değişikliğine gidiyor. Örneğin Çukurova 2026 sezonuna daralan ekim alanları ve artan maliyet baskısıyla girdi. Adana’da pamuk ekim alanı, 2018’deki 455 bin dönümden, 2025 itibarıyla 124 bin dönüme kadar gerileyerek son 7 yılda yüzde 70’in üzerinde küçüldü” dedi. ÇİFTÇİ HASAT DÖNEMİNDE ZARAR ETTİ Milletvekili Sarıbal, çiftçiyi üretimde tutacak fiyat ve destek politikalarının hayata geçirilmemesi halinde Türkiye’nin hem pamukta hem de tekstil sanayisinde dışa bağımlılığının daha da derinleşeceğini vurguladı. Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE) verilerine dikkati çeken Sarıbal, ocak ayında endeksin aylık bazda yüzde 8,46, yıllık bazda ise yüzde 43,58 arttığını hatırlattı. Tarladaki maliyet enflasyonu resmi rakamlarla bile ortadayken, üreticiye dayatılan destekleme politikalarının gerçeklikle bağını kopardığını kaydeden Sarıbal, “Pamuk üretim maliyeti kilo başına 25–28 lira arasındayken, hasat döneminde kütlü pamuk fiyatları 26–31 lira arasında kaldı. Yani çiftçi ya zarar etmiş ya da neredeyse sıfır karla üretim yaptı. Üstelik iktidarın yeni sistemde verdiği destek, kilogram bazına çevrildiğinde kilo başına yaklaşık 2,20 lira. Bu destek, pamuk üretimini sürdürmek için yetersiz. Borsalar ve ziraat odalarının ortak maliyet çalışmalarına göre kütlü pamuğun kilogram maliyeti 35,63 TL. Üretici ise pamuğunu ortalama 26 TL civarında satabildi” dedi. ÜRETİCİ ÖRGÜTLERİ ETKİSİZLEŞTİ Pamuk üretimindeki düşüş ve istikrarsızlığın bir diğer nedeninin üretici örgütlerinin güç kaybetmesi olduğunu belirten Sarıbal, Tariş Pamuk Birliği, Çukobirlik ve Antbirlik’in kamu desteğinin yetersizliği nedeniyle piyasadaki etkisini büyük ölçüde yitirdiğini söyledi. Bu üç birliğin kütlü pamuk alımlarındaki payının 1998/99 sezonunda yüzde 25 olduğunu hatırlatan Sarıbal, 2024/25 sezonunda bu oranın yüzde 3,5’e kadar gerilediğini aktardı. “Bugün bu birlikler piyasa fiyatları üzerinde belirleyici bir rol oynayamıyor. Üretici örgütsüz, piyasa ise tüccarın insafına bırakılmış durumda. Bu koşullarda pamuk üretimi değil, pamuktan kaçış teşvik ediliyor” ifadelerini kullandı.

İzmir - Bremen Hattında Yoğun İş Trafiği Haber

İzmir - Bremen Hattında Yoğun İş Trafiği

İzmirli firmalar, Almanya’nın Bremen eyaletiyle geliştirilebilecek iş fırsatlarını Bremeninvest Türkiye Yatırım Ajansı’ndan öğrendi. Teknolojiden su ürünlerine, mobilyadan gümüş takı tasarımına kadar pek çok alanda faaliyet gösteren firmalar, Bremen’deki iş olanaklarını değerlendirerek yol haritası çizdi. İZMİR TİCARET ODASI EV SAHİPLİĞİ YAPTI İzmir Ticaret Odası, Bremeninvest Türkiye Yatırım Ajansı ile iş birliği yaparak, “Almanya’da yatırım imkanlarına yönelik birebir danışmanlık görüşmeleri” organizasyonu düzenledi. İzmir Ticaret Odası’na üye 16 firma temsilcisinin katıldığı görüşmelerde, Bremeninvest Türkiye Koordinatörü Kolja Umland ve Türkiye Direktörü Erol Tüfekçi tarafından Almanya’da firma kurulum süreçleri, yurt dışına açılmanın getirdiği avantajlar ve teşviklerinden yararlanma yöntemleri hakkında bilgilendirme yapıldı. ÖZGENER: GÖRÜŞMELERİN SOMUT ADIMLARA DÖNÜŞECEĞİNE İNANIYORUM Almanya’nın, güçlü ekonomisi ve stratejik konumuyla yatırımcılar için çok yönlü ve güvenli fırsatlar sunan önemli bir merkez olduğunu belirten İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Almanya, en büyük ticaret ortağımız olmasının yanı sıra, güçlü ekonomisi ve küresel pazarlara açılan stratejik konumuyla yatırım açısından çok yönlü fırsatlar sunan bir ülke olarak öne çıkıyor. Gelişmiş sanayi ekosistemi ve nitelikli iş gücü sayesinde yatırımcılar için güvenli ve sürdürülebilir bir büyüme zemini sağlayan ülke, yeni yatırım alanları keşfetmek isteyen kişiler için de güçlü bir potansiyel barındırıyor. Bu anlamda üyelerimizi birebir işin mutfağını bilen yetkililerle görüştürmeyi çok önemsiyoruz. 2 gün gün gibi kısa bir sürede önemli temaslarda bulunuldu. Bu görüşmelerin somut adımlara dönüşerek üyelerimize yeni iş imkanları yaratacağına inanıyorum” dedi. KARDEŞLİKTEN DOĞAN TİCARET Bremen ile İzmir’in kardeş şehir, İzmir Ticaret Odası ile Bremen Ticaret Odası’nın kardeş oda olduğuna dikkat çeken Özgener sözlerini şöyle sürdürdü: “Yapılan bu anlaşmalar, kurulan sıcak ilişkiler kentler arasındaki ticareti doğrudan etkiliyor. İzmir Ticaret Odası olarak bu işbirliklerini çok önemsiyoruz. Üyelerimizin yeni pazarlara açılması hedefiyle, farklı kentlerle de iş birlikleri geliştirmek için çalışmalarımızı sürdürdüğümüzü belirtmek istiyorum.”

İZTO’da "KURGAN" Zirvesi Haber

İZTO’da "KURGAN" Zirvesi

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından, 1 Ekim 2025 itibarıyla devreye alınan ve “vergi denetiminde devrim” olarak nitelendirilen Kuruluş Gözetimli Analiz Sistemi (KURGAN), İzmir’de tüm detaylarıyla masaya yatırıldı. Birbirinden farklı sektörlerde hizmet veren iş insanlarının katılımıyla gerçekleşen bilgilendirme toplantısında, yapay zeka destekli vergi denetimi sistemi olarak tanımlanan ve tüm mali işlemleri anlık olarak analiz ederek, sahte belge kullananları ve riskli mükellefleri tespit etmeyi amaçlayan sistem hakkında görüş alışverişinde bulunuldu. YOĞUN KATILIMLA GERÇEKLEŞTİ Kuruluş Gözetimli Analiz Sistemi (KURGAN) Bilgilendirme Toplantısı, İzmir Ticaret Odası ev sahipliğinde yoğun bir katılımla düzenlendi. T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı, İzmir Defterdarı Ömer Alanlı ve İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Serdar Gökhan Arıkan’ın açılış konuşması yaptığı toplantıya, İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, Meclis Başkan Yardımcıları Mehmet Tahir Özdemir ve Nevzat Artkıy ile üyeler katıldı. ATCI: KAYITDIŞILIK ORANI YÜZDE 30 SEVİYELERİNE ULAŞTI Vergi Denetim Kurulu’nun son iki yılda yoğun denetim sürecine girmesinin temel gerekçesinin kayıt dışılık oranının yaklaşık yüzde 30 seviyelerine ulaşması olduğunu belirten T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı, “Sahte belge kullanımı yaklaşık 30 yıldır Türkiye’nin en büyük mali sorunlarından biri. Beyana dayalı vergi sisteminin sağlıklı işlemesi için vergi ahlakının güçlendirilmesi gerekiyor. Sadece ceza odaklı değil rehberlik edici ve yönlendirici denetim anlayışının esas alınması önemli. Vergi idaresinde “ceza kes – düzeltme bekle” yaklaşımından uzaklaşılarak, mükellefi ikna eden ve gönüllü uyumu artırmayı hedefleyen akıllı uyum (smart compliance) modeline geçilmesi gerekiyor” dedi. AMAÇ, VERGİ UYUMUNU KALICI ŞEKİLDE ARTIRMAK Kuruluş Gözetimli Analiz Sistemi (KURGAN) aracılığıyla, potansiyel riskli işlemlerin erken aşamada tespit edilmesinin ve kullanıcı mükelleflerin uyarılarak sürece uyum sağlamalarının hedeflendiğini belirten Atcı sözlerine şöyle devam etti: “Yapay zeka ve ileri veri analiz teknolojileri denetim süreçlerinde yoğun şekilde kullanılarak reaktif denetimden proaktif denetime geçilmesi, geçmiş yıllar yerine güncel risklerin anlık olarak izlenmesi başarı oranını artırıyor. Bu noktada yeni denetim yaklaşımının temel amacının vergi uyumunu kalıcı biçimde artırmak, kamu gelir kayıplarını azaltmak ve adil bir vergi sistemi oluşturmak olduğunu bir kez daha belirtmek istiyorum” ALANLI: ÖNCELİKLİ BİR KAMU POLİTİKASI OLARAK ELE ALINMALI Ekonominin sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde ilerleyebilmesi için kayıt dışı ekonomi ve sahte belge düzenlenmesiyle mücadelenin öncelikli bir kamu politikası olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan İzmir Defterdarı Ömer Alanlı, “Geçmiş dönemde mükellef inceleme süreçleri 5 yıla kadar uzayabiliyor, hatta bazı dosyaların zamanaşımına uğrayabiliyordu. Yeni denetim yaklaşımıyla mükelleflerin iz bırakmadan işlem yapmalarının önüne geçildiğini görüyoruz. Risk Analiz Merkezi tarafından belirlenen kriterler doğrultusunda riskli olduğu değerlendirilen mükelleflerin incelemeye sevk ediliyor. Bu noktada sahada görev yapan denetim elemanları ile Risk Analiz Merkezi’nin çalışmalarının uyum içinde yürütülmesi sistem etkinliğinin artması açısından önem taşıyor. KURGAN sistemi ile mükellefler olası riskler konusunda önceden uyarılıyor ve ileride karşılaşabilecekleri hukuki ve mali sonuçlara karşı tedbir almaya yönlendiriliyor. Uygulama yeni olduğu için bazı aksaklık ve eksiklikler yaşanabilir. Ancak meslek mensuplarından ve paydaşlardan gelen geri bildirimler dikkate alınarak çözüm odaklı bir yaklaşım benimseyebiliriz” dedi. ARIKAN: KURGAN’IN EN ÖNEMLİ KATKISI, ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK İzmir Ticaret Odası olarak teknolojiyi merkeze alan, veriye dayalı ve şeffaflığı esas alan tüm dönüşüm süreçlerini güçlü şekilde desteklediklerini ifade eden İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Serdar Gökhan Arıkan, “Şirketlerin mali verilerini ileri analiz yöntemleriyle değerlendirerek riskleri erken aşamada tespit eden, önleyici denetim anlayışını esas alan çağdaş bir gözetim sistemi olan KURGAN, yalnızca kamunun vergi uyumunu artırmasına hizmet eden bir araç değil; aynı zamanda özel sektör için güçlü bir kurumsallaşma mekanizması olarak da karşımıza çıkıyor. Sanayiden ticarete, inşaattan turizme, lojistikten tarıma, finansal hizmetlerden perakendeye kadar ekonomimizin tüm sektörleri bu sistemden doğrudan etkilenecek. Çünkü KURGAN’ın odağında yalnızca rakamlar değil; şirketlerin finansal davranışları, sürdürülebilirliği ve uzun vadeli sağlamlığı yer alıyor. İş dünyamız açısından KURGAN’ın sağladığı en önemli katkılardan bir diğeri ise, öngörülebilirlik. Bu sayede şirketlerimiz, mali süreçlerini daha şeffaf ve düzenli yürüttükçe, denetim risklerini önceden görebilecek, belirsizlikler azalacak ve daha sağlıklı planlama yapabilecek” dedi. BAKANLIK’TAN DETAYLI SUNUM Açılış konuşmalarının ardından, T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkan Yardımcısı Erhan Selim tarafından bir sunum gerçekleştirildi. Selim sunumunda, KURGAN sisteminin teknik altyapısını, risk analiz mekanizmasını, uygulama aşamalarını ve sahte belgeyle mücadele stratejisindeki yerini detaylı biçimde katılımcılarla paylaştı. Kuruluş Gözetimli Analiz Sistemi (KURGAN) Hakkında: Kuruluş Gözetimli Analiz Sistemi, kurumun mali ve idari süreçlerini önceden belirlenen kriterler doğrultusunda sürekli izleyen, olası riskleri erken aşamada tespit eden ve yönetime veri temelli karar desteği sunan bütüncül bir yapıdır. Bu sistem sayesinde süreçlerde şeffaflık ve hesap verebilirlik güçlendirilirken, kaynakların etkin kullanımı ve mevzuata uyum da güvence altına alınmaktadır.

Bokaşi Kompost Uygulamasına Talep Artıyor Haber

Bokaşi Kompost Uygulamasına Talep Artıyor

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın başlattığı ücretsiz kompost seti uygulamasına bir haftada 2 bin başvuru geldi. Mutfak atıkları çöpe değil toprağa gidiyor, hem doğa hem İzmir kazanıyor. Vatandaşlardan Tugay’a teşekkür yağdı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin organik mutfak atıklarının kaynağında ayrıştırılarak yeniden toprağa kazandırılmasını sağlayacak bokaşi (bokashi) kompost uygulamasına talep artıyor. Gönüllü hanelerin bokaşi kompost seti almak için HİM– Hemşehri İletişim Merkezi (ALO 153) üzerinden başvurduğu projeye bir haftada yaklaşık 2 bin talep geldi. Konak’ta Kültür ve Alsancak mahalleleri ile başlayan proje Karşıyaka ve Bornova ile devam etti. Karşıyaka’da Bostanlı ve Yalı mahalleleri, Bornova’da Ergene, Erzene, EVKA 3 ve Kazım Dirik mahalleleri sakinlerine verilen eğitimin ardından kompost setleri dağıtıldı. Projeyle, evsel organik atıklar özel kovalar kullanılarak az oksijenli ortamda yararlı mikroorganizmalarla fermente edilecek ve komposta dönüşmesi sağlanacak. Çalışmayla organik atıkların çöp sahalarına gitmesinin engellenmesi, sera gazı salımının azaltılması ve toprağın zenginleştirilmesi amaçlanıyor. “Vatandaşlarımızın olağanüstü bir ilgisi var” Çalışmalar hakkında bilgi veren Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Kompost Üretimi ve Geri Kazanım Şube Müdürlüğü’nde görevli ziraat yüksek mühendisi Tahsin Alp Aras, Başkan Dr. Cemil Tugay’ın talimatıyla müdürlüğün kurulduğunu belirterek “Ardından kompost setlerinin alımları yapıldı ve vatandaşlarımızdan talepler toplanmaya başlandı. Daha birinci haftada 2 bine yakın talep geldi. Vatandaşlarımızın olağanüstü bir ilgisi var” şeklinde konuştu. “Hemşehrilerimizle beraber ortak bir yola çıkıyoruz” Kompost Üretimi ve Geri Kazanım Şube Müdürlüğü’nde görevli ziraat yüksek mühendisi Ferdan Çiftçi ise “Bu çalışma, Cemil Başkanımızın üzerinde durduğu bir proje. Küresel iklim değişikliği ve su krizinin yaşandığı günümüzde toprak verimliliğinin artırılması ve su kapasitesinin yükseltilmesi için hemşehrilerimizle beraber ortak bir yola çıkıyoruz. Bu yolculukta beraber bu işi büyütecek ve hepimiz kazanacağız. Bu, dünya için yapacağımız çok büyük bir iyilik. İzmir kazanacak, dünya kazanacak. Şu an 10 bin kova ile yola çıkıyoruz. Proje büyüyerek devam edecek” diye konuştu. “Kimin emeği varsa çok takdir ettim” Ziraat mühendisleri tarafından verilen eğitimin ardından bokaşi kompost setini alan yurttaşlar uygulamadan memnun. Projenin paydaşı olmaktan duyduğu mutluluğu ifade eden Sibel Bengisu, “Müthiş bir şey; kimin emeği varsa çok takdir ettim. Bu uygulama ve bu yönetim devam ettikçe, toprağın ne kadar bereketli olduğu, ne kadar çabuk çoğaldığı çok daha çabuk kavranacak. Çok tebrik ediyorum. Gerçekten çok önemli bir adım. İnşallah devamı gelir ve sürdürülebilir, daha iyi çalışmalara vesile olur” ifadelerini kullandı. “Böyle bir duyarlılığımız varmış ama farkında değilmişiz” Erkin Özer, “Çok güzel, çok olumlu bir proje. Başkana çok teşekkür ederim. Böyle bir duyarlılığımız varmış ama farkında değilmişiz. Bu farkındalığı yarattığı için teşekkür ediyorum. Ayrıca katı atık toplama projesi vardı, onu da hassasiyetle takip ediyoruz. Sadece İzmir’in değil, dünyanın bu farkındalığa sahip olması lazım. İzmir’de başlamış olması bizi onurlandırıyor, gururlandırıyor. İzmir’den böyle bir proje çıkıyor diye hava atıyoruz” şeklinde konuştu. “Topraklarımız ve sağlıklı nesiller için böyle bir proje gerekli” Füsun Taşyılmaz ise, “Umarım toprağımıza, çevremize, doğamıza faydalı bir proje olur. Topraklarımızın beslenmesi için önemli olacağını düşünüyorum. Küresel iklim krizi var, su sıkıntımız var. Topraklarımız verimli değil. Topraklarımızın beslenmesi ve daha sağlıklı nesiller için böyle bir proje gerekli” diye konuştu. Kokusuz ve pratik Japonca'da “fermente organik madde” anlamına gelen bokaşi (bokashi) kompostu; mutfaklardan çıkan meyve ve sebze atıkları, yemek artıkları ile çay ve kahve posası gibi organik atıkların, koku, sinek ve haşere oluşturmadan kapalı kovalar içinde fermente edilmesini sağlayan çevreci bir yöntem olarak öne çıkıyor. Oksijenin sınırlı olduğu ortamda yararlı mikroorganizmalarla gerçekleşen fermantasyon süreci sayesinde organik atıklar çürümeye bırakılmadan değerlendiriliyor. Ev ortamında kolaylıkla uygulanabilen ve apartman yaşamına uygun olan sistem, günlük kullanımda pratiklik sağlıyor. Süreç sonunda elde edilen fermente ürün, toprağın yapısını iyileştiren ve besin değeri yüksek bir toprak düzenleyici olarak kullanılabiliyor. Ayrıca fermantasyon sırasında oluşan bokaşi sıvısı, seyreltilerek doğal sıvı gübre olarak değerlendirilebiliyor. Vatandaşların kompostları İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri tarafından toplanacak. Elde edilen ürünler, park, bahçe ve tarımsal alanlarda toprak iyileştirici olarak kullanılacak. İzmirliler isterlerse evde ürettikleri kompostu bahçelerine, büyük saksılara, apartman ya da site bahçelerine gömebilecek ya da yürüyüş sırasında park ve piknik alanlarında doğaya bırakabilecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.