Hava Durumu

#Iea

Kırsal Haber - Iea haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iea haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yapay Zeka COP31 Gündeminde: İklime Faydadan Çok Zarar Verir mi? Haber

Yapay Zeka COP31 Gündeminde: İklime Faydadan Çok Zarar Verir mi?

Yapay zekanın iklim üzerindeki etkisi tartışılırken gözler çoğunlukla veri merkezlerinin hızla artan elektrik tüketimine çevriliyor. Konuyu önceliklendirdiğini açıklayan COP31 Başkanı Türkiye de 2026 Antalya Yapay Zeka Taahhüdü’nün hazırlandığını duyurdu. Ancak yeni bir araştırma; yapay zekanın asıl iklim etkisinin, ne kadar enerji tükettiğinin yanı sıra ne için kullanıldığına bağlı olacağını gösteriyor. Fosil yakıt sektöründeki kullanımları sınırlandırılmadığı takdirde yapay zeka, emisyonları azaltmak yerine önemli ölçüde artıracak. Çalışmanın yazarlarından Holly Alpine, Türkiye’nin COP31’de çizeceği çerçevenin, yapay zekanın hangi amaçlarla kullanıldığını da ele alması gerektiğine dikkat çekiyor. Kasım ayında düzenlenecek iklim zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye, COP31 Eylem Gündemi’ni açıkladığı toplantıda; yapay zekanın sorumlu kullanımını hedefleyen 2026 Antalya Yapay Zeka Taahhüdü’nün önümüzdeki haftalarda açıklanacağını duyurdu. New York İklim Haftası (Climate Week) kapsamında konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; hükümetlerin yapay zekayla ilgili kurallar koymaya başlaması ve teknolojinin artan enerji tüketiminin açıkça konuşulması gerektiğini söyledi. Taahhüdün yanı sıra Yapay Zeka Destekli Temiz Teknolojiler Girişimi kurulacağı, öncelikli sektörlerde yapay zeka destekli temiz teknoloji projelerinden oluşan portföyler yaratılarak yatırımcılarla buluşturulacağı aktarıldı. Yapay zekanın iklim değişikliği üzerindeki etkileri giderek daha fazla tartışılıyor ve bu tartışmalar büyük ölçüde veri merkezlerinin artan enerji tüketimine odaklanıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Nisan 2025 tarihli Enerji ve Yapay Zeka raporunda; veri merkezlerinin 2024’te küresel elektrik tüketiminin %1,5’inden sorumlu olduğu ve bu tüketimin 2030’a kadar iki katına çıkmasının beklendiği ifade ediliyordu. Nitekim veri merkezlerindeki elektrik tüketimi 2025’te %17 arttı. IEA, "Enerji olmadan yapay zeka olamayacağı gibi, yapay zekanın da enerji sektörünü dönüştürme potansiyeli bulunduğuna" dikkat çekiyor. Npj Climate Action adlı hakemli dergide Ağustos 2026’da yayımlanan yeni bir makale ise veri merkezlerindeki elektrik tüketiminin buzdağının yalnızca görünen ucu olduğunu ortaya koyuyor. Yapay zeka kaynaklı üretkenlik artışlarının fosil yakıt ve yenilenebilir enerji sektörlerini nasıl etkileyeceğini modelleyen çalışmaya göre; regüle edilmediği takdirde yapay zeka emisyonları azaltmak yerine kayda değer ölçüde artıracak. 64 senaryonun incelendiği araştırmaya göre emisyonlar, yalnızca yapay zekanın fosil yakıt üretimini desteklemediği senaryolarda düşüş gösteriyor. Çalışmanın yazarlarından Holly Alpine, Türkiye’nin açıkladığı yapay zeka gündeminin bu nedenle "resmin yarısını gözden kaçırdığını" ifade etti. "Veri merkezlerinin enerji kullanımında şeffaflık çağrısında bulunmak ve yapay zekanın temiz teknoloji potansiyeline yatırım yapmak doğru adımlar" diyen Alpine, teknolojinin gerçekte ne amaçla kullanıldığının gözden kaçırılmaması gerektiğini vurguladı. Alpine’a göre konunun COP31’de inandırıcı bir şekilde ele alınabilmesi için iklim üzerindeki etkilerinin bütüncül değerlendirilmesi şart. Enabled Emissions Campaign (Yol Açılan Emisyonlar Kampanyası) Direktörü ve Stanford Üniversitesi McCoy Aile ve Etik Merkezi’nde Etik ve Teknoloji Uygulamacı Bursiyeri Holly Alpine’ın değerlendirmeleri şöyle: Yapay Zekanın Net Etkisi, Enerji Sistemine Bağlı Yapay zeka genel amaçlı bir teknolojidir; dolayısıyla aynı özellikleri yalnızca tek bir alanda değil, uygulandığı diğer alanlarda da gelişme sağlar, taraf tutmaz. Fosil yakıt üretiminde kullanıldığında çıkarma maliyetlerini düşürür ve ekonomik olarak çıkarılabilir kaynakları artırır. Yenilenebilir enerjiye uygulandığında ise üretim tahminlerini ve yer seçimini geliştirerek verimliliği artırır. Yapay zeka her iki yönde de üretkenliği artırdığından, net etkisinin sera gazı emisyonlarının artmasına mı yoksa azalmasına mı yol açacağı teknolojinin kendisine değil, içinde faaliyet gösterdiği enerji sisteminin temel dengesine bağlıdır. Veri Merkezlerindeki Elektrik Tüketimine Odaklananlar Büyük Resmi Kaçırıyor Kamuoyundaki tartışmanın aksine, odak noktasını yalnızca veri merkezlerindeki elektrik kullanımında tutmama fikri, iki anlaşmanın rakamlarını inceledikten sonra ortaya çıktı: Microsoft’un Exxon ve Chevron’la yaptığı teknoloji iş birlikleri, günde 50 bin ila 400 bin varil ek fosil yakıt üretimi sağlıyordu ve bu artışın tamamı teknolojiye atfediliyordu. Tek başına bu durum bile Microsoft’un kendi operasyonel karbon ayak izinin (veri merkezleri dahil) %300’ünden fazlasına denk geliyor. Bu da iklim hesap verilebilirliğinin sadece veri merkezlerindeki elektrik kullanımına odaklanmasının büyük resmi kaçırdığını net bir şekilde gösteriyor. Veri Merkezlerinin Emisyonlarından 13 Kat Büyük Olabilir Yapay zekanın fosil yakıtlar nedeniyle sebep olacağı emisyonlar, veri merkezlerindeki enerji tüketiminin neden olacağı emisyonlardan 13 kata kadar daha fazla olabilir. Veri merkezlerinin neden olduğu emisyonlar doğrudan tespit edilebilir ve mevcut operational ayak izi muhasebesine dahil edilebilir. Bu tür veriler, mevcut bilgilendirme çerçevelerinin zaten yakalamak üzere tasarlandığı niteliktedir. Dolaylı olarak yol açılan emisyonlar (enabled emissions) ise bir adım daha uzaktır. Şu anki standart iklim muhasebesi ve yönetişim çerçeveleri bu emisyonları hesaba katacak şekilde tasarlanmamıştır. Bu nedenle, daha büyük olmalarına rağmen daha görünmez kalırlar. Yapay Zeka Şimdiden Rezervleri Artırıyor, Maliyetleri Düşürüyor Modellememiz için buradan yola çıktık. Mevcut analizler; veri merkezlerinin enerji talebini, yenilenebilir enerji optimizasyonunu ve talep tarafındaki verimliliği inceliyor. Ancak yapay zekanın fosil yakıt arz ekonomisini nasıl yeniden şekillendirdiğini yeterince ele almıyor. Örneğin Batı Teksas Havzası’nda (Permiyen Havzası) başabaş maliyetler varil başına 90 doların üzerindeyken yapay zeka ile birlikte yaklaşık 40 dolara geriledi. Goldman Sachs, yapay zekanın ABD’deki kaya gazı rezervlerini %8 ila %20 oranında artırabileceğini tahmin ediyor. Sektörel veriler, petrol ve gaz sektöründe arama ve üretim yapan kuruluşların %44’ünün keşif aşamalarında şimdiden yapay zeka kullandığını gösteriyor. Oysa sürekli yatırım yapılmadığı takdirde petrol ve gaz sahalarının üretimi yılda yaklaşık %8 oranında azalır. Bu nedenle üreticiler, üretimi artırmak bir yana, sadece sabit tutmak için bile sürekli olarak yeni kaynaklar bulmak ve geliştirmek zorundadır. Yapay zeka bu sürecin maliyetini düşürüyor; arama çalışmalarını, çıkarma verimliliğini ve mevcut sahalardan geri kazanımı iyileştiriyor. Dengenin Sağlanması İçin Fark 4-5 Kat Olmalı Modellemenin önemli bir bulgusu şu: Yapay zekanın sera gazı emisyonları üzerinde hiçbir etkisi olmaması —yani emisyonların sabit kalabilmesi— için bile yenilenebilir enerjide yapay zeka kaynaklı verimlilik artışının, fosil yakıtlardaki verimlilik artışından 4 ila 5 kat daha fazla olması gerekiyor. Fosil yakıtlar hâlâ küresel birincil enerjinin %80’inden fazlasını sağlıyor. Bu nedenle aynı orandaki verimlilik artışı, fosil yakıt sistemlerinde yenilenebilir enerji kaynaklarına kıyasla çok daha büyük bir etki yaratıyor. Altyapı bağımlılığının, politik-ekonomik geri beslemelerin ve patikaya bağımlı yatırımların zaman içinde tespit ettiğimiz bu asimetriyi daha da güçlendirmesi beklenebilir. Bu durum, makalede atıfta bulunduğumuz daha geniş tarihsel örüntüyle de tutarlı: Teknolojik ilerlemeler mevcut enerji sistemlerine uygulandığında bu sistemlerin ömrünü uzatıyor. Yapay Zekanın Ne İçin Kullanıldığı da Yönetilmeli Yapay zeka ile net emisyon azaltımı sağlamak mümkün. Fakat bunun için yol açılan emisyonların (enabled emissions) ayrı ve izlenebilir bir kategori olarak ele alınması, yapay zeka aracılığıyla fosil yakıt üretim verimliliğini artıracak adımların doğrudan sınırlandırılması gerekiyor. Arz tarafında kısıtlamalar olmaksızın yapay zekanın yalnızca yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması ve daha verimli hale gelmesi için kullanılması yeterli olmayacaktır. Yönetişim, hem yapay zekanın hangi enerjiyle çalıştığını hem de ne amaçla kullanıldığını ele almalıdır. COP31’de Yapay Zekanın İklim Etkileri Bütüncül Ele Alınmalı Türkiye’nin yapay zeka konusundaki taahhüdü sunma biçimi resmin yarısını gözden kaçırıyor. Veri merkezlerinin enerji kullanımında şeffaflık çağrısında bulunmak ve yapay zekanın temiz teknoloji potansiyeline yatırım yapmak doğru adımlardır. Ancak yapay zekanın günümüzde gerçekten nasıl kullanıldığı gözden kaçırılıyor: Yapay zeka, fosil yakıtların çıkarılmasını ve üretimini azaltmak için değil, aksine büyük ölçüde bunları artırmak için kullanılıyor. Araştırmamız, bu tür mesajlarda öne çıkarılanın aksine, yapay zekanın sebep olduğu fosil yakıt emisyonlarının temiz enerji kazanımlarından çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Yapay zekanın iklim açısından sorumlu kullanılmasının COP31’de inandırıcı bir gündem maddesi olabilmesi için; yalnızca olumlu yönlerine odaklanmak veya kullanılan enerjinin kaynağına bakmak yerine iklim üzerindeki etkisini bütüncül olarak ele almak şarttır. Kaynak: İklim Masası / www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Holly Alpine Kaynak: https://www.nature.com/articles/s44168-026-00411-0

IEA Raporu: Türkiye’nin Liderlik Ettiği “35x35” Elektrifikasyon Hedefi Ulaşılabilir! Haber

IEA Raporu: Türkiye’nin Liderlik Ettiği “35x35” Elektrifikasyon Hedefi Ulaşılabilir!

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) bugün yayımladığı kritik rapor, küresel iklim diplomasisi ve enerji dönüşümü açısından tarihi bir eşiğe işaret ediyor. COP31 Başkanı Türkiye’nin öncülüğünde ve COP31 Müzakereler Başkanı Avustralya’nın talebiyle hazırlanan çalışma, 2035 yılına kadar küresel nihai enerji talebinin yüzde 35’inin elektrikle karşılanması hedefine (“2035’e kadar yüzde 35”) mevcut teknolojilerle ulaşılabileceğini ortaya koydu. Ulaşım, binalar ve sanayi gibi kilit sektörlerin elektrifikasyon potansiyelini inceleyen rapor, dönüşümün sadece iklim krizine değil, küresel ekonomiye ve hanehalkı bütçelerine sağlayacağı devasa katkıları rakamlarla gözler önüne seriyor. Küresel Ekonomide Üçlü Kazanç: Faturalar, İthalat ve Emisyonlar Düşüyor IEA raporu, hızlandırılmış bir elektrifikasyon sürecinin ekonomi ve enerji güvenliği üzerindeki kazanımlarını şu temel verilerle özetliyor: 400 Milyar Dolarlık İthalat Tasarrufu: Fosil yakıt ithal eden ülkeler, yüksek elektrifikasyon senaryosunda ithalat harcamalarını 2025 seviyelerine kıyasla yılda 400 milyar dolardan fazla azaltabilecek. Hanehalkı Faturalarında %15 İndirim: Yüksek elektrifikasyon senaryosu uygulandığında, ortalama hanehalkı enerji faturalarının 2035 yılına kadar yüzde 15 oranında düşeceği öngörülüyor. Petrol Tüketiminde Rekor Düşüş: Elektrikli araçlar (EV) şimdiden günde 2,3 milyon varil petrol tüketiminin önüne geçiyor. Bu miktar, kritik ticaret hatlarından biri olan ve Hürmüz Boğazı’nı baypas eden Habshan-Fujairah petrol boru hattından yaz boyunca geçen petrol hacmini geride bırakıyor. Şebeke Altyapısına Acil Yatırım Çağrısı Mevcut politikalar devam ettiği takdirde küresel elektrifikasyon oranının 2035 yılında yüzde 30’da kalacağı uyarısında bulunan IEA, hedeflenen seviyeye ulaşılması için elektrik şebekelerinin modernize edilmesinin şart olduğunu vurguluyor. Rapora göre, hızla artan talebi yeni arzla sorunsuz buluşturabilmek adına küresel elektrik şebekelerinin 2035 yılına kadar, son 10 yıla kıyasla yüzde 40 daha hızlı genişletilmesi ve modernize edilmesi gerekiyor. Uzmanlar Ne Diyor? "Elektrifikasyon Temiz ve Adil Olmalı" Raporun yayımlanmasının ardından iklim ve enerji dünyasından üst düzey isimler ve sivil toplum temsilcileri değerlendirmelerini paylaştı: Fosil Yakıtlardan Çıkış Şart, Duygu Kutluay (Fosil Yakıtların Ötesi Ağı Kampanyacısı): "Elektrifikasyon karbonsuzlaşmayla eş anlamlı değildir ve fosil yakıtlardan çıkış sürecinin önüne geçmemelidir. COP31’in ev sahibi olarak Türkiye, her iki gündemi birlikte ilerletme sorumluluğuna sahiptir. Türkiye, yeni kömür santrallerine izin vermeme taahhüdünde bulunarak ve fosil yakıtlara bağımlılıktan çıkış için net bir yol haritası ortaya koyarak, elektrifikasyonun iklim eylemi için güçlü bir itici güç olabileceğini gösterebilir. Aksi takdirde elektrifikasyonun COP31’in ana gündem maddesi haline gelmesi, dünyanın acilen ihtiyaç duyduğu iklim hedeflerine ulaşma çabalarını gölgede bırakabilir." Sadece Nicelik Değil, Niteliğe de Bakılmalı Janet Milango (Climate Action Network International Enerji Dönüşümü Kıdemli Yöneticisi): "35×35 hedefi, ancak sürdürülebilir yenilenebilir enerjiyle desteklendiği takdirde iklim konusunda bir ilerlemeyi temsil edecektir. Başarı, sadece küresel nihai enerji tüketiminin ne kadarının elektrikle karşılanacağına bakılarak ölçülemez. Bu elektriğin neyden üretildiğini, elektriğe kimin erişimi olduğunu, altyapının kime ait olduğunu ve ülkelerin fosil yakıtlardan uzaklaşmasına yardımcı olup olmadığını sormalıyız. Gelişmekte olan ülkeler, kamu yararı doğrultusunda elektrik sistemlerine sahip olmak, bunları yönetmek ve şekillendirmek için gerekli kaynaklara ve kapasiteye sahip olmalıdır." Teknolojik Altyapı Hazır, Sıra Politik İradede Dr. Jan Rosenow (Oxford Üniversitesi Enerji ve İklim Politikaları Profesörü): "Elektrifikasyon; temiz, güvenli ve uygun fiyatlı bir enerji sistemi kurmak için elimizdeki en önemli araç. Bugün yayınlanan rapor, teknolojilerin hazır ve ekonomik gerekçelerin sağlam olduğunu ortaya koyuyor. Ancak mevcut ilerleme, ihtiyaç duyulan seviyenin oldukça gerisinde. Petrol ve gaz fiyatlarının ekonomiyi felce uğrattığı bir enerji krizinin ortasındayız. Hükümetler; artık binalardan ulaşıma ve sanayiye kadar her sektoŕde harekete geçmeli." Devrim Niteliğinde Bir Kazan-Kazan Senaryosu Dave Jones (Ember Kurucu Ortağı): "Bugünkü rapor, daha hızlı elektrifikasyonun üçlü bir kazanç olduğunu gösteren, hepimizin beklediği kanıtları sunuyor. Faturaları düşürmek açısından bir kazanç, emisyonları ve kirliliği azaltmak açısından bir kazanç ve bugün birçok ülkenin karşı karşıya olduğu devasa fosil yakıt ithalat faturasını azaltma açısından bir kazanç."

Türkiye, Küresel Sera Gazı Emisyonlarında 13. Sıraya Yükseldi Haber

Türkiye, Küresel Sera Gazı Emisyonlarında 13. Sıraya Yükseldi

Avrupa Komisyonu’nun Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ile birlikte derlediği ve Küresel Atmosferik Araştırmalar için Emisyon Veritabanı (EDGAR) değerlerine dayanan Joint Research Centre’ın (JRC) “Tüm Dünya Ülkelerinin Seragazı Emisyonları 2026” başlıklı yeni raporu yayımlandı. Rapora göre, COVID-19 sonrası emisyonlardaki yükseliş eğilimi, önceki yıla kıyasla daha düşük bir hızda da olsa devam etti. İki istisnai dönem olan 2009 finansal krizi ve COVID-19 pandemisi haricinde küresel emisyonlar 21. yüzyıl boyunca artış eğilimini sürdürürken, 2025 yılında küresel sera gazı emisyonları 2024'e kıyasla %0,7 artarak rekor bir seviye olan 54 gigaton (Gt) karbondioksit eşdeğerine (CO₂e) ulaştı. ​Yayımlanan raporda en büyük altı kirletici olarak öne çıkan Çin, ABD, Hindistan, AB, Rusya ve Endonezya, 2025’te küresel emisyonların %62’sinden sorumlu olurken; ABD emisyonlarını 2024’e kıyasla %2,2 artırarak dünya çapında en büyük mutlak artışı kaydetti. Buna karşın Çin ve Hindistan emisyon seviyelerini ilk kez sabit tuttu veya azalttı (sırasıyla +%0,1 ve -%0,2). En büyük 16 kirleticiden altısı olan Hindistan, AB, Rusya, Brezilya, Japonya ve Avustralya 2025’te emisyonlarını azaltma başarısı gösterirken; Avrupa Birliği (AB) de LULUCF (Arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık) hariç sera gazı emisyonlarını 2024 yılına kıyasla %0,2 düşürdü. Bu miktar, AB'nin 1990 seviyelerine kıyasla %35,6’lık bir düşüş elde ettiğini ortaya koydu. ​Ancak raporda Türkiye ile ilgili paylaşılan veriler dikkat çekici ve endişe verici bir tabloyu gözler önüne serdi. COP31 Başkanı Türkiye, en fazla emisyona neden olan ülkeler arasında 13. sıraya yükselirken, COP31 Müzakereler Başkanı Avustralya Türkiye’nin hemen ardından 14. sırada yer aldı. Türkiye ayrıca, en büyük 16 emisyon kaynağı arasında, emisyonlarını en hızlı artıran (% +4,2) ülke olarak kayıtlara geçti. Büyük kirleticiler arasında Türkiye'nin yanı sıra İran (% +1,7) ve Suudi Arabistan’ın da (% +1,3) emisyonları kayda değer oranda arttı. ​Avrupa Komisyonu verilerinin ardından Türkiye’de faaliyet gösteren uzman sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesiyle kurulan İklim Ağı, konuya ilişkin sert ve uyarıcı bir değerlendirme paylaştı. İklim Ağı açıklamasında, "Avrupa Komisyonu’nun verileri, Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını hızla artırdığını ortaya koyuyor. İklim Ağı olarak daha önce de vurguladığımız gibi, emisyonların bugün hâlâ artıyor olması, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle uyumlu, gerçek bir emisyon azaltım politikasına acilen ihtiyaç duyduğunu gösteriyor" ifadelerine yer verildi. ​Türkiye’nin COP31 Başkanlığı döneminde iklim liderliği iddiasının hakkını vermesinin yolunun fosil yakıtlara dayalı yatırımları sonlandırmaktan ve emisyonları bugünden itibaren azaltmaktan geçtiğini belirten uzmanlar; kömürden çıkışın planlanması, fosil yakıt teşviklerinin kaldırılması, yenilenebilir enerjinin doğayı ve yöre sakinlerini koruyacak şekilde yaygınlaştırılması ve adil geçiş politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizdi. İklim Ağı, "Türkiye, emisyonlarını artıran politikalarla iklim krizine dirençli bir toplum yaratamaz" diyerek acil eylem çağrısında bulundu. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: https://edgar.jrc.ec.europa.eu/report_2026

Kömür Talebi Durgun Ama Planlanan Kapasite %11 Arttı! Haber

Kömür Talebi Durgun Ama Planlanan Kapasite %11 Arttı!

Global Energy Monitor (GEM / Küresel Enerji Gözlemcisi) tarafından yayımlanan yeni rapor, küresel kömür talebindeki artışın neredeyse durma noktasına gelmesine ve yeni maden açılışlarının son 10 yılın en düşük seviyesine gerilemesine rağmen, planlanan kömür madenciliği kapasitesinin geçtiğimiz yıl %11 artarak 2,521 milyon ton/yıl (mtpa) seviyesine ulaştığını ortaya koydu. Düşük maliyetli rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımları kömürü geride bırakırken, yeni maden projelerinin sürdürülmesi devasa bir "atıl varlık" (stranded asset) ve verimsiz altyapı riski yaratıyor. Planlanan Maden Sektöründe Aslan Payı Hindistan ve Çin’in Raporda öne çıkan bulgulara göre küresel ölçekteki planlı kapasite artışının arkasındaki en baskın aktör Hindistan oldu. Hükümetin jeopolitik riskler ve aşırı sıcak hava dalgalarıyla mücadele gerekçesiyle belirlediği agresif üretim hedefleri sonucunda, Hindistan'ın planlanan madencilik kapasitesi 329 mtpa’dan 658 mtpa’ya yükselerek neredeyse iki katına çıktı. Kömür madeni geliştirme projelerinin (planlanan, izin sürecindeki ve inşaat aşamasındaki) %92’si yalnızca 5 ülkede yoğunlaşıyor: Çin: 1,321 mtpa geliştirme aşamasındaki kapasitesiyle tek başına dünyadaki diğer tüm ülkelerin toplamını geride bırakıyor. Hindistan Avustralya Rusya Güney Afrika Planlanan kapasitelerdeki artışın bir diğer nedeni ise kömürün kullanım alanındaki dönüşüm. Çin’de planlanan yeni kapasitelerin %15’i "kömürden kimyasal üretimi" projelerine ayrılırken, Hindistan ise 3,9 milyar dolarlık bir kömür gazlaştırma projesini destekliyor. Gelişmeler Yavaşlıyor, Devreye Alınan Kapasiteler Düşüyor Rapor, yeni maden planlamalarına rağmen sahada kapasite artışının ivme kaybettiğine işaret ediyor. Yeni Maden Artışı Yavaşladı: 2025 yılında dünya genelinde 113 mtpa yeni kapasite devreye girdi. Bu rakam, 2024’teki 185 mtpa'lık artıştan %40 daha düşük ve son 10 yılın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti. Kömür Talebi Durgun: Küresel kömür talebi 2025’te %0,5’ten daha az büyüdü. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), küresel talebin 2030’a doğru tamamen sabitleneceğini öngörüyor. Tarihi Kapanışlar: 2025’te Norveç, son aktif kömür madenini de kapatarak İspanya’nın ardından yerli kömürden tamamen çıkan son ülke oldu. Emeklilik Süreci: Mevcut operasyonel kömür kapasitesinin %12’sinin (1,145 mtpa) 2035 yılına kadar kademeli olarak kapatılması bekleniyor. Uzmanlar Uyardı: "Atıl Varlık ve Piyasa Oynaklığı Riski Kapıda" Geliştirme aşamasındaki maden projelerinin yaklaşık %70’inin henüz inşaat öncesi aşamada olduğunu belirten uzmanlar, hükümetlerin bu projeleri iptal etme fırsatı bulunduğunu vurguluyor. Global Energy Monitor Küresel Kömür Madeni İzleme Projesi Müdürü Dorothy Mei: "Bu piyasa koşullarında kömür madenciliği kapasitesinin artırılması, zaman içinde daha da az ekonomik hâle gelecek varlıklar yaratma riski taşıyor. Bu durum hükümetleri, şirketleri ve yatırımcıları; atıl varlıklara ve aşırı üretim kapasitesi nedeniyle artan piyasa oynaklığına maruz bırakıyor." Global Energy Monitor Kıdemli Araştırmacısı Tiffany Means: "Düşük maliyetli temiz enerjinin kömürün yerini almaya devam etmesiyle birlikte, kömür madenciliğini genişletmenin ekonomik gerekçesi giderek zayıflıyor. Hükümetlerin, önümüzdeki on yıllarda ilave kömür üretimini kalıcı hale getirmek yerine, geliştirme aşamasında olup henüz inşaata geçmemiş projeleri iptal etme fırsatı var." Türkiye İçin Kömür Riski: 31 İlde 123 Yeni Proje İzin Sürecinde Türkiye’nin durumunu değerlendiren Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz, Türkiye'nin Çin veya Hindistan ölçeğinde bir üretici olmasa da maden genişlemelerinden doğrudan etkilendiğini ifade etti. Katısöz, Türkiye’deki tablonun kömürden çıkış hedeflerini geciktirdiğine dikkat çekti: "Yeni kömürlü termik santral yatırımlarının büyük ölçüde yavaşladığı bir dönemde mevcut maden sahalarının genişletilmesi ve yeni kömür sahalarının açılması, mevcut santrallerin ömrünü uzatacak koşulları yaratıyor ve Türkiye’nin kömürden çıkışını geciktirme riski taşıyor. Nitekim Ağustos 2021 - Ekim 2025 arasındaki 4 yıllık süreçte Türkiye’nin 31 ilinde toplam 123 kömür madeni projesinin izin sürecine başlamış olması, madenciliğin hâlâ ne kadar geniş bir coğrafyada gündemde olduğunu gösteriyor. Maden genişlemeleri ormanları, tarım alanlarını ve köyleri yok ediyor. Ayrıca kömür üretimini sürdürmeye yönelik politikalar, COP31 başkanlığını üstlenen Türkiye’nin uzun vadeli iklim hedefleriyle de çelişiyor." Kaynak : İklim Masası - www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.