Hava Durumu

#İhracat

Kırsal Haber - İhracat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İhracat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hububat İhracatı Ocak Ayında 929,5 Milyon Dolar Oldu Haber

Hububat İhracatı Ocak Ayında 929,5 Milyon Dolar Oldu

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından paylaşılan verilere göre; çikolata ve kakaolu ürünler, ayçiçek yağı, bisküvi ve gofret, şekerleme çeşitleri ile makarna ve buğday unu gibi temel gıda kalemlerini kapsayan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü, Ocak ayında 929,5 milyon dolarlık ihracat yaptı. İhracatın miktar bazında geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 13,8 gerilediği bu dönemde, değer bazında yüzde 9,3’lük bir düşüş kaydedildi. En fazla ihraç edilen ürün 88,2 milyon dolar ile ayçiçek yağı olurken, birim fiyatlarındaki artışa bağlı olarak bu kalemde bir gerileme yaşanmadı. 86,2 milyon dolar ihracat ile çikolata ve kakao bazlı ürünler ikinci sırada yer alırken, onu 76,1 milyon dolar ihracat ile tatlı bisküvi ve gofretler takip etti. Sektörün bir numaralı ihracat pazarı Irak'a hububat ihracatı aylık bazda yüzde 34,3 gerileyerek 108,5 milyon dolar olarak kaydedildi. ABD pazarındaki büyümesini sürdüren sektör, yüzde 10 artış sağladığı bu ülkede 62,4 milyon dolara ulaştı. “Gıda ticaretine yönelen Rus şirketlerle ile ortaklık imkanını önemsemeliyiz” İhracat verileri ekseninde küresel gıda ticaretini etkileyen gelişmeleri yorumlayan TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında Türkiye için büyük önem taşıyan Rusya ile ilgili değerlendirmelerde bulundu: “Dünya tahıl üretimi ve ihracatında kilit bir aktör olan Rusya, tarımda yalnızca hammadde satan bir ülke olmaktan çıkarak, küresel gıda zincirinin daha yukarı halkalarına yerleşmeyi hedefleyen yeni bir stratejiye yönelmiş görünüyor. Rus şirketlerinin devlet desteğiyle yurt dışında buğday unu, ayçiçek yağı ve gıda işleme tesisleri kurmaya teşvik edilmeleri, Moskova’nın bu konuda kararlı olduğunun bir işareti. Rusya’nın doğrudan üçüncü ülkeler için katma değerli ürün üreten bir oyuncu olma arzusunun arkasındaki temel nedenler ise ekim alanları sürekli genişlemesine rağmen, baskılanan fiyatlar nedeniyle tarımsal karlılığın gerilemesi ve hububat ekiminden uzaklaşan çiftçilerin yağlı tohum üretimine yönelmesi… Türkiye güçlü sanayi altyapısı ile bugüne kadar DİR kapsamında buğday, ham ayçiçeği yağı ve mısır gibi ithal girdileri katma değerli ürünlere dönüştürerek uluslararası pazarlara sunan bir ülke oldu. Türk gıda sanayiine önemli bir rekabet avantajı sağlayan bu ilişkide, Rusya’nın kendi şirketlerini yurt dışında değirmencilik ve işleme yatırımlarına yönlendirmesi sonrası ikinci bir faza geçebiliriz. Rusya’nın yurt dışı işleme yatırımlarıyla pazarlara doğrudan girmeye başladığı bir ortamda, hem alternatif tedarik kaynaklarını stratejik biçimde güçlendirmeli hem de yüksekliği nedeniyle atıl kalabilen kapasitelerimiz için de Rus şirketlerle ortaklıkları önemsemeliyiz.” “Hindistan’la iş birlikleri de yeni fırsatlar yaratabilir” Rusya’nın Çin ve Hindistan gibi büyük pazarlarla derinleşen ilişkilerine dikkat çeken ve AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın küresel ticaret üzerindeki muhtemel etkilerini, gıda sektörü adına değerlendiren Tiryakioğlu şunları ifade etti: “Türkiye’nin AB’ye gerçekleşen gıda ihracatı kotalarla sınırlı olduğundan, bu anlaşmanın AB’ye yaptığımız hububat ihracatımıza önemli bir etkisi olmayacaktır. Hindistan’ın küresel ihracat lideri olduğu pirincin hassas tarım kalemi olarak kapsam dışında tutulması, bu ürünün AB pazarına sınırsız ve gümrüksüz şekilde girmesinin önünü kapıyor. Dolayısıyla Hindistan’dan AB’ye yönelik şimdilik bir ‘pirinç seli’ beklenmiyor. Ancak anlaşmanın dolaylı etkileri olacaktır. Hindistan bugün yılda yaklaşık 12 milyar dolarlık pirinç ihraç eden, buna karşılık dünya genelinden 5 milyar doların üzerinde bakliyat ithal eden bir ülke. Yani bazı ürünlerde fiyat belirleyici bir tedarikçi, bazı ürünlerde ise büyük bir alıcı… AB ile yapılan bu anlaşma Hindistan’ın yatırım çekme kapasitesini, tarımsal sanayi altyapısını ve küresel ticaretteki ağırlığını daha da artıracaktır. Bu da Hindistan’ı sadece ham ürünlerde değil, işlenmiş gıda ve katma değerli tarım ürünlerinde de güçlü bir oyuncu haline getirecektir. Hindistan’ın gıda üretiminde daha istikrarlı, daha ölçekli ve rekabetçi bir tedarikçi haline gelmesi, özellikle Ortadoğu, Afrika ve Asya gibi pazarlarda fiyat ve hacim rekabetini sertleştirebilir. Hububat sektörü ihracatımızın yıllık ortalama 45 milyon dolar olduğu Hindistan ile kuracağımız yeni iş birlikleri, iki ülke için de kazan kazan anlamına gelen önemli fırsatlar yaratabilir.”

AB’nin MERCOSUR ve Hindistan Anlaşmaları Türkiye İçin Tehdit Haber

AB’nin MERCOSUR ve Hindistan Anlaşmaları Türkiye İçin Tehdit

Küresel ticarette jeopolitik risklerin arttığı, korumacılık eğilimlerinin kalıcı hale geldiği ve rekabet koşullarının sertleştiği 2025 yılında 16,8 milyar dolarlık ihracat başarısına imza atan Akdeniz İhracatçı Birlikleri (AKİB), 2026 yılına da 1,41 milyar dolarla başlangıç yaptı. AKİB Koordinatör Başkanı Veysel Memiş, yılın ilk ayında yaş meyve sebze ve hazır giyim sektörlerinde belirgin bir ivme yakaladıklarını belirterek, Fas, Gürcistan, Hollanda, Polonya ve Rusya pazarlarında yüzde 334’e varan ihracat artışları sağlandığını açıkladı. “Irak pazarındaki uygulama farklılıkları ihracatı düşürdü, Cumhurbaşkanımızdan destek bekliyoruz” Irak’ta yaşanan iç siyasi ve idari sorunların Türkiye’nin bu ülkeye ihracatında ocak ayında yüzde 8,4 daralmaya neden olduğunu açıklayan Başkan Veysel Memiş, “AKİB geneli olarak Irak’a ihracatımız bu dönemde yüzde 5 daralırken hububat, bakliyat sektöründeki daralma ise yüzde 63’ü buldu. Bu düşüşün devam etmesinden endişeliyiz.” dedi. Irak merkezi yönetimi ile Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasındaki uygulama farklılıklarının, ticareti doğrudan olumsuz etkilediğine dikkat çeken Veysel Memiş, “Sorunun çözümü yalnızca ihracatçıların çabasıyla mümkün görünmemektedir. Devletler arası düzeyde güçlü bir diplomatik müdahaleye ihtiyaç var. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Irak ile yürütülen üst düzey temaslarda bu konunun öncelikli gündem maddesi haline gelmesini bekliyoruz.” diye konuştu. “AB’nin MERCOSUR ülkeleri ve Hindistan ile imzaladığı STA’lar ciddi riskler barındırıyor” Bölgesel ihracatta ocak ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6’lık sınırlı bir gerileme yaşandığını ifade eden Başkan Veysel Memiş, “İhracatçılarımız artan işçilik, enerji, hammadde ve işletme maliyetleriyle mücadele ederken, küresel pazarlarda da koşullar ağırlaşıyor. Jeopolitik belirsizlikler, ticarette korumacı duvarlar ve zorlaşan pazara giriş şartları rekabet gücümüzü baskılıyor.” değerlendirmesinde bulundu. Özellikle Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olan Avrupa Birliği’nin yeni ticaret anlaşmalarına işaret eden Başkan Memiş, AB’nin MERCOSUR (Güney Amerika Ortak Pazarı) ülkeleri ve Hindistan ile imzaladığı serbest ticaret anlaşmalarının, orta ve uzun vadede Türkiye açısından ciddi riskler barındırdığını ifade etti. Bu anlaşmaların yalnızca AB pazarında pay kaybına yol açmayacağını, aynı zamanda Hindistan ve Güney Amerika menşeli ürünlerin AB üzerinden Türkiye’ye gümrüksüz girişinin önünü açacağını da belirten Memiş, “Hazır giyimden otomotive, mücevherden makineye kadar birçok stratejik sektörümüz bu süreçten olumsuz etkilenebilir. Dolayısıyla Türkiye’nin de ticari diplomasi hamlelerini hızlandırması gerekiyor. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi başta olmak üzere, benzer nitelikte iş birliklerinin hayata geçirilmesini bekliyoruz.” dedi. “100 milyar TL’lik finansman paketi sanayi için kritik destek” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imalat sanayisine yönelik açıklanan 100 milyar liralık uygun koşullu finansman paketini de değerlendiren Başkan Veysel Memiş, şunları söyledi: “Uzun vade, düşük maliyet ve KGF destekli yapısıyla bu paket; üretim çarklarının durmaması, istihdamın korunması ve firmalarımızın rekabet gücünü muhafaza edebilmesi açısından kritik önem taşıyor. Finansmana erişimin güçlenmesi, yalnızca kısa vadeli bir rahatlama değil, aynı zamanda sanayimizin ihracat ve katma değer odaklı dönüşümünü destekleyecek stratejik bir imkândır. Doğru ve verimli kullanılması halinde bu finansman desteği, sadece geçici bir rahatlama sağlamayacak; sanayimizin üretim, ihracat ve katma değer odaklı büyüme sürecine de kalıcı katkı sunacaktır.” “Yaş meyve sebzede yüzde 46, hazır giyimde yüzde 20 artış sağladık” AKİB’in ocak ayı ihracatını bağlı Birliklere göre ele alan Başkan Veysel Memiş, özellikle yüzde 46 artışla yaş meyve sebze sektörünün öne çıktığını, hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün de yüzde 20 artışla ivmelenmeyi sürdürdüğünü dile getirdi. Başkan Veysel Memiş, şöyle konuştu: “Yılın ilk ayında Akdeniz Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliğimiz 423,2 milyon dolar değer ile ilk sırada yer aldı. Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliğimiz 287,2 milyon dolar değer ile ikinci sırada yer alırken, bu Birliğimizi 275,2 milyon dolar değer ile Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliğimiz takip etti. Yine ocak ayında sırasıyla Akdeniz Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliğimiz 138,5 milyon dolar, Akdeniz Mobilya, Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliğimiz 91,7 milyon dolar, Akdeniz Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliğimiz 78,2 milyon dolar, Akdeniz Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliğimiz 47,6 milyon dolar ve Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliğimiz 29,8 milyon dolar ihracat değerine ulaştı.” “Yüzde 334 artış yakaladığımız Fas pazarı ocak ayının yıldızı oldu” Başkan Veysel Memiş, ocak ayındaki ülke bazlı performansın hem geleneksel hem de alternatif pazarlarda önemli sinyaller verdiğini vurguladı. Başkan Veysel Memiş, “Ocak ayı ihracatımızda Irak, 118,7 milyon dolarla ilk sıradaki yerini korudu. Yakın coğrafyada Irak, AKİB ihracatının lokomotifi olmaya devam ediyor. Küçük bir gerilemeye rağmen bu pazar istikrarını muhafaza ediyor. İkinci sıraya 94,4 milyon dolarla Rusya Federasyonu yükseldi. Rusya’ya ihracatımızda yüzde 50’lik güçlü bir artış yakaladık. Üçüncü sırada 88,4 milyon dolarla ABD yer aldı. ABD pazarı yüksek hacmini korurken seçici talep yapısı nedeniyle daha dengeli bir seyir izledi. Hollanda 68,2 milyon dolar, İtalya 65,6 milyon dolar, İspanya 63,6 milyon dolar ve Almanya 59 milyon dolar ihracatla üst sıralarda yer aldı. Bu tablo, AB pazarında rekabet gücümüzün devam ettiğini gösteriyor. En dikkat çekici performanslardan biri Fas’ta yaşandı. Bu ülkeye ihracatımız 69,2 milyon dolara çıkarak yüzde 334 arttı. Fas, Ocak 2026’nın açık ara yıldızı oldu. Polonya’ya ihracatımız 32,2 milyon dolarla yüzde 52 arttı, Gürcistan’a ihracatımız 26,1 milyon dolara ulaşarak yüzde 167 artış gösterdi. Geleneksel pazarlardaki gücümüzü korurken, Rusya, Fas, Polonya ve Gürcistan gibi pazarlarda yakaladığımız yüksek oranlı artışlar, pazar çeşitlendirme stratejimizin doğru yolda olduğunu ortaya koyuyor.”

Matlı, Gulfood 2026’ya Damga Vurdu Haber

Matlı, Gulfood 2026’ya Damga Vurdu

Matlı Şirketler Grubu, Yörsan ve Keskinoğlu markalarıyla dünyanın en büyük ve en prestijli gıda fuarlarından biri olarak kabul edilen Gulfood 2026’da gücünü bir kez daha gösterdi. Dünyanın dört bir yanına lezzetlerini ulaştırmayı hedefleyen Matlı Şirketler Grubu, global marka olma yolunda kararlı adımlarla ilerliyor. Dubai World Trade Centre’da gerçekleştirilen fuarda Türk gıda sektörünün güçlü temsilcileri arasında yer alan Matlı Şirketler Grubu’nun stantları, sektör profesyonellerinden yoğun ilgi gördü. Yarım asrı aşkın süredir 10 farklı sektörde, 28 şirketiyle ülke ve Bursa ekonomisine katkı sağlayan Grup, güçlü markalarıyla uluslararası arenada dikkat çekti. Matlı Şirketler Grubu çatısı altında faaliyet gösteren Yörsan, geleneksel ve modern süt ürünlerinden oluşan geniş ürün yelpazesini uluslararası ziyaretçilerin beğenisine sunarken; Keskinoğlu, entegre tavukçuluk yapısıyla piliç eti ve yumurta ürünlerini fuarda tanıttı. Her iki marka da yüksek ürün kalitesi ve inovatif yaklaşımlarıyla 25-30 Ocak tarihleri arasında Dubai’de düzenlenen Gulfood 2026’ya damga vurdu. Özer Matlı: “Global pazarda daha güçlü adımlar atıyoruz” Matlı Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, fuara ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Gulfood 2026’da Türkiye’yi temsil etmekten büyük gurur duyduk. Yörsan ve Keskinoğlu markalarımızla katıldığımız bu organizasyonda hem mevcut iş ortaklarımızla ilişkilerimizi güçlendirdik hem de yeni iş birlikleri için önemli görüşmeler gerçekleştirdik. 2027 yılında Matlı Şirketler Grubu bünyesinde yer alan tüm firmalarımızla birlikte fuara katılmayı hedefliyoruz. Türk gıda sektörünün uluslararası pazarlardaki gücünü göstermenin yanı sıra Türkiye’nin protein ihtiyacını karşılayan güçlü bir gıda markası olma vizyonumuz doğrultusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. ‘Sağlıklı nesiller, kaliteli yaşamlar’ misyonuyla üretimden tüketime tüm süreçlerimizi bu anlayışla şekillendiriyor, sürdürülebilir ve kaliteli üretimle ülke ekonomisine ve toplumsal yaşama katma değer sağlamaya devam ediyoruz.” Önder Matlı: “6 kıtada 66 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz” Matlı Şirketler Grubu Genel Müdürü Önder Matlı ise Gulfood’un uluslararası önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Gulfood, dünya gıda sektörünün en önemli buluşma noktalarından biri. Bu yönüyle markalarımızın küresel tanıtımı açısından kritik bir platform. Matlı Şirketler Grubu olarak bugün 6 kıtada 66 ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Fuarda, Yörsan ve Keskinoğlu markalarımızla farklı coğrafyalardan gelen ziyaretçilerle bir araya gelerek yeni pazar fırsatlarını değerlendirdik ve ürün portföyümüzü global alıcılarla buluşturduk. Özellikle Orta Doğu başta olmak üzere yakın coğrafyadaki ülkelerle iş birliklerimizi güçlendirmeyi hedefliyoruz.” Fuarda gerçekleştirilen ticari görüşmeler, kurulan yeni iş bağlantıları ve potansiyel distribütörlerle yapılan temaslar, Matlı Şirketler Grubu’nun küresel büyüme hedefleri açısından önemli fırsatlar sundu. Yörsan’ın süt ürünleri ve Keskinoğlu’nun protein odaklı ürünleri, fuar süresince sektör temsilcilerinden yoğun ilgi gördü. Matlı Şirketler Grubu’nun Gulfood 2026’ya katılımı, Türk gıda sektörünün uluslararası pazarlardaki gücünü bir kez daha ortaya koydu.

Türkiye'de Balık Yetiştiriciliği 10 Kat Arttı Haber

Türkiye'de Balık Yetiştiriciliği 10 Kat Arttı

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Borçka Baraj Gölü'ndeki Artvin Balıkçılık Somon Üretim Tesisi'ni ziyaret etti. Borçka Baraj Gölü'ndeki Artvin Balıkçılık Somon Üretim Tesisi'ni ziyaret eden Bakan Yumaklı, Tarım ve Orman İl Müdürü Neşet Ulutaş ve Artvin Su Ürünleri Yetiştiriciliği Birliği Başkanı Önder Alkan'dan bilgi aldı. Yumaklı, burada yaptığı açıklamada, Türkiye'de balıkçılık sektörünün son yıllardaki gelişiminin kendilerini ziyadesiyle memnun ettiğini belirterek, "Son dönemde özellikle 1 milyon ton üretim barajına ulaşmış olması ve bu rekoru kırmış olması, balıkçılık sektörünün potansiyelini üretime çevirdiğiyle alakalı çok güzel sonuçlar getirdi bize." ifadesini kullandı. Türkiye'de balık yetiştiriciliğinin son 23 yılda 10 kat arttığına işaret eden Yumaklı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yaklaşık 650 bin tonlara gelmiş durumdayız. Türk somonu, alabalık, levrek, çipura gibi ürünlerin artık bir marka olarak da dünya pazarlarına ulaşmış olması bu manada sektörün daha da gelişeceğine dair bizler için umut verici bir durum. Su ürünleri üretiminde özellikle hem yetiştiricilikte hem avcılıkta üretim planlamasına 2024 yılından itibaren geçmiştik hatırlarsanız. Yüzde 95'in üzerinde bir oranda üretim planlaması uygulaması var. Bunu hem yetiştiricilikteki gelişmelerin üretim planlamasına çok ciddi bir şekilde katkı vermesi hem de avcılıktaki sonuçlardan özellikle koruma kullanma dengesini gözettiğimizde görmüş oluyoruz." TÜRK SOMONU ÜRETİMİNDE 8 YILDA 15 KAT ARTIŞ Bakan Yumaklı, bitkisel, hayvansal ve su ürünlerindeki üretim planlamasının başarılı olduğunu vurguladı. İşleme tesisleri ve ihracata hazırlık açısından yapmaları gereken yatırımların olduğunu belirten Yumaklı, şunları kaydetti: "2025 yılında su ürünlerinden ülkemiz 2,3 milyar dolarlık bir ihracat rakamına ulaştı. Bunun da yaklaşık 500 milyon doları yine bizim Türk somonu dediğimiz ve artık dünya pazarlarına ulaşmış olan bir ürünümüzden gelmiş oldu. Son 8 yılda özellikle Türk somonu üretiminin 15 kat arttığını söylemek istiyorum. Bu manada özellikle hem iç sulardaki yetiştiricilikte hem de buna uygun denizlerimizdeki yetiştiricilikte çok başarılı bir sonuca ulaşmış durumdayız." Artvin'in Türk somonu üretiminde önemli şehirler arasında yer aldığına dikkati çeken Yumaklı, "Burada 11 tesis var. Bunun karşılığı 765 milyon lira. Yani bu rakamları sadece birer rakam olarak görmemek lazım. Bulunduğu şehre çok önemli bir ekonomik katkı da sağlamış oluyor aynı zamanda. Artvin'in bu potansiyelini daha da geliştirmeye devam edeceğiz." dedi. Bakan Yumaklı, Türkiye'nin bu sektörde büyük potansiyele sahip olduğunu ifade ederek, "Bunu harekete geçirdik, daha da geliştirmeye devam edeceğiz. Bu balıklar hem yetiştiricilikte hem avcılıkta büyük karlar sağlayacak. Ben emeği geçen bütün kardeşlerime, bütün üreticilerimize, sektörün başından sonuna kadar hepsine çok teşekkür ediyorum ve saygılar." diye konuştu.

Türk Somonu İhracatın Yeni Devine Dönüştü Haber

Türk Somonu İhracatın Yeni Devine Dönüştü

T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın destekleme modelleriyle atağa kalkan Türk Somonu, son 8 yılda üretim ve ihracatta rekor üstüne rekor kırdı. 2017 yılında 57 milyon dolar olan ihracat geliri, 2025 yılı itibarıyla 500 milyon dolara ulaşarak dev bir başarı hikayesine dönüştü. ​Türkiye’nin su ürünleri sektöründe gerçekleştirdiği stratejik hamleler meyvelerini veriyor. "Karadeniz’in Gururu" olarak adlandırılan Türk Somonu, hem üretim hacmi hem de küresel pazardaki payı ile Türkiye ekonomisinin yeni lokomotiflerinden biri haline geldi. ​Üretimde 15 Katlık Dev Sıçrama ​2017 yılında başlayan serüven, aradan geçen kısa sürede inanılmaz bir büyüme katetti. Bakanlık verilerine göre; • ​2017 yılında 5 bin ton olan üretim kapasitesi, • ​2025 yılı itibarıyla 75 bin tona yükselerek tam 15 kat artış gösterdi. ​Karadeniz’deki tesis sayısı 100’e ulaşırken, sektörün toplam yıllık üretim kapasitesi ise 150 bin ton bandına dayandı. ​32 Ülkeye Türk İmzası ​Türk Somonu sadece miktar olarak değil, kalite olarak da dünya standartlarını belirlemeye başladı. Bugün itibarıyla 32 ülkeye ihraç edilen ürün, özellikle dünyanın en seçici pazarlarında büyük talep görüyor. En çok talep eden ülkeler listesinin başında ise şunlar yer alıyor: Rusya Federasyonu, Japonya, Vietnam, Belarus, ​Polonya ​Ekonomiye Yarım Milyar Dolarlık Katkı ​İhracat gelirlerinde yaşanan artış, sektörün katma değerli üretim gücünü gözler önüne serdi. 2017 yılında 57 milyon dolar seviyesinde olan ihracat rakamı, 2025 yılı projeksiyonları ve gerçekleşen verilerle 500 milyon dolar sınırına ulaştı. Su ürünleri sektöründe "taşıyıcı güç" haline gelen Türk Somonu, Türkiye’nin gıda ihracatındaki marka değerini güçlendirmeye devam ediyor.

TAT Gıda’dan Hazır Yemekte Kadın İstihdamı Ve El Emeği Odaklı Üretim Haber

TAT Gıda’dan Hazır Yemekte Kadın İstihdamı Ve El Emeği Odaklı Üretim

Türkiye’nin köklü gıda markalarından Tat Gıda, hazır yemek kategorisindeki liderliğini geleneksel lezzetleri modern üretim anlayışıyla buluşturarak güçlendirdi. Salçadan domates ürünlerine, soslardan pratik hazır yemeklere ve turşulara uzanan geniş ürün gamıyla sektörde lokomotif rol oynayan Tat Gıda, hazır yemek portföyüne eklediği Tat Zeytinyağlı Yaprak Sarma ve Tat Zeytinyağlı Vişneli Yaprak Sarma ile kategoride fark yaratan yeni bir üretim modelini hayata geçirdi. Dünya genelinde 5 kıtada 50 ülkeye ihracat yapan Tat Gıda’nın, sağlıklı beslenme trendlerine yön verdiğini kaydeden Veysel Memiş, geleneksel konserve markası imajını modern ve inovatif ürünlerle komple bir gıda markasına dönüştürme vizyonuyla ilerlediklerini belirtti. Tüketici beklentilerinin hızla dönüştüğüne dikkat çeken Veysel Memiş, “Bugün hazır gıda kategorisinde rekabet; içerik kalitesi, üretim anlayışı ve markanın temsil ettiği değerler üzerinden şekilleniyor. Tat Gıda olarak bu dönüşümün öncüsü olmayı hedefliyoruz. Bu anlayışla ürün portföyümüze eklediğimiz Tat Zeytinyağlı Yaprak Sarma ve Vişneli Yaprak Sarma yalnızca yeni bir ürün değil; aynı zamanda kategoride kavramsal bir netlik iddiası taşıyor.” dedi. Gerçek zeytinyağı, özenle seçilmiş yapraklar ve lezzetli iç harçla geleneksel usullerle hazırlanıyor Veysel Memiş, “Gerçek zeytinyağı, özenle seçilmiş yapraklar ve dengeli iç harçla, geleneksel usullere sadık kalarak tüketicilerimize ev yapımı yaprak sarma lezzetini sunuyoruz .” diye konuştu. Klasik Zeytinyağlı Yaprak Sarma’nın yanı sıra Zeytinyağlı Vişneli Yaprak Sarma çeşidi ile de tüketicilere gurme bir lezzet sunarak ürün çeşitliliğini rafta genişlettiklerini belirten Veysel Memiş, bu ürünlerin yemeğe hazır HYP ambalaj formatıyla zaman ve kullanım kolaylığı sağladığını ifade etti. “Ürünleri kadın çalışanlarımız tek tek ellerinde sarıyor” Tat Zeytinyağlı Yaprak Sarma’nın üretim sürecinde el emeğinin ön plana çıkarıldığına işaret eden Veysel Memiş, ürünlerin kadın çalışanlar tarafından tek tek elle sarıldığını; bu üretim modeliyle kadın istihdamının desteklendiğini, kadın emeğine ve üretimdeki rolüne verilen değerin somut biçimde hayata geçirildiğini ifade etti. Bu üretim modeliyle sosyal sorumluluk yaklaşımının güçlendirildiğini kaydeden Veysel Memiş, “Tat Zeytinyağlı Yaprak Sarma ile hem geleneksel lezzetleri koruduk hem de hazır yemek kategorisinde kalite, şeffaflık ve sosyal sorumluluk ekseninde yeni bir referans noktası oluşturduk.” değerlendirmesinde bulundu. Tat Gıda’nın hazır yemek kategorisinde barbunya pilaki ve fasulye pilaki gibi klasik ürünlerle pazar liderliğini sürdürdüğünü belirten Veysel Memiş, tüketici geri bildirimleri doğrultusunda ürün portföyünün sürekli genişletildiğini aktardı. Haşlanmışlardan konservelere, salatalardan zeytinyağlılara oluşan geniş ürün gamıyla; kaliteli, lezzetli, sağlıklı ve pratik beslenmek isteyen tüketicilere güçlü bir alternatif sunduklarını belirten Veysel Memiş, yapılan paketleme yatırımlarıyla kutu, tabak ve doypack ambalajların portföye eklendiğini; yoğun AR-GE çalışmalarıyla da “Aç & Ye” ve “Isıt & Ye” konseptli ürünlerin geliştirildiğini ifade etti.

Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı'dan Gümrük Birliği Uyarısı Haber

Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı'dan Gümrük Birliği Uyarısı

Avrupa Birliği ile Hindistan arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması’nın, mevcut Gümrük Birliği yapısı nedeniyle Türkiye açısından ciddi ticari riskler oluşturduğunu belirten Bursa TB Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Türkiye’nin küresel ticaret zincirindeki yerini koruması için kapsamlı bir güncellemenin şart olduğunu vurguladı. Bursa Ticaret Borsası (Bursa TB) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı, Avrupa Birliği (AB) ile Hindistan arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) Türk ihracatçısı üzerindeki olası etkilerini değerlendirdi. 1996 yılından bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği Anlaşması’nın, küresel ticaretin değişen dinamikleri karşısında Türkiye’nin aleyhine bir tablo oluşturduğuna dikkat çeken Başkan Özer Matlı, özellikle AB’nin Hindistan ile imzaladığı kapsamlı ticaret anlaşmasının, ülke ekonomisi açısından stratejik riskler barındırdığını vurguladı. “İhracat Rakamları Tehlikenin Boyutunu Ortaya Koyuyor” Türkiye’nin ihracatında en büyük payın Avrupa Birliği ülkeleri olduğunun altını çizen Başkan Özer Matlı, ihracat rakamlarının da tehlikenin boyutunu ortaya koyduğunu söyledi. Matlı, “2025 yılında Türkiye’nin genel ihracatı 273 milyar 434 milyon dolar olarak gerçekleşirken, bunun 116 milyar 987 milyon dolarlık aslan payı doğrudan Avrupa Birliği ülkelerine yapılmıştır. Bursa özelinde ise tablonun hassasiyeti daha da artmaktadır. Bursa olarak 17 milyar 862 milyon dolarlık toplam ihracatımızın 12 milyar doları aşan kısmı AB pazarına odaklıdır” dedi. Bu rakamların, AB pazarındaki her yapısal değişikliğin sanayici ve ihracatçı üzerinde doğrudan etkisinin olduğunu gösterdiğini belirten Özer Matlı, Hindistan gibi büyük bir rakibin AB pazarında vergi avantajı elde etmesinin ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. “Hint Mallarının Tek Taraflı Girişi Büyük Tehdit” Hindistan menşeli ürünlerin Avrupa Birliği üzerinden Türkiye pazarına gümrüksüz şekilde girişini mümkün kılan anlaşmanın, yerli üretici açısından bazı riskler barındırdığına dikkat çeken Başkan Özer Matlı, “Gümrük Birliği’nin mevcut ve asimetrik işleyişi çerçevesinde, AB’nin imzaladığı bu tür anlaşmalar; iş gücü maliyetleri düşük ve üretim kapasitesi yüksek ülkelerin ürünlerinin ülkemize düşük vergilerle erişimini kolaylaştırmaktadır. Buna karşın yerli üreticimiz aynı pazarlara girişte daha yüksek ticaret engelleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu tablo, iç pazar dengelerini zorlamakta ve üreticimizin rekabet gücü üzerinde ilave bir baskı oluşturmaktadır. Bu çerçevede Ticaret Bakanlığımız tarafından Gümrük Birliği sürecinde sorun teşkil eden başlıklara ilişkin yürütülen görüşmeler memnuniyet vericidir. Ancak mevcut risklerin büyümemesi ve üreticimizin korunması açısından sürecin daha hızlı ilerletilmesi büyük önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı. Çözümün Anahtarı: Tam Entegrasyon Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesinin Türkiye için artık ertelenemez bir ihtiyaç haline geldiğini vurgulayan Başkan Matlı, meselenin sadece ticaret değil, Türkiye’nin küresel ticaret zincirindeki konumu olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Gümrük Birliği; tarım, hizmetler ve yatırım başlıklarının yanı sıra ulaştırma kotalarından vize serbestisine, dijital dönüşümden Yeşil Mutabakat uyumuna kadar tüm alanlarda modernize edilmelidir. Eğer bu yapı yeni nesil ticaret gerekliliklerine göre güncellenmezse, Türkiye’nin AB ile ticari ilişkilerinde yapısal bir kırılma kaçınılmaz olur. Ülkemizin AB’nin ticaret ağlarına tam entegrasyonu artık bir tercih olmaktan öte, ekonomik anlamda bir zorunluluk ve sürdürülebilirlik meselesidir.”

Reis Gıda, Gulfood 2026’da Türk Bakliyatını Küresel Sahneye Taşıyor Haber

Reis Gıda, Gulfood 2026’da Türk Bakliyatını Küresel Sahneye Taşıyor

Bakliyat, pirinç ve bulgur kategorilerinde Türkiye’nin köklü markaları arasında yer alan Reis Gıda, ihracat gücü ve yenilikçi ürün portföyüyle dünyanın en büyük gıda ve içecek fuarlarından Gulfood 2026’da yerini aldı. 26’dan fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren Reis, Dubai’de düzenlenen fuarda hem ürün çeşitliliğini hem de Türkiye’nin tarımsal üretim potansiyelini uluslararası profesyonellerle buluşturuyor. 26–30 Ocak 2026 tarihleri arasında Dubai Exhibition Centre & Dubai World Trade Centre’da gerçekleştirilen Gulfood 2026, her edisyonunda 100 binin üzerinde profesyonel ziyaretçiyi ve binlerce firmayı ağırlayan küresel ölçekte bir ticaret platformu olarak öne çıkıyor. Reis Gıda, bu yıl fuara dördüncü kez katılarak uluslararası pazarlardaki görünürlüğünü daha da güçlendirmeyi hedefliyor. Yenilikçi Ürünler, Değişen Beslenme Alışkanlıkları Küresel gıda sektöründe yaşanan dönüşümün merkezinde bugün sağlıklı beslenme, sürdürülebilirlik ve güvenilir tedarik zincirleri yer alıyor. Reis Gıda, gıdanın geleceğinin; toprağa duyulan saygı, üreticiyle kurulan güçlü bağlar ve tüketici beklentilerini doğru okuyan yenilikçi ürünlerle şekillendiği yaklaşımıyla hareket ediyor. Bu anlayış doğrultusunda Reis Gıda, glutensiz ürünler başta olmak üzere nohut unu, kırmızı mercimek unu ve karabuğday unu gibi yüksek besin değerine sahip, doğal protein ve lif kaynağı ürünlerden oluşan portföyünü uluslararası profesyonellerle buluşturuyor. Günümüzün hızlanan yaşam temposuna uyum sağlayan bu ürünler; pratik kullanımları, çok yönlü tariflere uygunlukları ve temiz içerik yaklaşımlarıyla hem bireysel tüketicilerin hem de profesyonel mutfakların beklentilerine güçlü bir yanıt sunuyor. Bu ürün grubu, Reis Gıda’nın sağlıklı beslenme vizyonunu ve yerli tarımsal üretime dayalı katma değerli üretim yaklaşımını küresel pazarlara taşıyan önemli bir gösterge niteliği taşıyor. Beslenme trendlerinin hızla dönüştüğü küresel pazarda ve sağlıklı ürünlere olan ilginin arttığına dikkat çeken Reis Gıda, bu alandaki ürün geliştirme yatırımlarıyla ihracatını niteliksel olarak büyütmeyi amaçlıyor. Türkiye’nin Tarımsal Gücü Uluslararası Arenada Reis Gıda Gulfood’un hem ticari bir buluşma hem de gıdanın geleceğinin konuşulduğu bir platform olduğuna işaret ediyor. Reis, Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesinin ve bakliyat kültürünün bu tür organizasyonlarda daha görünür olmasının önemini vurguluyor. Reis Gıda, tarladan sofraya uzanan üretim yaklaşımında kalite, izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik ilkelerini merkeze alıyor. Sözleşmeli tarım modeli ve çiftçi iş birlikleriyle yerli üretimi destekleyen Reis, hammadde güvenliğini güçlendirirken uluslararası kalite standartlarına uygun üretim anlayışıyla küresel pazarlarda güvenilir bir iş ortağı olarak konumlanıyor. Dünya Sofralarında Türk Markası “Dünya Sofrasında, Türk Markası” vizyonuyla hareket eden Reis Gıda, Gulfood 2026’yı küresel büyüme ve ihracat stratejisinin önemli bir adımı olarak değerlendiriyor. Reis, mevcut pazarlarda derinleşmeyi, yeni iş birlikleriyle ihracat ağını genişletmeyi ve uluslararası perakende zincirleri nezdinde marka bilinirliğini artırmayı hedefliyor. North Hall N4-202 numaralı standında ziyaretçilerini ağırlayan Reis Gıda’nın, fuar boyunca kuracağı temasların yeni ihracat fırsatlarına ve uzun vadeli ticari ortaklıklara zemin oluşturması bekleniyor.

Türkiye’nin Suriye’ye İhracatı 2,6 Milyar Dolara Ulaştı Haber

Türkiye’nin Suriye’ye İhracatı 2,6 Milyar Dolara Ulaştı

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) kayıtlarına göre; Türkiye’nin Suriye’ye ihracatı 2025’te, önceki yıla göre yüzde 69,6 artışla 2,6 milyar dolara yükseldi. Yıl boyunca artan ticari temaslar, sahada kurulan sürekli diyalog mekanizmaları ve ihracatçıların değişen koşullara hızla uyum sağlayabilen yapısı, bu artışta belirleyici rol oynadı. TİM Suriye Masası Başkanı ve Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, ortaya çıkan tablonun tekil gelişmelerin değil, yıl geneline yayılan ve sahada kararlılıkla sürdürülen sistematik bir çalışmanın sonucu olduğuna dikkat çekerek, “2025 yılı, Türkiye-Suriye ticari ilişkilerinin daha öngörülebilir, daha kurumsal ve daha sürdürülebilir bir zemine oturduğu bir yıl oldu. Yıl boyunca ihracatçılarımızın sahadan ilettiği ihtiyaçları kamu otoriteleriyle eş zamanlı olarak ele aldık; temas, çözüm ve sonuç üretme refleksini sürekli canlı tuttuk. Ulaştığımız 2,6 milyar dolarlık ihracat seviyesi, bu yaklaşımın somut bir çıktısıdır” dedi. “İlişkilerimiz daha kurumsal bir yapıya evrildi” İller bazında Suriye’ye en fazla ihracat 653 milyon dolar ile Gaziantep’ten yapılırken, kentin ihracatı geçen yıla göre yüzde 35,7 arttı. İstanbul, yüzde 140,1 artışla 382 milyon dolara, Ankara ise yüzde 1.501 gibi dikkat çekici bir artışla 281,8 milyon dolara ulaştı. Bu görünüm, Suriye pazarının sınır illerinin ötesinde, Türkiye genelindeki farklı üretim merkezlerini de kapsadığını ortaya koydu. Sektörel dağılımda yüzde 35,4 artış gerçekleşen hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri 700 milyon dolarla ilk sırada yer aldı; kimyevi maddeler ve mamulleri ihracatı yüzde 78,6 artışla 299,1 milyon dolara, elektrik ve elektronik ihracatı ise yüzde 61 artışla 224,3 milyon dolara yükseldi. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Suriye’ye ihracatı 2025’te 967,8 milyon dolar olurken, bölgenin toplam içindeki payı yüzde 37,7 olarak gerçekleşti; bölgeden en fazla ihracat yapan sektör 400,9 milyon dolarla hububat oldu. Suriye ile ticarette 2025 yılı verilerini değerlendirirken, ihracattaki artışın arkasında yalnızca kısa vadeli ticari hareketlilik değil, ilişkilerin derinleşmesi ve yatırımların oluşturduğu güven zemininin bulunduğunu vurgulayan TİM Suriye Masası Başkanı Celal Kadooğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bölgede yatırımlar arttıkça karşılıklı güven ve öngörülebilirlik güçleniyor; bu da ticari ilişkilerin hem hacmine hem de niteliğine doğrudan yansıyor. Yatırım, ticareti takip eden bir sonuç değil; ticaretin kalıcı hale gelmesini sağlayan temel unsurdur. 2025 yılı boyunca Suriye ile gelişen temaslar, bu ilişkinin daha kurumsal bir yapıya evrildiğini açık biçimde gösterdi.” “İhracatımız nitelik ve çeşitlilik açısından daha da derinleşecek” Orta Doğu’da güçlenen istikrar ortamının Türkiye-Suriye ticaretini daha geniş bir çerçeveye taşıdığına dikkat çeken Kadooğlu, bölgesel perspektifi şu sözlerle tamamladı: “Orta Doğu’da istikrarın güçlenmesi, ekonomik ilişkilerin daha sağlıklı ve uzun vadeli bir zemine oturmasını sağlıyor. Suriye’nin yeniden bölgesel ticaret ağlarına entegre olması; Türkiye açısından yalnızca ikili ticareti büyüten bir gelişme değil, aynı zamanda Orta Doğu, Afrika ve Körfez pazarlarına uzanan daha geniş bir ticaret hattının güçlenmesi anlamına geliyor. Türkiye, üretim kapasitesi, tedarik zinciri gücü ve coğrafi konumuyla bu yeni dönemin doğal merkez ülkelerinden biri. Türkiye ile Suriye arasındaki ticaret daha dengeli, daha öngörülebilir ve uzun vadeli bir yapıya doğru ilerlediğinden; 2026 yılında da istikrar, yatırım ve ticaret arasındaki ilişkinin güçlenmesini, ihracatımızın nitelik ve çeşitlilik açısından daha da derinleşmesini bekliyoruz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.