Hava Durumu

#İklim

Kırsal Haber - İklim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İklim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

COP31 Hazırlık Süreci Değerlendirildi Haber

COP31 Hazırlık Süreci Değerlendirildi

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, bu yıl Türkiye’de gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapacak olan Antalya’da ‘COP31 Başkanı’ unvanıyla, 6 bakanlığın temsilcilerinin katıldığı ilk hazırlık toplantısını gerçekleştirdi. Bakan Kurum, COP31 oturumlarının yapılacağı Antalya EXPO Fuar Alanı’nda incelemelerde bulundu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 81 ilde 500 bin sosyal konutun inşa edileceği Yüzyılın Konut Projesi kapsamında düzenlenen kura çekim töreni için Antalya’daydı. Törenin ardından Bakan Kurum, Türkiye’de ilk kez düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31) yapılacağı Antalya EXPO Fuar Alanı ve çevresinde inceleme yaptı. Bakan Kurum, 9-20 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek COP31 oturumları öncesi yerel yöneticiler ve ilgili bakanlık temsilcileriyle hazırlıklara ilişkin istişarelerde bulundu. COP31 HAZIRLIK SÜRECİ DEĞERLENDİRİLDİ Bakan Kurum, saha ziyaretlerinin ardından ‘COP31 Başkanı’ unvanıyla Antalya EXPO Kongre Merkezi’nde düzenlenen ilk hazırlık toplantısına başkanlık etti. Toplantıya Antalya Valisi Hulusi Şahin, TBMM NATO Parlamenter Asamblesi Türk Delegasyonu Başkanı ve Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, bölge milletvekilleri, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Bakan Yardımcıları, İçişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, İletişim Başkanlığı temsilcileri ve genel müdürler katıldı. Toplantıda, COP31 hazırlıkları, kurum ve kuruluşların yürüteceği çalışmalar ve izlenecek yol haritası değerlendirildi. BAKAN KURUM: ANTALYA’YA 196 ÜLKEDEN 80 BİNİ AŞKIN ZİYARETÇİ GELECEK Bakan Kurum, Antalya’nın COP31 organizasyonuna ev sahipliği ile ilgili şöyle konuştu: Bu sene bütün dünyanın gözü bir kez daha Antalya’da olacak. Bu sene Antalya’mızda, dünyanın en önemli iklim zirvesi olan COP31’e ev sahipliği yapacağız. Dikkatinizi çekerim Türkiye’nin COP31 başkanlığı çok önemli. Çünkü bu zirvede tüm ülkeler iklim değişikliğiyle ilgili karar alırken, dönüp Türkiye’nin sözüne bakacak. Verilen her kararın altında Türkiye’mizin imzası olacak. Bütün dünyaya bir kez daha Türkiye’nin organizasyon gücünü, vizyonunu, Antalya’mızın misafirperverliğini göstereceğiz. En önemlisi de zirveye 196 ülkeden 80 bini aşkın ziyaretçi gelecek. Bu misafir akını, Antalya’mızın esnafına, üretimine, tanıtımına çok büyük katkı sağlayacak. TÜRKİYE’NİN COP31 YOLCULUĞU Türkiye, Bakan Kurum’un öncülüğünde COP31 Başkanlığı için Avustralya ile 2 yıla yayılan bir mekik diplomasisi yürüttü. Süreç 10 Kasım 2025’te Brezilya’nın Belem kentinde başlayan COP30 Taraflar Konferansı’nın 5. gününde nihayete erdi. COP31’in Türkiye’nin ev sahipliği ve başkanlığında yapılması kararlaştırıldı. Tarihi bir diplomasi başarısı gösteren Türkiye; iklim değişikliği ile mücadelede BM’nin en önemli organizasyonu olan COP’a ilk kez ev sahipliği yapma şansını ele geçirdi. Türkiye ile birlikte 197 ülkenin temsilcileri iklim krizine karşı taahhütlerini, politikalarını ve çözüm önerilerini Antalya’da tartışacak. COP31 BAŞKANI MURAT KURUM Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile Bakan Kurum, Türkiye’nin ‘COP31 Başkanı’ olarak görevlendirildi. Konferansın tüm hazırlık, organizasyon ve yürütme süreçleri; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda yapılıyor. Bu kapsamda ilgili tüm kurum ve kuruluşlar ‘COP31 Başkanı’ tarafından yapılacak yönlendirmelere uygun olarak Bakanlıkla eşgüdüm içinde çalışmalara katılıyor. ‘COP31 Başkanı’ olarak Bakan Kurum, konferans kapsamında müzakerelerin yürütülmesi ve organizasyonun yapılması için gerekli yetki ve görev dağılımını da yapacak. İKLİM DİPLOMASİSİNİN EN ÖNEMLİ ZİRVESİ COP TARAFLAR KONFERANSI Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansları, 197 ülkenin katılımıyla her yıl düzenleniyor. Sera gazı azaltım hedefleri, uyum politikaları, iklim finansmanı, kayıp zarar mekanizmaları ve karbon piyasalarının kurallarının belirlendiği oturumlar iklim kriziyle mücadele eden dünya için hayati önem taşıyor. Paris Anlaşması'nın uygulanmasına ilişkin kurallar da COP toplantılarında şekilleniyor. Bir ülke COP'a ev sahipliği yaptığında, küresel iklim politikalarının merkezine yerleşerek önemli bir diplomatik görünürlük elde ediyor. Zirveye katılan on binlerce delege sayesinde turizm, konaklama, ulaşım ve hizmet sektörlerinde ciddi bir ekonomik hareketlilik yaşanıyor. Bu süreç aynı zamanda ev sahibi ülkede yeşil dönüşüm çalışmalarına ivme kazandırıyor. Uluslararası finans kuruluşları ve iklim fonlarının ilgisi artarken, ülke temiz enerji ve iklim finansmanı alanlarında daha fazla yatırım çekme potansiyeline sahip oluyor. Bununla birlikte ev sahibi şehir, iki hafta boyunca dünyanın dikkatini üzerine çekerek "iklim diplomasisinin merkezi" konumuna geliyor ve küresel tanınırlığını güçlendiriyor.

Trakya'nın Afet ve İklim Yol Haritası Edirne’de Çizildi Haber

Trakya'nın Afet ve İklim Yol Haritası Edirne’de Çizildi

Edirne Belediyesi, Trakya genelindeki belediyelerin katılımıyla düzenlenen İklim, Çevre ve Afet Yönetimi platformlarının ikinci toplantısına ev sahipliği yaptı. Belediye Başkanı Filiz Gencan, bölgedeki su krizi ve afet hazırlıklarına dikkat çekerek dayanışma vurgusu yaptı. Trakya Belediyeler Birliği koordinasyonunda düzenlenen “İklim ve Çevre” ile “Afet ve Risk Yönetimi” platformları, 2. toplantı için Edirne’de bir araya geldi. Bölge belediyelerinin teknik ekiplerinin ve müdürlerinin katıldığı toplantıda, Trakya’nın ortak sorunlarına yönelik stratejik eylem planı taslağı paylaşıldı. "EN ÖNEMLİ GÖREVİMİZ RİSKLERİ YÖNETMEK" Toplantının açılışında konuşan Başkan Filiz Gencan, “Artık yerel yöneticiler olarak en önemli sorumluluğumuz; riskleri ve afetleri önceden yönetebilmektir. Trakya, Türkiye’nin en kıymetli ancak stratejik anlamda en çok dikkat gerektiren bölgelerinden biri. İklim krizinin ve kuraklığın etkilerini bizzat yaşıyoruz,” ifadelerini kullandı. SU KRİZİ VE TARIMSAL KURAKLIĞA DİKKAT ÇEKTİ Edirne’nin son yılların en büyük su krizlerinden birini geçirdiğini hatırlatan Gencan, iklim değişikliğinin bölge ekonomisi üzerindeki ağır bilançosuna değindi: "Trakya, TÜİK verilerinde en yoksul bölgelerden biri olarak ilan edildi. Bunun temel nedeni ciddi kuraklıktır. Çiftçimiz mahsulünü tarlada bırakmak zorunda kalıyor ve yavaş yavaş topraktan uzaklaşıyor. Bu sadece çevresel değil, sosyolojik ve ekonomik bir krizdir. Bu sorunu el birliğiyle, iş birliğiyle çözmek zorundayız." EDİRNE: BÖLGENİN STRATEJİK GÜVENLİK MERKEZİ Başkan Gencan, Edirne’nin afet yönetimindeki stratejik rolüne de dikkat çekti. İstanbul ve Tekirdağ’ın deprem kuşakları üzerindeki riskine atıfta bulunan Gencan, "Edirne merkez olarak biz bir deprem kuşağında olmasak da, olası bir afet anında bölgenin en stratejik merkez toplanma alanı haline geleceğiz. Bu yüzden hazırlıklarımızı en üst seviyede tutuyoruz" dedi. Geçtiğimiz yaz yaşanan büyük yangınlarda Tekirdağ, Çanakkale ve İstanbul ile sergilenen omuz omuza mücadeleyi örnek gösteren Gencan, şu sözlerle konuşmasını tamamladı: "İşi en iyi bilenleri bir araya getirerek kriz anlarını nasıl koordine edeceğimizin altyapısını oluşturuyoruz. Amacımız, sadece kağıt üzerinde kalan değil, bilimsel temelli ve kriz anında hızla devreye giren 'yaşayan' bir eylem planını hayata geçirmektir." Toplantının açılış konuşmalarını; İklim Ve Çevre Platformu Koordinatörü, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği Ve Sıfır Atık Daire Başkanı Nilgün Erkmen Göktaş, Afet Ve İklim Platformu Koordinatörü, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Daire Başkanı Sevim Avcı Yener ve Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu da gerçekleştirdi. Silivri Belediye Başkanı Balcıoğlu konuşmasına Silivri halkını sevgi ve selamlarını ileterek başladı. Trakya Belediye Birliği’ne katılmanın mutluluğunu yaşamış olduğuna ve Silivri’nin konumunun önemine değindi. “Ben Ekrem Başkanımızın görevlendirmesiyle bizzat Kahramanmaraş Deprem bölgesine gittiğimde orada hepimizin doğru bildiği yanlışları gördük. Biz Türk Milleti olarak bonkör bir milletiz, elimizde avucumuzda ne varsa toplayıp, yardım aracı geldiğinde göndermek istedik. Fakat bunları orada ihtiyaç olmadığını oranın farklı ihtiyaçların olduğunu tuvalet ihtiyacı olduğunu, su ihtiyacı olduğunu fark ettik. Bunları da Silivri Belediyemizde kurmuş olduğumuz Afet Koordinasyon Merkezimizde vermiş olduğumuz eğitimlerle arkadaşlarımıza anlattık. ‘Önceliğimiz Afet Üzerine Dirençli Bir Silivri’ dedik.” İfadelerini kullanarak yaptıkları eğitimleri vurguladı. Dayanışmanın önemine dikkat çekerek Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan’a ve Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı ve Birlik Başkanı Dr. Candan Yüceer’e teşekkürlerini iletti. Sözlerinin sonrada ise bir sonraki toplantının Silivri’de yapılacağını söyledi. Afet ve İklim Platformu Koordinatörü, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Daire Başkanı Sevim Avcı Yener, bu platformun nasıl kurulduğuna dair bilgiler verdi. Sözlerinin devamında ise “Ana hedefimiz şudur; burada çalışma iki platform var. Afet ve İklim olmak üzere. Bugün hep birlikte geldiğimiz noktada, neler yaptık onları bir gözden geçireceğiz. Arkadaşlarımız bir sunum yapacak. Bizler gruplar olarak artık kendi uzmanlıklarımıza göre ayrılacağız. Buradaki hedefimiz, Trakya’mızı daha güçlü ve dirençli hale getirmek. Çünkü ne kadar birbirimize yakın olsak ya da afetlerde ne kadar birbirimizin yedeği de olsak, Kapasitelerimizi, ekipmanlarımızı, çalışma arkadaşlarımızı, yolda yürüyüş şekillerimizi çok fazla bilmiyorduk. Ben bundan sonra Trakya olarak çok daha fazla güçleneceğimizi düşünüyorum. Afet sadece deprem değil tabii ki her ilimizin kendine göre farklı afet riski var. Yazın yaşadığımız aslında bir afetti. Sadece tek yönlü değil, tüm afetleri masaya yatırarak, kapasitemizi nasıl arttırabiliriz, bu afetlerle nasıl baş edebiliriz diye bir planı olacak. Tabii en büyük arzumuz bu planın yaşayan bir plan olması. Trakya'yı, kendi belediyeler birliğinin hepimizin, bir çatı altında buluşturması bu işte bizleri daha güçlü kılacak diye düşünüyorum. Herkese çok teşekkür ediyorum. Bundan sonra daha da çok beraber yol alacağımız için. İnşallah şehirlerimiz için, ülkemiz için çok güzel şeyler yaparız.” Dedi. İklim ve Çevre Platformu Koordinatörü, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Daire Başkanı Nilgün Erkmen Göktaş ise Tekirdağ Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer’in selamlarını ileterek sözlerine başladı. “Bölgemizde bildiğiniz gibi iklim değişikliğinin etkileri artık günlük yaşamda çok daha belirgin şekilde hissedilir hale geldi. Sıcaklıklar 2050 yılına kadar yaklaşık 3 derece daha artacak. Yüzyıl sonunda da 4. Beklenmekte yaz yarışlarında da yüzde yirmi ile otuz aralığı bir azalma beklenmekte. Bunun bize kuraklık riskini ve yerel yönetimlerde özellikle su konusunda su yönetim konusunda kritik bir hale getirmekte. Tam da bu noktada Sayın Başkanımızın ortaya koyduğu liderlik ve vizyon çerçevesinde Trakya genelinde belediyelerimizin arasında iş birliği güçlendirmek, çevre yönetimi ve afet vesile alanlarına ortak bir anlayış geliştirmiş ve birlikte hareket edebileceğimiz bir yol haritası oluşturmak amacıyla Trakya Belediyeler Bünyesinde iklim, çevre ve afet platformlarını oluşturdu. İlk toplantımızla birlikte, platformlarımızın işleyişleri belirlendi. Bu toplantı ise iklim, çevre, afet alanlarında karşılaştıkları sorunları, öncelikleri ve bugüne kadar yürüttükleri çalışmaları birlikte değerlendirme fırsatı bulacağız. Aynı zamanda Trakya Ölçeği'nde hazırlanmakta olan Trakya İklim Afet Stratejik Eylem Planı'nın taslağını sunmuş olacağız. Toplantı kapsamında da belediyelerimizin görüşlerini alarak ortak önceliklerimizi birlikte değerlendireceğiz. Bugünkü toplantının Edirne için tüm Trakya için hayırlara vesile olmasını diliyorum.” İfadelerini kullandı. EYLEM PLANI MASAYA YATIRILDI Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi daire başkanları ve platform koordinatörlerinin sunumlarıyla devam eden toplantıda, Trakya ölçeğinde hazırlanan "İklim ve Afet Stratejik Eylem Planı" taslağı belediyelerin görüşüne sunuldu. Grup çalışmalarıyla devam eden programda; uzman ekipler iklim değişikliğiyle mücadele, kuraklık yönetimi ve afet müdahale kapasitelerinin artırılması konularında görüş alışverişinde bulundu. Toplantı, sonuç raporlarının paylaşılmasının ve Sıfır Atık Market'in ziyaret edilmesinin ardından sona erdi.

Kuraklık, Toprak ve Üretim Masada Haber

Kuraklık, Toprak ve Üretim Masada

İzmir’de giderek derinleşen kuraklık, azalan su kaynakları ve tarımsal üretimin geleceği, Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen Sulama Kooperatifleri Toplantısı’nda ele alındı. Toplantıda konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kuraklıkla mücadelenin ancak yerel yönetimler, kooperatifler ve üreticiler arasında kurulacak güçlü bir iş birliğiyle mümkün olabileceğini vurguladı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sorunlardan kaçan değil, çözüm odaklı bir anlayışla hareket ettiğini belirten Başkan Tugay, “Biz hiçbir soruna sırtımızı dönmüyoruz. Bu mesele ne bir kurumun ne de tek bir kesimin meselesidir; hepimizin ortak sorumluluğudur” dedi. İklim değişikliğinin etkilerinin her geçen yıl daha sert hissedildiği bir dönemde, İzmir’in su, tarım ve üretim geleceği, Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen Sulama Kooperatifleri Toplantısı’nda kapsamlı biçimde değerlendirildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen toplantıya İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın yanı sıra İzmir Bölgesi Sulama Kooperatifleri Birliği Başkanı Hüseyin İlhan Yavuz, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Halit Çelik, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, İZPA Başkanı Prof. Dr. Koray Velibeyoğlu, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Büyükşehir Belediyesi bürokratları, meclis üyeleri, tarım komisyonu temsilcileri, ilçe belediyelerinin temsilcileri, muhtarlar, sulama kooperatiflerinin başkan ve yöneticileri, üreticiler ile ziraat odalarının temsilcileri katıldı. İki saati aşkın süren ve yaklaşık 100 üreticinin yer aldığı toplantıda; su yönetimi, tarımsal sulama, yer altı su kaynaklarının durumu, toprak sağlığı ve kalkınma arasındaki ilişki bütüncül bir yaklaşımla ele alındı. Cemil Tugay: Tüketimin yüzde 70’i tarımsal sulamadan kaynaklanıyor Toplantıda su krizinin yalnızca teknik bir başlık değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik bir mesele olduğuna dikkat çeken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 2025 yılının beklenenden çok daha kurak geçtiğini vurguladı. Tugay, “2025 yılı hiçbirimizin öngöremediği kadar kurak bir yıl oldu. En kurak yıllardan birini yaşadık. Biz hiçbir soruna sırtımızı dönmüyoruz. Konu Devlet Su İşleri’nin sorumluluk alanında olsa da ‘bu başkasının sorunu’ demiyoruz. İzmir’in bugün bir numaralı sorunu sudur” dedi. Yer altı sularının kontrolsüz kullanımının ciddi riskler taşıdığına işaret eden Tugay, kaçak ve ruhsatsız kuyuların her geçen gün arttığını belirtti. Su tüketimindeki dağılıma da değinen Tugay, “Toplam su tüketiminin yaklaşık yüzde 10’u kentlerde içme ve kullanma suyu, yüzde 20’si sanayi, yüzde 70’i ise tarımsal sulama amacıyla kullanılıyor. Bu nedenle yalnızca bireysel tasarruf çağrılarıyla bu sorunu çözemeyiz. Tarımsal sulamada verimliliği artıracak ortak adımlara ve sizlerin desteğine ihtiyacımız var” diye konuştu. “Kayıp-kaçak oranını düşürmek için yoğun çalışıyoruz” Kayıp-kaçak konusundaki yanlış algılara da değinen Başkan Tugay, şebeke sistemlerinde belirli oranda kaybın kaçınılmaz olduğunu belirterek, İzmir’de yüzde 24,8 seviyesinde olan kayıp-kaçak oranını daha da düşürmek için sahada yoğun bir çalışma yürüttüklerini söyledi. Yanlış sulama yöntemleri, bilinçsiz gübreleme ve hatalı ilaçlama nedeniyle toprakların organik yapısının zayıfladığını ifade eden Tugay, tuzlanma ve asitlenme sorunlarının giderek arttığına dikkat çekti. “Kalkınma olmadan ne okul kalır ne hastane” Su ve tarım meselesinin aynı zamanda bir kalkınma meselesi olduğunun altını çizen Başkan Tugay, üretimin sürekliliğinin toplumsal yaşamın tüm alanları için hayati önemde olduğunu vurguladı. Tugay, “Sanayi, tarım ve hayvancılık için söylüyorum; üretmeye devam etmek zorundayız. Çocuklarımızın eğitim alabilmesi, insanların sağlık hizmetlerine erişebilmesi, altyapının ayakta kalması ancak kalkınmış bir ülkenin sağlayabileceği imkânlarla mümkündür. Aksi halde ne okul kalır ne hastane, ne de bu kenti ayakta tutacak başka bir yapı” dedi. Meseleye parçalı değil bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini belirten Tugay, tarım ve hayvancılığın İzmir için vazgeçilmez olduğunu ifade ederek, “Çiftçimiz, hayvancılıkla uğraşan üreticimiz göz bebeğimizdir. Emeklerinin karşılığını almaları gerekir. Ancak bunu yaparken suyu ve toprağı da korumak zorundayız” diye konuştu. “Bu süreci birlikte yöneteceğiz” Başkan Dr. Cemil Tugay, su krizine kalıcı çözümün ancak ortak akıl ve bilimsel yaklaşımla mümkün olabileceğini vurgulayarak, üniversitelerden akademisyenlerin de yer aldığı bilimsel bir Su Kurulu oluşturduklarını açıkladı. Tugay, arıtılmış suların yeniden kullanımı, modern sulama tekniklerinin yaygınlaştırılması, sanayide su verimliliğinin artırılması ve yeni su kaynaklarının oluşturulmasına yönelik seçeneklerin birlikte değerlendirileceğini ifade etti. Sürecin çok paydaşlı bir anlayışla yürütülmesi gerektiğine dikkat çeken Tugay, “Bu işi ne belediye tek başına yapabilir ne de devlet. Bu süreç, kentte yaşayan herkesin; üreticinin, sanayicinin ve kooperatiflerin birlikte yöneteceği bir süreçtir” dedi. “Yalnız değilsiniz” Sulama kooperatifleri ile tarımsal kalkınma kooperatiflerinin sürecin en önemli paydaşları olduğuna dikkat çeken Başkan Tugay, yanlış yönetim anlayışlarının yarattığı sorunlara işaret etti. Tugay, “Kötü yönetimlerden, yanlış işlerden yorulduk. Bir kardeşiniz, bir evladınız olarak ricamdır: Bu ülkeye artık kimse kıymasın. Herkes elindekinin kıymetini bilsin. Bu zor değil” dedi. Görevini layıkıyla yerine getirmek için çalıştığını vurgulayan Tugay, sürecin birlikte yürütülmesi gerektiğini belirterek, “Bundan sonra birlikte yol yürüyelim. Suyun mutlaka verimli kullanılması için akıllı sayaçlar gibi uygulamalardan yararlanalım. Hobi bahçelerinin daha sık denetlenmesi gerekiyor. Bu buluşma ortak bir çalışma zemini olarak devam etmeli. Ulaşabildiğimiz herkese doğru sulama tekniklerini anlatalım” diye konuştu. Su krizinin geçici bir sorun olmadığına da dikkat çeken Başkan Tugay, “Bu yıl su krizi var; önümüzdeki yıl da, sonraki yıllarda da olacak. Kimse mağdur olmamalı. Hepimiz üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeliyiz. Eksikler, yanlışlar olabilir ama doğruyu birlikte bulacağız. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak sizi hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız” ifadelerini kullandı. “Bu para belediyenin değil, İzmirlinin parası” İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, toplantıda belediye kaynaklarının kullanımına ilişkin net ve açık mesajlar verdi. Kaynakların kişisel değil, tamamen halka ait olduğunu vurgulayan Tugay, desteklerin de bu anlayış doğrultusunda planlandığını ifade etti. Tugay, “Bu para benim cebimden çıkmıyor, bir başkasının cebinden de çıkmıyor. Bu para belediyenin parası ama aslında İzmirlinin, halkın parasıdır. Bizim görevimiz de bu kaynağı doğru, adil ve verimli biçimde kullanmaktır” dedi. Desteklerin rastgele değil, sürdürülebilir üretimi esas alan bir yaklaşımla planlandığını belirten Başkan Tugay, samimiyet ve devamlılık vurgusu yaparak üreticilere şu çağrıda bulundu: “Gerçekten üretim yapmak isteyen, bahçesine sahip çıkan, hayvancılığı ciddiyetle yürüten üreticinin yanında oluruz. Ancak verdiğimiz desteğin karşılığını görmek isteriz. Bugün başlayıp yarın bırakılan işler değil, örnek olacak, sürdürülebilir çalışmalar istiyoruz. Kimin neye ihtiyacı varsa gelsin söylesin. Kendini sıkıntıda hisseden, derdi olan herkes bize ulaşsın. Biz bunun için buradayız ve bunu yapmayı gerçekten istiyoruz. İzmir’in en büyük kurumudur, en büyük gücüdür. Mali yapısı her geçen gün daha sağlam bir noktaya geliyor. Kaynaklarımız var. Önemli olan bu kaynakların heba edilmemesi ve doğru işler için kullanılmasıdır. Belediye sizin, kurum sizin; bu kurumun parası sizin. Gelin, ‘Bu işi samimi biçimde yapacağım’ deyin. Ne gücümüz varsa sizindir. Fidanıyla, desteğiyle, imkânıyla yanınızda oluruz.” Erdoğan: Saniyede yaklaşık 2 bin litre ilave suyu sisteme kazandırdık Kent merkezinde günlük içme suyu tüketiminin yaklaşık 648 bin metreküp olduğunu belirten İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, bunun saniyede ortalama 7 bin 500 litre suya karşılık geldiğini söyledi. Erdoğan, bugün bu ihtiyacı karşılayan yüzeysel su kaynaklarının büyük bölümünün ya tamamen tükendiğini ya da kritik seviyelere gerilediğini vurguladı. Barajlardan gelen su miktarının tarihsel olarak en düşük seviyelere indiğine dikkat çeken Erdoğan, “Tahtalı ve Gördes barajlarında ortaya çıkan tablo yalnızca İzmir için değil, ülkemizin birçok büyük kenti için ciddi bir uyarıdır. Bu nedenle suyu artık yalnızca mevcut kaynaklar üzerinden değil, çok yönlü ve bütüncül bir kriz yönetimi anlayışıyla ele almak zorundayız” dedi. İzmir’in içme suyunun yaklaşık yüzde 74’ünün yer altı suyu kaynaklarından karşılandığını ifade eden Erdoğan, bu oranın olağanüstü dönemler için geçici bir çözüm olduğunu belirterek, “Yer altı sularının korunması ve sürdürülebilirliği bizim için hayati önemdedir” diye konuştu. Bu kapsamda Göksu, Sarıkız, Menemen ve Halkapınar başta olmak üzere birçok bölgede kuyu yenileme ve yeni kuyu devreye alma çalışmalarını hızlandırdıklarını aktaran Erdoğan, “Yalnızca bu çalışmalar sayesinde saniyede yaklaşık 2 bin litre ilave suyu sisteme kazandırmış durumdayız” ifadelerini kullandı. “Orta ve uzun vadede alternatif kaynakları konuşmak zorundayız” Suyu artırmanın, yeni kaynak bulmak kadar önemli olduğuna dikkat çeken İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, tasarrufun en önemli ayaklarından birinin kayıp-kaçakla mücadele olduğunu vurguladı. Erdoğan, “Kent merkezinde kayıp-kaçak oranını yüzde 24,8 seviyesine düşürdük. Bu sayede yaklaşık 5,6 milyon metreküp suyu sistemde tutmayı başardık. Bizim için kayıp-kaçakta sağlanan her yüzde 1’lik düşüş, yeni bir baraj kadar değerlidir” dedi. Kısa vadede su arzını artırmaya yönelik bir diğer başlığın Tahtalı Barajı’nın ölü hacminde bulunan suyun değerlendirilmesi olduğunu belirten Erdoğan, bu konuda teknik hazırlıkların sürdüğünü ifade etti. Erdoğan, “Temmuz 2026’da bu suyun sisteme kazandırılmasına yönelik ihale sürecini başlatmayı planlıyoruz. Bu adım, İzmir’in su güvenliği açısından kritik önemdedir” diye konuştu. Orta ve uzun vadede ise alternatif kaynakların mutlaka gündeme alınması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, deniz suyu arıtma tesislerinin yüksek enerji maliyetlerine rağmen iklim değişikliği gerçeği karşısında kaçınılmaz seçenekler arasında yer aldığını söyledi. Erdoğan, “Bu yatırımları bilimsel veriler ışığında, çevresel etkileri gözeterek ve doğru finansman modelleriyle değerlendirmek zorundayız” dedi. Bulut tohumlama uygulamalarına da değinen Erdoğan, bu konuda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile iletişime geçtiklerini belirterek, “Bu yöntem tek başına bir çözüm değildir; ancak uygun koşullarda destekleyici bir araç olabilir” ifadelerini kullandı. Erdoğan dayanışmanın önemine dikkat çekti İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, su krizinin yönetiminde dayanışmanın hayati önemde olduğunu vurguladı. Devlet Su İşleri (DSİ) ile yürütülen baraj ve altyapı yatırımlarının hızlandırılmasının büyük önem taşıdığını belirten Erdoğan, özellikle Başlamış ve Düvertepe barajları başta olmak üzere İzmir’in uzun vadeli su güvenliği için gerekli yatırımların ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu sürecin yalnızca İZSU’nun ya da yerel yönetimlerin tek başına yürütebileceği bir süreç olmadığını dile getiren Erdoğan, “Su krizini yönetmek için tüm kurum ve kuruluşların ortak hareket etmesi gerekiyor. Vatandaşlarımızın su tasarrufu konusundaki duyarlılığının artarak devam etmesi de elimizi güçlendiriyor. Tasarruf, bilinçli kullanım ve dayanışma, bugün İzmir’in su geleceği için en güçlü araçlarımızdır” şeklinde konuştu. Büyükşehir'in destekleri İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, İzmir genelindeki kooperatif yapısı ve belediyenin yürüttüğü desteklere ilişkin ayrıntılı bilgiler paylaştı. Üngür, İzmir’de 81 sulama kooperatifi, 45 su ürünleri kooperatifi ve 163 tarımsal kalkınma kooperatifi olmak üzere toplam 289 kooperatifin faaliyet gösterdiğini belirtti. Sulama kooperatiflerine bağlı 13 bin 500 ortağın bulunduğunu ifade eden Üngür, kooperatiflerin özellikle Kemalpaşa, Ödemiş, Menderes, Bergama ve Tire ilçelerinde yoğunlaştığını aktardı. Belediyenin yetki ve sorumluluğunda 18 sulama göleti bulunduğunu kaydeden Üngür, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı olarak sulama tesisleri, hayvan içme suyu göletleri, sondaj kuyuları, yeni gölet yapımı, bakım-onarım çalışmaları ve eğitim desteklerinin aralıksız sürdürüldüğünü söyledi. Üngür, 2024–2025 döneminde çok sayıda yeni tesisin hayata geçirildiğini, mevcut tesislerde bakım-onarım çalışmalarının yapıldığını, kuyu yapımı ve ekipman desteklerinin üreticilerle buluşturulduğunu vurguladı. Bilimsel veriler paylaşıldı Toplantıda konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, iklim değişikliğinin Ege Bölgesi ve İzmir havzaları üzerindeki etkilerine ilişkin güncel bilimsel verileri paylaştı. Kurucu, yağış miktarı ve sürekliliğinde yaşanan azalmanın geçici bir durum olmadığını, yapısal bir değişime işaret ettiğini vurguladı. Sıcaklık artışlarının İzmir ve çevresinde daha şiddetli biçimde hissedildiğine dikkat çeken Kurucu, önümüzdeki 15–20 yıllık süreçte su kaynakları üzerindeki baskının daha da artacağını ifade etti. Bu nedenle havza bazlı planlama, bilimsel izleme ve uzun vadeli su yönetimi politikalarının artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini söyledi. İki saati aşkın süren toplantı, kooperatif temsilcilerinin görüş ve önerilerinin alınmasının ardından sona erdi.

ABB ve TÜRÇEV Arasında İşbirliği Protokolü Haber

ABB ve TÜRÇEV Arasında İşbirliği Protokolü

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), çevre dostu ve sürdürülebilir kent vizyonu doğrultusunda Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV) ile iş birliği protokolü imzaladı. Protokol kapsamında, çocuklar ve gençler için çevre bilincini güçlendirmeye yönelik eğitim programlar hayata geçirilecek. ÖĞRENCİLER ATA ÇİFTLİĞİ’NDE EĞİTİM ALACAK Türkiye’nin en büyük tarım kampüsü ve rekreasyon alanı olan ATA Çiftliği, bu projeye ev sahipliği yapacak. Okul öncesi, ilkokul ve ortaokul öğrencileri ile birlikte; atık azaltımı, atığın kaynağından ayrılması, sıfır atık uygulamaları, iklim değişikliğine uyum, doğa koruma ve sürdürülebilirlik konularda çalışmalar yürütülerek, öğrencilere çevre bilinci kazandırılacak. Ayrıca Eko-Okul koordinatör öğretmenlerine yönelik eğitimler düzenlenecek; öğrencilerin Belediye’ye ait atık tesisleri ile biyolojik çeşitlilik açısından önemli alanlara teknik ve eğitsel ziyaretler gerçekleştirmesi sağlanacak. Bunların yanı sıra resim ve fotoğraf sergileri gibi çevre temalı etkinliklerin de hayata geçirilmesi hedefleniyor. TÜZÜN: “SUYUN VE TOPRAĞIN ÖNEMİNİ DOĞRU ANLATMALIYIZ” ABB Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Mekin Tüzün, TÜRÇEV imzalanan protokolün çocuklar ve gençler için önemli bir proje olduğu vurgulayarak şunları söyledi: “Ankara’da büyük bir çiftlik kurduk; ATA Çiftliği adını vermiş olduğumuz üretim ve eğitim merkezi oluşturduk. ATA Çiftliği’nde, çok daha kapsamlı, daha geniş kitlelere ulaşacak şekilde bir eğitim programını uygulamaya başlayacağız. Bu çiftliğin kurulmasında, merkezin kurulmasındaki hedefemiz; insanların bir soya öğrenirken uygulamasını da yapmak, beraberinde o zorlukları da yaşaması ve sonunda başarıya ulaşması hedeflenmişti. Mottomuz şuydu; çocukların elleri kirlenmeli dedik. Kent merkezinde yaşayan büyük bir nüfus var bu nüfusun çocukları meyvenin, sebzenin manavda yetiştiğini zannediyorlar, gelsin oradan ağaçtan koparsın, hasadını yapsın ve bunun gerçekten nasıl yetiştiğini öğrensinler arzusundayız. Son dönemde yaşadığımız iklimdeki anomiliği biliyorsunuz; dolasıyla suyun ve toprağın önemini gençlerimize ve çocuklarımıza doğru anlatabilmemiz lazım. Tesisimiz bütün bunlar için ideal bir mekan. Çocukları yatılı olarak da orada barındırabiliriz, eğitimlerimizi yapabiliriz beraberce, doğayı sevmeyi ve sürdürelebilir kullanma ilkeleri doğrultulsunda faydalanmayı hep birlikte öğrenebiliriz.” ATEŞ: “GENÇLİĞİN ÖĞRENİMİNE KATKI YAPABİLMEK İÇİN BİR PROTOKOL İMZALIYORUZ” Eski Bakan, TÜRÇEV Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Ateş, ise şöyle konuştu: “Ankara Büyükşehir’in Gölbaşı’nda açmış olduğu ATA Çiftliği’nde, gençliğin öğrenimine katkı sunabilmek için bir protokol imzalıyoruz. ATA Çiftliği bundan böyle Türkiye’nin her tarafındaki, Türkiye Çevre Eğitim Vakfı’nın Eko Okullar öğrencileri bu tesiste doğayla karışacak; üretim, tarım üretimi nedir öğrenecek. Sınıf dışında tabiatla ve üretimle iç içe bir eğitim programından geçilmesini sağlamaya çalışacağız. İstiyoruz ki Ankara’da başlatılan bu proje Türkiye’nin her tarafındaki gerek yerel yönetimlerimizce gerekse oradaki merkezeki teşkilat temsilcilerimiz tarafından hep desteklesin istiyoruz.” TÜRÇEV Genel Müdürü, Mavi Bayrak Programı Ulusal Koordinatörü Almıla Kından Cebbari, daha önce Büyükşehir Belediyesi ile örnek çalışma yaptıklarından bahsederek protokolle ilgili düşüncelerini şu şekilde dile getirdi: “Bugün burada Ankara Büyükşehir Belediyemiz ile birlikte okullarda yürütülecek çevre eğitimi, programlarında iş birliğini imzaya dönüştürmek üzere bulunuyoruz. Bu çalışmaları arttırarak; çocuklarımızı hem iklim değişikliğine uyum hem sıfır atık uygulamaları hem de çevre eğitiminin bütün bileşenleri ile sürdürülebilir yaşamın inşa edilmesinde çocukların geleceğe taşınan yolda, doğru bilgilerle donatılması ve bilinç kazanması için iş birliklerimizi güçlendirmek istiyoruz.”

Sapanca Gölü'nde Eylem Planı Uygulanmaya Başlıyor Haber

Sapanca Gölü'nde Eylem Planı Uygulanmaya Başlıyor

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, kuraklıktan olumsuz etkilenen göller için eylem planlarının hayata geçirildiğini belirterek, "Sırada Sapanca var. Şu andaki durumlarının daha fazla ileri gitmesini engelleyeceğiz önce, sonra da durumlarının iyileştirilmesini sağlayacak bu planları uygulamaya başlayacağız." dedi. Yumaklı, Türkiye'de iklim değişikliğinin kuraklık etkisini ve göllere ilişkin yürütülen çalışmaları anlattı. Ülkede 2025 su yılında son 52 yılın en kurak döneminin yaşadığını anımsatan Yumaklı, yağışların uzun yıllar ortalamasının yüzde 27 altında gerçekleştiğini aktardı. Bakan Yumaklı, iklim değişikliğinin herkesin hayatının merkezinde olduğuna işaret ederek, kuraklık nedeniyle özellikle göllerin risk altında olduğunun altını çizdi. Türkiye'nin Akdeniz iklim kuşağında yer aldığını ve iklim değişikliğinin ön cephe hattında bulunduğunu dikkati çeken Yumaklı, "Akdeniz hattındaki tüm ülkeler benzer sorunları yaşıyor. Kuraklık, artık olağanüstü bir durum değil, yeni normal." ifadesini kullandı. "GÜNEYDOĞU ANADOLU'DA YAĞIŞ KAYBI YÜZDE 53" Yumaklı, bölgelere göre yağış kayıplarına ilişkin verileri paylaşarak, 2025'te İç Anadolu ve Marmara'da yağışların yüzde 35, Akdeniz'de yüzde 31, Ege'de yüzde 28, Doğu Anadolu'da yüzde 25 azaldığını söyledi. En çarpıcı tablonun Güneydoğu Anadolu'da görüldüğünü belirten Yumaklı, "Güneydoğu Anadolu'da yağış kaybı yüzde 53 seviyesinde. Bu çok şiddetli bir kuraklığa işaret ediyor." diye konuştu. Kuraklık ve artan sıcaklıkların göller üzerindeki etkisine işaret eden Yumaklı, Tuz Gölü, Akşehir-Eber, Beyşehir, Burdur, İznik ve Sapanca göllerinin ciddi şekilde etkilendiğini kaydetti. Yumaklı, "Göllerimizin büyük bir kısmı, yağış kaybı ve aşırı sıcaklık nedeniyle ciddi bir baskı altında." değerlendirmesinde bulundu. "SORUN SADECE YAĞIŞ AZLIĞI DEĞİL, YANLIŞ SU KULLANIMI" Bakan Yumaklı, kuraklık dışında yanlış su ve arazi kullanımının sorunu derinleştirdiğini belirterek, göllerin sadece yağmur azlığından değil, su kullanım tercihlerinden de olumsuz etkilendiğini aktardı. Uygun olmayan tarımsal sulama, yer altı sularının aşırı kullanımı ve sanayide suyun geri kazanılmamasının da göller üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Yumaklı, "Sıcaklık artışı ve buharlaşma etkisi de bu tabloyu katmerli hale getiriyor." dedi. "SANAYİDE 'KULLAN, ARIT, TEKRAR KULLAN' ANLAYIŞINI YAYGINLAŞTIRIYORUZ" Yumaklı, su kaynaklarının sınırsız olmadığının altını çizerek, suyun ticari bir meta olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. Kuraklığın plansız su kullanımının sonuçlarını net şekilde ortaya koyduğunu belirten Yumaklı, endüstriyel su çekimlerinin de bu çerçevede ele alındığını belirterek, "Artık bundan vazgeçmemiz gerekiyor. Sanayide 'kullan, arıt, tekrar kullan' anlayışını yaygınlaştırıyoruz." ifadesini kullandı. Bakan Yumaklı, sanayide de yeni tesislerin su kaynaklarına göre planlandığına işaret ederek, su kaynağı olmayan bölgelerde sanayi gelişiminin mümkün olmayacağını kaydetti. KAYIP-KAÇAK ORANI YÜKSEK BELEDİYELERE UYARI Belediyelerdeki içme suyu kayıp kaçak oranlarına da değinen Yumaklı, bazı belediyelerde verilen suyun yarıdan fazlasının altyapı eksiklikleri nedeniyle kaybolduğunu söyledi. Yumaklı, "Suyunu verimli kullanamayan, kayıp kaçağını azaltmayan belediyelere su tedarikinde yardımcı olamayacağımızı açıkça ifade ediyoruz." diye konuştu. "8 HEKTARIN ÜZERİNDEKİ 250 GÖL İÇİN KURAKLIK DEĞERLENDİRMESİ YAPILDI" Bakan Yumaklı, Türkiye'de 6 bin 334 doğal ve yapay göl bulunduğunu anımsatarak, şunları kaydetti: "8 hektarın üzerindeki 250 göl için kuraklık değerlendirmesi yapıldı. Öncelikli eylem planı hazırlanan göller, Eğirdir, Akşehir-Eber, Beyşehir, Bafa, Burdur, İznik, Seyfe ve Sapanca. Arkadaşlarım eylem planının hayata geçirilmesi açısından öncelik oluşturan Eğirdir ve Burdur göllerinin eylem planlarını bitirdiler ve bunları kamuoyuyla paylaştık. Şimdi sırada Sapanca var. Şu andaki durumlarının daha fazla ileri gitmesini engelleyeceğiz önce, sonra da durumlarının iyileştirilmesini sağlayacak bu planları uygulamaya başlayacağız." Bakan Yumaklı, 2100 yılına kadar sıcaklıkların 6 dereceye kadar artabileceğini, yağışların yüzde 10 azalacağını ve su kaynaklarında yüzde 25'e varan kayıplar yaşanabileceğini belirterek, gelecek dönem için müdahale hazırlıklarını bu veriler doğrultusunda hazırladıklarını anlattı. Suyu kullanma alışkanlıklarının değişmesiyle geleceğin korunacağını belirten Yumaklı, bir damla tasarrufun bile yarar sağladığını sözlerine ekledi.

2025'in İklim Bilançosu: Rekor Sıcaklıklar, Kuraklık ve Yangınlar Haber

2025'in İklim Bilançosu: Rekor Sıcaklıklar, Kuraklık ve Yangınlar

Türkiye'nin önde gelen iklim bilimcilerinden, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, 2025'in iklim bilançosunu çıkardı ve 2026'ya dair kritik uyarılarda bulundu. Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı yaptığı değerlendirmelerde şu ifadelere yer verdi; ''2025, küresel ölçekte kayıtlara geçen en sıcak yıllardan biri oldu ve Türkiye’de de bu küresel eğilimin en sert yansımaları yaşandı. Son 55 yılın en sıcak Temmuz ayında, Silopi’de de tüm zamanların ulusal sıcaklık rekoru kırıldı. Ülke genelinde düşen yağış miktarı, son 52 yılın en düşük seviyesindeydi ve ülkenin büyük bölümünde ‘‘olağanüstü kuraklık’’ ile mücadele edildi. 53 şehirde çıkan yangınlarda yaklaşık 80 bin hektarlık alan, başka bir deyişle İstanbul’un en büyük orman alanının yaklaşık 15 katı büyüklüğünde bir alan, kül oldu. Üstelik bu kuraklık ve susuzluğa, kısa sürede düşen şiddetli yağışlar eşlik etti. Yapılan çalışmalar, birçok iklim göstergesinin alarm verdiğini gösteriyor: Atmosferdeki karbondioksit miktarı artmaya devam ediyor, buzulların kapladığı alanlar azalırken deniz seviyeleri giderek daha hızlı yükseliyor, iklim değişikliği açısından kritik eşik kabul edilen 1,5°C’nin kalıcı olarak aşılacağına yönelik endişeler de oldukça yüksek. Bu aciliyete karşın küresel iklim eylemi yeterince kuvvetli değil: Brezilya’da düzenlenen 30. Taraflar Konferansı’nda da fosil yakıtlardan çıkış ve ormansızlaşmayla mücadele konularında bağlayıcı kararlar alınamadı. İçinde bulunduğumuz iklim krizinin dinamikleri, 2026’nın da çetin bir yıl olacağına işaret ediyor. Önceki birkaç yılda olduğu gibi 2026 da şimdiye kadarki en sıcak yıl unvanını almaya aday. Türkiye’de ise beklenen kış yağışları yaşanmazsa, daha fazla büyükşehirde su kesintileri gündeme gelebilir. 2025’ten satır başları: Tüm zamanların sıcaklık rekoru kırıldı Temmuz 2025, küresel ölçekte şimdiye kadar yaşanan en sıcak üçüncü Temmuz ayı olarak kayıtlara geçti. Türkiye için ise son 55 yılın en sıcak Temmuz ayıydı. Bu ay içinde Şırnak’ın Silopi ilçesinde 50,5°C ile tüm zamanların ulusal sıcaklık rekoru kırıldı. Aynı gün, ülke genelindeki 132 meteoroloji istasyonunda Temmuz ayı rekorları yenilendi. 2025 yazının geneli de olağanüstü sıcak ve kuraktı. Ülkenin büyük bölümünde ‘‘olağanüstü kuraklık’’ yaşandı. Yağış rejimlerindeki değişim, Türkiye’nin pek çok yerinde şiddetli kuraklığı beraberinde getirdi. Ekim 2024-Eylül 2025 arasında Türkiye genelinde ortalama yağış miktarı (422.5 mm), son 52 yılın en düşük değeri olarak kayıtlara geçti. Bu rakam, uzun yıllar ortalamasından yüzde 26 daha düşük, bir önceki yılın aynı döneminin ise yüzde 29 altında. 2025 yılı yaz döneminde Meteoroloji Genel Müdürlüğü, ülkenin büyük bölümünü ‘‘olağanüstü kuraklık’’ sınıfına aldı. Kış ve ilkbahar aylarında beklenen yağışların gelmemesi halinde, su kaynakları üzerindeki baskı 2026 yılında daha da artabilir. 53 şehirde 80 bin hektar kül oldu Sıcak aylarda gerçekleşen orman yangınları, 2025’in en yıkıcı doğal afetleri arasındaydı. Haziran ve Temmuz aylarında 53 şehirde çıkan yangınlarda 80 bin hektardan fazla alan kül oldu. Bu, yaklaşık 110 bin futbol sahası veya 15 Belgrad Ormanı büyüklüğüne denk geliyor. Yangınlarda 17 kişi hayatını kaybetti ve 50 binden fazla vatandaş tahliye edildi. Bir yanda kuraklık ve susuzluk, diğer yanda aşırı yağışlar Türkiye genelinde yıllık yağış ortalaması düşerken, yağışların giderek düzensizleşmesi nedeniyle bazı bölgelerde aşırı yağış kaynaklı afetler de yaşandı. Örneğin Eylül ayında Doğu Karadeniz’de etkili olan sağanaklarda Rize’ye bir günde 161.8 mm yağış düştü; sel ve heyelanlar yaşandı. Başta İstanbul olmak üzere Marmara’daki ve Ege’deki içme suyu barajlarının kritik seviyelere düşmesi su kıtlığı endişesi yaratırken, aynı yıl içerisinde Doğu Karadeniz’de ve Akdeniz’in doğusundaki şehirlerde, altyapı eksiklikleri nedeniyle sel baskınları meydana geldi. Bu tablo, iklim değişikliğinin aşırı uçlardaki etkisini net biçimde gösteriyor. Bir yanda uzun süreli kuraklık ve susuzluk tehlikesi, diğer yanda ise kısa sürede düşen şiddetli yağışların getirdiği ani sel ve taşkın riski bulunuyor. Nitekim yapılan çalışmalar, iklim değişikliğiyle birlikte Türkiye’nin aynı anda hem kuraklıkla hem de sellerle mücadele etmek zorunda kalacağı uyarısında bulunuyor. Batı ve Güneybatı Anadolu’da kış yağışlarındaki azalma tarımsal kuraklığı artırırken, Doğu Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de kısa sürede düşen sağanaklar, ani sel felaketlerine yol açıyor. Zıt görünen bu iki tehdidin beraber yaşanması, Türkiye’nin iklim rejimindeki köklü değişimi gözler önüne seriyor. Akdeniz küresel ortalamadan çok daha hızlı ısınıyor 2025 yazında sadece karada değil, denizlerde de sıcaklık rekorları kırıldı. Haziran 2025’te Akdeniz’in yüzey suyu sıcaklıkları, şimdiye dek ölçülen en yüksek Haziran değerlerine ulaştı. 29 Haziran’da Akdeniz’in ortalama yüzey sıcaklığı 26°C’yi aşarak normalin yaklaşık 3°C üzerinde seyretti. Fransa ve İspanya kıyılarında ise anomaliler +4°C’yi buldu. Bu endişe verici ısınma, özellikle Batı Akdeniz havzasında belirgindi. Bilim insanları, Akdeniz’in küresel ortalamadan yüzde 25 daha hızlı ısındığına dikkat çekiyor; bölgedeki yaz sıcaklıklarının ise küresel yaz ortalamasından yüzde 40 daha hızlı artması bekleniyor. 1982-2019 yılları arasında Akdeniz’in yüzey suları 1,3°C ısınırken, küresel okyanuslardaki ortalama sıcaklık artışı ise 0,6°C ile sınırlı kaldı. Akdeniz üzerine çalışan uluslararası bilim insanları ağı MedECC (Mediterranean Experts on Climate and Environmental Change) verilerine göre Avrupa’da da sıcaklık rekorları kırıldı, yangınlar ve seller yaşandı 2025 Avrupa için rekor bir yangın yılı oldu: 21 Ağustos itibarıyla bir milyon hektarın üzerinde alan yandı. İspanya, Portekiz, Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk ve Karadağ, yangınlardan en çok etkilenen ülkeler oldu. Avrupa genelinde yangınlarda en az 30 kişi hayatını kaybederken 100 binden fazla kişi tahliye edildi. 25 Temmuz 2025’te Yunanistan’ın Messinia bölgesinde 45.8°C ile yılın en yüksek sıcaklığı ölçüldü. 8 Temmuz’da Akropolis, 40°C’yi aşan sıcaklıklar nedeniyle kapatıldı. Haziran 2025’te Kıbrıs da ülke tarihinin en sıcak Haziran ayını yaşadı (sıcaklıklar, ortalamanın 5.7°C üzerindeydi) ve son 50 yılın en kötü Temmuz yangınlarıyla mücadele etti. İspanya’da 2021’den bu yana devam eden kuraklık döneminin ardından Mart 2025’te yüzyılın en yağışlı ayı yaşandı. Bu ani değişim, Valensiya şehrinde ve Katalonya bölgesinde sellere yol açtı. Akdeniz, küresel okyanuslardan iki-üç kat daha hızlı ısınıyor. Bunlar Akdeniz’i, iklim değişikliğinin etkileri karşısında en hassas bölgelerden biri kılıyor. COP 30: Fosil yakıtlar ve ormansızlaşma ile mücadelede hayal kırıklığı 2025’te iklim politikaları açısından da önemli gelişmeler yaşandı. Kasım ayında Brezilya’nın Belem kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (30. Taraflar Konferansı, COP 30), Paris Anlaşması’nın 10. yılına denk gelen kritik bir zirveydi. Devlet liderleri, bilim insanları, sivil toplum temsilcileri ve iş dünyası aktörleri dahil 40 binin üzerinde katılımcısı olan bu zirvede ülkeler, iklim taahhütlerini yerine getirecekleri bir ‘‘uygulama COP’u’’ söylemiyle bir araya geldi. Ancak zirvenin en tartışmalı konusu olan fosil yakıtlardan çıkış yol haritasında bağlayıcı bir anlaşma sağlanamadı. Dünya genelinde 80’in üzerinde ülke, petrol, gaz ve kömürden çıkış için bir yol haritası oluşturulmasını desteklediyse de, zirvenin sonunda kabul edilen metinde ‘‘fosil yakıtlar’’ ifadesine yer verilmedi. Bağlayıcı bir fosil yakıt azaltım planı çıkarılamaması, hem birçok ülke hem de iklim aktivistleri tarafından eleştirildi. Zirve, ormansızlaşmanın durdurulması konusunda da somut bir anlaşmaya varılamadan sona erdi. Yalnızca, Brezilya öncülüğünde, gönüllü bir yol haritası geliştirme süreci başlatılması kararlaştırıldı. Umut verici gelişmeler de yaşandı İklim göstergeleri alarm veriyor Dünya Meteoroloji Örgütü’nün Kasım 2025’te yayınladığı Küresel İklim Durumu (State of the Global Climate) güncellemesi, birçok iklim göstergesinin alarm verici seviyelerde olduğunu ortaya koydu: • 2024’te atmosferdeki karbondioksit miktarı milyonda 432,9 parçaya (ppm) çıkarak rekor seviyeye ulaşmıştı. Bu artış, 2025’te de devam etti. Ölçümlere göre, 2023-2024 döneminde karbondioksit miktarı yalnızca bir yıl içinde 3,5 ppm artarak şimdiye kadarki en en hızlı yükselişini kaydetti. • 2025 yılı Mart ayında Arktik’teki deniz buzu seviyesi, şimdiye kadar kaydedilen en düşük kış zirvesine ulaştı. Ölçümlere göre buzulların kapladığı alan 13,8 milyon kilometrekare ile rekor düzeyde düşük kaldı. • Deniz seviyelerindeki yükseliş de hızlanmaya devam etti. Küresel ölçekte deniz seviyesi artışı yılda ortalama 4,1 milimetreye ulaşarak 1993-2002 döneminin yaklaşık iki katına çıktı. • Buzullarda, üst üste üçüncü yıl ciddi kütle kaybı yaşandı. Bu kayıp, her yıl buzul yüzeyinden ortalama 1,3 metre kalınlığında bir su tabakasının eksilmesine karşılık geliyor. • Ocak 2025, kayıtlardaki en sıcak Ocak ayı olarak tarihe geçti. 26 aylık ardışık rekor sıcak ay serisi, Şubat 2025’te sona erdi. • İklim değişikliği açısından kritik eşik kabul edilen 1,5 derecelik küresel ısınma sınırı, Ekim ve Kasım aylarında aşıldı. Kasım 2025’te küresel sıcaklıklar, sanayi öncesi dönemin 1,54 derece üzerine çıktı. COP30’un sonuçları, hayal kırıklıklarının yanı sıra umut verici gelişmeler da içerdi. İklim değişikliğine uyum finansmanı konusunda önemli bir adım atılarak, gelişmekte olan ülkelerin iklim direncini artırmaları için ayrılan fonun üç katına - yılda 120 milyar dolara - çıkarılması kararlaştırıldı. Bu, iklim değişikliğinin kaçınılmaz etkilerine uyum sağlamak zorunda kalan kırılgan toplumlar için önemli bir destek mekanizması anlamına geliyor. Ayrıca adil dönüşüm konusunda ‘‘Belem Eylem Mekanizması’’ adında yeni bir girişim başlatıldı. Bu mekanizma, fosil yakıtlardan çıkış sürecinde emekçilerin, yerel toplulukların ve dezavantajlı grupların haklarını korumaya odaklanan bir bilgi ve kapasite paylaşım platformu olacak. Uluslararası ticaret konusu da ilk kez müzakerelerde ele alındı. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi uygulamalar ve karbon vergileri, iklim gündeminin bir parçası haline geldi. Bu kapsamda, iklim ve ticaret politikalarının uyumlaştırılması için özel bir çalışma grubu oluşturuldu. Zirvede ayrıca tropikal ormanların korunması adına 34 orman ülkesinin desteklediği ‘‘Tropikal Ormanlar Sonsuza Dek’’ (Tropical Forests Forever) inisiyatifi hayata geçirildi. Milyar dolarları bulan fon taahhütleri ile, yerli halkların da haklarını gözeterek, Amazon ve Kongo gibi kritik ekosistemlerin korunmasına yönelik adımlar atıldı. Türkiye’nin iklim politikaları ‘‘kritik derecede yetersiz’’ 2025 yılı, Türkiye’nin iklim politikaları açısından hareketli geçti. Temmuz 2025’te ülkenin ilk kapsamlı İklim Kanunu çıkarıldı. Kanun, 2053 net sıfır hedefini ve iklim taahhütlerini yasal çerçeveye kavuşturdu. Ayrıca 2026’da pilot aşamaya geçecek ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) için hukuki altyapıyı oluşturdu. Ancak Türkiye’nin 2035 yılı için sunduğu iklim hedefi, ülkelerin emisyon azaltım hedeflerini Paris Anlaşması’nın 1,5°C hedefi ile karşılaştıran bağımsız izleme platformu Climate Action Tracker tarafından ‘‘kritik düzeyde yetersiz’’ olarak değerlendirildi. Bu hedef, Türkiye’nin emisyonlarının 2038’e kadar artmaya devam etmesine izin veriyor ve 2035 senesinde, 2023 seviyelerine kıyasla yüzde 16 daha yüksek emisyon anlamına geliyor. Daha da endişe verici olan ise 2024’te. COP 31 Türkiye’de COP 30’da Türkiye açısından da kritik bir gelişme yaşandı ve Kasım 2026’daki COP 31’in Antalya’da düzenlenmesi kararlaştırıldı. Müzakerelerin başkanlığını üstlenen Avustralya ise COP 31’den hemen önce düzenlenen ön-COP (pre-COP) toplantısına ev sahipliği yapacak. Türkiye’nin Almanya’yı geçerek Avrupa’nın en büyük kömürle elektrik üreten ülkesi haline gelmesi ve kömürden çıkış politikasının bulunmaması. 2026’da bizi neler bekliyor? 2026 en sıcak yıl olmaya aday. İçinde bulunduğumuz iklim krizinin dinamikleri, 2026 yılının da zorlu geçeceğini gösteriyor. İlk olarak küresel ortalama sıcaklıklar yüksek seyretmeye devam edecek. 2023’ün ikinci yarısında başlayan El Niño olayı, 2024’te rekor sıcaklıklara katkıda bulunmuştu; 2025’te de etkileri sürdü. 2026’ya girerken bu doğal iklim salınımının zayıflaması beklense bile, atmosferde birikmiş rekor düzeydeki sera gazları, dünyanın termostatını yüksek tutmaya devam edecek. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün son raporları, 2026’ya kadar en az bir yılın küresel sıcaklık rekoru kırma olasılığının yüksek olduğuna işaret ediyordu. Yani 2026, şimdiye kadarki en sıcak yıl unvanının adayları arasında yer alıyor. Bu da ekstrem hava olaylarının sıklığının ve şiddetinin artmaya devam edeceği anlamına geliyor. Kış yağışları gelmezse su kesintileri yaşanabilir Türkiye özelinde, 2025’te yaşanan kuraklığın ve sellerin izleri 2026’da da kendini gösterebilir. Eğer 2025-2026 kışı bol yağış getirmezse, 2025 sonbaharına kadar süren yağış azlığı nedeniyle barajlarında ciddi açıklar oluşan İstanbul ve çevresinde su kesintisi riskleri gündeme gelebilir. 2025 sonbaharına kadar süren yağış azlığı nedeniyle barajlarında ciddi açıklar oluşan İstanbul ve çevresinde, eğer 2025-26 kışı bol yağış getirmezse su kesintisi riskleri gündeme gelebilir. Diğer büyükşehirler de benzer bir tehlikeyle karşı karşıya. Örneğin İzmir’de gece su kesintileri, bu yazının yazıldığı tarihte hala devam ediyor. Dolayısıyla 2026, özellikle su yönetimi açısından Türkiye için kritik bir yıl olacak. Hem kuraklığa hem taşkınlara hazırlıklı olmalıyız. Bir yandan da Doğu Karadeniz gibi bölgelerde sonbahar aylarında görülen şiddetli yağışların devam edebileceği ve sel mevsiminin kayarak Eylül-Ekim döneminde de risk oluşturabileceği değerlendiriliyor. Bu nedenle 2026’da Türkiye’nin hem kurak dönemlere hem de ani taşkınlara karşı daha hazırlıklı olması gerekecek. 2026 Türkiye için fırsatlar yılı Hem uyarıcı hem de öğretici bir sene olan 2025’i geride bırakmak üzereyiz. Rekor sıcaklıklar, yaşanan felaketler ve ortaya konan bilimsel veriler, iklim değişikliğinin artık bir teori değil, günlük hayatın acil bir gerçeği olduğunu bir kez daha gösteriyor. Eğer gereken adımları atmazsak 2026’da da bizleri benzer ve hatta daha şiddetli zorluklar bekliyor. Ancak 2026, aynı zamanda bir fırsatlar yılı. Türkiye’nin küresel iklim müzakerelerinde başrolde olacağı, kendi iklim politikalarını masaya yatırıp güçlendirebileceği bir yılolacak. Bilim insanları olarak bizler, verilerin dilinden konuşarak uyarılarımızı yineliyoruz: Eğer sera gazı emisyonlarını hızla düşürür ve uyum eylemlerini ciddiyetle uygularsak, geleceğin iklimini şekillendirme şansımız var. Aksi halde ise 2025’te gördüklerimiz sadece bir başlangıç olabilir. Unutmayalım, iklim krizinde zamanla yarışıyoruz. Ancak kararlılıkla eyleme geçerek 2026’yı bir dönüm noktası yapmak elimizde.''

İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir Projesi Tamamlandı Haber

İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir Projesi Tamamlandı

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve TEMA Vakfı iş birliğiyle yürütülen İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir Projesi’nin kapanış toplantısı Eskişehir’de gerçekleştirildi. Proje kapsamında, Eskişehir’in iklim değişikliğine uyum kapasitesinin artırılması ve dirençli bir geleceğe hazırlanması hedeflenirken; proje, yerel yönetimler ve sivil toplum iş birliğinin başarılı bir örneği olarak dikkat çekti. Avrupa Birliği’nin finanse ettiği, Türkiye Belediyeler Birliği ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı’nın lider kurum olduğu ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yürütülen Sivil Katılım Projesi kapsamında uygulanan proje, Eskişehir’de düzenlenen toplantıyla tamamlandı. Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, CHP Eskişehir Milletvekili Dr. Jale Nur Süllü, Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Seyitgazi Belediye Başkanı Uğur Tepe, TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç ve UNDP Sivil Katılım Proje Müdürü ve Baş Teknik Danışmanı Neslihan Yumukoğlu Cankara’nın katıldığı kapanış toplantısında, büyükşehir ve ilçe belediyeleri ile TEMA Vakfı çalışanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve basın mensupları da yer aldı. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç iklim krizinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda bir yaşam meselesi olduğunu vurgulayarak krizle mücadelede yerel yönetimler, sivil toplum ve halkın birlikte hareket etmesinin çok önemli olduğuna dikkat çekerek Deniz Ataç konuşmasında şu ifadeleri kullandı: "İklim değişikliği artık uzak bir risk değil; kentlerimizin bugününü ve geleceğini, su varlıklarımızdan sağlığa kadar yaşamın her alanını doğrudan etkileyen bir gerçeklik. İklim Değişikliğine Karşı Güçlü Eskişehir projesiyle, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere yerel yönetimler, sivil toplum ve Eskişehir halkının katılımıyla, iklim risklerini birlikte anlamaya ve çözüm yollarını ortak akılla tartışmaya imkân tanıyan güçlü bir zemin oluşturduk. Proje kapsamında iklim risk haritaları geliştirerek 26 kişiye konu özelinde teknik eğitimler verildi. Ortaya çıkan bu birikim, yalnızca raporlarda kalan bir çıktı değil; kentin ortak hafızasında karşılık bulan, yerel düzeyde birlikte çözüm üretme kapasitesini güçlendiren önemli bir adımdır. Bu çalışma bir son değil; Eskişehir’in iklim değişikliğine uyum sürecinde daha katılımcı, daha kapsayıcı ve daha dayanıklı adımlar atabilmesi için güçlü bir başlangıçtır. Bu süreçte emeği geçen tüm belediyelere, paydaşlara, uzmanlara ve Eskişehir halkına gönülden teşekkür ediyorum." Sivil Katılım Projesi kapsamında hayata geçirilen projenin önemine vurgu yapan UNDP Sivil Katılım Proje Müdürü ve Baş Teknik Danışmanı Neslihan Yumukoğlu Cankara ise, “TEMA Vakfı ve Büyükşehir Belediyesi yöneticilerimize bu kıymetli projeyi başarıyla tamamladıkları için teşekkür ediyor, kendileriyle gurur duyduğumu ifade etmek istiyorum. İklim değişikliğini artık yalnızca çevresel bir sorun olarak değil; iklim adaleti ve insan hakları meselesi olarak ele alıyoruz. Bu nedenle katılımcılık, kapsayıcılık ve kimseyi geride bırakmama ilkesiyle hareket ediyoruz. Eskişehir’in güçlü bir aktif yurttaşlık kültürüne sahip olması önemli bir avantajdır. Vatandaşları ve sivil toplumu karar alma süreçlerine planlama aşamasından itibaren dahil edebilirsek, kentlerimizi afetlere karşı daha dirençli hâle getirebiliriz. Bu anlayışı yerel yönetimlere entegre etmek ve desteklemek için çalışmalarımıza devam edeceğiz.” dedi. Eskişehir’in iklim değişikliğine uyum kapasitesini ve direncini artırmayı hedefleyen projenin kapanış toplantısında konuşan Seyitgazi Belediye Başkanı Uğur Tepe de, “Su kaynakları, Seyitgazi için stratejik bir mesele hâline gelmiştir. 670 bin dekar ekilebilir alanımız olmasına rağmen yalnızca 180 bin dekar sulanabilmektedir. Barajlarımızdaki doluluk oranları oldukça düşüktür ve yeraltı su seviyeleri her yıl gerilemektedir. Bu tablo, gelecekte ciddi bir içme suyu riskiyle karşı karşıya kalabileceğimizi göstermektedir. Ayrıca bölgemiz için önemli olan madencilik faaliyetlerinin, özellikle bor madeni başta olmak üzere, çevreyle uyumlu ve sıkı denetim altında yürütülmesi gerekmektedir. Tarımda hâlen yaygın olan vahşi sulama yöntemleri ise su kaynaklarımız üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Sürdürülebilir tarım ve suyun verimli kullanımı artık bir zorunluluktur. İklim değişikliğiyle mücadele; yerel yönetimler, sivil toplum ve vatandaşların birlikte hareket etmesiyle mümkündür. Seyitgazi Belediyesi olarak bu konuda her türlü iş birliğine açık olduğumuzu ifade etmek isterim. Bu anlamlı panelin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyor, sözlerimi şu ifadeyle tamamlıyorum: Geleceğe bırakacağımız en büyük miras; doğasıyla uyumlu, kaynaklarını akılcı kullanan bir yaşamdır.” ifadelerini kullandı. Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç ise, “Öncelikle Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile birlikte hareket etmemizin son derece olumlu sonuçlar doğuracağına inanıyorum. Eskişehirimiz zaten yıllardır bu tür konularda resmi kurumlar ve çevre örgütleriyle birlikte hareket eden bir kenttir. Bildiğiniz gibi Alpu Ovası’nda planlanan termik santral, Büyükşehir ve Tepebaşı Belediyelerimizin öncülüğünde, yoğun bir mücadelenin ardından Eskişehir için bertaraf edilmiştir. Ancak ne yazık ki bu açgözlü anlayışın durmaya niyeti yok. Bu anlayış, yerin üstünü tahrip edenlerin şimdi gözünü yerin altına diktiğini açıkça göstermektedir. Şimdi de Bozdağ’da, Alpagut’ta altın arama faaliyetleri gündemde. Daha önceden Sivrihisar’da devam eden projeler var; buna rağmen bu mücadeleyi birlikte sürdürmeye kararlıyız. Bugün dünyanın önünde duran çok net birkaç temel sorun var: iklim krizi, enerji, kuraklık, güvenli gıdaya erişim ve deprem gibi afetler. Bunlarla mücadele etmek yalnızca yerel yönetimlerin değil, tüm dünyanın ortak sorumluluğudur. Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir arıza nedeniyle su kesintisi oldu ve Eskişehir adeta ayağa kalktı. İnsanlar sorunun boyutunu bilmediği için tepkiler yöneticilere kadar ulaştı. Ben de şunu söyledim: Sizde su yoksa bende de yok. Elbette eleştiri haktır. Ancak kuraklığın ne kadar ciddi ve kalıcı bir tehdit olduğunu da görmek zorundayız. Suyumuzu ve enerjimizi tasarruflu kullanmak artık bir tercih değil, zorunluluktur. İnsanlar bugün inanıyor, yarın vazgeçiyor. Oysa bu mücadele süreklilik ister. Biz bu kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Özellikle TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanımızın da Eskişehir’in bir çocuğu olarak bu süreçte kolları sıvaması; Birleşmiş Milletler temsilcileri, milletvekillerimiz, belediyelerimiz, basın ve halkımızla birlikte hareket etmemiz bizlere umut veriyor. Hep birlikte farkındalığı büyütecek ve en doğru sonucu alacağız. Başarımız daim, yolumuz açık olsun.” dedi. İklim krizine dikkat çeken Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, “Bugün çok uzun yıllardır herkesin konuştuğu ama sadece konuştuğu bir konuda ortak iş yapmanın sonucunu alıyoruz. TEMA Vakfı’nın öncülüğünde Büyükşehir Belediyemiz ile beraber gerçekleştirilen bu eğitim süreci ve çalışma bir ete kemiğe büründü. İklim krizi, doğal afet gibi her gün konuştuğumuz ama her gün daha çok oluşmasına katkı sunduğumuz noktada neler yapabilirizi anlıyoruz, çalışıyoruz ve bundan sonra nasıl ilerleyeceğimiz, nasıl çözüm getireceğimiz konusunda uzmanlaşma durumundayız. Türkiye yıllardır bu krizi bekliyor. Aralık ayının sonu ve hala Eskişehir'de kar yağmadı. Kar yağmaması arkasından başka sorunlar da getiriyor. Bu nedenle katılımcı bir anlayışla, bütünsel bir bakışla Eskişehir'in tamamında birlikte hareket edersek sonuç alınacağına inanıyorum. Çalışan bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. Özellikle koordinasyon konusunda Tema vakfımıza çok teşekkür ediyorum ve bundan sonraki çalışmalarda da başarılar diliyorum. Biz Odunpazarı Belediyesi olarak üstümüze hangi görev düşüyorsa yerine getirmeye hazırız. Hepinize saygılar sunuyorum.” diye konuştu. CHP Eskişehir Milletvekili Dr. Jale Nur Süllü, “Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimizde iklim ve çevre konusunda güçlü bir irade bulunmaktadır. Bu noktada başta Büyükşehir Belediye Başkanımız olmak üzere, bu alanda yıllardır kararlılıkla yürütülen çalışmalar için kendilerine özellikle teşekkür ediyorum. TEMA Vakfı’na, yalnızca Eskişehir’de değil, ülkemizin dört bir yanında çevre ve iklim konusunda yürüttükleri duyarlı ve örnek çalışmalar için şükranlarımı sunuyorum. Aynı şekilde özellikle UNDP başta olmak üzere, bu alanda ortaya koydukları değerli katkılar ve iş birlikleri için teşekkür ediyorum. Bir milletvekili ve siyasetçi olarak, bu tür bilimsel, katılımcı ve yol gösterici çalışmaları her zaman destekleyeceğimizi ifade etmek isterim. İlk adımı atan, sorumluluk alan ve çözüm üreten her çalışmanın yanında olmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu. Son olarak konuşan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce de şu ifadeleri kullandı: “Hazırlanan bu raporu, Eskişehir’in iklimle ilgili geleceğini şekillendiren, bilimsel verilere dayalı güçlü bir yol haritası olarak görüyoruz. Yerel yönetimler ile sivil toplumun iş birliğiyle ve uzman katkılarıyla hazırlanmış olması, raporu son derece kıymetli kılmaktadır. Eskişehir, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 2025 kuraklık haritasına göre şiddetli kuraklık riski altındadır. 15 Ağustos 2023’te Sarıcakaya’da kırılan Türkiye sıcaklık rekoru da bu riskin somut bir göstergesidir. Bu gerçekler, iklim çalışmalarına çok daha fazla önem vermemiz gerektiğini ortaya koymaktadır. Kentte iklim farkındalığının ve katılım isteğinin yüksek olması büyük bir avantajdır. Bu raporu bir kapanış değil, yeni bir başlangıç olarak görmeli; yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları çalışmalarını bu doğrultuda sürdürmelidir. Şehirde yaşayan tüm paydaşların sürece aktif katkı sunması büyük önem taşımaktadır. Bu raporun hazırlanmasında emeği geçen TEMA Vakfı’na, uzmanlara, Odunpazarı, Tepebaşı ve Seyitgazi Belediyelerine ve Büyükşehir Belediyemizin tüm çalışanlarına teşekkür ediyorum. Biz bu raporla çalışmaya kararlıyız ve Eskişehir halkıyla birlikte bu süreci ilerletmeye hazırız.” ESKİŞEHİR İÇİN KURAKLIK VE AŞIRI SICAKLAR YÜKSEK RİSK Konuşmaların ardından TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Eylem Tuncaelli ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Veri Bilimci Dr. Vural Yıldırım projeye dair teknik sunumlar gerçekleştirdi. İklim değişikliğiyle mücadelenin artık herkesin meselesi olduğunu vurgulayan Tuncaelli, "Kentlerde iklim değişikliğine karşı kalıcı ve etkili çözümler üretebilmek için halkın karar alma mekanizmalarına aktif katılımı çok önemli. Bu anlayışla yaklaşık bir yıldır Eskişehir özelinde yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Bu süreçte şanslıydık; çünkü Eskişehir güçlü ve örgütlü bir sivil topluma sahip. Projede, bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz toplantılarda, sivil katılım açısından son derece kıymetli çıktılar elde ettik. Proje kapsamında yürüttüğümüz anket çalışmaları, iklim değişikliği farkındalığının kent genelinde yüzde 12 oranında arttığını ortaya koydu. Ancak bizim için asıl önemli olan şu: Bu proje bir sonuç değil; gerçek farkındalık ve dönüşüm bundan sonra atılacak adımlarla güçlenecek." dedi. Vural Yıldırım ise proje kapsamında 2020- 2030 yılları arasında Eskişehir için kuraklığın çok büyük bir tehlike olduğunu belirterek, "İnönü ve Seyitgazi ilçeleri kuraklık açısından yüksek riskli ilçeler. Bununla birlikte orman yangınları açısından da Seyitgazi, Han ve Mihalıcçık ilçeleri çok yüksek riskli bölgelerimiz. Aşırı sıcaklar da Sivrihisar, Günyüzü, Mihalıcçık başta olmak üzere tüm ilçelerde yüksek ve çok yüksek risk olarak karşımıza çıkıyor." şeklinde konuştu. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN RİSKLERİNİ ANLAMAK VE BİRLİKTE YÖNETMEK Proje kapsamında Eskişehir il sınırları içerisinde kuraklık, orman yangınları, sel ve aşırı sıcaklıklar gibi iklim kaynaklı tehlikelere yönelik, 2030 yılına kadar uzanan ve 1x1 km çözünürlüklü aylık tehlike ve risk haritaları hazırlandı. Bu bilimsel veriler doğrultusunda oluşturulan değerlendirme ve öneri raporu da yıl sonunda tamamlandı. Proje süresince sivil toplum kuruluşları, Kent Konseyi ve Mahalle Meclisleri ile çeşitli çalıştaylar düzenlendi; alanında uzman isimlerin katılımıyla panel ve halk toplantıları gerçekleştirildi. Ayrıca proje kapsamında kurulan İklim Eylem Merkezi ile iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir adım daha atıldı. Büyükşehir Belediyesinin ilgili birimlerine yönelik geliştirilen teknik eğitimlerle kurumsal kapasite güçlendirildi. Farkındalık çalışmalarının etkisini ölçmek için proje başlangıcında ve kapanışında yapılan iki ayrı saha araştırmasıyla Eskişehir halkının iklim değişikliğine dair bilgi düzeyi, algısı ve günlük yaşam alışkanlıklarındaki değişim analiz edildi. Elde edilen bulgular, projenin kent genelinde iklim değişikliği farkındalığının artmasına katkı sağladığını ortaya koydu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.