Hava Durumu

#İklim

Kırsal Haber - İklim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İklim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ağustos Yağışları Son 66 Yılın En Yüksek Seviyesinde Haber

Ağustos Yağışları Son 66 Yılın En Yüksek Seviyesinde

Türkiye genelinde 2026 yılı Ağustos ayında ortalama 16,2 milimetre yağış kaydedildi. Ağustos ayı yağışları, 1991-2020 dönemi normalinin yüzde 10 üzerinde gerçekleşirken, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 100’den fazla artış gösterdi. 2026 su yılı yağışları ise 11 aylık dönemde son 66 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan “İklim, Fenolojik Durum ve Sulama İzleme İstatistikleri: Ağustos 2026” bülteninde, Türkiye'nin iklim, yağış, fenolojik durum ve sulama koşullarına ilişkin güncel veriler paylaşıldı. Ağustos Yağışları Normali Aştı Bültende yer alan verilere göre Türkiye genelinde 2026 yılı Ağustos ayında ortalama 16,2 milimetre yağış kaydedildi. Ağustos ayı yağış normali 14,8 milimetre olurken, 2025 yılının aynı ayında ölçülen yağış miktarı 7,9 milimetre olarak gerçekleşti. Buna göre Ağustos ayı yağışları, uzun yıllar normaline göre yüzde 10 artarken, geçen yılın Ağustos ayına kıyasla yüzde 100’den fazla artış gösterdi. 2026 Su Yılı Yağışları Son 66 Yılın En Yüksek Seviyesinde 1 Ekim 2025-31 Ağustos 2026 dönemini kapsayan 11 aylık 2026 su yılı yağışları da dikkat çekici bir seviyeye ulaştı. Türkiye genelinde 2026 su yılında ortalama 709,2 milimetre yağış kaydedilirken, 11 aylık dönemdeki yağış miktarı son 66 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Söz konusu dönemde yağışlar hem uzun yıllar normalinin hem de geçen yılın aynı dönemindeki yağış miktarının üzerinde gerçekleşti. Tarımsal Üretimde Olumlu Dönem Bakanlık değerlendirmesine göre 2025-2026 tarım yılının Ağustos ayı itibarıyla tarımsal üretim açısından olumlu, dengeli ve verim potansiyeli yüksek bir dönem yaşanıyor. Türkiye genelinde yaygın bir kuraklık riski bulunmazken, bazı bölgelerde aşırı yağışlara bağlı su yönetimi sorunları ile lokal hastalık ve zararlı risklerinin takip edilmesi gerekiyor. Özellikle mantari hastalıklar ve zararlı baskısının tarımsal üretim açısından izlenmeye devam edildiği belirtiliyor. İklim, Fenoloji ve Sulama Verileri Düzenli Olarak İzleniyor Tarım ve Orman Bakanlığı, sektörün şeffaflığına katkı sağlamak ve kamuoyunu güncel verilerle bilgilendirmek amacıyla farklı konularda periyodik istatistik bültenleri yayımlıyor. Ağustos 2026 bülteninde iklim, fenolojik durum ve sulama izleme istatistiklerinin yanı sıra yayımlanan verilere ilişkin ilave tablo ve metaveri dosyaları da kamuoyuyla paylaşıldı. “İklim, Fenolojik Durum ve Sulama İzleme İstatistikleri: Ağustos 2026” bültenine Tarım ve Orman Bakanlığı İstatistik Bilgi Sistemi üzerinden ulaşılabiliyor.

Silifke'de Enginar Üretimi Yaygınlaştırılıyor Haber

Silifke'de Enginar Üretimi Yaygınlaştırılıyor

Mersin Büyükşehir Belediyesi, Mersin’de tarımsal üretimin çeşitlendirilmesi ve üreticilerin katma değeri yüksek ürünlerle buluşturulması amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından Silifke’nin Atakent Mahallesi’nde 10 üreticiye toplam 10 bin adet enginar yumrusu dağıtıldı. Yüzde 100 hibeli olarak gerçekleştirilen destek kapsamında üreticiler; hem yeni bir ürünü toprakla buluşturacak hem de 2 yıl sonra aldıkları miktardaki yumruyu Büyükşehir’e teslim ederek, desteğin başka üreticilere ulaşmasına da katkı sunacak. Atlı: “2025 yılında başlattığımız enginar yumrusu desteği, sürdürülebilir bir proje” Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nda görev yapan Ziraat Mühendisi Mehmet Atlı, Silifke’nin iklim ve toprak yapısının enginar üretimine uygun olduğunu ifade ederek, özellikle don riskinin bulunmadığı bölgelerde enginar üretiminin yaygınlaşmasını hedeflediklerini söyledi. Enginarın ılıman bölgelere daha fazla adapte olduğunu aktaran Atlı, “Yumruların parçalar haline getirilerek, çok sıcak olmayan eylül ayı içerisinde toprağa ekilmesini tavsiye ediyoruz. Bu aylarda ekimi yapılan ürün nisan ayı gibi hasat edilebilir” bilgisini verdi. Projenin sürdürülebilir bir yapıda hazırlandığını da vurgulayan Atlı, “2025 yılında başlattığımız bu projeyle; destek verdiğimiz her çiftçiden 2 yıl sonra aldığımız aynı miktardaki ürünü, yeni üreticilere ulaştıracak ve böylece sürdürülebilir bir döngü yakalamış olacağız. Bu bağlamda 2026’da teslim ettiğimiz yumrulardan bin tanesini 2028’de çiftçilerimizden geri alıp, onu da yine diğer çiftçilerimizle buluşturmak istiyoruz” dedi. “Yerel ürün çeşitlerinin desteklenmesine yönelik farklı projelerimiz de devam ediyor” Mersin genelinde yerel ürün çeşitlerinin desteklenmesine yönelik farklı projelerin de sürdüğünü belirten Atlı, “Mersin’de tamamen yerli veya spesifik ürün çeşitleriyle çiftçimizin yanında oluyoruz. Gülnar’da atalık nohut, leklek fasulyesi; Silifke’de yerli sarı buğday; Aydıncık’ta salatalık; Erdemli’de sırık domates; Mersin genelinde badem, ceviz, alıç, sarıulak ve gemlik zeytin fidanı gibi yerel ürünleri de çiftçilerimize yüzde 50 hibeli olarak sunuyoruz” ifadelerini kullandı. Erkut Belli: “Enginarın hem bölgemize hem de ülkemize bir getirisi olacak” Destekten yararlanan üreticilerden Erkut Belli, enginar üretimine daha önce tecrübesi bulunan yakınlarının yönlendirmesiyle karar verdiğini anlattı. Daha önce çilek ve narenciye üretimi yaptığını belirten Belli, enginar üretiminden beklentisini, “Piyasamız iyi olursa elbette bir getirisi olacak. Çiftçilerin en büyük sermayesi umuttur. Ben inanıyorum ki enginarın hem bölgemize hem de ülkemize bir getirisi olacak” sözleriyle dile getirdi. Dilara Belli: “Enginar bizim için alternatif bir üretim alanı oluşturdu” Bir diğer üretici Dilara Belli ise bu yıl ilk kez enginar üretimi yapacağını belirterek, Büyükşehir’in desteğini Atakent Mahalle Muhtarı aracılığıyla öğrendiğini söyledi. Daha önce çilek üretimi yaptığını, ancak yüksek maliyetlerin kendilerini zorladığını ifade eden Belli, enginarın kendileri için alternatif bir üretim alanı oluşturduğunu belirterek, “Enginar hem sağlık açısından faydalı, hem de maliyet olarak bizi çok zorlamayacak bir ürün. O yüzden bu şekilde ilerleme kararı aldık. İlerisi için de bize güzel sonuçlar vereceğini düşünüyoruz” dedi. Genç bir üretici kadın olarak Büyükşehir’in sunduğu tarımsal desteklerden yararlanmaktan mutluluk duyduğunu da sözlerine ekleyen Belli, “Biz üretici kadınlara sağladığı tüm imkânlar için Vahap Seçer’e teşekkür ederim” diye konuştu.

Temmuz Ayı İklim, Fenolojik Durum ve Sulama Bülteni Yayınlandı Haber

Temmuz Ayı İklim, Fenolojik Durum ve Sulama Bülteni Yayınlandı

Tarım ve Orman Bakanlığı, 2026 yılı Temmuz ayına ilişkin “İklim, Fenolojik Durum ve Sulama İzleme” istatistik bültenini yayımladı. Bültende yer alan değerlendirmelere göre, 2025-2026 tarım sezonunda Temmuz ayı itibarıyla Türkiye genelinde tarımsal üretim açısından olumlu ve dengeli bir dönem yaşanıyor. Mevcut koşulların tarımsal üretim açısından verim potansiyelini de desteklediği belirtiliyor. Temmuz 2026’da yağışlar, uzun yıllar normallerine göre yüzde 18, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 92 arttı. Yağışlardaki artışın ülke genelinde toprak nemini yükselterek bitki gelişimini desteklediği değerlendirildi. Sulama amaçlı barajlarda da olumlu bir tablo ortaya çıktı. Temmuz ayı itibarıyla sulama amaçlı barajların doluluk oranı yüzde 72,6 seviyesine ulaşırken, bu seviyenin önceki yıla göre su kaynakları açısından daha güçlü bir duruma işaret ettiği kaydedildi. Bültende, Türkiye genelinde yaygın bir kuraklık riskinin bulunmadığı değerlendirilirken, bazı bölgelerde aşırı yağışlara bağlı su yönetimi sorunlarına dikkat çekildi. Bunun yanı sıra aşırı yağış ve uygun nem koşullarına bağlı olarak lokal hastalık risklerinin de izlenmesi gerektiği belirtildi. Özellikle mantari hastalıklar ve zararlı baskısının bazı bölgelerde takip edilmesinin önem taşıdığı ifade edildi. Bölgesel değerlendirmelerin de yer aldığı bültende, 2025-2026 tarım sezonunun Temmuz ayı itibarıyla genel görünümünün tarımsal üretim açısından olumlu, dengeli ve verim potansiyeli yüksek olduğu ortaya konuldu. 2026 yılı Temmuz ayına ilişkin “İklim, Fenolojik Durum ve Sulama İzleme” istatistik bülteninin tamamına Tarım ve Orman Bakanlığı’nın internet sitesindeki bu bağlantıdan ulaşılabiliyor.

Borsa-20 Nohut Çeşidinin Hasadı Gerçekleştirildi Haber

Borsa-20 Nohut Çeşidinin Hasadı Gerçekleştirildi

Denizli Ticaret Borsası tarafından geliştirilen Borsa-20 nohut çeşidinin hasadı gerçekleştirildi. Denizli Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Tefenlili, Tavas ilçesi Altınova Mahallesi’nde 130 dekarlık alanda ekili bulunan Borsa-20’nin hasadını yerinde takip etti. Ekimden gelişim sürecine kadar titizlikle takip edilen Borsa-20, hasat döneminde de yakından gözlemlendi. 130 dekarlık alanda ekili bulunan ürünün 110 dekarlık bölümünde hasat gerçekleştirilirken, kalan alanda ise tescilli İbrahim-20 çeşidinin üretimi bulunuyor. İbrahim-20’nin hasadının da önümüzdeki günlerde gerçekleştirilmesi planlanıyor. Hasatı yerinde takip eden Başkan Tefenlili’ye Borsa Meclis Başkanı İbrahim Yayan, Meclis Üyesi Ömer Lütfi İnamlıca ve üyeler eşlik etti. Heyet, Borsa-20’nin hasat çalışmalarını yerinde inceleyerek ürünün tarladaki performansını ve hasat sürecini yakından değerlendirdi. Borsa-20’de Emek Ürüne Dönüştü Toprağa atılan tohumların, aylar süren emeğin ve titiz saha çalışmalarının ardından Borsa-20’nin hasadı yapıldı. Farklı iklim ve toprak koşullarındaki üretim süreci boyunca yakından takip edilen çeşidin hasadıyla birlikte, sahadaki gözlemler ve elde edilen veriler de değerlendirmeye alındı. Borsa-20’nin gelişimi, verim potansiyeli ve saha performansına ilişkin gözlemler değerlendirilerek elde edilen sonuçların üreticilerle paylaşılması hedefleniyor. “Topraktan Aldığımız Veriler Yol Haritamız Olacak” Denizli Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Tefenlili, Borsa-20’nin geliştirilmesinde temel hedefin üreticilerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek, bölge koşullarına uyum sağlayan ve üretime katkı sunan bir nohut çeşidinin ortaya konulması olduğunu belirtti. Tefenlili, “Gerçekleştirdiğimiz hasat, çalışmalarımızın önemli bir aşamasını oluşturuyor Topraktan aldığımız veriler diğer dağıtımı yapılan illerden gelen sonuçlarla yol haritamız olacak. Farklı iklim ve toprak koşullarında elde ettiğimiz saha verilerini değerlendirerek çalışmalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz. Amacımız, üreticimizin ihtiyaçlarına cevap veren, verimli ve güçlü çeşitlerin yaygınlaşmasına katkı sağlamak” dedi.

Avrupa Çöpünden Kurtulacak Diye Akdeniz’i Feda Edemezsiniz! Haber

Avrupa Çöpünden Kurtulacak Diye Akdeniz’i Feda Edemezsiniz!

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda Mersin Körfezi’ndeki plastik ve mikroplastik kirliliğini gündeme taşıdı. Bir yıl önce verdiği soru önergesine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının “izliyoruz, denetliyoruz, takip ediyoruz” yanıtını verdiğini hatırlatan Kış, “Bir yıldır neyi izliyorsunuz? Denetliyorsanız bu kirlilik nasıl bu noktaya geldi? Önlem aldıysanız Mersin sahilleri neden bu hâlde?” diye sordu. CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı gündem dışı konuşmada Mersin Körfezi’ndeki çevre kirliliği, plastik atık ithalatı ve mikroplastik tehdidine dikkat çekti. Mersin’in 321 kilometrelik sahili, eşsiz koyları ve bereketli deniziyle Akdeniz’in en önemli kentlerinden biri olduğunu belirten Kış, kentin doğal varlıklarının ciddi bir kirlilik tehdidi altında olduğunu söyledi. “BİR YILDIR NEYİ İZLİYORSUNUZ?” Kış, 3 Haziran 2025 tarihinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına verdiği soru önergesini hatırlatarak deniz suyundaki bozulma, sanayi ve tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kirlilik, halk sağlığına yönelik riskler ve Seyhan Nehri’nin Mersin Körfezi’ne taşıdığı kirletici yük konusunda Bakanlığı uyardığını söyledi. Bakanlığın önergesine verdiği yanıtı “İzliyoruz, denetliyoruz, takip ediyoruz.” sözleriyle özetleyen Kış, aradan geçen bir yılda tablonun daha da ağırlaştığını vurguladı. Kış, şöyle konuştu: “Aradan tam bir yıl geçti. Mersin’in sahillerine baktığımızda plastik atıklar kıyılarımıza vuruyor, mikroplastikler denizimize yayılıyor, vatandaşlarımız plastik atıkların arasında yüzmek zorunda kalıyor. O hâlde soruyorum: Bir yıldır neyi izliyorsunuz? Denetliyorsanız bu kirlilik nasıl bu noktaya geldi? Önlem aldıysanız sonucu nerede, Mersin sahilleri neden bu hâlde?” “SORUNU BİLİYORSUNUZ AMA ÇÖZÜM PLANINIZ YOK” Bakanlığın verdiği resmî yanıtta Mersin Körfezi’ndeki çevresel bozulmayı durdurmaya ve geri çevirmeye yönelik herhangi bir ekosistem restorasyon planının bulunmadığının belirtildiğine dikkat çeken Kış, “Yani sorunu biliyorsunuz ama çözüm planınız yok.” dedi. Mersin Körfezi’ndeki tablonun birkaç plastik şişe veya poşetten ibaret olmadığını vurgulayan Kış, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunun sistematik bir çevre problemine dönüştüğünü ifade etti. PLASTİK ATIK İTHALATI 437 BİN TONDAN 1 MİLYON 290 BİN TONA ÇIKTI Çin’in plastik atık ithalatını büyük ölçüde yasaklamasının ardından Avrupa’nın plastik atıklarının rotasının Türkiye’ye çevrildiğini belirten Kış, plastik atık ithalatındaki artışa dikkat çekti. Kış, “Türkiye, Avrupa’nın başlıca plastik atık varış noktalarından biri hâline geldi. 2018 yılında 437 bin ton olan plastik atık ithalatı, 2024 yılında yaklaşık 1 milyon 290 bin tona ulaştı.” ifadelerini kullandı. Kış, Türkiye’ye getirilen plastik atıkların ülkeye girişinden sonraki sürecin şeffaf biçimde takip edilmesi gerektiğini belirterek şu soruyu yöneltti: “Bu atıklar ülkeye girdikten sonra ne oluyor?” “SAATTE 5,3 MİLYARDAN FAZLA MİKROPLASTİK SU SİSTEMLERİNE KARIŞABİLİYOR” Mersin ve Adana’nın ithal plastiklerin işlendiği önemli merkezler hâline geldiğini söyleyen Kış, bilimsel araştırmalardaki çarpıcı sonuçları da Meclis kürsüsünden paylaştı. Geri dönüşüm tesislerinin aşağısındaki sulama kanallarında mikroplastik yoğunluğunun yukarıdaki noktalara kıyasla 132 kat artabildiğini, su sistemlerine ise saatte 5,3 milyardan fazla mikroplastik parçacığının karışabildiğini belirten Kış, bu kirliliğin yalnızca ortaya çıktığı bölgede kalmadığını söyledi. Kış, plastik ve mikroplastiklerin drenaj kanallarına ve tarımsal sulama sistemlerine, oradan Seyhan Nehri’ne, ardından Akdeniz’e ve Mersin Körfezi’ne taşınabildiğine dikkat çekti. “PLASTİĞİ DENİZE ULAŞTIKTAN SONRA TOPLAMAK ÇÖZÜM DEĞİL” Mersin Körfezi’ndeki mikroplastik kirliliğinin tamamını tek bir kaynağa bağlamadıklarını özellikle vurgulayan Kış; liman, tarım, balıkçılık ve sera faaliyetlerinin de kirlilik üzerinde etkisi bulunduğunu söyledi. Ancak araştırılması, denetlenmesi ve kaynağında engellenmesi gereken ciddi bir karasal kirlilik yükünün bulunduğunu belirten Kış, sorumluluğun kamu kurumlarında olduğunu ifade etti: “Denize ulaştıktan sonra plastik toplamak çözüm değildir. O plastiğin denize ulaşmasını engellemek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının asli görevidir.” Kış; Devlet Su İşleri sorumluluğundaki kanalların ve geri dönüşüm tesislerinin denetlenmesi, filtre ve arıtma sistemlerinin çalışıp çalışmadığının kontrol edilmesi, mevzuatı ihlal edenlere caydırıcı yaptırımlar uygulanması ve ithal edilen plastik atıkların ülkeye girdikten sonraki sürecinin kayıt altına alınması gerektiğini söyledi. “TEHDİT MERSİN’LE SINIRLI DEĞİL” Sorunun yalnızca Mersin Körfezi üzerinden değerlendirilemeyeceğini ifade eden Kış, Adana’dan Mersin’e, Alanya’dan Antalya’ya kadar Akdeniz kıyılarının aynı tehditle karşı karşıya olduğunu belirtti. Akdeniz kıyılarının Türkiye turizminin vitrini olduğuna dikkat çeken Kış, deniz kirliliğinin çevresel sonuçlarının yanında Türkiye açısından ciddi bir ekonomik maliyet yaratabileceğini söyledi. “Milyonlarca insan bu kıyılara geliyor, yüz binlerce insan geçimini bu denizden ve turizmden sağlıyor. Türkiye milyarlarca dolarlık turizm geliri için dünyayla rekabet ederken sahillerimizin plastik atık görüntüleriyle dünya basınına taşınmasının ekonomik bedelini hesaplıyor musunuz? Bir taraftan turist gelsin diye milyonlar harcayarak diğer taraftan o turistin yüzdüğü denizi koruyamayacaksınız. Böyle turizm politikası da olmaz, çevre politikası da olmaz.” KIŞ’TAN BAKANLIĞA 4 KRİTİK SORU Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının artık “izliyoruz” açıklamasıyla yetinemeyeceğini belirten Kış, yanıtlanması gereken soruları Meclis kürsüsünden sıraladı: “Mersin Körfezi için somut önlemler alındı mı? Seyhan Nehri ve drenaj kanallarındaki mikroplastik yükü ölçüldü mü? Kaç geri dönüşüm tesisi denetlendi, kaçında uygunsuzluk tespit edildi? Güncel mikroplastik analizleri nerede?” Bu verilerin bir an önce kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini söyleyen Kış, plastik atık ithalatının da yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. “AVRUPA KENDİ ÇÖPÜNDEN KURTULACAK DİYE TÜRKİYE’NİN DENİZLERİNİ FEDA EDEMEZSİNİZ” Akdeniz için bölgesel bir eylem planının acilen hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan CHP’li Kış, konuşmasını sert sözlerle tamamladı: “Avrupa kendi çöpünden kurtulacak diye Türkiye’nin denizlerini, toprağını ve suyunu feda edemezsiniz. Akdeniz’in cennet koylarını kaderine terk edemezsiniz. Artık izlemeyi bırakıp somut adımlar atmalısınız. Mersin Körfezi plastik ve mikroplastik kirliliğinden kurtulmalı; Akdeniz’in doğası, halk sağlığı ve gelecek kuşakların yaşam hakkı korunmalıdır.”

COP31 Hazırlık Süreci Değerlendirildi Haber

COP31 Hazırlık Süreci Değerlendirildi

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, bu yıl Türkiye’de gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapacak olan Antalya’da ‘COP31 Başkanı’ unvanıyla, 6 bakanlığın temsilcilerinin katıldığı ilk hazırlık toplantısını gerçekleştirdi. Bakan Kurum, COP31 oturumlarının yapılacağı Antalya EXPO Fuar Alanı’nda incelemelerde bulundu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 81 ilde 500 bin sosyal konutun inşa edileceği Yüzyılın Konut Projesi kapsamında düzenlenen kura çekim töreni için Antalya’daydı. Törenin ardından Bakan Kurum, Türkiye’de ilk kez düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31) yapılacağı Antalya EXPO Fuar Alanı ve çevresinde inceleme yaptı. Bakan Kurum, 9-20 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek COP31 oturumları öncesi yerel yöneticiler ve ilgili bakanlık temsilcileriyle hazırlıklara ilişkin istişarelerde bulundu. COP31 HAZIRLIK SÜRECİ DEĞERLENDİRİLDİ Bakan Kurum, saha ziyaretlerinin ardından ‘COP31 Başkanı’ unvanıyla Antalya EXPO Kongre Merkezi’nde düzenlenen ilk hazırlık toplantısına başkanlık etti. Toplantıya Antalya Valisi Hulusi Şahin, TBMM NATO Parlamenter Asamblesi Türk Delegasyonu Başkanı ve Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, bölge milletvekilleri, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Özdemir, Bakan Yardımcıları, İçişleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, İletişim Başkanlığı temsilcileri ve genel müdürler katıldı. Toplantıda, COP31 hazırlıkları, kurum ve kuruluşların yürüteceği çalışmalar ve izlenecek yol haritası değerlendirildi. BAKAN KURUM: ANTALYA’YA 196 ÜLKEDEN 80 BİNİ AŞKIN ZİYARETÇİ GELECEK Bakan Kurum, Antalya’nın COP31 organizasyonuna ev sahipliği ile ilgili şöyle konuştu: Bu sene bütün dünyanın gözü bir kez daha Antalya’da olacak. Bu sene Antalya’mızda, dünyanın en önemli iklim zirvesi olan COP31’e ev sahipliği yapacağız. Dikkatinizi çekerim Türkiye’nin COP31 başkanlığı çok önemli. Çünkü bu zirvede tüm ülkeler iklim değişikliğiyle ilgili karar alırken, dönüp Türkiye’nin sözüne bakacak. Verilen her kararın altında Türkiye’mizin imzası olacak. Bütün dünyaya bir kez daha Türkiye’nin organizasyon gücünü, vizyonunu, Antalya’mızın misafirperverliğini göstereceğiz. En önemlisi de zirveye 196 ülkeden 80 bini aşkın ziyaretçi gelecek. Bu misafir akını, Antalya’mızın esnafına, üretimine, tanıtımına çok büyük katkı sağlayacak. TÜRKİYE’NİN COP31 YOLCULUĞU Türkiye, Bakan Kurum’un öncülüğünde COP31 Başkanlığı için Avustralya ile 2 yıla yayılan bir mekik diplomasisi yürüttü. Süreç 10 Kasım 2025’te Brezilya’nın Belem kentinde başlayan COP30 Taraflar Konferansı’nın 5. gününde nihayete erdi. COP31’in Türkiye’nin ev sahipliği ve başkanlığında yapılması kararlaştırıldı. Tarihi bir diplomasi başarısı gösteren Türkiye; iklim değişikliği ile mücadelede BM’nin en önemli organizasyonu olan COP’a ilk kez ev sahipliği yapma şansını ele geçirdi. Türkiye ile birlikte 197 ülkenin temsilcileri iklim krizine karşı taahhütlerini, politikalarını ve çözüm önerilerini Antalya’da tartışacak. COP31 BAŞKANI MURAT KURUM Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile Bakan Kurum, Türkiye’nin ‘COP31 Başkanı’ olarak görevlendirildi. Konferansın tüm hazırlık, organizasyon ve yürütme süreçleri; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda yapılıyor. Bu kapsamda ilgili tüm kurum ve kuruluşlar ‘COP31 Başkanı’ tarafından yapılacak yönlendirmelere uygun olarak Bakanlıkla eşgüdüm içinde çalışmalara katılıyor. ‘COP31 Başkanı’ olarak Bakan Kurum, konferans kapsamında müzakerelerin yürütülmesi ve organizasyonun yapılması için gerekli yetki ve görev dağılımını da yapacak. İKLİM DİPLOMASİSİNİN EN ÖNEMLİ ZİRVESİ COP TARAFLAR KONFERANSI Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansları, 197 ülkenin katılımıyla her yıl düzenleniyor. Sera gazı azaltım hedefleri, uyum politikaları, iklim finansmanı, kayıp zarar mekanizmaları ve karbon piyasalarının kurallarının belirlendiği oturumlar iklim kriziyle mücadele eden dünya için hayati önem taşıyor. Paris Anlaşması'nın uygulanmasına ilişkin kurallar da COP toplantılarında şekilleniyor. Bir ülke COP'a ev sahipliği yaptığında, küresel iklim politikalarının merkezine yerleşerek önemli bir diplomatik görünürlük elde ediyor. Zirveye katılan on binlerce delege sayesinde turizm, konaklama, ulaşım ve hizmet sektörlerinde ciddi bir ekonomik hareketlilik yaşanıyor. Bu süreç aynı zamanda ev sahibi ülkede yeşil dönüşüm çalışmalarına ivme kazandırıyor. Uluslararası finans kuruluşları ve iklim fonlarının ilgisi artarken, ülke temiz enerji ve iklim finansmanı alanlarında daha fazla yatırım çekme potansiyeline sahip oluyor. Bununla birlikte ev sahibi şehir, iki hafta boyunca dünyanın dikkatini üzerine çekerek "iklim diplomasisinin merkezi" konumuna geliyor ve küresel tanınırlığını güçlendiriyor.

Trakya'nın Afet ve İklim Yol Haritası Edirne’de Çizildi Haber

Trakya'nın Afet ve İklim Yol Haritası Edirne’de Çizildi

Edirne Belediyesi, Trakya genelindeki belediyelerin katılımıyla düzenlenen İklim, Çevre ve Afet Yönetimi platformlarının ikinci toplantısına ev sahipliği yaptı. Belediye Başkanı Filiz Gencan, bölgedeki su krizi ve afet hazırlıklarına dikkat çekerek dayanışma vurgusu yaptı. Trakya Belediyeler Birliği koordinasyonunda düzenlenen “İklim ve Çevre” ile “Afet ve Risk Yönetimi” platformları, 2. toplantı için Edirne’de bir araya geldi. Bölge belediyelerinin teknik ekiplerinin ve müdürlerinin katıldığı toplantıda, Trakya’nın ortak sorunlarına yönelik stratejik eylem planı taslağı paylaşıldı. "EN ÖNEMLİ GÖREVİMİZ RİSKLERİ YÖNETMEK" Toplantının açılışında konuşan Başkan Filiz Gencan, “Artık yerel yöneticiler olarak en önemli sorumluluğumuz; riskleri ve afetleri önceden yönetebilmektir. Trakya, Türkiye’nin en kıymetli ancak stratejik anlamda en çok dikkat gerektiren bölgelerinden biri. İklim krizinin ve kuraklığın etkilerini bizzat yaşıyoruz,” ifadelerini kullandı. SU KRİZİ VE TARIMSAL KURAKLIĞA DİKKAT ÇEKTİ Edirne’nin son yılların en büyük su krizlerinden birini geçirdiğini hatırlatan Gencan, iklim değişikliğinin bölge ekonomisi üzerindeki ağır bilançosuna değindi: "Trakya, TÜİK verilerinde en yoksul bölgelerden biri olarak ilan edildi. Bunun temel nedeni ciddi kuraklıktır. Çiftçimiz mahsulünü tarlada bırakmak zorunda kalıyor ve yavaş yavaş topraktan uzaklaşıyor. Bu sadece çevresel değil, sosyolojik ve ekonomik bir krizdir. Bu sorunu el birliğiyle, iş birliğiyle çözmek zorundayız." EDİRNE: BÖLGENİN STRATEJİK GÜVENLİK MERKEZİ Başkan Gencan, Edirne’nin afet yönetimindeki stratejik rolüne de dikkat çekti. İstanbul ve Tekirdağ’ın deprem kuşakları üzerindeki riskine atıfta bulunan Gencan, "Edirne merkez olarak biz bir deprem kuşağında olmasak da, olası bir afet anında bölgenin en stratejik merkez toplanma alanı haline geleceğiz. Bu yüzden hazırlıklarımızı en üst seviyede tutuyoruz" dedi. Geçtiğimiz yaz yaşanan büyük yangınlarda Tekirdağ, Çanakkale ve İstanbul ile sergilenen omuz omuza mücadeleyi örnek gösteren Gencan, şu sözlerle konuşmasını tamamladı: "İşi en iyi bilenleri bir araya getirerek kriz anlarını nasıl koordine edeceğimizin altyapısını oluşturuyoruz. Amacımız, sadece kağıt üzerinde kalan değil, bilimsel temelli ve kriz anında hızla devreye giren 'yaşayan' bir eylem planını hayata geçirmektir." Toplantının açılış konuşmalarını; İklim Ve Çevre Platformu Koordinatörü, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği Ve Sıfır Atık Daire Başkanı Nilgün Erkmen Göktaş, Afet Ve İklim Platformu Koordinatörü, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Daire Başkanı Sevim Avcı Yener ve Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu da gerçekleştirdi. Silivri Belediye Başkanı Balcıoğlu konuşmasına Silivri halkını sevgi ve selamlarını ileterek başladı. Trakya Belediye Birliği’ne katılmanın mutluluğunu yaşamış olduğuna ve Silivri’nin konumunun önemine değindi. “Ben Ekrem Başkanımızın görevlendirmesiyle bizzat Kahramanmaraş Deprem bölgesine gittiğimde orada hepimizin doğru bildiği yanlışları gördük. Biz Türk Milleti olarak bonkör bir milletiz, elimizde avucumuzda ne varsa toplayıp, yardım aracı geldiğinde göndermek istedik. Fakat bunları orada ihtiyaç olmadığını oranın farklı ihtiyaçların olduğunu tuvalet ihtiyacı olduğunu, su ihtiyacı olduğunu fark ettik. Bunları da Silivri Belediyemizde kurmuş olduğumuz Afet Koordinasyon Merkezimizde vermiş olduğumuz eğitimlerle arkadaşlarımıza anlattık. ‘Önceliğimiz Afet Üzerine Dirençli Bir Silivri’ dedik.” İfadelerini kullanarak yaptıkları eğitimleri vurguladı. Dayanışmanın önemine dikkat çekerek Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan’a ve Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı ve Birlik Başkanı Dr. Candan Yüceer’e teşekkürlerini iletti. Sözlerinin sonrada ise bir sonraki toplantının Silivri’de yapılacağını söyledi. Afet ve İklim Platformu Koordinatörü, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Daire Başkanı Sevim Avcı Yener, bu platformun nasıl kurulduğuna dair bilgiler verdi. Sözlerinin devamında ise “Ana hedefimiz şudur; burada çalışma iki platform var. Afet ve İklim olmak üzere. Bugün hep birlikte geldiğimiz noktada, neler yaptık onları bir gözden geçireceğiz. Arkadaşlarımız bir sunum yapacak. Bizler gruplar olarak artık kendi uzmanlıklarımıza göre ayrılacağız. Buradaki hedefimiz, Trakya’mızı daha güçlü ve dirençli hale getirmek. Çünkü ne kadar birbirimize yakın olsak ya da afetlerde ne kadar birbirimizin yedeği de olsak, Kapasitelerimizi, ekipmanlarımızı, çalışma arkadaşlarımızı, yolda yürüyüş şekillerimizi çok fazla bilmiyorduk. Ben bundan sonra Trakya olarak çok daha fazla güçleneceğimizi düşünüyorum. Afet sadece deprem değil tabii ki her ilimizin kendine göre farklı afet riski var. Yazın yaşadığımız aslında bir afetti. Sadece tek yönlü değil, tüm afetleri masaya yatırarak, kapasitemizi nasıl arttırabiliriz, bu afetlerle nasıl baş edebiliriz diye bir planı olacak. Tabii en büyük arzumuz bu planın yaşayan bir plan olması. Trakya'yı, kendi belediyeler birliğinin hepimizin, bir çatı altında buluşturması bu işte bizleri daha güçlü kılacak diye düşünüyorum. Herkese çok teşekkür ediyorum. Bundan sonra daha da çok beraber yol alacağımız için. İnşallah şehirlerimiz için, ülkemiz için çok güzel şeyler yaparız.” Dedi. İklim ve Çevre Platformu Koordinatörü, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Daire Başkanı Nilgün Erkmen Göktaş ise Tekirdağ Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer’in selamlarını ileterek sözlerine başladı. “Bölgemizde bildiğiniz gibi iklim değişikliğinin etkileri artık günlük yaşamda çok daha belirgin şekilde hissedilir hale geldi. Sıcaklıklar 2050 yılına kadar yaklaşık 3 derece daha artacak. Yüzyıl sonunda da 4. Beklenmekte yaz yarışlarında da yüzde yirmi ile otuz aralığı bir azalma beklenmekte. Bunun bize kuraklık riskini ve yerel yönetimlerde özellikle su konusunda su yönetim konusunda kritik bir hale getirmekte. Tam da bu noktada Sayın Başkanımızın ortaya koyduğu liderlik ve vizyon çerçevesinde Trakya genelinde belediyelerimizin arasında iş birliği güçlendirmek, çevre yönetimi ve afet vesile alanlarına ortak bir anlayış geliştirmiş ve birlikte hareket edebileceğimiz bir yol haritası oluşturmak amacıyla Trakya Belediyeler Bünyesinde iklim, çevre ve afet platformlarını oluşturdu. İlk toplantımızla birlikte, platformlarımızın işleyişleri belirlendi. Bu toplantı ise iklim, çevre, afet alanlarında karşılaştıkları sorunları, öncelikleri ve bugüne kadar yürüttükleri çalışmaları birlikte değerlendirme fırsatı bulacağız. Aynı zamanda Trakya Ölçeği'nde hazırlanmakta olan Trakya İklim Afet Stratejik Eylem Planı'nın taslağını sunmuş olacağız. Toplantı kapsamında da belediyelerimizin görüşlerini alarak ortak önceliklerimizi birlikte değerlendireceğiz. Bugünkü toplantının Edirne için tüm Trakya için hayırlara vesile olmasını diliyorum.” İfadelerini kullandı. EYLEM PLANI MASAYA YATIRILDI Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi daire başkanları ve platform koordinatörlerinin sunumlarıyla devam eden toplantıda, Trakya ölçeğinde hazırlanan "İklim ve Afet Stratejik Eylem Planı" taslağı belediyelerin görüşüne sunuldu. Grup çalışmalarıyla devam eden programda; uzman ekipler iklim değişikliğiyle mücadele, kuraklık yönetimi ve afet müdahale kapasitelerinin artırılması konularında görüş alışverişinde bulundu. Toplantı, sonuç raporlarının paylaşılmasının ve Sıfır Atık Market'in ziyaret edilmesinin ardından sona erdi.

Kuraklık, Toprak ve Üretim Masada Haber

Kuraklık, Toprak ve Üretim Masada

İzmir’de giderek derinleşen kuraklık, azalan su kaynakları ve tarımsal üretimin geleceği, Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen Sulama Kooperatifleri Toplantısı’nda ele alındı. Toplantıda konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, kuraklıkla mücadelenin ancak yerel yönetimler, kooperatifler ve üreticiler arasında kurulacak güçlü bir iş birliğiyle mümkün olabileceğini vurguladı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sorunlardan kaçan değil, çözüm odaklı bir anlayışla hareket ettiğini belirten Başkan Tugay, “Biz hiçbir soruna sırtımızı dönmüyoruz. Bu mesele ne bir kurumun ne de tek bir kesimin meselesidir; hepimizin ortak sorumluluğudur” dedi. İklim değişikliğinin etkilerinin her geçen yıl daha sert hissedildiği bir dönemde, İzmir’in su, tarım ve üretim geleceği, Tarihi Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen Sulama Kooperatifleri Toplantısı’nda kapsamlı biçimde değerlendirildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen toplantıya İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın yanı sıra İzmir Bölgesi Sulama Kooperatifleri Birliği Başkanı Hüseyin İlhan Yavuz, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Halit Çelik, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, İZPA Başkanı Prof. Dr. Koray Velibeyoğlu, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, Büyükşehir Belediyesi bürokratları, meclis üyeleri, tarım komisyonu temsilcileri, ilçe belediyelerinin temsilcileri, muhtarlar, sulama kooperatiflerinin başkan ve yöneticileri, üreticiler ile ziraat odalarının temsilcileri katıldı. İki saati aşkın süren ve yaklaşık 100 üreticinin yer aldığı toplantıda; su yönetimi, tarımsal sulama, yer altı su kaynaklarının durumu, toprak sağlığı ve kalkınma arasındaki ilişki bütüncül bir yaklaşımla ele alındı. Cemil Tugay: Tüketimin yüzde 70’i tarımsal sulamadan kaynaklanıyor Toplantıda su krizinin yalnızca teknik bir başlık değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik bir mesele olduğuna dikkat çeken İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, 2025 yılının beklenenden çok daha kurak geçtiğini vurguladı. Tugay, “2025 yılı hiçbirimizin öngöremediği kadar kurak bir yıl oldu. En kurak yıllardan birini yaşadık. Biz hiçbir soruna sırtımızı dönmüyoruz. Konu Devlet Su İşleri’nin sorumluluk alanında olsa da ‘bu başkasının sorunu’ demiyoruz. İzmir’in bugün bir numaralı sorunu sudur” dedi. Yer altı sularının kontrolsüz kullanımının ciddi riskler taşıdığına işaret eden Tugay, kaçak ve ruhsatsız kuyuların her geçen gün arttığını belirtti. Su tüketimindeki dağılıma da değinen Tugay, “Toplam su tüketiminin yaklaşık yüzde 10’u kentlerde içme ve kullanma suyu, yüzde 20’si sanayi, yüzde 70’i ise tarımsal sulama amacıyla kullanılıyor. Bu nedenle yalnızca bireysel tasarruf çağrılarıyla bu sorunu çözemeyiz. Tarımsal sulamada verimliliği artıracak ortak adımlara ve sizlerin desteğine ihtiyacımız var” diye konuştu. “Kayıp-kaçak oranını düşürmek için yoğun çalışıyoruz” Kayıp-kaçak konusundaki yanlış algılara da değinen Başkan Tugay, şebeke sistemlerinde belirli oranda kaybın kaçınılmaz olduğunu belirterek, İzmir’de yüzde 24,8 seviyesinde olan kayıp-kaçak oranını daha da düşürmek için sahada yoğun bir çalışma yürüttüklerini söyledi. Yanlış sulama yöntemleri, bilinçsiz gübreleme ve hatalı ilaçlama nedeniyle toprakların organik yapısının zayıfladığını ifade eden Tugay, tuzlanma ve asitlenme sorunlarının giderek arttığına dikkat çekti. “Kalkınma olmadan ne okul kalır ne hastane” Su ve tarım meselesinin aynı zamanda bir kalkınma meselesi olduğunun altını çizen Başkan Tugay, üretimin sürekliliğinin toplumsal yaşamın tüm alanları için hayati önemde olduğunu vurguladı. Tugay, “Sanayi, tarım ve hayvancılık için söylüyorum; üretmeye devam etmek zorundayız. Çocuklarımızın eğitim alabilmesi, insanların sağlık hizmetlerine erişebilmesi, altyapının ayakta kalması ancak kalkınmış bir ülkenin sağlayabileceği imkânlarla mümkündür. Aksi halde ne okul kalır ne hastane, ne de bu kenti ayakta tutacak başka bir yapı” dedi. Meseleye parçalı değil bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini belirten Tugay, tarım ve hayvancılığın İzmir için vazgeçilmez olduğunu ifade ederek, “Çiftçimiz, hayvancılıkla uğraşan üreticimiz göz bebeğimizdir. Emeklerinin karşılığını almaları gerekir. Ancak bunu yaparken suyu ve toprağı da korumak zorundayız” diye konuştu. “Bu süreci birlikte yöneteceğiz” Başkan Dr. Cemil Tugay, su krizine kalıcı çözümün ancak ortak akıl ve bilimsel yaklaşımla mümkün olabileceğini vurgulayarak, üniversitelerden akademisyenlerin de yer aldığı bilimsel bir Su Kurulu oluşturduklarını açıkladı. Tugay, arıtılmış suların yeniden kullanımı, modern sulama tekniklerinin yaygınlaştırılması, sanayide su verimliliğinin artırılması ve yeni su kaynaklarının oluşturulmasına yönelik seçeneklerin birlikte değerlendirileceğini ifade etti. Sürecin çok paydaşlı bir anlayışla yürütülmesi gerektiğine dikkat çeken Tugay, “Bu işi ne belediye tek başına yapabilir ne de devlet. Bu süreç, kentte yaşayan herkesin; üreticinin, sanayicinin ve kooperatiflerin birlikte yöneteceği bir süreçtir” dedi. “Yalnız değilsiniz” Sulama kooperatifleri ile tarımsal kalkınma kooperatiflerinin sürecin en önemli paydaşları olduğuna dikkat çeken Başkan Tugay, yanlış yönetim anlayışlarının yarattığı sorunlara işaret etti. Tugay, “Kötü yönetimlerden, yanlış işlerden yorulduk. Bir kardeşiniz, bir evladınız olarak ricamdır: Bu ülkeye artık kimse kıymasın. Herkes elindekinin kıymetini bilsin. Bu zor değil” dedi. Görevini layıkıyla yerine getirmek için çalıştığını vurgulayan Tugay, sürecin birlikte yürütülmesi gerektiğini belirterek, “Bundan sonra birlikte yol yürüyelim. Suyun mutlaka verimli kullanılması için akıllı sayaçlar gibi uygulamalardan yararlanalım. Hobi bahçelerinin daha sık denetlenmesi gerekiyor. Bu buluşma ortak bir çalışma zemini olarak devam etmeli. Ulaşabildiğimiz herkese doğru sulama tekniklerini anlatalım” diye konuştu. Su krizinin geçici bir sorun olmadığına da dikkat çeken Başkan Tugay, “Bu yıl su krizi var; önümüzdeki yıl da, sonraki yıllarda da olacak. Kimse mağdur olmamalı. Hepimiz üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeliyiz. Eksikler, yanlışlar olabilir ama doğruyu birlikte bulacağız. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak sizi hiçbir zaman yalnız bırakmayacağız” ifadelerini kullandı. “Bu para belediyenin değil, İzmirlinin parası” İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, toplantıda belediye kaynaklarının kullanımına ilişkin net ve açık mesajlar verdi. Kaynakların kişisel değil, tamamen halka ait olduğunu vurgulayan Tugay, desteklerin de bu anlayış doğrultusunda planlandığını ifade etti. Tugay, “Bu para benim cebimden çıkmıyor, bir başkasının cebinden de çıkmıyor. Bu para belediyenin parası ama aslında İzmirlinin, halkın parasıdır. Bizim görevimiz de bu kaynağı doğru, adil ve verimli biçimde kullanmaktır” dedi. Desteklerin rastgele değil, sürdürülebilir üretimi esas alan bir yaklaşımla planlandığını belirten Başkan Tugay, samimiyet ve devamlılık vurgusu yaparak üreticilere şu çağrıda bulundu: “Gerçekten üretim yapmak isteyen, bahçesine sahip çıkan, hayvancılığı ciddiyetle yürüten üreticinin yanında oluruz. Ancak verdiğimiz desteğin karşılığını görmek isteriz. Bugün başlayıp yarın bırakılan işler değil, örnek olacak, sürdürülebilir çalışmalar istiyoruz. Kimin neye ihtiyacı varsa gelsin söylesin. Kendini sıkıntıda hisseden, derdi olan herkes bize ulaşsın. Biz bunun için buradayız ve bunu yapmayı gerçekten istiyoruz. İzmir’in en büyük kurumudur, en büyük gücüdür. Mali yapısı her geçen gün daha sağlam bir noktaya geliyor. Kaynaklarımız var. Önemli olan bu kaynakların heba edilmemesi ve doğru işler için kullanılmasıdır. Belediye sizin, kurum sizin; bu kurumun parası sizin. Gelin, ‘Bu işi samimi biçimde yapacağım’ deyin. Ne gücümüz varsa sizindir. Fidanıyla, desteğiyle, imkânıyla yanınızda oluruz.” Erdoğan: Saniyede yaklaşık 2 bin litre ilave suyu sisteme kazandırdık Kent merkezinde günlük içme suyu tüketiminin yaklaşık 648 bin metreküp olduğunu belirten İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, bunun saniyede ortalama 7 bin 500 litre suya karşılık geldiğini söyledi. Erdoğan, bugün bu ihtiyacı karşılayan yüzeysel su kaynaklarının büyük bölümünün ya tamamen tükendiğini ya da kritik seviyelere gerilediğini vurguladı. Barajlardan gelen su miktarının tarihsel olarak en düşük seviyelere indiğine dikkat çeken Erdoğan, “Tahtalı ve Gördes barajlarında ortaya çıkan tablo yalnızca İzmir için değil, ülkemizin birçok büyük kenti için ciddi bir uyarıdır. Bu nedenle suyu artık yalnızca mevcut kaynaklar üzerinden değil, çok yönlü ve bütüncül bir kriz yönetimi anlayışıyla ele almak zorundayız” dedi. İzmir’in içme suyunun yaklaşık yüzde 74’ünün yer altı suyu kaynaklarından karşılandığını ifade eden Erdoğan, bu oranın olağanüstü dönemler için geçici bir çözüm olduğunu belirterek, “Yer altı sularının korunması ve sürdürülebilirliği bizim için hayati önemdedir” diye konuştu. Bu kapsamda Göksu, Sarıkız, Menemen ve Halkapınar başta olmak üzere birçok bölgede kuyu yenileme ve yeni kuyu devreye alma çalışmalarını hızlandırdıklarını aktaran Erdoğan, “Yalnızca bu çalışmalar sayesinde saniyede yaklaşık 2 bin litre ilave suyu sisteme kazandırmış durumdayız” ifadelerini kullandı. “Orta ve uzun vadede alternatif kaynakları konuşmak zorundayız” Suyu artırmanın, yeni kaynak bulmak kadar önemli olduğuna dikkat çeken İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, tasarrufun en önemli ayaklarından birinin kayıp-kaçakla mücadele olduğunu vurguladı. Erdoğan, “Kent merkezinde kayıp-kaçak oranını yüzde 24,8 seviyesine düşürdük. Bu sayede yaklaşık 5,6 milyon metreküp suyu sistemde tutmayı başardık. Bizim için kayıp-kaçakta sağlanan her yüzde 1’lik düşüş, yeni bir baraj kadar değerlidir” dedi. Kısa vadede su arzını artırmaya yönelik bir diğer başlığın Tahtalı Barajı’nın ölü hacminde bulunan suyun değerlendirilmesi olduğunu belirten Erdoğan, bu konuda teknik hazırlıkların sürdüğünü ifade etti. Erdoğan, “Temmuz 2026’da bu suyun sisteme kazandırılmasına yönelik ihale sürecini başlatmayı planlıyoruz. Bu adım, İzmir’in su güvenliği açısından kritik önemdedir” diye konuştu. Orta ve uzun vadede ise alternatif kaynakların mutlaka gündeme alınması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, deniz suyu arıtma tesislerinin yüksek enerji maliyetlerine rağmen iklim değişikliği gerçeği karşısında kaçınılmaz seçenekler arasında yer aldığını söyledi. Erdoğan, “Bu yatırımları bilimsel veriler ışığında, çevresel etkileri gözeterek ve doğru finansman modelleriyle değerlendirmek zorundayız” dedi. Bulut tohumlama uygulamalarına da değinen Erdoğan, bu konuda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile iletişime geçtiklerini belirterek, “Bu yöntem tek başına bir çözüm değildir; ancak uygun koşullarda destekleyici bir araç olabilir” ifadelerini kullandı. Erdoğan dayanışmanın önemine dikkat çekti İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, su krizinin yönetiminde dayanışmanın hayati önemde olduğunu vurguladı. Devlet Su İşleri (DSİ) ile yürütülen baraj ve altyapı yatırımlarının hızlandırılmasının büyük önem taşıdığını belirten Erdoğan, özellikle Başlamış ve Düvertepe barajları başta olmak üzere İzmir’in uzun vadeli su güvenliği için gerekli yatırımların ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu sürecin yalnızca İZSU’nun ya da yerel yönetimlerin tek başına yürütebileceği bir süreç olmadığını dile getiren Erdoğan, “Su krizini yönetmek için tüm kurum ve kuruluşların ortak hareket etmesi gerekiyor. Vatandaşlarımızın su tasarrufu konusundaki duyarlılığının artarak devam etmesi de elimizi güçlendiriyor. Tasarruf, bilinçli kullanım ve dayanışma, bugün İzmir’in su geleceği için en güçlü araçlarımızdır” şeklinde konuştu. Büyükşehir'in destekleri İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Bülent Üngür, İzmir genelindeki kooperatif yapısı ve belediyenin yürüttüğü desteklere ilişkin ayrıntılı bilgiler paylaştı. Üngür, İzmir’de 81 sulama kooperatifi, 45 su ürünleri kooperatifi ve 163 tarımsal kalkınma kooperatifi olmak üzere toplam 289 kooperatifin faaliyet gösterdiğini belirtti. Sulama kooperatiflerine bağlı 13 bin 500 ortağın bulunduğunu ifade eden Üngür, kooperatiflerin özellikle Kemalpaşa, Ödemiş, Menderes, Bergama ve Tire ilçelerinde yoğunlaştığını aktardı. Belediyenin yetki ve sorumluluğunda 18 sulama göleti bulunduğunu kaydeden Üngür, Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı olarak sulama tesisleri, hayvan içme suyu göletleri, sondaj kuyuları, yeni gölet yapımı, bakım-onarım çalışmaları ve eğitim desteklerinin aralıksız sürdürüldüğünü söyledi. Üngür, 2024–2025 döneminde çok sayıda yeni tesisin hayata geçirildiğini, mevcut tesislerde bakım-onarım çalışmalarının yapıldığını, kuyu yapımı ve ekipman desteklerinin üreticilerle buluşturulduğunu vurguladı. Bilimsel veriler paylaşıldı Toplantıda konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Kırsal Kalkınma Danışmanı Prof. Dr. Yusuf Kurucu, iklim değişikliğinin Ege Bölgesi ve İzmir havzaları üzerindeki etkilerine ilişkin güncel bilimsel verileri paylaştı. Kurucu, yağış miktarı ve sürekliliğinde yaşanan azalmanın geçici bir durum olmadığını, yapısal bir değişime işaret ettiğini vurguladı. Sıcaklık artışlarının İzmir ve çevresinde daha şiddetli biçimde hissedildiğine dikkat çeken Kurucu, önümüzdeki 15–20 yıllık süreçte su kaynakları üzerindeki baskının daha da artacağını ifade etti. Bu nedenle havza bazlı planlama, bilimsel izleme ve uzun vadeli su yönetimi politikalarının artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini söyledi. İki saati aşkın süren toplantı, kooperatif temsilcilerinin görüş ve önerilerinin alınmasının ardından sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.