Hava Durumu

#İklim Değişikliği

Kırsal Haber - İklim Değişikliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İklim Değişikliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kapalı Sulama Sistemleri Gecikmeden Tamamlanmalı Haber

Kapalı Sulama Sistemleri Gecikmeden Tamamlanmalı

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada Niğde’nin Ulukışla ilçesine bağlı Toros Dağları’nın Bolkarlar bölgesinde yaşanan su sorununu gündeme taşıdı. Gürer, bölgede kar yağışının az olması nedeniyle 2025 yılında hem sulama hem de içme suyu açısından ciddi sıkıntılar yaşandığını belirterek acil önlem çağrısında bulundu. “KAR YAĞIŞININ AZ OLMASI SU SIKINTISINI ARTIRDI” TBMM’de yaptığı konuşmada bölgedeki kuraklığa dikkat çeken CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, özellikle Ulukışla ilçesi ve Toros Dağları’nın Bolkar Dağları kesiminde kar yağışının yetersiz kalmasının su kaynaklarını ciddi biçimde etkilediğini ifade etti. Gürer, “Niğde ili Ulukışla ilçesi Toros Dağları'nın Bolkarlar bölgesinde karın az yağması neticesinde 2025 yılında sulama ve içme suyu sıkıntısı yaşanmıştır.” “NAPOLYON KİRAZI BÖLGE EKONOMİSİ İÇİN STRATEJİK” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, bölgenin dünyaca ünlü Napolyon kirazı üretimi açısından önemli bir merkez olduğuna dikkat çekti. Üretilen kirazın büyük bölümünün ihraç edildiğini vurgulayan Gürer, bunun Türkiye ekonomisi için önemli bir döviz kaynağı olduğunu belirterek, “Dünyaca ünlü Napolyon kirazının yetiştiği bölgede ürünlerin tamamı yurt dışına ihraç edilip ülkemize döviz girdisi sağlanmaktadır,” dedi. Gürer ayrıca, su sorununun üretimi doğrudan tehdit ettiğini de ifade etti. KÖYLERDE GÖLET BEKLENTİSİ Bölgedeki bazı köylerde su depolama amacıyla gölet yapılması beklentisinin bulunduğunu belirten Gürer, özellikle Darboğaz köyünde sulama ihtiyacının Devlet Su İşleri tarafından yapılan sulama göletiyle karşılanmaya çalışıldığını söyledi. Ancak mevcut sulama yöntemlerinin su tüketimini artırdığını belirten Gürer, “Darboğaz köyünde Devlet Su İşleri sulama göletinden bahçelere su sağlanmaktadır. Sulama 1/3 oranında damlama, 2/3 oranında vahşi sulama yapıldığından su sıkıntısı su kullanım yöntemiyle daha da artmaktadır,” diye konuştu. 7 YILDIR BEKLEYEN PROJE CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, yaklaşık yedi yıl önce hazırlanan Darboğaz Köyü Kapalı Sulama Damla Sistemi Projesinin hâlâ hayata geçirilmediğini belirterek projenin Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bünyesinde beklediğini söyledi. Gürer, söz konusu projenin hayata geçirilmesi gerektiğini şu sözlerle dile getirdi: “Yedi yıl kadar önce projesi hazırlanan Darboğaz Köyü Kapalı Sulama Damla Sistemi Projesi Konya KOP'ta beklemektedir. Darboğaz Sol Vadi kapalı sulama tesisinin bir an önce yapım ödeneği ayrılıp 2026 yılı sulama sezonuna yetiştirilmesi sağlanmalıdır.” AKKAYA BARAJI İÇİN DE KAPALI SİSTEM ÇAĞRISI Niğde ve Bor ilçesinde sulama altyapısının modernize edilmesi gerektiğini de ifade eden CHP’li Ömer Fethi Gürer, özellikle Akkaya Barajı sulama sisteminin açık sistemden kapalı sisteme dönüştürülmesi gerektiğini söyledi. Gürer, bu dönüşümün su kayıplarını önleyeceğini vurgulayarak, “Niğde ili ve Bor ilçesinde de Akkaya Barajı açık sulama sistemi kapalı sisteme alınmalıdır, su kayıpları bu yolla önlenmelidir,” şeklinde konuştu. “SU YÖNETİMİ ÜRETİMİN GELECEĞİNİ BELİRLİYOR” Konuşmasında iklim değişikliği ve kuraklık riskine de dikkat çeken Gürer, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için modern sulama yatırımlarının gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Kapalı sulama sistemleri ve damla sulama uygulamalarının yaygınlaştırılmasının hem su tasarrufu sağlayacağını hem de üreticinin geleceğini güvence altına alacağını ifade etti.

Çubuk'ta "Arıcılıkta Koloni Yönetimi" Eğitimi Haber

Çubuk'ta "Arıcılıkta Koloni Yönetimi" Eğitimi

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), kırsal kalkınmaya katkıda bulunmak ve yerli üreticiyi desteklemek amacıyla yetiştiricilerle bir araya gelmeye devam ediyor. Arı üreticilerinin geleneksel yöntemlerin dışına çıkıp modern üretimle daha kaliteli ve verimli bal elde edebilmesi ve arıcıların daha fazla bilinçlenebilmesi amacıyla Çubuk’ta “Kışlatmadan İlkbahara Arıcılıkta Koloni Yönetimi” eğitimi düzenlendi. Çubuk Aile Yaşam Merkezi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen eğitimde; kışlatma süreci sonrası koloni yönetimi, ilkbahar dönemine geçişte dikkat edilmesi gereken hususlar ve iklim değişikliğinin koloni biyolojisi üzerindeki etkileri karşısında alınabilecek önlemler detaylarıyla anlatıldı. Ankara genelinde teknik arıcılığın geliştirilmesi, arı yetiştiricilerinin iklim değişikliğine uyum sürecinin güçlendirilmesi ve sahada karşılaştıkları güncel sorunlara yönelik bilgiler alanında uzman eğitmenler tarafından sunumlarla paylaşıldı. Eğitime Çubuk bölgesinde arıcılık yapan yaklaşık 150 kişi katıldı. “ARTAN GIDA İHTİYACI VE İKLİM DEĞİŞİKLİKLERİ PROFESYONEL DÜŞÜNMEMİZİ İSTİYOR” ABB Kırsal Hizmetler Daire Başkanı Hüseyin Şemsi Uysal, “Kırsal kalkınmayı desteklemek ve üreticilere çeşitli konularda yardımcı olmak amacıyla Ankara kırsalında pek çok faaliyette bulunuyoruz. Bu iklim krizinde alternatif ürünleri yetiştirmemizle ilgili önerilerde bulunduk. Sektörde nasıl zorluklar yaşandığını biliyoruz. Son derece önemli bir konu haline geldi. Dünyada artan gıda ihtiyacı ve iklim değişiklikleri bizim daha profesyonel düşünmemizi istiyor. Bir araya gelip bilgilerimizi tazelememiz lazım. Ekilebilir topraklarda daha fazla ürün almak amacıyla biz her zaman sahadayız” diye konuştu. ABB Ziraat Yüksek Mühendisi ve Eğitimci Suat Musabeşeoğlu ise şunları söyledi: “Tüm ilçelerde olduğu gibi ilimizdeki teknik arıcılığı geliştirilmesi, küresel iklim değişikliği sürecinde arıcılarımızın bu süreçten en az şekilde etkilenmesi ve verimli olarak arıcılık faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için Arıcılık eğitimlerimizi gerçekleştiriyoruz. Çubuk bilindiği gibi doğal florasıyla kovan sayısının yoğun olmasıyla birlikte önemli üretim potansiyelleri olan ilçelerimizden bir tanesi. Burada arıcılarımızın sorularını yanıtladık. Sorunlarını notlar olarak aldık. Ve buradaki faaliyetleri, arıcılık çalışmaları daha da ileriye götürebilmek adına çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”

Muğla 9'uncu Arıcılık ve Çam Balı Kongresi’ne Hazırlanıyor Haber

Muğla 9'uncu Arıcılık ve Çam Balı Kongresi’ne Hazırlanıyor

Dünya çam balı üretiminin merkezi konumundaki Muğla, 9. Uluslararası Muğla Arıcılık ve Çam Balı Kongresi için hazırlıklara başladı. 19–22 Kasım 2026 tarihleri arasında Marmaris Grand Yazıcı Club Turban Termal Otel’de gerçekleştirilecek kongre, üreticilerden akademisyenlere, kamu temsilcilerinden uluslararası arıcılık kuruluşlarına kadar geniş bir katılıma ev sahipliği yapacak. Muğla Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Yılmaz Kaya, MAYBİR Onursal Başkanı ve Kongre Başkanı Ziya Şahin ile Kongre Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Avcı düzenledikleri basın toplantısında kongrenin kapsamı ve hedeflerine ilişkin açıklamalarda bulundu. MAYBİR Başkanı Yılmaz Kaya, kongrenin yalnızca bilimsel bir toplantı olmadığını belirterek, organizasyonun sektör açısından stratejik bir rol üstlendiğini vurguladı. Türkiye’nin dünya çam balı üretiminin yaklaşık yüzde 90’ını gerçekleştirdiğini hatırlatan Kaya, bu üretimin yüzde 65–70’lik bölümünün Muğla tarafından karşılandığını ifade etti. Kaya, kongrenin; Muğla Büyükşehir Belediyesi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Güney Ege Kalkınma Ajansı ve Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği iş birliğiyle; Tarım ve Orman Bakanlığı, Muğla Valiliği ve Apimondia desteğiyle gerçekleştirileceğini açıkladı. Kongrede arı sağlığı, sürdürülebilir üretim, iklim değişikliği, kalite, markalaşma ve mevzuat gibi başlıkların ele alınacağını belirten Kaya, “Üretici Konuşuyor” ve “Sektör Konuşuyor” panelleriyle sahadaki deneyimlerin doğrudan paylaşılacağını, ayrıca ormancılık çalıştayıyla çam balı üretiminin ekosistem temelli sürdürülebilirliğinin değerlendirileceğini söyledi. MAYBİR Onursal Başkanı ve Kongre Başkanı Ziya Şahin ise Muğla’nın Türkiye arıcılık varlığının önemli bir bölümünü barındırdığını belirterek, dünya çam balı üretiminde Türkiye’nin yüzde 92 paya sahip olduğunu, bunun yaklaşık yüzde 70’inin Muğla’da üretildiğini belirterek, çam balının uluslararası standartlara kavuştuğunu ve kodekste yer aldığını ve yakın süreçte uluslararası coğrafi işaret sürecinin de tamamlanmasının beklendiğini ifade etti. Şahin, 2008 yılından bu yana düzenlenen uluslararası kongrelerin çam balının dünya pazarında marka haline gelmesine önemli katkı sağladığını belirterek, “Türkiye arıcılığının çözüm bekleyen tüm sorunlarının tartışıldığı bir kongre konsepti oluşturduk. Bu organizasyonlar sayesinde sektörün ihtiyaçlarını doğrudan ilgili kurumlara aktarma imkânı bulduk” dedi. Arı kayıt sistemi, desteklemeler ve yerli arı ıslahı gibi konuların kongrelerde gündeme taşındığını ifade eden Şahin, Apimondia yönetiminin bu yıl 14 kişilik üst düzey heyetle katılım sağlayacağını belirterek organizasyonun uluslararası niteliğinin daha da güçleneceğini söyledi. Kongre Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Avcı'da Türkiye’nin yıllık yaklaşık 100 bin tonluk bal üretimiyle dünyada ikinci sırada yer aldığını belirterek, arıcılığın kırsal kalkınmaya önemli katkı sağladığını vurguladı. Muğla’nın özellikle çam balında dünya lideri konumda bulunduğunu ifade eden Avcı, Uluslararası Muğla Arıcılık ve Çam Balı Kongresi’nin içerik ve katılımcı sayısı bakımından dünya ölçeğinde saygın bir organizasyon haline geldiğini söyledi. Önceki kongrelerde 1.500 ila 2.500 arasında katılımcının yer aldığını belirten Avcı, bu yılki organizasyonda dünya arıcılığına ilişkin konuların daha geniş kapsamda ele alınacağını dile getirdi. Akademik sunumlar, teknik oturumlar, çalıştaylar ve sektör stantlarıyla dört gün sürecek kongrenin; arıcılar, akademisyenler, kamu kurumları ve özel sektör temsilcilerini bir araya getirmesi bekleniyor. Organizasyon kapsamında Türkiye Arıcılık Ödülleri ve çeşitli yarışmalar da düzenlenecek. 9.Uluslararası Muğla Arıcılık ve Çam Balı Kongresi’nin, Muğla’nın küresel arıcılık vizyonunu bir kez daha dünya gündemine taşıması hedefleniyor.

Kayseri'de Tarım ve Hayvancılığa 119 Milyon TL’lik Yatırım Haber

Kayseri'de Tarım ve Hayvancılığa 119 Milyon TL’lik Yatırım

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, 2025 yılı itibariyle tarım ve hayvancılığı güçlendirmek için önemli projelere imza attı. Sadece 1 yılda 119 milyon TL’lik yatırım ile Kayseri'nin kırsal kalkınma süreci hız kazanırken, bereketli topraklarda sürdürülebilir üretim ve verimlilik arttırıcı projeler hayata geçirildi. Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, tarım ve hayvancılıkla kendi kendine yeten ve üreten bir şehir olma hedefi doğrultusunda 2025 yılına damgasını vuran büyük yatırımlar yaptı. Erciyes’in gölgesinde yer alan bereketli topraklarda sürdürülebilir tarımsal üretimi arttırmak, kırsal kalkınmayı güçlendirmek ve üretim verimliliğini arttırmak amacıyla birçok önemli proje hayata geçirildi. Sadece 1 yılda 119 milyon TL’lik dev bir yatırım, Kayseri’nin tarım sektörünü daha modern, daha verimli ve daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmayı hedefliyor. Su Verimliliği İçin Modern Sulama Altyapıları Büyükşehir Belediyesi, Kayseri'nin verimli topraklarının su kaynaklarını daha etkin kullanıyor. 28 kapalı sulama tesisi ile suyun verimli kullanılması sağlanarak, hem su tasarrufu elde ediliyor hem de üretim verimliliği arttırılıyor. Toplamda 43 milyon 364 bin TL yatırım yapılmış projeler, çiftçilerin suya erişimini güvence altına alırken, kuraklık gibi iklim değişikliği risklerine karşı da önemli bir önlem teşkil ediyor. Kırsal Mahallelerde Sulama Desteği Büyükşehir Belediyesi tarafından, Kayseri’nin kırsal mahallelerinde tarımsal üretimi desteklemek için 4 açık sulama tesisi projeleri hayata geçirildi. Bu projelere ayrılan kaynak miktarı ise 6 milyon 527 bin TL. Açık sulama tesisleri, yerleşimlerin tarımsal faaliyetlerine doğrudan katkı sağlarken, kırsal kalkınmayı da tetikliyor. Su Sorunlarına Kalıcı Çözümler: Drenaj ve Köy Çeşmeleri Büyükşehir ekipleri, köy yerleşimlerinde su temini ve altyapı iyileştirmeleri için 259 farklı lokasyonda drenaj çalışmaları gerçekleştirdi. 65.232 metre boru döşenerek köy çeşmeleri yeniden akmaya başladı. Bu projeye toplamda 21 milyon 71 bin TL’lik yatırım yapıldı. Hem içme suyu hem de tarımsal sulama için köylere sunulan bu çözümler, bölgenin su ihtiyacını güvence altına almakta. Çiftçilere Destek: Tohum ve Gübre Projeleri Çiftçilerin girdi maliyetlerini azaltmak ve tarımsal üretimi teşvik etmek için nohut, mercimek, buğday, arpa ve gübre destekleri verildi. Altı ayrı projeyle toplamda 12 milyon 526 bin TL tutarında destek sağlanarak, üreticilerin maliyetlerini düşürüp verimliliklerini arttırmak hedeflendi. Büyükşehir’in bu destekleri, Kayseri’nin tarımda daha rekabetçi ve sürdürülebilir bir yapıya bürünmesini sağladı. Canlı Hayvan Destekleri Kayseri'nin hayvancılık potansiyelini geliştirmek amacıyla arı, manda, koyun ve damızlık arı destekleri verildi. 13 milyon 62 bin TL’lik yatırımla, üreticilere verilen bu destekler, bölgedeki hayvancılığın kalitesini arttırırken, üretim kapasitesinin yükselmesine katkı sağladı. Bununla birlikte, hayvancılıkla uğraşan 9.629 vatandaşa yüzde 50 su desteği sunularak, hayvancılık faaliyetlerinin sürdürülebilirliği güvence altına alındı. Bu projeye de 19 milyon 42 bin TL tutarında katkı sağlandı. Yenilenebilir Enerji ile Hayvancılığa Destek Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından yenilenebilir enerji kullanımıyla hayvancılığın desteklendiği projeler de dikkat çekiyor. Güneş enerjili hayvan içme suyu tesisleri için 9 farklı proje başlatıldı ve bu projelere toplamda 9 milyon 728 bin TL yatırım yapıldı. Güneş enerjisinin kullanıldığı bu tesisler, hem çevre dostu hem de hayvanların su ihtiyacını kesintisiz bir şekilde karşılamak için büyük önem taşıyor. Seyyar ve Sabit Su Tekneleri ile Hayvancılığa Katkı Hayvanların su ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla 565 adet seyyar su teknesi ve 889 adet sabit beton su teknesi üreticilere dağıtıldı. Bu projeler, hayvancılığın sürdürülebilirliğini ve verimliliğini arttırmayı amaçlıyor. Seyyar su tekneleri projesine 2 milyon 810 bin TL, sabit beton su tekneleri projesine ise 4 milyon 445 bin TL yatırım yapıldı. 2025 Yılında 119 Milyon TL’lik Yatırım 2025 yılında Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin tarım ve hayvancılığa yönelik gerçekleştirdiği yatırımlar, toplamda 119 milyon 52 bin 375,31 TL tutarında kaynak kullanılarak hayata geçirildi. Sürdürülebilir Tarım ve Hayvancılıkla Kayseri'nin Geleceği Aydınlatılacak Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç, tarım ve hayvancılık sektörüne yaptığı bu büyük yatırımlarla Kayseri’yi sürdürülebilir ve verimli bir üretim merkezine dönüştürmeyi hedefliyor. Toprağın bereketi, suyun verimli kullanımı ve yenilikçi teknolojilerin hayata geçirilmesiyle Kayseri'nin geleceğinin daha parlak olacağını söyleyen Başkan Büyükkılıç, “Kayseri'nin kırsal yaşamını destekleyerek, bereketli topraklarımızı geleceğe taşımayı amaçlıyoruz” dedi ve şehrin tarım ve hayvancılık alanında kalkınmaya devam edeceğini belirtti.

Gaziantep’in Sıfır Atık Yol Haritası Belirlendi Haber

Gaziantep’in Sıfır Atık Yol Haritası Belirlendi

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde, Sıfır Atık Vakfı’nın organizasyonu ve Gaziantep Valiliği’nin himayesinde, 81 ilde “Yerelden Ulusala: İsraf ve Atık” temasıyla düzenlenen “COP31 Sürecinde Türkiye Sıfır Atık Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayları”nın Gaziantep ayağı, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın katılımıyla gerçekleştirilen sonuç konferansıyla tamamlandı. Sıfır Atık Hareketi’nin kurucusu ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan’ın vizyonu ve himayelerinde, israfla mücadelede yerel çözümlerin ulusal politikalara dönüştürülmesini amaçlayan çalıştayların Gaziantep bölümü, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen sonuç konferansıyla sona erdi. Programa Bakan Yumaklı’nın yanı sıra Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri ile il protokolü katıldı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Gazi şehirde yürütülen yerel uygulamaların sıfır atık yaklaşımının yerel ölçekte somut ve ölçülebilir sonuçlar ürettiğini ortaya koyduğunu belirterek, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin evsel atıklardan enerji üretimi projesi ile yürütülmesinde ortak olduğu “Geri Dönüşüm Evde Başlar” ve “Yeşil Antep” projelerini güçlü örnekler olarak nitelendirdi. Kamu kurumları, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, özel sektör temsilcileri ve gönüllüler; dört ana başlık altında oluşturulan 14 tematik masa aracılığıyla yürüttükleri çalışmalar sonucunda, Gaziantep’in Sıfır Atık Yol Haritası’nı şekillendirdi. Çalışmalarda; kent ölçeğinde somut politika önerileri, kısa, orta ve uzun vadeli uygulama ve izleme mekanizmaları ile ulusal hedeflerle uyumlu şehir ölçekli dönüşüm stratejileri kapsamlı biçimde ele alındı. Konferansta çalıştay çıktıları ile “Şehir Sıfır Atık Hedef Belgesi”ne ilişkin sunum, İl Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdür Vekili Harun Topçu tarafından gerçekleştirildi. GAZİANTEP, İSRAFLA MÜCADELEDE VE SIFIR ATIK HAREKETİNDE YALNIZCA BİR UYGULAMA ALANI DEĞİL, AYNI ZAMANDA GÜÇLÜ BİR KÜLTÜREL BEŞİKTİR Programda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Sakarya ve Muğla’nın ardından Gaziantep’te düzenlenen toplantının, yerelde geliştirilen bilgi, deneyim ve çözüm önerilerinin ulusal politikalara entegre edilmesi açısından önemli bir adım olduğunu vurguladı. Konuşmasında Gaziantep’in coğrafi işaret başarısına da değinen Yumaklı şunları söyledi: “Bu toplantının Gaziantep’te gerçekleştirilmesi tesadüf değildir. Gaziantep, yalnızca sanayi üretimi ve ticaret kapasitesiyle değil, tarımsal üretim gücü ve köklü gıda kültürüyle de Türkiye’nin önde gelen şehirlerinden biridir. Özellikle Antep fıstığı üretiminde, Türkiye dünyada üçüncü sırada bulunmakta, ülkemizde Antep fıstığının yaklaşık yarısı da Gaziantep’te yetiştirilmektedir. Şehrin bu üretim kapasitesi; yüksek katma değer, kırsal istihdam, gıda sanayisi ve ihracat açısından stratejik bir alan oluşturmaktadır. Gaziantep’te tarım; işleme, depolama, ticaret ve sofraya ulaşma aşamalarını kapsayan bütüncül bir gıda ekosistemi içinde ele alınmaktadır. Bu bütüncül yapının en güçlü tamamlayıcısı ise Gaziantep’in mutfak kültürüdür. Gaziantep, UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na gastronomi alanında dâhil edilen Türkiye’nin ilk şehridir. Bu unvan; Gaziantep mutfağının, yerel üretime dayanan, mevsimine göre ürün kullanan ve israfı en aza indirmeye öncelik veren bir gelenek olduğunu da tescillemektedir. Bu yönüyle Gaziantep, israfla mücadelede, sıfır atık hareketinde yalnızca bir uygulama alanı değil, aynı zamanda güçlü bir kültürel beşiktir.” Bakan Yumaklı, konuşmasının devamında; dünyada yaşanan iklim değişikliği, artan kuraklık ve nüfus artışı nedeniyle su varlığı ve gıda güvenliği açısından kritik bir süreçten geçildiğine dikkat çekti. Türkiye’de gıda israfı, su verimliliği ve sıfır atık konularında yürütülen çalışmalar ile ev sahipliği yapılan uluslararası etkinliklere değindi. GAZİANTEP’TE YÜRÜTÜLEN YEREL UYGULAMALAR, SIFIR ATIK YAKLAŞIMININ YEREL ÖLÇEKTE SOMUT VE ÖLÇÜLEBİLİR SONUÇLAR ÜRETTİĞİNİ AÇIKÇA GÖSTERİYOR Konuşmasının son bölümünde Bakan Yumaklı, küresel platformlarda belirlenen hedeflerin gerçek karşılığının şehirlerde görüleceğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Sıfır Atık Vakfı koordinasyonunda yürütülen bu çalıştaylar, ortak bir metodolojiye dayanmaktadır. Tematik masa sistemi ve sorun–çözüm–hedef–izleme yaklaşımı sayesinde, bu toplantılar, yalnızca tespit yapmakla kalmamış; uygulanabilir ve izlenebilir politika girdileri üretmiştir. Bu kapsamda her il için hazırlanacak Yerel Sıfır Atık Hedef Belgeleri, yerel ihtiyaçların ulusal politika tasarımına veri sağlaması açısından son derece önemlidir. Gaziantep’te yürütülen yerel uygulamalar, sıfır atık yaklaşımının yerel ölçekte somut ve ölçülebilir sonuçlar üretebildiğini açıkça göstermektedir. Yıllık yaklaşık 650 bin ton evsel atıktan elde edilen enerjiyle, yaklaşık 50 bin hanenin elektrik ihtiyacının karşılanması, atığın çevresel bir yük olmaktan çıkarılarak ekonomik bir değere dönüştürüldüğünün en somut örneklerinden biridir. “Geri Dönüşüm Evde Başlar” ve “Yeşil Antep” gibi projeler, yerelde sahiplenilen bu dönüşüm iradesinin güçlü örnekleridir. Bu çalıştaylar ve sonuç konferansları, COP31 süreci öncesinde Türkiye’nin sıfır atık yaklaşımını, yerel uygulamalar üzerinden, sahaya dayalı ve somut örneklerle anlatabilmesine imkân tanımaktadır. Gaziantep Çalıştayı Sonuç Konferansı’nın; elde edilen çıktıları daha da güçlendireceğine, ulusal ve yerel politika bağını pekiştireceğine ve Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yaptığı bu dönemde, yeşil dönüşüm hedeflerine önemli katkılar sunacağına inanıyorum.” ŞAHİN: GAZİANTEP SIFIR ATIĞIN ANA ŞEHRİ OLACAK Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ise konuşmasında kurum olarak sıfır atık konusuna verdikleri önemi vurgulayarak şunları söyledi: “Bugün Birleşik Milletler Gaziantep'i yirmi şehir içerisinde bizi layık gördüyse bu bir takım işidir. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'nın gelir gelmez Paris Antlaşması'ndan çıktığına şahit olduk. Ama Saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın liderliğinde biz Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın ismini değiştirdik. Şehir ve Şehircilik Bakanlığı'nın yanına İklim Değişikliği’ni koyduk ve vakfı kurduk, ajansı kurduk. Bu bir duruştur. Bugün Saygıdeğer Bakanım bizi uyardı. Su savaşları başlayacak. Biz OECD'nin şampiyon şehriyiz. Burada bir çalışma yaptı. Burada katılımcılık, kapsayıcılığı sağlandı. EBRD bütün Türkiye'yi inceledi. Şu anda Yeşil Şehir olan tek şehriyiz. Avrupa Konseyi bize on altı oyla Euro Prize onur ödülünü verdi. Akıllı Şehir, yeşil şehir sosyal dönüşüm. Bu şehir vazgeçmeyenlerin şehri. O yüzden kazananların şehri olacak. Gaziantep sıfır atığın ana şehri olacak. Sıfır atığın COP31'de ana temsilcisi olmaktan bu yirmi şehirden bir olmaktan çok mutluyuz. Sıfır atıkla değiştireceğiz. Birlikte değiştireceğiz. Sıfır atık, sıfır açlık demek. Bunu birlikte başaracağız.” VARANK: TÜRKİYE’DEKİ İYİ ÖRNEKLERİMİZİ DÜNYAYLA PAYLAŞACAĞIZ Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, 2017 yılından bu yana geri dönüşüm alanında önemli ilerlemeler kaydedildiğini belirterek şöyle konuştu: “2017’den bugüne geldiğimiz süreçte çok uzun yollar kat ettik. İlk başladığımızda atıkların dönüşüm oranı Türkiye'de yüzde 13’ken bugün yüzde 36. Net sıfır emisyon hedefimiz 2053 tarihinde. Süreçte geldiğimiz gün itibariyle COP31'in Türkiye'ye gelme sürecinde aslında biz, yerel belediyelerimiz, milletvekillerimiz, tüm paydaşlarımız, kamu kurumlarımız, bakanlıklarımız hep birlikte mücadele ettik ve ev sahibi ve başkanlığı almayı başardık. Bu toplantıda çevreye dair, iklim değişikliğine dair ne varsa konuşacağız. İşte bütün dünyanın iklimle ilgili gibi görülen ama tüm konuların iklim başlığı altında konuşulduğu bu konferansta dünyanın diplomasisi on gün için İstanbul ve Ankara'da. Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin ortaya koyduğu bir vizyonu şimdiye kadar çok geniş kitlelere yaymayı başardık. Biz bu süreçte seksen bir ilde yapacağımız bu toplantıları tamamlayarak bunların bütün dünyayla paylaşıp ajandamızın artık uygulamaya geçme kısmının ilk adımlarını atmış olacağız. Türkiye'de bizim iyi örneklerimizi dünyayla paylaşacağız. Bunu çok önemli bir fırsat olarak görüyorum ve tüm gençlerin tüm halkımızın bu sürece katkı vermesini canı gönülden istiyorum.” ÇEBER: GAZİANTEP OLARAK SIFIR ATIK KONUSUNDA ÇALIŞMAYA GAYRET EDİYORUZ Gaziantep Valisi Kemal Çeber ise sıfır atık konusunun artık akademik çevrelerin ötesine geçerek toplumun geneline yayıldığını belirtti ve şunları söyledi: “Bu tip toplantılar, bana dünya gezegeninin insanoğluna doğru yıllarca yıllardır yaptığı çığlığın duyulmaya başladığını ifade edilen ortamlar gibi geliyor. Evet dünya bize yıllardır bas bas bağırıyor. ‘İnsanoğlu sen beni çok hor kullanıyorsun. Bana çok kötü davranıyorsun. Doğamı, yani insanoğlunun ayak bastığı her yeri kirletiyorsun’ diye uzun süredir bağırıyor. İşte bu toplantılar ve benzerleri artık bu çığlığın duyulmaya başladığını sanki bana ifade ediyor. Ama bir taraftan da işte bu ortamlarla bazı kıvılcımları sanki görmeye başlıyoruz. İnsanoğlu dünyanın çığlığını sanıyorum duydu. Özellikle yeni nesil beni çok umutlandırıyor. Biz de Gaziantep olarak sıfır atık konusunda çalışmaya gayret ediyoruz. Birçok projeyi başlattık. Birçok projeyi uygulamaya koyduk.” COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, Sıfır Atık Vakfı’nın çalışmalarına değinerek Gaziantep’in Birleşmiş Milletler tarafından seçilen 20 şehir arasında yer almasının önemli bir başarı olduğunu ifade etti. Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sait Mesut Doğan, sıfır atık yaklaşımının yalnızca çevresel bir politika değil; aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve kültürel bir dönüşümün temel yapı taşlarından biri olduğunu vurguladı. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Haluk Kalyoncu ise üniversitenin sıfır atık konusundaki çalışmalarının artarak süreceğini belirtti. Programın devamında plaket takdimi gerçekleştirildi. Konferans kapsamında ayrıca protokol üyeleri, Gaziantep’in öne çıkan “Sıfır Atık Uygulama Örnekleri”nin yer aldığı sergi alanını ve Gaziantep Sıfır Atık stantlarını ziyaret etti.

Doç. Dr. Yavaşlı: ''Uzayan Sıcaklar Tehdit Ediyor'' Haber

Doç. Dr. Yavaşlı: ''Uzayan Sıcaklar Tehdit Ediyor''

Akdeniz'de yüksek sıcaklara kesintisiz olarak maruz kalınan sürelerin iki haftadan fazla arttığına dair yeni bir çalışma yayınlandı ve Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı bu çalışmasına ayrıca Termal Kalıcılık İndeksi'ni geliştirdi. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı Termal Kalıcılık İndeksi ile ilgili çalışmasında şu ifadelere yer verdi; ''Akdeniz’de yaz sıcaklarının sağlık etkilerine karşı önlem alabilmek için artık yalnızca ‘‘ne kadar sıcak?’’ değil, ‘‘ne kadar uzun?’’ sorusunu da sormak gerekiyor. Yeni yayımlanan bir çalışma, kesintisiz sıcak stresine maruz kalınan günlerin 1950’lerden bu yana iki haftadan fazla arttığını ortaya koyuyor. Uzun ve yorucu sıcaklıklar, Türkiye’de özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarında artıyor. Kesintisiz sıcaklar, özellikle yaşlılar, kronik hastalar ve açık havada çalışanlar için ciddi sağlık riski yaratıyor. Çalışmada geliştirilen Termal Kalıcılık İndeksi, sağlık uyarı sistemlerinin ve çalışma düzenlerinin bu yeni iklim gerçeğine uygun tasarlanmasını sağlayabilir. Uluslararası hakemli dergi Theoretical and Applied Climatology’de yayımlanan yeni bir çalışma, kesintisiz sıcak stresi yaşanan yaz günlerinin sayısının 1950’lerden bu yana iki haftadan fazla arttığını gösteriyor. Çalışmaya göre altı saat ve üzeri sıcak stresi yaşanan günlerin sayısı, her 10 yılda 1.5 gün artıyor. Bu artış bazı bölgelerde, 2.5 günü bulabiliyor. Türkiye’nin özellikle Ege ve Akdeniz kıyıları, ısınma eğilimden en fazla etkilenen bölgeler arasında yer alıyor. Genellikle iklim değişikliğinin en yüksek sıcaklıklar üzerindeki etkisi tartışılsa da halk sağlığı için asıl tehlike, yüksek sıcaklıkların ne kadar uzun süre devam ettiği. Yapılan araştırmalar, orta şiddette sıcaklıkların dahi birkaç gün üst üste yaşanması halinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini gösteriyor. Bunun nedeni, gündüz 40°C olan bir yerin akşam saatlerinde serinlemesinin, vücudumuza dinlenme imkanı sunması. Yüksek sıcaklıkların kesintisiz devam etmesi ise vücudun toparlanmasına zaman tanımıyor. Bugün yaygın olarak kullanılan sıcak stresi indeksleri, genellikle anlık koşulları veya günlük ortalamaları ölçüyor. Yeni yayımlanan bu çalışmada ise ilk kez, yüksek sıcaklıkların gün içinde ne kadar süreyle kesintisiz olarak devam ettiğini takip eden yeni bir ölçüt geliştirildi. ‘‘Termal Kalıcılık İndeksi’’ (Thermal Persistence Index, TPI) adı verilen bu ölçüt, yüksek sıcaklıkların sağlık etkilerine dair önemli bir gösterge sunuyor. Kesintisiz yaz sıcakları 2 haftadan fazla arttı Uydu verilerinin kullanıldığı çalışma kapsamında, 1950 - 2024 yıllarının Mayıs - Eylül ayları arasında Akdeniz Havzası’nda sıcak stresinin süresindeki değişiklikler incelendi. Sonuçlar, bu sürenin belirgin şekilde arttığını gösteriyor. Çalışma, günlük sıcak stres süresinin her 10 yılda yaklaşık 6 dakika arttığını ve günlük stres süresinin yaklaşık bir saat uzadığını ortaya koyuyor. Ne var ki bu artış, en sıcak günlerde çok daha dramatik gerçekleşiyor: En sıcak günlerdeki maksimum stres süresi, 1950’lere kıyasla yaklaşık 2 saat 15 dakika daha uzun ürüyor. Belki de en çarpıcı bulgu ise 6 saat ve üzeri kesintisiz sıcak stresi yaşanan gün sayısındaki artış. Bu günlerin sayısı, her 10 yılda ortalama 1.5 gün, bazı bölgelerde ise 2.5 gün yükseliyor. Bu, yaz ayları boyunca uzun süreli sıcak günlerin iki haftadan fazla arttığı anlamına geliyor. Ege ve Akdeniz kıyıları ‘‘sıcak nokta’’ Çalışma, Türkiye’nin bu eğilimden en çok etkilenen bölgeler arasında yer aldığını gösteriyor. Ortalama stres süresinin, maksimum sürenin ve uzun süreli stres günlerinin sıklığının eş zamanlı olarak arttığı bölgeler, ‘‘konsensüs sıcak noktası’’ olarak adlandırılıyor. Araştırmaya göre Türkiye’nin Ege ve Akdeniz kıyıları, özellikle İzmir, Aydın ve Muğla hatları, her üç metriğin de en fazla artış gösterdiği alanlar arasında. Yaşlılar ve kronik hastalar tehlikede Yüksek sıcaklıkların geceleri de devam etmesi, vücudun gece serinlemesini engelliyor. Ertesi güne yorgun başlayan vücudun sağlık riskleri katlanıyor. Uzun süreli yüksek sıcaklıklardaki artış, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunanlar için özellikle tehlikeli. Uzun süreli sıcak, kalp - damar ve solunum sistemleri üzerinde kümülatif baskı oluşturuyor. Örneğin 2003 yılında Avrupa’da haftalarca süren bir sıcak hava dalgası yaşanmış ve 70 binden fazla ölüme neden olmuştu. 2010’da Rusya’da iki ay boyunca devam eden sıcak dalgası da on binlerce can kaybına ve yaygın orman yangınlarına yol açmıştı. Antalya’dan Hatay’a uzanan kıyı şeridi ise maksimum stres süresindeki artış ile öne çıkıyor. Türkiye’nin güneydoğusu da dahil olmak üzere Doğu Akdeniz havzası, her üç metrik için de kritik bölgeler arasında. Bu bölgelerin ortak özelliği; yoğun nüfus, tarımsal üretim ve turizm faaliyetlerinin bir arada bulunması. Dolayısıyla sıcak stresinin uzaması, hem sağlık hem de ekonomik açıdan ciddi riskler oluşturuyor. Sağlık uyarı sistemleri dikkate alınmalı Çalışmayla geliştirilen Termal Kalıcılık İndeksi, yüksek sıcaklıklarda dikkate alınması gereken sağlık uyarı sistemleri için de yeni bir çerçeve sunuyor. Yüksek sıcaklıkların 4-6 saat devam etmesi, orta düzey stres yaratıyor.Bu koşullarda sıvı tüketiminin artırılması ve gölgede dinlenme molaları alınması gerekiyor. Sürenin 6-10 saate uzaması, yüksek stres anlamına geliyor. Saatte 15 dakika zorunlu dinlenme molaları verilmesi ve ağır işlerin ertelenmesi öneriliyor.10 saatten fazla süren yüksek sıcaklıklarda ise aşırı stres koşulları oluşuyor. Bu durumda, temel hizmetler dışında, açık havada çalışmanın askıya alınması gerekiyor. İstanbul, İzmir, Muğla ve Antalya gibi Akdeniz ve Ege kıyı kentlerinde, günde 8 saatten fazla süren kesintisiz sıcak stresin 1990’dan bu yana ikiye katlandığı düşünüldüğünde, bu tür uyarı sistemlerinin hayati önemde olduğu görülüyor. Uyum stratejileri acilen gözden geçirilmeli 80 milyon tam zamanlı iş kaybına denk verim düşüşü bekleniyor Sıcak stresin uzun sürmesi, insan sağlığı için yüksek sıcaklıklardan daha tehlikeli olabiliyor. Bunun nedeni basit: Kısa süreli aşırı sıcaklıklara adapte olabilen vücut, uzun süreli maruziyette toparlanma şansı bulamıyor. Özellikle açık havada çalışanlar, bu durumdan doğrudan etkileniyor. Uzayan sıcak stresi; tarım, inşaat ve turizm sektörü çalışanları için sağlık riski anlamına geliyor. Aynı zamanda bu sektörlerde verimlilik kaybına neden oluyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre sıcak stresi, 2030’a kadar dünya genelinde 80 milyon tam zamanlı iş kaybına eşdeğer verim düşüşüne yol açacak. Akdeniz ve tropikal bölgeler, bu yükü en fazla sırtlanacak coğrafyalar olarak öne çıkıyor. Kırılma 1990’larda yaşandı Yapılan analiz, Akdeniz genelinde en yaygın rejim değişikliğinin 1990’larda yaşandığını, özellikle 1997’nin önemli bir kırılma noktası olduğunu gösteriyor. Bu bulgu, küresel ısınmanın Akdeniz’deki etkilerinin kademeli bir artış değil, belirli dönemlerde ani rejim değişiklikleri şeklinde ortaya çıktığını gösterdiği için önemli. 1990’lardan bu yana bölge, yeni bir termal rejime girmiş durumda ve bu dönem, deniz yüzey sıcaklıklarındaki artışla ve atmosferik dolaşım değişiklikleriyle de örtüşüyor. Mevcut eğilimlere ve iklim modellerine göre bu rejim değişikliği kalıcı olduğuna işaret ediyor. Üstelik emisyonların yükselmeye devam etmesi halinde, sıcak stres süreleri daha da uzayabilir. Özellikle kentsel alanlarda ısı adası etkisiyle birlikte bu artışın daha da belirgin hissedilmesi bekleniyor. Akdeniz Havzası’nın ve Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelesinde, ‘‘Bugün hava kaç derece?’’ sorusu artık tek başına yeterli değil. Sıcaklıkların ne kadar süreceği sorusu da en az onun kadar kritik. Uzun süreli sıcak stresine önlem olarak, mevsimsel Termal Kalıcılık İndeksi haritalarının hazırlanabilir. İnşaat projelerinin ve tarımsal hasat dönemlerinin zamanlaması, turizm altyapısının düzenlenmesi, bu haritalara göre planlanabilir. Özellikle açık havada çalışanlar için her sektöre özel çalışma - dinlenme protokollerinin geliştirilmesi büyük önem taşıyor. Özellikle de turizm ve tarım açısından Türkiye’nin can damarı olan Ege ve Akdeniz kıyıları, bu riskin tam merkezinde yer alıyor. Bu bölgelerdeki adaptasyon stratejilerinin acilen gözden geçirilmesi gerekiyor. Kentsel planlama, yeşil alanların çoğaltılması ve erken uyarı sistemleri gibi uyum önlemleri, önümüzdeki yıllarda daha da kritik hâle gelecek. Kaynak Makale: Yavaşlı, D.D. (2025). Thermal persistence index (TPI): a novel measure of prolonged heat stress in the Mediterranean, 1950–2024. Theoretical and Applied Climatology, 157:28. https://doi.org/10.1007/s00704-025-05972-4 Kaynak: İklim Masası Kaynak: Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı

Zirai Don ve Kuraklık Çiftçiyi Vurdu Haber

Zirai Don ve Kuraklık Çiftçiyi Vurdu

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer,2025 yılında yaşanan zirai don, kuraklık ve TARSİM uygulamalarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Çiftçiler TARSİM sigortası yaptırmalarına rağmen zararlarının karşılanmadığı yönünde şikayetler aldığını belirten Ömer Fethi Gürer, mevcut sistemin yeniden kapsamlı bir şekilde düzenlenmesinin ihtiyaç olduğunu söyledi. “ZİRAİ DONU VE KURAKLIK ÇİFTÇİYİ VURDU” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2025 yılında yaşanan zirai don ve kuraklığın Türkiye genelinde büyük zarara yol açtığını belirterek, TBMM Zirai Don Komisyonu üyesi olarak 20 ilde incelemelerde bulunduklarını ve özellikle bahçe ürünlerinde ciddi kayıplar yaşandığını yerinde tespit ettiklerini belirtti. Gürer, kamuoyuna destek açıklamaları yapılmasına rağmen uygulamada sorunların 8 aydır çözülemediğini söyledi. TÜM ÇİFTÇİLERİN ZARARI KARŞILANMADI TARSİM’in koyduğu kurallar nedeniyle sigortası bulunan çiftçilerin dahi zararlarının tamamının karşılanmadığını vurgulayan CHP’li Ömer Fethi Gürer, ceviz üreticilerinin yaşadığı mağduriyeti örnek gösterdi. Ağaçların yaşı gerekçe gösterilerek “ürün vermiyor” denildiğini ve bu nedenle üreticilerin destekten yararlanamadığını aktardı. ÇKS kaydı olan çiftçilere de sınırlı destekler verildiğini, ÇKS’si olmayan üreticilerin ise tamamen sistem dışında bırakıldığını ifade etti. ÇİFTÇİ: “TARSİM YAPTIRDIK, DON VE KURAKLIKTA TEK KURUŞ ALAMADIK” Çiftçilerle görüşe. Gürer’e çiftçiler her yıl TARSİM yaptırmalarına rağmen yaşadıkları zararın karşılanmadığını anlattılar. Çiftçiler, “Geçen sene don oldu, ardından kuraklık yaşandı ama hiçbir destek alamadık. Köyümüzde TARSİM var ama kuraklık desteği de verilmedi. Kamudan sigortadan bir kurumdan gelip ödeme yapan olmadı. ÇKS’si olan da alamadı. 2026 yılına geldik, hâlâ bu destek verilmedi,” dediler. “TARSİM ÇİFTÇİYE DÜZGÜN ANLATILMIYOR” Çiftçi Zülfü Ünal ise TARSİM sürecinin çiftçiye şeffaf şekilde anlatılmadığını belirterek, sigortanın çoğu zaman sadece imza attırılarak geçiştirildiğini söyledi. Ünal, “Sonra ‘kuraklık yaptırmadınız’, ‘sel sigortası var ama bu kapsama girmiyor’ deniliyor. Ama kamuoyuna ‘zirai dondan zarar görene destek veriyoruz’ diye açıklama yapılıyor” diyerek yaşanan çelişkiye dikkat çekti. “ÇKS OLMAYAN ÇİFTÇİNİN TAMAMI KAPSAM DIŞI” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TARSİM’in destek verdiğini açıklamasına rağmen bunun yalnızca belirli sigorta türleriyle sınırlı kaldığını vurguladı. “TARSİM olsa bile çiftçinin bütün zararı karşılanmıyor” diyen Gürer, sistemin çiftçiyi yeterli oranda korumadığını ifade etti. “VERİM KAYBI VAR AMA..” Çiftçi Zülfü Ünal, sigorta yaptırmasına rağmen zararının karşılanmadığını belirterek, “400 kilo üzerinden sigorta yaptırdım ama ‘kuraklık sigortası yok’ denilerek ödeme yapılmadı. Sel sigortası var ama kuraklık olmadığı için kapsam dışı sayıldık” dedi. TARSİM YENİDEN YAPILANDIRILMALI” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TARSİM’in yeniden yapılandırılması için TBMM’ye kanun teklifi verdiklerini belirterek, sigorta primlerinin yüksek olduğunu ve TARSİM’in çiftçinin ortağı gibi davranarak üretimin %10’una el koyduğunu söyledi. Don priminin yüzde 70 olacağı açıklanmasına rağmen yüzde 60’larda kaldığını ifade eden Gürer, iklim değişikliği nedeniyle bütüncül bir sisteme geçilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı. “HAYVAN ÖLÜYOR, SİGORTA ÖDEMİYOR” Zülfü Ünal, hayvancılıkta da benzer sorunlar yaşandığını belirterek, kredi kullanımı sırasında zorunlu sigorta yaptırmalarına rağmen hayvan kayıplarında “full sigorta yok” gerekçesiyle ödeme yapılmadığını söyledi. Ünal, yaşadıkları mağduriyeti anlatarak sigorta sistemine tepki gösterdi. “ZARAR VAR, ÇÖZÜM YOK” Tarım ve Orman Bakanlığı’na seslenen Ömer Fethi Gürer, “Ortada zarar var ama bu zararı giderecek bir mekanizma yok. ‘Sözleşmede ne yazıyorsa o’ anlayışı çiftçiyi korumaz” dedi. Gürer, ÇKS’si olmayan üreticilerin de destek kapsamına alınması gerektiğini vurguladı. “TRAKTÖRE, HAYVANA HACİZ VAR” Borçların üç yıl ötelenmesi, ek kredi desteği sağlanması ve icraların durdurulması için kanun teklifleri verdiklerini hatırlatan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, geçmişte çiftçinin üretim araçlarının haczedilemediğini, bugün ise traktörden hayvana kadar icraların yaygınlaştığını söyledi. “TOPRAĞINI SEVEN VATANINI SEVER” Gürer: “Biz bu ülkeyi seviyoruz. Vatanını sevenin asli görevi toprağını sevmektir. Çiftçi eli öpülesi insandır. Çok zor şartlarda üretim yapıyorsunuz. Çiftçiliği bırakmadan toprağı ekmeye devam edelim. Her zorluğu aşarak üretimi sürdürmeliyiz” dedi.

Gürer: ''Zararlılar İle Üretici Başı Dertte'' Haber

Gürer: ''Zararlılar İle Üretici Başı Dertte''

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, iklim değişikliğinin etkisiyle artan bitki hastalıkları ve zararlılara karşı yürütülen mücadelenin sahada sonuç vermediğini belirterek Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi verdi. Gürer, kokarca ve Akdeniz meyve sineği başta olmak üzere tarımsal üretimi tehdit eden zararlılara karşı geliştirilen politikaların üreticiyi koruyamadığını vurguladı. GÜRER’İN SORULARI CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, soru önergesinde şu sorulara yanıt istedi: İstilacı böcek türü kokarca, Akdeniz sineği gibi yüzlerce bitki türüne zarar veren zararlılarla neden istenen mücadele sonuç vermemektedir? Bu bağlamda çalışma var mıdır? Akdeniz sineği elmadan şeftaliye, domatesten zeytine kadar narenciye ile başlayan büyük zararı sürdürmektedir. Bu bağlamda uygulanan mücadele yetersiz midir? İlaç geliştirilmesi için bir çalışma var mıdır? Halen tespit edilen bitki hastalık ve zararlı sayısı kaçtır? Yıllık ürün kaybı bu nedenle ne kadar olmaktadır? BAKANLIK YANITI Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtında, söz konusu zararlıların polifag yapıda olduğu, geniş konukçu ağlarının mücadeleyi zorlaştırdığı ve dünyada bu tür zararlıların tamamen yok edilmesinin mümkün olmadığı belirtildi. Yanıtta, küresel iklim değişikliği nedeniyle kış aylarının ılık geçmesinin zararlı popülasyonlarını artırdığı ifade edildi. Bakanlık, Entegre Zararlı Yönetimi prensipleri doğrultusunda eş zamanlı ve toplu mücadele yürütüldüğünü, belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yapıldığını, Akdeniz meyve sineği ve kahverengi kokarca için eylem planlarının uygulandığını bildirdi. Mekanik, biyolojik, biyoteknik ve kimyasal yöntemlerin birlikte kullanıldığı; üreticilere eğitim ve bazı biyoteknik uygulamalar için destekleme ödemeleri yapıldığı kaydedildi. ÜLKEMİZDE 669 ZARARLI ORGANİZMA KAYDI VAR Yanıtta ayrıca, kahverengi kokarcanın 2017 yılında ilk kez görüldüğü, 2023’te eylem planı hazırlandığı, 2024’te ise mücadele seferberliği başlatıldığı belirtilerek, yürütülen çalışmalar sonucunda zararlı yoğunluğunun baskı altına alındığı ve verim kayıplarının azaldığı ifade edildi. Bakanlık verilerine göre ülkemizde bitkisel üretime zararlı olan 669 adet zararlı organizma kaydı bulunmaktadır. Ekonomik zarara sebep olma potansiyeli taşıyan 343 adet zararlı organizma ile Bakanlığımız ‘Bitki Sağlığı Mücadele Programı’ kapsamında mücadele çalışmaları yürütülmektedir. Üreticilerin hastalık ve zararlılardan kaynaklı olası kayıplarının önlenmesi amacıyla Bakanlığımız teknik ekiplerince hastalık ve zararlıların takibi ve üretici bilgilendirmesi ile zamanında ve etkin mücadele yapılması için çalışmalar yapılmaktadır.” RAKAM YOK, KAYIP BELİRSİZ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bakanlık yanıtında mücadele yöntemleri ve planlar ayrıntılı biçimde anlatılırken, “yıllık ürün kaybı ne kadar” sorusuna somut bir rakam verilmemektedir. Üreticiler tarlada zararların arttığını dile getirirken, bakanlığın yanıtının uygulamadaki sonuçlara ilişkin net veriler sunmaması, tarımda zararlılarla mücadelede söylem ile saha arasındaki kopukluğu bir kez daha ortaya koymuştur,” dedi. Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, tarım zararlılarının katlanarak arttığını, Akdeniz sineği diye tanımlanan; başta narenciye olmak üzere zeytine dahi zarar veren sineğin Niğde bölgesinde de yaygın zarara neden olduğuna dikkat çekti. Gürer, şeftali ve nektarin yanında her meyveyi delerek çürüten zararlı için tuzak alındığını, bunun zararlı ile mücadelede yeterli olmadığını ve tonlarca ürünün çöpe gittiğini söyledi. Mutlaka zararlı için etkili mücadele ve ilaç geliştirilmesi gerektiğini söyleyen Gürer, etkin mücadele yapılıyorsa Niğde’ye kadar nasıl zararlı ulaştı? Hava ile ilintili ise Niğde kışları sert geçer, nasıl oluyor da zararlı yok olmadan zararı artarak devam ediyor? Bakanlığın masa başında “yok” demesi ile zararlı yok olmuyor. Kahverengi kokarca, Akdeniz sineği, domates güvesi gibi zararlılar için seferberlik boyutunda mücadeleye ihtiyaç vardır” dedi.

İzmit Körfezi’nin Geleceği ''Dijital İkiz Projesi'' İle Şekillenecek Haber

İzmit Körfezi’nin Geleceği ''Dijital İkiz Projesi'' İle Şekillenecek

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü tarafından yürütülecek olan İzmit Körfezi Dijital İkiz Projesi başlıyor. Proje, gerçek zamanlı verilerle Körfez’in çevresel durumunu izleyerek, Marmara Denizi için bilim temelli ve sürdürülebilir bir yönetim modelinin temelini atmayı amaçlıyor. İZMİT KÖRFEZİ’NDE BİLİM TEMELLİ BİR PROJE Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, hayata geçirdiği Dip Çamuru Temizliği projesini İzmit Körfezi’nin geleceği için bir adım daha ileriye taşıyor. Büyükşehir’in finansman desteğiyle ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü tarafından yürütülecek olan İzmit Körfezi Dijital İkiz Projesi başlıyor. Türkiye ve Marmara için örnek teşkil edecek proje ile Körfez’in çevresel durumu detaylı biçimde analiz edilecek. Bu kapsamda kirlilik ve besin yükleri belirlenirken, su kalitesi de gerçek zamanlı verilerle izlenecek ve iyileştirme senaryoları bilimsel olarak test edilebilecek. Bu sayede Körfez’in sürdürülebilir yönetimi için bilime dayalı, etkili karar destek mekanizmaları geliştirilecek. GERÇEK ZAMANLI VERİ, GÜÇLÜ KARAR DESTEĞİ Proje kapsamında İzmit Körfezi genelinde detaylı oşinografik ölçümler, su kolonu boyunca örneklemeler ve Scanfish ölçümleri gerçekleştirilecek. Osmangazi Köprüsü civarına konumlandırılacak ADCP (Akustik Doppler Akıntı Profili) cihazı ile Körfez’e giren ve çıkan su kütlelerinin hızı, yönü ve miktarı sürekli olarak ölçülecek. Ayrıca Körfez içinde kullanılacak mikro insansız sualtı aracı (AUV) ile yüksek çözünürlüklü veriler elde edilecek. Toplanan tüm veriler, oluşturulacak entegre veri tabanı ve web tabanlı Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ara yüzü üzerinden paydaşların ve karar vericilerin erişimine sunulacak. ULUSLARARASI STANDARTLARA UYGUN ÇÖZÜMLER Bu sistem sayesinde kirlilik kaynakları daha hızlı tespit edilebilecek, iklim değişikliği senaryolarının Körfez üzerindeki etkileri değerlendirilebilecek ve su kalitesini iyileştirmeye yönelik somut çözüm önerileri geliştirilebilecek. Geliştirilecek dijital ikiz uygulamaları, “AB Dijital İkiz Okyanus” çekirdek altyapısına katkı sağlayacak, uluslararası standartlara uyumlu ve ilerleyen süreçte diğer deniz alanlarına da uyarlanabilir bir yapıda olacak. PROJE 25 AYDA TAMAMLANACAK İzmit Körfezi özelinde geliştirilecek ekolojik temelli su kalitesi ve çevresel yönetim modelleriyle Marmara Denizi genelinde yeni bir bakış açısı kazandıracak projenin 25 ayda tamamlanması bekleniyor. Proje, yerel yönetimlerin deniz ekosistemlerini bilimsel yöntemlerle yönetmesi konusunda Türkiye’deki diğer belediyelere de örnek teşkil edecek. İzmit Körfezi için hayata geçirilen bu kapsamlı dijital ikiz çalışması bilim, teknoloji ve çevre yönetimini bir araya getirerek, sürdürülebilir bir gelecek için önemli bir adım olarak öne çıkıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.