Hava Durumu

#Iktidar

Kırsal Haber - Iktidar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iktidar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Başevirgen'den Korkutan Uyarı: "Mazot 100 Lira Oldu, Raflar Boşalacak!" Haber

Başevirgen'den Korkutan Uyarı: "Mazot 100 Lira Oldu, Raflar Boşalacak!"

CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, akaryakıt fiyatlarındaki önlenemeyen artışa sert tepki gösterdi. İran-ABD-İsrail geriliminin petrol fiyatlarını tetiklediğini belirten Başevirgen, "Mazot 100 liraya dayandı; iktidar vergi yükünü azaltmazsa raflar boş kalacak" uyarısında bulundu. ​Akaryakıt Zamları Zincirleme Krize Yol Açtı ​CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, Türkiye'de akaryakıt fiyatlarına gelen üst üste zamların ekonominin tüm çarklarını durma noktasına getirdiğini ifade etti. Küresel petrol piyasasındaki dalgalanmaların doğrudan vatandaşa yansıtılmasını eleştiren Başevirgen, özellikle çiftçi ve nakliyecilerin "kontak kapatma" aşamasına geldiğini vurguladı. ​"Savaşın Bedelini Vatandaş ve Üretici Ödüyor" ​İran-ABD-İsrail arasındaki gerilimin küresel piyasalarda petrolü yükselttiğini hatırlatan Başevirgen, Türkiye’deki tablonun vergi yükü nedeniyle daha ağır olduğunu söyledi. Başevirgen, "Mazot 100 liraya dayandı, iktidar üzerine düşeni yapmıyor. Çiftçi borçla üretiyor, nakliyeci zararına çalışıyor" dedi. ​Gıda Enflasyonu Kapıda: "Çiftçi Üretmekten Vazgeçiyor" ​Üretim maliyetlerindeki artışın doğrudan mutfaktaki yangını büyüteceğine dikkat çeken Başevirgen, tarım sektöründeki tehlikeyi şu sözlerle özetledi: ​Tarlalar Boş Kalabilir: Mazot, gübre ve tohum maliyetlerini karşılayamayan çiftçi tarlasını ekemiyor. ​Boş Raflar Riski: Üretici üretimden elini çekerse, piyasada ürün bulunamayacak ve gıda fiyatları kontrol edilemez hale gelecek. ​Lojistik Krizi: Akaryakıt zamları nedeniyle nakliyeciler maliyetin altında çalışıyor, bu da tedarik zincirini riske atıyor. ​"İktidar krizin faturasını her zaman olduğu gibi doğrudan vatandaşa kesiyor. Akaryakıt üzerindeki yüksek vergi yükünden vazgeçilmemesi enflasyonla mücadeleyi imkansız kılıyor." ​CHP’den Acil Çözüm Çağrısı: "KDV %1’e Düşürülmeli" ​Bekir Başevirgen, ekonomideki bu yıkımı durdurmak için iktidara somut çözüm önerileri sundu. Başevirgen’in acil koduyla paylaştığı talepler şunlar: ​Vergi İndirimi: Akaryakıttaki %20’lik KDV oranı %1’e düşürülmeli. ​Borç Yapılandırması: Çiftçilerin kredi borç faizleri tamamen silinmeli, anapara uzun vadeli yapılandırılmalı. ​Hacizler Durdurulmalı: Borcunu ödeyemeyen çiftçilere uygulanan haciz işlemleri derhal askıya alınmalı. ​Eşel Mobil Sistemi: Akaryakıtta fiyat artışlarını dizginleyen eşel mobil sistemi yeniden ve etkin şekilde uygulanmalı. ​"İktidar Ayrıcalıklı Kesimi Koruyor" ​Hükümetin vatandaş yerine belirli bir kesimi koruduğunu iddia eden Başevirgen, "Vergi indirimi gibi adımları gündeme dahi almayan iktidar; vatandaşı değil, vergilerini sildiği, ihaleler verdiği ayrıcalıklı çevreleri korumaya devam ediyor" ifadelerini kullanarak açıklamasını sonlandırdı.

Gürer’den Korkutan Uyarı: "Vatandaş Parasıyla Zehirli Gıda Alıyor!" Haber

Gürer’den Korkutan Uyarı: "Vatandaş Parasıyla Zehirli Gıda Alıyor!"

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarımdaki artan maliyetler ve kontrolsüz pestisit kullanımı üzerine sert açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin pestisit bildirimlerinde dünya ikincisi olduğunu vurgulayan Gürer, gıdadaki tehlikenin boyutlarını gözler önüne serdi. ​Tarımda Maliyet Patlaması: Üretim Riski Büyüyor ​CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, düzenlediği basın toplantısında tarım sektörünün içinde bulunduğu çıkmazı özetledi. Mazot, gübre, tohum ve elektrik fiyatlarındaki fahiş artışların üreticiyi topraktan uzaklaştırdığını belirten Gürer, "Üretim her geçen gün zorlaşıyor. Mazot 80 liraya dayandı, iktidar dışında bu gidişatın nerede duracağını bilen yok" dedi. ​İran’daki Saldırı Gübre Fiyatlarını Vurdu ​Gürer, 4 Nisan 2026’da İran’daki petrokimya tesislerine düzenlenen hava saldırılarının Türkiye’deki gübre fiyatlarını doğrudan etkilediğini açı. Gübretaş’ın iştiraki olan Razi Petrochemical tesislerindeki hasar nedeniyle üretime ara verilmesinin, piyasadaki fiyatları katladığını ifade etti. ​Güncel Gübre Fiyatlarındaki Değişim: ​Üre Gübresi: 33.900 TL ​Amonyum Sülfat: 20.300 TL ​DAP Gübresi: 41.900 TL (Bazı bölgelerde 42.500 TL) ​Pestisit Tehlikesi: Türkiye Dünya İkincisi! ​Maliyet artışlarının yanı sıra gıda güvenliğine de dikkat çeken Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin pestisit (tarım zehiri) kullanımında sınıfta kaldığını belirtti. Avrupa Birliği’ne gönderilen ürünlerin kalıntı nedeniyle iade edildiğini hatırlatan Gürer, "Türkiye pestisit bildirimlerinde dünya ikincisi" dedi. ​Korkutan Veriler: 9 İlde Pestisit Kullanımı Rekor Seviyede ​Gürer’in paylaştığı verilere göre, Türkiye’nin en çok üretim yapan illerinde pestisit kullanımı dünya ortalamasının çok üzerinde: ​Dünya Ortalaması: 2.6 kg/ha ​Türkiye’nin 9 Üretim İli: 9.5 kg/ha ​Özellikle biber, domates ve narda kalıntı riskinin yüksek olduğunu belirten Gürer, RASFF (Gıda ve Yem için Hızlı Alarm Sistemi) verilerini paylaştı: 2024 yılında 492 olan bildirim sayısı, 2026’nın ilk üç ayında şimdiden 118’e ulaştı. ​"Marketlerde Analiz Zorunlu Olmalı" ​Pestisitsiz ürünlerin marketlerde daha pahalıya satıldığı iddialarına değinen Gürer, bu durumun bir sömürüye dönüşmemesi gerektiğini vurguladı. Vatandaşın sağlıklı gıdaya erişiminin devlet garantisinde olması gerektiğini söyleyen CHP’li vekil, şu çözüm önerilerini sıraladı: ​Toptancı Hallerine Laboratuvar: Tüm hallerde kalıntı analiz laboratuvarları kurulmalı. ​Zorunlu Analiz: Marketlerin pestisit analizi yapması ve sonuçları şeffafça paylaşması zorunlu hale getirilmeli. ​İade Ürünlerin Takibi: Yurt dışından iade edilen zehirli ürünlerin akıbeti kamuoyuna açıklanmalı. ​Eğitim ve Denetim: Kaçak ve yasaklı pestisit kullanımına karşı denetimler sıkılaştırılmalı. ​Sağlıklı Gelecek İçin Acil Eylem Çağrısı ​Pestisitlerin sadece insan sağlığını değil; arıları, faydalı böcekleri ve su kaynaklarını da yok ettiğini belirten Gürer, "Vatandaş hem pahalı gıdayla karşı karşıya hem de parasıyla zehirli ürün alıyor. Bu sürdürülebilir bir durum değildir" diyerek iktidarı göreve çağırdı.

Gürer: ''900 Gram Bebek Maması 1140 Lira Oldu'' Haber

Gürer: ''900 Gram Bebek Maması 1140 Lira Oldu''

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “en az 3 çocuk” tavsiyesini bebek maması fiyatları üzerinden değerlendirdi. Gürer, “Sayın Erdoğan, vatandaşın daralan geliriyle oluşan yoksulluğu görmeden çocuk sayısını artırma çağrısı yapıyor. Asgari ücretlinin 2024’ten bu yana bebeğinin rızkından 8 paket mama alındı. Bir çocuk bile vatandaşı sağlıklı beslenme ve ihtiyacını karşılamada zorlarken, üç çocuk tavsiyesine uyanın onu sağlıklı büyütmesi de zorlaştı. Ana-baba boğazını kıssa dahi çocuk giderleri ev gelir-gider dengesini bozuyor.” dedi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’deki derin yoksulluğun en somut göstergelerinin her ay açıklanan yoksulluk verileri olduğunu belirtti. Yoksulluk verileri açıklandığında durumun daha iyi görüldüğünü ifade eden Gürer, “Çocuk arabasından çocuk bezine kadar raftaki ürün fiyatları katlandı. Çocuk için rafa el uzatılan her ürünün fiyatı önemli ölçüde arttı. Bebek maması fiyatlarını ve asgari ücretin alım gücündeki erimeyi bir de bu pencereden bakalım.” dedi. Gürer, 2024-2026 yılları arasındaki verileri kıyaslayarak, iktidarın nüfus politikası ile ekonomi politikası arasındaki çelişkiyi mama fiyatları üzerinden gösterdi. “MAAŞ ARTIYOR, ALINABİLEN PAKET SAYISI AZALIYOR!” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in hazırladığı analizde, üst segment mamanın %119, alt segment mamanın ise %97 zamlandığı görüldü. Asgari Ücretin Mama Alım Gücü (900 Gr. Paket): Yıl Asgari Ücret (TL) Alt Segment Fiyat (TL) Maaşla Alınan (Adet) Üst Segment Fiyat (TL) Maaşla Alınan (Adet) 2024 17.002 345 49 Paket 520 32 Paket 2025 22.104 495 44 Paket 750 29 Paket 2026 28.075 680 41 Paket 1.140 24 Paket “3 ÇOCUK DEMEK, AYLIK 10 BİN LİRA SADECE MAMA PARASI DEMEK!” “3 çocuk” söylemine özünde yaşlanan nüfus dikkate alındığında olağan görülebileceğini ifade eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Peki, bu çocukların nasıl bakılacak, giderleri nasıl karşılanacak, karnı nasıl doyacağını hesaplıyor mu? Bugün bir bebek ayda 3 paket 900 gramlık mama bitiriyor. 2026 fiyatlarıyla 3 çocuklu bir ailenin sadece üst segment mama maliyeti ayda 10 bin 260 TL tutuyor! 28 bin lira asgari ücret alan bir babanın, maaşının üçte birinden fazlasını sadece mamaya vermesi gerekiyor. Bu hesaba çocuk bezi, kıyafet, kira, elektrik dahil değil. AKP iktidarı, halka çocuk sayısı vereceğine, marketlerde alarm takılan mamaların fiyatlarına bakmalıdır,” dedi. “VATANDAŞIN CEBİNDEN 8 PAKET MAMA ÇALINDI” Asgari ücretlinin son iki yılda yaşadığı kaybı yüzdesel olarak değerlendiren Ömer Fethi Gürer: Üst Segment Kaybı: “2024’te 32 paket alabilen işçi, 2026’da 24 pakete düştü. Alım gücü %25 eridi.”Maliyet Yükü: “Bir asgari ücretli, tek bir çocuğun üst segment maması için maaşının %12,1’ini ayırmak zorunda..” “BEBEK MAMASI LÜKS TÜKETİM DEĞİLDİR” CHP’ Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çözümün sayı vermekte değil, halkın alım gücünü korumakta olduğunu belirterek, “İktidarın ekonomi modeli, bebeklerin rızkını enflasyon ile eritmiştir. Bebek maması lüks değil, zorunlu bir ihtiyaçtır. Dar gelirli ailelere nakdi mama desteği verilmelidir. Vatandaş çocuk maması alırken düşünüyorsa, iktidar kendi politikalarını sorgulamalıdır. Bizim önceliğimiz tenceresi kaynayan, bebeği doyan aileler ile mutlu yaşamdır” diye konuştu.

Limonda Gümrük Vergisinin Düşürülmesine Tepki Haber

Limonda Gümrük Vergisinin Düşürülmesine Tepki

Cumhurbaşkanı kararıyla limonda gümrük vergisinin yüzde 54’ten yüzde 10’a düşürülmesine muhalefetten sert tepki geldi. İYİ Parti ve CHP temsilcileri, iktidarın yerli üreticiyi desteklemek yerine ithalatı seçmesini "öngörüsüzlük" ve "çiftçiye darbe" olarak nitelendirdi. ​Resmi Gazete’de yayımlanan kararla limon ithalatında gümrük vergisinin önemli ölçüde düşürülmesi, tarım siyasetinde yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez ve CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut, yaptıkları açıklamalarla hükümeti sert sözlerle eleştirdi. ​Turhan Çömez: "Plansızlık Üreticiye Ağaç Söktürdü" ​İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, 3 yıl önce tarlada 1 TL olan limonun bugünkü durumunu "plansızlık ve beceriksizlik" olarak tanımladı. Çömez, maliyetlerini karşılayamayan üreticilerin ağaçlarını sökmek zorunda kaldığını hatırlatarak şu ifadeleri kullandı: ​"İktidar artan limon fiyatlarına önlem olarak yine o dâhiyane çözümü devreye soktu: İthalat! Cumhurbaşkanı kararı ile gümrük vergisi yüzde 54’ten yüzde 10’a düşürüldü. Hayırlı ithalatlar…" ​Ayhan Barut: "Bu Yangını Seyretmekten Vazgeçin" ​TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi ve CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut ise kararı "üretime ve üreticiye vurulan bir darbe" olarak nitelendirdi. Doğu Akdeniz’deki narenciye üreticilerinin yıllardır feryat ettiğini belirten Barut, yanlış politikaların milli servete zarar verdiğini vurguladı. ​Barut, yaptığı basın açıklamasında şunları kaydetti: ​Üretici Desteklenmiyor: "Çiftçiyi desteklemek, ihracatı büyütmek gibi bir dertleri yok. İthalat sevdasıyla bir gece vakti karar alıyorlar." ​Milli Servet Yok Ediliyor: "Ürün para etmediği için dalında çürüdü, işçilik maliyetini bile karşılamadı. Çiftçimiz ağaçlarını kesmek zorunda kaldı." ​Çözüm İthalat Değil Üretim: "Gümrük vergisini düşürerek ithalatın önünü açacağınıza yerli üreticiyi destekleyin. Yanlıştan dönülmeli, bu karar derhal iptal edilmelidir." ​"İhracat Yasaklandı, Sorun Büyüdü" ​Muhalefet temsilcileri, iktidarın daha önce limon ihracatını yasaklayarak piyasayı kilitlediğini, şimdi ise yüksek fiyatların faturasını ithalat yoluyla yine üreticiye kestiğini savunuyor. Özellikle girdi maliyetleri, aşırı yağış ve zirai don gibi felaketlerle boğuşan çiftçinin, düşük gümrük vergili ithal ürün karşısında tamamen savunmasız bırakıldığı ifade ediliyor.

Savaş Gıda Egemenliğimizi Tehdit Ediyor Haber

Savaş Gıda Egemenliğimizi Tehdit Ediyor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, Türkiye'nin gıda egemenliği için savaş, fahiş zam ve yüksek enflasyon ortamında üretimi ve üreticiyi merkeze alan sürdürülebilir tarım politikaları için iktidarı göreve çağırdı. Bölgede büyüyen savaş ortamının gübreden mazota tarımsal üretim maliyetlerine doğrudan olumsuzluk yarattığını bildiren Barut, "Sadece mazota yapılan 7 liraya yakın zammın yıllık çiftçiye maliyeti 21 lirayı aşıyor. Bu bile tarımsal üretim ve çiftçilerimiz açısından felakettir. Ülkemizin gıda egemenliği risk altındadır. Çiftçi üretemezse halkımız neyi tüketecek? İktidarı mazotta KDV ve ÖTV'yi kaldırmaya, tarım ve gıdada acil eylem planı hazırlamaya çağırıyoruz" dedi. "BİLİNÇLİ KÖTÜLÜK" Türkiye ekonomisinin 2025 yılında yüzde 3,6 büyürken, tarım sektörünün yüzde 8,8 oranında daraldığını dile getiren Ayhan Barut, "İktidar ise suçu zirai dona, doğal afetlere ve kuraklığa atıyor. Görevlerini yapmıyorlar, tarıma ve üreticiye destek vermiyorlar. AKP iktidarı, tarımdaki daralmayı zirai don, doğal afetler ve kuraklıkla açıklamaya çalışıyor. Elbette bunun etkisi var ama asıl sorun, üreticiyi korumayan ve maliyetleri kontrol altına alamayıp destek vermeyen tarım politikalarıdır. Bunun sonucunda tarımsal üretim maliyeti mazottan gübreye katlanarak artıyor, çiftçinin ürünü ise para etmiyor. Halkın da ucuza tüketemediği bir düzen var şimdi. Bunu iktidar yarattı ve tarımda yanlış üstüne yanlış yapmaya devam ediyor. Ortaya çıkan bu tablo, stratejik önemdeki tarımın ve çiftçinin bilinçli tercihler ve yanlış politikalar sonucunda yok sayıldığını gösteriyor. Bunun adı tarıma ve çiftçiye, dolayısıyla ülkemize yönelik bilinçli kötülüktür" diye konuştu. "SAVAŞ SORUNU BİR DAHA GÖSTERDİ" Bölgede yaşanan savaş ortamının ilk olarak mazota 7 liraya yakın zam olarak yansıdığını, gübrede de benzer durumun ortaya çıktığını anlatan Ayhan Barut, şunları kaydetti: "Çiftçimiz yılda 3 milyar litrenin üstünde mazot kullanıyor. Mazottan gübreye tarımsal üretim girdilerinde dışa bağımlıyız maalesef. Mazottaki sadece 7 liralık artışın çiftçimize yıllık maliyeti 21 milyar liradır. Gübresinden suyuna, işçiliğinden zirai ilacına hiçbir maliyet hesaplanmasa bile bu mazottaki zam artışı üretimi ve üreticiyi perişan etmektedir. Bu kabul edilemez. Savaş ortamı acı gerçeği bir kez daha göstermiştir. Maliyetler katlanarak artıyor, üretim yapılamıyor, çiftçi borç batağında. Halkımız tüketemiyor. Ülkemizin gıda egemenliği risk altında, büyük bir krizle karşı karşıyayız. Bölgemizde artan jeopolitik gerilimler, savaş ortamı ve İran’a yönelik saldırıların enerji fiyatlarını yukarı çekmesi muhtemel. Mazot ve gübre başta olmak üzere tüm tarımsal girdileri zamlanacak. Dışa bağımlılık gözetilince, belki gübre ve mazot temini bile imkansız hale gelecek. Savaş sorunu bir daha gösterdi. Enerjiye bağımlı bir üretim modeliyle çiftçiyi korumak mümkün değildir. Çiftçi üretemezse halkımız neyi bulup tüketecek? İktidarı mazotta KDV ve ÖTV'yi kaldırmaya, tarım ve gıdada acil eylem planı hazırlamaya çağırıyoruz."

CHP'li Gürer: Yeşil Erik Gram Altını Solladı Haber

CHP'li Gürer: Yeşil Erik Gram Altını Solladı

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yaptığı konuşmada artan gıda fiyatları ve vatandaşın alım gücündeki düşüşe dikkat çekti. Gürer, Niğde’de yayımlanan Niğde Anadolu Gazetesi’nin manşetini örnek göstererek ekonomide yaşanan tabloyu çarpıcı ifadelerle anlattı. “EMEKLİ MAAŞIYLA 2 KİLO ERİK ALINIYOR” Gürer konuşmasında, Niğde’de bir yerel gazetenin “Yeşil erik gram altını solladı.” manşetiyle çıktığını belirterek, “Niğde'de Niğde Anadolu gazetesi ‘Yeşil erik gram altını solladı.’ manşetiyle çıktı. Pazarda 1 kilo turfanda erik 9 bin liradan satılıyor, gram altın ise 7.470 lira. Emekli maaşıyla 2 kilo erik alınıyor, iki bayram ikramiyesiyle 1 kilo erik alınamıyor,” diye konuştu. “TARIMDA İYİYİZ DEMEYE UTANIRDIM” Tarım politikalarına yönelik eleştirilerde bulunan Gürer, “Ben, ülkenin Cumhurbaşkanı, Tarım Bakanı olsam ‘Tarımda iyiyiz.’ demeye utanır, öz eleştiri yapardım; Hazine ve Maliye Bakanı olsam masal anlatmayı bırakır, ülkenin en büyük para birimi 200 lirayla 1 tane erik alınır duruma sistemi getirdiğim için istifa ederdim,” dedi. Gürer, tarım sektöründe artan maliyetlerin gıda fiyatlarını daha da artıracağını belirterek şu uyarıda bulundu: “Artan girdi maliyeti gıda ürünlerinin fiyatını daha da artıracak, toplama işçiliği, nakliye gideri gibi ek külfet de vatandaşın raftaki ürününün fiyatına yansıyacaktır. Fakir fukara, üretici, besici zor durumda kalırken iktidar bu süreci yaratandır.”

Akaryakıt ve Gübre Zamları Üretimi Tehdit Ediyor Haber

Akaryakıt ve Gübre Zamları Üretimi Tehdit Ediyor

Cumhuriyet Halk Partisi Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Genel Kurul’da yaptığı konuşmada artan akaryakıt ve gübre fiyatlarının çiftçiyi üretimden koparma noktasına getirdiğini belirterek iktidara eleştiriler yöneltti. Gürer, konuşmasında Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçiş sürecini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı: “2018 yılında Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiğinde mazotun litre fiyatı 5 lira 25 kuruştu. İktidar eliyle yılbaşından bu yana akaryakıta yüzde 10 zam yapıldı ve mazotun litre fiyatı 61 liraya kadar çıktı, savaş bahanesiyle yeni zamlar da yolda. Petrol bulup, doğal gaz bulup sürekli zam yapan dünyada öncü bir ülke durumuna Türkiye getirildi.” Artan mazot fiyatlarının doğrudan üretim maliyetlerine yansıdığını vurgulayan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Çiftçi traktörünün deposuna akaryakıt doldurduğunda geçen yıla göre daha çok gider olacak, nasıl üretim yapacak?” diye sordu. Girdi maliyetlerindeki artışın yalnızca akaryakıtla sınırlı olmadığını belirten Gürer, gübre fiyatlarındaki yükselişe de dikkat çekti. Tarım Bakanlığının “sıkıntı yok” açıklamalarını eleştiren Gürer, “Gübre fiyatları da fırladı. Bakan ‘Sıkıntı yok.’ diyor da gübrede DAP gübrenin tonu 37.500 liraya, amonyum sülfat 15.750 liraya, 20-20 gübre 24.500 liraya, 15-15 gübre 24.500 liraya, üre gübre 28.000 liraya fırladı. Gübreyi bulmak da almak da zorlaştı,” diye konuştu. “ÇİFTÇİ ÜRETİM YAPAMAZ HÂLE GELİYOR” Konuşmasında artan maliyetlerin üretim planlamasını imkânsız hâle getirdiğini vurgulayan CHP’li Ömer Fethi Gürer, mazot ve gübre fiyatlarındaki artışın doğrudan gıda enflasyonuna yansıyacağını ifade etti. Çiftçinin hem finansman hem de girdi temininde ciddi sorunlar yaşadığını belirten Gürer, mevcut politikaların gözden geçirilmesi gerektiğini kaydetti.

Çiftçinin 100 Dönümde 32 Litre Mazotu Buhar Oldu Haber

Çiftçinin 100 Dönümde 32 Litre Mazotu Buhar Oldu

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 1 Ocak’tan bu yana motorine yapılan %10,8 oranındaki zammın yalnızca tarım kesimini ve nakliyecileri değil, doğrudan tüketiciyi de olumsuz etkileyeceğini belirtti. Gürer, akaryakıt artışlarının iğneden ipliğe tüm ürün ve hizmetlere zam olarak yansıyacağını ve bedelini yine vatandaşın ödeyeceğini ifade etti. Gürer, emekli, asgari ücretli, çiftçi, esnaf, sabit gelirli, işçi ve memur olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin akaryakıt zamlarından olumsuz etkileneceğini vurgulayarak, “Enflasyon oranının altında yapılan ücret artışları, daha yılın ikinci ayında gelen zamlarla vatandaşın cebinden geri alınmıştır” dedi. Tarım ve nakliyenin akaryakıttan etkilenmesinin başta gıda olmak üzere her kesime olumsuz yansıyacağını söyleyen Ömer Fethi Gürer, “Bir TIR deposunda 3.540 TL, bir traktör deposunda 708 TL ek maliyet oluştuğuna dikkat çekti. Gürer, “100 dönüm tarlasını süren çiftçinin 32 litrelik mazotu daha yola çıkmadan buhar oldu. Bu, AKP iktidarının eseridir!” dedi. Tarım, lojistik ve ulaşım sektörlerindeki fahiş maliyet artışlarını kalem kalem anlatan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, akaryakıt fiyatlarının ulaştığı "60 lira" eşiğinin Türkiye ekonomisinde yeni sorunlara yol açtığını örneklerle açıkladı. Gürer, sadece 55 günde yaşanan bu artışın, tarladaki çiftçiden otobüs bekleyen emekliye kadar herkesi nasıl etkilediğini örneklerle ortaya koydu. ÇİFTÇİNİN 100 DÖNÜMDEKİ "ZAM KAYBI" CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çiftçinin en temel üretim aşaması olan tarla sürümündeki maliyet artışına dikkat çekti. Gürer, “Bir çiftçimiz 100 dönüm tarlasını sürmek için ortalama 300 litre mazot yakıyor. 1 Ocak’ta bu mazota 16.275 TL ödeyen çiftçi, bugün 18.045 TL ödemek zorunda kalıyor. Daha tohumu toprakla buluşturmadan, sadece 100 dönümde 1.770 TL fazladan ödeme yapıldı. Oysa bu 1.770 TL ile Ocak ayında 32 litre daha mazot alınabiliyordu. Şimdi o 32 litre adeta buhar oldu, uçtu” dedi. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin başladığı dönemde mazotun litre fiyatının 5,32 TL olduğunu hatırlatan Gürer, bugün litre fiyatının 61 liraya ulaştığını belirtti. Gürer, “Çiftçinin alın teri mazot hortumuyla çekiliyor. Bölgelere göre fiyatlar değişse de artış hep olumsuz yönde. İktidar seçimden seçime bulunan petrol keşifleriyle övünürken, her keşfin ardından akaryakıta zam gelmesi de ayrıca düşündürücüdür” ifadelerini kullandı. ZAM İLE TIRCI DEPODA 3 BİN 500 TL KAYBETTİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TIR ve nakliyecilik sektöründe yaşanan maliyet artışlarına dikkat çekti. Gürer, işsizlik ve artan işletme giderleriyle ayakta kalmaya çalışan nakliyecilerin, yılbaşından bu yana mazota yapılan peş peşe zamlarla daha da zor durumda kaldığını belirtti. Gürer, “TIR, otomobil, traktör ve kamyonların depo maliyetleri ciddi şekilde arttı. 600 litrelik bir TIR deposu Ocak ayında 32.550 TL’ye dolarken, bugün 36.090 TL’ye doluyor. Tek depoda oluşan 3.540 TL’lik fark; taşınan her bir koli sütün, her bir çuval unun fiyatına zam olarak yansıyor. Nakliyeci kontağı çevirse zarar ediyor, çevirmese aç kalıyor” dedi. Gürer ayrıca, “İstanbul’dan Ankara’ya 441 kilometrelik yolda bir TIR, yalnızca yakıt için iki ay öncesine göre yaklaşık 1.000 TL daha fazla harcıyor. Bu gider artışı, tüketicinin markette ödediği gıda başta olmak üzere tüm ürün fiyatlarına yansıyacaktır” ifadelerini kullandı. EMEKLİ ASGARİ ÜCRETLİ ŞEHİR DEĞİŞTİREMEZ OLDU CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, "480 litrelik bir otobüs deposu bugün 28.872 TL'ye doluyor. Ocak ayına göre fark tam 2.832 TL! Emekli, öğrenci, asgari ücretli Ankara'dan İstanbul'a gitmesi dahi gelire göre lüks oldu,” ifadelerini kullandı. MAZOT DEPREMİ Gürer, yaşanan artışın büyüklüğünü örneklerle kıyasladı: "Ocak ayında bir otomobil deposunu (55L) doldurduğunuz parayla, bugün deponun ancak 50 litresini doldurabiliyorsunuz. 5 litre mazotunuz daha yola çıkmadan zamlar ile uçtu. 120 litrelik traktör deposu 1 Ocak'ta 6.510 TL'ydi, şimdi 7.218 TL. İki ayda oluşan 708 TL'lik fark ile ocak ayında çiftçi sürekli fiyatı artan gübreden bir çuval alabiliyordu. Şimdi o gübre buhar oldu!" dedi. ZAM ZİNCİRİ HALKI BOĞUYOR! CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, iktidarın enflasyon politikalarını eleştirerek şunları söyledi: “AKP iktidarı ‘enflasyonla mücadele ediyoruz’ diyor ancak enflasyonun ana damarı olan akaryakıta yılbaşından bu yana zam yapıyor ve mazotun litre fiyatını 61 liranın üzerine çıkarıyor. Mazota zam geldiğinde çiftçi çöker, nakliyeci ve tırcı zor durumda kalır. Yediğimiz, içtiğimiz tüm gıda ürünlerinin fiyatı artar. Sanayicinin gideri yükselir, ulaşıma zam gelir. Otobüs bilet fiyatlarının artması, öğrencinin bayramda ailesinin yanına gitmesini bile zorlaştırır. Markette et fiyatı sıçrar, ekmek fiyatı yükselir. Bu bir zincirdir ve o zincir bugün halkın boğazına dolanmıştır.”

CHP'li Rızvanoğlu:"Milli Parklar Rant Alanı Değildir" Haber

CHP'li Rızvanoğlu:"Milli Parklar Rant Alanı Değildir"

CHP Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, TBMM Genel Kurulunda Milli Parklar Kanun Teklifi görüşmelerinde tümü üzerine yaptığı konuşmada, teklifin doğa koruma yaklaşımını zayıflattığını, korunan alanları ticari işletme mantığına açtığını ve anayasal koruma ilkeleriyle çeliştiğini belirtti. Rızvanoğlu, “Milli parklar ve benzeri korunan alanlar bu ülkenin ekolojik güvenlik altyapısıdır. Nasıl ki sınırlarımızı askeri hatlarla koruyorsak, iklim krizine, kuraklığa ve gıda güvensizliğine karşı da doğal savunma hattımız da milli parklar ve benzeri alanlardır. Bu teklifle iktidar savunma sistemimizi çökertmek istiyor.” “Bu teklif, doğayı koruma politikasından işletme anlayışına geçiştir” Konuşmasında teklifin yalnızca teknik bir düzenleme olmadığını, doğa yönetimi anlayışında köklü bir değişimi temsil ettiğini vurgulayan Rızvanoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Görüşmekte olduğumuz Milli Parklar kanun teklifi, yaşam alanlarımızın nasıl korunacağını ve gelecek kuşaklara nasıl bir ülke bırakacağımızı belirleyecek bir dönüm noktasıdır. İktidarın getirdiği bu teklif, doğayı koruma politikasından uzaklaştırıyor ve doğayı işletme anlayışına geçiriyor. Türkiye’de doğal alanlar üzerindeki baskının son yıllarda belirgin biçimde arttığını ifade eden Rızvanoğlu, “Biz bunu, Akbelen’de şirket lehine yapılan kamulaştırmalarda gördük. Kazdağları’nda yabancı bir şirket, on binlerce ağacı keserken gördük. Marmaris kıyılarına dikilen devasa otelde gördük. Kanal İstanbul uğruna tarım alanlarının ranta açılmasında gördük. MAPEG tarafından son yayınlanan, köy, orman, mera demeden satışa çıkarılan ruhsat satışında gördük.” dedi. “Korunan alanların koruma kalkanı zayıflatılıyor” Teklifle milli parkların Turizm Teşvik Kanunu kapsamına alındığını, uzun devreli gelişme planlarının devre dışı bırakıldığını, yapılaşma ve işletme faaliyetlerinin özel şirketlere açıldığını, uzun süreli işletme haklarıyla kamusal korumanın zayıflatıldığını ve adı milli park olan ancak karakteri değişmiş alanlar yaratılacağını belirten Rızvanoğlu, teklifin ortaya çıkaracağı tabloyu şu sözlerle değerlendirdi: “Yani korunan değil, parçalanmış; işletilen; gelecek kuşaklara bırakılan değil, bugünün rantına açılmış alanlar… Oysa milli park ve benzeri korunan alan dediğiniz yerde bunlar olmaz. Çünkü buralar bilimsel değeri yüksek, nadir bulunan ve korunması gereken alanlardır. Buralar; kurdun, kuşun, ağacın, suyun kendi dengesi içinde yaşayabildiği yaşam alanlarıdır. Buralar, kısa vadeli kazançların değil, uzun vadeli kamu yararının gözetildiği, gelecek kuşaklara bırakmamız gereken ortak mirasımızdır. Ve bu miras hiçbir iktidarın tasarruf alanı olamaz Çünkü buralar milletimizindir! Ve bu alanlar enerji nakil hatlarının güzergâhı olsun diye değil, ekosistemin sürekliliği sağlansın diye varlar. Turizm yatırımları artsın diye değil, doğal denge bozulmadan gelecek kuşaklara aktarılabilsin diye varlar. En önemlisi, ülkenin toprağı, suyu, havası ve yaşam güvencesi tükensin diye değil, ayakta kalsın diye varlar. İşte bu yüzden Milli Parklar Kanununun mantığı ve özü aslında çok açık: Önce koruma, sonra kullanım. Bugünkü teklif ise bu sıralamayı tersine çeviriyor; önce kullanmayı, sonra mümkünse, eğer geriye bir şey kalırsa korumayı öneriyor. Yani iktidar doğayı koruyan hukuk düzenini tersine çevirmek istiyor. Üstelik bu teklifte sorun yalnızca doğa koruma sorunu da değil; çok açık Anayasa ihlalleri var. “Teklif açık Anayasayla” Rızvanoğlu konuşmasında, teklifin yalnızca çevre politikası açısından değil, Anayasa’nın doğayı ve doğal varlıkları korumaya ilişkin temel hükümleri bakımından da ciddi sakıncalar içerdiğini vurguladı. Anayasa’nın 169’uncu maddesinin ormanların korunması ve yönetiminin devlete ait olduğunu açıkça düzenlediğini hatırlatan Rızvanoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı: “Ormana zarar verebilecek hiçbir faaliyete izin verilemeyeceğini hüküm altına alan Anayasa’ya rağmen, bu teklif korunan alanların anayasal koruma zeminini fiilen zayıflatmaktadır.” Anayasa’nın 168’inci maddesine göre doğal kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu belirten Rızvanoğlu, korunan alanların uzun süreli tahsisler yoluyla özel işletmelere açılmasının bu hükümle bağdaşmadığını ifade etti: “Doğal kaynakların devlet tarafından korunması gerekirken, bu düzenleme korunan alanları uzun süreli tahsislerle fiilen özel işletme alanlarına dönüştürecek bir kapı aralamaktadır.” Anayasa’nın 63’üncü maddesinin ise devletin tarih, kültür ve tabiat varlıklarını koruma yükümlülüğünü açık biçimde ortaya koyduğunu hatırlatan Rızvanoğlu, milli parkların bu anayasal sorumluluğun sahadaki en önemli karşılığı olduğunu belirtti: “Koruma statülerini güçlendirmek yerine işletme izinlerini genişleten bir yaklaşım, devletin anayasal koruma yükümlülüğüyle açık biçimde çelişmektedir.” “Bu teklif doğayı koruma politikasından işletme anlayışına geçiştir” Teklifin detaylarının incelendiğinde kurumlar arası izin ve görüş süreçlerinin büyük ölçüde devre dışı bırakıldığını belirten Rızvanoğlu, yetkilerin Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde toplanmasının denetim ve şeffaflık açısından ciddi riskler yarattığını ifade etti. Teklifin 5’inci maddesiyle milli parklar içerisinde yol, enerji hattı ve boru hattı gibi altyapı yatırımlarına izin verilebilmesinin öngörüldüğünü belirten Rızvanoğlu, bu düzenlemenin hassas ekosistemleri yatırım baskısına açık hale getireceğini vurguladı. Teklifin 6’ncı maddesiyle korunan alanlardaki tesis ve hizmetlerin özel şirketler tarafından işletilebilmesinin kapsamının genişletildiğini belirten Rızvanoğlu, bunun koruma önceliği yerine ticari işletme mantığını öne çıkaran bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Teklifin 7’nci maddesine de dikkat çeken Rızvanoğlu, korunan alanlardaki kaçak yapılar için yalnızca yıkım seçeneği yerine “Genel Müdürlükçe değerlendirme” seçeneğinin getirilmesinin, kaçak yapılaşmayı önlemek yerine fiilen meşrulaştırma riski taşıdığını belirtti. Korunan alanlarda kaçak yapıların kaldırılması ve alanın eski haline getirilmesinin koruma hukukunun temel gereği olduğunu ifade etti. “Milli parklar ve benzeri korunan alanlar ülkenin doğal savunma hattıdır” Milli parkların yalnızca rekreasyon alanları değil, iklim krizi, kuraklık ve gıda güvenliği risklerine karşı ülkenin ekolojik güvenlik altyapısı olduğunu vurgulayan Rızvanoğlu şu ifadeleri kullandı: “Bu iktidarın doğayı korumak gibi bir niyeti yok! Bakın bu teklifin özü iktidar için nedir biliyor musunuz? Para, para, para! Peki doğa için? zarar. Halk için, zarar. Çiftçi için, zarar. Neden mi? Çünkü Milli parklar ve korunan alanlar birer ‘mesire alanı’ değildir. Buralar bu ülkenin ekolojik güvenlik altyapısıdır. Nasıl ki sınırlarımızı askeri hatlarla koruyorsak, iklim krizine, kuraklığa ve gıda güvensizliğine karşı da doğal savunma hattımız da milli parklar ve benzeri alanlardır. Bu teklifle iktidar savunma sistemimizi çökertmek istiyor. Oysa devlet dediğiniz yapı, krizlere karşı toplumu korumak için vardır. İktidar ise kriz çağında koruma statülerini esnetiyor. Bizim tercihimiz açıktır: Doğayı ekonomik faaliyetin arkasına dizen değil, ekonomiyi doğanın sınırları içinde planlayan bir devlet anlayışı. Evet, Doğayı iyi yönetemezsek, yarın karşılaşacağımız zararların altından kalkmamız mümkün olamaz. Bugün ülkenin dört bir yanındaki sellerin nelere yol açtığını hep birlikte görüyoruz. Keza yazın orman yangınları da aynı şekilde. Gelecekte karşılaşacağımız daha büyük doğal felaketlere karşı çok iyi hazırlanmamız gerekiyor. Bunun için de doğayı iyi yönetmemiz şart. Doğayı şirket çıkarlarına feda edecek lüksümüz yok! O yüzden bu ülke şirket mantığıyla yönetilemez. Bu topraklar kısa vadeli kâr hesaplarına teslim edilemez. Devlet dediğiniz yapı; geleceği bugüne karşı korumak için vardır. Geleceğin avansını şimdiden tüketmek için değil. Bu yüzden biz, geleceğe karşı empatisiz bir rant düzenine değil, bilimle yönetilen, adaletle korunan bir Türkiye’ye talibiz.” dedi. “Koruma politikalarını bilimsel temelde yeniden kuracağız” Cumhuriyet Halk Partisi’nin doğa koruma politikalarına ilişkin yaklaşımını da paylaşan Rızvanoğlu, “Milletimizin desteğiyle sorumluluk üstlendiğimizde, doğa koruma politikalarını İktidardan farklı bir anlayışla ele alacağız. Doğa korumayı nasıl yöneteceğimiz, hangi ilkeleri esas alacağımız ise şimdiden açık ve net. Yeni parti programımızda yazdık. Doğa koruma politikalarını bilimsel temelde yeniden kuracağız. Doğal alanlarda ekosistem izlemelerini düzenli olarak yapacağız ve verileri şeffaf biçimde kamuoyuyla, paylaşılacağız. En önemlisi iktidarın yaptığının aksine; Milli parkların, tabiat parklarının ve sulak alanların sayısı artıracağız, koruma statüleri güçlendireceğiz! Biz bu ülkenin ormanını, suyunu, toprağını günübirlik çıkar hesaplarına teslim etmeyeceğiz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.