Hava Durumu

#Ithalat

Kırsal Haber - Ithalat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ithalat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ağustos Ayında Üretici ile Market Arasındaki Makas Açıldı: Zirvede Limon Var Haber

Ağustos Ayında Üretici ile Market Arasındaki Makas Açıldı: Zirvede Limon Var

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ağustos ayı tarım ve gıda piyasalarındaki fiyat değişimlerini, üretici-market arasındaki uçurumu ve girdi maliyetlerindeki son durumu kamuoyuyla paylaştı. Ağustos ayında üretici ile market arasındaki fiyat farkı rekor seviyelere ulaşırken, bu farkın en fazla görüldüğü ürün yüzde 748,4 ile limon oldu. ​Üretici ve Market Arasındaki Fiyat Uçurumu Derinleşiyor ​Ağustos ayında üreticide çok ucuz olan tarım ürünlerinin market raflarında katbekat fiyatlarla satılması dikkat çekti. Bayraktar’ın açıkladığı verilere göre, üretici ve market fiyatları arasındaki en yüksek farklar şu şekilde sıralandı: ​Limon: Üreticide 10 TL olan limon, markette 84,84 TL’ye satılarak 8,5 kat (yüzde 748,4 fark) fiyata ulaştı. ​Havuç: 10,66 TL'den üreticiden çıkan havuç, markette 51,20 TL (yüzde 380,3 fark) oldu. ​Elma: 18,75 TL olan elma, market raflarında 89,60 TL’den (yüzde 377,9 fark) alıcı buldu. ​Kabak: Üretici fiyatı 16,02 TL iken markette 54,61 TL’ye (yüzde 240,9 fark) yükseldi. ​Yeşil Soğan: 17,33 TL olan yeşil soğan, markette 58,83 TL’den (yüzde 239,4 fark) satıldı. ​Markette ve Üreticide En Çok Hangi Ürünler Etkilendi? ​Ağustos ayında markette 37 ürünün 19’unda fiyat artışı yaşanırken, 18 üründe düşüş görüldü. Üretici cephesinde ise incelenen 29 üründen 9’u zamlanırken, 13’ünde ucuzlama, 7’sinde ise fiyat değişimi olmadı. ​Öne Çıkan Değişimler: ​Markette Fiyatı En Çok Artan: %37,8 oranındaki artışla yumurta oldu. Yumurtayı yeşil fasulye, yeşil soğan, marul ve kuru incir izledi. ​Markette Fiyatı En Çok Düşen: %34,2 düşüşle sivribiber oldu. Sivribiberi kuru soğan, kuru üzüm, şeftali ve kırmızı mercimek takip etti. ​Üreticide Fiyatı En Çok Artan: %39,9 ile yine yumurta liderliği kimseye bırakmadı. ​Üreticide Fiyatı En Çok Düşen: %75 azalışla rekor düzeyde ucuzlayan ürün limon oldu. ​Fiyat Değişimlerinin Temel Nedenleri Nelerdir? ​TZOB raporunda, ürün bazında yaşanan fiyat hareketlerinin ardındaki arz ve talep dengeleri detaylandırıldı: ​Limon ve Kuru Soğan: Limonda, geçen yıldan depolanan ürünlerin arzı sürerken erkenci çeşitlerin de piyasaya girmesi fiyatları aşağı çekti. Kuru soğanda ise Orta Anadolu’daki hasat yoğunluğu ve devam eden ithalat fiyatları düşürdü. ​Patates: Afyonkarahisar, Denizli, Amasya, Niğde ve Nevşehir gibi merkezlerde yazlık patates sökümünün aynı döneme denk gelmesi arzı patlattı. Önceki dönem fiyat yüksekliği nedeniyle üreticinin hızlı söküme yönelmesi de fiyatları baskıladı. ​Yumurta: Üretim maliyetlerindeki (yem, enerji, nakliye) artışlar ve sektördeki planlama eksikliğinden doğan arz-talep dengesizliği fiyatları yukarı taşıdı. ​Marul ve Maydanoz: Üretimde beklenen daralmaların yanı sıra, Samsun’un Çarşamba ilçesinde yaşanan aşırı yağışlar ve seraların su altında kalması ürün kayıplarına yol açarak fiyatları artırdı. ​Girdi Maliyetlerindeki Yıllık Artış Üreticiyi Zorluyor ​Tarım sektörünün en büyük sorunlarından biri olan girdi maliyetlerindeki tırmanış Ağustos ayında da devam etti. Son bir yıllık veriler, tarımsal enflasyonun boyutunu gözler önüne serdi: ​Gübre Fiyatları: Aylık bazda DAP gübresi yüzde 4,5, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 4,4 artarken; yıllık bazda amonyum nitrat gübresi yüzde 61,2, amonyum sülfat yüzde 55,2, 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 32,7 ve DAP gübresi yüzde 25,3 oranında zamlandı. ​Yem ve Enerji: Süt ve besi yemleri aylık bazda yataya yakın artsa da yıllık bazda besi yemi yüzde 34,5, süt yemi yüzde 31,8 oranında arttı. Elektrik fiyatları yıllık yüzde 25,1 yükseldi. ​Mazot: Çiftçinin en temel masraf kalemlerinden olan mazot, aylık yüzde 7 artış gösterirken, yıllık bazda yüzde 57,9 oranında zamlandı. Tarım ilacı fiyatlarındaki yıllık artış ise yüzde 27,8 oldu.

Gürer: "Nohut Üretenin de Tüketenin de Canını Acıtıyor" Haber

Gürer: "Nohut Üretenin de Tüketenin de Canını Acıtıyor"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin önemli bakliyat ürünlerinden nohutta üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkına, artan ithalata ve yükselen girdi maliyetlerine dikkat çekti. Gürer, “Üretenin kazanmadığı, tüketenin pahalı ürün aldığı ve en yoğun tükettiğimiz baklagillerde dahi sorunun oluştuğu bir süreçteyiz” dedi. NOHUT KENDİ KENDİNE YETERLİ DENİYOR, İTHALAT ARTIYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bakliyatta ülkemizde en çok üretilen ve tüketilen ürünlerden biri nohut. Nohut kendi kendine yeterli olduğu halde son yıllarda nohut ithalatımız da arttı.2002 yılında 590 bin ton Nohut üretimi vardır. Nüfusumuz ve farklı ülkelerden göç ile 30 milyona yakın arttı. TÜİK 2026 yılı için Bitkisel Üretim mayıs ayı Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre 510 bin ton olması öngördü. Nohut tüketimi daralması talebi düşürmesi ile kendi kendine yettiği belirtilse de kişi başı tüketime göre de açık var. İthalatla süreç devam ediyor” dedi. Ömer Fethi Gürer, ithalattaki artışın Türkiye’nin nohutta yeniden açığa sürüklendiğini gösterdiğini söyledi. Gürer, “Nohut ithalatının son 5 yılda yaklaşık 4 kat artması, nohutta ülkemizde açığın varlığını da gösteriyor. İthal de ediyoruz, ihraç da ediyoruz” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin en çok tükettiği baklagillerden birinin nohut olduğunu belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Nohudun şu anda üreticideyken fiyatı düşük. Aracıdan rafa uzandığında fiyat 3-4 kat artıyor” diye konuştu. 2025’TE 330 BİN TON NOHUT İTHAL ETTİK Nohut ithalatı için yurt dışına ödenen dövize dikkat çeken Gürer, “2025 yılında 330 bin 737 ton ithal nohuta 262 milyon 123 bin dolar ödemişiz. 2026 yılının ilk yarısında 132 bin 334 ton nohut ithal etmişiz. 94 milyon 860 bin dolar yurt dışına dövizimiz gitmiş” dedi. Nohudun yoğun olarak ekildiği bölgelerin Ankara, Yozgat ve Konya olduğunu belirten Gürer, Türkiye’nin farklı ülkelerden nohut ithal ettiğini söyledi. TBMM Tarım Orman ve Köy İşleri Komisyon Üyesi CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Rusya’dan, Meksika’dan, Kanada’dan, Kazakistan’dan ithal nohut getiriyoruz. Irak’a, Suriye’ye, Pakistan’a da nohutu ihraç ediyoruz” ifadelerini kullandı. ÜRETİCİ 28-42 LİRAYA SATIYOR, RAFTA 120-170 LİRA Nohut fiyatlarının bölge ve kaliteye göre değiştiğini belirten Ömer Fethi Gürer, üreticinin elinden çıkan ürün ile tüketicinin markette karşılaştığı fiyat arasındaki farkın büyüklüğüne dikkat çekti. Üreten kazanamıyor. Tüketici nohut almakta zorlanıyor .Fiyat dengesizliği emekli, asgari ücretli için alımı güçleşen ürünler arasında” dedi. Ömer Fethi Gürer, “Fiyat kaliteye göre şu anda değişiyor. Ülkemizde farklı bölgelerde 28 lira ile 42 lira arasında kilo fiyatıyla nohut satışı gerçekleşiyor. Üreticiden çıktıktan sonra rafa gidiyor. 120 lira ile 170 lira arasında kilo fiyatı değişen nohut satışı var” diye konuştu. GİRDİ MALİYETLERİ ÜÇE KATLADI Nohut üretimindeki girdi maliyetlerinin yıllar içinde büyük ölçüde arttığını belirten Ömer Fethi Gürer, 2024, 2025 ve 2026 yıllarındaki fiyat değişimlerine dikkat çekti. “2024 yılında tohum 25 bin, ilaç 15 bin, nohut 30 bin liradan tonu satılıyor.2025 yılına ilişkin ise “Tohum 40 bin, ilaç 20 bin, nohudun tonu 32 bin liradan satılıyor. 2026 yılında maliyetlerin daha da yükseldi. Tohum 65 bin liraya çıkmış. İlaç 35 bin liraya çıkmış. Nohut 32 bin 100 liradan satılıyor. Yerköy’de görüştüğüm nohut üreticisi Sancak Yılmaz diyor ki, ‘Vekilim, bizim girdi maliyetleri üçe katladı. Hâlâ nohutu 32 liradan satamıyoruz. Biz bu işi nasıl sürdüreceğiz diyor” diye konuştu. TOPRAK MAHSULLERİ OFİSİ ÇİFTÇİNİN YANINDA DURMALI CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, üreticinin maliyetlerini karşılayabilmesi ve nohut üretiminin devamlılığının sağlanabilmesi için Toprak Mahsulleri Ofisi’nin devreye girmesinin destekleyici bir fiyat olması gerektiğini belirterek, “Bu durumda Toprak Mahsulleri Ofisinin çiftçinin yanında durup nohutu girdi maliyetleri makul bir şekilde alması lazım ki önümüzdeki yıllarda da nohutla açığımız artmasın. Üretici üretsin” dedi. Üreticinin yeterli kazanç sağlayamadığında ürün desenini değiştirdiğini ifade eden Gürer, “Nohutta üretici para kazanamadığı için ürün desenini değiştiriyor. Aslında nohut ülkenin çok yerinde yetişebiliyor ama üretici para kazanmayınca nohut üretiminden uzaklaşıyor” diye konuştu. NOHUTUMUZ İTHAL, FASULYEMİZ İTHAL, MERCİMEĞİMİZ İTHAL CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin temel bakliyat ürünlerinde ithalata bağımlı hale gelmesini eleştirerek, “Nohutumuz ithal, fasulyemiz ithal, mercimeğimiz ithal. Baklagillerde dahi ithale mecbur kalmamızın nedeni yanlış tarım politikaları” ifadelerini kullandı. Tarım politikalarının üretim planlaması ve maliyetlerin düşürülmesi temelinde yeniden ele alınması gerektiğini belirten Gürer, “Uygulamalarda ürün deseninin doğru belirlenip verime göre üretimin varlığı sağlansa, girdi maliyetleri düşürülse, ilacında, tohumunda, gübresinde, sulama suyunda, elektriğinde, mazotunda çiftçinin yanında duran bir anlayış olsa bizim kendi kendine yeten tarım ürünlerimizin varlığında artış yaşarız” dedi. ŞU ANDA AÇIĞIMIZ VAR VE İTHALATA MECBUR KALIYORUZ Türkiye’nin kendi kendine yeterli tarım ürünlerinin üretimini artırabilecek potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Gürer, mevcut politikalar nedeniyle ithalatın arttığını söyledi. Ömer Fethi Gürer, “şu anda açığımız var ve ithalata da mecbur kalıyoruz” dedi. CHP’li Ömer Fethi Gürer, “Nohut hasadının başladığını ve üreticinin ürününü satarken yeterli kazancı elde edemediğini belirterek “hasat başladı. Nohut üreticisi satarken para kazanamıyor. 32 liradan Yozgat’ta nohut satılıyor. Niğde’de nohut ekim alanı daraldı. Fasulyede ekim arttı. Onda da üretici yıllara göre farklı sorunlar yaşıyor ” diye konuştu. ÜRETEN KAZANMIYOR, TÜKETEN PAHALIYA ALIYOR Üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkının tarımdaki yapısal sorunu ortaya koyduğunu belirten CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Rafa gidiyorsunuz, 120 lira ile 170 lira arasında kaliteye, markaya göre değişen nohut tüketici almak zorunda kalıyor. Üretici maliyetine satamadığı ürünün raf fiyatında bu aşırı artışta bakanlıkların çözeceği bir süreçtir” ifadelerini kullandı. Gürer, nohut üzerinden yaşanan sorunun yalnızca bir ürünün fiyatı olmadığını, üretimden tüketime kadar uzanan bir tarım politikası sorununa dönüştüğünü belirterek, “Üretenin kazanmadığı, tüketenin pahalı ürün aldığı ve en yoğun tükettiğimiz baklagillerde dahi sorunun oluştuğu bir süreçteyiz.” dedi. TMO KİMDEN MERCİMEK ALACAK? CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TMO’nun yeşil mercimek alım kararını olumlu ancak geç kalmış bir açıklama olarak değerlendirdi. Gürer, “TMO, 2026 dönemi natürel yeşil mercimek alım fiyatını ton başına 32 bin lira olarak belirledi. Alımlara 31 Ağustos tarihinde başlanacağını duyurdu. Yeşil mercimekte 2020-2026 döneminde 541 bin 63 ton ithalat yapılmış ve yaklaşık 470,5 milyon dolar ödeme gerçekleştirilmiştir. Yeşil mercimek ithalatı 2020’den 2025’e kadar önemli ölçüde artmıştır. 2020’de 52 bin 387 ton olan ithalat, 2025’te 118 bin 999 tona yükselmiştir. Bu artış yaklaşık yüzde 127 düzeyindedir. Kırmızı ve yeşil mercimekte ithalatçı ülke konumuna gelince mercimek üreticisi akıllara nihayet geldi. Ancak geç geldi. TMO, iki gün sonra mercimek alacakmış. Çiftçi, 22 TL’ye ürününü tüccara sattı. Çiftçinin elinde mercimek neredeyse tükendi. TMO bu alımı mercimek hasadı başlamadan önce duyurmalıydı. En azından temmuz ayında duyursaydı çiftçi ürününü tüccara 21-22 TL’den satmak zorunda kalmazdı. Tüccar, çiftçinin kotasını kullanıp 32 TL’den TMO’ya ürün satacaktır. Aracıların bunu nasıl yapacağını hepimiz biliyoruz. Çiftçiden 21-22 TL’ye aldığı ürünü 20 gün içinde 32 TL’ye satacaktır. Yine kazanan çiftçi olmayacaktır. Bu süreçler doğru planlama ve öngörü ile yönetilirse çiftçiye fayda sağlar.” dedi.

SO-DER Başkanı Kaya: "Yerli Üretici Haksız Rekabetle Karşı Karşıya" Haber

SO-DER Başkanı Kaya: "Yerli Üretici Haksız Rekabetle Karşı Karşıya"

Soğan Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği (SO-DER) Yönetim Kurulu Başkanı Reşit Kaya, yaptığı açıklamada soğan ithalatı politikalarına ve yerli üreticinin yaşadığı maliyet krizine dikkat çekti. SO-DER Başkanı Kaya yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Kamuoyunun malumu olduğu üzere, 31 Ağustos 2026'ya kadar yürürlükte olması planlanan ithal soğandaki gümrük vergisi indirimi (%49'dan %5'e), 31 Ocak 2027'ye uzatılmıştır. Bu kararın ardından ülkemize başta Mısır, Özbekistan ve İran'dan yaklaşık 50.000 ton soğan girişi gerçekleşmiştir. Ne yazık ki bugün itibarıyla yerli soğan fiyatları, üretim maliyetinin altına düşmüş durumdadır. ​SO-DER olarak hiçbir siyasi oluşum değil, Türkiye'nin dört bir yanından gelen üreticilerimizin ortak sesiyiz. Tek gayemiz; vatanını seven, üretime gönül vermiş çiftçilerimizin sahadaki gerçeklerini yetkililere doğru aktarmak ve ülke ekonomisine katkı sunmaktır. ​Sahadaki Gerçekler ve Yaşanan Çelişkiler "Üreticimiz; 82 TL mazot, 40 TL gübre ve kilogram başına 5 TL hasat işçilik maliyetiyle üretim yaparken, rekabetin bir kısmı tarlada kalmakta veya değerlendirilememektedir." ​Geçmişte dış pazarda rakibimiz olan bazı ülkelerin çok daha düşük girdi maliyetleriyle (örneğin 1 TL mazot, 3 TL gübre, 1 TL işçilik) ürettikleri ürünlerle iç pazarımızda bizimle rekabet etmesi, yerli üreticiyi haksız bir rekabetle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu durum sürdürülebilir değildir. ​Bugün ithalatçı firmaların dahi 22 TL'ye mal ettiği soğanı 12 TL'ye bile satamadığını üzülerek gözlemliyoruz. Ülke içindeki gerçek arz-talep dengesi sağlıklı analiz edilmeden açık büfe ile yapılan bu ithalat politikası, fazla ürünlerin çürümeye terk edilmesine ve milli servetimizin ziyan olmasına yol açmaktadır. ​Yerli Üretim Gücümüz ve Beklentimiz Şunu özellikle vurgulamak isteriz: Artık soğan üretimi yalnızca Adana, Hatay, Polatlı, Amasya ve Çorum gibi geleneksel bölgelerle sınırlı değildir. Deniz seviyesinden 1.100 rakıma kadar; Şanlıurfa'dan Diyarbakır'a, Tekirdağ'dan Erzurum'a kadar ülkemizin dört bir yanında soğan ekilmektedir. İthalat olmasa dahi yerli üretimimiz, iç talebi fazlasıyla karşılayacak kapasitededir. ​Sürdürülebilir tarım için üreticimizin emeğinin karşılığını alması şarttır. Mevcut girdi maliyetleri ve makul bir kâr marjı göz önüne alındığında ne üreticiyi ne de tüketiciyi mağdur etmeyecek 25 TL seviyesinde adil bir taban fiyat beklentimiz bulunmaktadır. ​Yetkililere Çağrı Bu vesileyle başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Ticaret ve Tarım Bakanlıklarımıza saygıyla sesleniyoruz: ​Hasadın en yoğun olduğu bu dönemde yerli üreticimizin yanında olunmalıdır. 31 Ocak 2027'ye kadar uzatılan gümrük muafiyeti kararından ivedilikle vazgeçilmelidir. Yerli emeği ve milli üretimi koruyacak kalıcı düzenlemeler hayata geçirilmelidir. ​Üreticimizin alın teri kurumadan, devlet büyüklerimizin bu konuda gereken adımı atacağına olan inancımız tamdır."

Kuru Soğan İthalatında %5 Vergi Dönemi Uzatıldı! Haber

Kuru Soğan İthalatında %5 Vergi Dönemi Uzatıldı!

Resmî Gazete'nin 27 Ağustos 2026 tarihli sayısında yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile kuru soğan ve yağlık ayçiçeği tohumu ithalatında gümrük vergisi oranları ve geçerlilik süreleri yeniden düzenlendi. Resmî Gazete'de yayımlanan 11644 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'na göre, kuru soğan ve yağlık ayçiçeği tohumu ithalatında uygulanacak yeni gümrük vergisi oranları ile takvimleri netleşti. ​Kuru Soğan İthalatında %5 Vergi Dönemi 31 Ocak 2027'ye Kadar Uzatıldı ​İthalat Rejimi Kararında Değişiklik Yapılmasına İlişkin Karar kapsamında, 7. fasılda yer alan kuru soğan ithalatında gümrük vergisi oranı %5 olarak belirlendi. ​Bu oran, 31 Ocak 2027 tarihine kadar (bu tarih dahil) geçerli olacak. Söz konusu %5'lik vergi oranı uygulaması Bosna-Hersek, Singapur Cumhuriyeti ve Kosova haricindeki ülkelerden yapılan ithalatları kapsayacak. ​Yağlık Ayçiçeği Tohumunda Dönemsel Gümrük Vergisi Getirildi ​Kararın 2. maddesi ile 12. fasılda yer alan yağlık ayçiçeği tohumu ithalatına yönelik dönemsel gümrük vergisi düzenlemesi hayata geçirildi. Buna göre ilgili GİP kodlarındaki ürünler için gümrük vergisi %12 olarak uygulanacak. ​Uygulama Takvimi: %12'lik vergi oranı yılın tamamında değil, yalnızca şu iki dönemde geçerli olacak: ​1 Ocak – 15 Haziran tarihleri arasında (bu tarihler dahil) ​1 Ekim – 31 Aralık tarihleri arasında (bu tarihler dahil) ​Karar Yürürlüğe Girdi ​1567, 474, 3283, 4458 ve 2976 sayılı kanun hükümlerine dayanarak alınan bu karar, Resmî Gazete'de yayımlandığı gün olan 27 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla yürürlüğe girdi.

Muğla'da Sakız Hasadı Başladı Haber

Muğla'da Sakız Hasadı Başladı

Muğla’da, Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü tarafından 2015 yılında uygulamaya konulan Tıbbi Aromatik ve Boya Bitkilerinin Geliştirilmesi Projesi (TAB Projesi) kapsamında kurulan sakız bahçelerinde ilk hasat heyecanı yaşanıyor. Muğla'da sakız yetiştiriciliğinin geliştirilmesi amacıyla yürütülen projeler kapsamında yaklaşık 100 dekar alanda sakız üretimi gerçekleştiriliyor. Kavaklıdere ve Yatağan ilçeleri dışındaki ilçelerde devam eden çalışmalarla sakız üretim alanlarının artırılması hedefleniyor. 11 YILLIK EMEĞİN KARŞILIĞI ALINIYOR Morfolojik yapısı gereği yavaş büyüyen ve hasat olgunluğuna ulaşması uzun yıllar alan sakız bitkisi, sabır ve uzun soluklu bir üretim süreci gerektiriyor. 2015 yılında dikimleri gerçekleştirilen sakız bahçelerinde, 2026 yılı itibarıyla sakız üretimine başlanmasıyla yaklaşık 11 yıllık emeğin karşılığı alınmaya başlandı. Gastronomiden gıda sektörüne, kozmetikten farklı endüstriyel alanlara kadar geniş bir kullanım alanına sahip olan sakız, Türkiye’de yeterli miktarda üretilemediği için iç talebin önemli bir bölümü ithalat yoluyla karşılanıyor. Muğla’da yürütülen projelerle birlikte, ülkenin sakız ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlanması ve dışa bağımlılığın azaltılması hedefleniyor. Muğla'da dekara yaklaşık 50 adet sakız bitkisi dikilirken, ağaç başına ortalama 250 gram ile 1 kilogram arasında sakız elde edilebiliyor. Üretilen sakızın toptan kilogram fiyatı ise piyasada yaklaşık 30.000-35.000 TL arasında değişiyor. MUĞLA’NIN SAKIZ ENVANTERİ ÇIKARILIYOR Muğla’da sakız yetiştiriciliğinin geliştirilmesi amacıyla yürütülen çalışmalar, Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü ve Orman Bölge Müdürlüğü iş birliğiyle sürdürülüyor. Bunun yanı sıra Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü ve GEKA iş birliğinde, Muğla’nın sakız envanterinin çıkarılmasına yönelik çalışmalar devam ediyor. Çalışma kapsamında farklı bölgelerdeki sakız ağaçlarından yaprak ve sakız numuneleri alınarak kalite analizleri gerçekleştiriliyor ve elde edilen veriler diğer bölgelerdeki sakızlarla karşılaştırılıyor. Çalışmaların tamamlanmasının ardından düzenlenecek çalıştay ile Muğla’daki sakız üretim alanlarının genişletilmesi ve yetiştiriciliğin geliştirilmesine yönelik yol haritasının ortaya konulması planlanıyor. Elde edilen bilgi ve sonuçların ayrıca kitap haline getirilerek sektörün ve üreticilerin kullanımına sunulması hedefleniyor. Muğla İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmalarla, Muğla'da sakız yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması, üretim miktarının artırılması ve Muğla’nın ülkenin sakız üretiminde önemli merkezlerden biri haline getirilmesi amaçlanıyor.

Gürer: "Tarımda Dış Ticaret Dengesi Değişti" Haber

Gürer: "Tarımda Dış Ticaret Dengesi Değişti"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, tarım, gıda ve içecek sektörünün dış ticaret verilerini değerlendirerek, 2026 yılında sektörün dış ticaret dengesinin olumsuz biçimde bozulduğu görülüyor” dedi. CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin tarım, gıda ve içecek sektörünün 2024, 2025 ve 2026 yıllarının ilk 6 ayına ilişkin dış ticaret verilerini değerlendirdi.2024’te ilk 6 ayda dış ticaret fazlası verildi, 2025’in ilk 6 ayında da ihracatı ithalatını aşan tarım ve gıda sektörü, 2026’da ithalat öne çıkması dikkat çekici” dedi. Gürer, “2024’te ilk 6 ayda 3,2 milyar dolar dış ticaret fazlası veren sektör, 2025’te de ihracatını ithalatının üzerinde gerçekleştirdi. Ancak 2026’nın ilk 6 ayında tablo tersine döndü” dedi. DENGELER DEĞİŞTİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “2024 yılının Ocak-Haziran döneminde Türkiye’nin tarım, gıda ve içecek sektöründe 12,9 milyar dolar ihracat, 9,7 milyar dolar ithalat gerçekleşti. Sektörün 3,2 milyar dolar dış ticaret fazlası verdi.2025 yılının ilk 6 ayında ise tarım, gıda ve içecek sektörünün 13,42 milyar dolar ihracat, 12 milyar dolar ithalat yapıldı. Yaklaşık 1,42 milyar dolarlık dış ticaret fazlası oluştu.2025’in ilk 6 ayında da sektör dış ticaret fazlası vardı. Ancak 2026’ya geldiğimizde işler tersine döndü” ifadelerini kullandı. 2026’DA İTHALAT İHRACATI GEÇTİ 2026 yılının ilk 6 ayına ilişkin verilerin ise dikkat çekici olduğunu belirten Ömer Fethi Gürer, sektörün aylar itibarıyla ihracat ve ithalat rakamlarını şöyle sıraladı: Ocak: 2,40 milyar dolar ihracat – 2,18 milyar dolar ithalat Ocak-Şubat: 4,68 milyar dolar ihracat – 4,10 milyar dolar ithalat Ocak-Mart: 6,98 milyar dolar ihracat – 6,43 milyar dolar ithalat Ocak-Nisan: 9,52 milyar dolar ihracat – 9,25 milyar dolar ithalat Ocak-Mayıs: 11,64 milyar dolar ihracat – 11,34 milyar dolar ithalat Ocak-Haziran: 14,00 milyar dolar ihracat – 14,19 milyar dolar ithalat Buna göre 2026’nın ilk 6 ayında sektörün dış ticaretinde yaklaşık 190 milyon dolarlık açık oluştu.” Dedi. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “2024’ün ilk 6 ayında 3,2 milyar dolar fazla veren sektörün, 2025’in ilk 6 ayında yaklaşık 1,42 milyar dolar fazla vermesinin ardından 2026’nın ilk 6 ayında 190 milyon dolar açık vermesi, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir durumdur” dedi. TARIMDA İBRE DAHA FAZLA İTHALATA DÖNÜYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarım ve gıda ürünlerinde ithalatın artmasının yalnızca dış ticaret rakamlarından ibaret olmadığını belirterek, bunun doğrudan çiftçiyi ve tüketiciyi etkilediğini söyledi. Gürer, “Bakan, tarımda rekorlardan söz ediyor. Rekorlara rağmen ithalat neden artıyor? Çiftçimizin ürettiği ürün tarlada para etmiyor, girdi maliyetleri sürekli yükseliyor, buna karşılık ithalat kapısı giderek daha çok açılıyor.” dedi. ÜRETİCİYİ KORUMAZSANIZ İTHALATÇI OLURSUNUZ Tarımda üretim maliyetlerinin düşürülmesi, çiftçinin yeterli desteklenmesi ve ürün bazında planlı üretime geçilmesi gerektiğini belirten Ömer Fethi Gürer, “Çiftçiye gübre pahalı, mazot pahalı, ilaç pahalı, yem pahalı, elektrik pahalı. Sulama suyu pahalı Üretici yüksek maliyetle üretmeye çalışırken ithalatla fiyat baskılanmaya çalışılıyor. Ancak rafa fiyatlar ithalatla da düşmüyor.” diye konuştu.

Gürer: "İki Mercimek Çorbasından Biri İthal Üründen" Haber

Gürer: "İki Mercimek Çorbasından Biri İthal Üründen"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, anavatanı Anadolu olan kırmızı ve yeşil mercimekte Türkiye’nin ithalata bağımlı hale gelmesini tarım politikalarındaki sorunların somut göstergesi olarak değerlendirdi. ​Bu yıl kırmızı mercimekte bir önceki yıla göre üretim artışı beklense de ithalatın yerli üretimden daha yüksek olduğuna dikkat çeken Gürer, Kanada, Kazakistan ve Rusya’dan kırmızı mercimek ithal edildiğini belirtti. ​Gürer, “Mercimek çorbası ithal ürün ile sofraya gelmektedir. Masada iki mercimek çorbasından biri ithal mercimekle yapılıyor. Markette menşeine bakılınca yerli ürün ara ki bulasın. Yeşil mercimek İç Anadolu, kırmızı mercimek Güneydoğu Anadolu’da üreticimiz için önemli üretim ve gelir kapısı idi. İthal, yerli üretimi geçti. Böyle giderse yerli üretim ithale teslim olacak. Bazı yıllar üretimde kuraklığın etkisi ile üretim önemli ölçüde düşmesinin etkisi olsa da üretici, girdi maliyeti ile mercimekten yeterli gelire erişemedikleri için üretimden uzaklaştıklarını ifade ediyorlar. Üreticiden ürün girdi maliyetime yakın bir fiyatla çıkmasına rağmen rafta fiyatı katlıyor. İthal ürün de yerli ürün fiyatına rafa giriyor. Aracılar kazanıyor, market kazanıyor. Yerli üretici, artan girdi maliyeti ile kazanamayınca her yıl farklı ürüne yönelerek üretim desenini değiştirerek ayakta kalmaya çalışıyor.” diye konuştu. ​CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Ülkemizde 2 milyon 400 bin dekarda kırmızı mercimek üretimi sağlanırken, yeşil mercimek girdi maliyetleri üretiminde de soruna neden oluyor. 2026 yılı üretiminin bir önceki yıla göre daha iyi olması beklense de ithalatın bağımlılığı devam ediyor. 2020–2026 döneminde 4.463.769,600 ton mercimek ithal etmiş, ithalat karşılığında toplam 2 milyar 897 milyon 698 bin 686 ABD doları ödeme yapmıştır. Bu ithalatın 3.922.706 tonu kırmızı mercimek, 541.063 tonu yeşil mercimektir. Toplamda mercimek ithalatının yaklaşık %87,9’u kırmızı mercimek, %12,1’i ise yeşil mercimektir. Yerli üretimde yıllara göre değişkenlik göstermektedir. Açık ise farklı yıllarda yerli üretimi üzerinde gerçekleşiyor. Yerli üründe ihracatta olsa kaliteli ürün yurt dışına giderken ithal ürünle çorba yapılıyor.” dedi. ​MERCİMEK ÜRETİMİNDE YILLARA GÖRE DEĞİŞİM ​CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2020 ile 2026 yılları üretim rakamlarını paylaştı. Geçen yıl kuraklıkla dip yapan üründe bu yıl üretim artışı olsa da ithalatın da üretim kadar olması nedeniyle arz açığının devam ettiğini belirtti. ​Yıllara göre üretim verileri şu şekildedir: ​2020 yılında 328.418 ton kırmızı mercimek, 42.397 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 370.815 ton üretim gerçekleşti. ​2021 yılında 228.000 ton kırmızı mercimek, 35.000 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 263.000 ton üretim gerçekleşti. ​2022 yılında 400.000 ton kırmızı mercimek, 45.000 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 445.000 ton üretim gerçekleşti. ​2023 yılında 424.000 ton kırmızı mercimek, 50.000 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 474.000 ton üretim gerçekleşti. ​2024 yılında 405.000 ton kırmızı mercimek, 71.000 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 476.000 ton üretim gerçekleşti. ​2025 yılında 249.905 ton kırmızı mercimek, 29.715 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 279.620 ton üretim gerçekleşti. ​2026 tahmini olarak 385.000 ton kırmızı mercimek, 48.320 ton yeşil mercimek olmak üzere toplam 433.320 ton üretim beklenmektedir. ​Gürer, “2026 tahmini ise toplam üretimin 433.320 tona yükselmesi yönündedir. Ancak 2026 üretimi, 2023 yılındaki 424 bin tonluk seviyenin yaklaşık 39 bin ton altındadır. 2002 yılında 500 bin ton kırmızı mercimek ülkemizde üretiliyordu. Nüfus üzerinden bakınca mercimekte ciddi bir gerileme görülüyor. Yeşil mercimekte 2024 yılında yeşil mercimek üretimi 71 bin ton iken, 2026 tahmini 48.320 tondur.” dedi. ​KIRMIZI MERCİMEK İTHALATI ÜRETİMDEN ÇOK ​CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, soframıza gelen iki tas çorbanın birinin ithal ürün olduğunu belirterek, “Mercimekte planlı bir üretim ile dışa bağımlılığımızı bitirebiliriz. Yeterli destek ve girdi maliyeti dikkate alınan bir alım fiyatı ile ithalata değil, ihracata öne çıkabiliriz. Ülkemizde yetişen mercimek, ithale göre çok daha kaliteli ve yerli ürün ile yapılan çorbanın tadı daha güzel. İhraç edilen yerli ürün tadı ile beğeniliyor. Yerli ürünün bir bölümü ihraç edilip açık, ithalle gideriliyor. Hem üretimde sorun var hem ithalatta. Milyarlarca lira döviz yurt dışına gidiyor. O döviz yurt içi çiftçimize gitmeli.” dedi. ​Kırmızı mercimek ithalatı ve ödeme tutarları yılları itibarıyla şöyledir: ​2020: 574.738 ton - 283.180.467 ABD doları ​2021: 478.461 ton - 331.788.307 ABD doları ​2022: 468.484 ton - 372.111.399 ABD doları ​2023: 744.725 ton - 501.723.776 ABD doları ​2024: 545.780 ton - 349.790.409 ABD doları ​2025: 674.752 ton - 367.534.691 ABD doları ​2026: 435.766 ton - 221.022.480 ABD doları ​Toplam: 3.922.706 ton - 2.427.151.529 ABD doları ​Gürer, “Kırmızı mercimekte 2020–2026 döneminde 3,92 milyon tonun üzerinde ithalat yapılmıştır. Bunun karşılığında yaklaşık 2,43 milyar dolar ödeme gerçekleştirilmiştir. 2023 yılı kırmızı mercimek ithalatı 744.725 tonla, dönem içerisindeki en yüksek seviyeye ulaşmıştır.” dedi. ​YEŞİL MERCİMEK İTHALATI ​CHP’li Ömer Fethi Gürer, “Yeşil mercimekte 2020–2026 döneminde 541.063 ton ithalat yapılmış ve yaklaşık 470,5 milyon dolar ödeme gerçekleştirilmiştir. Yeşil mercimek ithalatı 2020’den 2025’e kadar önemli ölçüde artmıştır. 2020’de 52.387 ton olan ithalat, 2025’te 118.999 tondur. Bu artış yaklaşık %127 düzeyindedir” diye konuştu. ​Yeşil mercimek ithalatı ve ödeme tutarları yılları itibarıyla şöyledir: ​2020: 52.387 ton - 27.312.488 ABD doları ​2021: 56.114 ton - 46.590.084 ABD doları ​2022: 39.900 ton - 42.267.627 ABD doları ​2023: 115.097 ton - 111.141.262 ABD doları ​2024: 98.760 ton - 108.250.877 ABD doları ​2025: 118.999 ton - 99.235.160 ABD doları ​2026: 59.806 ton - 35.749.659 ABD doları ​Toplam: 541.063 ton - 470.547.157 ABD doları ​ÜRETİM VE İTHALAT ARASINDAKİ FARK ​Gürer, Türkiye’nin mercimekte bazı yıllarda üretiminden daha yüksek miktarlarda ithalat yaptığını belirtti. Yıllara göre üretim, ithalat ve ithalatın üretime oranı şu şekildedir: ​2020: Toplam Üretim 370.815 ton, Toplam İthalat 627.126 ton (İthalatın Üretime Oranı: %169) ​2021: Toplam Üretim 263.000 ton, Toplam İthalat 534.575 ton (İthalatın Üretime Oranı: %203) ​2022: Toplam Üretim 445.000 ton, Toplam İthalat 508.384 ton (İthalatın Üretime Oranı: %114) ​2023: Toplam Üretim 474.000 ton, Toplam İthalat 859.822 ton (İthalatın Üretime Oranı: %181) ​2024: Toplam Üretim 476.000 ton, Toplam İthalat 644.540 ton (İthalatın Üretime Oranı: %135) ​2025: Toplam Üretim 279.620 ton, Toplam İthalat 793.752 ton (İthalatın Üretime Oranı: %284) ​2026: Toplam Üretim 433.320 ton, Toplam İthalat 495.572 ton (İthalatın Üretime Oranı: %114) ​Yedi yıllık dönemde kırmızı ve yeşil mercimek için toplam 4.463.769 ton ithalat gerçekleştirilmiş ve bunun karşılığında 2.897.698.686 ABD doları ödenmiştir. Bu tutarın 2.427.151.529 doları kırmızı mercimeğe, 470.547.157 doları yeşil mercimeğe gitmiştir. ​Ömer Fethi Gürer, “Özellikle dar gelirliler için mercimek çorbası erişilebilen ve sık tüketilen en uygun yemektir. Anadolu’nun anavatanı olan mercimekte dahi dışa bağımlılığımızın varlığı, tarım politikasının gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Her üründe kendi kendine yeten bir ülke olmamız, iktidarın tarım üretim politikaları ile doğrudan ilgilidir. Sürekli tükettiğimiz mercimekte yerli üretim için yapılması gerekenler vakit kaybetmeden sağlanmalıdır.” dedi. ​Genel toplamda; kırmızı mercimek 3.922.706 ton ithalat ve 2.427.151.529 ABD doları ödeme ile toplam içindeki %87,9'luk paya sahipken, yeşil mercimek 541.063 ton ithalat ve 470.547.157 ABD doları ödeme ile %12,1'lik paya sahiptir. Genel toplamda ise 4.463.769 ton ithalat karşılığında 2.897.698.686 ABD doları ödenmiştir.

Anamur Muz Üreticisi İsyanda: "Maliyet 42 TL, Satış 8 TL!" Haber

Anamur Muz Üreticisi İsyanda: "Maliyet 42 TL, Satış 8 TL!"

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Mersin ve Anamur’daki muz üreticilerinin artan girdi maliyetleri ve ithalat baskısı sebebiyle büyük bir ekonomik krize sürüklendiğini belirtti. Küresel ölçekteki üretici ülke örneklerine dikkat çeken Kış, Türkiye'deki üreticilerin kaderine terk edildiğini vurgulayarak ithalat politikalarının acilen gözden geçirilmesini talep etti. ​Anamur'da Üretici Çıkmazda: "Seramı Sökerim" İsyanı ​Türkiye’nin en önemli muz üretim merkezlerinden olan Mersin’de çiftçiler ciddi bir borç sarmalı ve darboğazla karşı karşıya. Üretici verilerine göre tablo şu şekilde: ​1 Kilogram Muzun Maliyeti: 42 Türk Lirası ​Satış Fiyatı: Kalitesine göre 8 TL ile 25 TL arasında değişiyor. ​Sonuç: Üretici, en iyi ihtimalle dahi ürününü maliyetinin çok altında satmak zorunda bırakılıyor. ​Milletvekili Kış, yıllarca sera yatırımları yapılarak büyütülen Türkiye muz üretim kapasitesinin bugün ithalat karşısında savunmasız bırakıldığını belirterek, "Bir ülkenin tarım politikası, üreticisine yatırım yaptırıp yıllar sonra onu ithal ürün karşısında savunmasız bırakmak olamaz" dedi. ​Dünya Üreticilerini Nasıl Destekliyor? Gülcan Kış’tan Küresel Örnekler ​Dünyanın önde gelen muz üreticisi ve ihracatçısı ülkelerinin piyasayı üretici aleyhine asla yalnız bırakmadığına dikkat çeken Kış, şu örnekleri paylaştı: ​Ekvador (Dünya Lideri): Üreticinin alacağı asgari fiyat kamu otoritesi tarafından güvence altına alınıyor. Üretici piyasanın insafına bırakılmıyor. ​Filipinler (Yeniden 2. Büyük İhracatçı): Tarım Bakanlığı eliyle çiftçiye fidan, organik gübre ve biyolojik mücadele girdileri sağlanıyor. 2025 yılında ihracatını yüzde 25,6 artırarak 2,93 milyon tona çıkardı. ​Avrupa Birliği (POSEI Programı): Fransa, İspanya ve Portekiz muz sektörüne yıllık toplam 278,9 milyon avro kaynak aktarıyor. Yalnızca Kanarya Adaları için 2025 kampanyasında 141,1 milyon avro ayrıldı. ​"İthalat Çiftçiyi Terbiye Etme Aracı Olamaz" ​Geçmişte uygulanan yüzde 145,8'lik gümrük vergisi oranının üreticilerin temel talebi olduğunu hatırlatan Kış, Ticaret Bakanlığına çağrıda bulundu: ​"İthalat, çiftçiyi fiyatla terbiye etmek için kullanılabilecek bir araç değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde de daha önce gündeme getirildiği üzere geçmişte yüzde 145,8 olan gümrük vergisinin değiştirilmesi üreticiler açısından ciddi bir tartışma yaratmıştır. Ticaret Bakanlığı bu politikayı yeniden değerlendirmelidir." ​Mersin ve Türkiye İçin Uzun Vadeli Muz Politikası Önerileri ​Mersin'in muzda yalnızca üreten değil, dünyayla rekabet eden bir merkez haline gelmesi gerektiğini belirten Gülcan Kış, acil çözüm önerilerini sıraladı: Yerli üreticiyi ithalat baskısına karşı koruyacak önlemler alınmalı. Üretim maliyetini baz alan sürdürülebilir bir fiyat mekanizması kurulmalı. Sera yatırımları ve yüksek enerji maliyetleri sübvanse edilmeli. Hastalıklarla mücadele ve verimlilik artışı için bilimsel destekler artırılmalı. Mersin Limanı'ndaki ithal ürün denetimleri sıkılaştırılmalı; yerli muzun zincir marketlerdeki payı güçlendirilmeli. ​Kış, açıklamasını şu sözlerle noktaladı: ​"Anamur'un üreticisi sadaka istemiyor. Üretmek, emeğinin karşılığını almak ve dünyayla rekabet etmek istiyor. Anamur'un seralarını söktürmeyin; Anamur'un muzunu dünyaya sattırın."

CHP’li Orhan Sarıbal: "Küçük Üretici Tarım Sisteminin Dışına İtiliyor" Haber

CHP’li Orhan Sarıbal: "Küçük Üretici Tarım Sisteminin Dışına İtiliyor"

CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye’de tarımsal istihdamın nüfus artışına rağmen gerilediğini belirterek, ithalata dayalı politikaların özellikle küçük üreticileri ve aile işletmelerini tarım sisteminin dışına ittiğini söyledi. Sarıbal, “İthalat üzerinden sektör terbiye edilmektedir” dedi. Orhan Sarıbal, Türkiye’de tarımsal istihdamın uzun dönemli seyrine ilişkin verileri değerlendirdi. Sarıbal, 2002 yılında Türkiye’nin nüfusu yaklaşık 64 milyonken tarımda çalışan kayıtlı kişi sayısının yaklaşık 7,5 milyon olduğunu, 2026 yılında nüfus 86 milyona yükselmesine karşın tarımda çalışanların sayısının yaklaşık 4,8 milyona gerilediğini söyledi. Tarımın istihdamdaki payı yüzde 14’e geriledi Sarıbal, 2002 yılında tarım sektörünün toplam istihdamın yüzde 34’ünden fazlasını oluşturduğunu, bugün ise bu oranın yüzde 14 düzeyine düştüğünü belirtti. 2024-2025 döneminde 267 bin kişinin tarım sektöründen çıktığını aktaran Sarıbal, 2026 yılının ilk çeyreğinde de 44 bin kişinin daha tarımsal üretimden ayrıldığını söyledi. “İnsanlar tüketimi bıraktı mı? Ya da çiftçi üretimden çıktı ama tamamen bıraktı mı? Hayır” diyen Sarıbal, tarımdaki iş gücü kaybının yalnızca teknoloji ve mekanizasyonla açıklanamayacağını ifade etti. Sarıbal, “İthalat üzerinden sektör terbiye edilmektedir. Üretimden sürekli dışlanan bir yapı vardır. Elbette teknoloji, elbette mekanizasyon ama bu iş gücü kaybını buradan karşılayamazsınız” diye konuştu. Küçük aile işletmeleri tarımdan uzaklaşıyor Tarımsal istihdamdaki gerilemenin en önemli sonuçlarından birinin küçük üreticiler ve aile işletmeleri üzerinde görüldüğünü belirten Sarıbal, açıklanan verilerin küçük üreticilerin sistemden sürekli uzaklaştığını gösterdiğini söyledi. Sarıbal şöyle konuştu: “Bu, özellikle küçük aile işletmelerinin, özellikle küçük üreticilerin sistemden sürekli uzaklaştığını, sistemden sürekli çıktığını gösterir.” Bu tablonun yalnızca istihdam rakamları üzerinden değerlendirilemeyeceğini ifade eden Sarıbal, tarımdan uzaklaşmanın Türkiye’nin gelecekteki üretim kapasitesi üzerinde de sonuçları olacağını belirtti. Gıda güvencesi ve gıda egemenliği uyarısı Küçük üreticilerin tarım sisteminden uzaklaşmasının sürdürülebilir üretimi doğrudan etkilediğini söyleyen Sarıbal, bu sürecin Türkiye’nin gıda güvencesi, gıda egemenliği ve gelecekteki tarımsal üretim modeli bakımından ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti. Sarıbal, tarımsal istihdama ilişkin verilerin gelecekte telafisi güç kayıplara işaret ettiğini belirterek, “Bunlar TÜİK’in rakamlarıdır” dedi. Tarım ve gıda politikalarının yalnızca kâr, rekabet ve verimlilik anlayışına dayandırılamayacağını vurgulayan Sarıbal, ithalata dayalı bir tarım politikasıyla mevcut sorunların çözülemeyeceğini söyledi. Sarıbal, Covid-19 döneminde parası olduğu halde ülkelerin buğdaya ulaşamadığını hatırlatarak, uluslararası kriz dönemlerinde temel gıda ürünlerine erişimin yalnızca satın alma gücüyle güvence altına alınamayacağını ifade etti. Tarımsal üretim teknik kadrolarla birlikte planlanmalı Sarıbal, Türkiye’de ziraat fakültelerinden mezun 50 binin üzerinde, veteriner fakültelerinden mezun ise 30 binin üzerinde işsiz bulunduğunu söyledi. Mesleği dışında çalışan binlerce mezun olduğunu da belirten Sarıbal, Tarım ve Orman Bakanlığının 2026 yılı için açıkladığı 1.874 kişilik sözleşmeli personel alımını yetersiz bulduğunu ifade etti. Türkiye’de 226 milyon dekar üretim alanı, 146 milyon dekar mera ve yaklaşık 78 milyon baş hayvan bulunduğunu aktaran Sarıbal; kuru tarım, sulu tarım, seracılık, hububat, baklagiller, yağlı tohumlar, endüstri bitkileri ve hayvancılığın doğru bir planlamayla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Sarıbal, ziraat mühendisleri, teknikerler, teknisyenler, veteriner hekimler ve veteriner teknikerlerinin üretim sürecine dahil edilebileceğini belirterek şöyle konuştu: “Doğru bir planlama, doğru bir tarım modeli; ülkenin biyoçeşitliliğini, toprağını, iklimini, suyunu, kuru ve sulu tarımını plana dönüştürdüğümüzde hiçbir ziraat mühendisinin, hiçbir veteriner hekimin işsiz kalma olanağı yok.” “İthalata dayalı politikayla sorunlar çözülemez” Tarımın ülkenin temel üretim alanlarından biri olduğunu belirten Sarıbal, küçük üreticilerin sistemden uzaklaşmasının yalnızca çiftçilerin değil, bütün toplumun geleceğini ilgilendirdiğini söyledi. Sarıbal, gıda güvencesinin yalnızca kâr, rekabet ve verimlilik esasına dayandırılamayacağını belirterek, “İthalata dayalı bir tarım politikası ortaya koyarsanız hiçbir sorunu çözemezsiniz” dedi. Türkiye’nin toprağı, suyu, iklimi, mera varlığı, hayvan varlığı ve ürün çeşitliliğiyle güçlü bir tarımsal üretim kapasitesine sahip olduğunu vurgulayan Sarıbal, bu kaynakların doğru bir üretim planlamasıyla değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Sarıbal’ın açıklamasında öne çıkan temel uyarı, küçük aile işletmeleri ve küçük üreticiler tarım sisteminin dışına itildikçe Türkiye’nin sürdürülebilir üretim kapasitesinin, gıda güvencesinin ve gıda egemenliğinin zayıflayacağı oldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.