Hava Durumu

#Ithalat

Kırsal Haber - Ithalat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ithalat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Soğan Üreticilerinden Uyarı: "Sorun İthalat Değil, Üretimin Sürdürülebilirliği!" Haber

Soğan Üreticilerinden Uyarı: "Sorun İthalat Değil, Üretimin Sürdürülebilirliği!"

Son dönemde artan soğan fiyatları Türkiye gündemindeki yerini korurken, Soğan Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği (SO-DER) yaşananların perde arkasını açıkladı. Soğan Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği Başkanı Reşit Kaya, artışın temelinde ithalatın değil, üretimin yok olma noktasına gelmesinin yattığını belirterek, yerli üretimi destekleyecek kalıcı adımlar çağrısında bulundu. SO-DER Başkanı Kaya yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "​Son günlerde soğan fiyatlarında yaşanan keskin yükseliş, kamuoyunda ithalat politikaları üzerinden tartışılmaktadır. Ancak SO-DER olarak açıkça ifade ediyoruz ki, bu fiyat hareketinin temelinde ithalat değil, Türkiye’de kuru soğan üretiminin sürdürülemez hale gelmesi ve çiftçilerimizin büyük bir kısmının üretimi terk etmek zorunda kalması yatmaktadır. Fiyat artışını üreticinin kazancına bağlamak gerçeği yansıtmamaktadır; aksine, üretici yıllardır zarar etmiş, bugün elinde ürün kalmayan çiftçimiz fiyat artışından pay alamamaktadır. ​Üretim maliyetleri açısından Türkiye ile rakip ülkeler arasındaki uçurum her geçen gün büyümektedir. Özbekistan, İran ve Mısır gibi ülkelerde bir kilogram soğanın üretim maliyeti yaklaşık 4-5 TL seviyesindeyken, Türkiye’de bu maliyet hasat işçiliği de dahil olmak üzere 15 TL’nin üzerine çıkmıştır. Bu farkın en çarpıcı örneği işçilik ücretlerinde görülmektedir: Mısır’da bir tarım işçisinin günlük yevmiyesi yaklaşık 3 dolar iken, Türkiye’de bu rakam 30 dolara ulaşmaktadır. Mazot, gübre, ilaç ve diğer girdilerde de benzer oranda bir fark bulunmakta; bu da yerli üreticinin uluslararası pazarda rekabet etme şansını ortadan kaldırmaktadır. Ne yazık ki çiftçilerimiz, yıllarca soğanını üretim maliyetinin üçte biri gibi sembolik fiyatlara satmak zorunda kalmış, artan borç yükü ve azalan gelir nedeniyle ekim alanlarını sürekli daraltmıştır. Bu süreçte yaşanan kuraklık, sel ve don gibi doğal afetler ise üretimdeki düşüşü daha da hızlandırmıştır. SO-DER olarak 2018 yılından bu yana her platformda hükümete sesimizi duyurmaya çalıştık; zaman zaman ihracat destekleri verilmiş olsa da yüksek girdi maliyetleri nedeniyle bu destekler kalıcı çözüm olmaktan uzak kalmıştır. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye genelinde yalnızca Amasya, Bursa ve bazı ilçelerde çok sayıda üreticinin elinde ürün kalmıştır. Mevcut durumda soğanın kilogram fiyatı 50 TL seviyesine ulaşmıştır. Ancak bu fiyat artışında en çok yerli üretici değil, Türkiye’ye ürün satan Mısır, Özbekistan ve İran gibi ülkeler faydalanacaktır. Çünkü yerli üreticinin elinde satacak yeterli ürünü kalmamıştır; arz açığı ithalatla kapatılmaya çalışıldığında, fiyatlardaki yükseliş doğrudan yabancı üreticilerin lehine işleyecektir. Bu durum, hem ülke tarımının geleceği hem de gıda güvenliği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. SO-DER olarak net bir şekilde belirtmek isteriz: Biz üreticiler ne soğanı 5 TL’ye ne de 50 TL’ye satmak istiyoruz. Bizim talebimiz, üretim maliyetlerimizi karşılayan ve sürdürülebilir üretimi mümkün kılan adil bir fiyatın oluşmasıdır. Bugün bir kilogram soğanın gerçek üretim maliyeti 17-18 TL seviyesindedir. Bu maliyetin üzerine yalnızca %10-15 oranında makul bir kâr eklendiğinde, üreticinin eline geçmesi gereken fiyat 22-23 TL civarındadır. Bu rakam, çiftçinin bir sonraki yıl yeniden ekim yapabilmesi, mevcut borçlarını ödeyebilmesi ve üretim faaliyetine devam edebilmesi için zorunlu olan asgari gelir düzeyidir. Eğer bu makul fiyat seviyesi sağlanamazsa, üretim her geçen yıl daha da azalacak, Türkiye ithalata daha fazla bağımlı hale gelecek ve tüketiciler çok daha yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalacaktır. Unutulmamalıdır ki üreticinin kazanması, tüketicinin kaybetmesi anlamına gelmez. Asıl amaç, üretimin devam ettiği, çiftçinin ayakta kaldığı ve tüketicinin uygun fiyatla ürüne ulaşabildiği sürdürülebilir bir tarım politikasının inşa edilmesidir. ​Bu noktada, kuru soğan ithalatına ilişkin son düzenlemeyi de değerlendirmek gerekir. Resmî Gazete’de 11 Temmuz 2026’da yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile kuru soğan ithalatında yüzde 49,5 olan gümrük vergisi yüzde 5’e düşürülmüş ve bu uygulamanın 31 Ağustos 2026’ya kadar devam edeceği açıklanmıştır. Ne var ki, 2019 yılında da benzer bir yol izlenmiş, o dönemde soğan fiyatlarındaki artış gerekçesiyle ithalatta gümrük vergisi sıfırlanmış ve Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) soğan ithalatı gerçekleştirmiştir. Ancak bu tür geçici önlemler, sorunun kaynağına inmeden yalnızca acil fiyat baskısını hafifletmeye yarar; kalıcı çözüm ise üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve çiftçinin desteklenmesinden geçer. SO-DER olarak bir kez daha vurguluyoruz: Kalıcı çözüm ithalatı artırmak değil, yerli üretimi maliyet bazında destekleyerek sürdürülebilir kılmaktır. Hükümeti ve kamuoyunu bu gerçekle yüzleşmeye, çiftçimizin sesine kulak vermeye davet ediyoruz. Üretim biterse, ne ithalat ne de fiyat regülasyonları açığı kapatabilir. Yarının soğanı bugün ekilir; bugün önlem alınmazsa, önümüzdeki yıllarda hem soğan hem de diğer birçok tarım ürününde çok daha ağır tablolarla karşılaşabiliriz. SO-DER olarak hükümetimizden beklentilerimiz açıktır: Öncelikle, üretim maliyetlerini doğrudan etkileyen mazot, gübre, ilaç ve elektrik gibi tarımsal girdilerdeki KDV-ÖTV indirimi ve akaryakıt desteği gibi kalıcı teşvik mekanizmaları hayata geçirilmeli, ayrıca hasat işçiliğinde kayıtlı istihdamı teşvik eden prim destekleri artırılmalıdır. Bununla birlikte, üreticinin emeğinin karşılığını alması için taban fiyat uygulaması getirilmeli ve bu fiyat, gerçek üretim maliyeti ile makul kâr marjı dikkate alınarak her yıl güncellenmelidir. İthalatın yalnızca arz açığının acilen kapatılması gereken durumlarda ve sınırlı süreyle yapılmasına izin verilmeli; ithal ürünlerin piyasaya girişinde yerli üreticiyi koruyacak telafi edici mekanizmalar devreye sokulmalıdır. Ayrıca, TMO’nun piyasa müdahale yetkileri güçlendirilerek, ürün alım fiyatları maliyetlerin altına düştüğünde devreye giren bir alım garantisi sistemi oluşturulmalıdır. Son olarak, tarım sigortaları primleri devlet tarafından daha yüksek oranda sübvanse edilmeli ve doğal afetlerde üreticiye hızlı ve yeterli tazminat ödenmesi sağlanmalıdır. SO-DER olarak, bu taleplerimizin karşılanmasının yalnızca üreticisini değil, tüm tarım sektörünü ayakta tutacağına ve Türkiye’nin gıda güvenliğini uzun vadede garanti altına alacağına inanıyoruz."

CHP'li Başevirgen: "Mazot On Kat Arttı, Destek Yerinde Saydı" Haber

CHP'li Başevirgen: "Mazot On Kat Arttı, Destek Yerinde Saydı"

CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, artan mazot fiyatları karşısında çaresiz kalan çiftçilere dikkat çekti. Başevirgen, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilen 2018 yılında yaklaşık 6,5 lira olan motorinin litre fiyatı bugün 71 liraya dayandı. Sekiz yılda mazot 10 kattan fazla zamlandı. Mazot 10 kat arttı, destek yerinde saydı; çiftçi üretemez hale getirildi. Çiftçi artık traktörünü çalıştırmadan önce cebindeki parayı hesaplıyor” dedi. Mazottaki artışın tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini de ifade eden Başevirgen, “Gübre fiyatları 6 ila 10 kat arttı. Zirai ilaç fiyatları döviz kuruna bağlı olarak üreticinin ulaşamayacağı seviyelere çıktı. Tohum, elektrik, sulama, işçilik ve nakliye maliyetleri de sürekli yükseldi. Üretimin her aşaması zamlandı ama çiftçinin kazancı aynı oranda artmadı. Çiftçiyi desteklemek bir tercih değil, milli güvenlik meselesidir. Üreticiyi üretimden vazgeçirirseniz, gıda enflasyonunu da önleyemezsiniz. Mazot desteği gerçek maliyetleri karşılamalı, gübre ve zirai ilaç destekleri artırılmalı, Tarım Kanunu eksiksiz uygulanmalıdır. Sarayın israfına kaynak bulanlar, bu ülkenin alın teriyle üreten çiftçisine kaynak bulmak zorundadır” dedi. CHP Manisa Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi Bekir Başevirgen, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilen 2018 yılından bu yana tarımsal üretim maliyetlerinde yaşanan büyük artışın çiftçiyi üretimden kopma noktasına getirdiğini belirterek, iktidarın tarım politikalarını sert sözlerle eleştirdi. “ÇİFTÇİ ARTIK TRAKTÖRÜNÜ ÇALIŞTIRMADAN ÖNCE CEBİNDEKİ PARAYI HESAPLIYOR” Başevirgen, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilen 2018 yılında yaklaşık 6,5 lira olan motorinin litre fiyatı bugün 71 liraya dayandı. Sekiz yılda mazot yaklaşık 10 kattan fazla zamlandı. Mazot 10 kat arttı, destek yerinde saydı; çiftçi üretemez hale getirildi. Çiftçi artık traktörünü çalıştırmadan önce cebindeki parayı hesaplıyor” dedi. Mazottaki artışın tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini de ifade eden Başevirgen, “Gübre fiyatları 6 ila 10 kat arttı. Zirai ilaç fiyatları döviz kuruna bağlı olarak üreticinin ulaşamayacağı seviyelere çıktı. Tohum, elektrik, sulama, işçilik ve nakliye maliyetleri de sürekli yükseldi. Üretimin her aşaması zamlandı ama çiftçinin kazancı aynı oranda artmadı” diye konuştu. “KANUNU BİLE UYGULAMIYORLAR” Tarım Kanunu’nun açık hükmüne rağmen çiftçiye verilmesi gereken desteğin yıllardır eksik ödendiğini vurgulayan Başevirgen, “Tarım Kanunu, çiftçiye verilecek desteğin milli gelirin en az yüzde 1’i olmasını emrediyor. Ancak iktidar yıllardır kendi çıkardığı kanuna dahi uymuyor. Çiftçiden desteği esirgeyenler, ithalata milyarlarca doları gözlerini kırpmadan harcıyor. Yerli üretici kaderine terk edilirken yabancı üretici destekleniyor” ifadelerini kullandı. Üreticinin artık borçla üretim yapmaya çalıştığını söyleyen Başevirgen, “Çiftçi bankalara, kooperatiflere ve tarım kredi kuruluşlarına borçlanarak ayakta durmaya çalışıyor. Hasat sonunda ise çoğu zaman borcunu bile kapatamıyor. Bu düzenin kazananı çiftçi değil; ithalat lobileri ve aracılar oluyor. Kaybeden ise hem üretici hem de pazarda yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalan milyonlarca vatandaşımızdır” dedi. “ÜRETİMİ BİTİREN HER KARAR, SOFRADAKİ EKMEĞİ KÜÇÜLTÜR” Başevirgen, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Çiftçiyi desteklemek bir tercih değil, milli güvenlik meselesidir. Üreticiyi üretimden vazgeçirirseniz, gıda enflasyonunu da önleyemezsiniz. Mazot desteği gerçek maliyetleri karşılamalı, gübre ve zirai ilaç destekleri artırılmalı, Tarım Kanunu eksiksiz uygulanmalıdır. Üretimi bitiren her karar, sofradaki ekmeği küçültür. Sarayın israfına kaynak bulanlar, bu ülkenin alın teriyle üreten çiftçisine kaynak bulmak zorundadır. Çiftçi ayakta kalırsa Türkiye ayakta kalır; çiftçi çökerse kaybeden 86 milyon olur.”

Türk Kirazı Tek Yön Çin Biletini Almak Üzere Haber

Türk Kirazı Tek Yön Çin Biletini Almak Üzere

Türkiye, 1 milyon 400 bin dekar alanda yıllık 700 bin ton kiraz üretimiyle dünya lideri konumunda. Kiraz üretimindeki gücünü ihracata yansıtmak isteyen Türkiye, Çin Halk Cumhuriyeti’ne kiraz ihracatının başlaması için kritik bir eşikte. Türkiye’den Çin’e kiraz ihracatının yeniden açılmasına yönelik çalışmalar kapsamında; Çin Halk Cumhuriyeti Gümrükler Genel İdaresi’nden görevli iki teknik uzmandan oluşan heyet 22-28 Haziran 2026 tarihlerinde Türkiye’de kiraz bahçeleri, paketleme tesisleri ve soğuk işlem/fumigasyon uygulama tesislerinde incelemeler yaptı. Heyet, kirazın bahçeden nihai tüketiciye kadar olan izlenebilirliğini bahçelerde ve işletmelerde gözlemledi. Çin heyetinin vereceği rapor doğrultusunda Pekin Yönetiminin Türkiye’den kiraz ithalatı için vize vermesi bekleniyor. Çin heyeti yoğun bir hafta geçirdi Çin Halk Cumhuriyeti Gümrükler Genel İdaresi’nden gelen Wenjun Chen ve Jinlu Cui, ilk olarak Ankara’da Tarım ve Orman Bakanlığı’yla toplantıda bir araya geldi. Tarım ve Orman Bakanlığı, Çinli uzmanlara Türkiye’nin kiraz üretiminde gıda güvenliği noktasında yürüttüğü projelerle ilgili bir sunum yaptı. Çin heyetinin ikinci durağı Tarım ve Orman Bakanlığı Bornova Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü oldu. Heyet, Enstitüde Akdeniz Meyve Sineği ve Kiraz Sineğiyle mücadele tuzaklarıyla ilgili yürütülen çalışmaları yerinde gördü. Bahçeler ve işletmeleri de incelediler Türkiye’den Çin’e kiraz ihracatı için belirlenen 85 kiraz bahçesinden birisi olan AA Grup Besi ve Tarım Ürünleri San. Tic. A.Ş.’nin Salihli’de 520 dönüm arazide kurulu kiraz bahçesinde incelemelerde bulunan heyet kirazın üretim sürecindeki gıda güvenliği aşamalarını sahada gözlemledi. AA Grup Besi ve Tarım Ürünleri San. Tic. A.Ş. Ziraat Mühendisi Gamze Göktaş ve Manisa Tarım İl Müdürlüğü Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürü Tarık Memiş kiraz üretiminde Akdeniz Meyve Sineği ve diğer zararlılarla mücadele yöntemlerini Çin heyetine aktardı. Kiraz bahçesinden sonra Çin’e ihracat yapabilecek 15 işletmeden biri Alaşehir’de kurulu Cena Dış Ticaret ve Tarım Ürünleri San. Tic. A.Ş.’ye geçen heyet kirazın işletmeye girişinden itibaren fumigasyon, sterilizasyon, işleme, paketleme ve ihracat yolculuk süreçlerini Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık’tan dinledi. Türk kirazının Çin’e ihracat yolculuğunda kritik kararı verecek heyet üyeleri Denizli, Isparta ve Afyonkarahisar’da da kiraz bahçeleri ve işletmelerde incelemelerde bulundu. Türk kirazı Avrupa’da premium ürün Türk kirazının kalitesi ve aroması nedeniyle en çok tercih edildiği ülkelerin Almanya, Rusya, Avusturya, Hollanda, Birleşik Krallık, Orta Doğu ülkelerinde Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar olduğu bilgisini veren Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, Avrupa Birliği pazarının, kalite ve standartları nedeniyle ürün ihraç etmenin en güç olduğu pazarlardan birisi olduğunu, AB’de Türk kirazının “premium ürün” olarak konumlandığının altını çizdi. Türkiye’de Akdeniz Meyve Sineğiyle mücadelede çok yol kat edildiğini vurgulayan Balık, “Bornova Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü, Akdeniz meyve sineğinin en dayanıklı dönemi olan olgun larva ile bulaşık meyvelerde, meyve iç sıcaklığı 20–22 °C aralığındayken 32 g/m³ dozunda metil bromid ile 3 saat süreyle fumigasyon uygulanıp, ardından havalandırma yapılarak 1 °C’nin altında 3 gün süreyle soğuk uygulama gerçekleştirildikten sonra yapılan analizlerde ürün kalitesinin korunduğu ve kalıntı seviyelerinin ilgili limitlerin altında kaldığını bilimsel olarak ortaya koydu. Bu çerçevede Türkiye Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çin Tarım Bakanlığı’nın gerekli protokolleri imzalamasını ve Çin’e kiraz ihracatımızın başlamasını bekliyoruz” şeklinde konuştu. Türkiye’de Nisan ortasında Manisa'nın Şehzadeler ilçesi ve İzmir'in Kemalpaşa ilçesinde başlayan kiraz hasadının, Salihli, Denizli, Afyonkarahisar, Isparta, Konya, Niğde, Gaziantep, Mardin güzergahını takip ederek ağustos ayında Doğu Anadolu Bölgesi'nin Çukurova'sı niteliğindeki Iğdır'da sona erdiği bilgisini veren Balık sözlerini şöyle tamamladı; “Kiraz, Çin'de oldukça popüler ve pahalı bir ithal meyve. Kiraz zenginliği, refahı ve bereketi simgeliyor. Özellikle Çin Yeni Yılı'nda (Bahar Bayramı) dostlara ve aile büyüklerine verilen en prestijli hediyelerden birisi konumunda. Çin, yıllık yaklaşık 600 bin ton kiraz ithalatı gerçekleştiriyor. Bu ithalatın piyasa değeri 3,5 milyar dolar seviyelerine ulaşıyor. İthalat hacmine göre Çin, dünyanın en büyük kiraz ithalatçısı konumunda. Günümüzde dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelen Çin’de 300 milyonun üstünde Avrupa standartlarında gelir sahibi bir kitle oluştu. 2019-2020 yıllarındaki hatalarımızdan ders alarak Çin’e kiraz ihracatımızın bir daha kesintiye uğramaması için sektördeki üretici ve ihracatçılarımızın üzerlerine düşen sorumluluğu eksiksiz yerine getireceklerine inanıyoruz. Orta vadede Çin’e yıllık 100 milyon dolarlık kiraz ihraç etmeyi hedefliyoruz.”

Gürer: ''Buğdayın Alım Fiyatı Acilen Açıklanmalı'' Haber

Gürer: ''Buğdayın Alım Fiyatı Acilen Açıklanmalı''

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, buğday ve arpa üretimiyle ilgili değerlendirmelerde bulunarak Toprak Mahsulleri Ofisi’ne çağrı yaptı. Gürer, artan girdi maliyetleri karşısında üreticinin korunması gerektiğini belirterek, bu yıl açıklanacak alım fiyatının çiftçiyi yeniden üretime yönlendirecek seviyede olması gerektiğini söyledi. Türkiye’de 2026 yılında yağışların yeterli seviyede gerçekleşmesi nedeniyle buğday ve arpada verim artış öngörüldüğünü ifade eden Ömer Fethi Gürer, bazı bölgelerde hasat dönemine girildiğini belirtti. Çukurova’da kısa süre içinde hasadın yaygınlaşacağını anımsatan Gürer, buna rağmen halen alım fiyatının açıklanmamış olmasını eleştirdi. TBMM Tarım Orman ve Köy İşleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, “Bu yıl yağışların olumlu seyretmesiyle buğday ve arpada rekolte artışı bekleniyor. Ancak üreticinin gözü açıklanacak alım fiyatında. Çiftçi ekim yaparken yüksek maliyetlerle mücadele etti. Şimdi ürününü zarar etmeden satabilmek istiyor” dedi. “2002’DE 19,5 MİLYON TONDU, 2025’TE 17,9 MİLYON TONA GERİLEDİ” Türkiye’nin buğday üretiminde yıllar içinde gerileme yaşadığına dikkat çeken Ömer Fethi Gürer, “2002 yılında ülkemizde 19 milyon 500 bin ton buğday yetişmişti. 2025 yılında ise bu rakam 17 milyon 900 bin tona kadar geriledi. Geçtiğimiz yıl ani hava değişimleri nedeniyle ciddi rekolte kaybı yaşandı. Bu yıl ise verim beklentisi daha yüksek görünüyor,” dedi. Gürer, Türkiye’nin yıllık yaklaşık 22 milyon ton buğday ihtiyacı bulunduğunu belirterek, üretimde yaşanan düşüşün ithalat baskısını artırdığına dikkat çekti. “PİYASA TÜCCARA BIRAKILIRSA ÇİFTÇİ KAYBEDİYOR” Toprak Mahsulleri Ofisi’nin üreticiyi koruyacak bir fiyat politikası uygulaması gerektiğini vurgulayan CHP’li Ömer Fethi Gürer, piyasada oluşacak düşük fiyatların çiftçiyi üretimden uzaklaştırdığını belirterek, “Toprak Mahsulleri Ofisi bu yıl alım fiyatını girdi maliyetleri artı makul bir kârla bir an önce açıklamalı ve çiftçinin arpası, buğdayı mutlaka teminatıyla alınmalı. Piyasa tüccara bırakılmamalı. Çünkü piyasa tüccara bırakıldığında düşük alım fiyatı oluşuyor. Yüksek girdi maliyetleri nedeniyle çiftçi zarar ediyor ve bir sonraki yıl buğdaydan, arpadan uzaklaşıyor,” şeklinde konuştu. “YURT DIŞINDAN 6 İLE 10 MİLYON TON BUĞDAY ALINIYOR” CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin dâhilînde işleme rejimi kapsamında her yıl milyonlarca ton buğday ithal ettiğini ifade ederek, “Ülkemiz yıllık yaklaşık 22 milyon ton buğday tüketiyor. Ancak dahilinde işleme rejimi kapsamında yurt dışından her yıl 6 ila 10 milyon ton arasında buğday alınıyor. Bu buğday un ve makarna yapılarak yeniden ihraç ediliyor. Oysa o buğdayı da bizim çiftçimiz üretebilir,” dedi Tarım arazilerindeki kayba da dikkat çeken Gürer, “2002 ile 2024 yılları arasında yaklaşık 2 milyon 800 bin hektar tarım arazisi devre dışı kaldı. Eğer bu alanlarda üretim devam etseydi bugün ithalata ihtiyaç duymadan kendi buğdayımızı üretip ihraç edebilirdik,” diye konuştu. “SULU TARIMDA MALİYET 20 LİRA, KURU TARIMDA 21 LİRAYI AŞIYOR” Üretim maliyetlerinin çiftçiyi zorladığını vurgulayan Gürer, “Sulu tarımda buğdayın kilogram maliyeti yaklaşık 20 lira seviyesinde oluşuyor. Kuru tarımda ise bu rakam 21 liranın üzerine çıkıyor. Bu nedenle en az 24 liranın üzerinde bir alım fiyatı açıklanmalı ki çiftçi emeğinin karşılığını alabilsin,” dedi. Gürer, üreticinin kazanmasının yalnızca çiftçi açısından değil, ülkenin gıda güvenliği açısından da zorunlu olduğunu belirterek, “Çiftçi para kazanırsa yeniden buğday ve arpa üretimine yönelir. Ürün deseni korunur. İthalatçı politikalar yerine kendi çiftçimizi, kendi üreticimizi desteklemeliyiz. Bunun yolu da üretilen ürünün değerinde alınmasından geçiyor,” diye konuştu. “1 KİLO BUĞDAYDAN 8 SİMİT ÇIKIYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, üreticinin emeğinin yeterince karşılık bulmadığını ifade ederek, “Bugün 1 kilo buğdaydan yaklaşık 800 gram un elde ediliyor. O undan da 8 simit çıkıyor. Simidin içinde un var, tuz var, kira var, işçilik var. Ama buğday bir yıllık emeğin sonucu üretiliyor. Çiftçinin emeği korunmadan üretimde sürdürülebilirlik sağlanamaz,” dedi. “RUSYA’NIN, UKRAYNA’NIN BUĞDAYINA MUHTAÇ OLMAYALIM” Türkiye’nin buğdayda tam anlamıyla kendine yeter hale gelmesi gerektiğini belirten Gürer, yerli üretimin stratejik önemine dikkat çekerek, “Çiftçi refahı sağlanırsa ülkemiz buğdayda kendi kendine yeter noktaya gelir. Bugün yaklaşık yüzde 97 seviyesinde bir yeterlilikten söz ediliyor ama üretim desteklenirse tamamen kendi kendimize yetebiliriz. Rusya’nın, Ukrayna’nın buğdayına muhtaç olmayız,” şeklinde konuştu.

Ediz Ün: “Türkiye Ayçiçeği İthalatında Dünya Birincisi Oldu” Haber

Ediz Ün: “Türkiye Ayçiçeği İthalatında Dünya Birincisi Oldu”

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, son yıllarda artan ithalat, düşük alım fiyatları ve kuraklık nedeniyle yağlık ayçiçeği üretiminin gerilediğini, buna karşılık ithalatın rekor seviyelere ulaştığını belirtti. Ün, uygulanan tarım politikalarının üreticiyi üretimden uzaklaştırdığını savundu. Türkiye’de 58 ilde yağlık ayçiçeği üretimi yapıldığını ifade eden Ediz Ün, “Ülkemizin dörtte üçünde ayçiçeği üretimi gerçekleştiriliyor. Ancak 2025 yılında 1,6 milyon tonluk üretimle son 9 yılın en düşük seviyesine geriledik. 2025’teki yağlık ayçiçeği üretimi, bir önceki yıla göre yüzde 12, üretimin zirve yaptığı 2022 yılına göre ise yüzde 30 azaldı. Üstelik son 4 yıldır üst üste üretim düşüyor. Daha önce böyle bir tablo yaşanmamıştı” dedi. Edirne’nin geçmişte yağlık ayçiçeği üretiminde Türkiye birincisi olduğunu hatırlatan Ün, bugün üçüncü sıraya gerilediğini belirterek şunları söyledi: “Son 15 yılda Edirne’deki üretim yüzde 48 azaldı. Bu, bölgede yaşanan kuraklık ve tarlaların suya kavuşturulamamasından kaynaklanmaktadır. Edirne’nin temel tarımsal ürünlerinden biri olan ayçiçeğinde yaşanan bu gerileme hem bölge hem de Türkiye açısından büyük kayıptır.” “İthalatta dünya birincisiyiz” Ayçiçeği ithalatındaki artışa da dikkat çeken Ün, geçen yılın ilk 3 ayında 393 bin ton olan yağlık ayçiçeği ithalatının bu yıl aynı dönemde yüzde 54 artarak 607 bin tona yükseldiğini ifade etti. “İthalat 1,5 kattan fazla arttı. Üstelik bu ithalat tam da ekim öncesi dönemde yapılıyor” diyen Ün, AKP dönemindeki ithalat politikalarını şu sözlerle eleştirdi: “AKP döneminde ayçiçeği tohumu ve türevleri ithalatına 30 milyar dolar ödendi. Bu rakam, yaklaşık 57 milyon ton ayçiçeğine karşılık geliyor. Yani Türkiye’nin yaklaşık 30 yıllık üretimine eş değer bir ithalat yapılmış durumda. Düşünebiliyor musunuz, 30 yıllık üretim kadar ürün dışarıdan alınmış. İthalatı o kadar abarttılar ki Türkiye her yıl ayçiçeği ithalatında dünya birincisi oluyor.” İthalatın ağırlıklı olarak komşu ülkelerden yapıldığını belirten Ün, “İthalatın yüzde 40’ı Romanya’dan, yüzde 38’i Moldova’dan, yüzde 19’u ise diğer sınır komşumuz Bulgaristan’dan geliyor. Kısacası Türkiye’ye gelen her 10 ayçiçeği tohumunun 6’sı Romanya ve Bulgaristan’dan geliyor. Biz neden üretmiyoruz, neden ihraç eden ülke konumunda değiliz? Çünkü ithalatı seven bir AKP iktidarı ve bundan beslenen çevreler var” ifadelerini kullandı. “Tarımda dışa bağımlılık her geçen gün artıyor” Ekim sezonunun sürdüğünü hatırlatan Ün, üreticinin en büyük beklentisinin ürününün para edip etmeyeceği ve devlet desteği olduğunu belirtti. “Üretici bugün şunu soruyor: ‘Ürünüm para edecek mi, zarar edersem devlet yanımda olacak mı?’ Ancak görüyoruz ki AKP iktidarı ithalattan vazgeçmiyor. ‘Dışarıda ucuzsa ithal et’ anlayışını her geçen gün daha da sertleştirerek sürdürüyorlar. Bu politika belki birilerini zengin ediyor olabilir ama Türkiye tarımda her geçen gün kan kaybediyor, dışa bağımlılığı artıyor” diyen Ün, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Buradan AKP iktidarını uyarıyorum. Bir an önce aklınızı başınıza alın. Giderayak bu ülkenin tarımına daha fazla zarar vermeyin.”

CHP'li Kış: "Türkiye Tarım Ülkesiydi, İthalat Ülkesine Dönüştürüldü" Haber

CHP'li Kış: "Türkiye Tarım Ülkesiydi, İthalat Ülkesine Dönüştürüldü"

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Türkiye’de tarımsal üretimde yaşanan çöküş ile vatandaşın giderek büyüyen borç yükünü birlikte değerlendirerek iktidarın ekonomi politikalarına sert sözlerle yüklendi. Kış, “Bir zamanlar kendi kendine yeten Türkiye, bugün portakalı İran’dan, buğdayı savaş halindeki ülkelerden, mercimeği Kanada’dan ithal eder hâle getirildi. Vatandaş ise maaşıyla değil kredi kartıyla yaşamaya zorlanıyor” dedi. Türkiye’nin gerçek gündeminin “geçim krizi” olduğunu vurgulayan Kış, üretimden kopan çiftçinin de borç altında ezilen vatandaşın da aynı ekonomik düzenin mağduru olduğunu söyledi. “TÜRKİYE TARIM ÜLKESİYDİ, İTHALAT ÜLKESİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ” Tarım ürünleri ithalatına ilişkin verileri değerlendiren Kış, yalnızca yılın ilk üç ayında yaklaşık 6,4 milyar dolarlık tarım ithalatı yapılmasının Türkiye açısından alarm niteliğinde olduğunu belirtti. Kış, “Konya Ovası yıllarca tahıl ambarı olarak anıldı. Bugün ise Türkiye, savaşın ortasındaki Rusya ve Ukrayna’dan yüz milyonlarca dolarlık buğday ithal ediyor. Bu tablo sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir çöküştür” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin narenciye üretim merkezi olan Akdeniz Bölgesi’ne rağmen portakal ithal edilmesini de eleştiren Kış, şunları söyledi: “Mersin’den Adana’ya, Antalya’dan Muğla’ya kadar narenciye bahçeleriyle dolu bir ülkede yaşıyoruz. Buna rağmen İran’dan ve KKTC’den portakal ithal ediyoruz. Çiftçi dalındaki ürünü maliyetini kurtarmadığı için toplatamazken, market rafındaki fiyat vatandaşın cebini yakıyor.” Kış, yalnızca portakal değil; elma, patates, mercimek, nohut, pirinç, pamuk ve çay gibi ürünlerde de ithalatın hızla arttığına dikkat çekti. “Çay ülkesi denilen Türkiye’nin Sri Lanka’dan, Hindistan’dan ve Kenya’dan çay ithal etmesi; Çukurova’nın pamuğunu kaybedip ABD ve Brezilya’dan pamuk almak zorunda kalması, tarım politikalarının iflas ettiğinin göstergesidir” diyen Kış, üreticinin yüksek maliyetler nedeniyle toprağını terk ettiğini söyledi. “ÇİFTÇİ ÜRETEMİYOR, VATANDAŞ KREDİ KARTIYLA YAŞIYOR” BDDK verilerine göre Türkiye’de toplam kredi hacminin bir yılda 18,3 trilyon liradan 25,5 trilyon liraya yükseldiğini hatırlatan Kış, vatandaşın artık temel ihtiyaçlarını bile borçlanarak karşıladığını ifade etti. Takibe düşen kredi miktarının da 308 milyar liradan 703 milyar liraya çıktığını belirten Kış, “Bu rakamlar bize şunu söylüyor: İnsanlar artık geçinmek için kredi kartına yükleniyor ve önemli bir kısmı bu borçları ödeyemiyor” dedi. Asgari ücretin yılın ilk aylarında büyük ölçüde eridiğini söyleyen Kış, milyonlarca yurttaşın açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verdiğini vurguladı. “Bugün Türkiye’de insanlar maaşıyla değil, kredi kartıyla yaşıyor. Emekliler yeniden çalışmak zorunda kalıyor. Asgari ücretli, daha maaşı cebine girmeden borcunu düşünmeye başlıyor. Bu tablo ekonomik kriz değil; doğrudan doğruya bir hayat pahalılığı felaketidir.” “ÜRETİM BİTTİKÇE BORÇ BÜYÜYOR” Tarımda yaşanan çöküş ile vatandaşın borç yükü arasında doğrudan bağ bulunduğunu ifade eden Kış, yanlış ekonomi politikalarının Türkiye’yi hem ithalata hem de finansal bağımlılığa sürüklediğini söyledi. Kış, “Üretimden koparılan çiftçi tarlasını bırakıyor, tüketici ise kredi kartına mahkûm ediliyor. Türkiye üreten bir ekonomi olmaktan çıkarılıp borçla ayakta duran bir ülkeye dönüştürüldü” dedi. Sanayicilerin ve iş dünyasının da mevcut vergi sisteminden şikâyet ettiğini belirten Kış, ekonomideki güvensizlik ortamının yatırım kararlarını da olumsuz etkilediğini söyledi. “HALKIN GERÇEK GÜNDEMİ AÇLIK VE GEÇİM MÜCADELESİDİR” İktidarın ekonomik tabloyu perdelemek için yapay gündemler oluşturduğunu savunan Kış, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Türkiye’nin gerçek gündemi; kredi kartı borcunu ödeyemeyen milyonlardır, üretmekten vazgeçen çiftçidir, geçinemediği için yeniden iş arayan emeklidir. Saray başka gündemler konuşabilir ama vatandaşın gündemi mutfaktır, pazardır, borçtur, geçim savaşıdır.”

Gürer: "Kişi Başına Düşen Tarım Arazisi 22 Yılda Yüzde 32 Azaldı!" Haber

Gürer: "Kişi Başına Düşen Tarım Arazisi 22 Yılda Yüzde 32 Azaldı!"

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, kişi başına düşen tarım toprağı 4,09 dekardan 2,79 dekara gerilediğini, 22 yılda 2,5 milyon hektardan fazla arazi üretim dışına çıktığını belirtti. CHP’li Ömer Fethi Gürer, tarım topraklarındaki erimenin yalnızca üreticiyi değil, Türkiye’nin gıda güvencesi açısından da risk yarattığını belirtti. Gürer “Toprak azalıyor, nüfus artıyor, İthal ürün artıyor. Nüfusa göre çiftçi sayısı da azalıyor. Tarım sayımı yapılmadığı için mevcut verilere göre dahi sorunlar katlıyor.” Dedi. CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, son 24 yıllık süreçte Türkiye’de tarım alanlarında yaşanan daralmanın düşündürücü boyutlara ulaştığını belirterek, üretime elverişli topraklarının farklı amaçlarla kullanılıp elden çıktığını söyledi. Ömer Fethi Gürer, “Tarım yalnızca çiftçinin meselesi değildir. Toprak kaybı bugün sofraya, yarın ülkenin gıda üretimine geleceğine yansıyacak önemli bir sorundur” dedi. ANKARA BÜYÜKLÜĞÜNDE TARIM ARAZİSİ YOK OLDU Türkiye’de kamu verilerine göre 2002 yılında 26 milyon 579 bin hektar olan toplam tarım alanının 2024 yılında 24 milyon 24 bin hektara düştüğünü hatırlattı.Bu veriler farklı kaynaklarda daha da düşük görüldüğünü ifade etti. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Kamu verilerine göre dahi 22 yılda 2 milyon 555 bin hektar, yani 25,5 milyon dekar tarım arazisinin kaybedildiğini vurguladı. Kaybedilen alanın neredeyse Ankara’nın yüzölçümüne denk geldiğini belirten TBMM Tarım ,Orman,Köy İşleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, toplam tarım arazilerindeki yüzde 9,6’lik daralmanın önemli bir küçülme olduğunu söyledi. Gürer, “Bu yalnızca rakam değil; üretim dışına çıkan toprak, ekilemeyen alan, büyüyen ithalat baskısı ve üretim daralması ile olası gıda riskidir” diye konuştu. HER SAAT 18,5 FUTBOL SAHASI BÜYÜKLÜĞÜNDE TOPRAK KAYBI Tarım arazilerindeki kaybın zamana yayıldığında dikkat çeken erime görüldüğünü belirten Gürer, ortalama her yıl 116 bin hektar , her ay 9 bin 700 hektar , her gün 320 hektar tarım alanının üretim dışına çıktığını ifade etti. “Bu hesapla her saat yaklaşık 18,5 futbol sahası büyüklüğünde tarım toprağı kaybedilmiş durumda” diyen Gürer, bunun doğal değil, tarım araziler yanlış kullanımından kaynaklandığını ifade etti KİŞİ BAŞINA DÜŞEN TARIM TOPRAĞI ERİDİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarım arazilerindeki gerilemenin nüfus artışı ile birlikte daha çarpıcı hale geldiğini belirtti. 2002 yılında 65 milyon nüfusa karşılık kişi başına 4,09 dekar tarım arazisi düştüğünü anımsatan Gürer, bugün 86 milyon nüfusla bu miktarın 2,79 dekara gerilediğini kaydetti. Bu verinin kişi başına düşen tarım toprağında yaklaşık yüzde 32’lik erimeye işaret ettiğini belirten Ömer Fethi Gürer, “Daha çok insanı daha az toprakla beslemeye çalışıyoruz. Bu gidişat bir uyarıdır” dedi. EKİLEN TARLALAR AZALIYOR Toplam tarım alanlarındaki daralmanın yanı sıra aktif üretim yapılan arazilerde de önemli gerileme yaşandığını ifade eden CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2002 yılında 17 milyon 935 bin hektar olan işlenen-ekilen tarım alanının 2024 yılında 16 milyon 822 bin hektara düştüğünü söyledi. Bu alanda 1 milyon 113 bin hektarlık kayıp yaşandığını vurgulayan Gürer, “Toprağın var olması yetmiyor, üretimde kalması gerekiyor. Üretim dışına çıkan her alan gıda zincirinde kırılma yaratıyor” diye konuştu. “ÇİFTÇİ TOPRAĞINI TERK ETMEMELİ” CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, verimli arazilerin imara açılması, sanayi ve enerji yatırımları baskısı, tarım kesimi girdi maliyetleri artması, düşük alım fiyatları ile tüccara bırakılan piyasa borç yükü ve icralar , yetersiz sulama ve plansız tarım politikalarının üreticiyi üretimden uzaklaştırdığını söyledi. Gürer, “Tarım toprağı gıda demektir, bağımsızlık demektir. Toprağı kaybeden ülke gıda egemenliğinde sorun yaşar. Artan ithalatın, azalan üretimin ve yükselen gıda fiyatlarının aynı zincirin halkalarıdır.Çözüm var kamucu,planlı,kooperatifçiliği öne alan,doğru zamanında kanuna uygun desteklerle süreç olumlu kılınabilir 1980 yılında 28 milyon hektar olan tarım alanı 2025 yılında 24 milyon hektar altına gerilemesi yapılan yanlışların yansımasıdır,” dedi.

ESO Başkanı Kesikbaş’tan İhracat Analizi: “Üreten Kesim Desteklenirse Türkiye Kazanır” Haber

ESO Başkanı Kesikbaş’tan İhracat Analizi: “Üreten Kesim Desteklenirse Türkiye Kazanır”

Eskişehir Sanayi Odası (ESO) Başkanı Celalettin Kesikbaş, 2026 yılı ilk çeyrek dış ticaret verilerini değerlendirdi. Türkiye genelinde ihracat düşerken Eskişehir’in artış yakaladığına dikkat çeken Kesikbaş, "Güçlü sanayi, güçlü ülke demektir" mesajını verdi. Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, 2026 yılının ilk üç ayına ilişkin dış ticaret rakamlarını kamuoyuyla paylaştı. Türkiye’nin ihracat performansını ve imalat sektörünün karşılaştığı zorlukları analiz eden Kesikbaş, ekonomik kalkınmanın anahtarının üretim destekleri ve finansmana erişim olduğunu vurguladı. Türkiye Genelinde Dış Ticaret Açığı Alarm Veriyor 2026’nın Ocak-Mart dönemine ait verileri paylaşan Kesikbaş, Türkiye genelindeki tabloyu şu sözlerle özetledi: İhracat: Yüzde 3,1 azalarak 63 milyar 279 milyon dolar oldu. İthalat: Yüzde 4,7 artışla 91 milyar 957 milyon dolara yükseldi. Ortaya çıkan dış ticaret açığının döviz ihtiyacını ve finansman yükünü artırdığını belirten Kesikbaş, "Bu tablo, geleceğe dair belirsizliklerin çoğalması anlamına gelir. Türkiye’nin güçlü yarınlara ulaşması için tüketerek değil, üreterek büyümesi şarttır" dedi. Eskişehir İhracatta Direncini Koruyor Türkiye genelindeki düşüşe rağmen Eskişehir’in pozitif ayrıştığını vurgulayan ESO Başkanı, şehrin başarı grafiğine dikkat çekti: “Eskişehir’imiz yılın ilk üç ayında yüzde 0,5 artışla 969 milyon dolarlık ihracata ulaşmıştır. Bu başarı, üretim iradesinden vazgeçmeyen sanayicimizin, mühendismizin ve işçimizin ortak emeğidir.” “İmalat Sektörü Kendi Enflasyonunu Yüzde 18’e Çekti” Sanayicinin verimlilik ve maliyet disiplini konusunda üzerine düşeni yaptığını belirten Kesikbaş, çarpıcı bir veri paylaştı: İmalat sektörü, kendi enflasyonunu yüzde 18 seviyelerine kadar indirmeyi başardı. Ancak gıda ve hizmet sektöründeki yüksek artışların, yüksek faiz ve kredi maliyetleri aracılığıyla yine üreticinin omzuna yüklendiğini ifade eden Kesikbaş, sanayicinin nefes alabilmesi için acil çözüm bekledikleri noktaları sıraladı. Sanayici İçin Acil Destek Talebi Kesikbaş, ekonomik ve stratejik bağımsızlık için güçlü sanayinin şart olduğunu belirterek şu çözüm önerilerinde bulundu: İhracatçıların finansmana erişimi kolaylaştırılmalıdır. Eximbank ve Merkez Bankası reeskont kredi destekleri artırılmalıdır. Üretici firmalara yönelik devlet teşvikleri güçlendirilmelidir. Başkan Kesikbaş, açıklamasını şu sözlerle noktaladı: “Üreticiye verilen her destek; ülkeye yatırım, istihdam ve döviz olarak geri dönecektir. Türkiye’nin geleceği tüketimde değil, üretimdedir.”

CHP'li Gürer: "TÜİK Verileri İle Çiftçinin Yaşadığı Gerçekler Farklı" Haber

CHP'li Gürer: "TÜİK Verileri İle Çiftçinin Yaşadığı Gerçekler Farklı"

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, tarım sektöründeki maliyet artışlarını, hayvancılık verilerini ve çiftçinin yaşadığı ekonomik sorunları değerlendirdi. Gürer, özellikle Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan verilerin sahadaki gerçekleri yansıtmadığını belirterek, çiftçinin artan maliyetler nedeniyle icralık hale geldiğini söyledi. “TÜİK VERİLERİ ÇİFTÇİNİN HİSSETTİĞİ MALİYETİ YANSITMIYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer TÜİK’in açıkladığı tarımsal girdi fiyat endeksini değerlendirdi. Gürer, “Türkiye İstatistik Kurumu aylık olarak çiftçinin maliyetlerindeki artış veya azalışı açıkladı. Tarım kesiminin tarımsal üretim yaparken kullandıkları tohum, gübre, ilaç, mazot, yem, elektrik gibi mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişim gösteren tablo içerik olarak geneli kapsayan ama veri olarak çiftçinin hissettiğini yansıtmayan bir tablo oldu” dedi. TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, “2026 yılı Şubat ayında bir önce aya göre %3.10'luk artış, 2025 yılı Aralık ayına göre %7.8'lik artış, 2025 yılının aynı ayına göre 31.5'lik artış ve son 12 aylık ortalama artışa göre %33.4 artış TÜİK tarafından gerçekleştiği belirtildi. Dikkat çeken tarım ilaçları, gübre ve toprak geliştiricilerdeki artışın orana düşük yansımasıydı,” dedi. “VETERİNER HİZMETLERİ ARTIŞI YÜKSEK GÖSTERİLİYOR, BESİCİ YEMDEN ŞİKÂYETÇİ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, verilerde veteriner hizmetlerindeki artışın dikkat çektiğini ancak sahada ise veteriner değil yem fiyat artışı konuşulduğunu söyledi. Gürer “Veteriner hizmetlerinin %41.37'lik artışı dikkat çekmekte. Son dönemlerde yapılan istatistiklerde bu bağlamda veteriner hizmetleri ile ilgili artış yüksek olarak ortalamaya yansımakta. Oysa alana gittiğimizde veteriner hizmetlerine yönelik hayvancılık yapanlardan ya da besicilerden böyle şikayetler almıyoruz. Genelde yem fiyatlarındaki artışı belirtiyorlar.” Dedi. Gürer, çiftçilerin özellikle yem fiyatlarından dert yandığını belirterek, “İthal yemlerin her ay düzenli bir artış gerçekleştiğini, 1 litre süt satarak 1,5 kilo yem alamadıklarını ifade etmektedirler.” Diye konuştu. “YEM FİYATLARINDAKİ ARTIŞ DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR” Yem fiyatlarındaki artışın da TÜİK verileri için düşük kaldığını belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Hayvan yemindeki artış ise %37.7 olarak gösteriliyor. Süt yemi, arpa, yonca, saman, silaj, pamuk tohumu küspesi, soya gibi yem fiyatlarının artışı dikkate alındığında yemdeki bu artış da düşük bir rakamı ifade ediyor,” diye konuştu. “PESTİSİT KULLANIMI BAZI BÖLGELERDE DÜNYA ORTALAMASININ ÇOK ÜSTÜNDE” Tarım ilaçları konusunda da değerlendirmelerde bulunan CHP’li Ömer Fethi Gürer, ortalama verilerin yanıltıcı olduğunu belirterek, “Örneğin tarım ilaçlarında pestisit kullanımında dünya ortalaması hektara 2.6 kg. Ülkemizde ise bakanlık bu verileri hektara 2.1 kilogram olarak açıklıyor. Rakam olarak söylenen doğru ama bir de işin öbür boyutu var. Ülkemizde 10 tane üretimi yüksek illeri aldığımızda bu veri 6.7–7 kilograma çıkıyor,” Akdeniz'de, Çukurova'da özellikle sebze üretimi yapılan bölgeleri dikkate aldığımızda bu kez hektara 9 kilo 9,5 kiloya kadar çıktığını görüyoruz. Yani dünya ortalaması 2.6'nın altında görünüp 2.3 kilogram hektara tarım zehir Türkiye'de kullanılıyor dersek genel ortalamaya doğru yansıtıyor. Ama üretim bölgelerini değerlendirmeye alırsak bu kere 9,5 kiloya hektara da çıkıyor ki bu dünya ortalamasının çok çok üzerinde.” “GÜBRE FİYATLARI KATLANDI” CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, gübre fiyatlarındaki artışın da düşük gösterildiğini ifade ederek, “Gübre ve toprak gelişiminde de %38.36'lık bir oran var ki bu oranın da çok çok üzerinde gübre fiyatları arttı. Üre gübre İran'da savaşın etkisiyle 30.000 Tl rakamını geçti ton fiyatı. DAP gübre 40.000'e Tl dayandı. Bu rakamları göz önünde bulundurursak gübrenin ihtiyaç olduğu dönemde kullanılanlar esas alınırsa bu oranın çok yüksek olduğu görülür,” şeklinde konuştu. “HAYVAN VARLIĞI ARTIŞI GERÇEKÇİ DEĞİL” Hayvancılık verilerine de değinen Ömer Fethi Gürer, açıklanan artışların sahadaki verilerle örtüşmediğini belirtti: “TÜİK'e Tarım ve Orman Bakanlığı büyükbaş hayvan verilerini ilettiğinde 2025 yılı için %4.3 oranında büyükbaş hayvan varlığımız arttığı görülüyor. 17.709.000 baş olarak da bu varlık açıklanıyor. Küçükbaşta da %5.4 oranında artışla 57.874.000 baş küçükbaş hayvanımız olduğu görülüyor.2025 yılında şap hastalığından dolayı rakamları bakanlık vermese de alanda yaptığımız gözlemlere göre 2 milyona yakın hayvan ya telef. Ya şartlı kesime gitti. Bunun yanı sıra Kurban Bayramında 1 milyona yakın büyükbaş hayvan kesildi. 2 milyona yakın da her yıl et tüketiminde hayvan kesiliyor. Bu durumda %4'lük artış çok iddialı bir rakam,” dedi. “TÜRKİYE KIRMIZI ETTE YÜZDE 93 YETERLİLİKTE AMA İTHALAT SÜRÜYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın kırmızı et verilerini de değerlendirdi. Gürer, “Bakanlığa yazılı soru önergesi verdim. Bakanlık yanıtında Türkiye'nin et arzında %93'lük bir yeterliliği olduğunu belirtiyor. Kırmızı et arzında kendi kendine yeterince oranımız %93 oldukça yüksek bir seviyedir diyor. Yani %93'ü yüksek bir seviye olarak belirtiyor ve ithalat için %7'lik bir açığımız var diyor,”dedi ve buna rağmen ithalatın sürdüğünü de belirtti. “ÇİFTÇİ İCRALIK HALE GELDİ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çiftçilerin borç yüküne dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Ülkemizde üretilen ürünler bağlamında yaşanan sorunlar çiftçiyi icralık ediyor. Çünkü çiftçi para kazanamıyor. Nisan ayında 6393 tarla, 64 traktör, 29 tarım makinesi icra yoluyla satışa çıkması çiftçinin yaşadığı enflasyonun esas somut göstergesi bunlar.” Gürer, çiftçilerin borç yükünün arttığını da ifade ederek, “1 trilyon 400 milyar bankalar ve finans kuruluşlarına kredi borcu olan çiftçi, piyasaya olan borçlarıyla 1 trilyon 500 milyar gibi cumhuriyet tarihinin en büyük borçlanmasını yaşıyor,” diye konuştu. “DÜŞÜK ALIM FİYATI ÇİFTÇİYİ ÜRETİMDEN KOPARIYOR” Açıklanan verilerin alım fiyatlarını da belirlenmesini etkilediğini söyleyen CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Girdiyi düşük gösterdiğiniz zaman alım fiyatları da ona göre düşük açıklanıyor. Çünkü kriter olarak TÜİK'in tarımsal girdilerle ilgili maliyetleri öne çıkıyor. Onun üzerinden alım fiyatı yapıldığında çiftçi gerçek bir alım fiyatı değerlendirmesiyle karşılaşılmıyor,” dedi. “Alım fiyatı taban fiyatı olmadığı için tüccar da çiftçinin borcunu dikkate alarak onu tarlasında, bahçesinde boğuyor. TMO ayağa gitmiyor. Tüccar gidiyor. Borçlu olan çiftçi de ürününü başa baş noktasında ya da altında fiyatta tüccara satmak zorunda kalıyor,” dedi. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, hesaplamaların önemine ve bölgesel olarak değerlendirilmesinin önemine değinerek, “Mayıs ayında Çukurova'da buğday hasadı başlayacak. Kuru tarımda 140 kilo alınırken sulu tarımda 600 kiloya kadar buğday alınabiliyor. Bu farklılık dikkate alınmadan yapılan hesaplamalar doğru sonuç vermez,” şeklinde konuştu. “ÇİFTÇİ SAYISI AZALIYOR” CHP’li Ömer Fethi Gürer, tarımsal üretimde yaşanan sorunlarla ilgili düzenlediği basın toplantısını şu sözlerle tamamladı: “Yalnızca tarımsal üretim girdi maliyetleri üzerinden genele bakarsak çiftçinin yaşadığı sorunlar artar. Düşük alım fiyatı topraktan çiftçiyi uzaklaştırır. 2 milyon 300 bin civarında çiftçimiz kalmışken yapılması gereken çiftçinin gerçek maliyeti üzerine hesaplama yapmaktır. TÜİK verileri kıstas alınarak değil çiftçinin gerçek maliyeti üzerinden fiyatlandırma yapılması ihtiyaçtır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.