Hava Durumu

#Kaçak Yapılar

Kırsal Haber - Kaçak Yapılar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kaçak Yapılar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ABB’den Çubuk’a Can Suyu: Kuruma Riski Taşıyan Kızılca Göleti Yeniden Doldu! Haber

ABB’den Çubuk’a Can Suyu: Kuruma Riski Taşıyan Kızılca Göleti Yeniden Doldu!

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), Çubuk ilçesindeki atıl durumda olan Kızılca Göleti’ni kapsamlı bir restorasyonla kuruma riskinden kurtardı. Yapılan kanallar ve temizlik çalışmaları sayesinde göletin su seviyesi kısa sürede yüzde 80’e ulaştı. ​ANKARA – İklim değişikliği ve azalan yağış rejimi nedeniyle Türkiye genelinde yaşanan kuraklık tehdidine karşı Ankara Büyükşehir Belediyesi, yerel ekosistemi korumak için harekete geçti. Çubuk ilçesi Kızılca Mahallesi’nde bulunan ve son iki yıldır tamamen kuruma noktasına gelen Kızılca Göleti, ABB’nin yürüttüğü titiz çalışma sonucunda yeniden suya kavuştu. ​Atıl Durumdaki Kanallar Yeniden Gün Yüzüne Çıktı ​1967 yılında inşa edilen ve 2014 yılında ABB’ye devredilen gölet, beslenme kanallarının işlevini yitirmesi ve üzerine kaçak yapılar inşa edilmesi nedeniyle susuz kalmıştı. ABB Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı koordinasyonunda, ASKİ ve Fen İşleri ekiplerinin bir ay süren yoğun mesaisiyle Azman Deresi’nden gelen 2,5 kilometrelik kanal yeniden açıldı. ​Kapanan kanalların temizlenmesi ve yol-kanal geçişlerinin düzenlenmesiyle birlikte gölete su akışı yeniden sağlandı. ​Göletin Su Seviyesi Yüzde 80’e Ulaştı ​400 bin metrekare sulama alanına ve 448 bin metreküp depolama kapasitesine sahip olan Kızılca Göleti, yapılan müdahale sonrası canlanmaya başladı. ​Derinlik: Ortalama 4 metreye kadar ulaşıyor. ​Doluluk Oranı: Şimdiden yüzde 80 seviyesine gelmiş durumda. ​Hedef: 20 gün içerisinde göletin tam kapasite dolması bekleniyor. ​Doğal Yaşam Geri Dönüyor: Göçmen Kuşların Uğrak Yeri ​Kızılca Göleti sadece tarımsal ve toplumsal bir değer değil, aynı zamanda önemli bir ekosistem merkezi. Özellikle angut kuşları ve birçok göçmen kuş türü için vazgeçilmez bir durak olan göletin yeniden dolması, bölgedeki biyolojik çeşitliliği de koruma altına aldı. ​ABB Kırsal Hizmetler Daire Başkanı Hüseyin Şemsi Uysal: "Sürdürülebilir Bir Değer" ​Çalışmaların detaylarını paylaşan Uysal, "Göletimiz 2014’ten beri doğa güzelliği olarak kullanılıyor. Tamamen kuru hale gelmişti. Saha ölçümlerini yaptıktan sonra kaybolmuş kanalı gün yüzüne çıkardık. Bu değeri sürdürülebilir şekilde yaşatmak istiyoruz. Tüm Ankaralıları burayı görmeye davet ediyoruz," dedi. ​Bölge Halkı ve Ziraat Odası’ndan Teşekkür ​Çubuk Ziraat Odası Başkanı Orhan Gülle: "Kuraklık nedeniyle atıl vaziyetteki 1967 yapımı göletimiz ABB sayesinde canlandı. Yabani kuşların yeniden buraya uğraması çok sevindirici." ​Kızılca Mahalle Muhtarı Hacı İbrahim Öztürk: "Gölümüz kurumuştu, dilekçe verdik ve Büyükşehir Belediyesi hemen harekete geçti. Şu an su akıyor, göletimiz doluyor, emeği geçen herkese teşekkürler."

CHP'li Rızvanoğlu:"Milli Parklar Rant Alanı Değildir" Haber

CHP'li Rızvanoğlu:"Milli Parklar Rant Alanı Değildir"

CHP Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, TBMM Genel Kurulunda Milli Parklar Kanun Teklifi görüşmelerinde tümü üzerine yaptığı konuşmada, teklifin doğa koruma yaklaşımını zayıflattığını, korunan alanları ticari işletme mantığına açtığını ve anayasal koruma ilkeleriyle çeliştiğini belirtti. Rızvanoğlu, “Milli parklar ve benzeri korunan alanlar bu ülkenin ekolojik güvenlik altyapısıdır. Nasıl ki sınırlarımızı askeri hatlarla koruyorsak, iklim krizine, kuraklığa ve gıda güvensizliğine karşı da doğal savunma hattımız da milli parklar ve benzeri alanlardır. Bu teklifle iktidar savunma sistemimizi çökertmek istiyor.” “Bu teklif, doğayı koruma politikasından işletme anlayışına geçiştir” Konuşmasında teklifin yalnızca teknik bir düzenleme olmadığını, doğa yönetimi anlayışında köklü bir değişimi temsil ettiğini vurgulayan Rızvanoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Görüşmekte olduğumuz Milli Parklar kanun teklifi, yaşam alanlarımızın nasıl korunacağını ve gelecek kuşaklara nasıl bir ülke bırakacağımızı belirleyecek bir dönüm noktasıdır. İktidarın getirdiği bu teklif, doğayı koruma politikasından uzaklaştırıyor ve doğayı işletme anlayışına geçiriyor. Türkiye’de doğal alanlar üzerindeki baskının son yıllarda belirgin biçimde arttığını ifade eden Rızvanoğlu, “Biz bunu, Akbelen’de şirket lehine yapılan kamulaştırmalarda gördük. Kazdağları’nda yabancı bir şirket, on binlerce ağacı keserken gördük. Marmaris kıyılarına dikilen devasa otelde gördük. Kanal İstanbul uğruna tarım alanlarının ranta açılmasında gördük. MAPEG tarafından son yayınlanan, köy, orman, mera demeden satışa çıkarılan ruhsat satışında gördük.” dedi. “Korunan alanların koruma kalkanı zayıflatılıyor” Teklifle milli parkların Turizm Teşvik Kanunu kapsamına alındığını, uzun devreli gelişme planlarının devre dışı bırakıldığını, yapılaşma ve işletme faaliyetlerinin özel şirketlere açıldığını, uzun süreli işletme haklarıyla kamusal korumanın zayıflatıldığını ve adı milli park olan ancak karakteri değişmiş alanlar yaratılacağını belirten Rızvanoğlu, teklifin ortaya çıkaracağı tabloyu şu sözlerle değerlendirdi: “Yani korunan değil, parçalanmış; işletilen; gelecek kuşaklara bırakılan değil, bugünün rantına açılmış alanlar… Oysa milli park ve benzeri korunan alan dediğiniz yerde bunlar olmaz. Çünkü buralar bilimsel değeri yüksek, nadir bulunan ve korunması gereken alanlardır. Buralar; kurdun, kuşun, ağacın, suyun kendi dengesi içinde yaşayabildiği yaşam alanlarıdır. Buralar, kısa vadeli kazançların değil, uzun vadeli kamu yararının gözetildiği, gelecek kuşaklara bırakmamız gereken ortak mirasımızdır. Ve bu miras hiçbir iktidarın tasarruf alanı olamaz Çünkü buralar milletimizindir! Ve bu alanlar enerji nakil hatlarının güzergâhı olsun diye değil, ekosistemin sürekliliği sağlansın diye varlar. Turizm yatırımları artsın diye değil, doğal denge bozulmadan gelecek kuşaklara aktarılabilsin diye varlar. En önemlisi, ülkenin toprağı, suyu, havası ve yaşam güvencesi tükensin diye değil, ayakta kalsın diye varlar. İşte bu yüzden Milli Parklar Kanununun mantığı ve özü aslında çok açık: Önce koruma, sonra kullanım. Bugünkü teklif ise bu sıralamayı tersine çeviriyor; önce kullanmayı, sonra mümkünse, eğer geriye bir şey kalırsa korumayı öneriyor. Yani iktidar doğayı koruyan hukuk düzenini tersine çevirmek istiyor. Üstelik bu teklifte sorun yalnızca doğa koruma sorunu da değil; çok açık Anayasa ihlalleri var. “Teklif açık Anayasayla” Rızvanoğlu konuşmasında, teklifin yalnızca çevre politikası açısından değil, Anayasa’nın doğayı ve doğal varlıkları korumaya ilişkin temel hükümleri bakımından da ciddi sakıncalar içerdiğini vurguladı. Anayasa’nın 169’uncu maddesinin ormanların korunması ve yönetiminin devlete ait olduğunu açıkça düzenlediğini hatırlatan Rızvanoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı: “Ormana zarar verebilecek hiçbir faaliyete izin verilemeyeceğini hüküm altına alan Anayasa’ya rağmen, bu teklif korunan alanların anayasal koruma zeminini fiilen zayıflatmaktadır.” Anayasa’nın 168’inci maddesine göre doğal kaynakların devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu belirten Rızvanoğlu, korunan alanların uzun süreli tahsisler yoluyla özel işletmelere açılmasının bu hükümle bağdaşmadığını ifade etti: “Doğal kaynakların devlet tarafından korunması gerekirken, bu düzenleme korunan alanları uzun süreli tahsislerle fiilen özel işletme alanlarına dönüştürecek bir kapı aralamaktadır.” Anayasa’nın 63’üncü maddesinin ise devletin tarih, kültür ve tabiat varlıklarını koruma yükümlülüğünü açık biçimde ortaya koyduğunu hatırlatan Rızvanoğlu, milli parkların bu anayasal sorumluluğun sahadaki en önemli karşılığı olduğunu belirtti: “Koruma statülerini güçlendirmek yerine işletme izinlerini genişleten bir yaklaşım, devletin anayasal koruma yükümlülüğüyle açık biçimde çelişmektedir.” “Bu teklif doğayı koruma politikasından işletme anlayışına geçiştir” Teklifin detaylarının incelendiğinde kurumlar arası izin ve görüş süreçlerinin büyük ölçüde devre dışı bırakıldığını belirten Rızvanoğlu, yetkilerin Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde toplanmasının denetim ve şeffaflık açısından ciddi riskler yarattığını ifade etti. Teklifin 5’inci maddesiyle milli parklar içerisinde yol, enerji hattı ve boru hattı gibi altyapı yatırımlarına izin verilebilmesinin öngörüldüğünü belirten Rızvanoğlu, bu düzenlemenin hassas ekosistemleri yatırım baskısına açık hale getireceğini vurguladı. Teklifin 6’ncı maddesiyle korunan alanlardaki tesis ve hizmetlerin özel şirketler tarafından işletilebilmesinin kapsamının genişletildiğini belirten Rızvanoğlu, bunun koruma önceliği yerine ticari işletme mantığını öne çıkaran bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Teklifin 7’nci maddesine de dikkat çeken Rızvanoğlu, korunan alanlardaki kaçak yapılar için yalnızca yıkım seçeneği yerine “Genel Müdürlükçe değerlendirme” seçeneğinin getirilmesinin, kaçak yapılaşmayı önlemek yerine fiilen meşrulaştırma riski taşıdığını belirtti. Korunan alanlarda kaçak yapıların kaldırılması ve alanın eski haline getirilmesinin koruma hukukunun temel gereği olduğunu ifade etti. “Milli parklar ve benzeri korunan alanlar ülkenin doğal savunma hattıdır” Milli parkların yalnızca rekreasyon alanları değil, iklim krizi, kuraklık ve gıda güvenliği risklerine karşı ülkenin ekolojik güvenlik altyapısı olduğunu vurgulayan Rızvanoğlu şu ifadeleri kullandı: “Bu iktidarın doğayı korumak gibi bir niyeti yok! Bakın bu teklifin özü iktidar için nedir biliyor musunuz? Para, para, para! Peki doğa için? zarar. Halk için, zarar. Çiftçi için, zarar. Neden mi? Çünkü Milli parklar ve korunan alanlar birer ‘mesire alanı’ değildir. Buralar bu ülkenin ekolojik güvenlik altyapısıdır. Nasıl ki sınırlarımızı askeri hatlarla koruyorsak, iklim krizine, kuraklığa ve gıda güvensizliğine karşı da doğal savunma hattımız da milli parklar ve benzeri alanlardır. Bu teklifle iktidar savunma sistemimizi çökertmek istiyor. Oysa devlet dediğiniz yapı, krizlere karşı toplumu korumak için vardır. İktidar ise kriz çağında koruma statülerini esnetiyor. Bizim tercihimiz açıktır: Doğayı ekonomik faaliyetin arkasına dizen değil, ekonomiyi doğanın sınırları içinde planlayan bir devlet anlayışı. Evet, Doğayı iyi yönetemezsek, yarın karşılaşacağımız zararların altından kalkmamız mümkün olamaz. Bugün ülkenin dört bir yanındaki sellerin nelere yol açtığını hep birlikte görüyoruz. Keza yazın orman yangınları da aynı şekilde. Gelecekte karşılaşacağımız daha büyük doğal felaketlere karşı çok iyi hazırlanmamız gerekiyor. Bunun için de doğayı iyi yönetmemiz şart. Doğayı şirket çıkarlarına feda edecek lüksümüz yok! O yüzden bu ülke şirket mantığıyla yönetilemez. Bu topraklar kısa vadeli kâr hesaplarına teslim edilemez. Devlet dediğiniz yapı; geleceği bugüne karşı korumak için vardır. Geleceğin avansını şimdiden tüketmek için değil. Bu yüzden biz, geleceğe karşı empatisiz bir rant düzenine değil, bilimle yönetilen, adaletle korunan bir Türkiye’ye talibiz.” dedi. “Koruma politikalarını bilimsel temelde yeniden kuracağız” Cumhuriyet Halk Partisi’nin doğa koruma politikalarına ilişkin yaklaşımını da paylaşan Rızvanoğlu, “Milletimizin desteğiyle sorumluluk üstlendiğimizde, doğa koruma politikalarını İktidardan farklı bir anlayışla ele alacağız. Doğa korumayı nasıl yöneteceğimiz, hangi ilkeleri esas alacağımız ise şimdiden açık ve net. Yeni parti programımızda yazdık. Doğa koruma politikalarını bilimsel temelde yeniden kuracağız. Doğal alanlarda ekosistem izlemelerini düzenli olarak yapacağız ve verileri şeffaf biçimde kamuoyuyla, paylaşılacağız. En önemlisi iktidarın yaptığının aksine; Milli parkların, tabiat parklarının ve sulak alanların sayısı artıracağız, koruma statüleri güçlendireceğiz! Biz bu ülkenin ormanını, suyunu, toprağını günübirlik çıkar hesaplarına teslim etmeyeceğiz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.