Hava Durumu

#Kamu Yararı

Kırsal Haber - Kamu Yararı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kamu Yararı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TMMOB ZMO Danışma Kurulu Toplandı: "Tarımda Kamucu ve Planlı Politikalar Şart" Haber

TMMOB ZMO Danışma Kurulu Toplandı: "Tarımda Kamucu ve Planlı Politikalar Şart"

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) 50. Dönem I. Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi yayımlandı. İstanbul'da gerçekleştirilen toplantıda; artan maliyetler, gıda enflasyonu, tarımsal afetler, mesleki yetki gaspları ve orman yangınları başlıklarında çarpıcı tespitlere yer verildi. ​TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın 50. Dönem I. Danışma Kurulu Toplantısı, Yönetim Kurulu, Onur ve Denetleme Kurulu üyeleri, şube başkanları ve il temsilcilerinin katılımıyla İstanbul Şubesi'nin ev sahipliğinde toplandı. Türkiye’nin tarımsal üretimde karşı karşıya kaldığı çok boyutlu krizlerin masaya yatırıldığı toplantıda, yayımlanan sonuç bildirgesiyle tarım sektöründeki acil çözüm bekleyen sorunlar kamuoyuyla paylaşıldı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası'nın 50. Dönem I. Danışma Kurulu Toplantısı, ZMO Ana Yönetmeliği'nin ilgili hükümleri uyarınca; Yönetim Kurulu, Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeleri, şube başkanları ve il temsilcilerinin katılımı ile İstanbul Şubemizin ev sahipliğinde toplanmış, mesleğimiz ve meslek alanlarımız ile ilgili konular görüşülmüş, değerlendirmeler yapılmıştır. 50.Dönem I. Danışma Kurulumuz; dünyada savaşların, ekonomik ve siyasal gerilimlerin, iklim değişiminin ve ekolojik yıkımın derinleştiği; ülkemizde ekonomik sorunların, yüksek enflasyonun, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve yoksullaşmanın ağırlaştığı; tarımsal üretimin, üreticilerin ve tüketicilerin çok boyutlu sorunlarla karşı karşıya bırakıldığı bir dönemde toplanmıştır. Tarım; yalnızca ekonomik bir faaliyet alanı değil, yaşamın, toplum sağlığının, bağımsızlığın, egemenliğin ve geleceğin temel güvencesidir. Buna karşın uzun yıllardır uygulanan ithalata, piyasalaştırmaya ve günü kurtaran müdahalelere dayalı politikalar; üreticinin üretimden kopmasına, tarımsal alanların azalmasına, kırsal nüfusun yaşlanmasına, gıda egemenliği ve güvencesinin zayıflamasına neden olmaktadır. Oda’mız, tarım politikalarının; piyasa aktörlerinin kısa vadeli çıkarlarına göre değil; kamu yararı, gıda egemenliği, üretici refahı, tüketici hakkı, ekolojik üretim ve bilimsel planlama temelinde oluşturulması gerektiğini bir kez daha vurgulamaktadır. Üretimde Süreklilik, Üreticiye Güvence Sağlanmalıdır Türkiye'de tarımsal üretim açısından en temel sorunlardan biri, üreticinin yeterli ve öngörülebilir gelir elde edememesidir. Artan girdi ve finansman maliyetleri karşısında üretici gelirlerinin yeterli oranda artmaması, üreticiyi borçlanmaya ve üretimden çekilmeye zorlamaktadır. Odamızın 14 Mayıs 2026 Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada belirtildiği üzere; “2026 yılı Şubat ayında Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi'nin on iki aylık ortalamalara göre yüzde 32,64 artması; tarımsal üretimde maliyet baskısının devam ettiğini göstermektedir. Aynı dönemde tarım sektörünün bankalara olan nakdi kredi borcunun 1 trilyon 355 milyar TL'yi aşması, üreticinin finansal yükünün boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.” Borçlanmaya dayalı tarımsal üretim sürdürülebilir değildir. Tarımsal destekler sosyal yardım niteliğinden çıkarılmalı; üretim planlamasının temel araçlarından biri haline getirilmelidir. Çiftçinin üretim yapabilmesinin koşulları güvence altına alınmalıdır. Üretim maliyetleri düşürülmeli, destekler zamanında ve yeterli düzeyde ödenmeli, destekleme sistemi üretim planlamasıyla bütünleştirilmeli, üreticinin ürününü maliyetinin altında satmak zorunda bırakılmasının önüne geçilmelidir. Gıda Enflasyonu Üretim Sorunundan Bağımsız Değerlendirilemez Gıda fiyatlarındaki artış, yalnızca tüketici fiyatlarını değil, toplumun sağlıklı ve yeterli gıdaya erişimini de doğrudan etkilemektedir. Haziran 2026 itibarıyla TÜFE yıllık yüzde 32,11 artarken, gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki yıllık artış yüzde 35,45 olarak gerçekleşmiştir. Gıda enflasyonuyla mücadele, üretimi baskılayarak veya ithalatı artırarak değil; üretim kapasitesini güçlendirerek, üretim sürekliliğini sağlayarak ve tarladan sofraya kadar olan zincirdeki yapısal sorunları çözerek yürütülmelidir. Üreticinin düşük fiyatla ürününü satmak zorunda bırakıldığı, tüketicinin ise yüksek fiyatlarla gıdaya erişebildiği mevcut yapı sürdürülemez. Üretici ile tüketici arasındaki zincirin adil, şeffaf ve etkin biçimde düzenlenmesi; kooperatiflerin ve üretici örgütlerinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Hububatta Üreticinin Emeği Korunmalıdır 2026 yılı hububat alım fiyatlarında ekmeklik ve makarnalık buğday için ton başına 16.500 TL, arpa için 12.750 TL fiyat açıklanmış; desteklerle birlikte üreticinin eline geçmesi öngörülen tutarlar sırasıyla 19.514 TL ve 15.764 TL olarak belirtilmiştir. Odamız açısından temel ölçüt, açıklanan fiyatın yalnızca geçmiş yıl fiyatıyla karşılaştırılması değil, üreticinin gerçek maliyetleri, emeği, arazi ve sermaye kullanım bedeli ile bir üretim için gerekli geliri karşılayıp karşılamadığıdır. Üretici maliyetlerini dikkate almayan fiyat politikaları, kısa vadede piyasayı düzenliyor gibi görünse de uzun vadede üreticinin üretimden çekilmesine ve ithalat bağımlılığının artmasına neden olacaktır. Yaşanan enflasyonist süreç nedeniyle hububat başta olmak üzere stratejik ürünlerde; bölgelere göre tavsiye yada taban alım fiyatları = maliyet + enflasyon kaybı (girdi temin dönemi ile hasat-satış dönemi arasında oluşan) + yıllık büyüme oranı + yaşam payı esas alınarak tespit edilmelidir. Tarımsal Afetlerde Adalet Sağlanmalıdır İklim değişiminin etkileri artık yalnızca çevresel bir sorun olmaktan çıkmış; tarımsal üretimin doğrudan tehdit eden ekonomik ve sosyal bir krize dönüşmüştür. Aşırı ve düzensiz yağışlar, seller, taşkınlar, kuraklık, dolu, zirai don, sıcak hava dalgaları ve yangınlar; tarım arazilerini, hayvan varlığını, sulama altyapısını, tarımsal yapı ve ekipmanları tahrip etmekte, üretim maliyetlerini artırmaktadır. ZMO'nun Mayıs 2026 tarihli “Tarımsal Afet ve Adalet” açıklamasında da vurgulandığı üzere, afetlerden zarar gören üreticilerin kayıpları hızlı biçimde tespit edilmeli; üreticinin ÇKS veya tarım sigortası kapsamındaki durumuna bakılmaksızın yaşanan zararların sosyal devlet ilkesi çerçevesinde karşılanması sağlanmalıdır. Afet sonrasında yalnızca zarar ödemesi yapılması yeterli değildir. Üreticinin yeniden üretime başlayabilmesi için tohum, fide, fidan, yem ve diğer temel girdiler zamanında ve yeterli miktarda sağlanmalı; kredi, elektrik ve sulama borçları yeniden yapılandırılmalı veya gerekli durumlarda ertelenmelidir. Orman Yangınları Ve Tarımsal Üretim Birlikte Ele Alınmalıdır 2026 yazında orman yangınları, tarım alanları ve kırsal yaşam açısından ciddi risk oluşturmaya devam etmektedir. Temmuz ayında Muğla'da meydana gelen yangında yaklaşık 200 hektarlık orman alanının zarar gördüğü; düşük nem ve şiddetli rüzgârın yangının yayılmasını hızlandırdığı Orman Genel Müdürlüğü tarafından açıklanmıştır. Yangınlarla mücadele yalnızca yangın çıktıktan sonra söndürme faaliyetlerine indirgenemez. Ormancılık ve tarım yapılan köy ve mahallelerde yaşayan halka yangın risk azaltma ve yangınla mücadele eğitimleri verilmeli, müdahale ekipleri kurulmalıdır. Yangın öncesi risk azaltma, erken uyarı, izleme, kırsal alan yönetimi, anız yangınlarının önlenmesi, yangın şeritleri, su varlıklarının korunması ve yerel yönetimler ile kamu kurumları arasında etkin koordinasyon yangın politikasının temel unsurları haline getirilmelidir. Orman yangınları aynı zamanda tarımsal üretimi, arıcılığı, hayvancılığı, mera alanlarını, ormanlardan elde edilen ürünleri ve kırsal ekonomiyi etkilemektedir. Yangınların tarımsal üretim üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileri bütüncül olarak ele alınmalıdır. Su Yetersizliğine Karşı Tarım Politikası Yeniden Şekillendirilmelidir İklim değişiminin ve artan su talebi karşısında su varlıklarımız üzerindeki baskı giderek artmaktadır. Tarım sektörü açısından suyun yalnızca daha fazla kullanılmasına değil, daha etkin, planlı ve verimli kullanılmasına odaklanılmalıdır. Su kısıtı bulunan havzalarda ürün deseni yeniden değerlendirilerek su varlıklarımızın taşıma kapasitesiyle uyumlu üretim planlaması yapılmalı; basınçlı ve kontrollü sulama sistemleri yaygınlaştırılmalı, sulama yatırımları bilimsel önceliklere göre gerçekleştirilmelidir. Su havzalarının madencilik, sanayi, yapılaşma ve diğer rant baskılarıyla kirletilmesine ve yok edilmesine izin verilmemelidir. Su hakkı, yaşam hakkıdır. Su varlıkları kamusal bir değer olarak korunmalıdır. Tarım Arazileri, Meralar, Zeytinlikler ve Ormanlar Korunmalıdır Tarımsal üretimin temel koşulu olan toprak varlığımız hızla artan yapılaşma, sanayi, enerji, madencilik ve ulaşım yatırımları nedeniyle baskı altındadır. Tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullanımının kolaylaştırılması, yalnızca bugünün üretim kapasitesini değil, gelecek kuşakların gıda güvencesini ve yeterliliğini de tehdit etmektedir. Tarım arazileri, meralar, zeytinlikler, ormanlar, sulak alanlar ve su havzaları rantın konusu değil, toplumun ortak varlıkları ve geleceğidir. Odamız; tarımsal üretim alanlarının parçalanmasına, verimli tarım topraklarının yapılaşmaya açılmasına, meraların amaç dışı kullanımına ve doğal varlıkların geri dönüşü olmayacak biçimde tahrip edilmesine karşı bilimsel, teknik ve hukuki mücadelesini sürdürecektir. Tarım Sayımı Şeffaf ve Bilimsel Esaslar ile Sonuçlandırılmalıdır Tarım politikalarının doğru biçimde oluşturulabilmesi için öncelikle ülkenin gerçek tarımsal yapısının bilinmesi gerekmektedir. Uzun yıllardır gerçekleştirilmeyen Genel Tarım Sayımının sonuçlarının; arazi varlığı, işletme büyüklükleri, üretim deseni, sulama, hayvan varlığı, tarımsal makine parkı, işgücü ve diğer temel göstergeler bakımından eksiksiz ve güvenilir biçimde ortaya konulması büyük önem taşımaktadır. Tarım sayımından elde edilecek veriler, tarımsal üretim planlamasının temelini oluşturmalıdır. Veriler kamuoyuna açık, anlaşılır ve şeffaf biçimde paylaşılmalı; üretim planlaması gerçek veriler üzerinden yeniden değerlendirilmelidir. Üretim Planlaması Bilimsel Veriye Dayanmalıdır Üretim planlaması; yalnızca belirli ürünlerin belirli alanlarda üretilmesinin ötesinde, toprak, su, iklim, pazar, üretici yapısı, girdi maliyetleri ve tüketici ihtiyaçlarını birlikte değerlendiren bütüncül bir sistem olarak ele alınmalıdır. Üreticinin hangi ürünü neden üreteceğini, ne kadar gelir elde edeceğini ve ürününü nerede pazarlayacağını öngöremediği, alım garantisi olmayan bir sistem gerçek anlamda planlı üretim değildir. Bu nedenle üretim planlaması; Ziraat Mühendisleri Odası’nın, çiftçi örgütlerinin, üniversitelerin, ilgili kamu kurumlarının ve diğer tüm paydaşların katılımıyla demokratik ve bilimsel bir süreç olarak yürütülmelidir. Kamucu Tarım Yönetimi ve Liyakat Güçlendirilmelidir Tarım ve Orman Bakanlığı'nın merkez ve taşra teşkilatında yeterli sayıda, nitelikli ve uzman personel istihdam edilmesi kamusal tarım hizmetlerinin etkinliği açısından zorunludur. Bakanlığın 2026 yılında açıkladığı 1.874 sözleşmeli personel alımında 515 Ziraat Mühendisi, 49 Su Ürünleri Mühendisi ve 6 Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrosuna yer verilmesi olumlu olmakla birlikte, Odamız bu sayıların mevcut ihtiyaç karşısında yetersiz olduğunu belirtmiş; Ziraat Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi ve Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrolarının artırılmasını ve Su Bilimleri Mühendislerine de kadro tahsis edilmesini talep etmiştir. Tarım sayımı, üretim planlaması, bitki sağlığı, toprak ve su koruma, gıda güvenliği ve yeterliliği, kırsal kalkınma, su ürünleri yönetimi ve iklim değişimine uyum gibi stratejik alanlarda kamu istihdamı liyakat temel alınarak artırılmalıdır. Tarım politikalarının başarısı, masa başında oluşturulan düzenlemelerden önce, bu politikaları sahada uygulayacak uzman insan gücünün varlığına bağlıdır. Ziraat Mühendisliği Eğitimi Ve Meslek İstihdamı Güçlendirilmelidir Ziraat Fakültelerinin sayısındaki plansız artış, eğitim altyapısındaki yetersizlikler ve mezunların istihdam sorunları mesleğimizin geleceğini tehdit etmektedir. Eğitim, istihdam ve tarımsal üretim politikaları birlikte ele alınmalıdır. Ziraat fakültelerinde eğitim kalitesi yükseltilmeli, uygulamalı eğitim güçlendirilmeli, üniversite-kamu-özel sektör ve meslek örgütü iş birliği geliştirilmelidir. Ziraat Fakültelerine girebilmek için 300.000 puan barajı tekrar getirilmelidir. ZMO'nun destek verdiği ZİDEK akreditasyon süreçleri yaygınlaştırılmalı; nitelikli ziraat mühendisi yetiştirilmesi bir kamu politikası olarak ele alınmalıdır. Kamuda yeterli sayıda Ziraat Mühendisi istihdam edilmeli; meslektaşlarımızın özlük hakları, ücretleri, ek göstergeleri ve emeklilik koşulları iyileştirilmelidir. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Hakkındaki Kanun kapsamında 4 Nisan 2026 tarihinde yönetmelik değişikliği yapılmış olup, 2023-2026 tarih aralığındaki, tarımsal yapı izinlendirilmesinde, Ziraat Mühendislerinin imza yetkisi kaldırılmıştır. Bu durum; Ziraat Mühendisliği mesleğini yok saymak anlamına gelmektedir. Bu hususta ivedilikle düzenleme yapılmalıdır. B-Reçete uygulamasındaki 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren, Zirai İlaç Bayilerinden “Oda Üyelik Belgesi” istenilmeyeceği yönündeki uygulamadan vazgeçilmelidir. ZMO Anayasa’dan aldığı yetkiye istinaden, özel sektörde çalışan Ziraat Mühendislerinin disiplin örgütü olup, yaptıkları uygulamaların meslek etiği ve bilimsel kurallara uygunluğunu denetlemekle de görevlidir. Zirai İlaç Bayileri mesleki dayanışma ve kamu sağlığı bakımından mesleki denetimden ve Oda üyeliğinden istisna tutulamaz/tutulmamalıdır. Yaşanan finansal kriz tarımsal üretim ve pazarlamanın her aşamasında gübre, BKÜ, Tarım alet ve makinaları alanlarında işletme sahibi olarak görev yapan meslektaşlarımızı konkordato ve iflas noktasına getirmekte, intihar vakaları yaşanmaktadır. Finansal kriz kapsamında uygun koşullarda bir kredi paketi acilen planlanmalı ve yaşanan problemler bütün tarımsal üretime zarar vermeden bir an önce çözülmelidir. Bilirkişilik yapan meslektaşlarımızın; alt uzmanlık alanı seçiminde yaşanan sorunların giderilmesi amacıyla, Bilirkişilik Daire Başkanlığı ile, ZMO olarak görüşmeler sürdürülmektedir. Gıda Güvenliği ve Yeterliliği Kamusal Bir Sorumluluktur Gıdanın güvenilirliği ve yeterliliği, toplum sağlığının ayrılmaz bir parçasıdır. Bitkisel ve hayvansal üretimden işleme, depolama, nakliye ve tüketime kadar tüm süreçlerde etkin denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır. Bitki koruma ürünlerinin üretimi, satışı, reçetelendirilmesi ve uygulanmasında bilimsel yeterlilik ve uzmanlık temel alınmalı; bitki sağlığı alanındaki mesleki yetkilerin zayıflatılmasına izin verilmemelidir. Kalıntı, sahte veya tağşiş edilmiş gıda ürünleriyle mücadelede denetimler güçlendirilmeli; özellikle ihracattan geri dönen tarımsal ürünlere ilişkin nedenler, analiz sonuçları ve alınan önlemler şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Hayvancılıkta Üretici Korunmalı, Yerli Üretim Güçlendirilmelidir Hayvancılıkta temel amaç, dönemsel ithalatlarla piyasa açığını kapatmak değil, yerli üretim kapasitesini artırmak olmalıdır. Yem maliyetleri düşürülmeli, mera alanları korunmalı, hayvan sağlığı hizmetleri güçlendirilmeli ve üreticinin gelir güvencesi sağlanmalıdır. Et ve süt üretiminde üretici ile tüketici arasındaki fiyat makasının azaltılması için kooperatifçilik ve üretici örgütlenmesi desteklenmelidir. Hayvancılık politikaları yalnızca et ve süt miktarının artırılması üzerinden değil; hayvan refahı, çevrenin korunması, yem kaynakları ve agroekolojik üretim ilkeleri üzerinden yeniden değerlendirilmelidir. Kırsalın Boşalmasına Karşı Kalıcı Politikalar Uygulanmalıdır Kırsal nüfusun yaşlanması ve gençlerin tarımsal üretimden uzaklaşması, ülkemizin gelecekteki gıda üretim kapasitesi açısından stratejik bir tehdit oluşturmaktadır. Köyler yalnızca yaşlı nüfusun yaşadığı yerleşimler değil, aynı zamanda üretim alanlarıdır. Gençlerin tarımda kalmasını sağlayacak gelir, eğitim, sosyal güvenlik, sağlık, barınma ve kültürel yaşam koşulları oluşturulmalı; köy okulları ve kırsal kamu hizmetleri güçlendirilmelidir. Genç ve kadın üreticilerin tarımsal üretimde kalıcı olarak yer almasını sağlayacak uzun vadeli destek programları oluşturulmalıdır. Boşaltılmış köylere geri dönüş ve tarımsal üretimin yeniden başlaması planlanmalı, üretici köy halkının köye dönüşü ve tarımsal üretime başlaması için destekleme paketi oluşturulmalı, yıllardır üretim dışında kalan araziler bilimsel programlar uygulanarak yeniden tarıma kazandırılmalıdır. Kooperatifçilik Güçlendirilmelidir Üreticilerin girdi temininden ürün pazarlamaya kadar yaşadığı sorunların çözümünde kooperatifçilik önemli bir araçtır. Kooperatifler siyasi ve ekonomik bağımlılıklardan uzak, demokratik ve şeffaf bir yapıya kavuşturulmalı, mevzuat özendirici olmak üzere yeniden düzenlenmeli, üreticinin örgütlü biçimde pazara erişimi sağlanmalıdır. Kooperatiflerin finansman, eğitim, teknik danışmanlık, depolama, işleme ve pazarlama kapasiteleri güçlendirilmelidir. Afet Bölgelerinde Tarımsal Üretim Yeniden Kurulmalıdır 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden geçen zamana rağmen deprem bölgesindeki tarımsal üretim ve kırsal yaşam açısından sorunların tümü giderilememiştir. Deprem bölgesinde kırsal nüfusun yeniden üretime kazandırılması, tarım arazilerinin korunması ve üretim altyapısının yeniden kurulması için özel destek programları uygulanmalıdır. Yeni yerleşim alanlarının belirlenmesinde verimli tarım arazileri, meralar, su kaynakları ve tarımsal üretim bütünlüğü mutlaka korunmalıdır. Deprem güvenli yerleşim ile tarımsal üretimin korunması birbirinin alternatifi olarak görülmemelidir. Bilimsel yer seçimi ve doğru planlama ile verimli tarım arazileri tarım dışı kullanılmamalı her iki ihtiyaç birlikte karşılanmalıdır. Mesleki Yetkilerimizi ve Meslek Örgütlülüğümüzü Savunacağız Ziraat Mühendisliği; yalnızca teknik bir meslek değil, gıda, toprak, su, çevre, üretim ve toplum sağlığıyla doğrudan ilişkili kamusal bir meslektir. Mesleki yetki ve sorumlulukların bilimsel yeterlilik yerine farklı çıkar ilişkileri doğrultusunda dağıtılmasına karşı çıkıyoruz. Meslek alanımızın parçalanmasına, mesleki yetkilerimizin daraltılmasına, mühendislik hizmetlerinin niteliğinin düşürülmesine ve meslek örgütümüzün işlevsizleştirilmesine izin vermeyeceğiz. Bilimsel bilgi, mühendislik etiği, liyakat ve kamu yararı temelinde mesleğimizi savunmaya devam edeceğiz. Toplumsal Adalet, Tarıma Adalet Sağlanmadan Tesis Edilemez TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası; demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesini; insan haklarını, emeği, eşit yurttaşlığı, toplumsal barışı ve özgürlükleri savunmaktadır. Tarım politikalarının toplumdan bağımsız ele alınamayacağı açıktır. Adil bir tarım politikası, adil bir toplum düzeninin parçasıdır. Kadınların, gençlerin, çocukların, mevsimlik tarım işçilerinin ve tüm emekçilerin haklarının korunması; tarımsal üretimin sürdürülebilirliği kadar önemlidir. Mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşulları iyileştirilmeli, sosyal güvenceye erişimleri sağlanmalı ve tarımda çocuk işçiliğinin tüm biçimleriyle mücadele edilmelidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda Odamızın çalışmaları kararlılıkla sürdürülecektir. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Olarak Diyoruz ki; Kamucu, planlı, üreticiyi ve tüketiciyi koruyan bir tarım politikası yaşama geçirilmelidir. Gıda egemenliği, gıda güvencesi ve gıda güvenliği temel kamu politikaları haline getirilmelidir. Çiftçinin üretimde kalmasını sağlayacak yeterli, zamanında ve öngörülebilir destekleme sistemi oluşturulmalıdır. Tarımsal üretimde ithalata bağımlılığı azaltacak, yerli üretimi ve üretim kapasitesini güçlendirecek politikalar uygulanmalıdır. Tarım arazileri, meralar, zeytinlikler, ormanlar, sulak alanlar ve su havzaları korunmalıdır. İklim değişimine uyum politikaları tarım, su, orman ve kırsal kalkınma politikalarıyla birlikte ele alınmalıdır. Tarımsal afetlerden zarar gören üreticilerin zararları sosyal devlet ilkesi doğrultusunda karşılanmalı ve yeniden üretime geçmeleri güvence altına alınmalıdır. Orman yangınlarıyla mücadelede önleyici, bilimsel, teknolojik ve bütüncül yöntemler güçlendirilmelidir. Su varlıklarının korunması ve tarımsal su kullanımının planlanması ülke politikalarının temel önceliklerinden biri olmalıdır. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın teknik personel yapısı güçlendirilmeli, kamuya yeterli sayıda Ziraat Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi, Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi ve Su Bilimleri Mühendisi alınmalıdır. Ziraat Fakültelerinde eğitim kalitesi yükseltilmeli, plansız fakülte ve kontenjan artışına son verilmelidir. Gençlerin ve kadınların tarımsal üretimde kalmasını sağlayacak sosyal ve ekonomik politikalar uygulanmalıdır. Kooperatifçilik ve üretici örgütlenmesi güçlendirilmelidir. Tarım işçilerinin insanca çalışma ve yaşam koşullarına sahip olması sağlanmalı, tarımda çocuk işçiliği sona erdirilmelidir. Tarım politikaları bilimsel veriler, meslek uzmanlığı ve kamu yararı temelinde oluşturulmalıdır. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olarak; üreten, ürettiğinin karşılığını alan çiftçinin; sağlıklı, güvenilir ve erişilebilir gıdaya ulaşabilen tüketicinin; bilimsel ve nitelikli mühendislik hizmeti sunan meslektaşlarımızın ve korunmuş bir doğal çevrede yaşama hakkının yanında olmaya devam edeceğiz. Ülkemizin tarımsal varlıklarını, toprağını, suyunu, ormanlarını, meralarını, zeytinliklerini ve biyolojik çeşitliliğini gelecek kuşaklara aktarmak; üreticinin emeğini korumak, gıda egemenliğini ve kamusal yararı savunmak mesleki ve toplumsal sorumluluğumuzdur. Bilimin, emeğin, üretimin, dayanışmanın ve kamu yararının rehberliğinde mücadelemizi büyüteceğiz. Mesleğimize, meslektaşlarımıza, üreticilerimize ve ülkemizin geleceğine sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yaşasın TMMOB! Yaşasın ZMO! Yaşasın ZMO Örgütlülüğü!" Seo uyumlu detaylı bir haber metni hazırlarmısın

ZMO'dan Tarım ve Orman Bakanlığı'na Çağrı: "Personel Alım Sayısı Artırılmalı" Haber

ZMO'dan Tarım ve Orman Bakanlığı'na Çağrı: "Personel Alım Sayısı Artırılmalı"

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO), Tarım ve Orman Bakanlığı'nın duyurduğu 1.874 sözleşmeli personel alım ilanına ilişkin Bakanlığa resmi başvuruda bulundu. ZMO; Ziraat, Su Ürünleri ve Balıkçılık Teknolojisi Mühendisliği kadrolarının artırılmasını ve Su Bilimleri Mühendislerine de kontenjan ayrılmasını talep etti. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın taşra teşkilatında görevlendirmek üzere 657 sayılı Kanun'un 4/B maddesi kapsamında ilan ettiği 1.874 sözleşmeli personel alımı sektörel temsilciler tarafından takiple izleniyor. İlanda yer alan 515 Ziraat Mühendisi, 49 Su Ürünleri Mühendisi ve 6 Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrosu olumlu bir adım olarak değerlendirilse de TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) mevcut sayıların saha ihtiyacını karşılamaktan uzak olduğuna dikkat çekti. "Ziraat Mühendisi Kontenjanı Mevcut İhtiyacı Karşılamıyor" ZMO tarafından Personel Genel Müdürlüğüne iletilen resmi yazıda; tarımsal üretimin sürdürülebilirliği, gıda güvencesi, iklim değişikliğiyle mücadele, bitkisel ve hayvansal üretimin geliştirilmesi gibi stratejik hedefler hatırlatıldı. ZMO, ilan edilen 515 Ziraat Mühendisi kadrosunun artırılmasının; yürütülmekte olan tarım sayımı, üretim planlaması ve teknik tarımsal hizmetlerin sahada daha etkin yürütülmesi adına kamu yararı taşıdığını vurguladı. Su Ürünleri ve Balıkçılık Kadroları Yetersiz Bulundu Mavi vatan ve iç su kaynaklarındaki üretimin her geçen gün stratejik önem kazandığı belirtilen açıklamada, 49 Su Ürünleri Mühendisi kontenjanının artırılması, 6 Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrosunun ise yetersiz kaldığı ifade edildi. "Su Bilimleri Mühendislerine Kadro Verilmemesi Önemli Bir Eksiklik" Başvuruda öne çıkan bir diğer kritik unsur ise Su Bilimleri Mühendisleri oldu. İlanda bu meslek grubuna hiç yer verilmemesini eleştiren ZMO; deniz ve iç su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi, su kalitesi denetimi ve sucul ekosistemlerin korunması gibi alanlarda uzman olan Su Bilimleri Mühendislerine de uygun sayıda kadro tahsis edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Ziraat Mühendisleri Odası, kamu hizmetlerinin aksamaması ve sektörün sahada ihtiyaç duyduğu teknik güce ulaşabilmesi adına alım sayılarının yeniden gözden geçirilerek düzenlenmesi talebini yineledi.

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır Haber

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi tarafından 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı. Şube Başkanı Merve Edizkan Cihan tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Su, yaşamın temelidir. Ancak bugün, hem dünyada hem de ülkemizde su kaynakları üzerindeki baskı her geçen gün artmakta; yanlış kullanım, plansız kentleşme, iklim değişikliği ve bilimden uzak uygulamalar su krizini derinleştirmektedir. Jeoloji mühendisliği; yeraltı sularının aranması, korunması ve sürdürülebilir yönetimi açısından kritik bir bilim dalıdır. Yeraltı suyu rezervleri, özellikle kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkemiz için stratejik öneme sahiptir. Ancak ne yazık ki bu kaynaklar, yeterli bilimsel etütler yapılmadan açılan kaçak kuyular, aşırı ve kontrolsüz çekimler ile geri dönüşü zor zararlar görmektedir. Şehrimiz, yeraltı suyu açısından önemli havzalardan biri üzerinde yer almasına rağmen, son yıllarda artan su tüketimi ve bilinçsiz kullanım nedeniyle risk altındadır. Özellikle tarımsal sulamada vahşi sulama yöntemlerinin yaygınlığı, yeraltı su seviyelerinde ciddi düşüşlere neden olmaktadır. Bunun yanı sıra, sanayi ve kentsel büyümenin getirdiği baskı da su kaynaklarımızı tehdit etmektedir. Bilimsel gerçekler ışığında uyarıyoruz: Yeraltı suları sınırsız değildir; bilinçsiz kullanım geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur. Su yönetimi, mutlaka hidrojeolojik etütlere ve bilimsel planlamaya dayanmalıdır. Kaçak kuyuların önüne geçilmeli, mevcut kuyular sıkı şekilde denetlenmelidir. Tarımda modern sulama tekniklerine geçiş hızlandırılmalıdır. Ayrıca kentleşme ve sanayi planlamasında yeraltısuyu rezervi dikkate alınmalıdır, ayrıca şehrin tarımsal ürün deseni seçimi de bu yönde yapılmalıdır. İklim krizi gerçeğiyle de yüzleşmemiz gereken zamanlardan geçiyoruz. Küresel iklim değişikliği, yağış rejimlerini değiştirmekte ve kuraklık riskini artırmaktadır. Bu durum, özellikle yeraltı suyu rezervlerine olan bağımlılığı artırırken, aynı zamanda bu kaynakların daha hızlı tükenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle su yönetimi politikaları kısa vadeli değil, uzun vadeli ve bütüncül olmalıdır. Su bir kamu hakkıdır! Su; ticari bir meta değil, herkes için eşit ve adil erişilmesi gereken temel bir yaşam hakkıdır. Bu doğrultuda su politikalarının kamu yararı gözetilerek oluşturulması, özelleştirme ve rant odaklı yaklaşımlardan uzak durulması gerekmektedir. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi olarak; Bilim ve mühendislik hizmetlerinin karar süreçlerinde etkin rol almasını, Su kaynaklarının korunmasına yönelik denetimlerin artırılmasını, Yeraltı sularının sürdürülebilir kullanımına yönelik acil eylem planlarının hayata geçirilmesini, Tüm paydaşların ortak akılla hareket etmesini talep ediyoruz. Unutulmamalıdır ki; Suyun olmadığı bir Dünya’da yaşamak düşünülemez. Su kaynaklarını korumak, geleceğimizi korumaktır."

Tarım Arazilerinin Sanayi Amaçlı Kullanımına Mahkemeden Durdurma Haber

Tarım Arazilerinin Sanayi Amaçlı Kullanımına Mahkemeden Durdurma

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin Alpu Termik Santrali projesine karşı yürüttüğü hukuk mücadelesinde bir büyük kazanım daha elde edildi. Bursa Bölge İdare Mahkemesi, Danıştay'ın bozma kararına uyarak, verimli tarım arazilerinin enerji üretim alanı olarak kullanılmasına izin veren işlemleri iptal etti. Eskişehir ili, Tepebaşı ilçesi sınırlarında yer alan Sepetçi ve Margı mahallelerindeki tarım arazilerinin; Alpu Termik Santrali, ek tesisleri ve kül depolama sahası olarak kullanılmasına yönelik verilen "tarım dışı kullanım" izinlerine karşı açılan davada karar verildi. Mahkeme, bölgenin tarımsal bütünlüğünün korunmasına hükmetti. DANIŞTAY’IN "BOZMA" KARARI SÜRECİ BELİRLEDİ Daha önce Eskişehir 2. İdare Mahkemesi tarafından reddedilen ve ardından istinaf başvurusu da olumsuz sonuçlanan dava, belediyenin ısrarlı takibi sonucu Danıştay'a taşınmıştı. Danıştay Onuncu Dairesi'nin 25 Eylül 2025 tarihli bozma kararı, sürecin seyrini değiştirdi. Bursa Bölge İdare Mahkemesi Altıncı İdari Dava Dairesi, Danıştay’ın bu kararına uyarak dosyayı yeniden inceledi ve ilk derece mahkemesinin ret kararını kaldırarak söz konusu idari işlemlerin iptaline oybirliğiyle karar verdi. "ÇED OLUMLU" KARARI OLMAYAN PROJE UYGULANAMAZ Mahkeme kararında, projenin en temel dayanaklarından biri olan "ÇED Olumlu" kararının daha önce yargı yoluyla iptal edildiği ve bu iptalin kesinleştiği hatırlatıldı. Çevre Kanunu ve ilgili yönetmelikler uyarınca; hukuken geçerli bir ÇED kararı bulunmayan bir projenin hayata geçirilemeyeceği, dolayısıyla bu projeye istinaden verilen tarım dışı kullanım izinlerinin de uygulama kabiliyetinin kalmadığı vurgulandı. BÜYÜK OVA KORUMA ALANI VURGUSU Kararın gerekçesinde; söz konusu alanın büyük bir kısmının "Alpu Büyük Ova Koruma Alanı" içerisinde kaldığı, termik santral gibi kirletici tesislerin bölgedeki tarımsal bütünlüğü bozacağı ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratacağı, projenin; Özelleştirme Kararı, Çevre Düzeni Planı değişikliği ve acele kamulaştırma gibi diğer tüm ayaklarının da yargı kararlarıyla iptal edilmiş olması nedeniyle projenin gerçekleştirilmesinde kamu yararı bulunmadığı belirtildi. “KENTİMİZİ VE GELECEĞİMİZİ SAVUNACAĞIZ” Konuyla ilgili sosyal medya hesabından açıklama yapan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, “Alpu Ovası’nı korumak için yürüttüğümüz hukuk mücadelesinde bir önemli kazanım daha elde ettik. Bursa Bölge İdare Mahkemesi, verimli tarım arazilerinin termik santral enerji üretim alanı olarak kullanılmasına izin veren işlemleri iptal ederek; Beyazaltın ve Kozlubel mahallelerimizdeki tarım alanlarının korunmasına hükmetti. Alpu Büyük Ova Koruma Alanı’nda tarımın, doğanın ve yaşamın yanında durmaya, kentimizin geleceğini kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.” dedi.

Istrancalar Delik Deşik Ediliyor! Haber

Istrancalar Delik Deşik Ediliyor!

Cumhuriyet Halk Partisi Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, Istranca Dağları’nda devam eden Rüzgar Enerji Santrali (RES) projelerine sert tepki gösterdi. Mahkeme kararları ve bilirkişi raporlarına rağmen devam eden çalışmaları "doğa katliamı" olarak nitelendiren Gündoğdu, 200 bin ağacın kesileceğini vurguladı. ​Kırklareli’nin "akciğerleri" olarak bilinen Istrancalar bölgesindeki RES projeleri, TBMM gündemine taşındı. Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, Vize ilçesine bağlı köylerde sürdürülen projelerin hukuka ve bilime aykırı olduğunu belirterek, yetkilileri hesap vermeye çağırdı. ​Mahkeme Kararı Dinlenmiyor ​Gündoğdu; Kömürköy, Akpınar, Okçular ve Evrenli köyleri ile Çakıllı beldesini kapsayan projeler hakkında verilen iptal kararlarının hiçe sayıldığını belirtti. Bilirkişi raporlarının "Orman alanında RES olmaz, su kaynakları ve tarım çöker" demesine rağmen iş makinelerinin bölgeden çekilmediğini ifade etti. ​"200 Bin Ağaç Kesiliyor" ​Projenin çevresel maliyetinin telafi edilemez boyutlarda olduğunu savunan Gündoğdu, konuşmasında şu çarpıcı ifadelere yer verdi: ​"200 bin ağaç kesiliyor, geleceğimiz budanıyor. Bölge halkının iradesi yok sayılırken hukuk askıya alınıyor. Bu proje bir yatırım değil, Kırklareli'nde canlı yaşamın sonudur. Doğaya karşı açık bir saldırı gerçekleştiriliyor." ​Bilim ve Halk "Hayır" Diyorsa Kim "Evet" Diyor? ​Sivil toplum kuruluşlarının projede "kamu yararı" görmediğini hatırlatan Milletvekili, iktidarın "talan siyaseti" izlediğini iddia etti. Gündoğdu, bölge halkının RES'lerle iç içe yaşamasının mümkün olmadığını, ekosistemin geri dönülemez bir yara aldığını belirterek, sorumluların en kısa sürede yargı önünde hesap vereceğini vurguladı.

Madencilik Sektörünün Sorunları İzmir’de Masaya Yatırıldı Haber

Madencilik Sektörünün Sorunları İzmir’de Masaya Yatırıldı

Madencilik sektörünün sahada karşılaştığı mevzuat ve uygulamaya dönük sorunlarını ortaya koymak, bu sorunların sektör üzerindeki etkilerini değerlendirmek ve çözüm odaklı öneriler geliştirmek için düzenlenen toplantıya 50’nin üzerinde sektör temsilcisi katıldı. Madencilik Sektörü Mevzuatı Bilgilendirme Toplantısı, İzmir Ticaret Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası ile Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü iş birliğiyle İzmir Ticaret Odası ev sahipliğinde düzenlendi. Maden ve Petrol İşleri Genel Müdür Yardımcısı Fatih Dumanlı’nın mevzuat ve uygulamaya yönelik bilgilendirmelerde bulunduğu toplantıda katılımcıların soruları yanıtlandı. ERKOÇ: TEMEL SORUNLARIN ÇÖZÜLMESİ GEREKİYOR Toplantının açılışında konuşan İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Mahmut Erkoç, “Madencilik Sektörü, birçok sanayi kolu için temel hammadde sağlayan, dış ticaret dengesine katkı sunan ve bölgesel kalkınmayı destekleyen kritik bir alan konumunda. Sektörümüzün ihracat, üretim ve istihdam performansını arttırmak için öncelikle karşı karşıya olunan temel sorunların çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bunların başında, mevzuat ve uygulama süreçlerinde yaşanan yapısal zorluklar geliyor. Özellikle ruhsatlandırma ve izin süreçleri çok aşamalı ve uzun zaman alıyor. Bu durum, yatırım planlamasını zorlaştırıyor” dedi. Erkoç, toplantıda yapılan değerlendirmelerin; sektörün karşılaştığı zorlukları doğru tanımlayan, çevre ile yatırımı koruyan dengeli çözümler üretmeye, madencilik sektörünü daha öngörülebilir, daha sürdürülebilir ve daha güçlü bir yapıya kavuşmasına katkı sağlayacağına inandığını belirtti. ÜRÜN: DÜNYADA 7’İNCİ SIRADAYIZ Madencilik sektörünün önemine değinerek konuşmasına başlayan Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan Ürün, “Hem yaşamın idamesi hem de sanayimizin sürdürülebilirliği açısından madenler olmazsa olmazımızdır. Teknolojide öne çıkarak küresel rekabette lider olma kavgası, özellikle de ABD-Çin kaynaklı gerilimi artırarak; nadir elementlere sahip olma ve/veya bulunduğu bölgeyi kontrol altına almak üzerine kurgulanmıştır. Hammadde temininden lojistiğe kadar dengeleri alt üst eden bu yeni mücadelede Türkiye, maden rezervleri potansiyeli ile jeopolitik avantajını, jeoekonomik etkisi ile pekiştirme gücüne sahiptir. Öyle ki, 3.5 trilyon dolar değerindeki maden varlığı, 6 milyar dolar maden ihracatı ile ülkemizde 70 tür madenin üretim ve ticareti yapılmaktadır. Üretilen maden çeşitliliğinde dünyada 7'nci sıradayız. Böylesi kritik bir süreçte bunun anlamı çok büyük”dedi. Yönetmelik değişimleri, izin süreçlerinin uzaması gibi sektörel sorunlara dikkat çeken Ürün, “Üreten Türkiye” hedefine yerli madenler olmadan ulaşmanın mümkün olmayacağını vurgulayarak, “Rezervlerimizin, katma değerli ürünlere dönüştürülerek ekonomiye kazandırılmasına yönelik sektör önerilerinin değerlendirilmesini bekliyoruz.” diye konuştu. DUMANLI: SÜREÇ TOPLUMLA BARIŞIK, ÇEVREYE DUYARLI ŞEKİLDE YÜRÜTÜLMELİ Konuşmasında yakın zamanda kanunda yapılan değişikliğe de değinen Maden ve Petrol İşleri Genel Müdür Yardımcısı Fatih Dumanlı, “Madencilik faaliyetlerinin toplumla barışık, çevreye duyarlı bir biçimde sorumlu ve sürdürülebilir bir madencilik anlayışıyla sürdürülmesi gerekiyor” dedi. Duman, maden ruhsatı verirken bürokratik işlemlerin uzun olduğundan yakınıldığını ancak madencilik faaliyetiyle gündemde olan ülkelerde de benzer işlemlerin yapıldığını belirtti. İşletme projesinde işletme güvenliğine, üretim yöntemine üretim miktarına uyulması gerektiğini ifade eden Dumanlı, ÇED kapsamında taahhüt edilen süreçlere riayet edilmesi gerektiğini belirtti. ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR Kamu tarafında da en çok dikkat çekilen konunun bürokratik süreçlerin azaltılması olduğunu söyleten Dumanlı, bu amaçla bazı adımların atıldığını, 7554 sayılı Torba kanununda Maden kanununda bazı değişikliklere gidildiği, arama faaliyetlerinin kamu yararı faaliyeti olarak alınmasının gündemde olduğu, izin süreçlerinin kısaltılması, izinlerin tek çatı altında birleştirilmesi, yatırım güvencesinin sağlanması, ruhsat hukukunun korunması konularında çalışmaların yürütüldüğünü belirtti.

Kentsel Dönüşümde Yerinde Dönüşümden Taviz Vermeyeceğiz Haber

Kentsel Dönüşümde Yerinde Dönüşümden Taviz Vermeyeceğiz

Afyonkarahisar Belediye Meclisi’nin Şubat Ayı olağan toplantısında, şehir gündeminin uzun süredir en önemli başlıkları arasında yer alan kentsel dönüşüm konusu toplantının sonunda kapsamlı şekilde ele alındı. İmar ve Şehircilik Müdürlüğü, Kentsel Dönüşüm Uzlaştırma ve Proje Servisimiz tarafından yapılan bilgilendirici sunumun ardından konuşan Belediye Başkanımız Burcu Köksal, kentsel dönüşüm sürecine ilişkin kararlılığını net ifadelerle ortaya koydu. Sunumun ardından meclis üyelerine ve kamuoyuna seslenen Başkanımız Burcu Köksal, kentsel dönüşümün Afyonkarahisar için hayati bir konu olduğunu vurgulayarak, sürecin rant odaklı değil, insan odaklı bir anlayışla yürütüleceğini ifade etti. “İNSANLARI BORÇLANDIRMADAN KONUT VE İŞ YERİ SAHİBİ YAPACAĞIZ” Başkanımız Burcu Köksal, seçim sürecinde verdikleri sözleri hatırlatarak, kentsel dönüşümde en temel hedeflerinin vatandaşlarımızı borçlandırmadan, güvenli konut ve iş yerlerine kavuşturmak olduğunu belirtti. Afyonkarahisar için her türlü sorumluluğu almaya hazır olduklarını ifade eden Başkanımız Burcu Köksal, bu konuda gerekirse ilgili tüm kurumlarla görüşmeler yapacaklarını dile getirdi. Afyonkarahisar’ın menfaatleri söz konusu olduğunda kararlılıkla hareket edeceklerini vurgulayan Başkanımız, kentsel dönüşüm sürecinin ertelenemez bir zorunluluk olduğunun altını çizdi. “YERİNDE DÖNÜŞÜMDEN TAVİZ YOK” Konuşmasında yerinde dönüşüm ilkesini özellikle vurgulayan Başkanımız Burcu Köksal, vatandaşlarımızın yaşadıkları mahallelerden koparılmasına kesinlikle karşı olduklarını ifade etti. Başkanımız, Mısri Mahallesi başta olmak üzere kentsel dönüşüm alanlarında yaşayan vatandaşların yine kendi mahallelerinde, depreme dayanıklı ve sağlıklı konutlarda yaşamaya devam etmelerinin esas olduğunu belirtti. Başkanımız Burcu Köksal, “Vatandaşlarımızı bulundukları yerlerden çıkarıp, küçük bedellerle başka alanlara yönlendiren ve ardından borçlandıran bir anlayışı kabul etmiyoruz. Kentsel dönüşüm, insanları mağdur eden değil, güvenli bir geleceğe taşıyan bir süreç olmalıdır. Bu işin üç yolu var. Ya bizim projemiz onaylanacak, ya rezerv alanı belirtilecek ya da ödenek gönderilecek. Bu durumun üç şıkkı var, başka alternatifi yok.” dedi. “KENTSEL DÖNÜŞÜM BİRİMİNİ BU ANLAYIŞLA KURDUK” Belediye bünyesinde Kentsel Dönüşüm Uzlaştırma ve Proje Servisi’nin kurulmasının önemine de değinen Başkanımız Burcu Köksal, bu birimin özellikle kentsel dönüşüm mağdurlarının yaşadığı sorunlara çözüm üretmek amacıyla hayata geçirildiğini ifade etti. Başkanımız, amaçlarının deprem gerçeğini göz ardı etmeden, vatandaşlarımızın güvenli ve sağlam yapılarda yaşamalarını sağlamak olduğunu vurguladı. “YALANLARLA DEĞİL, GERÇEKLERLE KONUŞACAĞIZ” Kentsel dönüşüm sürecinde kamuoyuna açık ve net bir tutum sergileyeceklerini belirten Başkanımız, kimsenin kandırılmayacağını ve sürecin şeffaflıkla yürütüleceğini ifade etti. Kentsel dönüşüm mağdurlarına da seslenen Başkanımız Burcu Köksal, “Biz bu projeyi gerçekten çok önemsiyoruz. Yıllarca bunun mücadelesini verdim. Belgelerle sunumumuzu gerçekleştirdik. Yapılan her şey belli. Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. İşte bu gerçekleri, yaptığımız çalışmaları sizlere sunduk. Bundan sonra gerçekler üzerinden konuşalım, algılar üzerinden değil.” ifadelerini kullandı. Afyonkarahisar Belediyesi olarak kentsel dönüşüm sürecinin sosyal adalet, kamu yararı ve vatandaşlarımızın yaşam hakkı temelinde ele alındığını belirten Başkanımız, bu anlayış doğrultusunda çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğini sözlerine ekledi.

Alpu Ovası İçin Tarihi Bir Karar Daha Haber

Alpu Ovası İçin Tarihi Bir Karar Daha

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin, Alpu Ovası'nın verimli tarım arazilerinin kömürlü termik santral projesi için tarım dışı amaçla kullanılmasına karşı verdiği hukuk mücadelesinde tarihi bir zafer daha kazanıldı. Danıştay 10. Dairesi, yerel mahkemenin davanın reddi yönündeki kararını bozarak, projenin hukuki dayanağının kalmadığını hükme bağladı. ÇED RAPORU OLMAYAN PROJEYE ONAY VERİLEMEZ Danıştay kararında, projeye ilişkin verilen "ÇED Olumlu" kararının daha önce mahkemece iptal edildiği ve bu iptalin kesinleştiği vurgulandı. Çevre Kanunu uyarınca, hukuken geçerli ÇED raporu bulunmayan bir proje için herhangi bir izin veya onay verilmesinin mümkün olmadığı açıkça belirtildi. "BÜYÜK OVA" KORUMA ALTINDA, PROJEDE KAMU YARARI YOK Bozma kararında dikkat çeken en önemli hususlardan biri de Alpu Ovası'nın "Büyük Ova Koruma Alanı" statüsünde olduğu. Danıştay; bölgenin en verimli tarım arazilerinin bütünlüğünün bozulacağını, termik santralin hava, su ve toprak kirliliği yaratarak tarımsal üretimi tehdit edeceğini ve projenin uygulanmasında üstün bir kamu yararı bulunmadığını tescil etti. Konuyla ilgili sosyal medya hesabından açıklama yapan Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, “Hukuk, Alpu Ovamızı bir kez daha korudu. Eskişehir’in bereketli topraklarını kömürlü termik santrale teslim etmeyeceğiz. Yıllardır bu konuda büyük mücadeleler veriyor, kazanımlar elde ediyoruz. Son olarak Danıştay 10. Dairesi’nin verdiği kararla, Alpu Ovası’na kömür santrali kurulamayacağı bir kez daha tescillenmiş oldu. ÇED raporu olmayan, ‘Büyük Ova Koruma Alanı’ statüsündeki tarım arazilerini tehdit eden bu projede üstün kamu yararı olmadığı açıkça ortaya kondu. Toprağı, suyu, havayı ve üreticimizi korumak; hukukun, bilimin ve vicdanın yanında durmaktır. Alpu Ovamızı savunmaya ve Eskişehir’in geleceğini korumaya kararlılıkla devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.