Hava Durumu

#Kentleşme

Kırsal Haber - Kentleşme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kentleşme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nilüfer’in Gıda Modeli Bükreş’te Anlatıldı Haber

Nilüfer’in Gıda Modeli Bükreş’te Anlatıldı

Nilüfer Belediyesi, Romanya’da düzenlenen “Bükreş Gıda Sohbetleri” toplantısında tarım arazilerinin korunması ve kentsel gıda güvenliği alanındaki çalışmalarını paylaştı. Nilüfer’in 107 noktadan oluşan gıda ağı ve dijital tarım uygulamaları, kendi gıda politikasını oluşturmaya hazırlanan Bükreş için referans modellerden biri oldu. Nilüfer Belediyesi, kentsel gıda direnci ve tarım alanlarının korunması konularındaki uygulamalarını Romanya’da düzenlenen “Bükreş Gıda Sohbetleri” (Bucharest Food Conversations) konferansında aktardı. Bükreş’in gıda politikası oluşturma sürecinin ilk adımı sayılan toplantıda, Nilüfer’in tarımsal altyapısı ve gıda tedarik zincirindeki rolü paylaşıldı. Institut Français de Roumanie’de yapılan ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Eurocities ile Let’s Food Association temsilcilerinin katıldığı zirvede Nilüfer Belediyesi’ni, Sağlıklı Kentler Proje Koordinatörü ve Nilüfer Planlama ve Kalkınma Ajansı (PlaKA) Sorumlusu Mehmet Can Yılmaz temsil etti. Hızlı kentleşme ve sanayi baskısı altındaki tarım topraklarını korumanın önemine değinen Yılmaz, arazilerdeki yapılaşma riskine karşı yürütülen çalışmaları anlattı. Yılmaz, belediyenin, kırsal ile kent arasındaki bağları güçlendirmek amacıyla Hasanağa Gıda Merkezi ve Nilüfer Bostan satış noktaları üzerinden üretimi doğrudan kentliyle buluşturduğunu ve sürdürülebilir bir ekonomik model oluşturduklarını ifade etti. 107 NOKTADA GIDA AĞI Sistemin, 64 mahalle komitesi ve Nilüfer Kent Konseyi’nin dahil olduğu katılımcı bir yapıyla şekillendiğini belirten Yılmaz; tohum kütüphanesinden aşevlerine, kompost tesisinden çocuklara yönelik “Bostan Kaşifleri” eğitimlerine kadar 107 noktada faaliyet gösterdiklerini vurguladı. Toplantıda ayrıca, Nilüfer Belediyesi’nin test aşamasındaki tarım-gıda mobil uygulaması ile toprak kullanım haritaları ve analiz raporlarını içeren dijital altyapısı hakkında katılımcılara bilgi verildi. Yılmaz sunumunda, “Bu sistem, kadın derneklerinden mahalle komitelerine kadar tüm Nilüferlilerin desteğiyle oluşturulan kolektif bir yapıdır. Belediye olarak hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği dirençli bir kent için sistemdeki eksiklikleri gidermeye devam ediyoruz. Bu ekosistem, emek ve zaman verildiğinde yerel yönetimlerin neleri başarabileceğinin bir göstergesidir” ifadelerini kullandı.

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır Haber

Su Kaynaklarını Korumak, Geleceğimizi Korumaktır

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi tarafından 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yapıldı. Şube Başkanı Merve Edizkan Cihan tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Su, yaşamın temelidir. Ancak bugün, hem dünyada hem de ülkemizde su kaynakları üzerindeki baskı her geçen gün artmakta; yanlış kullanım, plansız kentleşme, iklim değişikliği ve bilimden uzak uygulamalar su krizini derinleştirmektedir. Jeoloji mühendisliği; yeraltı sularının aranması, korunması ve sürdürülebilir yönetimi açısından kritik bir bilim dalıdır. Yeraltı suyu rezervleri, özellikle kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkemiz için stratejik öneme sahiptir. Ancak ne yazık ki bu kaynaklar, yeterli bilimsel etütler yapılmadan açılan kaçak kuyular, aşırı ve kontrolsüz çekimler ile geri dönüşü zor zararlar görmektedir. Şehrimiz, yeraltı suyu açısından önemli havzalardan biri üzerinde yer almasına rağmen, son yıllarda artan su tüketimi ve bilinçsiz kullanım nedeniyle risk altındadır. Özellikle tarımsal sulamada vahşi sulama yöntemlerinin yaygınlığı, yeraltı su seviyelerinde ciddi düşüşlere neden olmaktadır. Bunun yanı sıra, sanayi ve kentsel büyümenin getirdiği baskı da su kaynaklarımızı tehdit etmektedir. Bilimsel gerçekler ışığında uyarıyoruz: Yeraltı suları sınırsız değildir; bilinçsiz kullanım geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur. Su yönetimi, mutlaka hidrojeolojik etütlere ve bilimsel planlamaya dayanmalıdır. Kaçak kuyuların önüne geçilmeli, mevcut kuyular sıkı şekilde denetlenmelidir. Tarımda modern sulama tekniklerine geçiş hızlandırılmalıdır. Ayrıca kentleşme ve sanayi planlamasında yeraltısuyu rezervi dikkate alınmalıdır, ayrıca şehrin tarımsal ürün deseni seçimi de bu yönde yapılmalıdır. İklim krizi gerçeğiyle de yüzleşmemiz gereken zamanlardan geçiyoruz. Küresel iklim değişikliği, yağış rejimlerini değiştirmekte ve kuraklık riskini artırmaktadır. Bu durum, özellikle yeraltı suyu rezervlerine olan bağımlılığı artırırken, aynı zamanda bu kaynakların daha hızlı tükenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle su yönetimi politikaları kısa vadeli değil, uzun vadeli ve bütüncül olmalıdır. Su bir kamu hakkıdır! Su; ticari bir meta değil, herkes için eşit ve adil erişilmesi gereken temel bir yaşam hakkıdır. Bu doğrultuda su politikalarının kamu yararı gözetilerek oluşturulması, özelleştirme ve rant odaklı yaklaşımlardan uzak durulması gerekmektedir. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi olarak; Bilim ve mühendislik hizmetlerinin karar süreçlerinde etkin rol almasını, Su kaynaklarının korunmasına yönelik denetimlerin artırılmasını, Yeraltı sularının sürdürülebilir kullanımına yönelik acil eylem planlarının hayata geçirilmesini, Tüm paydaşların ortak akılla hareket etmesini talep ediyoruz. Unutulmamalıdır ki; Suyun olmadığı bir Dünya’da yaşamak düşünülemez. Su kaynaklarını korumak, geleceğimizi korumaktır."

Sulak Alanların Tahribi Toplum Sağlığını Tehdit Ediyor! Haber

Sulak Alanların Tahribi Toplum Sağlığını Tehdit Ediyor!

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü'ne ilişkin yazılı bir basın açıklaması yaptı. TVHB Başkanı Ali Eroğlu yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; "Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 2 Şubat, 1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde imzalanan Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar (Ramsar) Sözleşmesi’nin kabul edildiği güne atfen Dünya Sulak Alanlar Günü olarak ilan edilmiştir. Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşmeyi 172 ülke imzalamıştır. Sulak alanlar; dünyamızın biyolojik çeşitliliğinin korunması, iklim dengesinin sürdürülebilirliği ve su kaynaklarının devamlılığı açısından hayati öneme sahip doğal ekosistemlerdir. Bu alanlar yalnızca çok sayıda canlı türü için yaşam alanı oluşturmakla kalmamakta; suyun doğal filtrasyonu, taşkınların dengelenmesi, karbon tutumu, mikroklimanın düzenlenmesi ve ekosistem sürekliliğinin sağlanması gibi yaşamsal işlevleri de yerine getirmektedir. Ancak son yıllarda hızlanan kentleşme, plansız arazi kullanımı, kontrolsüz tarımsal faaliyetler, endüstriyel kirlilik ve iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle sulak alanlarımız ciddi baskı altındadır. Sulak alanların kirlenmesi ya da yok olması, yaban hayatındaki hassas dengeyi bozarak yabani türlerin insan ve evcil hayvanlarla temasını artırmakta; bu durum halk sağlığı açısından önemli biyolojik riskler doğurmaktadır. Özellikle göçmen kuşların mola alanı olan sulak alanların tahribi, Kuş Gribi, Batı Nil Virüsü ve benzeri zoonotik enfeksiyonların ortaya çıkma ve yayılma riskini artırmaktadır. Sulak alanlar aynı zamanda, çağımızın en önemli küresel tehditlerinden biri olan antimikrobiyal dirençle mücadelede “doğanın böbrekleri” işlevini görmektedir. Hayvansal ve tarımsal atıkların su kaynaklarına karışmasını engelleyen, patojen yükünü azaltan bu doğal filtrasyon sistemlerinin bozulması; dirençli mikroorganizmaların doğrudan çevreye ve gıda zincirine karışmasına zemin hazırlamaktadır. Sulak alanlar; hayvancılık, balıkçılık ve tarımsal üretim açısından stratejik öneme sahip olmasının yanı sıra, zoonotik hastalıkların izlenmesi, çevresel risklerin erken tespiti ve biyogüvenliğin sağlanması bakımından da kritik alanlardır. Bu ekosistemlerde meydana gelen bozulmalar, ekosistem dengesini zayıflatmakta ve toplum sağlığını tehdit eden yeni risk alanlarının oluşmasına neden olmaktadır. Veteriner hekimler; hayvan hastalıklarının kontrolü, yaban hayatının izlenmesi ve sulak alanlarda yaşayan canlıların sağlığının korunması süreçlerinde bilimsel ve kamusal sorumluluk üstlenmektedir. İnsan, hayvan ve çevre sağlığının ayrılmaz bir bütün olduğunu esas alan Tek Sağlık (One Health) yaklaşımı, sulak alanların korunmasında temel bir yol haritası niteliği taşımaktadır. Ülkemiz, uluslararası sözleşmeler kapsamında sulak alanların korunmasına yönelik önemli yükümlülükler üstlenmiş bulunmaktadır. Ancak mevcut tehditlerin boyutu dikkate alındığında; bu taahhütlerin sahaya etkin biçimde yansıtılması, koruma-kullanma dengesini esas alan, bilimsel temelli, şeffaf ve denetlenebilir politikaların kararlılıkla uygulanması gerekmektedir. Biyolojik çeşitliliğin korunması, ekosistem sağlığının sürekliliği ve doğal mirasımızın gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için sulak alanların korunması zorunludur. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak; ilgili kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, meslek örgütlerini ve toplumu, sulak alanlarımızın korunması konusunda daha duyarlı olmaya ve somut adımlar atmaya davet ediyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.