Hava Durumu

#Ki̇t

Kırsal Haber - Ki̇t haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ki̇t haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gürer'den Çaykur'a Çağrı Yaş Çay Fiyatı Üreticinin Beklentisini Karşılamadı Haber

Gürer'den Çaykur'a Çağrı Yaş Çay Fiyatı Üreticinin Beklentisini Karşılamadı

CHP Niğde Milletvekili, TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komisyon ve KİT Komisyon üyesi Ömer Fethi Gürer ÇAYKUR KİT Komisyonunda denetiminde konuştu.Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğünün faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bu yıl açıklanan yaş çay alım fiyatının üreticinin beklentisini karşılamadığını belirtti. “ÜRETİCİ BU YIL DAHA YÜKSEK FİYAT BEKLİYORDU” Yaş çay alım fiyatının üreticinin beklentilerini karşılamadığını belirten Ömer Fethi Gürer, “Bu yıl yaş çay alım fiyatı üreticiyi mutlu etmedi, düşük bir rakam oldu. Bununla ilgili yaş çayda 6 kilo satan çiftçi 1 kilo kuru çay geçen yıl alabiliyordu, bu yıl 8,5 kilo satarak 1 kilo kuru çay alabiliyor. Bu durumda çiftçilerimizin beklentisi, maliyet 40 lira civarında olduğu için daha yüksek bir rakamdı. Bu gerçekleşmedi, üretici bu anlamda tepkili. Çay, diğer ürünler gibi değil, belli bir dönem hasat edilebiliyor. Onun da çoğu büyük kentlerden de gelerek bu işi yapmaya çalışıyorlar. Bunun sürdürülebilirliği için fiyatlar konusunun daha dikkatli ele alınıp üreticiyi en azından girdi maliyetleri üzerinden destekleyen alım fiyatlarının uygulanmasının doğru olduğunu düşünüyorum”dedi. “MUHALEFETİN GÖREVİ EKSİKLERİ SÖYLEYEREK DAHA İYİYE GİDİLMESİNİ SAĞLAMAKTIR” Muhalefet milletvekilinin kamu kurumlarındaki eksiklikleri dile getirmesinin amacının eleştiriyle sınırlı olmadığını ifade eden Ömer Fethi Gürer, “Muhalefet milletvekilinin görevi, olumsuzluğu ve eksiği, yanlışı ifade ederek bir kurumun da ya da uygulanan politikanın da daha iyiye gitmesini en azından tavsiye etmek.26’ncı Dönem milletvekilliğim döneminde ÇAYKUR’un alt komisyonundaydım. Şeker yerine tatlandırıcı elde edilen “stevia’ diye dünyada var olan bir bitkinin Rize’ye getirildiği, tesis kurulmaya başlandığı, bununla ilgili pilot bölge ekimleri yapıldığı, fide dağıtıldığı falan anlatıldığında ‘TÜRKŞEKER’le bu konuyu konuştunuz mu? Böyle bir yatırım Türkiye’nin acil ihtiyacı mı? Paranızı buraya gömdüğünüz zaman karşılığını alabilecek misiniz?’ diye sormuştum. O dönemin Bakanından, ürün işletme tesisinin yüzde 95’inin tamamlandığını ve bununla ilgili yapılan çalışmalarda 16 milyon lira harcama gerçekleştiğini anlatmıştı. Deneme üretimi yapılan bitkiyle ilgili, düz ve taban arazisi çoğunluğu çay bahçelerine tesis edildiğinden ekonomik anlamda yetiştiriciliğinin fayda sağlamayacağı yönünde bir yanıt aldık. Bir şey yapılırken fizibilitesi yapılır. Onunla ilgili yatırımın arazisi nasıl olacak, ne fayda sağlayacak diye değerlendirilir. Bu ülkede şekerle ilgili şeker pancarı varken neden böyle bir bitki için tesis yapılır? Bunu sorgulamadan iş yapılmıştı. Şimdi baktım, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü Sayıştay Denetim Raporu’nda diyor ki: ‘ÇAYKUR’un bu yöndeki yatırımında harcanan para 22 milyon 181 milyon liraya çıkmış.’ Yani 16 milyondan sonraki yükselişi bu rakama ermiş. Tesis, kiralama amacıyla ihaleye çıkarılmış olup uygun teklif gelmediği için kiralama gerçekleştirilemiyor. Yani bir de atıl kalıyor.iyi yetişmiş bürokratlar da var, kadro da var, neden bunlara dikkat edilmez de bu anlamda problemlerin oluşumuna ve paranın çarçur edilmesine neden olunur?” diye sordu. “ÇİFTÇİ YAŞ ÇAYI SATTIĞINDA KAZANAMIYORSA SORUN VAR DEMEKTİR” ÇAYKUR’un faaliyetlerinin yalnızca kâr ve zarar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Ömer Fethi Gürer, üreticinin gelirinin ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin esas alınması gerektiğini söyledi.” Çay üreticilerinin sayısına ilişkin güncel verilerin açıklanmasını isteyen Ömer Fethi Gürer, üreticinin çaydan gelir elde edememesi durumunda sektörden çekilme riski bulunduğuna dikkat çekti. ÇAY ÜRETİMİNDE HASAT, NAKLİYE VE KALİTE SORUNLARI Rize’deki işletmeleri ziyaret ettiğinde üreticilerin ve işletmelerin çeşitli taleplerini dinlediğini belirten CHP’li Ömer Fethi Gürer, “Ben gittiğim zaman Rize’de görüyorum, işletmelere de uğruyorum, çoğu işletmenin talepleri var. Bu ‘yaş çay’ dediğiniz olayın gecesi gündüzü, toplanması, değerlendirilmesi, nakliyesi farklı; hepsinin kendi içsel sorunları var. Kurumsal kimliğin buralarda daha yoğunlaşması gerektiğini düşünüyorum.” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Yaş çayın araç üzerinde uzun süre beklemesi nedeniyle oluşabilecek kalite kayıplarını önlemek ve fabrikaların kapasitesini daha verimli kullanmak amacıyla gündeme gelen ön soldurma sistemlerini de sorarak, “Yaş çayın araç üzerinde uzun süre bekletilmesi nedeniyle oluşabilecek kalite kayıpları ve fabrikada atıl kapasite oluşmasını önlemek, üretim maliyetlerini düşürmek için fabrikalara ön soldurma sisteminin kurulması yönünde bir girişim, bir çalışma vardı. Mesela, onların hepsi kuruldu mu? Bu anlamda sorun yok mu? Olmaması faydalı bir şey. Bunlara bütünsel bakmak lazım” dedi. “KİT’LERDE TAŞERON ÇALIŞANLARIN SORUNLARI ÇÖZÜLMELİ” ÇAYKUR’da ve diğer kamu iktisadi teşebbüslerinde taşeron çalışanların yaşadığı sorunlara da dikkat çeken Gürer, “Çalışanların sürekli orada bir mağduriyeti var. Bir orada değil, KİT olan çoğu kuruluşta karşımıza geliyor.taşeron uygulaması müesseseye kazandırabilir ama oradaki çalışan insanın hem gelirini hem başarı üzerine takdir terfisini, farklı anlamlarda varlığını sorunlu kılan bir uygulama. Oradaki ihtiyaca göre bu kadrolardakilerin daha iyi ücret alması ve sorunlarının aşılması gerekir” dedi. ÇAY ÇEŞİTLERİ VE PAZAR PAYI SORULARI Türkiye’de yetiştirilen çay çeşitlerinin geliştirilip geliştirilmediğini ve ithal çayların pazardaki payını sordu. Gürer, ÇAYKUR’un üreticiyi destekleyen, çay üretimini geliştiren ve sektördeki sorunlara çözüm üreten bir anlayışla çalışmalarını sürdürmesi temennisini dile getirerek tamamladı.

CHP’li Orhan Sarıbal: ''Şeker Fabrikalarını Satmak, Bir Üretim Zincirini Kırmaktır'' Haber

CHP’li Orhan Sarıbal: ''Şeker Fabrikalarını Satmak, Bir Üretim Zincirini Kırmaktır''

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye'nin Hanke Sefalet Endeksi'ndeki konumunu ve özelleştirme politikalarının tarım üzerindeki yıkıcı etkilerini değerlendirdi. Sarıbal, "Şeker fabrikalarını satmak, bir üretim zincirini kırmaktır" dedi. Türkiye'nin ekonomi gündemine dair çarpıcı açıklamalarda bulunan CHP Bursa Milletvekili ve Tarım Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı Orhan Sarıbal, Türkiye’nin dünyadaki sefalet sıralamasındaki yerinin tesadüf olmadığını söyledi. Sarıbal, son 24 yılda uygulanan özelleştirme politikalarının Türkiye’yi dışa bağımlı hale getirdiğini ve yerli üretimi tasfiye ettiğini vurguladı. Hanke Sefalet Endeksi’nde Türkiye 3. Sırada Sefalet endeksinin vatandaşın enflasyon, işsizlik ve faiz baskısını günlük yaşamında nasıl hissettiğinin bir aynası olduğunu belirten Sarıbal, Türkiye'nin 178 ülke arasında üçüncü sırada yer almasına dikkat çekti. Sarıbal, "Savaş ve siyasi kriz yaşayan ülkelerle aynı kategorideyiz. Bu tablo, yapısal bozulmanın ve üretimden kopuşun sonucudur" ifadelerini kullandı. 70 Milyar Dolarlık Özelleştirme ve Kaybolan Kamu Gücü AKP iktidarı döneminde yaklaşık 70 milyar dolarlık özelleştirme yapıldığını hatırlatan Sarıbal, bu süreçte fabrikaların satıldığını ancak kamu harcamalarının azalmadığını söyledi. Özelleştirmelerin kamu maliyesini rahatlatmak yerine, Türkiye'yi finans çevrelerine bağımlı hale getirdiğini savundu. Şeker Fabrikaları Örneği: "Gıda Egemenliği El Değiştirdi" Özelleştirmelerin tarım sektöründeki en somut tahribatının şeker fabrikalarında yaşandığını belirten Orhan Sarıbal, verilerle şu tabloyu çizdi: ''2002'de kamunun şeker üretimindeki payı %74 iken, bugün %36’ya geriledi. Kamudan boşalan alanı nişasta bazlı şeker (NBŞ) üretimi yapan 5 özel şirket doldurdu. Adapazarı Şeker Fabrikası'nın kota hakkının Niğde'ye taşınmasıyla, Sakarya çiftçisinin ürünü 650 km uzağa taşınmak zorunda kaldı.'' Sarıbal, pancar üretiminin sadece şeker değil; yaprağı ve posasıyla hayvancılık (et ve süt) sektörü için de kritik bir zincir olduğunu hatırlattı. Tarımsal Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Zayıflatıldı Milletvekili Sarıbal, tarımda piyasa düzenleyici kurumların işlevsiz hale getirildiğini belirterek şu kurumların altını çizdi: ''Gübre üretiminde kritik rol oynayan TÜGSAŞ ve İGSAŞ elden çıkarıldı.TİGEM Tohum ve damızlık temini kapasitesinden uzaklaştırıldı. Tütün ve alkollü içki bölümleri yabancı sermayeye devredilerek yerli üretici güvencesiz bırakıldı. TMO'nun Piyasa düzenleme işlevi daraltılarak özel sektöre alan açıldı.'' Çözüm: Kamucu ve Planlı Kalkınma Modeli Ekonomik bağımsızlığın ancak stratejik alanlarda kamusal varlığın korunmasıyla mümkün olacağını belirten Orhan Sarıbal, çözüm önerisini şu sözlerle özetledi: "Özelleştirmeyi başarı hikayesi gibi sunan anlayış, ülkeyi üretimden kopardı. Çiftçi maliyetine ürün satamazken, tüketici gıdaya fahiş fiyatlar ödüyor. İhtiyacımız olan şey; üretimi, planlamayı ve kamucu kalkınma anlayışını yeniden inşa etmektir."

CHP'li Sarıbal: "Artık Tarladan Değil Limandan Geliyor" Haber

CHP'li Sarıbal: "Artık Tarladan Değil Limandan Geliyor"

2025 yılı tarımsal ithalat-ihracat verilerini değerlendiren CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Türkiye’nin stratejik gıda ürünlerinde dışa bağımlı ithalat kolonisine dönüştürüldüğünü vurguladı, “Gıda artık tarladan sofraya değil, limandan sofraya geliyor. Ortada açık bir gıda bağımlılığı var” dedi. CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Meclis’te yaptığı basın toplantısında Türkiye’de derinleşen gıda krizine dikkati çekti. Dünya genelinde gıda fiyatları gerilerken Türkiye’de mutfaktaki yangının büyüdüğünü söyleyen Sarıbal, “Dünya genelinde gıda fiyatları son bir yılda yüzde 0,6 gerilerken, Türkiye’de artış oranının yüzde 31,6 oldu. Bu tablo; çiftçiyi üretimden koparan, ithalatı çözüm diye pazarlayan ve tarımı şirketlere teslim eden politikaların sonucudur. Gıda artık tarladan sofraya değil, limandan sofraya geliyor. Ortada gıda güvenliği değil, açık bir gıda bağımlılığı var” ifadelerini kullandı. Hasat dönemlerinde ucuz ithal ürünlerin piyasaya sürülerek yerli üreticinin fiyatlarının çökertildiğini ifade eden Sarıbal, “Çiftçi zarar ederken ithalatçı büyük şirketler rekor karlar açıklıyor. Devlet politikaları fiilen şirketler tarafından yönlendiriliyor. Bu, küçük üreticiden büyük şirketlere doğrudan kaynak aktarımıdır” dedi. Sarıbal, çiftçi sayısının hızla azaldığını, köylerin boşaldığını ve Türkiye’nin stratejik gıda ürünlerinde dışa bağımlı bir ithalat kolonisine dönüştürüldüğünü vurguladı. KİT’LER ÖZELLEŞTİRİLDİ, KAMU TASFİYE EDİLDİ Tarımsal üretimin en yakıcı sorununun kontrolsüz biçimde artan girdi maliyetleri olduğuna vurgu yapan Sarıbal, tohum, gübre ve ilaç piyasalarında kamunun tamamen tasfiye edildiğini söyledi. KİT’lerin özelleştirilmesinin ardından piyasanın çoğunun yabancı sermayeli tekelci şirketlerin eline geçtiğini belirten Sarıbal, “Kamunun fiyat denetleme rolü ortadan kalktı. Artık girdi fiyatlarını şirketler ve döviz kuru belirliyor. Kur her yükseldiğinde üretim maliyetleri şişiyor” diye konuştu. Hububat ve bazı baklagiller dışında kalan ürünlerde fiyat politikalarının bütünüyle özel şirketlere bırakıldığını vurgulayan Sarıbal, özellikle fındık ve tütün piyasalarında yabancı tekellerin belirleyici olduğunu söyledi, “Üreticiye ya maliyetin altında ya da ancak başa baş fiyatlar dayatılıyor. Serbest piyasa adı altında üretici, yabancı sermayenin sömürü düzenine mahkûm ediliyor” dedi. Hayvancılık politikalarının da dışa bağımlılığı büyüttüğünü ifade eden Sarıbal, endüstriyel yeme dayalı modelin karma yem üretiminde ithalat oranını yüzde 50’nin üzerine çıkardığını vurguladı. Milletvekili Sarıbal, mısır, soya ve diğer yem hammaddelerinde artan ithalatın, meraların ranta açılmasıyla birlikte yerli üretimi daha da zayıflattığını söyledi. FINDIK İHRACATINDA CİDDİ KAYIP YAŞANDI Milletvekili Sarıbal, özel ticaret sistemine göre hububat, bakliyat, yağlı tohum ve küspeleri ile bitkisel yağ ithalatının 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 21 artarak 7,6 milyar dolardan 9,2 milyar dolara yükseldiğini açıkladı. 2025 yılının ihracat sıralamasında en dikkat çeken ürünün iç fındık olduğunu belirten Sarıbal, toplam 119 ülkeye 239 bin ton iç fındık ihracatı yapıldığını ve bu ihracat karşılığında 2 milyar 255 milyon dolar döviz geliri elde edildiğini ifade etti. Ancak fındık ve mamulleri ihracatında bir önceki yıla göre önemli bir gerileme yaşandığını vurgulayan Sarıbal, ihracatın miktar bazında 84 bin ton azalarak yüzde 26,2 gerilediğini, değer bazında ise 381 milyon dolarlık, yüzde 14,4’lük kayıp oluştuğunu kaydetti. Mevcut tarım ve ticaret politikalarıyla fındık ihracatının sürdürülebilir bir zeminde devam edemeyeceğini dile getiren Sarıbal, 2026 yılı için kapsamlı ve ivedi yeni politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. AYÇİÇEĞİ YAĞI İHRACATI ARTTI Milletvekili Sarıbal, ihracatta ikinci sırayı ayçiçeği yağının aldığını belirtti, bu üründe ihracatın bir önceki yıla göre yüzde 21 artış göstererek 1 milyar 76 milyon dolar olarak kaydedildiğini açıkladı. İhracatta üçüncü sırada mandalinanın yer aldığını ifade eden Sarıbal, mandalina ihracatının 892 milyon dolar değerine ulaştığını ve söz konusu üründe yüzde 107 oranında artış yaşandığını söyledi. 2025 yılında buğday unu ihracatının dördüncü sıraya gerilediğini belirten Sarıbal, yıl içerisinde uygulanan ithalat kısıtlamaları, Irak’ta yaşanan gelişmeler, Kızıldeniz’deki olaylar ve konteyner krizinin un ihracatını olumsuz etkilediğini ifade etti. Bu gelişmeler nedeniyle un ihracatının 3 milyon tondan 2,3 milyon tona düştüğünü aktaran Sarıbal, değer bazında ise ihracatın 1,2 milyar dolardan yüzde 25 gerilemesine rağmen 871 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini kaydetti. HUBUBAT, BAKLİYAT VE YAĞLI TOHUM İTHALATI REKOR DÜZEYE ULAŞTI Sarıbal’ın paylaştığı bilgilere göre, 2025 yılında toplam hububat ithalatı bir önceki yıla göre yüzde 22 artarak 8,5 milyon tondan 10,4 milyon tona yükseldi. Bakliyat ithalatı ise yüzde 23’lük artışla 834 bin tondan 1 milyon 29 bin tona çıktı. Yağlı tohumlar ithalatının da dikkat çekici biçimde arttığını belirten Sarıbal, bu kalemde ithalatın yüzde 31 artışla 4,3 milyon tondan 5,6 milyon tona yükseldiğini ifade etti. Bitkisel yağlar ithalatının 1,8 milyon ton seviyesinde sabit kaldığını aktaran Sarıbal, yağlı tohum küspeleri ithalatının ise rekor düzeyde gerçekleşen soya ve ayçiçeği tohumu ithalatından elde edilen küspeler nedeniyle 2,3 milyon tondan 2,1 milyon tona gerilediğini kaydetti. ÜRÜN BAZINDA İTHALATTA SOYA FASÜLYESİ ZİRVEDE Ürün bazında ithalat verilerine de değinen Sarıbal, en yüksek ithalat tutarının soya fasulyesinde gerçekleştiğini belirtti. Buna göre, soya fasulyesi ithalatı yaklaşık 1,8 milyar dolar ile ilk sırada yer aldı. Soya fasulyesini 1,3 milyar dolarla ayçiçeği yağı, 1,2 milyar dolarla dane mısır ve 1,2 milyar dolarla buğday ithalatı izledi. Miktar bazında ise dane mısır ve soya ithalatında tarihi rekor kırıldığına dikkat çeken Sarıbal, 4,7 milyon ton dane mısır ve 4,1 milyon ton soya ithalatı gerçekleştirildiğini açıkladı. TÜRKİYE ÇOK ULUSLU ŞİRKETLERE BAĞIMLI HALE GETİRİLDİ Ürünlere göre ithalattaki artış oranları arpada yüzde 1.445, ayçiçeği tohumunda yüzde 391, nohutta yüzde 242, pirinçte yüzde 34, dane mısırda yüzde 32 ve ayçiçeği yağında yüzde 25 olarak gerçekleşti. İthalatın belirli ülkelere yoğunlaştığına dikkati çeken Sarıbal, 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin buğday ithalatının yüzde 95’ini Rusya’dan, mercimeğin yüzde 45’ini Kazakistan’dan, yüzde 30’unu Kanada’dan, soyanın yüzde 49’unu Brezilya’dan, yüzde 24’ünü Ukrayna’dan karşıladığını ifade etti. Ayçiçeği tohumu ithalatının yüzde 50’sinin Romanya, yüzde 29’unun Moldova kaynaklı olduğunu belirten Sarıbal, ayçiçeği yağında ise ithalatın yüzde 60’ının Rusya, yüzde 25’inin Ukrayna menşeli olduğunu söyledi. Sığır ithalatında da benzer bir yoğunlaşma olduğunu vurgulayan Sarıbal, bu ithalatın yüzde 52’sinin Brezilya, yüzde 45’inin Uruguay kaynaklı gerçekleştiğini kaydetti. Küresel ölçekte tahıl ve yağlı tohum ticaretinin giderek birkaç çok uluslu şirketin kontrolüne girdiğine dikkat çeken Sarıbal, Archer Daniels Midland (ADM), Bunge, Cargill ve Louis Dreyfus gibi şirketlerin dünya tahıl ticaretinin önemli bir bölümünü elinde bulundurduğunu belirtti. Bu şirketlerin fiyat oluşumu ve arz akışında belirleyici hale geldiğini ifade eden Sarıbal, ithalata dayalı tarım politikalarının Türkiye’yi hem ülkelere hem de bu çok uluslu şirketlere bağımlı hale getirdiğini söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.