Hava Durumu

#Kooperatifçilik

Kırsal Haber - Kooperatifçilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kooperatifçilik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP'li Gürer: "Çiftçi Tarladan Bankaya Koşuyor" Haber

CHP'li Gürer: "Çiftçi Tarladan Bankaya Koşuyor"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, 2026 yılında tarımsal üretimde verim ve rekolte artışı yaşanmasına karşın üreticinin emeğinin karşılığını alamadığını belirterek, çiftçinin giderek büyüyen borç yüküne dikkat çekti. Gürer, “Üretici, mahsulü bol olunca daha önceki yıllarda oluşan borçlarını da kapatacağını düşünüyordu. Ama öyle olmadı” dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarımsal üretimde yaşanan sorunların yalnızca ürün fiyatlarıyla sınırlı kalmadığını, düşük alım fiyatlarının çiftçinin borç yükünü de artırdığını söyledi. 2026 yılında geçtiğimiz yıla oranla verim ve rekoltede artış yaşandığını belirten Gürer, buna karşın üreticinin beklediği geliri elde edemediğini ifade etti. Gürer, farklı ürünlerde uygulanan düşük alım fiyatlarının üreticiyi hayal kırıklığına uğrattığını belirterek, “2026 yılında geçtiğimiz yıla oranla verimde de rekoltede de artış gerçekleşti. Üretici, mahsulü bol olunca daha önceki yıllarda oluşan borçlarını da kapatacağını düşünüyordu. Ama öyle olmadı Üzümde, limonda, fındıkta, buğdayda, mercimekte, nohutta, domateste beklediği gelire üretici sahip olamadı. Bunun yansıması tabii borç ödemede de sorunların artmasına neden oldu” ifadelerini kullandı. ÇİFTÇİNİN BANKALARA BORCU 1,5 TRİLYON LİRAYA YAKLAŞTI Çiftçinin bankacılık sektörüne olan borcunun yıllar içinde katlanarak arttığını belirten CHP’li Ömer Fethi Gürer, 2006 yılında 6 milyar 475 milyon lira seviyesinde bulunan tarım sektörünün bankalara kredi borcunun, 2026 yılı Temmuz ayında 1 trilyon 492 milyar 28 milyon liraya yükseldiğini söyledi. Gürer, “2006 yılında 6 milyar 475 milyon lira seviyesinde olan tarım sektörünün bankacılık sektörüne kredi borcu, 2026 yılının Temmuz ayında 1 trilyon 492 milyar 28 milyon liraya kadar yükseldi. Bu, yaklaşık 20 yılda 230 katlık bir artış olduğunu gösteriyor” dedi. Borç artışının özellikle son yıllarda hızlandığına dikkat çeken Gürer, “2022 yılının Temmuz ayında 233 milyar 33 milyon lira olan borç, 2023'te 487 milyar 45 milyon liraya, 2024'te 714 milyar 981 milyon liraya, 2025'te ise 1 trilyon 81 milyar 39 milyon liraya çıktı. Temmuz 2026'da ise 1 trilyon 492 milyar liralık bir borç oluştu.” Gürer, yalnızca son bir yılda yaşanan artışın bile çiftçinin içinde bulunduğu ekonomik tabloyu ortaya koyduğunu belirterek, “Sadece son bir yılda çiftçinin bankalara olan borcu 411 milyar 249 milyon lira arttı. Bu da yüzde 38'lik bir artış demek. Son dört yıl içinde borç yaklaşık 6,4 kat artmış oldu” diye konuştu. ÇİFTÇİ BORCUNU KAPATMAK İÇİN YENİDEN BORÇLANIYOR Çiftçinin üretime devam edebilmek için sürekli artan girdi maliyetlerini karşılamak zorunda kaldığını belirten Ömer Fethi Gürer, üretim maliyetleri ile üreticinin elde ettiği gelir arasındaki makasın giderek açıldığını belirterek, “Çiftçi tarlasını ekebilmek için gübre, ilaç, mazot, tohum ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak zorunda. Sulama suyundan işçiliğine kadar giderleri her yıl artıyor. Üretim maliyetleri artarken üretimden elde ettiği ürünün geliri ise düşüyor. Borcunu kapatmaya yeni borçla devam ediyor” ifadelerini kullandı. TAKİPTEKİ ÇİFTÇİ BORÇLARI 20 YILDA 125 KAT ARTTI Çiftçinin borçlarını ödeyememesi nedeniyle takipteki kredilerde de ciddi artış yaşandığını kaydeden Gürer, takipteki borçlara ilişkin rakamların da ekonomik tablonun ağırlığını gösterdiğini söyledi. Gürer, “2006 yılının Temmuz ayında 211 milyon 792 bin lira olan takipteki borç miktarı, 2021'de 4 milyar 738 milyon liraya, 2025'te 8 milyar 597 milyon liraya, 2026 Temmuz'unda ise 26 milyar 602 milyon liraya yükseldi. Böylece takipteki çiftçi borçları 20 yılda yaklaşık 125 kat arttı. Yalnızca son bir yıldaki artış bile çiftçinin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntının somut göstergesi. Tarla haczediliyor, traktör haczediliyor. Elindeki avucundaki, ürettiği ürün haczediliyor. Hayvanı haczediliyor ve bu anlamda önemli ve ciddi sorunlar yaşanıyor” dedi. ÇİFTÇİNİN BİR YILDAKİ BORÇ ARTIŞI, TARIMSAL DESTEK BÜTÇESİNİN 2,5 KATI Çiftçinin borç yükündeki artış ile tarımsal destekler arasındaki farkın da dikkat çekici olduğunu belirten Gürer, 2025 Temmuz'u ile 2026 Temmuz'u arasındaki döneme ilişkin rakamları karşılaştırdı. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “2025 Temmuz'undan 2026 Temmuz'una kadar çiftçinin banka borcu 411 milyar lira artarken, 2026 yılı için açıklanan toplam tarımsal destek bütçesi 168 milyar lira seviyesinde kaldı. Yani çiftçinin sadece bir yılda artan borcu, bir yıllık tarımsal destek bütçesinin yaklaşık 2,5 katına ulaştı” dedi. Gürer, çiftçinin borç yükünün azaltılması ve tarımsal üretimin sürdürülebilmesi için acil önlemler alınması gerektiğini vurguladı. ÇİFTÇİNİN FAİZ YÜKÜ SİLİNMELİ, BORÇLAR UZUN VADEYE YAYILMALI Çiftçinin kamu ve özel bankalar ile Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları için kapsamlı bir yapılandırma yapılması gerektiğini belirten CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çözüm önerilerini de sıraladı. Gürer, “Kamu ve özel bankalar ile Tarım Kredi Kooperatiflerine olan birikmiş borçların faizleri silinmeli, ana borçlar en az 3 ila 5 yıl faizsiz olarak ertelenmeli ve uzun vadeye yayılarak taksitlendirilmelidir. Çiftçinin traktörüne, tarlasına ve tarım ekipmanlarına yönelik icra ve haciz işlemleri, üretimin devamlılığı açısından durdurulmalıdır. Üretim araçlarını kaybeden çiftçinin üretime devam etmesi mümkün değildir” diye konuştu. GİRDİ MALİYETLERİ DÜŞÜRÜLMELİ, VERGİ YÜKÜ AZALTILMALI Tarımda sürdürülebilir üretim için girdi maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini belirten CHP’li Ömer Fethi Gürer, mazot, gübre, tohum, elektrik ve sulama suyu başta olmak üzere temel tarımsal girdilerde vergi yükünün azaltılmasını istedi. Gürer, “Mazot, gübre, tohum, elektrik, sulama suyu ve diğer temel tarımsal girdiler üzerindeki vergi yükü de azaltılmalıdır. Üretim maliyeti düşürülmelidir. Çiftçinin ürettiği üründen para kazanabilmesi için maliyetlerin altında kalmayacak, üreticiyi koruyacak, çiftçi refahını önceleyecek bir alım politikası izlenmeli” dedi. KOOPERATİFÇİLİK GELİŞTİRİLMEZSE SORUNLAR KATLANARAK DEVAM EDER CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarımda kamucu politikaların ve kooperatifçiliğin güçlendirilmesi gerektiğini belirten mevcut yaklaşımın sürdürülmesi durumunda üretimdeki sorunların daha da büyüyeceği ifade ederek, “Kamucu bir yaklaşımla kooperatifçiliğin de geliştirileceği bir sürece evrilmezsek, her yıl sorunlar katlanarak devam edecektir” diye konuştu.

Tarımda Kadın Gücü: Işılay Reis Yorgun ile 2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı Üzerine Haber

Tarımda Kadın Gücü: Işılay Reis Yorgun ile 2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı Üzerine

TOBB Kadın Girişimciler Üst Kurul Üyesi ve REİS Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis Yorgun ile 2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı'nı, kırsalda dijital dönüşümü ve kadın istihdamını konuştuk. Işılay Reis Yorgun ile yaptığımız röportajın detayları; Kırsal Haber: ''2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı’nın yalnızca farkındalık oluşturan bir yıl olarak kalmaması ve Türkiye’de kalıcı politikalara dönüşmesi için sizce hangi adımlar atılmalı?'' Işılay Reis Yorgun: ''2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı, kadınların tarım ve gıda sistemlerindeki rolünü görünür kılmak açısından çok önemli bir fırsat sunuyor. Bu farkındalığın kalıcı kazanımlara dönüşmesi için kadın çiftçilerin kayıtlı üretime, finansmana, teknolojiye, eğitime ve pazara erişimini güçlendiren uzun vadeli uygulamalara ihtiyaç var. ​FAO’ya göre tarımda kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizliklerin azaltılması, küresel ekonomiye yaklaşık 1 trilyon dolar katkı sağlayabilir ve gıda güvensizliği yaşayan insan sayısını 45 milyon azaltabilir. Bu veriler, kadın çiftçilerin güçlendirilmesinin yalnızca toplumsal eşitlik açısından değil, ekonomik kalkınma ve gıda güvencesi bakımından da stratejik önem taşıdığını gösteriyor. ​Türkiye’de yürütülen kırsal kalkınma programları, kadın ve genç girişimcilere sağlanan öncelikler ve kooperatifçilik çalışmaları bu alanda önemli bir zemin oluşturuyor. Bu çalışmaların eğitim, mentorluk, teknoloji kullanımı, markalaşma ve sürdürülebilir pazar erişimiyle desteklenmesi, daha kalıcı ve ölçülebilir sonuçlar elde edilmesini sağlayacaktır. ​Bu noktada TOBB Kadın Girişimciler Kurulumuzun çalışmaları da büyük önem taşıyor. İl Kadın Girişimciler Kurullarımız, koordinatör oda ve borsalarımız ile sahada gönüllülükle görev yapan kurul üyelerimiz, 81 ilde geliştirdikleri projelerle kadınların ekonomik ve sosyal hayata daha güçlü katılımını destekliyor. ​Bu çalışmaların önemli örneklerinden biri, bugün 41 ilimizde uygulanan “Tarımda Kadın Eli” projesidir. Bu projeyi dönemsel bir çalışma olmanın ötesinde, ölçülebilir sonuçlar üreten uzun vadeli bir kırsal kalkınma modeli olarak değerlendiriyoruz. Hedefimiz; kadınların üretimin her aşamasında söz sahibi olması, emeklerinin ekonomik değere dönüşmesi, kendi gelirlerini elde edebilmesi ve sürdürülebilir ticari yapıların kalıcı bir parçası hâline gelmesidir. ​Özel sektörün de üretim planlaması, sözleşmeli tarım, teknik destek ve düzenli alım modelleriyle bu sürece katkı sunması gerektiğine inanıyorum. Biz de Reis Gıda olarak “Reis Bakliyat Köyleri” projemizle üreticilerin doğru tohuma, üretim bilgisine, teknik desteğe ve güvenilir pazara erişimini destekleyen bütüncül bir model uyguluyoruz. ​2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı’nın; kamu, özel sektör, sivil toplum ve akademi arasındaki iş birliklerini güçlendiren, kadınların üretimden yönetime kadar tarımın her alanında daha etkin rol üstlendiği kalıcı bir dönüşümün başlangıcı olmasını diliyorum.'' ​Kırsal Haber: ''Kadın girişimciliği politikalarında kırsalda yaşayan ve tarımsal üretim yapan kadınların dijital dönüşümüne yeterince yer veriliyor mu?'' ​Işılay Reis Yorgun: ''Son yıllarda kadınların dijital becerilerini geliştirmeye yönelik çok değerli projeleri TOBB Kadın Girişimciler Üst Kurulu olarak da yürütüyoruz. “Dijitalde Hayat Kolay” and “Geleceği Yazan Kadınlar” gibi çalışmalar, kadınların teknolojiyle, e-ticaretle ve yeni iş modelleriyle buluşmasına önemli katkılar sağladı. ​Ticaret Bakanlığımız da 2025-2029 Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında kooperatiflerin dijital pazarlara erişimini ve e-ticaretteki rekabet gücünü artırmaya yönelik iş birliği protokolü imzaladı. ​Bu çalışmaların kırsaldaki kadınlara yönelik özel içeriklerle de bütünleşmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü tarımda dijital dönüşüm yalnızca ürünün internet üzerinden satılması anlamına gelmiyor. Kadın çiftçinin üretim maliyetini hesaplaması, destekleri takip etmesi, hava ve toprak verilerine ulaşması, dijital tarım uygulamalarını kullanması ve ürününü doğrudan tüketiciyle buluşturması da bu dönüşümün parçasıdır. ​Köylerde kurulabilecek dijital eğitim noktaları, mobil eğitim ekipleri ve yerel mentorluk ağları bu süreci hızlandırabilir. Amaç, kadınların yalnızca teknolojiyi kullanması değil; teknolojiyi üretimlerini geliştiren ve pazara erişimlerini kolaylaştıran bir araca dönüştürmeleridir.'' ​Kırsal Haber: ''Kadınların tarımsal üretimdeki görünmez emeğini kayıtlı istihdama ve kadın girişimciliğine dönüştürmek mümkün mü, mümkünse nasıl?'' ​Işılay Reis Yorgun: ''Elbette mümkündür. Kadınlar tarımsal üretimin her aşamasında çok değerli bir sorumluluk üstleniyor. Tohumun hazırlanmasından ekime, hasattan ürünün işlenmesine ve sofraya ulaştırılmasına kadar kadın emeğinin güçlü bir katkısı bulunuyor. ​Bu emeğin ekonomik değere dönüşmesi için kadınların kayıtlı üretime, sosyal güvenceye, finansmana ve satış kanallarına erişiminin desteklenmesi gerekiyor. Kadın üreticilerin maliyet yönetimi, ürün geliştirme, paketleme, markalaşma ve e-ticaret gibi alanlarda güçlendirilmesi de girişimciliğe geçişi kolaylaştıracaktır. ​Kooperatifler, bu dönüşümde önemli bir dayanışma ve üretim modeli sunuyor. Kooperatiflerin profesyonel yönetim, kalite, lojistik, markalaşma ve pazarlama kapasitelerinin geliştirilmesiyle kadınların ürünlerini daha geniş pazarlara ulaştırması mümkün olabilir. ​Biz Reis Gıda olarak kadın kooperatifleriyle gerçekleştirdiğimiz çalışmalar sayesinde yaklaşık 300 kadının iş gücüne katılımına katkı sağladık. Tecrübemiz bize kadınların bilgi, üretim desteği ve pazar imkanıyla buluştuklarında çok güçlü ve sürdürülebilir girişimler oluşturabildiklerini gösteriyor.'' ​Kırsal Haber: ''Kadının eğitime erişiminin ulaşım, ev içi sorumluluklar veya aile içindeki karar mekanizmaları nedeniyle kısıtlandığı durumlarda, eğitimi kadının ayağına götürmek ve onu güçlendirmek için nasıl modeller geliştirebiliriz?'' ​Işılay Reis Yorgun: ''Eğitim modellerinin kadınların günlük hayatına, üretim takvimine ve bulunduğu bölgenin koşullarına uyumlu olması gerektiğini düşünüyorum. Mobil eğitim araçları, köylerde gerçekleştirilen uygulamalı çalışmalar, kooperatiflerde oluşturulan eğitim noktaları ve dijital eğitim platformları bu konuda etkili çözümler sunabilir. ​Eğitim saatlerinin tarımsal faaliyetlere göre planlanması, ulaşım ve çocuk bakım desteğinin sağlanması katılımı kolaylaştıracaktır. İnternet erişiminin sınırlı olduğu bölgelerde ise çevrimdışı kullanılabilen içerikler ve telefonla danışmanlık modelleri değerlendirilebilir. ​Mentorluk da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Aynı bölgeden başarılı kadın üreticilerin bilgi ve tecrübelerini paylaşması, kadınlara hem yol gösterir hem de cesaret verir. Eğitimin yalnızca bilgi aktaran değil, kadınları üretime ve girişimciliğe hazırlayan sürekli bir gelişim modeli olması gerektiğine inanıyorum.'' ​Kırsal Haber: ''Bir genç kadının köyünde kalması için yalnızca toprağının ve gelirinin olması yeterli mi, yoksa sosyal ve kültürel açıdan da kendini ait hissedeceği bir kırsal yaşam mı gerekiyor?'' ​Işılay Reis Yorgun: ''Toprak ve sürdürülebilir gelir temel unsurlardır. Ancak gençlerin kırsalda kalabilmesi için sosyal, kültürel ve teknolojik imkânların da geliştirilmesi gerekiyor. ​Genç bir kadın; eğitime, sağlık hizmetlerine, güvenli ulaşıma, internete ve sosyal yaşama erişebildiği bir yerde geleceğini daha güçlü kurabilir. Bu nedenle kırsal kalkınmayı yalnızca tarımsal üretim üzerinden değil, yaşam kalitesini geliştiren bütüncül bir anlayışla ele almalıyız. ​Akıllı köy uygulamaları, ortak çalışma alanları, kreşler, kültür merkezleri ve gençlerin sosyal hayata katılabilecekleri ortamlar kırsal yaşamı daha cazip hale getirebilir. Tarımsal üretimin yanı sıra gıda işleme, e-ticaret, kırsal turizm, gastronomi ve tarım teknolojileri gibi yeni çalışma alanlarının geliştirilmesi de genç kadınlara farklı fırsatlar sunacaktır. ​Genç kadınların köylerinde yalnızca üretim yapmalarını değil; kendilerini geliştirebilecekleri, karar süreçlerine katılabilecekleri ve geleceklerini güvenle kurabilecekleri bir yaşam oluşturabilmelerini hedeflemeliyiz. Çünkü kadın güçlendiğinde aile, kırsal ekonomi ve ülkemizin tarımsal geleceği de güçlenir.''

TMMOB ZMO Danışma Kurulu Toplandı: "Tarımda Kamucu ve Planlı Politikalar Şart" Haber

TMMOB ZMO Danışma Kurulu Toplandı: "Tarımda Kamucu ve Planlı Politikalar Şart"

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) 50. Dönem I. Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi yayımlandı. İstanbul'da gerçekleştirilen toplantıda; artan maliyetler, gıda enflasyonu, tarımsal afetler, mesleki yetki gaspları ve orman yangınları başlıklarında çarpıcı tespitlere yer verildi. ​TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın 50. Dönem I. Danışma Kurulu Toplantısı, Yönetim Kurulu, Onur ve Denetleme Kurulu üyeleri, şube başkanları ve il temsilcilerinin katılımıyla İstanbul Şubesi'nin ev sahipliğinde toplandı. Türkiye’nin tarımsal üretimde karşı karşıya kaldığı çok boyutlu krizlerin masaya yatırıldığı toplantıda, yayımlanan sonuç bildirgesiyle tarım sektöründeki acil çözüm bekleyen sorunlar kamuoyuyla paylaşıldı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası'nın 50. Dönem I. Danışma Kurulu Toplantısı, ZMO Ana Yönetmeliği'nin ilgili hükümleri uyarınca; Yönetim Kurulu, Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeleri, şube başkanları ve il temsilcilerinin katılımı ile İstanbul Şubemizin ev sahipliğinde toplanmış, mesleğimiz ve meslek alanlarımız ile ilgili konular görüşülmüş, değerlendirmeler yapılmıştır. 50.Dönem I. Danışma Kurulumuz; dünyada savaşların, ekonomik ve siyasal gerilimlerin, iklim değişiminin ve ekolojik yıkımın derinleştiği; ülkemizde ekonomik sorunların, yüksek enflasyonun, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve yoksullaşmanın ağırlaştığı; tarımsal üretimin, üreticilerin ve tüketicilerin çok boyutlu sorunlarla karşı karşıya bırakıldığı bir dönemde toplanmıştır. Tarım; yalnızca ekonomik bir faaliyet alanı değil, yaşamın, toplum sağlığının, bağımsızlığın, egemenliğin ve geleceğin temel güvencesidir. Buna karşın uzun yıllardır uygulanan ithalata, piyasalaştırmaya ve günü kurtaran müdahalelere dayalı politikalar; üreticinin üretimden kopmasına, tarımsal alanların azalmasına, kırsal nüfusun yaşlanmasına, gıda egemenliği ve güvencesinin zayıflamasına neden olmaktadır. Oda’mız, tarım politikalarının; piyasa aktörlerinin kısa vadeli çıkarlarına göre değil; kamu yararı, gıda egemenliği, üretici refahı, tüketici hakkı, ekolojik üretim ve bilimsel planlama temelinde oluşturulması gerektiğini bir kez daha vurgulamaktadır. Üretimde Süreklilik, Üreticiye Güvence Sağlanmalıdır Türkiye'de tarımsal üretim açısından en temel sorunlardan biri, üreticinin yeterli ve öngörülebilir gelir elde edememesidir. Artan girdi ve finansman maliyetleri karşısında üretici gelirlerinin yeterli oranda artmaması, üreticiyi borçlanmaya ve üretimden çekilmeye zorlamaktadır. Odamızın 14 Mayıs 2026 Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada belirtildiği üzere; “2026 yılı Şubat ayında Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi'nin on iki aylık ortalamalara göre yüzde 32,64 artması; tarımsal üretimde maliyet baskısının devam ettiğini göstermektedir. Aynı dönemde tarım sektörünün bankalara olan nakdi kredi borcunun 1 trilyon 355 milyar TL'yi aşması, üreticinin finansal yükünün boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.” Borçlanmaya dayalı tarımsal üretim sürdürülebilir değildir. Tarımsal destekler sosyal yardım niteliğinden çıkarılmalı; üretim planlamasının temel araçlarından biri haline getirilmelidir. Çiftçinin üretim yapabilmesinin koşulları güvence altına alınmalıdır. Üretim maliyetleri düşürülmeli, destekler zamanında ve yeterli düzeyde ödenmeli, destekleme sistemi üretim planlamasıyla bütünleştirilmeli, üreticinin ürününü maliyetinin altında satmak zorunda bırakılmasının önüne geçilmelidir. Gıda Enflasyonu Üretim Sorunundan Bağımsız Değerlendirilemez Gıda fiyatlarındaki artış, yalnızca tüketici fiyatlarını değil, toplumun sağlıklı ve yeterli gıdaya erişimini de doğrudan etkilemektedir. Haziran 2026 itibarıyla TÜFE yıllık yüzde 32,11 artarken, gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki yıllık artış yüzde 35,45 olarak gerçekleşmiştir. Gıda enflasyonuyla mücadele, üretimi baskılayarak veya ithalatı artırarak değil; üretim kapasitesini güçlendirerek, üretim sürekliliğini sağlayarak ve tarladan sofraya kadar olan zincirdeki yapısal sorunları çözerek yürütülmelidir. Üreticinin düşük fiyatla ürününü satmak zorunda bırakıldığı, tüketicinin ise yüksek fiyatlarla gıdaya erişebildiği mevcut yapı sürdürülemez. Üretici ile tüketici arasındaki zincirin adil, şeffaf ve etkin biçimde düzenlenmesi; kooperatiflerin ve üretici örgütlerinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Hububatta Üreticinin Emeği Korunmalıdır 2026 yılı hububat alım fiyatlarında ekmeklik ve makarnalık buğday için ton başına 16.500 TL, arpa için 12.750 TL fiyat açıklanmış; desteklerle birlikte üreticinin eline geçmesi öngörülen tutarlar sırasıyla 19.514 TL ve 15.764 TL olarak belirtilmiştir. Odamız açısından temel ölçüt, açıklanan fiyatın yalnızca geçmiş yıl fiyatıyla karşılaştırılması değil, üreticinin gerçek maliyetleri, emeği, arazi ve sermaye kullanım bedeli ile bir üretim için gerekli geliri karşılayıp karşılamadığıdır. Üretici maliyetlerini dikkate almayan fiyat politikaları, kısa vadede piyasayı düzenliyor gibi görünse de uzun vadede üreticinin üretimden çekilmesine ve ithalat bağımlılığının artmasına neden olacaktır. Yaşanan enflasyonist süreç nedeniyle hububat başta olmak üzere stratejik ürünlerde; bölgelere göre tavsiye yada taban alım fiyatları = maliyet + enflasyon kaybı (girdi temin dönemi ile hasat-satış dönemi arasında oluşan) + yıllık büyüme oranı + yaşam payı esas alınarak tespit edilmelidir. Tarımsal Afetlerde Adalet Sağlanmalıdır İklim değişiminin etkileri artık yalnızca çevresel bir sorun olmaktan çıkmış; tarımsal üretimin doğrudan tehdit eden ekonomik ve sosyal bir krize dönüşmüştür. Aşırı ve düzensiz yağışlar, seller, taşkınlar, kuraklık, dolu, zirai don, sıcak hava dalgaları ve yangınlar; tarım arazilerini, hayvan varlığını, sulama altyapısını, tarımsal yapı ve ekipmanları tahrip etmekte, üretim maliyetlerini artırmaktadır. ZMO'nun Mayıs 2026 tarihli “Tarımsal Afet ve Adalet” açıklamasında da vurgulandığı üzere, afetlerden zarar gören üreticilerin kayıpları hızlı biçimde tespit edilmeli; üreticinin ÇKS veya tarım sigortası kapsamındaki durumuna bakılmaksızın yaşanan zararların sosyal devlet ilkesi çerçevesinde karşılanması sağlanmalıdır. Afet sonrasında yalnızca zarar ödemesi yapılması yeterli değildir. Üreticinin yeniden üretime başlayabilmesi için tohum, fide, fidan, yem ve diğer temel girdiler zamanında ve yeterli miktarda sağlanmalı; kredi, elektrik ve sulama borçları yeniden yapılandırılmalı veya gerekli durumlarda ertelenmelidir. Orman Yangınları Ve Tarımsal Üretim Birlikte Ele Alınmalıdır 2026 yazında orman yangınları, tarım alanları ve kırsal yaşam açısından ciddi risk oluşturmaya devam etmektedir. Temmuz ayında Muğla'da meydana gelen yangında yaklaşık 200 hektarlık orman alanının zarar gördüğü; düşük nem ve şiddetli rüzgârın yangının yayılmasını hızlandırdığı Orman Genel Müdürlüğü tarafından açıklanmıştır. Yangınlarla mücadele yalnızca yangın çıktıktan sonra söndürme faaliyetlerine indirgenemez. Ormancılık ve tarım yapılan köy ve mahallelerde yaşayan halka yangın risk azaltma ve yangınla mücadele eğitimleri verilmeli, müdahale ekipleri kurulmalıdır. Yangın öncesi risk azaltma, erken uyarı, izleme, kırsal alan yönetimi, anız yangınlarının önlenmesi, yangın şeritleri, su varlıklarının korunması ve yerel yönetimler ile kamu kurumları arasında etkin koordinasyon yangın politikasının temel unsurları haline getirilmelidir. Orman yangınları aynı zamanda tarımsal üretimi, arıcılığı, hayvancılığı, mera alanlarını, ormanlardan elde edilen ürünleri ve kırsal ekonomiyi etkilemektedir. Yangınların tarımsal üretim üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileri bütüncül olarak ele alınmalıdır. Su Yetersizliğine Karşı Tarım Politikası Yeniden Şekillendirilmelidir İklim değişiminin ve artan su talebi karşısında su varlıklarımız üzerindeki baskı giderek artmaktadır. Tarım sektörü açısından suyun yalnızca daha fazla kullanılmasına değil, daha etkin, planlı ve verimli kullanılmasına odaklanılmalıdır. Su kısıtı bulunan havzalarda ürün deseni yeniden değerlendirilerek su varlıklarımızın taşıma kapasitesiyle uyumlu üretim planlaması yapılmalı; basınçlı ve kontrollü sulama sistemleri yaygınlaştırılmalı, sulama yatırımları bilimsel önceliklere göre gerçekleştirilmelidir. Su havzalarının madencilik, sanayi, yapılaşma ve diğer rant baskılarıyla kirletilmesine ve yok edilmesine izin verilmemelidir. Su hakkı, yaşam hakkıdır. Su varlıkları kamusal bir değer olarak korunmalıdır. Tarım Arazileri, Meralar, Zeytinlikler ve Ormanlar Korunmalıdır Tarımsal üretimin temel koşulu olan toprak varlığımız hızla artan yapılaşma, sanayi, enerji, madencilik ve ulaşım yatırımları nedeniyle baskı altındadır. Tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullanımının kolaylaştırılması, yalnızca bugünün üretim kapasitesini değil, gelecek kuşakların gıda güvencesini ve yeterliliğini de tehdit etmektedir. Tarım arazileri, meralar, zeytinlikler, ormanlar, sulak alanlar ve su havzaları rantın konusu değil, toplumun ortak varlıkları ve geleceğidir. Odamız; tarımsal üretim alanlarının parçalanmasına, verimli tarım topraklarının yapılaşmaya açılmasına, meraların amaç dışı kullanımına ve doğal varlıkların geri dönüşü olmayacak biçimde tahrip edilmesine karşı bilimsel, teknik ve hukuki mücadelesini sürdürecektir. Tarım Sayımı Şeffaf ve Bilimsel Esaslar ile Sonuçlandırılmalıdır Tarım politikalarının doğru biçimde oluşturulabilmesi için öncelikle ülkenin gerçek tarımsal yapısının bilinmesi gerekmektedir. Uzun yıllardır gerçekleştirilmeyen Genel Tarım Sayımının sonuçlarının; arazi varlığı, işletme büyüklükleri, üretim deseni, sulama, hayvan varlığı, tarımsal makine parkı, işgücü ve diğer temel göstergeler bakımından eksiksiz ve güvenilir biçimde ortaya konulması büyük önem taşımaktadır. Tarım sayımından elde edilecek veriler, tarımsal üretim planlamasının temelini oluşturmalıdır. Veriler kamuoyuna açık, anlaşılır ve şeffaf biçimde paylaşılmalı; üretim planlaması gerçek veriler üzerinden yeniden değerlendirilmelidir. Üretim Planlaması Bilimsel Veriye Dayanmalıdır Üretim planlaması; yalnızca belirli ürünlerin belirli alanlarda üretilmesinin ötesinde, toprak, su, iklim, pazar, üretici yapısı, girdi maliyetleri ve tüketici ihtiyaçlarını birlikte değerlendiren bütüncül bir sistem olarak ele alınmalıdır. Üreticinin hangi ürünü neden üreteceğini, ne kadar gelir elde edeceğini ve ürününü nerede pazarlayacağını öngöremediği, alım garantisi olmayan bir sistem gerçek anlamda planlı üretim değildir. Bu nedenle üretim planlaması; Ziraat Mühendisleri Odası’nın, çiftçi örgütlerinin, üniversitelerin, ilgili kamu kurumlarının ve diğer tüm paydaşların katılımıyla demokratik ve bilimsel bir süreç olarak yürütülmelidir. Kamucu Tarım Yönetimi ve Liyakat Güçlendirilmelidir Tarım ve Orman Bakanlığı'nın merkez ve taşra teşkilatında yeterli sayıda, nitelikli ve uzman personel istihdam edilmesi kamusal tarım hizmetlerinin etkinliği açısından zorunludur. Bakanlığın 2026 yılında açıkladığı 1.874 sözleşmeli personel alımında 515 Ziraat Mühendisi, 49 Su Ürünleri Mühendisi ve 6 Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrosuna yer verilmesi olumlu olmakla birlikte, Odamız bu sayıların mevcut ihtiyaç karşısında yetersiz olduğunu belirtmiş; Ziraat Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi ve Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrolarının artırılmasını ve Su Bilimleri Mühendislerine de kadro tahsis edilmesini talep etmiştir. Tarım sayımı, üretim planlaması, bitki sağlığı, toprak ve su koruma, gıda güvenliği ve yeterliliği, kırsal kalkınma, su ürünleri yönetimi ve iklim değişimine uyum gibi stratejik alanlarda kamu istihdamı liyakat temel alınarak artırılmalıdır. Tarım politikalarının başarısı, masa başında oluşturulan düzenlemelerden önce, bu politikaları sahada uygulayacak uzman insan gücünün varlığına bağlıdır. Ziraat Mühendisliği Eğitimi Ve Meslek İstihdamı Güçlendirilmelidir Ziraat Fakültelerinin sayısındaki plansız artış, eğitim altyapısındaki yetersizlikler ve mezunların istihdam sorunları mesleğimizin geleceğini tehdit etmektedir. Eğitim, istihdam ve tarımsal üretim politikaları birlikte ele alınmalıdır. Ziraat fakültelerinde eğitim kalitesi yükseltilmeli, uygulamalı eğitim güçlendirilmeli, üniversite-kamu-özel sektör ve meslek örgütü iş birliği geliştirilmelidir. Ziraat Fakültelerine girebilmek için 300.000 puan barajı tekrar getirilmelidir. ZMO'nun destek verdiği ZİDEK akreditasyon süreçleri yaygınlaştırılmalı; nitelikli ziraat mühendisi yetiştirilmesi bir kamu politikası olarak ele alınmalıdır. Kamuda yeterli sayıda Ziraat Mühendisi istihdam edilmeli; meslektaşlarımızın özlük hakları, ücretleri, ek göstergeleri ve emeklilik koşulları iyileştirilmelidir. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Hakkındaki Kanun kapsamında 4 Nisan 2026 tarihinde yönetmelik değişikliği yapılmış olup, 2023-2026 tarih aralığındaki, tarımsal yapı izinlendirilmesinde, Ziraat Mühendislerinin imza yetkisi kaldırılmıştır. Bu durum; Ziraat Mühendisliği mesleğini yok saymak anlamına gelmektedir. Bu hususta ivedilikle düzenleme yapılmalıdır. B-Reçete uygulamasındaki 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren, Zirai İlaç Bayilerinden “Oda Üyelik Belgesi” istenilmeyeceği yönündeki uygulamadan vazgeçilmelidir. ZMO Anayasa’dan aldığı yetkiye istinaden, özel sektörde çalışan Ziraat Mühendislerinin disiplin örgütü olup, yaptıkları uygulamaların meslek etiği ve bilimsel kurallara uygunluğunu denetlemekle de görevlidir. Zirai İlaç Bayileri mesleki dayanışma ve kamu sağlığı bakımından mesleki denetimden ve Oda üyeliğinden istisna tutulamaz/tutulmamalıdır. Yaşanan finansal kriz tarımsal üretim ve pazarlamanın her aşamasında gübre, BKÜ, Tarım alet ve makinaları alanlarında işletme sahibi olarak görev yapan meslektaşlarımızı konkordato ve iflas noktasına getirmekte, intihar vakaları yaşanmaktadır. Finansal kriz kapsamında uygun koşullarda bir kredi paketi acilen planlanmalı ve yaşanan problemler bütün tarımsal üretime zarar vermeden bir an önce çözülmelidir. Bilirkişilik yapan meslektaşlarımızın; alt uzmanlık alanı seçiminde yaşanan sorunların giderilmesi amacıyla, Bilirkişilik Daire Başkanlığı ile, ZMO olarak görüşmeler sürdürülmektedir. Gıda Güvenliği ve Yeterliliği Kamusal Bir Sorumluluktur Gıdanın güvenilirliği ve yeterliliği, toplum sağlığının ayrılmaz bir parçasıdır. Bitkisel ve hayvansal üretimden işleme, depolama, nakliye ve tüketime kadar tüm süreçlerde etkin denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır. Bitki koruma ürünlerinin üretimi, satışı, reçetelendirilmesi ve uygulanmasında bilimsel yeterlilik ve uzmanlık temel alınmalı; bitki sağlığı alanındaki mesleki yetkilerin zayıflatılmasına izin verilmemelidir. Kalıntı, sahte veya tağşiş edilmiş gıda ürünleriyle mücadelede denetimler güçlendirilmeli; özellikle ihracattan geri dönen tarımsal ürünlere ilişkin nedenler, analiz sonuçları ve alınan önlemler şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Hayvancılıkta Üretici Korunmalı, Yerli Üretim Güçlendirilmelidir Hayvancılıkta temel amaç, dönemsel ithalatlarla piyasa açığını kapatmak değil, yerli üretim kapasitesini artırmak olmalıdır. Yem maliyetleri düşürülmeli, mera alanları korunmalı, hayvan sağlığı hizmetleri güçlendirilmeli ve üreticinin gelir güvencesi sağlanmalıdır. Et ve süt üretiminde üretici ile tüketici arasındaki fiyat makasının azaltılması için kooperatifçilik ve üretici örgütlenmesi desteklenmelidir. Hayvancılık politikaları yalnızca et ve süt miktarının artırılması üzerinden değil; hayvan refahı, çevrenin korunması, yem kaynakları ve agroekolojik üretim ilkeleri üzerinden yeniden değerlendirilmelidir. Kırsalın Boşalmasına Karşı Kalıcı Politikalar Uygulanmalıdır Kırsal nüfusun yaşlanması ve gençlerin tarımsal üretimden uzaklaşması, ülkemizin gelecekteki gıda üretim kapasitesi açısından stratejik bir tehdit oluşturmaktadır. Köyler yalnızca yaşlı nüfusun yaşadığı yerleşimler değil, aynı zamanda üretim alanlarıdır. Gençlerin tarımda kalmasını sağlayacak gelir, eğitim, sosyal güvenlik, sağlık, barınma ve kültürel yaşam koşulları oluşturulmalı; köy okulları ve kırsal kamu hizmetleri güçlendirilmelidir. Genç ve kadın üreticilerin tarımsal üretimde kalıcı olarak yer almasını sağlayacak uzun vadeli destek programları oluşturulmalıdır. Boşaltılmış köylere geri dönüş ve tarımsal üretimin yeniden başlaması planlanmalı, üretici köy halkının köye dönüşü ve tarımsal üretime başlaması için destekleme paketi oluşturulmalı, yıllardır üretim dışında kalan araziler bilimsel programlar uygulanarak yeniden tarıma kazandırılmalıdır. Kooperatifçilik Güçlendirilmelidir Üreticilerin girdi temininden ürün pazarlamaya kadar yaşadığı sorunların çözümünde kooperatifçilik önemli bir araçtır. Kooperatifler siyasi ve ekonomik bağımlılıklardan uzak, demokratik ve şeffaf bir yapıya kavuşturulmalı, mevzuat özendirici olmak üzere yeniden düzenlenmeli, üreticinin örgütlü biçimde pazara erişimi sağlanmalıdır. Kooperatiflerin finansman, eğitim, teknik danışmanlık, depolama, işleme ve pazarlama kapasiteleri güçlendirilmelidir. Afet Bölgelerinde Tarımsal Üretim Yeniden Kurulmalıdır 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden geçen zamana rağmen deprem bölgesindeki tarımsal üretim ve kırsal yaşam açısından sorunların tümü giderilememiştir. Deprem bölgesinde kırsal nüfusun yeniden üretime kazandırılması, tarım arazilerinin korunması ve üretim altyapısının yeniden kurulması için özel destek programları uygulanmalıdır. Yeni yerleşim alanlarının belirlenmesinde verimli tarım arazileri, meralar, su kaynakları ve tarımsal üretim bütünlüğü mutlaka korunmalıdır. Deprem güvenli yerleşim ile tarımsal üretimin korunması birbirinin alternatifi olarak görülmemelidir. Bilimsel yer seçimi ve doğru planlama ile verimli tarım arazileri tarım dışı kullanılmamalı her iki ihtiyaç birlikte karşılanmalıdır. Mesleki Yetkilerimizi ve Meslek Örgütlülüğümüzü Savunacağız Ziraat Mühendisliği; yalnızca teknik bir meslek değil, gıda, toprak, su, çevre, üretim ve toplum sağlığıyla doğrudan ilişkili kamusal bir meslektir. Mesleki yetki ve sorumlulukların bilimsel yeterlilik yerine farklı çıkar ilişkileri doğrultusunda dağıtılmasına karşı çıkıyoruz. Meslek alanımızın parçalanmasına, mesleki yetkilerimizin daraltılmasına, mühendislik hizmetlerinin niteliğinin düşürülmesine ve meslek örgütümüzün işlevsizleştirilmesine izin vermeyeceğiz. Bilimsel bilgi, mühendislik etiği, liyakat ve kamu yararı temelinde mesleğimizi savunmaya devam edeceğiz. Toplumsal Adalet, Tarıma Adalet Sağlanmadan Tesis Edilemez TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası; demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesini; insan haklarını, emeği, eşit yurttaşlığı, toplumsal barışı ve özgürlükleri savunmaktadır. Tarım politikalarının toplumdan bağımsız ele alınamayacağı açıktır. Adil bir tarım politikası, adil bir toplum düzeninin parçasıdır. Kadınların, gençlerin, çocukların, mevsimlik tarım işçilerinin ve tüm emekçilerin haklarının korunması; tarımsal üretimin sürdürülebilirliği kadar önemlidir. Mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşulları iyileştirilmeli, sosyal güvenceye erişimleri sağlanmalı ve tarımda çocuk işçiliğinin tüm biçimleriyle mücadele edilmelidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda Odamızın çalışmaları kararlılıkla sürdürülecektir. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Olarak Diyoruz ki; Kamucu, planlı, üreticiyi ve tüketiciyi koruyan bir tarım politikası yaşama geçirilmelidir. Gıda egemenliği, gıda güvencesi ve gıda güvenliği temel kamu politikaları haline getirilmelidir. Çiftçinin üretimde kalmasını sağlayacak yeterli, zamanında ve öngörülebilir destekleme sistemi oluşturulmalıdır. Tarımsal üretimde ithalata bağımlılığı azaltacak, yerli üretimi ve üretim kapasitesini güçlendirecek politikalar uygulanmalıdır. Tarım arazileri, meralar, zeytinlikler, ormanlar, sulak alanlar ve su havzaları korunmalıdır. İklim değişimine uyum politikaları tarım, su, orman ve kırsal kalkınma politikalarıyla birlikte ele alınmalıdır. Tarımsal afetlerden zarar gören üreticilerin zararları sosyal devlet ilkesi doğrultusunda karşılanmalı ve yeniden üretime geçmeleri güvence altına alınmalıdır. Orman yangınlarıyla mücadelede önleyici, bilimsel, teknolojik ve bütüncül yöntemler güçlendirilmelidir. Su varlıklarının korunması ve tarımsal su kullanımının planlanması ülke politikalarının temel önceliklerinden biri olmalıdır. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın teknik personel yapısı güçlendirilmeli, kamuya yeterli sayıda Ziraat Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi, Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi ve Su Bilimleri Mühendisi alınmalıdır. Ziraat Fakültelerinde eğitim kalitesi yükseltilmeli, plansız fakülte ve kontenjan artışına son verilmelidir. Gençlerin ve kadınların tarımsal üretimde kalmasını sağlayacak sosyal ve ekonomik politikalar uygulanmalıdır. Kooperatifçilik ve üretici örgütlenmesi güçlendirilmelidir. Tarım işçilerinin insanca çalışma ve yaşam koşullarına sahip olması sağlanmalı, tarımda çocuk işçiliği sona erdirilmelidir. Tarım politikaları bilimsel veriler, meslek uzmanlığı ve kamu yararı temelinde oluşturulmalıdır. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olarak; üreten, ürettiğinin karşılığını alan çiftçinin; sağlıklı, güvenilir ve erişilebilir gıdaya ulaşabilen tüketicinin; bilimsel ve nitelikli mühendislik hizmeti sunan meslektaşlarımızın ve korunmuş bir doğal çevrede yaşama hakkının yanında olmaya devam edeceğiz. Ülkemizin tarımsal varlıklarını, toprağını, suyunu, ormanlarını, meralarını, zeytinliklerini ve biyolojik çeşitliliğini gelecek kuşaklara aktarmak; üreticinin emeğini korumak, gıda egemenliğini ve kamusal yararı savunmak mesleki ve toplumsal sorumluluğumuzdur. Bilimin, emeğin, üretimin, dayanışmanın ve kamu yararının rehberliğinde mücadelemizi büyüteceğiz. Mesleğimize, meslektaşlarımıza, üreticilerimize ve ülkemizin geleceğine sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yaşasın TMMOB! Yaşasın ZMO! Yaşasın ZMO Örgütlülüğü!" Seo uyumlu detaylı bir haber metni hazırlarmısın

Antalya Büyükşehir'in Makine Hibeleriyle Üretici Kazanıyor Haber

Antalya Büyükşehir'in Makine Hibeleriyle Üretici Kazanıyor

Antalya Büyükşehir Belediyesi, makine destekleriyle kırsalda üretim yapan vatandaşların yanında olmaya devam ediyor. Bu kapsamda Büyükşehir Belediyesi, hayvancılıkla uğraşan üreticilerin kullanımına sunulmak üzere Korkuteli ilçesine süt tankı ve yem ezme makinesi desteği sağladı. Antalya Büyükşehir Belediyesi, tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan vatandaşların üretim gücünü artırmak, maliyetlerini azaltmak ve ekonomik olarak daha güçlü hale gelmelerine katkı sunmak amacıyla desteklerini sürdürüyor. Bu kapsamda Büyükköy Mahallesi’ndeki üreticilere 4 ton kapasiteli süt tankı desteği verilirken, Akyar Mahallesi’nde hayvancılıkla uğraşan üreticilere yem ezme makinesi hibe edildi. BÜYÜKŞEHİR’DEN KORKUTELİ ÜRETİCİSİNE ÇİFTE DESTEK Antalya Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Kırsal Kalkınma ve Kooperatifçilik Şube Müdürlüğü’nde görevli Veteriner Hekim Fatih Alkan, Korkuteli ilçesinde gerçekleştirilen destekler hakkında şu bilgileri verdi: “Korkuteli ilçesi Büyükköy Mahallesi’ne süt tankı desteğinde bulunduk. Bu destek sayesinde üreticilerimiz sütlerini daha uygun koşullarda muhafaza ederek satışa sunabilecek ve litre başına yaklaşık 2,5 TL daha yüksek gelir elde edebilecek. Böylece üreticilerimizin ekonomik kazancına katkı sağlamayı hedefliyoruz. Ayrıca Korkuteli ilçesi Akyar Mahallesi’ne de yem ezme makinesi desteği verdik. Bu hibeyle üreticilerimiz yemlerini daha verimli şekilde hazırlayabilecek, bu da hem süt hem de et üretiminde kalite ve verim artışı sağlayacak. Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak çiftçilerimize ve üreticilerimize yönelik desteklerimizi sürdüreceğiz” dedi. BÜYÜKŞEHİR DESTEĞİYLE SÜTTE KATMA DEĞER Korkuteli ilçesi Büyükköy Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mehmet Küçük, günlük yaklaşık 9 bin 700 kilogram süt topladıklarını belirterek, süt soğutma sisteminin üretici açısından önemli bir katkı sağladığını ifade etti. Küçük, “Kooperatifimizde aktif olarak üretim yapan üyelerimizden topladığımız sütleri soğutulmadan sattığımızda litre fiyatı yaklaşık 24-25 TL seviyelerinde oluyor. Ancak sütleri soğutarak satışa sunduğumuzda litre başına 2 ile 2,5 TL arasında ek gelir elde edebiliyoruz. Aylık 250-300 ton süt üretimi gerçekleştirdiğimiz düşünüldüğünde bu fark bizim için önemli bir kazanç sağlıyor. Uzun yıllardır kullandığımız süt soğutma tankerlerimiz artık kullanım ömrünü tamamlamıştı ve bu konuda ciddi ihtiyaç oluşmuştu. Bunun üzerine Antalya Büyükşehir Belediyemize başvuruda bulunduk. Sağ olsun taleplerimize karşılık vererek bizleri desteklediler” dedi. YEM EZME MAKİNESİYLE ÜRETİCİYE DESTEK Akyar Mahallesi Sulama Kooperatifi Başkanı Osman Serik ise daha önce kullandıkları eski yem ezme makinesinin ihtiyaçları tam olarak karşılayamadığını belirterek “Büyükşehir Belediyesi’ne başvuruda bulunduk ve talebimiz doğrultusunda makinemiz teslim edildi. Kooperatifimize kayıtlı yaklaşık 70 üyemiz hayvancılıkla uğraşıyor. Çevre mahallelerden gelecek taleplerle birlikte yaklaşık 120 üretici bu hizmetten faydalanabilecek. Bu destek, üreticilerimizin işlerini kolaylaştıracak ve üretime katkı sağlayacak. Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir’e, kooperatifimiz ve Akyar Mahallesi halkı adına teşekkür ediyorum” dedi.

Gürer: ''Çiftçi Sayısı Azalıyor, Kırsal Yaşlanıyor'' Haber

Gürer: ''Çiftçi Sayısı Azalıyor, Kırsal Yaşlanıyor''

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantısında tarım sektörünün içinde bulunduğu ağır tabloyu değerlendirdi. Gürer, çiftçinin üretimden kopma noktasına geldiğini belirterek, “Çiftçi mutlu değil. Ürettiği üründen para kazanamıyor, borcunu çevirmeye çalışıyor” dedi. Konuşmasına Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi gerçek üreticisi olan köylüdür” sözleriyle başlayan Gürer, Cumhuriyetin ilk yıllarında üreticiye verilen desteğin bugün sürdürülmediğini söyledi. “Cumhuriyetin ilk yıllarında çiftçiye, köylüye, üretene verilen desteklerle Türkiye yürüyebilseydi bugün 21 üründe arz açığı olan, ithalata mecbur bırakılan bir ülke olmayacaktık” diyen Gürer, özellikle hububat ve bakliyatta dışa bağımlılığın giderek arttığını vurguladı. “ÇİFTÇİ SAYISI AZALIYOR, KIRSAL YAŞLANIYOR” Türkiye’de çiftçi sayısının her geçen yıl düştüğünü ifade eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Çiftçi Kayıt Sistemi’ne göre yaklaşık 2 milyon 300 bin çiftçi bulunuyor. Ancak nüfusa oranladığımızda ciddi bir azalma var. Kırsalda yaş ortalaması 58’e yükseldi” dedi. Kırsal yaşamın cazibesini kaybettiğini belirten Gürer, “Buralarda okul yok, sağlık ocağı yok, sosyal donatı alanı yok. İnsanlar yalnızca üretim için yaşıyor. Destek verilmediği için kırsal göç devam ediyor,” şeklinde konuştu. “22 YILDA ANKARA BÜYÜKLÜĞÜNDE TARIM ARAZİSİ KAYBEDİLDİ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, son 22 yılda 2,5 milyon hektar tarım arazisinin kaybedildiğini belirterek, “Ankara büyüklüğünde tarım arazisi artık yok. Bu alanlar kaybedilmeseydi bugün yaklaşık 8 milyon ton daha fazla buğday üretirdik. Türkiye ithalata ihtiyaç duymazdı” ifadelerini kullanan Gürer, “Her saatte 18 futbol sahası büyüklüğünde tarım arazisi kaybediyoruz” dedi. “ÇİFTÇİ KAZANMIYOR, ARACILAR KAZANIYOR” Üretim maliyetlerindeki artışın çiftçiyi üretimden uzaklaştırdığını belirten Ömer Fethi Gürer, mazot, gübre, ilaç, elektrik ve sulama giderlerinin üreticiyi ezdiğini ifade etti. , “Çiftçi bu maliyet artışları kadar kazanmıyor. Aracılar, tüccarlar, ithalatçılar kazanıyor. Esas üreten ise desteklenmiyor” diyen TBMM Tarım,Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, taban fiyat uygulamasının kaldırılmasıyla üreticinin tüccarın insafına bırakıldığını ifade etti. Alım fiyatı açıklanıyor ama tüccar bunun altında fiyat veriyor. Ürün tarlada değer bulmuyor” dedi. “TÜRKİYE 21 ÜRÜNDE ARZ AÇIĞI VERİYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin temel tarım ürünlerinde dışa bağımlı hale geldiğini belirterek, “Buğdayda, arpada, pamukta, bitkisel ham yağda, soyada, ayçiçeğinde, cevizde, bademde, çayda ithalata muhtaç durumdayız,” dedi. Mercimek üretimindeki düşüşe de dikkat çeken Gürer, “2025 yılında mercimek üretimi 2002’nin yarısı kadar gerçekleşti. Nohut ve fasulyede dahi arz açığı oluştu” diye konuştu. “TARIM KANUNU UYGULANMIYOR” Cumhurbaşkanı’nın Dünya Çiftçiler Günü’nde yaptığı açıklamalara değinen CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Tarım Kanunu’nun uygulanmadığını ifade ederek, “Tarım Kanunu’na göre 2026 yılında çiftçiye verilmesi gereken destek 722 milyar lira. Verilen destek ise yalnızca 168 milyar lira. Çiftçiye kanunla verilmesi gereken destek dahi verilmiyor. Tarım Bakanlığı’nın bütçesi bile çiftçiye verilmesi gereken desteğin altında tutuluyor,” ifadelerini kullandı. “GES YAPILSIN AMA VERİMLİ TARIM ARAZİLERİNE DEĞİL” Son dönemde verimli tarım arazilerine kurulan güneş enerji santrallerini de eleştiren CHP’li Ömer Fethi Gürer, “GES’e karşı değiliz ama verimli tarım arazileri üzerine GES yapılmasının mantığı yok. Yol kenarında ürün yetişebilecek en verimli alanlar enerji yatırımı için kullanılıyor. Bu da tarım alanlarının daha da daralmasına neden oluyor” dedi. “GEÇEN YIL KURAKLIK ÜRETİMİ VURDU” Su yönetimi ve kuraklık konusuna da değinen Ömer Fethi Gürer, “Türkiye geçtiğimiz dönemde yaşadığı kuraklık nedeniyle ciddi ürün kayıpları yaşadı. Geçen yıl yalnızca hububat ve bahçe bitkilerinde yaklaşık 20 milyon ton kayıp oluştu” dedi. “MAZOTTA ÖTV VE KDV KALDIRILMALI” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çözüm önerilerini belirterek, çiftçinin ayakta kalabilmesi için acil düzenlemeler gerektiğini söyledi. Gürer, “Mazotta ÖTV ve KDV kaldırılmalı. Elektrik borçları yapılandırılmalı. Çiftçi borçları ötelenmeli, icralar durdurulmalı. Ziraat Bankası’nın yeniden çiftçi kuruluşuna dönüştürülmeli. Kooperatifçilik de güçlendirilmeli” dedi. “GIDA YOKSA YAŞAM YOK” Konuşmasının sonunda tarımın stratejik önemine dikkat çeken CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Çok güzel villalarınız olabilir, çok güzel apartmanlarınız olabilir ama gıdanız yoksa yaşamı sürdüremezsiniz. Duvarı kemirerek yaşam devam etmiyor.” Sümerlerden kalan bir sözü hatırlatan Gürer, “Koyunu ve buğdayı olanın kapısını altını olan bekler” diyerek gıdanın ve üretimin önemine vurgu yaptı. Gürer, “Çiftçiyi, üreticiyi sahiplenmek zorundayız. Çünkü bu sektör milli güvenlik kadar önemlidir” dedi.

Gürer: ''Atatürk Haczedilemez Demişti, Çiftçi Hacizlik Oldu'' Haber

Gürer: ''Atatürk Haczedilemez Demişti, Çiftçi Hacizlik Oldu''

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yaptığı konuşmada çiftçinin içinde bulunduğu ekonomik tabloyu eleştirdi. Gürer, çiftçinin üretmek istediğini ancak artan maliyetler, düşük alım fiyatları ve borç yükü altında ezildiğini belirterek, “Çiftçimiz mutsuz, çiftçimiz borçlu, çiftçimizin kapısında icra var” dedi. Konuşmasına tarım sektöründeki sosyal ve ekonomik çöküşe dikkat çekerek başlayan Gürer, çiftçinin artık üretimden kopma noktasına geldiğini söyledi. Gürer, “Çiftçimiz üretmek istiyor ama ürettiği ürünü satmada sıkıntılar yaşıyor” ifadelerini kullandı. Çiftçi sayısındaki gerilemeye ve sosyal güvenlik sistemine prim ödeyebilen üretici sayısındaki düşüşe dikkat çeken Gürer, şunları söyledi: “Bakanlığın verilerine göre 2 milyon 300 bin ÇKS’li çiftçimiz var. Ziraat Odalarında kayıtlı yaklaşık 5 milyon çiftçi bulunuyor. Ama sosyal güvenlik sistemine gidip prim ödeyebilen çiftçi sayısı 2009 yılında 1 milyondu, bugün 616 bine düştü. Çiftçimiz gerçek anlamda içine düşürüldüğü durum nedeniyle sorunlu ve sıkıntılı bir süreç yaşıyor.” “ÇİFTÇİNİN BORCU 1,5 TRİLYON LİRAYA DAYANDI” Tarım sektöründeki borç yükünün ağırlaştığını ifade eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çiftçinin bankalara ve piyasaya olan toplam borcunun 1,5 trilyon liraya ulaştığını belirtti. Gürer, “Çiftçilerin bankalara ve finans kuruluşlarına borcu 1 trilyon 337 milyar lira. Piyasaya olan borçlarla birlikte çiftçimiz yaklaşık 1,5 trilyon lira borçlu durumda” diye konuştu. 2021 yılında çiftçinin toplam borcunun 135 milyar lira olduğunu anımsatan Ömer Fethi Gürer, desteklerin yetersizliği nedeniyle borçlanmanın katlanarak arttığını söyledi. Tarım Kanunu’nun desteklerle ilgi madde uygulanmadığını belirterek, “Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesine göre 2026 yılında çiftçiye verilmesi gereken destek 722 milyar liraydı. Verdiğiniz destek ise sadece 168 milyar lira. Daha acısı, Tarım ve Orman Bakanlığının bütçesi 542 milyar lira. Son üç yılda çiftçiden esirgediğiniz destek toplamı 1 trilyon 354 milyar lira. Eğer bu destekler verilmiş olsaydı bugün çiftçi bu kadar borçlu olmayacaktı,” dedi. “ÇAY ÜRETİCİSİ MUTLU DEĞİL” Yaş çay alım fiyatı üzerinden üreticinin yaşadığı gelir kaybını örnek gösteren CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “35 liralık çay fiyatı çiftçiyi mutlu etmedi. Geçen yıl üretici 6 kilogram yaş çay sattığında 1 kilogram kuru çay alabiliyordu. Bu yıl 8,5 kilo yaş çay satarsa ancak 1 kilo kuru çay alabiliyor. Geçen yıla göre değerlendirdiğimizde üreticinin ürününe en az 15 lira daha düşük fiyat verilmiş durumda,” diye konuştu. Buğday fiyatlarına ilişkin de uyarıda bulunan Gürer, hasat döneminin başladığını hatırlatarak, “Çukurova’da hasat başladı. Eğer buğdaya 24-25 liranın altında buğday alım fiyat verirseniz çiftçi yine mutlu olmayacak” dedi. “ÇİFTÇİ MANİFATURACIYA DEĞİL BANKAYA KOŞUYOR” Geçmişte çiftçinin ürününü sattığında ailesine ihtiyaç alabildiğini, bugün ise doğrudan bankaya borç ödemeye gittiğini söyleyen CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Eskiden çiftçi ürününü satar, manifaturacıya gider, eşine çocuğuna bir şey alırdı. Şimdi ürününü satarsa ‘Hemen borcumu yatırayım, yoksa icra geliyor diye bankanın kapısına koşuyor” ifadelerini kullandı. Gürer, Anadolu’nun birçok kentinde traktörlere, hayvanlara ve tarım arazilerine haciz geldiğini söyledi. CHP Milletvekili Ö Fethi Gürer, “Yetmedi, çiftçinin evini elinden aldınız. Çiftçi ‘Oturacak evimi bile bırakmadılar’ diyor” sözleriyle yaşanan tabloyu anlattı. Mustafa Kemal Atatürk döneminde çıkarılan düzenlemeyi hatırlatan Gürer, “1936 yılında Atatürk, ‘Çiftçinin hayvanı, ekipmanı, tarlası haczedilemez’ diye kanun çıkarmıştı. Şimdi o düzenlemenin arkasından dolaşılıyor, çiftçi hacizlik hale getiriliyor” dedi. “KIRSAL BOŞALIYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Kırsalda okul yok, sağlık ocağı yok, sosyal donatı alanı yok. İnternet çekmiyor, telefon çekmiyor ama o insan yine de üretmek istiyor. Çiftçinin yaş ortalaması 58’e çıktı. Bu insanlara sahip çıkmak zorundayız” diye konuştu. Tarımda çözüm önerilerini de sıralayan Ömer Fethi Gürer, mazot ve gübrede sübvansiyon çağrısı yaptı. Gürer, “Mazotta ÖTV ve KDV kaldırılsın. Gübre ve yem yüzde 50 sübvanse edilsin. Taban fiyat uygulamasına geri dönülsün. Piyasa tüccarın insafına bırakılmasın. Kooperatifçilik geliştirilsin” dedi. “İTHALATLA SORUN ÇÖZÜLMEDİ” Konuşmasının son bölümünde hayvan ithalatını eleştiren TBMM Tarım, Orman ,Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, yıllardır sürdürülen ithalat politikalarının çözüm üretmediğini belirterek, “2010 yılından beri hayvan ithal ediyorsunuz ama sorun çözülmedi, büyüdü. Geçen yıl 739 bin büyükbaş hayvan ithal edildiğini, bu yıl ise 500 bin hayvan daha ithal edilecek” dedi. Besicilerin hâlâ hayvan bulamadığını ifade eden Gürer, Et ve Süt Kurumunun kâr açıklamasını da eleştirerek “Et ve Süt Kurumu önceki yıl 11 milyar lira, 2025 yılında 14 milyar lira kâr etmiş. Bu kurumlar kâr etmek için değil, hem üreticiyi hem tüketiciyi korumak için vardırZarar etme başa başı yakala piyasayı dengele ,” diye konuştu. Özelleştirmelerle gübre ve yem fabrikalarının kapatıldığını belirten Gürer, “Ülkenin geleceğini yok etmeyin. Gelin, çiftçi durumunu, tarımı birlikte araştıralım. Siz de alanda, yerinde görün” çağrısında bulundu.

Eskişehir’de Tarımsal İş Birliği: Alman Heyet Haykoop ve Beylikova’yı Ziyaret Etti Haber

Eskişehir’de Tarımsal İş Birliği: Alman Heyet Haykoop ve Beylikova’yı Ziyaret Etti

Tarım ve Orman Bakanlığı ile Almanya Federal Gıda ve Tarım Bakanlığı arasında imzalanan Ortak Niyet Mektubu kapsamında, Alman ve Türk yetkililerden oluşan bir heyet Eskişehir’de temaslarda bulundu. Tarımsal kalkınma ve kooperatifçilik odaklı sürdürülen projenin geleceği, Beylikova’da masaya yatırıldı. ​Eskişehir Haykoop Çiftliği’ne Üst Düzey Ziyaret ​Program kapsamında ilk durak Eskişehir Haykoop Çiftliği oldu. Ziyarete; Federal Almanya Gıda, Tarım ve Yurt Bakanlığı Dış İlişkiler Dairesi Sorumlu Yöneticisi Edith Simeit, Almanya Proje Yönetim Sorumlusu Sabine Lindenthal, GFA Danışmanlık Firması Türkiye Sorumlusu Deniz Ünver ve DGRV Türkiye çalışma ekibi katıldı. Heyet, çiftlikteki üretim süreçlerini yerinde inceleyerek S.S. Eskişehir Bölgesi Hayvancılık Kooperatifleri Birliği Başkanı Halil İbrahim Bilir ve teknik personellerden bilgi aldı. ​Beylikova’da Stratejik Görüşmeler ​Heyetin bir sonraki durağı ise Beylikova oldu. Hakan Karabacak’ın da eşlik ettiği programda, Beylikova Belediyesi ve S.S. Beylikova İlçe Merkezi Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri ziyaret edildi. Yapılan görüşmelerde, iki ülke arasında yürütülen tarımsal projenin mevcut durumu, kaydedilen ilerlemeler ve gelecek dönem planlamaları hakkında kapsamlı fikir alışverişinde bulunuldu. ​Tarımsal Kalkınmada Uluslararası Vizyon ​Gerçekleştirilen bu ziyaretin, yerel kooperatiflerin modernizasyonu ve uluslararası standartlara ulaştırılması noktasında büyük önem taşıdığı vurgulandı. Almanya ile yürütülen bu stratejik ortaklık sayesinde, Eskişehir ve çevresindeki tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması hedefleniyor.

Kooperatifçilikte Dijital Devrim: KOOPBİS ile Şeffaf ve Modern Dönem Başlıyor Haber

Kooperatifçilikte Dijital Devrim: KOOPBİS ile Şeffaf ve Modern Dönem Başlıyor

Ticaret Bakanlığı, kooperatifçilik sektöründe köklü bir değişim başlatıyor. Kooperatif Bilgi Sistemi (KOOPBİS) ile kooperatiflerin tüm iş süreçleri dijital ortama taşınırken; şeffaflık, verimlilik ve yönetim kolaylığı en üst seviyeye çıkarılıyor. Sisteme veri girişleri için son tarih 26 Nisan 2026 olarak belirlendi. ​KOOPBİS Nedir? Dijital Dönüşümün Yeni Adı ​1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nda 2021 yılında yapılan düzenlemeyle hayata geçirilen Kooperatif Bilgi Sistemi (KOOPBİS), Türkiye’deki kooperatifçilik faaliyetlerini daha etkin ve şeffaf bir yapıya kavuşturmayı hedefliyor. Gelinen son noktada, kooperatiflerin veri aktarım süreçleri 26 Nisan 2026 tarihinde tamamlanarak sistem tam kapasiteyle uygulamaya girecek. ​Kooperatif Ortakları İçin e-Devlet Kolaylığı ​KOOPBİS, kooperatif ortaklarına bilgilerine anlık erişim imkanı tanıyor. Sistem sayesinde ortaklar; ​e-Devlet Entegrasyonu: Ortağı oldukları kooperatiflere ait tüm bilgilere güvenli bir şekilde ulaşabilecek, ​Finansal Takip: Genel kurul toplantıları öncesinde kooperatifin mali durumunu dijital ortamda inceleyebilecek, ​Bilgi Edinme Hakkı: Haklarını daha etkin ve hızlı bir şekilde kullanabilecekler. ​Yönetimde Dijital Kolaylık ve Doğru Veri ​Kooperatif yönetimleri için de devrim niteliğinde yenilikler getiren sistem; bilançoların, faaliyet raporlarının ve ortak kayıtlarının dijital ortamda tutulmasını sağlıyor. Bu sayede; ​Hesap ve işlemler geçmiş kayıtlarla birlikte izlenebilecek, ​Genel kurul öncesi hazırlanan hazirun listeleri sistem üzerinden hatasız ve eksiksiz bir şekilde oluşturulacak, ​Yönetimsel süreçlerde bürokrasi azalırken verimlilik artacak. ​Bakanlıklardan Bütüncül ve Güçlü İş Birliği ​Ticaret Bakanlığı koordinesinde yürütülen bu dev proje; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı’nın görev alanındaki kooperatifleri de kapsıyor. Bütüncül bir bakış açısıyla oluşturulan bu dijital altyapı, Türkiye’nin kooperatifçilik istatistiklerinin daha sağlıklı tutulmasına ve sektöre yönelik yeni stratejilerin geliştirilmesine olanak tanıyacak. ​"Güçlü Kooperatifler, Güçlü Ekonomi" ​Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, dijitalleşmenin kooperatifçilikte güven ortamını pekiştireceği vurgulanarak; "Yeni imkan ve kolaylıkları beraberinde getiren bu adım, ülkemize ve tüm kooperatiflerimize hayırlı olsun" ifadelerine yer verildi.

Odunpazarı’nda Cumhuriyet’in Üretim Vizyonu Konuşuldu Haber

Odunpazarı’nda Cumhuriyet’in Üretim Vizyonu Konuşuldu

Odunpazarı Belediyesi ve Eğitimciler Derneği (EĞİT-DER) iş birliğiyle düzenlenen "Köy Enstitülerinden Günümüze Kooperatifçilik" paneli Eskişehir'de gerçekleştirildi. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Eskişehir Şeker Fabrikası'nın kuruluşuna dair Atatürk'ün bilinmeyen anısını paylaştı. Eskişehir’de Dev Katılımlı Panel Eskişehir Yunus Emre Kültür ve Sanat Merkezi, Cumhuriyet’in kalkınma politikalarının ve kooperatifçilik modelinin masaya yatırıldığı dev bir organizasyona ev sahipliği yaptı. Panele Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı ve çok sayıda CHP milletvekili ile partili katıldı. Panelde; CHP Grup Başkanvekili Doç. Dr. Gökhan Günaydın, Eski Köy-Koop Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Yıldız ve eğitimci Emin Dağlı konuşmacı olarak yer aldı. Köy Enstitüleri: Üretim ve Eğitimin İç İçe Geçtiği Model Panelin ilk konuşmacısı olan Emin Dağlı, Köy Enstitülerinin sadece bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda bir üretim merkezi olduğunu vurguladı. Dağlı, Köy Enstitülerindeki modelin bugünle kıyaslanamayacak kadar ileri olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Her enstitünün kendi arazisi vardı. Karadeniz'de balıkçılık, Akdeniz'de narenciye, Kars'ta hayvancılık dersleri uygulamalı yapılıyordu. Çocuklar tarımın içinde öğreniyor ve üretiyorlardı." Gıda Güvenliği İçin Kooperatif Zinciri Önerisi Erdoğan Yıldız, Türkiye’deki kooperatifçilik hareketinin tarihine değinerek, kooperatiflerin nicelik olarak çok ancak nitelik olarak yetersiz olduğuna dikkat çekti. Yıldız, gıda enflasyonunu düşürecek ve gıda güvenliğini sağlayacak şu çözüm modelini sundu: Köy Kalkınma Kooperatifleri: Üretimi gerçekleştirecek. Tarım Kredi Kooperatifleri: Finansman sağlayacak. Tüketim Kooperatifleri: Üretilen ürünleri doğrudan tüketiciye pazarlayacak. Gökhan Günaydın’dan Eskişehir Şeker Fabrikası Anekdotu Panelin en dikkat çeken konuşmasını yapan Doç. Dr. Gökhan Günaydın, Cumhuriyet'in sınırlı imkanlarla nasıl rasyonel bir kalkınma hamlesi başlattığını anlattı. Eskişehir Şeker Fabrikası'nın kuruluş yerinin bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından seçildiğini söyleyen Günaydın, Atatürk'ün şu sözlerini paylaştı: "Fabrika kente yakın olsun ki; insanlar her gün Cumhuriyet'in kurduğu bu fabrikayı görsün ve gurur duysun." "Üç Beyaz": Buğday, Şeker ve Pamuk Cumhuriyet'in erken dönem sanayileşme modelini "üç beyaz" (buğday, şeker, pamuk) üzerinden özetleyen Günaydın, "Her fabrika bir kaledir" anlayışıyla hareket edildiğini hatırlattı. Günümüzde ise TEKEL gibi kurumların özelleştirilmesiyle yerli üretimin darbe aldığını, maden ve tütün gibi stratejik alanlarda dışa bağımlılığın arttığını belirterek mevcut ekonomik politikaları eleştirdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.