Hava Durumu

#Kooperatifçilik

Kırsal Haber - Kooperatifçilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kooperatifçilik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gürer: “Türkiye’den Giden 385 Gıda Ürünü AB’de Riskli Bulundu” Haber

Gürer: “Türkiye’den Giden 385 Gıda Ürünü AB’de Riskli Bulundu”

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Ticaret Bakanlığının bütçe görüşmelerinde gıda ihracatında yaşanan sorunlar, Avrupa Birliği’nin Türkiye’den gönderilen ürünlere yönelik ret kararları, ithal gıdalardaki denetimler, fahiş fiyat uygulamaları, tüccarların tutuklanmasının meyve-sebze piyasasına etkileri ve tarım politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gürer, Avrupa Birliği Gıda ve Yem Hızlı Alarm Sistemi kayıtlarına dikkat çekerek, “2026 yılının ilk on ayında 385 bildirim yapılmış, bunların 278’i ciddi risk olarak kayıtlara geçmiştir. Üreticiyi, tüccarı, sanayiciyi ve tüketiciyi aynı anda gözeten kamucu bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır” dedi. AB’DEN TÜRKİYE’NİN GIDA ÜRÜNLERİNE 385 RET VE RİSK BİLDİRİMİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Ticaret Bakanlığının TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerinde Avrupa Birliği Gıda ve Yem Hızlı Alarm Sistemi tarafından Türkiye’den gönderilen gıda ürünlerine yönelik ret kararlarının önemli bir sorun oluşturduğunu belirtti. Gürer, 2025 yılında 486 üründe ret kararı verildiğini, 2026 yılının ilk on ayında ise 385 bildirime ulaşıldığını ifade ederek, bu tablonun Türkiye’nin gıda ihracatı açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Gürer, “Avrupa Birliği Gıda ve Yem Hızlı Alarm Sistemi ülkemizden gönderilen gıda ürünleriyle ilgili ret kararı vermektedir. 2025 yılında 486 üründe verilen ret kararı 2026 yılının ilk on ayında 385 bildirime erişmiş bulunmaktadır. Bildirim türleri; 284 sınır reddi, 60 dikkat bildirimi, 23 alarm bildirimi olarak kayıtlara geçerken, 278 kayıt ciddi risk, 39’u ise potansiyel risk olarak bildirilmiştir” dedi. Meyve ve sebze ürünlerinin bildirimlerde ağırlıklı yer tuttuğunu belirten Gürer, “Öne çıkan kayıtlarda meyve ve sebze grupları 296 ürünle ilk sırada yer almakta ve tüm kayıtların yüzde 77’sini oluşturmaktadır. Bu ürünlerin Bakanlığınızın laboratuvarlarında incelendikten sonra ihracatı yapılmasına karşın gittiği ülke sınırından dönmesi hem Türkiye’den giden ürünler için hem de o ürünü gönderen tüccar ve üreten üretici için önemli sorun oluşturmaktadır” ifadelerini kullandı. “PESTİSİT ÇIKAN ÜRÜNLERİN İÇ PİYASADAKİ KARŞILIĞI DA DENETLENMELİ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “İnsan sağlığı açısından da bu bağlamda risk vardır. Özellikle pestisit çıkan ürünlerde iadelerin imha edildiği söylense de aynı ürünün üretim alanında üretilip iç pazara verilen ürünlerinin toplatılmasına yönelik bir örnek bugüne kadar kamuoyuna yansımamıştır” dedi. İhracattan dönen ürünlerin imha edilmesinin tek başına yeterli olmadığını belirten Gürer, aynı üretim alanından çıkan ve iç piyasaya sunulan ürünlerin de denetlenmesi gerektiğine dikkat çekti. İnsan sağlığını ilgilendiren bu konuda üretimden tüketiciye kadar bütün süreçlerin takip edilmesinin önemini ortaya koydu. “ABD’DEN İTHAL EDİLEN CEVİZDEKİ DENETİM FARKI DÜŞÜNDÜRÜCÜ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Ayrıca ülkemizde ithal edilen farklı ürünler de vardır. Avrupa Birliği sınır kontrollerinde bu ürünlerde iadeye rastlansa da ülkemize gelen ithal ürünlerde bu tür bir iade görülmemektedir. Türkiye’de ithal ürünleriyle ilgili yeterli denetim yapılıyorsa örneğin aynı dönemde Avrupa Birliğine gönderilen Amerika Birleşik Devletleri’nin cevizi iade olurken, Türkiye’de bu ürünün girişinde hiçbir sorun saptanmaması da ilginç ve düşündürücüdür. İthal gıda ürünlerinde GDO kontrolü, tatlandırıcı kontrolü ve bunların girişine yönelik inceleme sağlanmakta mıdır?” sorusunu yöneltti. “FAHİŞ FİYAT SORUNU SİSTEMDİR, BOZUK DÜZEN DEĞİŞMEDEN SORUNLAR SÜRER” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Fahiş fiyatla mücadele yıllardır konuşulagelir. İşin özünde serbest piyasa ekonomisi uygulayan iktidarın fiyata müdahalesi sistemsel olarak sorunludur. Sorun sistemdedir, bozuk düzen değişmeden fiyatlardaki bu oynamalar da sürer. Açıkçası fahiş fiyatla ilgili Hazine ve Maliye, Ticaret, Tarım ve Orman Bakanlığıyla işler düzene girmeyince Adalet ve İçişleri Bakanlıkları da devreye girdi. Birkaç sektörde operasyonlar yapıldı. ‘Stokçu’ diye normalde stoklanması gereken ürünlerin depolarını basıp, sistemin sorununun depolayanlara kesildiği gibi, bu kez de tutuklamalar yapılarak tüccarlar gözaltına alındı” dedi. Suç işleyenlerin cezalandırılması gerektiğini ancak sorunun kaynağının da doğru tespit edilmesinin önem taşıdığını belirten Ömer Fethi Gürer, “Suçlu varsa mutlaka ceza kesmek de gerekir ama bazı sorunlarda olayın doğuşuna neden olan konuları da öngörebilmek önemlidir” ifadelerini kullandı. “GIDA, YEM VE GÜBREDE TEKELLEŞME SORUNU VAR” CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Yıllarca çoğu iktidara yakın muhafazakâr iş insanları, özellikle gıda sektörü, yem sektörü ve gübre sektöründe egemendir. Kamu fabrikalarının satılan gübrede, ithalat dışında bir tekelleşme vardır ki fiyat denetiminin başta yem ve gübre için yönelik yapılması gerekir. Kamunun her alanda olması, planlama ve öngörüyle süreçlerin yönetilmesi, üreticiyi, tüccarı, sanayiciyi ve tüketiciyi aynı anda mutlu edecek kamucu bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır” dedi. “KAMU OLMADAN KOOPERATİFÇİLİK GELİŞTİRİLEMEZ” Ömer Fethi Gürer, “Kooperatiflerle ilgili yapısal sorunları ortadan kaldıracak, yalnız gıda ve tarıma yönelik kooperatifleri özerk bir anlayışla güçlendirmek ve yasal düzenlemeler de ihtiyaçtır. Kamu olmadan kooperatifçilik geliştirilip üretim öncesi ve sonrası planlamayla piyasa varlığı sağlanmadan, uygun fiyatlı ürün için baskı yaratmak sorunları artırmaktadır” ifadelerini kullandı. “MEYVE-SEBZE PİYASASINI ETKİLEDİ” Meyve ve sebze piyasasında yaşanan sıkıntılara da değinen Ömer Fethi Gürer, “41 tüccar ve sanayicinin gözaltına alınmasıyla başlayan sürecin, bahçe bitkileri için ihracatın önemli bir soruna dönüşmesinde etken olduğu kamuoyunda da ifade edilmektedir. Ülkemizin dünyada önemli yer bulan ihraç ürünleri; fındık, üzüm, zeytin, elma ve limon gibi ürünlerin ihracatında sıkıntılar yaşanmaktadır. Niğde’de iyi elma fiyatları 10-15 lira, meyve suyu 2-3,5 lira aralığında işlem görmekte ve çok bahçede elma dalında kalmaktadır” ifadelerini kullandı. Elmanın pazara sunulmasında farklı yöntemlerin kullanıldığını belirten Gürer, “Elmanın bir bölümü doğrudan satılırken, bir bölümünün 15 ülkeye ihracı yapılıp, bir bölümü stoklamayla sekiz ay aralıkla pazara sunulurdu” dedi. “NORMAL DEPOLAMA YAPAN TÜCCARLAR DA KAYGI DUYUYOR” CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “‘Stokçu piyasayı manipüle ediyor, enflasyonu bunlar yükseltiyor.’ diye oluşturulan baskılarla normal depolama yapanların dahi süreçten kaygılandığı ifade edilmektedir. Farklı nedenlerle tutuklu yargılananlar zaten pamuk ipliğine bağlı olan meyve-sebze piyasasını doğrudan ve olumsuz etkilemektedir. Bu durumun yalnızca tüccarları değil, binlerce üreticiyi de etkilediğini belirten Ömer Fethi Gürer, “Bu durum binlerce üreticiyi de etkilemektedir. Üretici ürününü satamamakta, cezaevindeki tüccarın ise işinin daralmasının oluşan durumda etkisi olduğu dikkat çekmektedir” değerlendirmesinde bulundu. “SEBZE VE MEYVE FİYATLARININ ARTMASINI ÖNLEYEMEYEN, ÇİFTÇİNİN YANINDA OLMAYAN ANLAYIŞ SÜRÜYOR” Sebze ve meyve fiyatlarındaki artışların önlenemediğini, buna karşın çiftçinin de yeterince desteklenmediğini ifade eden Gürer, “Sebze, meyve fiyatlarının çok artmasını da önleyemeyen, çiftçinin ve üreticinin yanında olmayan bir anlayış devam etmektedir. Yanlış uygulamalarla gerek ihracatta gerekse ithalatta sorunlu bir döneme girilmesinde kamucu politikalardan uzaklaşılmasının doğrudan etkisi vardır” dedi. İTHALAT ARTIŞI İHRACATIN ÜÇ KATINA YAKLAŞTI Dış ticaret verilerine de dikkat çeken Gürer, “2026 yılının ilk sekiz aylık dış ticaret verilerinde ihracat yüzde 6 oranında artarken, ithalat yüzde 17,72 oranında artmıştır. İhracatın 21 milyar 190 milyon dolara, ithalatın ise 20 milyar 430 milyon dolara ulaştığı görülmektedir” ifadelerini kullandı. Hayvan yemi ithalatındaki artışın da dikkat çekici olduğunu belirten Gürer, “İlk sekiz ayda yalnızca hayvan yemine ödenen artış 1 milyar 225 milyon dolara erişmiştir” dedi.

ZMO'dan 29 Ekim Mesajı: “Toprağımız Tükenmeyecek, Üretimimiz Durmayacak” Haber

ZMO'dan 29 Ekim Mesajı: “Toprağımız Tükenmeyecek, Üretimimiz Durmayacak”

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Cumhuriyetin 103. yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda tarımsal bağımsızlık, yerli üretim, su kaynaklarının korunması ve bilimsel tarım politikalarının önemine dikkat çekti. Açıklamada, tarım arazilerinin korunması, çiftçilerin desteklenmesi ve gıda güvenliğinin sağlanması çağrısı yapıldı. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ziraat Mühendisleri Odası, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve Cumhuriyetin ilanının 103. yıl dönümü dolayısıyla bir kutlama mesajı yayımladı. Mesajda Cumhuriyetin yalnızca bir yönetim biçimi olmadığı, aynı zamanda tarımsal kalkınmanın, bilimsel düşüncenin ve ekonomik bağımsızlığın temel dayanaklarından biri olduğu vurgulandı. Cumhuriyetin köylüyü ve üreticiyi merkeze alan kalkınma anlayışına dikkat çekilen açıklamada, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Milli ekonominin temeli ziraattır” sözü hatırlatıldı. Ziraat mühendislerinin bu anlayışı geçmişten gelen bir mirasın ötesinde, her gün yeniden yerine getirilmesi gereken bir sorumluluk olarak gördüğü ifade edildi. Tarım arazilerinin korunması ve su yönetimi çağrısı Ziraat Mühendisleri Odası, tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına, betonlaşmaya ve rant baskısına karşı tarım alanlarının korunması gerektiğini belirtti. İklim değişikliği ve kuraklığın tarımsal üretim üzerindeki etkilerine dikkat çekilen mesajda, su kaynaklarının bilimsel planlama ve ileri teknolojiyle korunmasının önemine vurgu yapıldı. Toprak ve su kaynaklarının ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası olduğu ifade edilerek sürdürülebilir tarım politikalarının gerekliliği dile getirildi. “Gıda güvenliği, ekonomik bağımsızlığın temelidir” Bir ülkenin tam bağımsızlığının kendi halkını yerli, sağlıklı ve güvenilir gıdayla besleyebilmesiyle yakından ilişkili olduğu belirtilen açıklamada, gıdada dışa bağımlılığın azaltılması gerektiği kaydedildi. Yerli tohumların, biyoçeşitliliğin ve tarımsal gen kaynaklarının korunmasının önemine dikkat çeken Oda, ithalata dayalı politikalar yerine yerli üretimi ve üreticiyi destekleyen sistemlerin geliştirilmesini savundu. Tarımsal üretimde bilim ve mühendislik vurgusu Tarımın bilimsel bilgi, teknik donanım ve mühendislik yaklaşımıyla yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Ziraat Mühendisleri Odası, ziraat mühendislerinin üretimin her aşamasında aktif rol almasının önemine işaret etti. Tarladan sofraya uzanan üretim zincirinin bilimsel bir yaklaşımla yönetilmesinin çağdaş ve sürdürülebilir tarım politikalarının temel şartlarından biri olduğu belirtilen mesajda, mesleki bilgi ve emeğin tarımsal üretime aktarılmaya devam edileceği ifade edildi. Küçük aile çiftçiliği ve kooperatifçilik desteklenmeli Açıklamada küçük aile çiftçiliğinin korunması, üreticilerin borç yükünün hafifletilmesi ve çiftçilerin topraklarını terk etmek zorunda kalmaması gerektiği vurgulandı. Cumhuriyetin kuruluş felsefesindeki kooperatifçilik anlayışının yeniden güçlendirilmesi çağrısı yapılan mesajda, üreticilerin emeklerinin karşılığını alabildiği ve tüketicilerin gıdaya adil fiyatlarla ulaşabildiği demokratik, planlı ve sürdürülebilir bir tarım düzeninin oluşturulması gerektiği belirtildi. Ziraat Mühendisleri Odası, Cumhuriyetin ziraat okullarında yetişen ve bilimsel bilgiyle tarımsal üretime katkı sunan ziraat mühendislerinin, Türkiye'nin tarımsal kalkınmasında sorumluluk üstlenmeye devam edeceğini kaydetti. “Cumhuriyetin ışığı tarlalarımızda daima parlayacak” Mesajın sonunda tarımsal kalkınmaya emek veren tüm kahramanlar saygı, minnet ve rahmetle anıldı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Cumhuriyetin değerlerini tarımsal üretim, bilimsel gelişme ve ekonomik bağımsızlık anlayışıyla geleceğe taşıma kararlılığını vurgulayarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladı. Açıklama, “Toprağımız tükenmeyecek, üretimimiz durmayacak, Cumhuriyetin ışığı tarlalarımızda daima parlayacak!” mesajıyla sona erdi.

Eskişehirli Kadın Çiftçiler Kuşburnu Üretimi İçin Kütahya’da Haber

Eskişehirli Kadın Çiftçiler Kuşburnu Üretimi İçin Kütahya’da

Eskişehir’de kuşburnu üretimini yaygınlaştırmak amacıyla yürütülen proje kapsamında kadın çiftçiler Kütahya’ya teknik inceleme gezisi düzenledi. Üretim, hasat, kurutma ve pazarlama süreçlerini yerinde inceleyen üreticiler, edindikleri bilgilerle Eskişehir’de kuşburnu yetiştiriciliğini geliştirmeyi hedefliyor. Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından, Tarım ve Orman Bakanlığı Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığının desteğiyle yürütülen “Kadın Çiftçiler Tarımsal Yeniliklerle Buluşuyor” programı kapsamında Kütahya’ya inceleme gezisi gerçekleştirildi. Kadın çiftçilerin tarımsal bilgi ve becerilerini geliştirmek, kuşburnu üretimini yaygınlaştırmak ve üretimden pazarlamaya kadar uzanan süreçleri yerinde öğrenmelerini sağlamak amacıyla düzenlenen geziye, İl Müdürlüğü Koordinasyon ve Tarımsal Veriler Şube Müdürlüğü teknik personeli ile Eskişehir’deki kuşburnu üretimi demonstrasyonlarına katılan kadın çiftçiler iştirak etti. 2025-2026 yılı programı kapsamında yürütülen “Ege’den Doğan Ay Eskişehir’i Aydınlatıyor” projesi ile Eskişehir’de kuşburnu yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması hedefleniyor. İzmir Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında, Eskişehir’in altı ilçesindeki mahallelerde kuşburnu üretiminin geliştirilmesi için çalışmalar yapılıyor. Proje çerçevesinde altı kadın üretici için 1.000’er metrekarelik alanlarda demonstrasyon bahçeleri kuruldu. Toplam 6 bin metrekarelik alanda oluşturulan bahçelerle kadın çiftçilerin kuşburnu yetiştiriciliği konusunda deneyim kazanması ve üretimin bölgede yaygınlaşması amaçlanıyor. Kuşburnu Üretimi ve Pazarlama Süreçleri Yerinde İncelendi Kütahya’da gerçekleştirilen teknik gezi kapsamında kuşburnu ve ahududu yetiştirilen alanlar ile pazarlama noktaları ziyaret edildi. Kadın çiftçiler, üretim yöntemleri ve ürünlerin pazara ulaştırılması konusunda yerinde bilgi edinme fırsatı buldu. Program kapsamında ayrıca S.S. Kütahya Sekiören Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi ziyaret edildi. Ziyarette kadın girişimciliği, kooperatifçilik faaliyetleri ve üretim-pazarlama süreçleri hakkında bilgi alındı. Hekim Sinan Tıbbi ve Aromatik Merkezi de inceleme programının durakları arasında yer aldı. Kadın Çiftçilerin Üretim Kapasitesi Artırılacak Teknik gezi sayesinde kuşburnunun hasadı, kurutulması, muhafazası ve pazarlanması konularında bilgi edinen kadın çiftçilerin üretim kapasitelerinin ve özgüvenlerinin artırılması hedefleniyor. Geziden memnuniyetle ayrılan üreticiler, Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün desteğiyle kurulan demonstrasyon bahçelerini geliştirerek kuşburnu üretimini kent genelinde yaygınlaştırmak istediklerini belirtti. Kadın çiftçiler, Eskişehir’in kuşburnu üretiminde öncü merkezlerden biri olması için çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceklerini ifade etti.

Cumhuriyet Mirası Gazi Çiftliği, Mersin Büyükşehir ile Yeniden Hayat Buldu Haber

Cumhuriyet Mirası Gazi Çiftliği, Mersin Büyükşehir ile Yeniden Hayat Buldu

Mersin Büyükşehir Belediyesi, kentin tarihî ve kültürel değerlerini koruyarak gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu çalışmaların önemli duraklarından biri olan Silifke Atatürk Gazi Çiftliği, yenilenen yüzüyle hem geçmişin izlerini yaşatıyor hem de çocuklara ve gençlere Atatürk’ü, üretim anlayışını ve Cumhuriyet’in kalkınma hedeflerini yakından tanıma fırsatı sunarken, Mersin’in tarihî dokusunu geleceğe taşıyan önemli bir kültür durağı olarak yeniden hayat buluyor. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1925 yılında Silifke ziyareti sırasında temelleri atılan Atatürk Gazi Çiftliği, Türkiye’nin tarımsal kalkınma ve kooperatifçilik tarihinin önemli simgelerinden biri olarak öne çıkıyor. Atatürk’ün üretime, köylüye ve ülkenin kalkınmasına verdiği önemin somut örneklerinden biri olan çiftlik, ziyaretçilerini geçmişe götürüyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen çalışmalarla çiftliğin tarihî dokusunun korunması ve ziyaretçiler için daha nitelikli bir alan haline getirilmesi amacıyla önemli uygulamalar hayata geçirildi. İlk aşamada kooperatif binasında bakım ve onarım çalışmaları gerçekleştirilirken, çevre düzenlemesi, peyzaj bakımı ve temizlik çalışmaları yapıldı. Giriş ve ziyaret güzergâhlarında yönlendirme tabelaları yenilenirken, ziyaretçilerin dinlenebileceği oturma alanları da düzenlendi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mirası geleceğe taşınıyor Çiftlikte gerçekleştirilen düzenlemeler yalnızca fiziksel iyileştirmelerle sınırlı kalmadı. Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamının ve üretim anlayışının çocuklara ve gençlere aktarılması amacıyla tarihî alanların anlatım gücünü artıracak düzenlemeler de yapıldı. Bahçede sergilenen tarihî traktörün replikası bakım ve onarımdan geçirilerek yeniden konumlandırıldı. Atatürk Odası’nda dönemin ruhunu yansıtan kıyafetler hazırlanarak sergilenirken, Tarım Odası ve Hayvancılık Odası da yeniden düzenlendi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kullandığı ve çiftliğin tarihî sürecini anlatan Ertuğrul Yatı maketi ise camekân içerisinde ziyaretçilerin ilgisine sunuldu. Çiftliğin Atatürk tarafından satın alınması, kooperatif üyeliği ve daha sonra halka bağışlanması gibi tarihî süreçler de panolar aracılığıyla kronolojik olarak anlatılıyor. Böylece özellikle öğrenciler, kitaplarda okudukları Cumhuriyet tarihinin önemli bir bölümünü tarihî mekânın atmosferinde görme imkânı buluyor. Tarihî mekânlar yaşayan birer dersliğe dönüşüyor Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin kentin tarihî ve kültürel dokusunu koruyarak geleceğe taşıma çalışmaları kapsamında Gazi Çiftliği, yalnızca geçmişten kalan bir yapı olarak değil, yaşayan bir kültür ve eğitim alanı olarak değerlendiriliyor. Belirli gün ve haftalarda düzenlenen anma programları, kültürel etkinlikler ve öğrencilere yönelik eğitim gezileri de bu tarihî mirasın yeni kuşaklarla buluşmasına katkı sağlıyor. Yerli ve yabancı ziyaretçilerin de ilgisini çeken Gazi Çiftliği’nin kent turizmine daha güçlü biçimde kazandırılması ve tur güzergâhlarına dâhil edilerek ziyaretçi sayısının artırılması için çalışmalar sürdürülüyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin Gazi Çiftliği üzerinden yürüttüğü çalışmalar, kentin tarihî değerlerini korumanın yanı sıra bu mirası çocuklara ve gençlere aktarmayı da hedefliyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün üretim, kalkınma ve halkçılık anlayışının izlerini taşıyan çiftlik, geçmiş ile gelecek arasında bir köprü kurarken, yeni kuşakların Cumhuriyet’in kurucu değerlerini tarihî mekânlar üzerinden tanımasına olanak sağlıyor. Satar: “Cumhuriyet Mirası olan Gazi Çiftliği, Büyükşehir ile yeniden hayat buldu” Mersin Büyükşehir Belediyesi Gazi Çiftliği Birim Sorumlusu Alime Gülşah Satar, Gazi Çiftliği’nde Büyükşehir tarafından gerçekleştirilen düzenlemeleri aktararak, Mustafa Kemal Atatürk’ün çiftliği satın alma sürecinden kooperatifleşmeye ve toprakların köylülere paylaştırılmasına uzanan sürecin panolarla kronolojik olarak anlatıldığını kaydetti. Tarihî atmosferi güçlendirmek amacıyla bahçedeki traktörün bakım ve onarımının yapılarak yeniden konumlandırıldığını belirten Satar, Atatürk Odası’ndaki kıyafetlerin döneme uygun şekilde yeniden dikildiğini, Tarım ve Hayvancılık Odaları’nda ise görsel düzenlemelerin gerçekleştirildiğini söyledi. Satar, “Gazi Çiftliği’ni yerli ve yabancı ziyaretçiler gezmekte olup, belirli gün ve etkinliklerde anma programları düzenlenmektedir. Öte yandan öğrenci programlarına yönelik eğitim çalışmaları ve Gazi Çiftliği’ni kent turizmine kazandırmak amacıyla tur güzergahlarına dâhil edilmesi çalışmaları da devam etmektedir” dedi. Satar, Gazi Çiftliği’nin herkesin deneyimlemesi gereken önemli bir miras olduğunu aktararak, “Gazi Çiftliği, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün üretim, kalkınma ve halkçılık ilkelerini yaşatan, geçmişle geleceği buluşturan, önemli bir Cumhuriyet Mirası olarak Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden hayat buldu. Mustafa Kemal Atatürk’ten miras kalan Gazi Çiftliği’nin tarihi atmosferini yaşatmak ve yaşamak adına tüm misafirlerimizi Gazi Çiftliği ziyaretine bekliyoruz” diye konuştu.

Ankara’nın Kırsal Kalkınma Modeli Türkiye’ye Örnek Oldu Haber

Ankara’nın Kırsal Kalkınma Modeli Türkiye’ye Örnek Oldu

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) ve Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) iş birliğiyle düzenlenen "Tarım ve Gıda Güvenliği Saha Ziyaretleri" programında, Başkent’in kırsal kalkınma ve tarımsal üretim projeleri Türkiye’nin dört bir yanından gelen belediye yöneticilerine tanıtıldı. Türkiye’nin farklı kentlerinden gelen belediye temsilcileri ve uzmanlar, Ankara’nın tarımsal ticaret, ürün işleme, kooperatifçilik ve yerel üretici desteklerine yönelik başarı hikâyelerini yerinde inceleme fırsatı buldu. Üç gün süren yoğun program kapsamında; üretimden pazarlamaya, akıllı sulamadan kadın emeğinin desteklenmesine kadar kırsal kalkınmanın tüm aşamaları saha gezileriyle paylaşıldı. 3 Günlük Saha Ziyaretinde Başkent Projeleri Yerinde İncelendi Başkent Ankara’nın güçlü bir tarım kenti kimliğini öne çıkaran program süresince katılımcı heyet, Ankara Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı’nın yürüttüğü vizyon projeleri yerinde inceledi. Ziyaret edilen stratejik merkezler ve kooperatifler şunlar oldu: Çubuk Ürün İşleme Tesisi: Tarımsal ürünlerin katma değerli hale getirilmesi süreçleri. Gölbaşı ATA Çiftliği & ANFA Seraları: Yerli tohum, fide üretimi ve modern seracılık uygulamaları. Polatlı Ticaret Borsası: Tarımsal ticaret, borsa mekanizmaları ve üretici odaklı satış sistemleri. Ayaş Akkaya Kadın Kooperatifi Salça Fabrikası: Kadın istihdamı ve yerel kooperatifçilik modelleri. Beypazarı Bostancılar Kooperatifi & Yaşayan Köy Açık Hava Müzesi: Kırsal turizm, geleneksel tarım ve kooperatif dayanışması. Katılımcılara ayrıca sunumlar eşliğinde gübre, tohum, mazot ve ekipman destekleri gibi üreticinin maliyetlerini düşüren Kırsal Hizmetler Daire Başkanlığı projeleri hakkında detaylı bilgi aktarıldı. Ahmet Mekin Tüzün: “Çiftçinin Gönlüne Girmek İçin Sahada Olmalıyız” Belediyeler arasında deneyim ve bilgi paylaşımını artırmayı hedeflediklerini belirten Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Mekin Tüzün, Başkent’in tarımsal potansiyeline dikkat çekti. Tüzün, tarımda başarının anahtarının saha varlığı ve doğrudan iletişim olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: "Çiftçinin gönlüne girmek için sahada olmanız lazım. Hedefimiz; üreticinin bize en kısa yoldan ulaşabilmesi, bizim de sorunları yerinde çözebilmemizdir. Bunun için üreticilerimizle doğrudan iletişim kurabileceğimiz alternatif kanallar oluşturduk. Bu saha ziyaretleriyle ABB’nin uygulama yöntemlerini diğer belediyelerimize aktararak Türkiye genelinde kırsal kalkınma hamlelerine katkı sunmayı amaçlıyoruz." Türkiye Genelinde Kırsal Kalkınmaya Yeni Bir Bakış Açısı Program sonunda katılımcı belediye temsilcileri, Ankara'da edindikleri tecrübe ve uygulama modellerini kendi illerinde hayata geçirmek üzere önemli veriler elde ettiklerini ifade etti. Ankara Büyükşehir Belediyesi, yerel üreticiyi destekleyen ve sürdürülebilir gıda güvenliğini odağına alan projeleriyle Türkiye genelindeki yerel yönetimlere ilham vermeye devam ediyor.

Gürer: "Tarım Kesimi Sorunu Çözmeden Ürün Fiyatı Düşmez" Haber

Gürer: "Tarım Kesimi Sorunu Çözmeden Ürün Fiyatı Düşmez"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, 2026 yılında tarımsal üretimde geçen yıla göre daha verimli bir dönem yaşanmasına rağmen çiftçinin ürettiği ürünün tarlada yeterli değeri bulamadığını belirterek, tarımda sürdürülebilir üretim için kamu merkezli yeni bir anlayışa ihtiyaç olduğunu söyledi. Gürer, çiftçinin bir yandan artan girdi maliyetleriyle mücadele ettiğini, diğer yandan ürününü beklediği fiyattan satamadığını ifade ederek, bankalardan kullanılan yaklaşık 1 trilyon 500 milyar liralık kredi yüküne dikkat çekti. Ömer Fethi Gürer, “2026 yılı 2025 yılına göre çiftçiler için daha verimli bir yıl oldu. Ancak ürettikleri ürünün önemli ölçüde tarlada değer bulmaması çiftçiyi gene zora soktu” dedi. Çiftçinin üretimi sürdürebilmek için yalnızca mevcut borçlarını ödemek değil, gelecek yılın üretim masraflarını da karşılamak zorunda olduğunu belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarımsal üretimin yüksek maliyet baskısı altında devam ettirilmeye çalışıldığını belirterek, “1 trilyon 500 milyar lira yalnız bankalardan kredi kullanarak üretim yapan çiftçimiz, ürettiği üründen sağlayacağı gelirle gelecek yıl ekimini yapabilmek ve bu bağlamda da işini sürdürmek istiyordu” diye konuştu. GİRDİ MALİYETLERİ ÇİFTÇİYİ DÜŞÜNDÜRÜYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, özellikle mazot başta olmak üzere tarımsal girdilerde yaşanan artışın çiftçinin üretim kararlarını doğrudan etkilediğini ifade ederek, “Ancak içinde bulunduğu koşullarda geçen yılki fiyatı neredeyse katlayan mazot başta olmak üzere giderler çiftçiyi nasıl üretim yaptıracağı konusunda düşündürüyor. Bu yıl buğdayda, arpada, pamukta, mısırda, fındıkta, çayda, fasulyede, mercimekte, nohutta beklediği fiyatları oluşmadı.Ürün çiftçiden aracıya geçince fiyat artmaya başlıyor .Son tüketici ise en az üç el değişen ürünün artan fiyatı ile sorun yaşıyor ” şeklinde konuştu. TÜCCARA MAHKÛM BİR PİYASA VAR Tarımda kamu müdahalesinin yetersiz kalmasının üreticiyi piyasa koşullarına ve tüccara bağımlı hale getirdiğini ifade eden TBMM Tarım Orman Köy İşleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, “Tüccara mahkûm bir piyasa var. Kamu bu işin içinde olmadıktan sonra çiftçi refahını sağlamak olası değil. Girdi maliyetleri artı bir makul kârla tarımın sürdürülebildiği sağlanabilir. Bunun için de anlayışın değişmesi gerekir” diye konuştu. ALIM FİYATI DEĞİL, TABAN FİYAT UYGULANMALI CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarımda üreticiyi koruyacak kamucu politikaların uygulanması gerektiğini belirterek, “Mutlak surette kamucu bir anlayışla alım fiyatı değil, taban fiyatı uygulanarak, kredi borçları ötelenerek, faizler silinerek çiftçiye ciddi anlamda destek sağlanırsa üretimimiz artar. İthalata da ihtiyaç kalmaz” dedi. Çiftçinin borç baskısından kurtarılmasının yalnızca üreticinin değil, Türkiye'nin gıda arz güvenliğinin de güçlendirilmesi anlamına geleceğini ifade eden Gürer, yerli üretimin artırılması halinde ithalata duyulan ihtiyacın azalacağını söyledi. YERLİ ÜRETİCİ DESTEKLENİRSE KIRSALA DÖNÜŞ SAĞLANIR Tarımın yalnızca gıda üretimi açısından değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Gürer, kırsal nüfusun korunması ve yeniden üretime yönlendirilmesinin ekonomik ve sosyal açıdan önemli olduğunu ifade etti. Gürer, “Yerli üretici desteklenirse kırsala göçü yeniden sağlarsa hem büyük kentler rahatlar hem de Türkiye ürettiği ürünü işlenmiş, dondurulmuş, katma değerli ürüne dönüştürerek yurt dışına satarak da bu anlamda gelir sağlar” diye konuştu. KÜÇÜK AİLE TİPİ ÜRETİCİLER DESTEKLENMELİ CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “İşsizliği önlemek için de küçük aile tipi üreticiler desteklenmeli. Kooperatifçilik yeniden düzenlenip tarım kooperatifçiliği çiftçi lehine olacak biçimde oluşturulmalı. Üretim öncesi, üretim süreci, üretim sonrasında, pazarlamada, üretimde kooperatiflerle sürdürülmeli” dedi. Gürer, “Bu sayede hem üreten kazanır hem tüketene uygun fiyatla ürün giderek Türkiye'deki raftaki pahalılığın önüne geçirir. Aracılık sistemi, tüccarın varlığı ve de ithalat bu sistemde sorun yaratıyor. Bu sorun görülmeli ve çözüm üretilmelidir” diye konuştu. DAR GELİRLİ DARDA CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer Tarımda çözülmeyen sorunların rafta ürün fiyatına yansıdığını söyledi. Gürer “ Tarlada kalan ürün,ahır gideri ile soruna dönüşen hayvancılık ile ortaya çıkan sorunların yanında en az üç kez el değiştirerek üreticiye ulaşan ürünün katlayan fiyatı dar gelirlileri zorluyor.İthal ürün fiyatı piyasayı dengeleme yerine haksız kazancın oluşumuna neden oluyor. Fakir Fukara aç.Tarım Kesimi sorunu çözmeden ürün fiyatı düşmez.Ekmek elden su gölden yaşayanlar dışında herkes gıda fiyatlarından dertli.Dünyada gıda enflasyonunda önde olmamız tarıma yönelik düzenlemelerde desteklerin yetersiz ve plansız olması önemi var.Emekli,asgari ücretli sofrada tabak eksiktirken günde üç öğün sofra kurmaya zorlanıyor.Gelir düşük ve sabit fiyatlar sürekli artıyor.Akaryakıta gelen her zam sofraya eren her ürünün fiyatını etkiliyor.Gerekli önlemler alınmalıdır” diye konuştu.

CHP'li Gürer: "Çiftçi Tarladan Bankaya Koşuyor" Haber

CHP'li Gürer: "Çiftçi Tarladan Bankaya Koşuyor"

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, 2026 yılında tarımsal üretimde verim ve rekolte artışı yaşanmasına karşın üreticinin emeğinin karşılığını alamadığını belirterek, çiftçinin giderek büyüyen borç yüküne dikkat çekti. Gürer, “Üretici, mahsulü bol olunca daha önceki yıllarda oluşan borçlarını da kapatacağını düşünüyordu. Ama öyle olmadı” dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarımsal üretimde yaşanan sorunların yalnızca ürün fiyatlarıyla sınırlı kalmadığını, düşük alım fiyatlarının çiftçinin borç yükünü de artırdığını söyledi. 2026 yılında geçtiğimiz yıla oranla verim ve rekoltede artış yaşandığını belirten Gürer, buna karşın üreticinin beklediği geliri elde edemediğini ifade etti. Gürer, farklı ürünlerde uygulanan düşük alım fiyatlarının üreticiyi hayal kırıklığına uğrattığını belirterek, “2026 yılında geçtiğimiz yıla oranla verimde de rekoltede de artış gerçekleşti. Üretici, mahsulü bol olunca daha önceki yıllarda oluşan borçlarını da kapatacağını düşünüyordu. Ama öyle olmadı Üzümde, limonda, fındıkta, buğdayda, mercimekte, nohutta, domateste beklediği gelire üretici sahip olamadı. Bunun yansıması tabii borç ödemede de sorunların artmasına neden oldu” ifadelerini kullandı. ÇİFTÇİNİN BANKALARA BORCU 1,5 TRİLYON LİRAYA YAKLAŞTI Çiftçinin bankacılık sektörüne olan borcunun yıllar içinde katlanarak arttığını belirten CHP’li Ömer Fethi Gürer, 2006 yılında 6 milyar 475 milyon lira seviyesinde bulunan tarım sektörünün bankalara kredi borcunun, 2026 yılı Temmuz ayında 1 trilyon 492 milyar 28 milyon liraya yükseldiğini söyledi. Gürer, “2006 yılında 6 milyar 475 milyon lira seviyesinde olan tarım sektörünün bankacılık sektörüne kredi borcu, 2026 yılının Temmuz ayında 1 trilyon 492 milyar 28 milyon liraya kadar yükseldi. Bu, yaklaşık 20 yılda 230 katlık bir artış olduğunu gösteriyor” dedi. Borç artışının özellikle son yıllarda hızlandığına dikkat çeken Gürer, “2022 yılının Temmuz ayında 233 milyar 33 milyon lira olan borç, 2023'te 487 milyar 45 milyon liraya, 2024'te 714 milyar 981 milyon liraya, 2025'te ise 1 trilyon 81 milyar 39 milyon liraya çıktı. Temmuz 2026'da ise 1 trilyon 492 milyar liralık bir borç oluştu.” Gürer, yalnızca son bir yılda yaşanan artışın bile çiftçinin içinde bulunduğu ekonomik tabloyu ortaya koyduğunu belirterek, “Sadece son bir yılda çiftçinin bankalara olan borcu 411 milyar 249 milyon lira arttı. Bu da yüzde 38'lik bir artış demek. Son dört yıl içinde borç yaklaşık 6,4 kat artmış oldu” diye konuştu. ÇİFTÇİ BORCUNU KAPATMAK İÇİN YENİDEN BORÇLANIYOR Çiftçinin üretime devam edebilmek için sürekli artan girdi maliyetlerini karşılamak zorunda kaldığını belirten Ömer Fethi Gürer, üretim maliyetleri ile üreticinin elde ettiği gelir arasındaki makasın giderek açıldığını belirterek, “Çiftçi tarlasını ekebilmek için gübre, ilaç, mazot, tohum ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak zorunda. Sulama suyundan işçiliğine kadar giderleri her yıl artıyor. Üretim maliyetleri artarken üretimden elde ettiği ürünün geliri ise düşüyor. Borcunu kapatmaya yeni borçla devam ediyor” ifadelerini kullandı. TAKİPTEKİ ÇİFTÇİ BORÇLARI 20 YILDA 125 KAT ARTTI Çiftçinin borçlarını ödeyememesi nedeniyle takipteki kredilerde de ciddi artış yaşandığını kaydeden Gürer, takipteki borçlara ilişkin rakamların da ekonomik tablonun ağırlığını gösterdiğini söyledi. Gürer, “2006 yılının Temmuz ayında 211 milyon 792 bin lira olan takipteki borç miktarı, 2021'de 4 milyar 738 milyon liraya, 2025'te 8 milyar 597 milyon liraya, 2026 Temmuz'unda ise 26 milyar 602 milyon liraya yükseldi. Böylece takipteki çiftçi borçları 20 yılda yaklaşık 125 kat arttı. Yalnızca son bir yıldaki artış bile çiftçinin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntının somut göstergesi. Tarla haczediliyor, traktör haczediliyor. Elindeki avucundaki, ürettiği ürün haczediliyor. Hayvanı haczediliyor ve bu anlamda önemli ve ciddi sorunlar yaşanıyor” dedi. ÇİFTÇİNİN BİR YILDAKİ BORÇ ARTIŞI, TARIMSAL DESTEK BÜTÇESİNİN 2,5 KATI Çiftçinin borç yükündeki artış ile tarımsal destekler arasındaki farkın da dikkat çekici olduğunu belirten Gürer, 2025 Temmuz'u ile 2026 Temmuz'u arasındaki döneme ilişkin rakamları karşılaştırdı. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “2025 Temmuz'undan 2026 Temmuz'una kadar çiftçinin banka borcu 411 milyar lira artarken, 2026 yılı için açıklanan toplam tarımsal destek bütçesi 168 milyar lira seviyesinde kaldı. Yani çiftçinin sadece bir yılda artan borcu, bir yıllık tarımsal destek bütçesinin yaklaşık 2,5 katına ulaştı” dedi. Gürer, çiftçinin borç yükünün azaltılması ve tarımsal üretimin sürdürülebilmesi için acil önlemler alınması gerektiğini vurguladı. ÇİFTÇİNİN FAİZ YÜKÜ SİLİNMELİ, BORÇLAR UZUN VADEYE YAYILMALI Çiftçinin kamu ve özel bankalar ile Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçları için kapsamlı bir yapılandırma yapılması gerektiğini belirten CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çözüm önerilerini de sıraladı. Gürer, “Kamu ve özel bankalar ile Tarım Kredi Kooperatiflerine olan birikmiş borçların faizleri silinmeli, ana borçlar en az 3 ila 5 yıl faizsiz olarak ertelenmeli ve uzun vadeye yayılarak taksitlendirilmelidir. Çiftçinin traktörüne, tarlasına ve tarım ekipmanlarına yönelik icra ve haciz işlemleri, üretimin devamlılığı açısından durdurulmalıdır. Üretim araçlarını kaybeden çiftçinin üretime devam etmesi mümkün değildir” diye konuştu. GİRDİ MALİYETLERİ DÜŞÜRÜLMELİ, VERGİ YÜKÜ AZALTILMALI Tarımda sürdürülebilir üretim için girdi maliyetlerinin düşürülmesi gerektiğini belirten CHP’li Ömer Fethi Gürer, mazot, gübre, tohum, elektrik ve sulama suyu başta olmak üzere temel tarımsal girdilerde vergi yükünün azaltılmasını istedi. Gürer, “Mazot, gübre, tohum, elektrik, sulama suyu ve diğer temel tarımsal girdiler üzerindeki vergi yükü de azaltılmalıdır. Üretim maliyeti düşürülmelidir. Çiftçinin ürettiği üründen para kazanabilmesi için maliyetlerin altında kalmayacak, üreticiyi koruyacak, çiftçi refahını önceleyecek bir alım politikası izlenmeli” dedi. KOOPERATİFÇİLİK GELİŞTİRİLMEZSE SORUNLAR KATLANARAK DEVAM EDER CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, tarımda kamucu politikaların ve kooperatifçiliğin güçlendirilmesi gerektiğini belirten mevcut yaklaşımın sürdürülmesi durumunda üretimdeki sorunların daha da büyüyeceği ifade ederek, “Kamucu bir yaklaşımla kooperatifçiliğin de geliştirileceği bir sürece evrilmezsek, her yıl sorunlar katlanarak devam edecektir” diye konuştu.

Tarımda Kadın Gücü: Işılay Reis Yorgun ile 2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı Üzerine Haber

Tarımda Kadın Gücü: Işılay Reis Yorgun ile 2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı Üzerine

TOBB Kadın Girişimciler Üst Kurul Üyesi ve REİS Gıda Yönetim Kurulu Üyesi Işılay Reis Yorgun ile 2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı'nı, kırsalda dijital dönüşümü ve kadın istihdamını konuştuk. Işılay Reis Yorgun ile yaptığımız röportajın detayları; Kırsal Haber: ''2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı’nın yalnızca farkındalık oluşturan bir yıl olarak kalmaması ve Türkiye’de kalıcı politikalara dönüşmesi için sizce hangi adımlar atılmalı?'' Işılay Reis Yorgun: ''2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı, kadınların tarım ve gıda sistemlerindeki rolünü görünür kılmak açısından çok önemli bir fırsat sunuyor. Bu farkındalığın kalıcı kazanımlara dönüşmesi için kadın çiftçilerin kayıtlı üretime, finansmana, teknolojiye, eğitime ve pazara erişimini güçlendiren uzun vadeli uygulamalara ihtiyaç var. ​FAO’ya göre tarımda kadınlar ve erkekler arasındaki eşitsizliklerin azaltılması, küresel ekonomiye yaklaşık 1 trilyon dolar katkı sağlayabilir ve gıda güvensizliği yaşayan insan sayısını 45 milyon azaltabilir. Bu veriler, kadın çiftçilerin güçlendirilmesinin yalnızca toplumsal eşitlik açısından değil, ekonomik kalkınma ve gıda güvencesi bakımından da stratejik önem taşıdığını gösteriyor. ​Türkiye’de yürütülen kırsal kalkınma programları, kadın ve genç girişimcilere sağlanan öncelikler ve kooperatifçilik çalışmaları bu alanda önemli bir zemin oluşturuyor. Bu çalışmaların eğitim, mentorluk, teknoloji kullanımı, markalaşma ve sürdürülebilir pazar erişimiyle desteklenmesi, daha kalıcı ve ölçülebilir sonuçlar elde edilmesini sağlayacaktır. ​Bu noktada TOBB Kadın Girişimciler Kurulumuzun çalışmaları da büyük önem taşıyor. İl Kadın Girişimciler Kurullarımız, koordinatör oda ve borsalarımız ile sahada gönüllülükle görev yapan kurul üyelerimiz, 81 ilde geliştirdikleri projelerle kadınların ekonomik ve sosyal hayata daha güçlü katılımını destekliyor. ​Bu çalışmaların önemli örneklerinden biri, bugün 41 ilimizde uygulanan “Tarımda Kadın Eli” projesidir. Bu projeyi dönemsel bir çalışma olmanın ötesinde, ölçülebilir sonuçlar üreten uzun vadeli bir kırsal kalkınma modeli olarak değerlendiriyoruz. Hedefimiz; kadınların üretimin her aşamasında söz sahibi olması, emeklerinin ekonomik değere dönüşmesi, kendi gelirlerini elde edebilmesi ve sürdürülebilir ticari yapıların kalıcı bir parçası hâline gelmesidir. ​Özel sektörün de üretim planlaması, sözleşmeli tarım, teknik destek ve düzenli alım modelleriyle bu sürece katkı sunması gerektiğine inanıyorum. Biz de Reis Gıda olarak “Reis Bakliyat Köyleri” projemizle üreticilerin doğru tohuma, üretim bilgisine, teknik desteğe ve güvenilir pazara erişimini destekleyen bütüncül bir model uyguluyoruz. ​2026 Uluslararası Kadın Çiftçi Yılı’nın; kamu, özel sektör, sivil toplum ve akademi arasındaki iş birliklerini güçlendiren, kadınların üretimden yönetime kadar tarımın her alanında daha etkin rol üstlendiği kalıcı bir dönüşümün başlangıcı olmasını diliyorum.'' ​Kırsal Haber: ''Kadın girişimciliği politikalarında kırsalda yaşayan ve tarımsal üretim yapan kadınların dijital dönüşümüne yeterince yer veriliyor mu?'' ​Işılay Reis Yorgun: ''Son yıllarda kadınların dijital becerilerini geliştirmeye yönelik çok değerli projeleri TOBB Kadın Girişimciler Üst Kurulu olarak da yürütüyoruz. “Dijitalde Hayat Kolay” and “Geleceği Yazan Kadınlar” gibi çalışmalar, kadınların teknolojiyle, e-ticaretle ve yeni iş modelleriyle buluşmasına önemli katkılar sağladı. ​Ticaret Bakanlığımız da 2025-2029 Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı kapsamında kooperatiflerin dijital pazarlara erişimini ve e-ticaretteki rekabet gücünü artırmaya yönelik iş birliği protokolü imzaladı. ​Bu çalışmaların kırsaldaki kadınlara yönelik özel içeriklerle de bütünleşmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü tarımda dijital dönüşüm yalnızca ürünün internet üzerinden satılması anlamına gelmiyor. Kadın çiftçinin üretim maliyetini hesaplaması, destekleri takip etmesi, hava ve toprak verilerine ulaşması, dijital tarım uygulamalarını kullanması ve ürününü doğrudan tüketiciyle buluşturması da bu dönüşümün parçasıdır. ​Köylerde kurulabilecek dijital eğitim noktaları, mobil eğitim ekipleri ve yerel mentorluk ağları bu süreci hızlandırabilir. Amaç, kadınların yalnızca teknolojiyi kullanması değil; teknolojiyi üretimlerini geliştiren ve pazara erişimlerini kolaylaştıran bir araca dönüştürmeleridir.'' ​Kırsal Haber: ''Kadınların tarımsal üretimdeki görünmez emeğini kayıtlı istihdama ve kadın girişimciliğine dönüştürmek mümkün mü, mümkünse nasıl?'' ​Işılay Reis Yorgun: ''Elbette mümkündür. Kadınlar tarımsal üretimin her aşamasında çok değerli bir sorumluluk üstleniyor. Tohumun hazırlanmasından ekime, hasattan ürünün işlenmesine ve sofraya ulaştırılmasına kadar kadın emeğinin güçlü bir katkısı bulunuyor. ​Bu emeğin ekonomik değere dönüşmesi için kadınların kayıtlı üretime, sosyal güvenceye, finansmana ve satış kanallarına erişiminin desteklenmesi gerekiyor. Kadın üreticilerin maliyet yönetimi, ürün geliştirme, paketleme, markalaşma ve e-ticaret gibi alanlarda güçlendirilmesi de girişimciliğe geçişi kolaylaştıracaktır. ​Kooperatifler, bu dönüşümde önemli bir dayanışma ve üretim modeli sunuyor. Kooperatiflerin profesyonel yönetim, kalite, lojistik, markalaşma ve pazarlama kapasitelerinin geliştirilmesiyle kadınların ürünlerini daha geniş pazarlara ulaştırması mümkün olabilir. ​Biz Reis Gıda olarak kadın kooperatifleriyle gerçekleştirdiğimiz çalışmalar sayesinde yaklaşık 300 kadının iş gücüne katılımına katkı sağladık. Tecrübemiz bize kadınların bilgi, üretim desteği ve pazar imkanıyla buluştuklarında çok güçlü ve sürdürülebilir girişimler oluşturabildiklerini gösteriyor.'' ​Kırsal Haber: ''Kadının eğitime erişiminin ulaşım, ev içi sorumluluklar veya aile içindeki karar mekanizmaları nedeniyle kısıtlandığı durumlarda, eğitimi kadının ayağına götürmek ve onu güçlendirmek için nasıl modeller geliştirebiliriz?'' ​Işılay Reis Yorgun: ''Eğitim modellerinin kadınların günlük hayatına, üretim takvimine ve bulunduğu bölgenin koşullarına uyumlu olması gerektiğini düşünüyorum. Mobil eğitim araçları, köylerde gerçekleştirilen uygulamalı çalışmalar, kooperatiflerde oluşturulan eğitim noktaları ve dijital eğitim platformları bu konuda etkili çözümler sunabilir. ​Eğitim saatlerinin tarımsal faaliyetlere göre planlanması, ulaşım ve çocuk bakım desteğinin sağlanması katılımı kolaylaştıracaktır. İnternet erişiminin sınırlı olduğu bölgelerde ise çevrimdışı kullanılabilen içerikler ve telefonla danışmanlık modelleri değerlendirilebilir. ​Mentorluk da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Aynı bölgeden başarılı kadın üreticilerin bilgi ve tecrübelerini paylaşması, kadınlara hem yol gösterir hem de cesaret verir. Eğitimin yalnızca bilgi aktaran değil, kadınları üretime ve girişimciliğe hazırlayan sürekli bir gelişim modeli olması gerektiğine inanıyorum.'' ​Kırsal Haber: ''Bir genç kadının köyünde kalması için yalnızca toprağının ve gelirinin olması yeterli mi, yoksa sosyal ve kültürel açıdan da kendini ait hissedeceği bir kırsal yaşam mı gerekiyor?'' ​Işılay Reis Yorgun: ''Toprak ve sürdürülebilir gelir temel unsurlardır. Ancak gençlerin kırsalda kalabilmesi için sosyal, kültürel ve teknolojik imkânların da geliştirilmesi gerekiyor. ​Genç bir kadın; eğitime, sağlık hizmetlerine, güvenli ulaşıma, internete ve sosyal yaşama erişebildiği bir yerde geleceğini daha güçlü kurabilir. Bu nedenle kırsal kalkınmayı yalnızca tarımsal üretim üzerinden değil, yaşam kalitesini geliştiren bütüncül bir anlayışla ele almalıyız. ​Akıllı köy uygulamaları, ortak çalışma alanları, kreşler, kültür merkezleri ve gençlerin sosyal hayata katılabilecekleri ortamlar kırsal yaşamı daha cazip hale getirebilir. Tarımsal üretimin yanı sıra gıda işleme, e-ticaret, kırsal turizm, gastronomi ve tarım teknolojileri gibi yeni çalışma alanlarının geliştirilmesi de genç kadınlara farklı fırsatlar sunacaktır. ​Genç kadınların köylerinde yalnızca üretim yapmalarını değil; kendilerini geliştirebilecekleri, karar süreçlerine katılabilecekleri ve geleceklerini güvenle kurabilecekleri bir yaşam oluşturabilmelerini hedeflemeliyiz. Çünkü kadın güçlendiğinde aile, kırsal ekonomi ve ülkemizin tarımsal geleceği de güçlenir.''

TMMOB ZMO Danışma Kurulu Toplandı: "Tarımda Kamucu ve Planlı Politikalar Şart" Haber

TMMOB ZMO Danışma Kurulu Toplandı: "Tarımda Kamucu ve Planlı Politikalar Şart"

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) 50. Dönem I. Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi yayımlandı. İstanbul'da gerçekleştirilen toplantıda; artan maliyetler, gıda enflasyonu, tarımsal afetler, mesleki yetki gaspları ve orman yangınları başlıklarında çarpıcı tespitlere yer verildi. ​TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın 50. Dönem I. Danışma Kurulu Toplantısı, Yönetim Kurulu, Onur ve Denetleme Kurulu üyeleri, şube başkanları ve il temsilcilerinin katılımıyla İstanbul Şubesi'nin ev sahipliğinde toplandı. Türkiye’nin tarımsal üretimde karşı karşıya kaldığı çok boyutlu krizlerin masaya yatırıldığı toplantıda, yayımlanan sonuç bildirgesiyle tarım sektöründeki acil çözüm bekleyen sorunlar kamuoyuyla paylaşıldı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası'nın 50. Dönem I. Danışma Kurulu Toplantısı, ZMO Ana Yönetmeliği'nin ilgili hükümleri uyarınca; Yönetim Kurulu, Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeleri, şube başkanları ve il temsilcilerinin katılımı ile İstanbul Şubemizin ev sahipliğinde toplanmış, mesleğimiz ve meslek alanlarımız ile ilgili konular görüşülmüş, değerlendirmeler yapılmıştır. 50.Dönem I. Danışma Kurulumuz; dünyada savaşların, ekonomik ve siyasal gerilimlerin, iklim değişiminin ve ekolojik yıkımın derinleştiği; ülkemizde ekonomik sorunların, yüksek enflasyonun, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve yoksullaşmanın ağırlaştığı; tarımsal üretimin, üreticilerin ve tüketicilerin çok boyutlu sorunlarla karşı karşıya bırakıldığı bir dönemde toplanmıştır. Tarım; yalnızca ekonomik bir faaliyet alanı değil, yaşamın, toplum sağlığının, bağımsızlığın, egemenliğin ve geleceğin temel güvencesidir. Buna karşın uzun yıllardır uygulanan ithalata, piyasalaştırmaya ve günü kurtaran müdahalelere dayalı politikalar; üreticinin üretimden kopmasına, tarımsal alanların azalmasına, kırsal nüfusun yaşlanmasına, gıda egemenliği ve güvencesinin zayıflamasına neden olmaktadır. Oda’mız, tarım politikalarının; piyasa aktörlerinin kısa vadeli çıkarlarına göre değil; kamu yararı, gıda egemenliği, üretici refahı, tüketici hakkı, ekolojik üretim ve bilimsel planlama temelinde oluşturulması gerektiğini bir kez daha vurgulamaktadır. Üretimde Süreklilik, Üreticiye Güvence Sağlanmalıdır Türkiye'de tarımsal üretim açısından en temel sorunlardan biri, üreticinin yeterli ve öngörülebilir gelir elde edememesidir. Artan girdi ve finansman maliyetleri karşısında üretici gelirlerinin yeterli oranda artmaması, üreticiyi borçlanmaya ve üretimden çekilmeye zorlamaktadır. Odamızın 14 Mayıs 2026 Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada belirtildiği üzere; “2026 yılı Şubat ayında Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi'nin on iki aylık ortalamalara göre yüzde 32,64 artması; tarımsal üretimde maliyet baskısının devam ettiğini göstermektedir. Aynı dönemde tarım sektörünün bankalara olan nakdi kredi borcunun 1 trilyon 355 milyar TL'yi aşması, üreticinin finansal yükünün boyutunu açıkça ortaya koymaktadır.” Borçlanmaya dayalı tarımsal üretim sürdürülebilir değildir. Tarımsal destekler sosyal yardım niteliğinden çıkarılmalı; üretim planlamasının temel araçlarından biri haline getirilmelidir. Çiftçinin üretim yapabilmesinin koşulları güvence altına alınmalıdır. Üretim maliyetleri düşürülmeli, destekler zamanında ve yeterli düzeyde ödenmeli, destekleme sistemi üretim planlamasıyla bütünleştirilmeli, üreticinin ürününü maliyetinin altında satmak zorunda bırakılmasının önüne geçilmelidir. Gıda Enflasyonu Üretim Sorunundan Bağımsız Değerlendirilemez Gıda fiyatlarındaki artış, yalnızca tüketici fiyatlarını değil, toplumun sağlıklı ve yeterli gıdaya erişimini de doğrudan etkilemektedir. Haziran 2026 itibarıyla TÜFE yıllık yüzde 32,11 artarken, gıda ve alkolsüz içecekler grubundaki yıllık artış yüzde 35,45 olarak gerçekleşmiştir. Gıda enflasyonuyla mücadele, üretimi baskılayarak veya ithalatı artırarak değil; üretim kapasitesini güçlendirerek, üretim sürekliliğini sağlayarak ve tarladan sofraya kadar olan zincirdeki yapısal sorunları çözerek yürütülmelidir. Üreticinin düşük fiyatla ürününü satmak zorunda bırakıldığı, tüketicinin ise yüksek fiyatlarla gıdaya erişebildiği mevcut yapı sürdürülemez. Üretici ile tüketici arasındaki zincirin adil, şeffaf ve etkin biçimde düzenlenmesi; kooperatiflerin ve üretici örgütlerinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Hububatta Üreticinin Emeği Korunmalıdır 2026 yılı hububat alım fiyatlarında ekmeklik ve makarnalık buğday için ton başına 16.500 TL, arpa için 12.750 TL fiyat açıklanmış; desteklerle birlikte üreticinin eline geçmesi öngörülen tutarlar sırasıyla 19.514 TL ve 15.764 TL olarak belirtilmiştir. Odamız açısından temel ölçüt, açıklanan fiyatın yalnızca geçmiş yıl fiyatıyla karşılaştırılması değil, üreticinin gerçek maliyetleri, emeği, arazi ve sermaye kullanım bedeli ile bir üretim için gerekli geliri karşılayıp karşılamadığıdır. Üretici maliyetlerini dikkate almayan fiyat politikaları, kısa vadede piyasayı düzenliyor gibi görünse de uzun vadede üreticinin üretimden çekilmesine ve ithalat bağımlılığının artmasına neden olacaktır. Yaşanan enflasyonist süreç nedeniyle hububat başta olmak üzere stratejik ürünlerde; bölgelere göre tavsiye yada taban alım fiyatları = maliyet + enflasyon kaybı (girdi temin dönemi ile hasat-satış dönemi arasında oluşan) + yıllık büyüme oranı + yaşam payı esas alınarak tespit edilmelidir. Tarımsal Afetlerde Adalet Sağlanmalıdır İklim değişiminin etkileri artık yalnızca çevresel bir sorun olmaktan çıkmış; tarımsal üretimin doğrudan tehdit eden ekonomik ve sosyal bir krize dönüşmüştür. Aşırı ve düzensiz yağışlar, seller, taşkınlar, kuraklık, dolu, zirai don, sıcak hava dalgaları ve yangınlar; tarım arazilerini, hayvan varlığını, sulama altyapısını, tarımsal yapı ve ekipmanları tahrip etmekte, üretim maliyetlerini artırmaktadır. ZMO'nun Mayıs 2026 tarihli “Tarımsal Afet ve Adalet” açıklamasında da vurgulandığı üzere, afetlerden zarar gören üreticilerin kayıpları hızlı biçimde tespit edilmeli; üreticinin ÇKS veya tarım sigortası kapsamındaki durumuna bakılmaksızın yaşanan zararların sosyal devlet ilkesi çerçevesinde karşılanması sağlanmalıdır. Afet sonrasında yalnızca zarar ödemesi yapılması yeterli değildir. Üreticinin yeniden üretime başlayabilmesi için tohum, fide, fidan, yem ve diğer temel girdiler zamanında ve yeterli miktarda sağlanmalı; kredi, elektrik ve sulama borçları yeniden yapılandırılmalı veya gerekli durumlarda ertelenmelidir. Orman Yangınları Ve Tarımsal Üretim Birlikte Ele Alınmalıdır 2026 yazında orman yangınları, tarım alanları ve kırsal yaşam açısından ciddi risk oluşturmaya devam etmektedir. Temmuz ayında Muğla'da meydana gelen yangında yaklaşık 200 hektarlık orman alanının zarar gördüğü; düşük nem ve şiddetli rüzgârın yangının yayılmasını hızlandırdığı Orman Genel Müdürlüğü tarafından açıklanmıştır. Yangınlarla mücadele yalnızca yangın çıktıktan sonra söndürme faaliyetlerine indirgenemez. Ormancılık ve tarım yapılan köy ve mahallelerde yaşayan halka yangın risk azaltma ve yangınla mücadele eğitimleri verilmeli, müdahale ekipleri kurulmalıdır. Yangın öncesi risk azaltma, erken uyarı, izleme, kırsal alan yönetimi, anız yangınlarının önlenmesi, yangın şeritleri, su varlıklarının korunması ve yerel yönetimler ile kamu kurumları arasında etkin koordinasyon yangın politikasının temel unsurları haline getirilmelidir. Orman yangınları aynı zamanda tarımsal üretimi, arıcılığı, hayvancılığı, mera alanlarını, ormanlardan elde edilen ürünleri ve kırsal ekonomiyi etkilemektedir. Yangınların tarımsal üretim üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileri bütüncül olarak ele alınmalıdır. Su Yetersizliğine Karşı Tarım Politikası Yeniden Şekillendirilmelidir İklim değişiminin ve artan su talebi karşısında su varlıklarımız üzerindeki baskı giderek artmaktadır. Tarım sektörü açısından suyun yalnızca daha fazla kullanılmasına değil, daha etkin, planlı ve verimli kullanılmasına odaklanılmalıdır. Su kısıtı bulunan havzalarda ürün deseni yeniden değerlendirilerek su varlıklarımızın taşıma kapasitesiyle uyumlu üretim planlaması yapılmalı; basınçlı ve kontrollü sulama sistemleri yaygınlaştırılmalı, sulama yatırımları bilimsel önceliklere göre gerçekleştirilmelidir. Su havzalarının madencilik, sanayi, yapılaşma ve diğer rant baskılarıyla kirletilmesine ve yok edilmesine izin verilmemelidir. Su hakkı, yaşam hakkıdır. Su varlıkları kamusal bir değer olarak korunmalıdır. Tarım Arazileri, Meralar, Zeytinlikler ve Ormanlar Korunmalıdır Tarımsal üretimin temel koşulu olan toprak varlığımız hızla artan yapılaşma, sanayi, enerji, madencilik ve ulaşım yatırımları nedeniyle baskı altındadır. Tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullanımının kolaylaştırılması, yalnızca bugünün üretim kapasitesini değil, gelecek kuşakların gıda güvencesini ve yeterliliğini de tehdit etmektedir. Tarım arazileri, meralar, zeytinlikler, ormanlar, sulak alanlar ve su havzaları rantın konusu değil, toplumun ortak varlıkları ve geleceğidir. Odamız; tarımsal üretim alanlarının parçalanmasına, verimli tarım topraklarının yapılaşmaya açılmasına, meraların amaç dışı kullanımına ve doğal varlıkların geri dönüşü olmayacak biçimde tahrip edilmesine karşı bilimsel, teknik ve hukuki mücadelesini sürdürecektir. Tarım Sayımı Şeffaf ve Bilimsel Esaslar ile Sonuçlandırılmalıdır Tarım politikalarının doğru biçimde oluşturulabilmesi için öncelikle ülkenin gerçek tarımsal yapısının bilinmesi gerekmektedir. Uzun yıllardır gerçekleştirilmeyen Genel Tarım Sayımının sonuçlarının; arazi varlığı, işletme büyüklükleri, üretim deseni, sulama, hayvan varlığı, tarımsal makine parkı, işgücü ve diğer temel göstergeler bakımından eksiksiz ve güvenilir biçimde ortaya konulması büyük önem taşımaktadır. Tarım sayımından elde edilecek veriler, tarımsal üretim planlamasının temelini oluşturmalıdır. Veriler kamuoyuna açık, anlaşılır ve şeffaf biçimde paylaşılmalı; üretim planlaması gerçek veriler üzerinden yeniden değerlendirilmelidir. Üretim Planlaması Bilimsel Veriye Dayanmalıdır Üretim planlaması; yalnızca belirli ürünlerin belirli alanlarda üretilmesinin ötesinde, toprak, su, iklim, pazar, üretici yapısı, girdi maliyetleri ve tüketici ihtiyaçlarını birlikte değerlendiren bütüncül bir sistem olarak ele alınmalıdır. Üreticinin hangi ürünü neden üreteceğini, ne kadar gelir elde edeceğini ve ürününü nerede pazarlayacağını öngöremediği, alım garantisi olmayan bir sistem gerçek anlamda planlı üretim değildir. Bu nedenle üretim planlaması; Ziraat Mühendisleri Odası’nın, çiftçi örgütlerinin, üniversitelerin, ilgili kamu kurumlarının ve diğer tüm paydaşların katılımıyla demokratik ve bilimsel bir süreç olarak yürütülmelidir. Kamucu Tarım Yönetimi ve Liyakat Güçlendirilmelidir Tarım ve Orman Bakanlığı'nın merkez ve taşra teşkilatında yeterli sayıda, nitelikli ve uzman personel istihdam edilmesi kamusal tarım hizmetlerinin etkinliği açısından zorunludur. Bakanlığın 2026 yılında açıkladığı 1.874 sözleşmeli personel alımında 515 Ziraat Mühendisi, 49 Su Ürünleri Mühendisi ve 6 Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrosuna yer verilmesi olumlu olmakla birlikte, Odamız bu sayıların mevcut ihtiyaç karşısında yetersiz olduğunu belirtmiş; Ziraat Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi ve Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi kadrolarının artırılmasını ve Su Bilimleri Mühendislerine de kadro tahsis edilmesini talep etmiştir. Tarım sayımı, üretim planlaması, bitki sağlığı, toprak ve su koruma, gıda güvenliği ve yeterliliği, kırsal kalkınma, su ürünleri yönetimi ve iklim değişimine uyum gibi stratejik alanlarda kamu istihdamı liyakat temel alınarak artırılmalıdır. Tarım politikalarının başarısı, masa başında oluşturulan düzenlemelerden önce, bu politikaları sahada uygulayacak uzman insan gücünün varlığına bağlıdır. Ziraat Mühendisliği Eğitimi Ve Meslek İstihdamı Güçlendirilmelidir Ziraat Fakültelerinin sayısındaki plansız artış, eğitim altyapısındaki yetersizlikler ve mezunların istihdam sorunları mesleğimizin geleceğini tehdit etmektedir. Eğitim, istihdam ve tarımsal üretim politikaları birlikte ele alınmalıdır. Ziraat fakültelerinde eğitim kalitesi yükseltilmeli, uygulamalı eğitim güçlendirilmeli, üniversite-kamu-özel sektör ve meslek örgütü iş birliği geliştirilmelidir. Ziraat Fakültelerine girebilmek için 300.000 puan barajı tekrar getirilmelidir. ZMO'nun destek verdiği ZİDEK akreditasyon süreçleri yaygınlaştırılmalı; nitelikli ziraat mühendisi yetiştirilmesi bir kamu politikası olarak ele alınmalıdır. Kamuda yeterli sayıda Ziraat Mühendisi istihdam edilmeli; meslektaşlarımızın özlük hakları, ücretleri, ek göstergeleri ve emeklilik koşulları iyileştirilmelidir. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Hakkındaki Kanun kapsamında 4 Nisan 2026 tarihinde yönetmelik değişikliği yapılmış olup, 2023-2026 tarih aralığındaki, tarımsal yapı izinlendirilmesinde, Ziraat Mühendislerinin imza yetkisi kaldırılmıştır. Bu durum; Ziraat Mühendisliği mesleğini yok saymak anlamına gelmektedir. Bu hususta ivedilikle düzenleme yapılmalıdır. B-Reçete uygulamasındaki 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren, Zirai İlaç Bayilerinden “Oda Üyelik Belgesi” istenilmeyeceği yönündeki uygulamadan vazgeçilmelidir. ZMO Anayasa’dan aldığı yetkiye istinaden, özel sektörde çalışan Ziraat Mühendislerinin disiplin örgütü olup, yaptıkları uygulamaların meslek etiği ve bilimsel kurallara uygunluğunu denetlemekle de görevlidir. Zirai İlaç Bayileri mesleki dayanışma ve kamu sağlığı bakımından mesleki denetimden ve Oda üyeliğinden istisna tutulamaz/tutulmamalıdır. Yaşanan finansal kriz tarımsal üretim ve pazarlamanın her aşamasında gübre, BKÜ, Tarım alet ve makinaları alanlarında işletme sahibi olarak görev yapan meslektaşlarımızı konkordato ve iflas noktasına getirmekte, intihar vakaları yaşanmaktadır. Finansal kriz kapsamında uygun koşullarda bir kredi paketi acilen planlanmalı ve yaşanan problemler bütün tarımsal üretime zarar vermeden bir an önce çözülmelidir. Bilirkişilik yapan meslektaşlarımızın; alt uzmanlık alanı seçiminde yaşanan sorunların giderilmesi amacıyla, Bilirkişilik Daire Başkanlığı ile, ZMO olarak görüşmeler sürdürülmektedir. Gıda Güvenliği ve Yeterliliği Kamusal Bir Sorumluluktur Gıdanın güvenilirliği ve yeterliliği, toplum sağlığının ayrılmaz bir parçasıdır. Bitkisel ve hayvansal üretimden işleme, depolama, nakliye ve tüketime kadar tüm süreçlerde etkin denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır. Bitki koruma ürünlerinin üretimi, satışı, reçetelendirilmesi ve uygulanmasında bilimsel yeterlilik ve uzmanlık temel alınmalı; bitki sağlığı alanındaki mesleki yetkilerin zayıflatılmasına izin verilmemelidir. Kalıntı, sahte veya tağşiş edilmiş gıda ürünleriyle mücadelede denetimler güçlendirilmeli; özellikle ihracattan geri dönen tarımsal ürünlere ilişkin nedenler, analiz sonuçları ve alınan önlemler şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Hayvancılıkta Üretici Korunmalı, Yerli Üretim Güçlendirilmelidir Hayvancılıkta temel amaç, dönemsel ithalatlarla piyasa açığını kapatmak değil, yerli üretim kapasitesini artırmak olmalıdır. Yem maliyetleri düşürülmeli, mera alanları korunmalı, hayvan sağlığı hizmetleri güçlendirilmeli ve üreticinin gelir güvencesi sağlanmalıdır. Et ve süt üretiminde üretici ile tüketici arasındaki fiyat makasının azaltılması için kooperatifçilik ve üretici örgütlenmesi desteklenmelidir. Hayvancılık politikaları yalnızca et ve süt miktarının artırılması üzerinden değil; hayvan refahı, çevrenin korunması, yem kaynakları ve agroekolojik üretim ilkeleri üzerinden yeniden değerlendirilmelidir. Kırsalın Boşalmasına Karşı Kalıcı Politikalar Uygulanmalıdır Kırsal nüfusun yaşlanması ve gençlerin tarımsal üretimden uzaklaşması, ülkemizin gelecekteki gıda üretim kapasitesi açısından stratejik bir tehdit oluşturmaktadır. Köyler yalnızca yaşlı nüfusun yaşadığı yerleşimler değil, aynı zamanda üretim alanlarıdır. Gençlerin tarımda kalmasını sağlayacak gelir, eğitim, sosyal güvenlik, sağlık, barınma ve kültürel yaşam koşulları oluşturulmalı; köy okulları ve kırsal kamu hizmetleri güçlendirilmelidir. Genç ve kadın üreticilerin tarımsal üretimde kalıcı olarak yer almasını sağlayacak uzun vadeli destek programları oluşturulmalıdır. Boşaltılmış köylere geri dönüş ve tarımsal üretimin yeniden başlaması planlanmalı, üretici köy halkının köye dönüşü ve tarımsal üretime başlaması için destekleme paketi oluşturulmalı, yıllardır üretim dışında kalan araziler bilimsel programlar uygulanarak yeniden tarıma kazandırılmalıdır. Kooperatifçilik Güçlendirilmelidir Üreticilerin girdi temininden ürün pazarlamaya kadar yaşadığı sorunların çözümünde kooperatifçilik önemli bir araçtır. Kooperatifler siyasi ve ekonomik bağımlılıklardan uzak, demokratik ve şeffaf bir yapıya kavuşturulmalı, mevzuat özendirici olmak üzere yeniden düzenlenmeli, üreticinin örgütlü biçimde pazara erişimi sağlanmalıdır. Kooperatiflerin finansman, eğitim, teknik danışmanlık, depolama, işleme ve pazarlama kapasiteleri güçlendirilmelidir. Afet Bölgelerinde Tarımsal Üretim Yeniden Kurulmalıdır 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden geçen zamana rağmen deprem bölgesindeki tarımsal üretim ve kırsal yaşam açısından sorunların tümü giderilememiştir. Deprem bölgesinde kırsal nüfusun yeniden üretime kazandırılması, tarım arazilerinin korunması ve üretim altyapısının yeniden kurulması için özel destek programları uygulanmalıdır. Yeni yerleşim alanlarının belirlenmesinde verimli tarım arazileri, meralar, su kaynakları ve tarımsal üretim bütünlüğü mutlaka korunmalıdır. Deprem güvenli yerleşim ile tarımsal üretimin korunması birbirinin alternatifi olarak görülmemelidir. Bilimsel yer seçimi ve doğru planlama ile verimli tarım arazileri tarım dışı kullanılmamalı her iki ihtiyaç birlikte karşılanmalıdır. Mesleki Yetkilerimizi ve Meslek Örgütlülüğümüzü Savunacağız Ziraat Mühendisliği; yalnızca teknik bir meslek değil, gıda, toprak, su, çevre, üretim ve toplum sağlığıyla doğrudan ilişkili kamusal bir meslektir. Mesleki yetki ve sorumlulukların bilimsel yeterlilik yerine farklı çıkar ilişkileri doğrultusunda dağıtılmasına karşı çıkıyoruz. Meslek alanımızın parçalanmasına, mesleki yetkilerimizin daraltılmasına, mühendislik hizmetlerinin niteliğinin düşürülmesine ve meslek örgütümüzün işlevsizleştirilmesine izin vermeyeceğiz. Bilimsel bilgi, mühendislik etiği, liyakat ve kamu yararı temelinde mesleğimizi savunmaya devam edeceğiz. Toplumsal Adalet, Tarıma Adalet Sağlanmadan Tesis Edilemez TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası; demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkesini; insan haklarını, emeği, eşit yurttaşlığı, toplumsal barışı ve özgürlükleri savunmaktadır. Tarım politikalarının toplumdan bağımsız ele alınamayacağı açıktır. Adil bir tarım politikası, adil bir toplum düzeninin parçasıdır. Kadınların, gençlerin, çocukların, mevsimlik tarım işçilerinin ve tüm emekçilerin haklarının korunması; tarımsal üretimin sürdürülebilirliği kadar önemlidir. Mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşulları iyileştirilmeli, sosyal güvenceye erişimleri sağlanmalı ve tarımda çocuk işçiliğinin tüm biçimleriyle mücadele edilmelidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda Odamızın çalışmaları kararlılıkla sürdürülecektir. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Olarak Diyoruz ki; Kamucu, planlı, üreticiyi ve tüketiciyi koruyan bir tarım politikası yaşama geçirilmelidir. Gıda egemenliği, gıda güvencesi ve gıda güvenliği temel kamu politikaları haline getirilmelidir. Çiftçinin üretimde kalmasını sağlayacak yeterli, zamanında ve öngörülebilir destekleme sistemi oluşturulmalıdır. Tarımsal üretimde ithalata bağımlılığı azaltacak, yerli üretimi ve üretim kapasitesini güçlendirecek politikalar uygulanmalıdır. Tarım arazileri, meralar, zeytinlikler, ormanlar, sulak alanlar ve su havzaları korunmalıdır. İklim değişimine uyum politikaları tarım, su, orman ve kırsal kalkınma politikalarıyla birlikte ele alınmalıdır. Tarımsal afetlerden zarar gören üreticilerin zararları sosyal devlet ilkesi doğrultusunda karşılanmalı ve yeniden üretime geçmeleri güvence altına alınmalıdır. Orman yangınlarıyla mücadelede önleyici, bilimsel, teknolojik ve bütüncül yöntemler güçlendirilmelidir. Su varlıklarının korunması ve tarımsal su kullanımının planlanması ülke politikalarının temel önceliklerinden biri olmalıdır. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın teknik personel yapısı güçlendirilmeli, kamuya yeterli sayıda Ziraat Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi, Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi ve Su Bilimleri Mühendisi alınmalıdır. Ziraat Fakültelerinde eğitim kalitesi yükseltilmeli, plansız fakülte ve kontenjan artışına son verilmelidir. Gençlerin ve kadınların tarımsal üretimde kalmasını sağlayacak sosyal ve ekonomik politikalar uygulanmalıdır. Kooperatifçilik ve üretici örgütlenmesi güçlendirilmelidir. Tarım işçilerinin insanca çalışma ve yaşam koşullarına sahip olması sağlanmalı, tarımda çocuk işçiliği sona erdirilmelidir. Tarım politikaları bilimsel veriler, meslek uzmanlığı ve kamu yararı temelinde oluşturulmalıdır. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası olarak; üreten, ürettiğinin karşılığını alan çiftçinin; sağlıklı, güvenilir ve erişilebilir gıdaya ulaşabilen tüketicinin; bilimsel ve nitelikli mühendislik hizmeti sunan meslektaşlarımızın ve korunmuş bir doğal çevrede yaşama hakkının yanında olmaya devam edeceğiz. Ülkemizin tarımsal varlıklarını, toprağını, suyunu, ormanlarını, meralarını, zeytinliklerini ve biyolojik çeşitliliğini gelecek kuşaklara aktarmak; üreticinin emeğini korumak, gıda egemenliğini ve kamusal yararı savunmak mesleki ve toplumsal sorumluluğumuzdur. Bilimin, emeğin, üretimin, dayanışmanın ve kamu yararının rehberliğinde mücadelemizi büyüteceğiz. Mesleğimize, meslektaşlarımıza, üreticilerimize ve ülkemizin geleceğine sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yaşasın TMMOB! Yaşasın ZMO! Yaşasın ZMO Örgütlülüğü!" Seo uyumlu detaylı bir haber metni hazırlarmısın

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.