Hava Durumu

#Küresel Isınma

Kırsal Haber - Küresel Isınma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Küresel Isınma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gaziantep’te Kadın Kooperatifleri İçin Yeşil Dönüşüm Buluşması Haber

Gaziantep’te Kadın Kooperatifleri İçin Yeşil Dönüşüm Buluşması

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı iş birliğinde yürütülen Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi kapsamında Yeşil Dönüşüm Kampı düzenlendi. Kadın üreticilerin dijital dönüşüm altyapılarını güçlendirmek amacıyla bilgisayar desteği sağlandı. Kadının emeğini teknolojiyle, üretimini sürdürülebilirlikle ve girişimciliğini geleceğin fırsatlarıyla buluşturmayı amaçlayan Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi kapsamında, Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis, Adıyaman, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt ve Diyarbakır olmak üzere 9 ilden 30 kadın kooperatifi ve 374 kadın girişimci, Gaziantep’te düzenlenen Yeşil Dönüşüm Kampı’nda bir araya geldi. Seyr-i Antep Gençlik Kampı’nda düzenlenen törende, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin kadın girişimcilerle bir araya gelerek tecrübe paylaşımında bulundu. Program kapsamında bilgisayarların dağıtımı da gerçekleştirildi. KAMP BİLGİ VE DENEYİM PAYLAŞIMINI SAĞLAYACAK Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki kadın kooperatiflerinin yeşil dönüşüm süreçlerine uyumunu güçlendirmek amacıyla geliştirilen Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi kapsamında düzenlenen Yeşil Dönüşüm Kampı, 6-8 Ekim tarihleri arasında Gaziantep’te gerçekleştiriliyor. Kamp, bölgedeki kadın kooperatifleri arasında bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirirken sürdürülebilir üretim kapasitelerinin geliştirilmesine de katkı sunuyor. Kadın girişimcileri hedefleyen Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi ile kadınların yeşil dönüşüme uyumunun artırılması, çevre dostu üretim modellerinin yaygınlaştırılması ve ekonomik sürdürülebilirliklerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Bölgedeki kadın kooperatiflerinin enerji verimliliği, atık yönetimi, su tasarrufu, döngüsel ekonomi, dijitalleşme ve markalaşma alanlarındaki kapasitelerinin geliştirilmesini hedefleyen proje kapsamında eğitim, mentorluk ve uygulamalı destekler sunuluyor. KATILIMCILAR TEORİK BİLGİYİ ÜRETİM SÜREÇLERİNDE DENEYİMLEME FIRSATI SUNULACAK Üç gün süren Yeşil Dönüşüm Kampı’nda katılımcıların teorik bilgilerin yanı sıra çevre dostu uygulamaları günlük yaşamda ve üretim süreçlerinde deneyimlemelerine imkan sağlanıyor. Kamp kapsamında ev içi enerji tasarrufu, kompost, geri dönüşüm, atıksız mutfak ve su yönetimi başlıklarında deneyim atölyeleri düzenleniyor. Bunun yanı sıra sosyal etki eğitimi, şehir gezisi, sosyal ve kültürel etkinlikler ile nefes ve motivasyon çalışmaları gerçekleştiriliyor. ŞAHİN: ÇOK BÜYÜK ORTAK SORUNLARIMIZ VAR VE ORTAK ÇÖZÜM ÜRETMEMİZ GEREKİYOR Programda konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Güneydoğu Yeşil Kadın İnisiyatifi’nin doğayla dost olmayı esas aldığını belirterek şunları söyledi: “Gökyüzünü korumak, toprağı, suyu, havayı korumaktır, insanımızı korumaktır. Kediyi, köpeği, uçan kuşu korumaktır. İnsan kendi eliyle o doğanın bütün güzelliklerini bozmaya çalıştığında karşımızda kocaman bir sorun oluyor. Küresel ısınma bir sorun. Buzulların erimesi bir sorun. Şu anda yaşadığımız süper hücre bir sorun. Yaşanan bu dünyada çok büyük ortak sorunlarımız var ve ortak çözüm üretmemiz gerekiyor. Kooperatifçilik disiplin, eğitim, vizyon ister. Dünyaya bakış ister. Geleneksel yapıyı geleceğe taşımak ister. Teknolojiyi kullanma, markalaşma ister. Bunların sürdürülebilirliğini döngüsel sistemi sağlayamadığınız zaman dilek ve temenni oluyor.” KENDİ KENDİMİZE YETMEMİZ LAZIM Kooperatifçilikte iyi örneklerin çoğaltılması gerektiğini vurgulayan Başkan Fatma Şahin, konuşmasını şu ifadelerle tamamlandı: “Kendi kendimize yetmemiz lazım. En önemli başlık ‘Yeşil Ekonomi’. Bugün otuz arkadaşımız ‘Ben kooperatiflerimi kurdum. Güneydoğu yeşil kadın inisiyatifinde de buradayım’ diyorsa bu bir başar hikayesi. Bu muhteşem bir başarı. Tecrübe çok önemli. Ayakta kalmak çok mühim. Kendi kendimize yetmemiz çok önemli. Aile bazlı bakışımız çok önemli. Biz kadına erkeğe birbirine rakip yapamayız. Bizim medeniyet kodlarımız toparlayıcıdır. Birleştiricidir. Sevgi ve muhabbettir.” MARAL: BİZ BU ÇALIŞMAYI BİR PİLOT VERSİYON OLARAK GÖRÜYORUZ GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı Dr. Hasan Maral ise programda yaptığı konuşmada, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde yürütülen projenin önemli amaçlar taşıdığını belirterek Başkan Şahin’in süreçte yer almasının kendilerine cesaret verdiğini aktardı ve şunları söyledi: “Bu bölge, buğdayın evcilleştiği, dünyaya yayıldığı yer. Başından beri bu sürecin içerisinde kadın emeği hep oldu. Kadınlar bu buğdayı ekti, hasat etti ve günümüze kadar taşınan bir süreç oluştu. Bu bölge dünyaya büyük dönüşümü öğreten toprakların olduğu bölge. Biz de bugün bir araya geldiğimiz bu çalışmada toprağa değil ama geleceğe bir tohum ekiyoruz. Çok ciddi altyapılar var. Dünyada yeni gelişmeler var. Bu gelişmelerden hareketle yeni çalışmaların yapılmasına da ihtiyaç var. Biz bu çalışmayı bir pilot versiyon olarak görüyoruz. Bugün otuz kooperatifimizle bir aradayız ama arka planda aslında biz bir çağrı uyguladık. Bölgede bu konuya ilgi duyabilecek kooperatiflerimizin her birisini ziyaret ettik ve özel reçeteler çıkardık. Bizim bölgede kadınlarımızın üretim gücü zaten var. Eksik olan yeni pazarları çeşitlendirmek, yeni pazarlara açılmak ve yeni finansman kapıları açmak. Bu yapacağımız hamleyle aslında birden fazla adımı bir arada atmak istiyoruz.” EVRAN: ESAS HEDEFİMİZ İSE TÜRKİYE'DE BİR İLK OLAN SOSYAL ETKİ TAHVİLİNİ ÇIKARABİLMEK Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Filiz Evran ise kadın kooperatifleriyle yıllardır sahada çalıştığını aktararak şöyle konuştu: “Yeşil Kadın literatüre girsin diye yıllardır sahada çalışıyoruz. Yüzlerce eğitim verildi. Yani bugüne kadar kadın kooperatiflerine verilmeyen eğitim herhalde kalmadı. E-ticaretten pazarlamaya kadar. Ama ilk defa sahada birebir gidip kendilerinin üretim tesislerini görerek, sahada ziyaretlerini de yaparak, üretim proseslerini gördük. İşlerinde çok başarılı olan artık bu iş başarısını yurt dışına taşıyan kooperatiflerimiz de var ama çok daha küçük mikro işletme olarak çalışan kooperatiflerimiz de var. Bizim buradaki esas hedefimiz ise Türkiye'de bir ilk olan sosyal etki tahvilini çıkarabilmek. Bütün aşamalar tamamlandı. Bu, yaptığımız çalışmanın ölçülebilir ekonomik değeri olduğu kadar sosyal etkisi de var ama ölçülmediğimiz için bugüne kadar bu konuyla ilgili bir tahvil oluşturulmamış. Bunu da başarırsak hep beraber Türkiye'de bir ilk olacağını düşünüyorum.” “BAŞKANIM FATMA ŞAHİN, BİZİM İÇİN BİR ÖRNEKSİNİZ, İDOLSÜNÜZ” Kooperatifleri temsilen konuşan Batman Sason Girişimci Üretim ve İşletme Kooperatifi Başkanı Muhsine Bozkurt ise, “Çok güzel işlere imza attık. Yüzlerce kadınımıza ulaştık. İstihdama yönelik kooperatifimizi de kurduk. Burada değerli Başkanım Fatma Şahin, bizim için bir örneksiniz, idolsünüz. Halen de ben sizi takip ediyorum. Eğer Sason gibi küçük bir yerde biz bunu başarabiliyorsa ben inanıyorum kadınlarımız çok güçlü bir şekilde çok şeyi başaracaktır” ifadelerini kullandı.

BM'de COP31 Damgası Haber

BM'de COP31 Damgası

Türkiye’nin, iklim değişikliği ile mücadelede BM’nin en önemli organizasyonu olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği ve başkanlığı, BM 81. Genel Kurulu’na damga vurdu. Genel Kurul haftası kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM kürsüsündeki görsellerinin bulunduğu “Dünya’nın Geleceği Türkiye’de” başlıklı COP31 tanıtım afişleri Türkevi binasına asıldı. LED ekranlı kamyonetler COP31 tanıtım afişlerini New York sokaklarında dolaştırdı. Türkevi’nin 3 ayrı katında ve Glasshouse’da da Türkiye’nin COP31 çalışmalarına ilişkin 3 boyutlu sergi ve deneyim alanları ile uluslararası kamuoyuna interaktif bilgilendirmeler yapılıyor. BM 81. Genel Kurulu etkinlikleri kapsamında Türkiye’nin, iklim değişikliği ile mücadelede BM’nin en önemli organizasyonu olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği ve başkanlık süreci büyük ilgi görüyor. TÜRKEVİ VE TIMES MEYDANI’NDA COP31 TANITIMI Diplomatik temasların yanı sıra Türkiye’nin COP31 ev sahipliğini görünür kılmak ve eylem gündemini dünyaya duyurmak için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda New York’ta detaylı bir program hazırlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görsellerinin bulunduğu “Dünya’nın Geleceği Türkiye’de” ve “Dünya İklim İçin Türkiye’de Bir Araya Geliyor” başlıklı COP31 tanıtım afişi Türkevi binasına asıldı. Times Meydanı ve BM güzergahı boyunca dolaşan COP31 temalı giydirilmiş LED ekranlı kamyonlar büyük ilgi gördü. Hafta boyunca giydirilmiş kamyonetler COP31 tanıtım afişlerini New York sokaklarında dolaştırıyor. TÜRKEVİ’NDE COP31 MASKOTU KARŞILIYOR Yine Türkevi’nde Türkiye’nin COP31 çalışmalarına ilişkin sergi ve sunumlar yapılacak. Times Meydanı’nda ebru sanatçısı Garip Ay sunum gerçekleştiriyor. Türkevi’ndeki “Görünmeyeni Görmek, Duyulmayanı Duymak: Bir Gelecek Tasavvuru Olarak SCOPE” temalı sergide yapay zekadan ses ve mapping uygulamalarına, immersive gösterilerden sanat enstalasyonlarına uzanan çok katmanlı bir deneyim sunuluyor. SCOPE (kapsam) başlığı altında gerçekleştirilen COP31 Türkiye sergisinde giriş katta Caretta AI – COP31 Maskotu deneyim alanı ile başlıyor. Sanatçı Gökhan Doğan tarafından geliştirilen Türkiye’nin COP31 maskotu Caretta’nın yapay zeka destekli LED uygulaması ziyaretçilerle etkileşimli deneyim kuruyor. Kaleydoskop – Fotoğraf Alanı’nda ise Türk ebru sanatından geliştirilen görsel içeriklerin kullanıldığı interaktif fotoğraf deneyimi sunuluyor. ÜÇ BOYUTLU ANTALYA EXPO ‘COP31 Alanı 3D Maketi’ kısmında ise yine sanatçı Gökhan Doğan tarafından hazırlanan COP31 alanının üç boyutlu maketi üzerinde gerçekleştirilen mapping uygulamasıyla, Antalya’daki konferans alanının genel yapısı ve deneyimi ziyaretçilere aktarılıyor. Yine giriş katta bulunan COP31 Eylem Gündemi Duvarı’nda ise COP31 Eylem Gündemi, LED ekranlarda hareketli içeriklerle anlatılıyor. LET’S COP – TÜRKİYE’NİN İKLİM YOLCULUĞU 6. katta yer alan Steteskop Alanı’nda ise dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan iklim sorunlarının “sesini dinleme” fikri üzerine kurulu Mehmet Ünal’ın ses ve mapping çalışması yer alıyor. Periskop - DIVE DEEP Alanı’nda konukların deniz ve okyanusların derinliklerine inecekleri; su altı ekosistemlerinde iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan sorunlarla karşılaşacakları deneyim alanı yer alıyor. 7. kattaki Mikroskop Alanı’nda toprak ve tarım üzerindeki iklim baskısı, Gökhan Doğan’ın “Ata Tohumu” enstalasyonu üzerinden ele alınıyor. Aynı kattaki Teleskop Alanı’nda iklim değişikliği, sera gazı salımları ve küresel ısınma gibi küresel ölçekteki konular, teleskop uygulaması üzerinden ziyaretçilere aktarılıyor. Türkevi’ndeki serginin final bölümünde LET’S COP – Türkiye’nin İklim Yolculuğu Alanı’nda Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yürüttüğü çalışmalar geniş bir LED duvar üzerinde anlatılıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Emine Erdoğan Hanımefendi’nin ve COP31 Başkanı Murat Kurum’un uluslararası düzeydeki çalışmalarından görüntüler ile Bakanlığın icraatları sunuluyor. GLASSHOUSE’DA 4 FARKLI ANLATIYLA İKLİM VE DOĞA New York’taki Glasshouse’da da COP31 sürecine ilişkin sergi düzenlendi. Yine giriş alanında Türkiye’nin iklim vizyonu, yürüttüğü çalışmalar ve Aksiyon Ajandası yer alıyor. Serginin merkezinde ise İlhami Atalay’ın “Kuşların Dönüşü – Tavaf” adlı eseri bulunuyor. Milli Saraylar’dan New York’a getirilen eser, kuşların doğadaki kusursuz ve kolektif hareketini, tavafın ortak bir merkez etrafında buluşan ritmiyle bir araya getiriyor. Ekrem Şahin’in fotoğraflarından oluşan “Suyun Sesi” sergisi ise bu kez iklim değişikliğini su üzerinden görünür kılıyor.

İklim Krizi Denizyolu Ticaretini Vuracak Haber

İklim Krizi Denizyolu Ticaretini Vuracak

Küresel iklim krizinin tetiklediği aşırı hava olayları ve kıyı taşkınları, dünya ticaretinin belkemiği olan denizyolu taşımacılığını tehdit ediyor. TSKB Ekonomik Araştırmalar tarafından yayınlanan son analize göre, Türkiye’nin denizyolu ile gerçekleştirdiği ihracatta iklim krizine bağlı risk altındaki ticaret hacmi 2050 yılına kadar %29 ila %42 oranında artış gösterebilir. Dünya genelinde deniz taşımacılığı, hacimsel olarak küresel ticaretin %80'inden, değer olarak ise %70'inden fazlasını sırtlanıyor. Son yıllarda Katrina Kasırgası, Çin’deki Sanba Tropik Fırtınası ve Ren Nehri'nde yaşanan kuraklıklar gibi aşırı iklim olayları denizyolu lojistiğinin ne kadar kırılgan olduğunu kanıtladı. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Ekonomik Araştırmalar biriminden Başak Toprakci tarafından kaleme alınan “Mercek Altında: Ekosistem Krizi Türkiye’nin Denizyolu ile Ticaretini Nasıl Etkileyebilir?” başlıklı rapor, küresel ısınma senaryolarına göre Türkiye'nin karşı karşıya olduğu lojistik riskleri gözler önüne seriyor. Türkiye Dış Ticaretinin Yarısından Fazlası Denizyoluna Emanet 2025 yılı verilerine göre Türkiye, dış ticaretinde ağırlıklı olarak denizyolunu tercih ediyor. Ülke ithalatının değer bazında %53,7'si, ihracatının ise %56,3'ü deniz yoluyla gerçekleşiyor. Sektörel bazda incelendiğinde, Türkiye'nin dış ticarette kullandığı 14 ana ürün grubunun 10'unda denizyolu taşımacılığı %50'nin üzerinde bir paya sahip. Mineral ürünlerin %85,6'sı, araç ve ekipmanların %79,9'u ve metallerin %69,1'i denizler üzerinden ihraç ediliyor. Türkiye'nin ihracatında Botaş (%16,2), İstanbul (%15,5) ve Ambarlı (%9,7) limanları ilk sıraları alırken; ithalatta ise Yakacık (%11,7), Nemrut (%11,3) ve Ambarlı (%8,8) öne çıkıyor. 2050 Öngörüsü: Risk Altındaki İhracat Hacmi 617 Milyon Dolara Yükseliyor IMF Port Watch ve Oxford Üniversitesi verilerine dayandırılan analizde, 2050 yılı için 3 farklı karbonsuzlaşma/küresel ısınma senaryosu (RCP 2.6, RCP 4.5 ve RCP 8.5) değerlendirildi. Günümüzde Türkiye'nin denizyolu ihracatında iklim kaynaklı afetlerden etkilenme ihtimali bulunan risk altındaki ticaret hacmi 477 milyon dolar seviyesinde bulunuyor. Mevcut politikalarla uyumlu olan bu senaryoda, 2050 yılına kadar risk altındaki ihracat hacminin %29 artarak 617 milyon dolara yükselmesi öngörülüyor. Fosil yakıtlara dayalı büyümenin devam ettiği en kötü senaryoda ise risk altındaki ihracat hacminin %42 artışla 677 milyon dolara ulaşacağı hesaplanıyor. İthalat tarafında ise şu an 728 milyon dolar olan risk altındaki ticaret hacminin, orta seviye senaryoda %13,9 artarak 829 milyon dolara çıkması ve liman arıza sürelerinin yıllık 2,80 günden 3,23 güne yükselmesi bekleniyor. En Çok Hangi Sektörler Tehlikede? Küresel ısınmanın getirdiği lojistik aksamalar her sektörü aynı oranda etkilemiyor. Raporun sektörlere göre risk analizi şu sonuçları ortaya koyuyor: İhracatta En Riskli Sektörler: İhracat hacmine oranla en büyük iklim riskini metaller sektörü taşıyor. Bunu hazır yiyecek ve içecekler, kimya sanayisi ve hayvansal ürünler takip ediyor. İthalatta En Riskli Sektörler: İthalat hacmine oranla en yüksek risk ahşap ve ahşap ürünleri, sebze ürünleri ile tekstil ve ayakkabı sektörlerinde öngörülüyor. Risk Artış Şampiyonu: Hem ithalatta hem de ihracatta risk payı en fazla artış gösterecek sektör hazır yiyecekler ve içecekler olarak belirlendi. Türkiye Limanlarında En Büyük Tehdit: Kıyı Taşkınları Liman altyapıları incelendiğinde Türkiye limanları için her iklim senaryosunda istikrarlı bir şekilde yükselen en kritik risk faktörünün kıyı taşkınları olduğu görülüyor. Orta seviye karbonsuzlaşma senaryosuna göre, kıyı taşkınları kaynaklı fiziksel hasarın Türkiye genelinde mevcut duruma kıyasla yaklaşık 6 kat artacağı tahmin ediliyor. İzmir Limanı: Kıyı taşkını kaynaklı hasar artışında başı çekiyor. İzmir Limanı'nda 2050'ye kadar fiziksel hasarın 10,6 kat (yaklaşık 11 kat) artması bekleniyor. Diğer Hassas Limanlar: İzmir'i 5,9 kat artışla Botaş, 5,4 kat artışla Delta Terminali, 5,3 kat artışla Toros Gübre ve 5,0 kat artışla Güllük limanları izliyor. Asıl Tehlike Ticaret Yapılan Dış Limanlarda! Rapordaki en dikkat çekici detaylardan biri de risğin kaynağı. Türkiye'nin kendi limanlarında deprem ve nehir taşkını gibi diğer faktörler düşüldüğünde toplam fiziksel risk artışı sınırlı kalsa da, ticaret yapılan dış limanlardaki riskler çok daha yüksek seviyelerde seyrediyor. Türkiye'nin ihracat yaptığı varış limanlarında fiziksel hasarın %76,4, ithalat yaptığı çıkış limanlarında %80,5 ve aktarma limanlarında (Pire, Singapur, Algeciras vb.) %82,3 oranında artması öngörülüyor. Bu durum, Türkiye'nin kendi liman altyapısını korusa dahi, küresel tedarik zincirindeki kopmalar nedeniyle dış ticarette aksamalar yaşayabileceğini gösteriyor. Ticaret Rotaları Yeniden Çizilecek Raporun sonuç bölümünde, ekosistem krizinin getirdiği asimetrik risklerin gelecekte küresel ticaret haritalarını ve lojistik hatlarını yeniden şekillendireceği vurgulanıyor. Türkiye'nin sadece kendi limanlarını iklim krizine karşı dayanıklı hale getirmesinin yeterli olmayacağı; ticaret bağlantısı kurduğu ülkelerdeki ve aktarma limanlarındaki fiziksel riskleri de stratejik planlamalarına dâhil etmesi gerektiği ifade ediliyor. Kaynak: Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Ekonomik Araştırmalar Kaynak: Başak Toprakcı Kaynak: https://www.tskb.com.tr/uploads/file/mercek-altinda-ekosistem-krizi-denizyolu-ticareti.pdf

Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı Haber

Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı

Dünya genelinde sıcaklık rekorlarının kırıldığı 2026 yazı, iklim krizinin yıkıcı etkilerini bir kez daha gözler önüne serdi. Climate Central tarafından hazırlanan son analiz, bu yaz 1,5 milyardan fazla insanın iklim değişikliği nedeniyle artan riskli sıcak günlere en az bir ay boyunca maruz kaldığını ortaya koydu. İklim krizinden en çok etkilenen ülkelerden biri olan Türkiye’de ise vatandaşlar yaz boyunca fazladan bir aydan fazla süreyi aşırı sıcakların gölgesinde geçirdi. Türkiye’de İklim Krizi Mesaisi: Vatandaşlar 32 Gün Fazladan Sıcak Yaşadı Çalışmanın verilerine göre, küresel ısınma Türkiye’de ortalama bir kişinin fazladan 32 gün boyunca riskli sıcaklara maruz kalmasına yol açtı. 1991-2020 dönemindeki sıcaklıkların %90’ından daha yüksek olan günleri kapsayan "riskli sıcak gün" tanımı, insan sağlığını doğrudan tehdit eden eşik değerlerin aşıldığı dönemleri ifade ediyor. Türkiye genelinde 54,3 milyon kişi en az 30 gün boyunca bu yüksek riskli sıcaklıkları deneyimledi. Aşırı Sıcaklardan En Çok Etkilenen İller Türkiye’de iklim değişikliği kaynaklı fazladan riskli sıcak gün sayısının en yüksek kaydedildiği şehirler şu şekilde sıralandı: Adana: 40 gün Gaziantep: 39 gün İstanbul: 37 gün Bursa: 34 gün İzmir: 33 gün Küresel Bilanço: Asya’da 2,8 Milyar Kişi, Avrupa’da Rekor Sıcaklar Climate Central analizi, küresel çapta da tablonun vahametini ortaya koyuyor: Asya Kıtası Başı Çekiyor: Dünya nüfusunun %25’i her gün iklim krizinin etkilerini hissetti. Asya’da kıta nüfusunun %58’ine denk gelen 2,8 milyar insan, en az 30 gün boyunca riskli sıcaklarla mücadele etti. Avrupa Rekor Kırtı: Olağan dışı sıcaklıkların en yoğun görüldüğü ilk 10 ülkeden 7’si Avrupa’da yer aldı. Her 10 Avrupalıdan 9’u (%89) bir ay boyunca riskli sıcaklıklara maruz kaldı. Fransa, İtalya ve Birleşik Krallık dahil 54 ülkede 1970-2026 yılları arasındaki en sıcak Haziran-Ağustos dönemi yaşandı. Afrika’da Biyoçeşitlilik Tehlikede: Altı Afrika ülkesinde yaz günlerinin en az %95’inde iklim değişikliğinin güçlü etkileri görüldü. Bu durum rekor düzeyde orman yangınlarına, kuraklığa ve sağlık sistemlerinin kilitlenmesine neden oldu. Toplamda 203 ülkede ortalama bir kişi, iklim krizinin doğrudan hissettirdiği en az 30 sıcak gün geçirdi. Uzman Değerlendirmesi: "Gerçek Rakamlar Çok Daha Yüksek Olabilir" Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, açıklanan verilerin ihtiyatlı bir alt sınır olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtti: “Türkiye bu yaz, iklim değişikliği olmasaydı yaşamayacağı 32 riskli sıcak gün geçirdi. Riskli sıcak gün, insan sağlığı açısından eşik sayılan sıcaklığın aşıldığı gün demek. O eşiğin üstüne çıkıldığında hastane başvuruları da ölümler de hızla artıyor. Eşik ise 1991-2020 ortalamasına, yani zaten ısınmış bir döneme göre belirlendi. Hesap, günlük ortalama sıcaklığa dayanıyor ve nemi dikkate almıyor. Oysa Ege ve Akdeniz kıyısında insanı asıl çökerten şey nemli sıcaktır. İkinci sorun ise çözünürlük. Kullanılan verinin hücreleri yaklaşık 25 kilometre ve kentin içini ayırt edemiyor; örneğin İzmir'de gölgeli bir sahal mahallesiyle beton yoğun bir iç mahalle arasındaki sıcaklık farkını göremiyor. Yapılması gereken belli: Sıcak hava dalgalarına erken uyarı, kent ölçeğinde ısı haritaları ve bunlara bağlanmış bir sağlık planı. COP31'e hazırlanan bir ülke, önce kendi nüfusunun sıcağa ne kadar maruz kaldığını ölçebilmeli.” BM’den Acil Çağrı: "Fosil Yakıt Bağımlılığını Bırakmalıyız" Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDÇS) İcra Sekreteri Simon Stiell ise iklim krizinin ekonomik ve insani maliyetine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Sağlığı tehdit eden aşırı sıcaklarla bir ay daha karşı karşıya kalan bir milyardan fazla insan, insanlığın kömür, petrol ve doğalgaz yakma bağımlılığının yol açtığı iklim krizinin giderek artan maliyetlerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Hayatlar ve geçim kaynakları büyük ölçekte mahvoluyor, sağlık sistemleri baskı altında, işletmeler zorlanıyor ve bedelini tüm ekonomiler ödüyor. Ancak çözümler açık: Fosil yakıtlardan daha ucuz ve daha güvenli olan temiz enerjiye daha hızlı geçiş yapmak, iklim direncini artırmak ve ormanları korumak.”

Himalayalardan Alplere İklim Alarmı Haber

Himalayalardan Alplere İklim Alarmı

İklim değişikliği, yüksek dağ ekosistemlerindeki hassasiyeti ve belirsizlikleri her geçen gün artırıyor. 26 Ağustos’ta Nepal-Tibet sınırında yaşanan ve yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine, yaklaşık 3.000 kişinin de kaybolmasına yol açan felaketin, bir heyelan akabinde buzul-kaya kütlesinin kopmasıyla başlayan bir olaylar zincirinden kaynaklandığı değerlendiriliyor. Nepal’den Fransız Alpleri'ne kadar uzanan bu yıkıcı doğa olayları, yüksek irtifalarda yaşanan krizlerin artık tek bir nedenle açıklanamayacağını gösteriyor. Fransız Alpleri'nden Nepal'e Felaketlerin Karmaşık Mekanizması İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü'nden Dr. Bikem Ekberzade, benzer bir mekanizmanın iki yıl önce Fransız Alplerindeki La Bérarde felaketinde de rol oynamış olabileceğine dikkat çekiyor. Langtang Lirung çevresinde gerçekleşen bir heyelanın devasa bir buz-kaya çığına dönüşerek vadiye ulaşması ve nehir sistemini tıkaması Nepal'deki felaketi tetiklemişti. La Bérarde’da ise yoğun yağış ve kar erimesine ek olarak, Glacier de Bonne Pierre buzulunun altında saklı yüzbinlerce metreküplük su ceplerinin aniden boşalması yıkımın boyutunu artırmıştı. Her iki olay da doğadaki buz, kaya ve su kütlelerinin birbirini tetikleyerek ardışık afetler silsilesi oluşturduğunu doğruluyor. Küresel Isınma Dağ Denklemini Nasıl Değiştiriyor? Dr. Bikem Ekberzade, küresel ısınmanın yüksek dağ sistemlerindeki fiziksel koşulları kökten değiştirdiğini ve sistemlerin kırılganlığını artırdığını vurguluyor. Ekberzade süreçteki kritik değişimleri şöyle açıklıyor: Buzul Yapısındaki Bozulma: Buzullar hızla küçülüp incelirken, kar örtüsünün birikme ve erime zamanlaması tamamen kayıyor. Permafrost Çözülmesi: Yüksek rakımlarda sıcaklıkların yükselmesi, donmuş toprak tabakasının (permafrost) çözülmesine ve sarp dağ yamaçlarının stabilitesini kaybetmesine neden oluyor. Yağış Rejiminin Değişmesi: Isınan atmosfer, yağışların kar yerine yağmur olarak düşme sıklığını artırarak ani erimeleri ve kütle hareketlerini hızlandırıyor. Tüm bu faktörler tek başına doğrudan bir felakete yol açmasa bile, bir araya geldiklerinde dağ sistemlerinin dengesini bozarak büyük felaketlerin zeminini hazırlıyor. Türkiye Risk Altında: Kaçkarlar, Cilo ve Ağrı Dağı Tehlikede mi? Türkiye; sarp topographyası, mevsimsel kar örtüsü, buzulları ve periglasiyal alanlarıyla zincirleme afet riskini doğrudan barındıran coğrafyalardan biri. Kaçkarlar, Cilo, Sat ve Ağrı Dağı gibi yüksek dağ sistemlerinde buz, kar, kaya ve su iç içe geçmiş durumda yer alıyor. Üstelik bu yamaçlar ve vadiler; yerleşim yerleri, ulaşım ağları ve altyapı tesisleriyle son derece bağlantılı. Gelecekte yaşanacak olası yıkımları önlemek için dağlık alanlardaki krizleri tekil vakalar olarak değerlendirmek yerine, tehlikelerin birbirini tetikleme potansiyelini hesaba katan bütüncül risk haritalarının ve erken uyarı sistemlerinin acilen ulusal politikalara entegre edilmesi gerekiyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Dr. Bikem Ekberzade

İklim Değişikliği Uykumuzu Çalıyor: Küresel Uyku Kaybı İki Katına Çıktı Haber

İklim Değişikliği Uykumuzu Çalıyor: Küresel Uyku Kaybı İki Katına Çıktı

Climate Central tarafından gerçekleştirilen ve dünya genelinde 1.338 şehri kapsayan kapsamlı analiz, iklim değişikliğinin uyku kalitesi üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor. Araştırmaya göre, artan gece sıcaklıkları nedeniyle yaşanan yıllık uyku kaybı 1970’lerden bu yana en az iki kat arttı. ​İnsan sağlığı ve yaşam kalitesi için kritik bir öneme sahip olan uyku, iklim değişikliği nedeniyle ciddi bir tehdit altında. Küresel ısınmanın gece sıcaklıklarını gündüzlerden daha hızlı artırması, vücudun dinlenmek için ihtiyaç duyduğu serinleme sürecini engelliyor. ​Küresel Rakamlarla Uyku Kaybı ​Çalışmanın sonuçları, iklim değişikliği ile uyku kaybı arasındaki doğrudan bağı ilk kez somut verilerle ortaya koyuyor: ​Yıllık 56 Saat Kayıp: 2020-2025 yılları arasında dünya genelinde ortalama bir kişi, yüksek gece sıcaklıkları nedeniyle yılda yaklaşık 56 saat uyku kaybetti. ​İklim Değişikliğinin Payı: Bu kaybın %10’undan fazlası, doğrudan iklim değişikliğinin neden olduğu ısınmaya atfediliyor. ​Orta Doğu En Çok Etkilenen Bölge: Gece sıcaklıklarının rekor seviyelere ulaştığı Orta Doğu’daki şehirlerde (Suudi Arabistan, Umman, BAE), yıllık uyku kaybı 55 ila 87 saat arasında değişiyor. ​Türkiye’de Durum: Adana İlk Sırada ​Türkiye’den 15 şehrin analiz edildiği araştırmada, iklim değişikliğine bağlı uyku kaybının en yoğun hissedildiği şehir Adana oldu. ​Adana: 1970-1975 döneminde 40 saat olan yıllık kayıp, 2020-2025 döneminde 48 saate yükseldi. Bu kaybın %14’ü (7 saat) iklim değişikliği kaynaklı. ​Diğer Şehirler: Gaziantep ve Mersin yıllık 6 saatlik iklim kaynaklı kayıp yaşarken; Antalya, Diyarbakır, Konya ve Malatya’da bu süre 5 saat, Ankara, İstanbul, Bursa, Eskişehir, İzmir, Kayseri ve Van’da ise 4 saat olarak belirlendi. ​Uzmanlardan Kritik Uyarılar ​Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’dan Doç. Dr. Uğurcan Sayılı, iklim değişikliğinin "iyi bir gece uykusu alma yeteneğini" giderek daha fazla sekteye uğrattığını belirtti. ​Dr. Courtney Howard ise yetersiz uykunun sadece yorgunluk olmadığını; diyabet, hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar ve hatta ölüm riskini artırdığını vurgulayarak şunları ekledi: ​"İklim değişikliğinin sıcak gecelerin sıklığını ve şiddetini artırması, halk sağlığı açısından acil bir endişe kaynağıdır. Eşitsizlikleri giderecek uyum önlemleri ve seragazı emisyonlarının azaltılması şarttır." ​Tropikal Geceler Akdeniz Havzasını Tehdit Ediyor ​Türkiye özelinde yapılan incelemeler, özellikle kıyı şeritlerinde "tropikal gece" sayısının dramatik şekilde arttığını gösteriyor. Prof. Dr. Ecmel Erlat ve Doç. Dr. Doğukan Yavaşlı’nın çalışmaları, Akdeniz’de tropikal gecelerin sayısında %93, uzunluğunda ise %45 artış olduğunu ortaya koyuyor. Doç. Dr. Yavaşlı, bu artışın temel nedenlerinin fosil yakıt kaynaklı küresel ısınma, deniz yüzey sıcaklıklarındaki yükseliş ve "kentsel ısı adası" etkisi olduğunu belirtiyor. ​Yüksek Gece Sıcaklıkları Neden Tehlikeli? ​Vücudun gün boyu maruz kaldığı sıcaklığın ardından gece serinlemesi, biyolojik toparlanma için zorunludur. Gece sıcaklıklarının yüksek seyretmesi; ​Bilişsel işlevleri ve çocukların beyin gelişimini yavaşlatır. ​Kaza ve yaralanma riskini artırır. ​Yaşlılar, bebekler ve hamileler gibi kırılgan grupları daha ağır etkiler. ​Konut kalitesi düşük ve soğutma sistemlerine erişimi kısıtlı olan dezavantajlı gruplar için sağlık risklerini katlar. ​Bu çalışma, iklim değişikliğinin etkilerinin sadece buzullarda veya tarımda değil, yatak odalarımızda ve genel sağlık durumumuzda da hissedildiğini kanıtlıyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş

''Süper El Niño'' İhtimali Güçleniyor: Sıcaklık Rekorları Kırılabilir! Haber

''Süper El Niño'' İhtimali Güçleniyor: Sıcaklık Rekorları Kırılabilir!

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Pasifik Okyanusu’ndaki son gözlemlerin, 2026’nın ikinci yarısında çok güçlü bir El Niño gelişebileceğine işaret ettiğini söyledi. Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı konu ile ilgili yaptığı araştırmada şu ifadelere yer verdi; ''Pasifik Okyanusu’ndaki son gözlemler, 2026’nın ikinci yarısında çok güçlü bir El Niño gelişebileceğine işaret ediyor. Bazı tahmin modelleri, 1997-98 ve 2015- 16’daki rekor olayları aşabilecek ölçekte bir “Süper El Niño” ihtimalini gündeme getiriyor. Eğer öngörüler gerçekleşirse, El Niño küresel sıcaklıkları geçici olarak daha da yukarı taşıyabilir ve 2027 yeni sıcaklık rekorlarının yılı olabilir. Şu anda tahminlerin en belirsiz olduğu “ilkbahar bariyeri” dönemi devam ediyor; daha net tablo yaz aylarında ortaya çıkacak. Olası bir El Niño’nun Türkiye’ye etkileri, büyük ihtimalle daha dolaylı olacak. Küresel sıcaklıkların daha da artması; sıcak hava dalgaları, yüksek gece sıcaklıkları ve uzun orman yangını sezonu riskini artırabilir.'' dedi. Doç. Dr. Yavaşlı araştırmasının devamında şu ifadeleri kullandı; ''Tropikal Pasifik’teki son gözlemler ve mevsimsel tahmin modelleri, 2026’nın ikinci yarısında güçlü bir El Niño olayının gelişebileceğine işaret ediyor. Modellerin önemli bir bölümü, gayriresmi olarak “Süper El Niño” diye anılan çok güçlü bir senaryoya yaklaşıyor. Ancak iklim biliminde tahminlerin en kırılgan olduğu “ilkbahar belirsizlik bariyeri” hâlâ aşılmış değil; daha net tabloyu Haziran ve Temmuz güncellemeleri ortaya koyacak. Ortalama tahminler gerçekleşirse, oluşabilecek El Niño’nun şiddeti 1997-1998 ve 2015-2016’daki rekor olayları geride bırakabilir. Daha yüksek tahminler ise tarihsel rekoru ezici biçimde aşan, henüz gözlenmemiş güçte bir El Niño ihtimalini gündeme getiriyor. Böyle bir tablo, küresel sıcaklıkları geçici olarak daha da yukarı taşıyacaktır. Üstelik El Niño artık, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle zaten ısınmış bir atmosferin içinde gelişiyor. Bu nedenle 2027’nin yeni bir küresel sıcaklık rekoru kırması sürpriz olmayacaktır. El Niño; dünyanın farklı bölgelerinde kuraklık, aşırı yağış, sıcak hava dalgaları ve tarımsal üretim kayıpları gibi sonuçlar doğurabiliyor. Türkiye üzerindeki etkiler ise daha dolaylı hissedilecek. Asıl risk, küresel sıcaklıklardaki artışın Türkiye’nin hâlihazırda kırılgan olan iklim koşullarını daha da zorlaması. Öngörülerin gerçekleşmesi halinde özellikle Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu’da daha yoğun sıcak hava dalgaları, yüksek gece sıcaklıkları ve uzayan orman yangını sezonları görülebilir. El Niño nedir? El Niño, Pasifik Okyanusu’nun ekvator çevresindeki orta ve doğu kesimlerindeki deniz yüzeyi sıcaklıklarının, çok yıllık ortalamanın belirgin biçimde üzerine çıkmasıyla tanımlanır. Okyanus ve atmosfer arasındaki etkileşimler sonucu gelişir. Normal koşullarda alize rüzgârları, sıcak yüzey suyunu Pasifik’in batısında biriktirir. Derinden gelen soğuk su, doğuda yüzeye yükselir. El Niño döneminde ise alizeler zayıflar, hatta yer yer tersine döner. Bu da sıcak su kütlesinin doğuya yayılmasına neden olur. Yağışa neden olan yükselen hava hareketleri de Pasifik Okyanusu’nun orta kesimlerine doğru kayar. Sonuçları: Kuraklık, aşırı yağışlar, sıcak hava dalgaları Bu kayma, yalnızca Pasifik kıyısındaki ülkeleri ilgilendirmez. Walker dolaşımını, jet akımları ve büyük ölçekli yağış kuşaklarını yeniden şekillendirir. Avustralya’dan Güney Amerika’ya, Doğu Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya kadar dünyanın farklı bölgelerinde kuraklık, aşırı yağış, sıcak hava dalgaları ve tarımsal üretim baskıları gibi etkilere yol açar. Bugünkü tablo: Çok şiddetli bir El Niño olasılığı var El Niño, kardeşi La Niña ile birlikte, ‘‘ENSO’’ (El Niño-Güneyli Salınım) adı verilen iklim salınımının iki ucunu oluşturur. El Niño ve La Niña, yıllar arası iklim değişikliğinin en güçlü doğal sürücüsüdür. Bugünkü tabloyu dikkat çekici yapan ise yalnızca El Niño ihtimalinin artmış olması değil, bazı tahmin sistemlerinin olayın şiddetini çok yüksek göstermesi. NOAA (ABD’nin Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi) 11 Mayıs 2026 tarihli resmi değerlendirmesine göre Mayıs-Temmuz 2026 döneminde El Niño gelişme olasılığı yüzde 61’e çıktı. Yıl sonuna kadar sürmesi beklenen olayın ‘‘çok güçlü bir El Niño’’ düzeyine ulaşmasına ise dörtte bir olasılık veriliyor. Ancak NOAA’ya göre bu, ekvatoral Pasifik’teki batılı rüzgâr anomalilerinin yaz ayları boyunca devam etmesine bağlı - yani henüz kesinleşmiş değil. Columbia Üniversitesi Uluslararası İklim ve Toplum Araştırma Enstitüsü’nün (IRI) 20 Nisan 2026 tarihli teknik güncellemesine göre ise 15 Nisan itibariyle +0,5°C eşiğine ulaşıldı. IRI bu durumu ‘‘hızla gelişen ENSO koşulları’’ olarak nitelendiriyor ve Temmuz-Eylül 2026 için El Niño olasılığını yüzde 94’e çıkarıyor. IRI’ye göre asıl soru ‘‘El Niño olacak mı’’ değil, ‘‘ne kadar güçlü olacak?’’ Emsalsiz bir El Niño yaşanabilir Ancak tek bir modelin uç tahmininden hareketle ‘‘süper El Niño geliyor’’ demek doğru değil; bireysel modellere değil çok-model topluluklarına bakmak gerekir. Bu çerçevede iklim bilimci Zeke Hausfather’ın 13 farklı modelleme grubundan 637 ayrı tahmini tek bir derlemede toplayan veri seti son derece değerli. Hausfather’ın 30 Nisan’da Climate Brink Dashboard’da yayımladığı yazıda beklenen El Niño için farklı modellerin medyan tepe değeri +2,7°C olarak veriliyor. Bu rakamın ne anlama geldiğini somutlaştırmak için tarihsel referans gerekli: 1997-98 Süper El Niño’sunun zirvesi yaklaşık +2,4°C idi. 2015-16 olayı ise yaklaşık +2,6°C civarındaydı. Yani bu öngörü doğrulanırsa 2026-27 olayı, modern kayıt tarihin en güçlü El Niño’su olabilir. Farklı modellerin üst yüzdelik dilimi olan +3,8°C ise tarihsel rekoru ezici biçimde aşan bir senaryoya işaret ediyor. Bu eşik, şimdiye kadar gözlenmiş hiçbir olayda görülmedi. 2027’nin küresel sıcaklık rekoru kırması muhtemel Bu olayın küresel sıcaklıklara etkisi ise büyük. Güçlü El Niño olayları, okyanustan atmosfere doğru olağandışı miktarda ısı transferine yol açar. Bu transfer, küresel ortalama yüzey sıcaklığını geçici olarak yukarı çeker. El Niño’nun Aralık 2026 civarında zirve yapmasının asıl etkisi, 2027 yılı boyunca gözlenir. Türkiye’deki El Niño etkisini, tropik bölgelerdeki kadar doğrudan okumamak gerekir. El Niño’nun gelişmesi, Türkiye’de mutlaka kuraklık olacağı veya aşırı yağış görüleceği anlamına gelmez. Türkiye’nin yağış ve sıcaklık rejimi üzerinde daha belirleyici olan etkenler vardır (Kuzey Atlantik Salınımı, Akdeniz üzerindeki basınç alanları, batı rüzgarları vs. gibi). Ancak El Niño sinyalini tamamen yok saymak da doğru değil. Küresel sıcaklıkların artması, Türkiye’nin kırılgan koşullarını zorlar Türkiye için asıl risk, El Niño nedeniyle artan küresel sıcaklıkların, Türkiye’nin halihazırda kırılgan iklim koşullarına eklenmesidir. Eğer 2026 sonu-2027 başında öngörülen küresel ısınma ivmesi gerçekleşirse, Türkiye’de uzun süreli sıcak hava dalgalarının yaşanması, gece sıcaklıklarının yüksek seyretmesi, orman yangını sezonunun uzaması ve tarımsal su talebinin artması gibi sonuçlar doğurabilecek hassas bir döneme girilir. Bu açıdan en hassas bölgeler, Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu. El Niño artık daha sıcak bir dünyada yaşanıyor Burada doğal değişkenliği, iklim değişikliğinin yerine koymadığımı vurgulamak isterim. El Niño doğal bir salınım, fakat üzerine bindiği iklim sistemi de artık 1997’den de 2015’ten de belirgin biçimde daha sıcak. Aynı büyüklükteki bir El Niño bugün, 30 yıl öncesine göre çok daha sıcak bir okyanus ve daha enerji yüklü bir atmosfer üzerinde etkisini gösteriyor. Yağış rejimi açısından ise şimdiden kurak veya yağışlı gelecek hükmü vermek mümkün değil. Haziran sonrasındaki tahmin güncellemeleri ile birlikte durum daha net görülecek. Panik değil hazırlık gerektiren bir tablo ile karşı karşıyayız. Belediyelerin, sağlık otoritelerinin, tarım ve enerji planlamacılarının yapması gereken, mevsimsel tahminleri yakından izlemek ve sıcak hava dalgası, yangın, su yönetimi konularındaki erken uyarı sistemlerini güncel tutmak. Kaynak: İklim Masası Kaynak: Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı / Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi

Uluslararası Bilim İnsanlarından Güçlü El Niño Uyarısı Haber

Uluslararası Bilim İnsanlarından Güçlü El Niño Uyarısı

2026’nın ikinci yarısında yeni ve güçlü bir El Niño olayının gelişme ihtimali oldukça yüksek. Pasifik Okyanusu’nda alize rüzgarlarının zayıflamasıyla ortaya çıkan El Niño yılları, küresel ölçekte sıcaklık artışları, kuraklık, aşırı yağış ve orman yangınları gibi hava olaylarında belirgin artışlara yol açabiliyor. Bilim insanları, iklim değişikliği nedeniyle artık çok daha sıcak bir atmosferde gerçekleşen El Niño olaylarının etkilerinin geçmişe kıyasla daha yıkıcı olabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, yeni bir güçlü El Niño’nun küresel sıcaklık rekorlarını yeniden kırabileceği, sel, kuraklık ve orman yangını risklerini artırabileceği uyarısında bulunuyor. Yaz sonuna doğru gelişmesi muhtemel olan El Niño olayının, güçlü-çok güçlü bir seviyeye ulaşma olasılığının oldukça yüksek olduğunu belirten Kaliforniya Su Kaynakları Enstitüsü’nden (UCANR) İklim Bilimci Dr. Daniel Swain, ‘‘Bu, 2026 veya 2027'nin (ya da her ikisinin) bir kez daha yeni bir küresel sıcaklık rekoru kırma ihtimalinin yüksek olduğu anlamına geliyor,’’ diye konuştu. ‘‘İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan sürekli ve uzun vadeli ısınmaya ilaveten, geçici de olsa önemli bir küresel ısınmaya neden olacak güçlü bir El Niño olayı, Dünya'nın en az 6-12 aylık bir süre boyunca ‘1,5°C'nin çok üzerinde’ bir seviyeye çıkacağı anlamına geliyor. Modern insanlık tarihinde, küresel olarak bu kadar sıcak olan mevcut koşullar altında güçlü veya çok güçlü bir El Niño olayı hiç yaşanmamıştır; bu nedenle, 2026'nın sonlarına doğru ve 2027'ye kadar sel, kuraklık ve orman yangınlarıyla ilgili aşırı olaylar açısından benzeri görülmemiş küresel etkiler görmek şaşırtıcı olmayacaktır,’’ dedi. Imperial College London Çevre Politikası Merkezi İklim Bilimi Profesörü Dr. Friederike Otto, “El Niño, bu yılın ilerleyen dönemlerinde çok aşırı hava koşullarına yol açabilir, ancak bu nedenle paniğe kapılmaya gerek yok. El Niño doğal bir olgudur; gelir geçer. İklim değişikliği ise fosil yakıtları yakmayı bırakmadığımız sürece giderek kötüleşecek. Dolayısıyla aslında panik yaratması gereken şey iklim değişikliği. Ve ideal olan bu endişenin yapıcı olması, yani bu konuda bir şeyler yapmamız - kaldı ki ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Fosil yakıt kullanımından çok, çok uzaklaşmak için gerekli bilgi ve teknolojiye sahibiz,’’ ifadelerini kullandı. 2026’nın ilk ayları, dünya genelinde 150 milyon hektardan fazla alanın yanması nedeniyle de dikkat çekiyor. Imperial College London Çevre Politikası Merkezi'nden Araştırmacı Dr. Theodore Keeping, ‘‘Bu mevsim için ortalamaya göre %50 daha fazla alan yandı ve şu anda küresel olarak yanan alanlar bir önceki rekordan %20 daha yüksek. Üstelik dünyanın birçok yerinde yangın sezonu henüz başlamadı. Bu hızlı başlangıç, El Niño beklentisi ile birleştiğinde, bizi son derece şiddetli bir yılın beklediğine işaret ediyor,’’ diye konuştu. Sunway Gezegen Sağlığı Merkezi Direktörü Dr. Jemilah Mehmood ise yangınların sıklıkla gözden kaçan sağlık etkisine dikkat çekti. 2024 yılında Lancet dergisinde yayınlanan bir çalışmanın, orman yangını kaynaklı hava kirliliği nedeniyle her yıl bir buçuk milyon kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koyduğunu hatırlatan Mehmood, ‘‘Orman yangını dumanı sıradan bir kirlilik değildir. Yangın dumanından kaynaklanan PM 2.5 kirliliği, trafik emisyonlarından kaynaklanan PM 2.5’ten 10 kat daha zararlı olabilir. Üstelik ısı, tek başına hareket etmez: Hava kalitesini bozar, solunum yolu hastalıklarını şiddetlendirir, kalp-damar hastalıklarına yol açar,’’ ifadelerini kullandı. Mehmood, ‘‘2019 Avustralya yangınlarında 33 kişi alevlerin içinde doğrudan hayatını kaybetti. Duman ise 417 kişinin daha ölümüne neden oldu. 25 Ocak'taki Los Angeles yangınlarında araştırmacılar, doğrudan ölümlerin yanı sıra, duman maruziyetinden kaynaklanan yaklaşık %50 oranında ek ölüm tespit etti. Görünen yangın, hikayenin sadece başlangıcıdır. Ve hasar, akciğerlerin çok ötesine uzanıyor. Kardiyovasküler hastalıklar, nörolojik rahatsızlıklar, kötüleşen diyabet, böbrek hastalıkları ve giderek daha iyi belgelenen ruh sağlığı etkilerini kayda alıyoruz,’’ diye ekledi. Türkiye’ye olası etkileri: Uzmanlara göre olası bir El Niño olayının Türkiye üzerindeki etkisi ise dolaylı olacak. Ahi Evran Üniversitesi’nden Doç. Dr. Doğukan Doğu Yavaşlı, Türkiye’nin yağış ve sıcaklık rejimi üzerinde Kuzey Atlantik Salınımı, Akdeniz üzerindeki basınç alanları, batı rüzgarları gibi daha belirleyici etkenler olduğuna dikkat çekiyor. Yavaşlı’ya göre asıl risk, El Niño nedeniyle artan küresel sıcaklıkların, Türkiye’nin halihazırda kırılgan iklim koşullarına eklenmesi. Yavaşlı, ‘‘Eğer 2026 sonu-2027 başında öngörülen küresel ısınma ivmesi gerçekleşirse, Türkiye’de uzun süreli sıcak hava dalgalarının yaşanması, gece sıcaklıklarının yüksek seyretmesi, orman yangını sezonunun uzaması ve tarımsal su talebinin artması gibi sonuçlar doğurabilecek hassas bir döneme girilir. Bu açıdan en hassas bölgeler, Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu,’’ dedi. Çankırı Karatekin Üniversitesi’nden Doç. Dr. Okan Ürker, bu sene yangın riskinin Türkiye’de de yüksek olduğuna dikkat çekti: ‘‘Aşırı yağışlı geçen kış aylarından sonra diri örtü çok hızlı gelişiyor. Bunu takip eden ani sıcaklık ve kuraklığa bağlı olarak da ölü örtüye dönüşüyor. Bu nedenle frekansı ya da şiddeti yüksek yangınların sayısında artış öngörülüyor.’’ ‘‘Bunun önüne geçmek veya riski azaltmak, ancak yanıcı madde yönetimi ile mümkün. Riskli sezon başlamadan evvel, orman-maki gibi doğal peyzajlarda yoğun bir mekanik mücadele gerekiyor - yol kenarlarının, elektrik hatları civarlarının, kır-kent arayüzlerinin sıklık bakımının yapılması, budanması, otsu tabakanın temizlenmesi önemli. Ayrıca silvopastoral uygulamaların yapılması ya da kontrollü yakmaların uygulanması gerekir,’’ ifadelerini kullandı. El Niño hakkında: Alize rüzgarlarının zayıflamasıyla ortaya çıkan El Niño yılları, genellikle küresel olarak ortalamadan daha sıcak geçer. El Niño olayları genellikle 9-12 ay sürer ve her 2-7 yılda bir meydana gelir. En son El Niño olayı 2023-2024 yıllarında yaşandı ve 2024, kayıtlara geçen en sıcak yıl oldu. El Niño yılları, dünya genelinde sıcaklık, sel ve kuraklık risklerinde belirgin değişimlere yol açıyor. Bu hava olayları; tarımsal ürün kayıplarına neden olabiliyor, orman yangını ve sel riskini artırabiliyor, şiddetli kuraklıklara yol açabiliyor ve balıkçılık faaliyetlerini aksatabiliyor. Bilimsel çalışmalar, iklim değişikliğinin El Niño olaylarının sıklığı ve şiddeti üzerinde giderek daha belirgin bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor. 1950’lerden bu yana “aşırı” El Niño olaylarının sayısında artış gözlemleniyor. Fosil yakıt kullanımının gezegeni ısıtmaya devam etmesi halinde, bu aşırı olayların görülme sıklığının iki katına çıkabileceği belirtiliyor. Tahminlerde henüz net olmasa da, 2026-2027 döneminde beklenen “Süper” El Niño’nun, 2015-2016’daki El Niño kadar güçlü olabileceği öngörülüyor. Ancak bu kez olay, iklim değişikliği nedeniyle çok daha sıcak hale gelmiş bir dünyada yaşanacak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.