Hava Durumu

#Madencilik

Kırsal Haber - Madencilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Madencilik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Denizli İhracatta İlk 8’deki Yerini Korudu Haber

Denizli İhracatta İlk 8’deki Yerini Korudu

Denizli, 2026 yılı Mart ayında 390 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirerek Türkiye genelindeki 8. sıradaki yerini sağlamlaştırdı. DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu, jeopolitik gerilimler ve iş günü kaybına rağmen Denizli’nin pazar çeşitliliğiyle direnç gösterdiğini vurguladı. ​Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından açıklanan Mart ayı verilerine göre, Türkiye ihracatı yüzde 6,4 azalışla 21,9 milyar dolar olurken, Denizli ihracatı da yüzde 6,2’lik sınırlı bir düşüşle 390 milyon dolar olarak kaydedildi. Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) üzerinden kayda alınan ihracat ise genel trendin aksine yüzde 2,2 artış göstererek 308 milyon dolara ulaştı. ​Ocak-Mart Döneminde Yükseliş Sürüyor ​Yılın ilk çeyreğinde Denizli’nin toplam ihracat performansı pozitif ivmesini korudu. Ocak-Mart döneminde kentin ihracatı, geçtiğimiz yılın aynı dönemine oranla yüzde 0,9 artarak 1 milyar 147 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. ​Sektörel Bazda İhracat Rakamları ​Mart ayında Denizli’nin lokomotif sektörlerinde farklı grafikler izlendi: ​Demir ve Demir Dışı Metaller: %12,2 artışla 72 milyon dolar (Ayın yükselen yıldızı). ​Tekstil ve Konfeksiyon: %13,5 azalışla 100 milyon dolar. ​Elektrik-Elektronik: %2,7 azalışla 88 milyon dolar. ​Madencilik: %1,5 artışla 24 milyon dolar. ​Tarım: %7,9 azalışla 29 milyon dolar. ​İhracatın Zirvesinde İngiltere Var ​Denizli’nin en güçlü pazarı olan İngiltere, Mart ayında yüzde 35’lik dev bir artışla 70 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştı. Dikkat çeken diğer ülke performansları ise şöyle: ​Almanya: %7,5 artışla 32 milyon dolar (Yeninden 2. sıraya yükseldi). ​Fransa: Üst üste üç aydır %40’ın üzerinde artış göstererek 23 milyon dolara ulaştı. ​İtalya ve ABD: Sırasıyla 31 ve 30 milyon dolarlık ihracatla listenin üst sıralarında yer aldılar. ​Başkan Memişoğlu: "Körfez Gerilimi ve PMI Verileri Takibimizde" ​DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu, Mart ayında imalat PMI verilerinin 47,9’a gerilemesinin ekonomik aktivitedeki yavaşlamaya işaret ettiğini belirtti. Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin ve enerji maliyetlerindeki artışın ihracatçı üzerindeki baskısını dile getiren Memişoğlu; ​"Bayram nedeniyle yaşanan iş günü kaybı ve jeopolitik gerilimler Mart ayında ivmeyi bir miktar yavaşlattı. Ancak Denizli olarak 183 ülkeye ihracat yapabilen güçlü bir pazar çeşitliliğine sahibiz. Bu yapı, küresel riskleri yönetme noktasında en büyük avantajımızdır. Hedefimiz, belirsizliklerin azaldığı bir ortamda sürdürülebilir ihracat artışını devam ettirmektir." ifadelerini kullandı.

CHP'li Sarıbal: "İznik Gölü Yok Oluşa Sürükleniyor" Haber

CHP'li Sarıbal: "İznik Gölü Yok Oluşa Sürükleniyor"

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında İznik Gölü’nde yaşanan hızlı ve kalıcı su kaybına dikkati çekti. İznik Gölü’nün yer altı suları, yüzeysel akışlar ve kar sularıyla beslenen kapalı bir ekosistem olduğuna vurgu yapan Sarıbal, beslenme havzasının yüzde 60’ından fazlasının yerleşim alanı olduğunu, göl çevresinde mevzuat gereği mutlak koruma ve kontrollü kullanım alanları belirlenmiş olmasına rağmen, uygulamada bu statünün yapılaşmanın önünü açtığını ifade etti. Sarıbal ayrıca, İznik Gölü’nü kapsayan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planlarının iptal edildiğini, ancak yerine bağlayıcı ve bütüncül bir koruma planının hala yürürlüğe konulmadığını belirtti. Son olarak 16 Şubat 2026 itibarıyla İznik Gölü’nün 200 metre çekildiğini, su seviyesinin yaz gelmeden kritik seviyelere düşüldüğünü aktaran Sarıbal, “Tarımın kısıtlandığı bir ortamda sanayi kullanımının aynı ölçüde sınırlandırılmaması kabul edilemez” diyerek, İznik Gölü için bilimsel, bağlayıcı ve kamu yararını esas alan acil bir koruma planı çağrısı yaptı. SU SORUNU MEVSİMSEL DEĞİL, KALICI! Çiftçilerin geçimini göle bağlı sulu tarım ve zeytincilikten sağladığını hatırlatan Sarıbal, buna karşın son yıllarda yaşanan sürekli su kaybının, gölü ulusal ölçekte bir çevre krizinin eşiğine getirdiğini belirtti. Milletvekili Sarıbal, DSİ verilerine göre 2021–2024 arasında gölde 30–40 santimetrelik bir seviye düşüşü yaşandığını; 2022’de yüzde 16, 2023’te yüzde 40, 2024’te ise yüzde 30 oranında su kaybı kaydedildiğini aktardı. Uydu ölçümlerinin de bu tabloyu doğruladığını belirten Sarıbal, 30 Eylül 2025 itibarıyla göl seviyesinin 81,95 metreye gerilediğini, bunun güvenli işletme kotu kabul edilen 83,30 metrenin 1,35 metre altında olduğunu söyledi. 2013’e kıyasla yaklaşık 232 milyon metreküplük su kaybına işaret eden Sarıbal, “Bu veriler sorunun mevsimsel değil, kalıcı olduğunu gösteriyor” dedi. 18 Kasım 2025’te İl Kuraklık Kriz Merkezi toplantısında tarımsal sulamanın kısıtlanacağının açıklandığını anımsatan Sarıbal, buna karşın sanayi tesislerinin su kullanımına ilişkin şeffaf ve bütüncül bir değerlendirme yapılmadığını vurguladı, “Sanayi, madencilik ve yapılaşmanın göl üzerindeki etkileri kamuoyundan gizleniyor” dedi. BİLİMSEL ÇALIŞMALAR SANAYİ BASKISINI GÖSTERİYOR Haziran 2025’te yayımlanan bağımsız bir araştırma ile ilgili bilgi veren Sarıbal, kentsel alanların genişlemesi ve orman kaybının, yüzey akışını artırırken yeraltı suyu beslenmesini azalttığını söyledi. 1990–2018 döneminde havzada ulaşım ve madencilik alanlarının 0’dan 730 hektara, ticari ve sanayi alanlarının ise yüzde 461 artarak 130 hektardan 730 hektara çıktığını belirten Sarıbal, aynı dönemde tarım alanlarının yalnızca yüzde 7 arttığını kaydetti. Gölü besleyen kaynakların zayıflaması, yeraltı sularının yoğun kullanımı ve sanayi tesislerinin doğrudan ya da dolaylı su çekişlerinin krizi derinleştirdiğini dile getiren Sarıbal, Cargill’in ve Gemlik Gübre’nin yüksek miktarda su kullandığını söyledi. İLİÇ; SERMAYENİN Mİ YAŞAM HAKKININ MI KORUNACAĞININ DAVASIDIR CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, iktidarın maden politikalarını ise Erzincan İliç’te 9 işçinin yaşamını yitirdiği faciaya ilişkin dava süreciyle eleştirdi. Maden şirketlerinin karlarını katlarken; ölüm, toz, kirlilik, kuraklık ve gıda enflasyonu gibi toplumsal maliyetlerin ise halka yüklendiğini belirtti, bu tablonun en ağır örneğinin, 13 Şubat 2024’te Erzincan İliç’te yaşanan facia olduğunu söyledi. 9 işçinin yaşamını yitirmesine ilişkin davanın Erzincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürdüğünü hatırlatan Sarıbal, 6. duruşmada olay yerinde keşif yapılması ve Anagold Madencilik kayıtlarına el konulması taleplerinin reddedildiğini aktardı. Sarıbal, bilirkişi raporlarında “asli kusurlu” olduğu belirtilen kamu görevlilerinin yargılama dışında bırakılmasına tepki gösterdi. 23 Mayıs 2024 tarihli bilirkişi raporunda ÇED Olumlu Kararı’na imza atan dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve bakanlık yetkililerinin “asli kusurlu” olarak gösterildiğini, ancak bu isimlerin dosyadan çıkarıldığını vurguladı. Sarıbal, kamu görevlileri hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı” kararının etkili soruşturma yapılmadan verildiğini ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında usul yükümlülüğünün ihlal edildiğini söyledi. “Bu dava; yaşam hakkı, çevre hakkı ve etkili soruşturma yükümlülüğünün birlikte ele alınması gereken bir dosyadır. Bu ülkede şirketler öldürür, bakanlıklar imza atar, yargılanan mühendis olur. Bu dosya böyle kapatılırsa herkesin can güvenliği ortadan kalkar. İliç davası, Türkiye’de sermayenin mi yoksa yaşam hakkının mı korunacağının davasıdır. Gerçek sorumlular yargı önüne çıkarılmadan bu dosya kapanmayacak” diye konuştu.

Türkiye'nin NTE Sınavı Haber

Türkiye'nin NTE Sınavı

Türkiye’nin Eskişehir Beylikova’da keşfettiği Nadir Toprak Elementleri (NTE) rezervi, sadece ekonomik bir müjde değil, aynı zamanda ülkenin önündeki en büyük teknolojik ve ekolojik sınavlardan biri. Prof. Dr. Etem Karakaya tarafından yapılan kapsamlı analiz, Türkiye’nin bu "stratejik vitaminleri" katma değere dönüştürmek için madenciliğin ötesine geçmesi gerektiğini ortaya koyuyor. ​Kritik Madenler: Yeni Dünyanın Jeostratejik Aracı ​Yeşil enerji dönüşümü, yüksek teknoloji ve ulusal güvenlik için hayati öneme sahip olan NTE’ler, tedarik zinciri kesintisi riski en yüksek malzemeler arasında yer alıyor. Türkiye’nin 694 milyon tonluk (toplam cevher) rezerv duyurusu büyük heyecan yaratsa da, Prof. Dr. Karakaya asıl değerin madencilikte değil, rafinasyon ve nihai ürün aşamasında oluştuğunu vurguluyor. ​Değer Zincirindeki Uçurum: Saflaştırma 15 Kat Daha Değerli ​Analiz, NTE ekonomisindeki çarpıcı farkı şu rakamlarla özetliyor: ​Madencilik: 2025 itibarıyla küresel ham konsantre pazar değeri 600-800 milyon dolar bandında.​ Rafinasyon: Aynı hacim yüksek saflıkta oksit ve metal formuna dönüştüğünde pazar değeri 5,7 - 7,6 milyar dolara çıkıyor. Yani saflaştırma süreci, madencilikten 10-15 kat fazla katma değer yaratıyor.​ Nihai Ürün: Saflaştırılmış NTE’lerin kullanıldığı kalıcı mıknatıs pazarı ise 35 milyar doları aşmış durumda. Bu, bir ton ham cevherdeki birkaç kilogram NTE’nin, doğru işlendiğinde 100-150 bin dolarlık bir ekonomik katkı sağlaması anlamına geliyor.​Çin’in "Monopol" Gücü ve Türkiye’nin Pozisyonu ​Dünyanın en büyük rezerv sahiplerinden biri olan ABD bile, işlenmiş NTE ve kalıcı mıknatıslar için %90 oranında Çin’e bağımlı durumda. Çin, bu hakimiyeti 2000 yılından bu yana yaptığı 57 milyar dolarlık devasa yatırımla sağladı. ​Türkiye’nin Beylikova’daki rezervinin niteliği ise henüz netleşmiş değil. Uluslararası JORC Kodu kapsamında sertifikasyon süreci devam ederken, akademik çalışmalar Türkiye’deki yatakların %0,2 ila %2’sinin NTE oksidi olduğunu (yaklaşık 1.4 - 14 milyon ton NTE) gösteriyor. Ancak uzmanlar, bu rezervin daha çok "Hafif NTE" ağırlıklı olabileceği, bunun da ekonomik getiriyi sınırlayabileceği konusunda uyarıyor. ​"Yeşil Enerji Karadeliği": Ekolojik Bedel ve Toryum Riski ​NTE üretimi muazzam miktarda toprağın kazılmasını ve ciddi oranda toksik atık oluşumunu gerektiriyor. Bir ton NTE başına ortalama iki bin ton toksik atık üretilebiliyor. ​Toryum Faktörü: Eskişehir’deki cevherlerin önemli miktarda radyoaktif bir element olan Toryum içermesi, süreci daha da hassas kılıyor. Bu durum, sadece maden atıklarının değil, rafinasyon yan ürünlerinin de özel lisanslı ve uzun vadeli radyoaktif atık yönetimi gerektireceği anlamına geliyor. ​Karakaya, Çin’in çevresel düzenlemeleri hiçe sayarak elde ettiği düşük maliyet avantajını takip etmenin Türkiye için hem etik hem de jeopolitik bir felaket olacağını belirterek; "Asıl sınav, yüksek katma değerli üretimi çevresel sürdürülebilirlik ile tasarlayabilmektir" diyor. ​Uluslararası İşbirliği Bir Seçenek Değil, Zorunluluk ​Türkiye’nin tek başına teknoloji transferi, devasa finansman ve pazar erişimi gibi engelleri aşması zor görünüyor. Ekim 2024’te Çin ile imzalanan mutabakat zaptının ardından müzakerelerin çıkmaza girmesi, Ankara’nın rotasını Batılı partnerlere çevirmesine neden oldu. ​Çin’in Şartları: Kritik teknolojiyi transfer etmeyi reddeden ve ham maddenin Çin’de işlenmesini isteyen Pekin’in şartları Türkiye’nin hedefleriyle uyuşmadı.​ Batı ile Yeni Fırsatlar: AB’nin "Kritik Hammaddeler Yasası" (CRMA) çerçevesinde 2030’a kadar tüketimin %40’ını birlik içinde işleme hedefi, Türkiye için büyük bir ortaklık kapısı aralıyor. ABD, Kanada ve İsviçre ile görüşmelerin sürmesi bu stratejik yönelimin bir parçası.​Sonuç: Ne Yapılmalı? ​Analize göre Türkiye’nin etkin bir aktör olması için şu adımlar şart: ​Devlet Desteği: Kamu-özel sektör ortaklığıyla madencilik ve işleme altyapısına güçlü finansal destek.​ Sürdürülebilir Etiket: Üretimin ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) standartlarına uygun yapılarak Türk NTE ürünlerine "sürdürülebilir kaynaklı" etiketi kazandırılması.​ Kritik Mineraller Stratejisi: Ham maddeden nihai teknolojik ürüne kadar tüm aşamaları kapsayan, nitelikli insan kaynağı ve AR-GE odaklı ulusal bir planın devreye alınması. ​Türkiye’nin NTE sınavı, sadece toprağın altındakini çıkarmak değil, o topraktan geleceğin teknolojisini ve temiz bir dünyayı inşa edebilme kabiliyetidir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.