Hava Durumu

#Madencilik

Kırsal Haber - Madencilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Madencilik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP'li Sarıbal: "Mehmet Şimşek Enflasyonun Değil, Çiftçinin Belini Kırdı" Haber

CHP'li Sarıbal: "Mehmet Şimşek Enflasyonun Değil, Çiftçinin Belini Kırdı"

CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, orman yangınlarını önleme sorumluluğunun yurttaşların duyarlılığına bırakılamayacağını söyledi. Tarımsal ithalat verilerini de değerlendiren Sarıbal, yılın ilk altı ayında seçilmiş bitkisel ürünler ile canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı için yaklaşık 410 milyar lira ödendiğini, çiftçiye ayrılan desteğin ise 168 milyar lirada kaldığını belirtti. Sarıbal, “Mehmet Şimşek enflasyonun belini kıramadı; kırsaydı faizler düşerdi. Mehmet Şimşek yoksulun, fakirin, emeklinin, emekçinin, köylünün ve çiftçinin belini kırdı” dedi. Ormanları koruma sorumluluğu yurttaşa bırakılamaz Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı'nın Çanakkale, Balıkesir, Bursa, İzmir ve Manisa başta olmak üzere birçok ilde artan yangın riskine ilişkin, “En büyük gücümüz vatandaşlarımızın duyarlılığı ile yangın çıkmasını önlemektir” açıklamasını değerlendiren Sarıbal, yurttaşların sorumlulukla hareket etmesinin önemli olduğunu ancak kamusal hazırlığın yerine geçirilemeyeceğini söyledi. Sarıbal, “Vatandaşlarımız elbette duyarlı olacak, kendi sorumluluklarını yerine getirecek. Ama bu şu demek değildir: Vatandaşlarımız dikkat ederlerse orman yangınları çıkmaz. Asla böyle bir şey yok” diye konuştu. İklim değişikliği, artan sıcaklıklar, kuraklık, düşük nem ve rüzgârın yangın riskini artırdığını belirten Sarıbal; enerji nakil hatları, yol kenarlarındaki yanıcı maddeler, orman alanlarındaki ticari faaliyetler ve önleyici ormancılık çalışmalarındaki eksikliklerin de değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. 2025'te 81 bin 473 hektar orman alanı yandı Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre 2025 yılında Türkiye genelinde 3 bin 224 orman yangını çıktı ve 81 bin 473 hektar orman alanı zarar gördü. Yangınlardan 1.012'sinin çıkış nedeni belirlenemedi; nedeni belirlenemeyen yangınlarda yanan alanın büyüklüğü 37 bin 626 hektara ulaştı. Sarıbal, “Bir tane değil, iki tane değil, üç tane değil; 3 bin 224 orman yangınının 1.012'sinin sebebi belli değil. Açıkça itiraf ediliyor ki orman yangınlarının neden çıktığını bile tespit edemiyoruz” dedi. Ormancılık Politikası Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan Atmış'ın hesaplamasına göre 2010-2019 döneminde yılda ortalama 7 bin hektar orman alanı yanarken, 2020-2025 döneminde yıllık ortalama kayıp 49 bin hektara çıktı. Böylece yıllık ortalama yanan alan yaklaşık yedi katına yükseldi. 12,5 milyon hektarlık alan yüksek yangın riski altında Türkiye Ormancılar Derneğinin değerlendirmesine göre yaklaşık 12,5 milyon hektarlık alan yangına hassas bölgelerde bulunuyor. Akdeniz, Ege ve Marmara'daki riskli alanların uzun süredir bilindiğini belirten Sarıbal, yangın çıkmadan önce yol kenarlarının, enerji nakil hatlarının, yangın emniyet şeritlerinin ve müdahale altyapısının hazır hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Sarıbal, yangınların yalnız çıktıktan sonra söndürülmeye çalışılmasının yeterli olmadığını belirterek, “Yangınlar bir sonuçtur. Önemli olan, yangınlar çıkmadan önce gerekli çaba ve çalışmaları yapabilmektir” dedi. Enerji hatlarından çıkan yangınlar yanan alanın dörtte birini oluşturuyor Hazırlık notlarında aktarılan verilere göre enerji nakil hatlarından kaynaklanan yangınların toplam yangın sayısı içindeki payı yaklaşık yüzde 7 iken, bu yangınlarda zarar gören alanın toplam yanan alan içindeki payı yaklaşık yüzde 25'e ulaşıyor. Sarıbal, enerji hatlarından çıkan yangınların sayıca sınırlı görünmesine rağmen geniş alanlara yayıldığını belirterek, kritik hatların bakımının enerji şirketlerinin tercihine bırakılamayacağını ifade etti. “Kentin merkezinde, rantın yüksek olduğu yerde enerji hatlarını yer altına alıyorlar. Mesele orman olunca enerji şirketleri ve Bakanlık bu işin üzerine yeterince gitmiyor” diyen Sarıbal, ormanlık alanlardan geçen kritik hatların yer altına alınmasını istedi. 900 bin hektar orman alanı ticari faaliyetlere açıldı Yaklaşık 900 bin hektar, başka bir ifadeyle 9 milyon dekar orman alanı madencilik, enerji, turizm, taş ocağı, ulaşım ve atık tesisleri gibi faaliyetlere ilişkin izinlere konu edildi. Sarıbal, ormanlara yurttaşların girişinin sınırlandırıldığı dönemlerde aynı alanlarda madencilik, enerji ve turizm faaliyetlerinin devam etmesine tepki gösterdi: “Madenciler orada, enerji şirketleri orada, turizmciler orada ama halka yasak. Niye? Halk suçlu. Ormanların yangın sebebi halk olacak; böyle bir şey olamaz.” Orman köylüsünün, küçükbaş hayvancılığın ve geleneksel ormancılık faaliyetlerinin dışlanırken ticari faaliyetlerin genişlemesinin yangın riskini azaltmadığını belirten Sarıbal, verilen izin ve tahsislerin gözden geçirilmesini istedi. Orman işçileri geçici istihdamla çalıştırılamaz Yangınlara karşı sahada mücadele eden orman işçilerini ve kamu emekçilerini selamlayan Sarıbal, havadan müdahalenin tek başına yeterli olmadığını, yangının zeminde yer ekipleri tarafından söndürülmesi gerektiğini söyledi. Orman işçilerinin kadrolu, eğitimli ve sahayı tanıyan personelden oluşması gerektiğini belirten Sarıbal, çalışma sürelerinin, ücretlerinin, özlük haklarının ve kişisel koruyucu donanımlarının yaptıkları işin tehlikesine göre düzenlenmesini istedi. Sarıbal, “Bakanlığın bu işi geçici istihdamla değil, sahici bir kadrolaşmayla; uzman, eğitimli ve tecrübeli insanlarla yapması gerekir” dedi. Bakanlığa personel, hava aracı ve hazırlık soruları Sarıbal, yüksek yangın riski açıklanan Çanakkale, Balıkesir, Bursa, İzmir ve Manisa için Tarım ve Orman Bakanlığına şu soruları yöneltti: Riskli bölgelerde kaç kadrolu orman işçisi ve teknik personel hazır bekletilmektedir? Personelin yeterli eğitimi, tecrübesi, iş güvenliği malzemesi, aracı ve gereci var mıdır? Riskli bölgelerde müdahaleye hazır kaç uçak ve helikopter bulunmaktadır? Enerji nakil hatlarının ve yol kenarlarının son bakımları yapılmış mıdır? Yangın emniyet yollarındaki yanıcı madde yükü azaltılmış mıdır? Orman köyleri ve yerel yönetimlerle tahliye ve ilk müdahale planları hazırlanmış mıdır? Sarıbal, 1.012 yangının çıkış nedeninin belirlenememiş olmasının Bakanlığın inceleme, denetim ve uzman kadro kapasitesine ilişkin ciddi bir sorun ortaya koyduğunu söyledi. Yangın bütçesi Mehmet Şimşek'in oluruna bırakılamaz Orman Genel Müdürlüğünün yangın önleme ve mücadele bütçesinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Sarıbal, ormanların korunmasının yalnızca mali disiplin yaklaşımıyla ele alınamayacağını söyledi. Sarıbal, “Orman Genel Müdürlüğünün yangın önleme ve mücadele bütçesi güçlendirilmelidir. Daha fazla kaynak ayrılmalıdır. Bütün bunlar Mehmet Şimşek'in oluruna bırakılmamalıdır” dedi. Yüksek riskli bölgelerde yeterli sayıda kadrolu personel istihdamı, kapatılan veya işlevsizleştirilen eğitim merkezlerinin yeniden açılması, enerji hatlarının denetlenmesi, tahliye planlarının hazırlanması ve yangınların çıkış nedenleri için bağımsız ve bilimsel bir inceleme sistemi kurulması gerektiğini vurguladı. Üretimde rekor deniliyor, ithalat büyüyor Açıklamasının tarım bölümünde iktidarın “üretimde rekor” söylemi ile dış ticaret verileri arasındaki çelişkiye dikkat çeken Sarıbal, artan mazot, gübre, enerji, sulama ve finansman maliyetlerinin yerli üreticiyi zayıflattığını söyledi. Hazırlık notlarına göre son bir yılda amonyum nitrat gübresinin fiyatı yüzde 71, amonyum sülfat gübresinin fiyatı yüzde 59,4, 20.20.0 kompoze gübrenin fiyatı yüzde 35,4, mazot fiyatı ise yüzde 43,6 arttı. Sarıbal, “Dışarıdan ithalat, içerideki üretimden daha ucuz hale getirildi. Bunun sorumlusu bizzat iktidar ve yakın dönemde Mehmet Şimşek'in ekonomi politikalarıdır” dedi. Buğday ithalatı yüzde 150 arttı 2026 yılının ilk altı ayında buğday ithalatı, geçen yılın aynı dönemindeki 1 milyon 329 bin 3 tondan 3 milyon 331 bin 700 tona yükseldi. Buğday ithalatına ödenen tutar 343 milyon 86 bin dolardan 856 milyon 796 bin dolara çıktı. Miktar ve değer artışı yaklaşık yüzde 150 oldu. Mısır ithalatı 3 milyon 458 bin 391 tondan 4 milyon 374 bin 514 tona, ödenen tutar ise 881 milyon 461 bin dolardan 1 milyar 106 milyon 293 bin dolara yükseldi. Toplam hububat ithalatı miktar olarak yaklaşık yüzde 59 artarak 7 milyon 908 bin 504 tona ulaştı. Hububat ithalatına ödenen tutar ise yüzde 54 artışla 2 milyar 82 milyon 53 bin dolara çıktı. Yağlı tohum ve küspe ithalatı büyüdü Yağlı tohum ithalatına ödenen tutar 2025'in ilk yarısındaki 1 milyar 543 milyon 185 bin dolardan, 2026'nın aynı döneminde 1 milyar 998 milyon 325 bin dolara yükseldi. Artış yüzde 29 oldu. Ayçiçeği tohumu ithalatı 730 bin 137 tondan 977 bin 433 tona, ithalata ödenen tutar ise 493 milyon 691 bin dolardan 748 milyon 344 bin dolara çıktı. Küspe ithalatı 1 milyon 138 bin 887 tondan 1 milyon 602 bin 884 tona yükseldi. Küspeler için ödenen tutar 360 milyon 847 bin dolardan 558 milyon 97 bin dolara çıkarak yüzde 55 arttı. Soya küspesi ithalatı tek başına 602 bin 390 tondan 1 milyon 84 bin 878 tona yükseldi. Canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına 1,17 milyar dolar Canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına ödenen toplam tutar, 2025'in ilk yarısındaki 977 milyon 631 bin dolardan, 2026'nın aynı döneminde 1 milyar 173 milyon 867 bin dolara çıktı. Kırmızı et ithalatı 34 bin 951 tondan 43 bin 995 tona yükseldi. İthalata ödenen tutar ise 248 milyon 19 bin dolardan 436 milyon 868 bin dolara çıkarak yaklaşık yüzde 76 arttı. İthalata 410 milyar, çiftçiye 168 milyar lira Tabloda yer alan seçilmiş bitkisel ürünlerin ithalatına 2026 yılının ilk altı ayında 8 milyar 105 milyon 982 bin dolar, canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına ise 1 milyar 173 milyon 867 bin dolar ödendi. Toplam tutar 9 milyar 279 milyon 849 bin dolar oldu. Dolar kuru 44 lira üzerinden hesaplandığında karşılığı yaklaşık 408,3 milyar liraya ulaşıyor. Sarıbal, bu tutarı konuşmasında yuvarlayarak 410 milyar lira olarak ifade etti. Sarıbal, “İthalata yaklaşık 410 milyar lira veriyoruz. Peki bu iktidarın çiftçiye ayırdığı para ne kadar? 168 milyar lira” dedi. Mehmet Şimşek enflasyonun değil, çiftçinin belini kırdı Meyve ve sebze fiyatlarındaki üretici kaynaklı düşüşlerin enflasyonla mücadele başarısı olarak gösterilemeyeceğini belirten Sarıbal, ithalat ve düşük fiyat politikalarının çiftçiyi üretimden uzaklaştırdığını söyledi. Sarıbal şöyle konuştu: “Mehmet Şimşek enflasyonun belini kıramadı; kırsaydı faizler düşerdi. Ama bildiğim bir şey var: Mehmet Şimşek yoksulun, fakirin, emeklinin, emekçinin, köylünün ve çiftçinin belini kırdı. Vahşi liberal politikalara bu halkı, bu ülkeyi teslim etti.” Sarıbal, açıklamasını, “Bu düzen değişecek; hakkaniyetli, adil, halktan, ülkeden, emekçiden, çiftçiden ve topraktan yana yeni bir düzen elbet kurulacak” sözleriyle tamamladı.

Denizli’nin Mayıs Ayı İhracatı 383 Milyon Dolar Oldu Haber

Denizli’nin Mayıs Ayı İhracatı 383 Milyon Dolar Oldu

Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) Başkanı Osman Uğurlu, Denizli'nin Mayıs 2026 ihracat rakamlarını açıkladı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre Denizli ihracatı, mayıs ayında yüzde 14,5 azalışla 383 milyon dolar olarak gerçekleşti. DENİB tarafından kayda alınan ihracat ise yüzde 11,1 azalışla 301 milyon dolar oldu. Şubat, mart ve nisan aylarında Türkiye genelinde 8. sıraya yükselen Denizli, mayıs ayında da bu istikrarlı yerini korumayı başardı. Yılın ilk 5 ayını kapsayan Ocak-Mayıs döneminde ise Denizli ihracatı yüzde 1,9 artışla 1 milyar 982 milyon dolara ulaştı. Mayıs Ayındaki Düşüşün Nedeni: 6 Eksik İş Günü! İhracat rakamlarındaki gerilemeyi değerlendiren DENİB Başkanı Osman Uğurlu, bu düşüşte takvim etkisinin doğrudan belirleyici olduğunu vurguladı. Mayıs ayında toplamda 14 iş günü olduğunu belirten Uğurlu, geçen yılın aynı ayına göre 6 eksik iş günüyle faaliyet gösterdiklerini ifade etti. İhracatçıların küresel ve yerel ölçekte zorlu bir süreçten geçtiğini hatırlatan Uğurlu, şu ifadeleri kullandı: "İhracatçılarımız; yüksek finansman maliyetleri, artan üretim giderleri, kur-enflasyon makası ve küresel pazarlardaki yoğun rekabetle mücadele ediyor. Ancak Orta Doğu’daki gerilimlerin hafiflemesi ve haziran ayında çalışma günü sayısının 3,5 gün fazla olmasıyla ihracat performansımız yeniden dengelenecektir." Sektörel İhracat Performansı: Elektrik-Elektronik Yükselişte Denizli'nin lokomotif sektörlerinin mayıs ayı performans tablosu şu şekilde şekillendi: Tekstil ve Konfeksiyon: Yüzde 20,9 azalışla 103 milyon dolar. Elektrik-Elektronik: Yüzde 5,1 artışla 97 milyon dolar. Demir ve Demir Dışı Metaller: Yüzde 5 azalışla 66 milyon dolar. Tarım: Yüzde 17,4 azalışla 27,5 milyon dolar. Madencilik: Yüzde 10,2 azalışla 25,8 milyon dolar. İhracatın Zirvesinde İngiltere Var! Mayıs ayında Denizli'den en fazla ihracat yapılan ülkeler sıralamasında İngiltere liderliğini korudu. İngiltere'ye yapılan ihracat yüzde 4,3 artarak 61 milyon dolara yükseldi. Denizli ihracatında öne çıkan ilk 5 ülke ve ihracat rakamları: İngiltere: 61 milyon dolar (+%4,3) İtalya: 33,4 milyon dolar (-%15,6) ABD: 31,6 milyon dolar (+%31,8) Almanya: 28,6 milyon dolar (-%20,2) Fransa: 21,8 milyon dolar (+%9,2) Türkiye İmalat PMI 49,8’e Yükseldi: En Güçlü Performans Giyimde Ekonomik öncü göstergelerden biri olan Türkiye İmalat PMI (Satın Alma Yöneticileri Endeksi), nisan ayındaki 45,7 seviyesinden mayıs ayında 49,8’e yükselerek 50,0 olan eşik değerine yaklaştı. Üretimin yeniden büyümeye geçmesinde yeni ihracat siparişlerindeki toparlanma etkili oldu. Sektörel bazda ise nisan ayında olduğu gibi mayıs ayında da Türk imalat sanayisinin en iyi performans gösteren sektörü giyim ve deri ürünleri oldu. "Sürdürülebilir Büyüme İçin İhracatçının Rekabet Gücü Korunmalı" Türkiye ekonomisinin 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2,5 büyüme kaydettiğini belirten TÜİK verilerine de değinen DENİB Başkanı Osman Uğurlu, net ihracatın büyümeye katkısının negatif olmasının dikkatle incelenmesi gerektiğinin altını çizdi. Uğurlu, "Özellikle emek yoğun sektörlerde yaşanan maliyet baskıları, firmalarımızın uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü olumsuz etkiliyor. İhracatçılarımızın finansmana erişimini kolaylaştıracak, maliyet yüklerini azaltacak ve uluslararası pazarlardaki rekabetçiliğini artıracak adımların kararlılıkla sürdürülmesi büyük önem taşıyor" diyerek destekleyici politikaların önemine vurgu yaptı.

Denizli İhracatında Nisan Rekoru: %26,5 Artışla 458 Milyon Dolar! Haber

Denizli İhracatında Nisan Rekoru: %26,5 Artışla 458 Milyon Dolar!

Türkiye’nin üretim ve ihracat merkezlerinden biri olan Denizli, 2026 yılı Nisan ayında sergilediği performansla yükselişini sürdürdü. Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) Başkanı Osman Uğurlu tarafından paylaşılan verilere göre, kentin ihracatı geçtiğimiz yılın aynı ayına göre %26,5 artış göstererek 458 milyon dolara ulaştı. ​Yılın ilk dört aylık döneminde (Ocak-Nisan) ise toplam ihracat hacmi, %6,9’luk bir artışla 1 milyar 601 milyon dolar olarak kaydedildi. ​Sektörel Bazda Güçlü Toparlanma ​Nisan ayında Denizli’nin lokomotif sektörlerinin tamamında çift haneli büyüme rakamları yakalandı. Bir süredir daralma baskısı altında olan tekstil ve konfeksiyon sektörü, %20,5 artışla 129 milyon dolar ihracat gerçekleştirerek moral depoladı. ​Diğer önemli sektörlerdeki performans ise şu şekilde yansıdı: Elektrik-elektronik sektörü %31,7 artışla 109 milyon dolar, demir ve demir dışı metaller %38 artışla 83 milyon dolar, tarım ürünleri %27,1 artışla 37 milyon dolar ve madencilik sektörü %26,5 artışla 28 milyon dolarlık katkı sağladı. ​İhracatın Zirvesinde İngiltere Var ​Denizli’nin dış ticaretinde en büyük payı alan ülkeler listesinde İngiltere, %51’lik rekor artış ve 72 milyon dolarlık hacimle liderliğini korudu. İngiltere’yi 41 milyon dolarla İtalya, 36,4 milyon dolarla ABD ve 36,3 milyon dolarla Almanya takip etti. Hollanda ise 25 milyon dolarla ilk beş pazar arasında yer aldı. Başkan Uğurlu, en fazla ihracat yapılan ilk 10 ülkenin tamamında çift haneli artışlar yaşanmasının istikrarın göstergesi olduğunu vurguladı. ​Finansal Destekler ve Vergi Düzenlemeleri ​İhracatçıların finansman yükünü hafifletecek önemli bir gelişme olarak, TCMB’nin yurt dışı kaynaklı dövizlerin TL’ye dönüşüm desteği 31 Temmuz 2026 tarihine kadar uzatıldı. Başkan Uğurlu, bu desteğin maliyet yönetimi açısından kritik olduğunu ifade ederken, rekabet gücünün korunması için destek oranının %5 seviyesine çıkarılması yönündeki beklentisini yineledi. ​Ayrıca, yeni vergi düzenlemesi ile ihracatçı firmalar için kurumlar vergisi oranının %14’e, imalatçı ihracatçılar için ise %9’a düşürülmesi, küresel pazarlardaki rekabetçiliği artıracak stratejik bir adım olarak değerlendirildi. ​Küresel Riskler ve PMI Verileri ​Savaşın etkisiyle Küresel İmalat PMI verilerinin 51,3’e, Türkiye İmalat PMI’nın ise 47,9’a gerilediği bu dönemde; Denizli ihracatçısı yüksek adaptasyon yeteneği ile takvim ve parite etkisini fırsata çevirmeyi başardı. Mart ayındaki bayram tatili ve jeopolitik gerilimlerin neden olduğu duraksama, Nisan ayındaki güçlü performansla dengelendi. ​Denizli, üretim gücü ve ihracat tecrübesiyle yılın geri kalanında daha güçlü hedeflere odaklanarak yoluna devam ediyor.

Kömür Yatırımları Seçmen Gözünde "Siyasi Risk" Haline Geldi Haber

Kömür Yatırımları Seçmen Gözünde "Siyasi Risk" Haline Geldi

Türkiye, Hindistan ve Güney Afrika’da gerçekleştirilen yeni bir akademik araştırma, enerji politikalarında tarihi bir kırılmayı gün yüzüne çıkardı. Brown Üniversitesi’nden Doç. Dr. Jennifer Hadden ve ekibinin yayımladığı çalışmaya göre, vatandaşlar rüzgâr ve güneş enerjisini kömüre açık ara tercih ederken; kömür projelerini destekleyen siyasi aktörler seçmen nezdinde güven kaybediyor. Vatandaş "Temiz Enerji" Diyor, Siyaset Risk Alıyor Türkiye’nin COP31 ev sahipliği sürecinde, Kolombiya’da düzenlenen Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı ile eş zamanlı paylaşılan araştırma, kömürün artık sadece bir çevre sorunu değil, ciddi bir "siyasi maliyet" unsuru olduğunu kanıtlıyor. Araştırmanın Öne Çıkan Bulguları: Açık Ara Tercih Yenilenebilir: Her üç ülkede de seçmenler, yeni enerji yatırımlarında güneş ve rüzgâr enerjisini ilk sıraya koyuyor. Doğal gaz altyapısı bile kömürden daha fazla destek görüyor. Sağlık ve Tarım Endişesi: İtirazların odağında iklim değişikliğinden ziyade doğrudan yaşam kalitesini etkileyen hava kirliliği, halk sağlığı ve tarım arazilerinin kaybı yer alıyor. Siyasi Getiri Yenilenebilirde: Araştırma, yenilenebilir enerji projelerini savunan liderlerin toplumsal desteğini artırdığını, kömür projelerine yatırım yapanların ise oy kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Doç. Dr. Jennifer Hadden: "Kömür Projeleri Toplumsal Talepten Beslenmiyor" Araştırmanın yazarlarından Brown Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Jennifer Hadden, çalışmanın sonuçlarını şu sözlerle değerlendirdi: "Liderler seçmen tercihlerini ne kadar iyi anlarsa o kadar iyi. Bu çalışma, kömür projelerinin toplumsal bir talepten kaynaklanmadığını, aksine bu projelerin durdurulmasının siyasi bir fayda sağlayacağını net bir şekilde ortaya koyuyor. Türkiye'de de gördüğümüz üzere, kömür projeleri protestolara en açık ve toplumsal direncin en yüksek olduğu alanlar." COP31 ve Türkiye İçin Fırsat Penceresi Türkiye’nin COP31 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı) adaylığı ve ev sahipliği süreci, enerji dönüşümü için kritik bir fırsat sunuyor. Araştırma, Türkiye’de geliştirilmekte olan kömür projelerinin kamuoyu nezdinde karşılığı olmadığını vurgularken, liderlerin temiz enerjiye yönelerek hem ekolojik hem de siyasi bir kazanım elde edebileceğine işaret ediyor. Kömürden Kaçışın Temel Nedenleri: Hava Kirliliği: Proje yakınında yaşayanların sağlığına yönelik doğrudan tehdit. Madencilik Faaliyetleri: Yeni santrallerin daha fazla maden sahası açacağı korkusu. Yolsuzluk Algısı: Kömür projeleriyle ilişkilendirilen "ahbap-çavuş kapitalizmi" endişesi.

Gediz Nehri İçin Kritik Çağrı Haber

Gediz Nehri İçin Kritik Çağrı

Manisa’da düzenlenen “Hayat Suyu Gediz” panelinde konuşan MASKİ Genel Müdürü Ali Kılıç, nehirdeki kirliliğe dikkat çekerek acil eylem planlarını açıkladı. Kılıç, arıtılmış atıksuların tarımsal sulamada kullanılması için dev projelerin yolda olduğunu müjdeledi. ​Manisa Büyükşehir Belediyesi ve Kent Konseyleri iş birliğiyle düzenlenen etkinlik, Gediz Nehri’nin maruz kaldığı çevresel baskıları ve çözüm yollarını gündeme taşıdı. “Gediz’in Bitmeyen Kavgası” belgesel gösterimiyle başlayan programda, bölgenin su geleceği uzmanlar tarafından masaya yatırıldı. ​"Gediz Demek Manisa Demek" ​Panelde söz alan MASKİ Genel Müdürü Ali Kılıç, 401 kilometrelik nehrin büyük bir kısmının Manisa sınırlarında olduğunu hatırlatarak havzanın ekonomik değerine vurgu yaptı. Kılıç, "Gediz havzası 4.2 milyon hektarlık alanıyla Manisa’nın en önemli tarımsal üretim merkezi. Ancak hayalimiz olan o temiz Gediz'e ulaşmak için yerel yönetim, merkezi hükümet ve vatandaş el birliğiyle hareket etmeliyiz" dedi. ​Atıksular Tarıma Can Verecek ​MASKİ’nin çevre yatırımlarına dair veriler paylaşan Kılıç, 17 ilçede 24 atıksu arıtma tesisi ile hizmet verdiklerini belirtti. En dikkat çeken proje ise arıtılmış suların geri kazanımı oldu: ​Sarıgöl Projesi: Günlük 3 bin metreküp arıtılmış suyun tarımda kullanılması hedefleniyor. ​DSİ İş Birliği: Manisa merkez arıtma tesisinden çıkan suya DSİ'nin talip olduğu ve bu suyun tarımsal sulamaya yönlendirileceği açıklandı. ​Kritik Uyarı: "Yeraltı Suları Tükeniyor, Barajlara Geçmeliyiz" ​İklim krizinin kapıda olduğunu hatırlatan Ali Kılıç, Manisa’nın içme suyu stratejisinde köklü bir değişim gerektiğini vurguladı. Sürekli yeni sondaj açmanın sürdürülebilir olmadığını belirten Kılıç, şu uyarılarda bulundu: ​"Sondajlarda su seviyesi düştükçe ağır metal riski artıyor. Manisa'nın acilen yerüstü kaynaklarına geçmesi şart. Akhisar Gürdük, Turgutlu Kelebek ve Soma Sevişler barajlarından içme suyu temini için DSİ ile temaslarımız sürüyor." ​Geniş Katılımlı Çevre Zirvesi ​Panele İZDENİZ Yönetim Kurulu Başkanı Işıkhan Güler, Gediz Kirliliği Önleme Koordinasyon Temsilcisi Ramis Sağlam ve Ege Derneği Manisa Temsilcisi Murat Gültekin de konuşmacı olarak katılarak; sanayi, madencilik ve evsel atıkların ekosistem üzerindeki baskısını detaylandırdı.

Denizli İhracatta İlk 8’deki Yerini Korudu Haber

Denizli İhracatta İlk 8’deki Yerini Korudu

Denizli, 2026 yılı Mart ayında 390 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirerek Türkiye genelindeki 8. sıradaki yerini sağlamlaştırdı. DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu, jeopolitik gerilimler ve iş günü kaybına rağmen Denizli’nin pazar çeşitliliğiyle direnç gösterdiğini vurguladı. ​Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından açıklanan Mart ayı verilerine göre, Türkiye ihracatı yüzde 6,4 azalışla 21,9 milyar dolar olurken, Denizli ihracatı da yüzde 6,2’lik sınırlı bir düşüşle 390 milyon dolar olarak kaydedildi. Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) üzerinden kayda alınan ihracat ise genel trendin aksine yüzde 2,2 artış göstererek 308 milyon dolara ulaştı. ​Ocak-Mart Döneminde Yükseliş Sürüyor ​Yılın ilk çeyreğinde Denizli’nin toplam ihracat performansı pozitif ivmesini korudu. Ocak-Mart döneminde kentin ihracatı, geçtiğimiz yılın aynı dönemine oranla yüzde 0,9 artarak 1 milyar 147 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. ​Sektörel Bazda İhracat Rakamları ​Mart ayında Denizli’nin lokomotif sektörlerinde farklı grafikler izlendi: ​Demir ve Demir Dışı Metaller: %12,2 artışla 72 milyon dolar (Ayın yükselen yıldızı). ​Tekstil ve Konfeksiyon: %13,5 azalışla 100 milyon dolar. ​Elektrik-Elektronik: %2,7 azalışla 88 milyon dolar. ​Madencilik: %1,5 artışla 24 milyon dolar. ​Tarım: %7,9 azalışla 29 milyon dolar. ​İhracatın Zirvesinde İngiltere Var ​Denizli’nin en güçlü pazarı olan İngiltere, Mart ayında yüzde 35’lik dev bir artışla 70 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştı. Dikkat çeken diğer ülke performansları ise şöyle: ​Almanya: %7,5 artışla 32 milyon dolar (Yeninden 2. sıraya yükseldi). ​Fransa: Üst üste üç aydır %40’ın üzerinde artış göstererek 23 milyon dolara ulaştı. ​İtalya ve ABD: Sırasıyla 31 ve 30 milyon dolarlık ihracatla listenin üst sıralarında yer aldılar. ​Başkan Memişoğlu: "Körfez Gerilimi ve PMI Verileri Takibimizde" ​DENİB Başkanı Hüseyin Memişoğlu, Mart ayında imalat PMI verilerinin 47,9’a gerilemesinin ekonomik aktivitedeki yavaşlamaya işaret ettiğini belirtti. Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimlerin ve enerji maliyetlerindeki artışın ihracatçı üzerindeki baskısını dile getiren Memişoğlu; ​"Bayram nedeniyle yaşanan iş günü kaybı ve jeopolitik gerilimler Mart ayında ivmeyi bir miktar yavaşlattı. Ancak Denizli olarak 183 ülkeye ihracat yapabilen güçlü bir pazar çeşitliliğine sahibiz. Bu yapı, küresel riskleri yönetme noktasında en büyük avantajımızdır. Hedefimiz, belirsizliklerin azaldığı bir ortamda sürdürülebilir ihracat artışını devam ettirmektir." ifadelerini kullandı.

CHP'li Sarıbal: "İznik Gölü Yok Oluşa Sürükleniyor" Haber

CHP'li Sarıbal: "İznik Gölü Yok Oluşa Sürükleniyor"

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında İznik Gölü’nde yaşanan hızlı ve kalıcı su kaybına dikkati çekti. İznik Gölü’nün yer altı suları, yüzeysel akışlar ve kar sularıyla beslenen kapalı bir ekosistem olduğuna vurgu yapan Sarıbal, beslenme havzasının yüzde 60’ından fazlasının yerleşim alanı olduğunu, göl çevresinde mevzuat gereği mutlak koruma ve kontrollü kullanım alanları belirlenmiş olmasına rağmen, uygulamada bu statünün yapılaşmanın önünü açtığını ifade etti. Sarıbal ayrıca, İznik Gölü’nü kapsayan 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planlarının iptal edildiğini, ancak yerine bağlayıcı ve bütüncül bir koruma planının hala yürürlüğe konulmadığını belirtti. Son olarak 16 Şubat 2026 itibarıyla İznik Gölü’nün 200 metre çekildiğini, su seviyesinin yaz gelmeden kritik seviyelere düşüldüğünü aktaran Sarıbal, “Tarımın kısıtlandığı bir ortamda sanayi kullanımının aynı ölçüde sınırlandırılmaması kabul edilemez” diyerek, İznik Gölü için bilimsel, bağlayıcı ve kamu yararını esas alan acil bir koruma planı çağrısı yaptı. SU SORUNU MEVSİMSEL DEĞİL, KALICI! Çiftçilerin geçimini göle bağlı sulu tarım ve zeytincilikten sağladığını hatırlatan Sarıbal, buna karşın son yıllarda yaşanan sürekli su kaybının, gölü ulusal ölçekte bir çevre krizinin eşiğine getirdiğini belirtti. Milletvekili Sarıbal, DSİ verilerine göre 2021–2024 arasında gölde 30–40 santimetrelik bir seviye düşüşü yaşandığını; 2022’de yüzde 16, 2023’te yüzde 40, 2024’te ise yüzde 30 oranında su kaybı kaydedildiğini aktardı. Uydu ölçümlerinin de bu tabloyu doğruladığını belirten Sarıbal, 30 Eylül 2025 itibarıyla göl seviyesinin 81,95 metreye gerilediğini, bunun güvenli işletme kotu kabul edilen 83,30 metrenin 1,35 metre altında olduğunu söyledi. 2013’e kıyasla yaklaşık 232 milyon metreküplük su kaybına işaret eden Sarıbal, “Bu veriler sorunun mevsimsel değil, kalıcı olduğunu gösteriyor” dedi. 18 Kasım 2025’te İl Kuraklık Kriz Merkezi toplantısında tarımsal sulamanın kısıtlanacağının açıklandığını anımsatan Sarıbal, buna karşın sanayi tesislerinin su kullanımına ilişkin şeffaf ve bütüncül bir değerlendirme yapılmadığını vurguladı, “Sanayi, madencilik ve yapılaşmanın göl üzerindeki etkileri kamuoyundan gizleniyor” dedi. BİLİMSEL ÇALIŞMALAR SANAYİ BASKISINI GÖSTERİYOR Haziran 2025’te yayımlanan bağımsız bir araştırma ile ilgili bilgi veren Sarıbal, kentsel alanların genişlemesi ve orman kaybının, yüzey akışını artırırken yeraltı suyu beslenmesini azalttığını söyledi. 1990–2018 döneminde havzada ulaşım ve madencilik alanlarının 0’dan 730 hektara, ticari ve sanayi alanlarının ise yüzde 461 artarak 130 hektardan 730 hektara çıktığını belirten Sarıbal, aynı dönemde tarım alanlarının yalnızca yüzde 7 arttığını kaydetti. Gölü besleyen kaynakların zayıflaması, yeraltı sularının yoğun kullanımı ve sanayi tesislerinin doğrudan ya da dolaylı su çekişlerinin krizi derinleştirdiğini dile getiren Sarıbal, Cargill’in ve Gemlik Gübre’nin yüksek miktarda su kullandığını söyledi. İLİÇ; SERMAYENİN Mİ YAŞAM HAKKININ MI KORUNACAĞININ DAVASIDIR CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, iktidarın maden politikalarını ise Erzincan İliç’te 9 işçinin yaşamını yitirdiği faciaya ilişkin dava süreciyle eleştirdi. Maden şirketlerinin karlarını katlarken; ölüm, toz, kirlilik, kuraklık ve gıda enflasyonu gibi toplumsal maliyetlerin ise halka yüklendiğini belirtti, bu tablonun en ağır örneğinin, 13 Şubat 2024’te Erzincan İliç’te yaşanan facia olduğunu söyledi. 9 işçinin yaşamını yitirmesine ilişkin davanın Erzincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürdüğünü hatırlatan Sarıbal, 6. duruşmada olay yerinde keşif yapılması ve Anagold Madencilik kayıtlarına el konulması taleplerinin reddedildiğini aktardı. Sarıbal, bilirkişi raporlarında “asli kusurlu” olduğu belirtilen kamu görevlilerinin yargılama dışında bırakılmasına tepki gösterdi. 23 Mayıs 2024 tarihli bilirkişi raporunda ÇED Olumlu Kararı’na imza atan dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve bakanlık yetkililerinin “asli kusurlu” olarak gösterildiğini, ancak bu isimlerin dosyadan çıkarıldığını vurguladı. Sarıbal, kamu görevlileri hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı” kararının etkili soruşturma yapılmadan verildiğini ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında usul yükümlülüğünün ihlal edildiğini söyledi. “Bu dava; yaşam hakkı, çevre hakkı ve etkili soruşturma yükümlülüğünün birlikte ele alınması gereken bir dosyadır. Bu ülkede şirketler öldürür, bakanlıklar imza atar, yargılanan mühendis olur. Bu dosya böyle kapatılırsa herkesin can güvenliği ortadan kalkar. İliç davası, Türkiye’de sermayenin mi yoksa yaşam hakkının mı korunacağının davasıdır. Gerçek sorumlular yargı önüne çıkarılmadan bu dosya kapanmayacak” diye konuştu.

Türkiye'nin NTE Sınavı Haber

Türkiye'nin NTE Sınavı

Türkiye’nin Eskişehir Beylikova’da keşfettiği Nadir Toprak Elementleri (NTE) rezervi, sadece ekonomik bir müjde değil, aynı zamanda ülkenin önündeki en büyük teknolojik ve ekolojik sınavlardan biri. Prof. Dr. Etem Karakaya tarafından yapılan kapsamlı analiz, Türkiye’nin bu "stratejik vitaminleri" katma değere dönüştürmek için madenciliğin ötesine geçmesi gerektiğini ortaya koyuyor. ​Kritik Madenler: Yeni Dünyanın Jeostratejik Aracı ​Yeşil enerji dönüşümü, yüksek teknoloji ve ulusal güvenlik için hayati öneme sahip olan NTE’ler, tedarik zinciri kesintisi riski en yüksek malzemeler arasında yer alıyor. Türkiye’nin 694 milyon tonluk (toplam cevher) rezerv duyurusu büyük heyecan yaratsa da, Prof. Dr. Karakaya asıl değerin madencilikte değil, rafinasyon ve nihai ürün aşamasında oluştuğunu vurguluyor. ​Değer Zincirindeki Uçurum: Saflaştırma 15 Kat Daha Değerli ​Analiz, NTE ekonomisindeki çarpıcı farkı şu rakamlarla özetliyor: ​Madencilik: 2025 itibarıyla küresel ham konsantre pazar değeri 600-800 milyon dolar bandında.​ Rafinasyon: Aynı hacim yüksek saflıkta oksit ve metal formuna dönüştüğünde pazar değeri 5,7 - 7,6 milyar dolara çıkıyor. Yani saflaştırma süreci, madencilikten 10-15 kat fazla katma değer yaratıyor.​ Nihai Ürün: Saflaştırılmış NTE’lerin kullanıldığı kalıcı mıknatıs pazarı ise 35 milyar doları aşmış durumda. Bu, bir ton ham cevherdeki birkaç kilogram NTE’nin, doğru işlendiğinde 100-150 bin dolarlık bir ekonomik katkı sağlaması anlamına geliyor.​Çin’in "Monopol" Gücü ve Türkiye’nin Pozisyonu ​Dünyanın en büyük rezerv sahiplerinden biri olan ABD bile, işlenmiş NTE ve kalıcı mıknatıslar için %90 oranında Çin’e bağımlı durumda. Çin, bu hakimiyeti 2000 yılından bu yana yaptığı 57 milyar dolarlık devasa yatırımla sağladı. ​Türkiye’nin Beylikova’daki rezervinin niteliği ise henüz netleşmiş değil. Uluslararası JORC Kodu kapsamında sertifikasyon süreci devam ederken, akademik çalışmalar Türkiye’deki yatakların %0,2 ila %2’sinin NTE oksidi olduğunu (yaklaşık 1.4 - 14 milyon ton NTE) gösteriyor. Ancak uzmanlar, bu rezervin daha çok "Hafif NTE" ağırlıklı olabileceği, bunun da ekonomik getiriyi sınırlayabileceği konusunda uyarıyor. ​"Yeşil Enerji Karadeliği": Ekolojik Bedel ve Toryum Riski ​NTE üretimi muazzam miktarda toprağın kazılmasını ve ciddi oranda toksik atık oluşumunu gerektiriyor. Bir ton NTE başına ortalama iki bin ton toksik atık üretilebiliyor. ​Toryum Faktörü: Eskişehir’deki cevherlerin önemli miktarda radyoaktif bir element olan Toryum içermesi, süreci daha da hassas kılıyor. Bu durum, sadece maden atıklarının değil, rafinasyon yan ürünlerinin de özel lisanslı ve uzun vadeli radyoaktif atık yönetimi gerektireceği anlamına geliyor. ​Karakaya, Çin’in çevresel düzenlemeleri hiçe sayarak elde ettiği düşük maliyet avantajını takip etmenin Türkiye için hem etik hem de jeopolitik bir felaket olacağını belirterek; "Asıl sınav, yüksek katma değerli üretimi çevresel sürdürülebilirlik ile tasarlayabilmektir" diyor. ​Uluslararası İşbirliği Bir Seçenek Değil, Zorunluluk ​Türkiye’nin tek başına teknoloji transferi, devasa finansman ve pazar erişimi gibi engelleri aşması zor görünüyor. Ekim 2024’te Çin ile imzalanan mutabakat zaptının ardından müzakerelerin çıkmaza girmesi, Ankara’nın rotasını Batılı partnerlere çevirmesine neden oldu. ​Çin’in Şartları: Kritik teknolojiyi transfer etmeyi reddeden ve ham maddenin Çin’de işlenmesini isteyen Pekin’in şartları Türkiye’nin hedefleriyle uyuşmadı.​ Batı ile Yeni Fırsatlar: AB’nin "Kritik Hammaddeler Yasası" (CRMA) çerçevesinde 2030’a kadar tüketimin %40’ını birlik içinde işleme hedefi, Türkiye için büyük bir ortaklık kapısı aralıyor. ABD, Kanada ve İsviçre ile görüşmelerin sürmesi bu stratejik yönelimin bir parçası.​Sonuç: Ne Yapılmalı? ​Analize göre Türkiye’nin etkin bir aktör olması için şu adımlar şart: ​Devlet Desteği: Kamu-özel sektör ortaklığıyla madencilik ve işleme altyapısına güçlü finansal destek.​ Sürdürülebilir Etiket: Üretimin ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) standartlarına uygun yapılarak Türk NTE ürünlerine "sürdürülebilir kaynaklı" etiketi kazandırılması.​ Kritik Mineraller Stratejisi: Ham maddeden nihai teknolojik ürüne kadar tüm aşamaları kapsayan, nitelikli insan kaynağı ve AR-GE odaklı ulusal bir planın devreye alınması. ​Türkiye’nin NTE sınavı, sadece toprağın altındakini çıkarmak değil, o topraktan geleceğin teknolojisini ve temiz bir dünyayı inşa edebilme kabiliyetidir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.