Hava Durumu

#Makarna

Kırsal Haber - Makarna haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Makarna haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hürmüz Boğazı’ndaki Güvenlik Riskleri Küresel Gıda Ticaretini Etkiler Haber

Hürmüz Boğazı’ndaki Güvenlik Riskleri Küresel Gıda Ticaretini Etkiler

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından paylaşılan verilere göre; çikolata ve kakaolu ürünler, ayçiçek yağı, bisküvi ve gofret, şekerleme çeşitleri ile makarna ve buğday unu gibi temel gıda kalemlerini kapsayan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü, yılın ilk iki ayında 1,9 milyar dolarlık ihracat yaptı. Miktar bazında ihracat geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 21,3 gerilemiş olsa da ihracat birim fiyatlarındaki yüzde 14’4’lük yükselişin etkisiyle değer bazındaki düşüş yüzde 9,9 seviyesinde kaldı. Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre ihracatın yüzde 10,9 artışla 191,8 milyon dolara yükseldiği ayçiçek yağı, sektörde ilk sırada yer alırken; yüzde 6,9 düşüşle 170,3 milyon dolar olarak kayıtlara geçen çikolata ve kakao bazlı ürünler ikinci sırada yer aldı. Tatlı bisküvi ve gofretler ile makarna, ihracatı bu dönemde 150 milyon doları aşan diğer ürün grupları oldu. 212,4 milyon dolar ihracat yapılan Irak’taki yüzde 42,2’lik düşüşe bağlı olarak Orta Doğu pazarında yüzde 22,8’lik düşüş kaydedildi. “Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik riskleri küresel gıda ticaretini etkiler” Yurt dışında yaşanan gelişmelerin uluslararası ticaret üzerindeki etkisinin yoğunlaştığı bu süreçte, sektörün dikkatinin Orta Doğu’daki gerilimler üzerinde yoğunlaştığına dikkat çeken TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu şunları söyledi: “İran ile bağlantılı olarak bölgede son dönemde yaşanan gelişmeler, küresel gıda ticaretini yalnızca siyasi açıdan değil, enerji ve lojistik kanalları üzerinden de etkileyen yeni bir belirsizlik alanı oluşturuyor. Hürmüz Boğazı çevresinde artan güvenlik riskleri ve ticari gemi trafiğinde zaman zaman yaşanan aksaklıklar, küresel emtia taşımacılığı açısından kritik bir dar boğaza işaret ediyor. Küresel tüketimin yaklaşık yüzde 20’sine denk gelen, günde yaklaşık 20 milyon varil ham petrolün geçtiği bu koridorda yaşanan gerilim, enerji fiyatları üzerinden tarım ve gıda piyasalarına da yansıyabiliyor. Brent petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar, Körfez’de artan risk primleri ve taşımacılık maliyetlerindeki yükseliş ihracat faaliyetlerini zorlaştıran unsurlar arasında yer alıyor. Enerji ve lojistikte yaşanan bu dalgalanmalar, tarımsal üretimin temel girdileri açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor. Çünkü Hürmüz Boğazı aynı zamanda küresel azot bazlı gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 25 ila 35’inin geçtiği bir hat niteliğinde. Bu nedenle sevkiyatlarda yaşanabilecek uzun süreli aksaklıklar, gübre fiyatlarının yükselmesine ve önümüzdeki üretim sezonunda maliyet baskısının artmasına neden olabilir. Enerji, navlun ve sigorta maliyetleri aynı anda yükseldiğinde, gıda ticaretinin yalnızca bir tarım meselesi olmaktan çıkarak küresel ekonomik istikrar ve tedarik güvenliği açısından da kritik bir başlık haline geldiğini unutmamak gerekiyor.” “Geniş bir coğrafyanın gıda arz güvenliğinde kilit bir merkeziz” İran’la ticaretin, ihracatçı firmaların Orta Doğu’daki rekabetçiliğini sürdürebilmesi açısından önemli bir konu olduğuna değinen Tiryakioğlu şunları söyledi: “Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri alanında yılda yaklaşık 4-5 milyar dolarlık ithalat yapan İran, Türkiye için de önemli bir pazar niteliği taşıyor. Türkiye’nin 2025 yılında bu ülkeye gerçekleştirdiği hububat sektörü ihracatı 300 milyon doların üzerinde ve İran bu tutarla en büyük 10 ihracat pazarımız arasında yer alıyor. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarı, sadece İran için değil; Rusya-Ukrayna savaşının küresel etkilerinin devam ettiği ve çevre coğrafyamızda jeopolitik risklerin arttığı bu dönemde, tüm bölgenin gıda tedariki açısından daha da stratejik hale geliyor. Güçlü sanayi altyapımız, hammadde işleme kapasitemiz ve üstün lojistik ağımız sayesinde Türkiye yalnızca kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke değil; çevresindeki geniş bir coğrafyanın gıda arz güvenliğine katkı sunan kilit bir üretim ve tedarik merkezi. Üstlendiğimiz bu sorumluluğun önümüzdeki dönemde hem ticari hem de insani açıdan daha da önem kazanacağını düşünüyoruz.”

İhracatta Sürdürülebilirliğin Sağlanması İçin Destek Şart Haber

İhracatta Sürdürülebilirliğin Sağlanması İçin Destek Şart

Türkiye’nin hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü çatısı altında yer alan temel gıda ürünleri ihracatındaki güçlü konumu, küresel ticaret dengelerindeki değişim ve artan maliyet baskısı altında yeni bir sınavdan geçiyor. Sektörün ana ihraç ürünlerine ilişkin TradeMap verileri, özellikle Türkiye ile rekabette Mısır’ın avantaj kazanmaya başladığını ortaya koyarken sektör temsilcileri navlun desteğinin yeniden ve hedefli biçimde devreye alınmasını talep ediyor. İhracatçıların küresel rekabet gücünün korunması ve ihracatta sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından navlun maliyetlerinin, son dönemde giderek daha belirleyici bir unsur hâline geldiğine dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu şunları söyledi: “Türkiye’nin hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü çatısı altında yer alan temel gıda ürünleri ihracatı yüksek tonajlı ürünler olup toplam maliyet içinde kritik bir yer tutan navlun giderleri, fiyat rekabetinde çok belirleyici bir unsur haline gelmiştir. Son birkaç yıldır sektörümüzde, özellikle Süveyş Kanalı’na yakınlığı ve Afrika pazarlarına erişimde ek lojistik avantajlarıyla Mısır’ın yükselişi dikkat çekiyor. Mısır bazı yapısal unsurlar nedeniyle sahip olduğu maliyet avantajını, ihracatta ortalama ton fiyatı anlamında bir fiyat rekabetine dönüştürüyor. 2024 TradeMap verilerine göre Türkiye’nin 1,2 milyar dolar ihracatla dünya birinciliğini sürdürdüğü buğday unu alanında, Mısır’ın ihracatı 454 milyon dolara ulaştı. Mısır bu ihracatın yüzde 47’sini Sudan’a yapıyor, bu pazarı sırasıyla Madagaskar ve Somali takip ediyor. Türkiye'nin hem buğday unu hem de makarna tarafında önemli bir pazara sahip olduğu Somali de dahil olmak üzere, Doğu Afrika bölgesinde Mısır’ın buğday unu ihracatı son yıllarda çift haneli seviyelerde artarken, bizim artışımız daha sınırlı seyrediyor. Maalesef makarna tarafında da benzer bir tablo var. Türkiye’nin dünya ikincisi olduğu bu alanda Mısır, özellikle Afrika pazarlarında agresif bir büyüme içinde. Bu gelişmeler ışığında, sektör olarak uzun yıllardır büyük bir özveriyle oluşturduğumuz pazarımızı koruyabilmek adına navlun desteğinin hedef pazar ve ürün bazlı şekilde yeniden devreye alınmasını talep ediyoruz. Navlun desteğinin sektörel bir tercih değil, eşit rekabet zemini sağlayacak dengeleyici bir zorunluluk olduğuna inanıyoruz.” “Türkiye’nin pazar erişim avantajı giderek daralıyor” Mısır ile rekabette navlun maliyetlerine ek olarak başka dezavantajlar da olduğunun altını çizen Kadooğlu, gelecek dönemde Çin’in rekabeti daha da sertleştirebileceğine dikkat çekerek şunları ifade etti: “Mısırlı rakiplerimiz daha düşük enerji maliyetleri ve daha düşük işçilik giderlerinin yanı sıra, devlet destekli sübvansiyonlara ve girdi maliyetlerinde avantaj sağlayan yapısal desteklere sahipler. Bunun yanında Arap Birliği üyeliği sayesinde bölgesel ticaret kolaylıklarından, Afrika içi ticari entegrasyon mekanizmaları (AfCFTA) sayesinde vergisel ve lojistik avantajlardan yararlanıyorlar. Türkiye ise bu ticaret bloklarının dışında kalmış durumda. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği avantajına sahip olmakla birlikte makarna, bulgur, çikolata ve şekerleme ürünlerinde Türkiye’ye yıllardır değişmeden uygulanan ve AB’ye ihracat potansiyelimizi kısıtlayan kotaların yanı sıra, AB’nin yeni nesil Serbest Ticaret Anlaşması ağının dışında kalmamız da küresel rekabet zemininde aleyhimize bir tablo oluşturuyor. Arap Birliği, Afrika kıtasal entegrasyonu ve Pasifik ticaret blokları içinde yer almadığımız için, pazar erişim avantajımız giderek daralıyor. Kamu alımları, menşe avantajı ve lojistik maliyetler bakımından, yapısal bir rekabet dezavantajı oluşuyor. Üstelik orta ve uzun vadede bu rekabete Çin de katılacak; agresif fiyat politikaları ve devlet destekli ihracat modeliyle Çin pazar dengelerini daha da bozacak.” “Talep ettiğimiz destekler, mevcut ekonomi politikalarını da destekler” Geçmiş dönemlerde uygulanan navlun desteklerinin ihracatçılara önemli katkılar sağladığını belirten ve Türkiye’nin rekabet gücünü olumsuz etkileyen koşullar karşısında, sektörün navlun desteği yanında diğer taleplerini de paylaşan Kadooğlu sözlerini şu şekilde tamamladı: “İşçilik maliyetlerine yönelik destek mekanizmalarının geliştirilmesi, döviz kurunun enflasyonla paralel bir seyir sergilemesi, rekabetçiliğin sürdürülebilir olması için döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3 seviyesinden en az yüzde 5’e, hatta mümkünse yüzde 6’ya çıkarılması ve lojistik maliyet hassasiyeti yüksek pazarlara yönelik hedefli bir navlun destek modeli oluşturulması acil taleplerimizden bazılarıdır. Bu desteklerin hayata geçmesinin istihdam, sanayi üretimi ve tarım-sanayi entegrasyonu açısından büyük önem taşıdığına ve kamunun verimlilik odaklı mevcut ekonomi politikalarını destekleyici olacağına inanıyoruz. Çünkü bizim sektörümüz Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere birçok bölgenin ekonomisi ve istihdamı açısından stratejik bir önem taşıyor. Sektörün ihtiyaçlarına cevap verecek çözüm önerilerimize devletimizin göstereceği yapıcı yaklaşım, geleceğe daha umutlu bakmamızı sağlayacaktır.”

Güneydoğu’nun Ramazan Bereketi Orta Doğu ve Afrika Pazarlarından Haber

Güneydoğu’nun Ramazan Bereketi Orta Doğu ve Afrika Pazarlarından

Güneydoğu Anadolu'da hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörünün ihracatı Ocak ayında geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 7,1 daralma ile 279,9 milyon dolar oldu. İhracatın tonaj olarak yüzde 12,3 gerilemeyle 355,5 bin ton olduğu bu dönemde 88,4 bin ton makarna, 63,8 bin ton buğday unu, 35,8 bin ton da ayçiçek yağı ihraç edildi. En fazla gelir elde edilen ürün olan ayçiçek yağındaki ihracat yüzde 11,6 artış ile 56,6 milyon dolara ulaşırken, ikinci sırada yer alan makarnanın ihracatı %1,2 gerilemeyle 48,9 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ortalama ihracat birim fiyatlarındaki artışın yüzde 5,9’a ulaştığı bu dönemde ihracatı oransal olarak en fazla düşen ürünler yemler, soya fasulyesi ve kakaosuz şeker mamulleri oldu. Türkiye’nin Orta Doğu ülkelerine gerçekleştirdiği 296 milyon dolarlık hububat ihracatının yüzde 40’tan fazla kısmı Güneydoğu’dan gerçekleşirken, Afrika’ya yapılan 213,9 milyon dolarlık hububat ihracatı içinde bölgenin payı 46,4’e yükseldi. “Ramazan öncesi, temel gıda ürünlerine yönelik talep doğal olarak hızlandı” Bölgenin temel gıda alanında güçlü ve sürdürülebilir tedarik yapısıyla Orta Doğu ve Afrika pazarlarında üstlendiği role dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, bölge ihracatına ilişkin değerlendirmelerde bulundu: “Dünya genelinde yaklaşık 2 milyar Müslüman nüfusun yarısına yakınının yaşadığı Orta Doğu ve Kuzey Afrika coğrafyası hem ticari ilişkilerimizin uzun yıllardır istikrarlı biçimde geliştiği hem de temel gıda ürünlerinde arz güvenliğinin kritik önem taşıdığı bölgeler. Geçen yıl 2,7 milyar dolar hacimle Güneydoğu’nun hububat sektörü ihracatında yüzde 76,3 paya sahip olan bu bölgelerde Irak, Suriye, Cibuti, Gana, Sudan ve Somali gibi ülkeler en büyük pazarlarımız arasında yer alıyor. Bu ülkeler girişimlerimizin sahada karşılık bulduğu, güven ilişkisiyle büyüyen stratejik ortaklarımız olarak da öne çıkıyor. Ramazan ayı öncesi dönemde bu pazarlarda temel gıda ürünlerine yönelik talebin doğal olarak hızlandığını görüyoruz. Biz de bu dönemi yalnızca bir satış takvimi olarak değil, tedarik sürekliliği ve piyasa istikrarı açısından sorumluluk gerektiren bir süreç olarak ele alıyoruz. İhracatçılarımız fiyat istikrarını gözeten, teslimat güvenilirliğini güçlendiren ve karşılıklı ticari güveni büyüten bir yaklaşımı merkeze alıyor; üretim, stok ve sevkiyat planlamasını bu hassasiyetle yapıyor. İslam coğrafyasında bereketin, paylaşmanın ve dayanışmanın simgesi olan Ramazan, aynı zamanda üreticilerimize ve ihracatçılarımıza da emeklerinin karşılığını veren bir bereket ayı. Bölgemiz bu coğrafyalarda sofralara güvenli gıdanın zamanında ulaşmasını sağlayan bir ticari sorumluluğu temsil ediyor.” “Tahsilat sorunları Irak’la ticaret akışımızı zorluyor” Bölgenin en yakın ve en büyük pazarlarından biri olan Irak pazarına ayrı bir parantez açan Kadooğlu, ülkede son dönemde ödeme ve tahsilat süreçlerinde yaşanan teknik ve bankacılık kaynaklı sorunların ticaret akışını etkilemeye devam ettiğini belirterek şunları söyledi: “Geçtiğimiz yıl Irak’a ihracatımızda yüzde 16,8’lik bir daralma yaşanmıştı, bu yıl Ocak ayında ise aylık bazda gerileme yüzde 30’u aştı. Sahada yaşanan temel sorun, Kuzey Irak’ın Türkiye’ye açılan kapısı olan İbrahim Halil Sınır Kapısının Irak Merkezi Hükümeti tarafından uygulamaya geçirilen ASYCUDA sistemine henüz entegrasyon sağlamamış olmasıdır. Bu yapısal aksaklık nedeniyle, ihracat bedellerinin bankacılık sistemi üzerinden tahsili imkânsız hale gelmiştir. ASYCUDA sistemine tam entegre olunmaması ve Iraklı ithalatçılar tarafından ön beyan şartının yerine getirilememesi nedeniyle ihracat fiilen tamamlanmasına rağmen, Irak Merkez Bankası nezdinde ödeme süreçlerinin bloke olması firmalarımızı ciddi bir nakit akışı baskısıyla karşı karşıya bırakıyor. Bu durum sadece ticari hacmi değil, üretim planlamasını ve finansal dengeleri de doğrudan etkiliyor. Öte yandan, son dönemde uygulamaya alınan bazı gümrük düzenlemeleri ve mali yükler konusunda Irak’taki yerel tüccar ve esnafın maliyet artışlarına ilişkin tepkilerini kamuoyuna yansıttığını görüyoruz. Bu tablo, sorunun yalnızca ihracatçıları değil, piyasanın tüm aktörlerini etkileyen bir nitelik taşıdığını gösteriyor. Habur hattında günlük araç geçişlerinde yüzde 40-50’yi bulan düşüşler yaşanması, sorunun sahadaki etkisini net biçimde ortaya koyuyor. Ramazan ayı gibi, temel gıda talebinin arttığı bir dönemde ödeme kanallarında yaşanan bu tıkanıklık piyasa istikrarını zorluyor. Beklentimiz, ilgili makamlar nezdinde yürütülen girişimlerle birlikte ya İbrahim Halil Gümrüğü’nün ASYCUDA sistemine entegrasyonunun hızlandırılması ya da bu süreç tamamlanıncaya kadar geçici ve işlevsel bir bankacılık mekanizmasının devreye alınmasıdır.”

Hububat İhracatı Ocak Ayında 929,5 Milyon Dolar Oldu Haber

Hububat İhracatı Ocak Ayında 929,5 Milyon Dolar Oldu

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından paylaşılan verilere göre; çikolata ve kakaolu ürünler, ayçiçek yağı, bisküvi ve gofret, şekerleme çeşitleri ile makarna ve buğday unu gibi temel gıda kalemlerini kapsayan hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü, Ocak ayında 929,5 milyon dolarlık ihracat yaptı. İhracatın miktar bazında geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 13,8 gerilediği bu dönemde, değer bazında yüzde 9,3’lük bir düşüş kaydedildi. En fazla ihraç edilen ürün 88,2 milyon dolar ile ayçiçek yağı olurken, birim fiyatlarındaki artışa bağlı olarak bu kalemde bir gerileme yaşanmadı. 86,2 milyon dolar ihracat ile çikolata ve kakao bazlı ürünler ikinci sırada yer alırken, onu 76,1 milyon dolar ihracat ile tatlı bisküvi ve gofretler takip etti. Sektörün bir numaralı ihracat pazarı Irak'a hububat ihracatı aylık bazda yüzde 34,3 gerileyerek 108,5 milyon dolar olarak kaydedildi. ABD pazarındaki büyümesini sürdüren sektör, yüzde 10 artış sağladığı bu ülkede 62,4 milyon dolara ulaştı. “Gıda ticaretine yönelen Rus şirketlerle ile ortaklık imkanını önemsemeliyiz” İhracat verileri ekseninde küresel gıda ticaretini etkileyen gelişmeleri yorumlayan TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında Türkiye için büyük önem taşıyan Rusya ile ilgili değerlendirmelerde bulundu: “Dünya tahıl üretimi ve ihracatında kilit bir aktör olan Rusya, tarımda yalnızca hammadde satan bir ülke olmaktan çıkarak, küresel gıda zincirinin daha yukarı halkalarına yerleşmeyi hedefleyen yeni bir stratejiye yönelmiş görünüyor. Rus şirketlerinin devlet desteğiyle yurt dışında buğday unu, ayçiçek yağı ve gıda işleme tesisleri kurmaya teşvik edilmeleri, Moskova’nın bu konuda kararlı olduğunun bir işareti. Rusya’nın doğrudan üçüncü ülkeler için katma değerli ürün üreten bir oyuncu olma arzusunun arkasındaki temel nedenler ise ekim alanları sürekli genişlemesine rağmen, baskılanan fiyatlar nedeniyle tarımsal karlılığın gerilemesi ve hububat ekiminden uzaklaşan çiftçilerin yağlı tohum üretimine yönelmesi… Türkiye güçlü sanayi altyapısı ile bugüne kadar DİR kapsamında buğday, ham ayçiçeği yağı ve mısır gibi ithal girdileri katma değerli ürünlere dönüştürerek uluslararası pazarlara sunan bir ülke oldu. Türk gıda sanayiine önemli bir rekabet avantajı sağlayan bu ilişkide, Rusya’nın kendi şirketlerini yurt dışında değirmencilik ve işleme yatırımlarına yönlendirmesi sonrası ikinci bir faza geçebiliriz. Rusya’nın yurt dışı işleme yatırımlarıyla pazarlara doğrudan girmeye başladığı bir ortamda, hem alternatif tedarik kaynaklarını stratejik biçimde güçlendirmeli hem de yüksekliği nedeniyle atıl kalabilen kapasitelerimiz için de Rus şirketlerle ortaklıkları önemsemeliyiz.” “Hindistan’la iş birlikleri de yeni fırsatlar yaratabilir” Rusya’nın Çin ve Hindistan gibi büyük pazarlarla derinleşen ilişkilerine dikkat çeken ve AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın küresel ticaret üzerindeki muhtemel etkilerini, gıda sektörü adına değerlendiren Tiryakioğlu şunları ifade etti: “Türkiye’nin AB’ye gerçekleşen gıda ihracatı kotalarla sınırlı olduğundan, bu anlaşmanın AB’ye yaptığımız hububat ihracatımıza önemli bir etkisi olmayacaktır. Hindistan’ın küresel ihracat lideri olduğu pirincin hassas tarım kalemi olarak kapsam dışında tutulması, bu ürünün AB pazarına sınırsız ve gümrüksüz şekilde girmesinin önünü kapıyor. Dolayısıyla Hindistan’dan AB’ye yönelik şimdilik bir ‘pirinç seli’ beklenmiyor. Ancak anlaşmanın dolaylı etkileri olacaktır. Hindistan bugün yılda yaklaşık 12 milyar dolarlık pirinç ihraç eden, buna karşılık dünya genelinden 5 milyar doların üzerinde bakliyat ithal eden bir ülke. Yani bazı ürünlerde fiyat belirleyici bir tedarikçi, bazı ürünlerde ise büyük bir alıcı… AB ile yapılan bu anlaşma Hindistan’ın yatırım çekme kapasitesini, tarımsal sanayi altyapısını ve küresel ticaretteki ağırlığını daha da artıracaktır. Bu da Hindistan’ı sadece ham ürünlerde değil, işlenmiş gıda ve katma değerli tarım ürünlerinde de güçlü bir oyuncu haline getirecektir. Hindistan’ın gıda üretiminde daha istikrarlı, daha ölçekli ve rekabetçi bir tedarikçi haline gelmesi, özellikle Ortadoğu, Afrika ve Asya gibi pazarlarda fiyat ve hacim rekabetini sertleştirebilir. Hububat sektörü ihracatımızın yıllık ortalama 45 milyon dolar olduğu Hindistan ile kuracağımız yeni iş birlikleri, iki ülke için de kazan kazan anlamına gelen önemli fırsatlar yaratabilir.”

Yem Sektörüne Yönelik İlave Stoklar Satışa Sunuldu Haber

Yem Sektörüne Yönelik İlave Stoklar Satışa Sunuldu

Toprak Mahsulleri Ofisi hububat satışlarının sürdüğünü ve yem sektörüne yönelik ilave stokların da satışa sunulduğunu açıkladı. TMO'dan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO); başta hububat olmak üzere görev alanı kapsamındaki tarımsal ürünlerde arz güvenliğini sağlamak, piyasa istikrarını korumak ve üretici, sanayici ve tüketiciyi gözeten dengeli bir piyasa yapısının devamlılığını temin etmek amacıyla regülasyon araçlarını devreye alarak piyasaların sağlıklı işleyişine katkı sağlamaktadır. Bu kapsamda Ekim-2025’ten bu yana sabit fiyatlarla yapılan hububat satışlarına Şubat ayında da devam edilecektir. Bununla birlikte son haftalarda yem fiyatlarındaki artış TMO tarafından yakından takip edilmekte ve piyasa dengelerini bozabilecek her türlü fiyat hareketine karşı görev ve sorumluluklarımız çerçevesinde gerekli değerlendirmeler titizlikle sürdürülmektedir. Piyasadaki yem hammadde arzının güçlendirilmesi ve spekülatif nitelik taşıyan fiyat oluşumlarının önüne geçilmesi amacıyla öncelikle besici ve yetiştiricilerimiz ile yem sektörüne yönelik olmak üzere Şubat ayında TMO stoklarından yüksek miktarda yem hammaddesi satışı yapılmasına karar verilmiştir. Başta mısır ve arpa olmak üzere yem sektörünün kullanımına uygun düşük vasıflı ekmeklik ve makarnalık buğdaylar da dâhil toplam 1,7 milyon ton yem hammaddesi makul fiyatlar ile yem sektörüne yönelik satışa açılmıştır. Ayrıca un, makarna, bulgur vb. işletmeleri için satışa açılan 2,2 milyon ton buğday stokları ile birlikte Şubat ayında toplam 3,9 milyon ton hububat satışa arz edilmiştir. Satışlarımıza başvurular 28 Ocak 2026’dan itibaren yapılabilecek olup detaylı bilgiler ise www.tmo.gov.tr adresinden paylaşılmıştır. Kuruluşumuz güçlü stok yapısıyla piyasaları regüle etmek için gerekli olan yetki ve imkanlara sahiptir. TMO, piyasa düzenleyici rolü çerçevesinde, kendisine tanınan tüm yetkileri etkin ve kararlı biçimde kullanmaya hazırdır. Piyasa gelişmeleri, stok durumu ve sektör ihtiyaçları eş zamanlı olarak izlenmekte olup gerekli görülmesi hâlinde ilave regülasyon tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirilecektir. Temel ve stratejik tarımsal hammaddelerde arz güvenliğinin korunması ve piyasa istikrarının sağlanması, devletimizin öncelikli hassasiyet alanları arasında yer almaktadır. TMO bu hassasiyet doğrultusunda görev ve sorumluluklarını bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da aynı kararlılıkla yerine getirmeye devam edecektir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

Gürer: "Makarna Artık Lüks Gıda!" Haber

Gürer: "Makarna Artık Lüks Gıda!"

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Ocak 2025’te fiyatlarını not aldığı zincir markette satılan aynı ürünün, bir yıl içinde fiyatının katlandığını söyledi. Gürer, Cumhurbaşkanı’nın altın hesabını tercih etmediğini belirterek, “Biz makarna üzerinden baktık. Asgari ücretlinin kaybını incelediğimizde, bir yılda asgari ücretle alınabilen 500 gramlık makarnadaki fiyat artışı nedeniyle sofrasından 474 paket makarna uçmuş durumda,” dedi. Buğday için Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) 2025 yılı hasat döneminde alım fiyatını kilogram başına 13 lira olarak açıkladığını anımsatan Ömer Fethi Gürer, buna karşın tüccarın buğday için 11 lira fiyat uyguladığını belirtti. Gürer, makarnadaki fiyat artışının çiftçinin buğday satış fiyatını sollayıp geçtiğini söyledi. Üretenin de tüketenin de mağdur edildiği bu düzende, emekli ve asgari ücretlinin cebine giren paranın alım gücünün hızla eridiğini ifade eden Gürer, makarna fiyatlarındaki artışın asgari ücretli ve emekli gelir düzeyi açısından bu ürünü adeta lüks tüketime dönüştürdüğünü vurguladı. YÜZDE 68 İLE YÜZDE 93’E VARAN ARTIŞ YAŞANDI CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, 2026 yılına girilirken makarna fiyatlarındaki yükselişe dikkat çekti. Ocak 2025 ile Ocak 2026 dönemindeki fiyat değişkenliğini değerlendiren Gürer, aynı markette satılan, aynı kalite ve markadaki makarnaların etiket fiyatlarının bir yıl içinde önemli ölçüde farklılaştığını belirtti. Gürer’in paylaştığı verilere göre, makarnadaki artış oranları bir yıl içinde genel enflasyon verilerinin üzerinde seyretti. Ürün Kategorisi Ocak 2025 Fiyatı Ocak 2026 Fiyatı Artış Oranı (%) A Kalite Ürün 1 (Üst Segment) 28,75 TL 52,95 TL %84 A Kalite Ürün 2 (Popüler Segment) 16,00 TL 30,95 TL %93 Ekonomik Ürün (En Ucuz Segment) 11,00 TL 18,50 TL %68 BUĞDAYIN ANAVATANINDA MAKARNA FİYATI Ömer Fethi Gürer, iktidarın tarım politikalarını eleştirerek artan makarna fiyatlarına dikkat çekti. Gürer, “Bir yıl önce 16 liraya aldığınız makarnanın bugün 31 liraya dayandığını görüyoruz. En ucuz, ‘garibanın yemeği’ dediğimiz makarna bile bir yılda yüzde 93 zamlanmışsa, burada ciddi bir yönetim zafiyeti vardır. Buğdayın anavatanı olan bu topraklarda çiftçimiz maliyetler altında ezilirken, vatandaşın tenceresinde de zam kaynıyor. Buğdayı çiftçiden tüccar kilosu 11 liradan aldı,” dedi. “MAKARNAYA BİLE HASRET KALINABİLİR” Gürer, asgari ücretlinin alım gücünün bir yıl içinde hızla eridiğini söyledi. Ocak 2025’te sepetine alabildiği makarnayı, Ocak 2026 itibarıyla 28.075 TL olan yeni asgari ücretle alamaz duruma geldiğini belirtti. Gürer, aynı markette, aynı marka ve kalitedeki ürünlerin bir yıllık fiyat değişimine dikkat çekti. RAKAMLAR YALAN SÖYLEMİYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in vatandaşın en temel gıdası olan makarnada bir yıl içinde yaşanan değişimi şu şekilde gerçekleşti: Ürün Kategorisi Ocak 2025 Alım Gücü (22.104 TL ile) Ocak 2026 Alım Gücü (28.075 TL ile) Kaybolan Ürün Miktarı (Paket) A Kalite (Üst Segment) 768 Paket 530 Paket 238 Paket KAYIP Popüler Marka (A Kalite) 1.381 Paket 907 Paket 474 Paket KAYIP Ekonomik Ürün 2.009 Paket 1.517 Paket 492 Paket KAYIP CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Geçen yıl asgari ücretli maaşıyla bir markadan 1.381 paket makarna alabiliyorken, bugün maaşı yüzde 27 artmasına rağmen alabildiği ürün sayısı 907’ye düşmüş durumda. Tek kalemde 474 paket makarna alamaz hâle gelmiş,” ifadelerini kullandı. TENCEREYE GİREN ÜRÜN AZALIYOR Ömer Fethi Gürer, market raflarındaki gerçeklerin TÜİK verilerinden çok farklı olduğunu belirterek şunları söyledi: “Asgari ücreti artırdık diye övünüyorlar. Geçen yıl 11 lira olan en ucuz makarnanın 18,50 liraya, 28 lira olan kaliteli makarnanın ise 53 liraya çıktığını görsünler. Vatandaşın cebine giren para artmış gibi görünüyor ama tencereye giren ürün azalıyor.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.