Hava Durumu

#Mersin

Kırsal Haber - Mersin haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mersin haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mersinli Üretici Battı, Bakanlık Cevap Vermedi Haber

Mersinli Üretici Battı, Bakanlık Cevap Vermedi

Mersin’de mart ayında etkili olan sel, dolu ve hortum felaketi binlerce dönüm tarım arazisinde ağır hasara yol açarken, üreticiler zararlarının karşılanmasını bekliyor. CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış’ın afetin ardından Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya yönelttiği 9 soruluk yazılı soru önergesine gelen yanıt ise tartışma yarattı. Üreticilerin yaşadığı mağduriyetin boyutunu, zarar gören alanların büyüklüğünü, sağlanacak destekleri ve alınacak önlemleri soran Kış, Bakanlığın kritik soruların büyük bölümünü yanıtsız bıraktığını belirterek tepki gösterdi. "Çiftçi selde ürününü kaybetti, serasını kaybetti, gelirini kaybetti. Biz Bakanlığa üreticinin zararını nasıl karşılayacağını sorduk. Bakanlık ise sayfalarca mevzuat gönderdi. Mersinli çiftçi cevap bekliyor, iktidar sorumluluktan kaçıyor" dedi. "Üretici zararını biliyor, Bakanlık açıklamıyor" Silifke’de hortum ve dolunun, Tarsus’ta ise sel felaketinin tarımsal üretime büyük darbe vurduğunu hatırlatan Kış, sahada görülen tabloyla Bakanlığın açıkladığı rakamlar arasında ciddi fark bulunduğunu söyledi. Kış, "Çiftçilerimizin beyanları, ziraat odalarının tespitleri ve sahadaki görüntüler ortada. Ancak Bakanlık gerçek zararın boyutuna ilişkin net bir tablo ortaya koymuyor. Hasar tespit çalışmalarının tamamlanıp tamamlanmadığı bile açık şekilde belirtilmiyor. Üretici ne kadar zarar gördüğünü biliyor ama devlet hâlâ bunun hesabını veremiyor" ifadelerini kullandı. "Destek yerine kredi öneriliyor" Tarım ve Orman Bakanlığı'nın cevabında yeni bir hibe, doğrudan gelir desteği ya da özel bir afet desteğine yer verilmediğine dikkat çeken Kış, üreticilerin borç yükü altında ezildiğini belirtti. "Çiftçi zaten yüksek mazot, gübre, ilaç ve sulama maliyetleriyle mücadele ediyor. Afet geliyor, eldeki ürünü de götürüyor. Böyle bir tabloda üreticinin beklediği şey yeni kredi borcu değil, zararını karşılayacak gerçek destektir" diyen Kış, Bakanlığın yeni bir destek programı açıklamamasını eleştirdi. "TARSİM yaptıramayan çiftçi ne olacak?" Bölgede birçok üreticinin yüksek maliyetler nedeniyle tarım sigortası yaptıramadığını belirten Kış, önergesinde bu sorunu da gündeme taşıdığını ancak Bakanlığın bu konuda da yanıt vermediğini söyledi. "Sigorta yaptıramayan çiftçi ne olacak? TARSİM kapsamı dışında kalan üreticiler nasıl korunacak? Topraksız tarım yapan üreticiler için bir çalışma var mı? Bu soruların hiçbirine cevap verilmedi. Afetin ardından en çok mağdur olan kesim yine kaderine terk edildi" dedi. "Aynı felaket yaşanıyor, aynı ihmaller sürüyor" Tarsus'ta taşkın riski bulunan bölgelerde yıllardır kalıcı önlem alınmadığını vurgulayan Kış, yaşananların doğal afet kadar plansızlığın ve ihmalin sonucu olduğunu söyledi. "Biz yıllardır aynı bölgelerde aynı manzaraları görüyoruz. Her kuvvetli yağışın ardından tarım arazileri su altında kalıyor, üretici zarar görüyor. Buna rağmen neden kalıcı önlemler alınmadığını sorduk. Bakanlığın verdiği cevap ise yeni bir çalışmanın değerlendirildiği yönünde. Çiftçi yıllardır değerlendirme değil çözüm bekliyor." "Mersin üretirse Türkiye kazanır" Mersin'in Türkiye'nin en önemli tarım merkezlerinden biri olduğunu hatırlatan CHP'li Gülcan Kış, üreticinin yalnız bırakılmasının yalnızca çiftçiyi değil gıda arzını ve tüketiciyi de etkileyeceğini belirtti. Kış, "Mersin üretirse Türkiye kazanır. Ancak bugün üretici zararını karşılayamıyor, maliyetlerin altında eziliyor ve afetlerle baş başa bırakılıyor. Çiftçinin ayakta kalması için somut destek şarttır. Mersinli üreticinin hakkını savunmaya ve bu soruların peşini bırakmamaya devam edeceğiz" dedi.

Çilek İhracatında Katma Değerli Büyüme Sürüyor Haber

Çilek İhracatında Katma Değerli Büyüme Sürüyor

Taze ve dondurulmuş halde yaklaşık 40 ülkeye ihraç edilen yaş meyve grubunun katma değerli ürünü çileğin Türkiye geneli ihracatı 2026 yılı Ocak-Nisan döneminde yüzde 56 artış gösterdi. Türkiye geneli çilek ihracatı ilk dört ayda 20 milyon 871 bin dolara yükseldi. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, “2026’nın ilk dört ayında Türkiye geneli çilek ihracatımız yüzde 56 artarak 20 milyon 871 bin dolara, Bölgemiz ise yüzde 50 artışla 4 milyon 676 bin dolara ulaştı. Türkiye genelinde yaklaşık 40 ülkeye çilek ihraç ediyoruz. 2026 yılında 6 bin 608 ton taze çilek ihraç ettik. Miktar bazında yüzde 32 azalış gerçekleşti. Bu azalışın sebepleri arasında çilek fiyatları, ürünün bu yıl beklenildiği kadar fazla olmaması ve iç piyasadaki fiyatın şu an için cazip olması yer alıyor. Buna rağmen ihracatımızdaki yükseliş, Türk çileğinin uluslararası pazardaki güçlü konumunu gösteriyor.” dedi. Başkan Balık, “Çilek ihracatımızın yüzde 69’unu Rusya’ya gerçekleştirirken Rusya’yı Gürcistan, Irak ve Malezya takip etti. Taze çilek ihracatımızı 50 milyon dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Türkiye geneli dondurulmuş çilek ihracatımız ise 2026 yılı Ocak-Nisan döneminde yüzde 44 artışla 59 milyon dolar olarak gerçekleşirken, ilk sırada yüzde 100 artışla 16 milyon dolarla Kanada yer alıyor. Almanya, ABD ve İtalya da dondurulmuş çilek ihracatımızda öne çıkan ülkeler arasında. Bölgemizden de 5 milyon dolarlık dondurulmuş çilek ihracatı yapıldı.” diye konuştu. Türkiye’de çilek üretiminin 2024 yılında 606 bin ton, 2025 yılında ise 595 bin ton olarak gerçekleştiğini söyleyen Balık, “Dünya sıralamasında çilek üretiminde Çin, Amerika, Mısır ve Meksika’dan sonra Türkiye 5. sırada yer alırken, ihracatta değerde 20. sırada, miktarda 12. sırada yer alıyor. Çilek üretim ve ihracatında Ege Bölgesi’nin önemli bir yeri var. Çilek üretiminin yüzde 27’si Bölgemizde gerçekleşiyor. Özellikle Aydın’da çilek üretiminin son yıllarda önemli oranda arttı. Aydın örtü altı çilek üretiminde Mersin ve Antalya’dan sonra en büyük il durumunda.” dedi. İhracatın sürdürülebilir bir şekilde büyümesinin üretim kalitesine bağlı olduğunu vurgulayan Cengiz Balık, “Bu yüzden Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği olarak üretim bölgelerinde pestisit kullanımını izlemek ve kalıntı haritasını ortaya çıkarmak amacıyla yürüttüğümüz "Kullandığımız Pestisitleri Biliyoruz Projesi" kapsamındaki çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Son iki yılda toplamda 400’ün üzerinde numune toplayıp analiz yaptırdık. Üreticilerimize doğru tarım uygulamalarını yaygınlaştırmak için ziraat mühendislerimiz, üniversitelerimiz ve Tarım ve Orman Bakanlığımız ile iş birliğimizi her geçen yıl daha da güçlendiriyoruz.” diye konuştu.

Yaş Meyve Sebze Sektörü Japonya, Abd, Mısır Ve Hindistan Pazarlarına Odaklandı Haber

Yaş Meyve Sebze Sektörü Japonya, Abd, Mısır Ve Hindistan Pazarlarına Odaklandı

Türkiye’nin yaş meyve ve sebze ihracatında yeni bir dönemin kapıları aralandı. Sektörün çatı kuruluşu olan Türkiye Yaş Meyve Sebze İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu, yol haritasını belirlemek üzere ilk toplantısını koordinatör birlik Akdeniz İhracatçı Birlikleri (AKİB) ev sahipliğinde Mersin’de gerçekleştirdi. AKİB yerleşkesinde düzenlenen buluşmada, alınan stratejik kararlar yalnızca sektörün gelecek rotasını çizmekle kalmadı; aynı zamanda Türk tarımının küresel pazarlardaki yükselişine yeni bir ışık tuttu ve ihracat hedeflerine yönelik kararlılığı gözler önüne serdi. Oğuzhan Altun sektör kurulu başkanlığına seçildi Toplantıda oy birliğiyle Sektör Kurulu Başkanlığı’na seçilen Akdeniz Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Oğuzhan Altun, 2026 -2027 sezonu vizyonunu net bir dille ortaya koydu. Başkan Yardımcılıklarına ise Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği Başkanı Mehmet Ali Can ile Uludağ Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Murat İsmail Hamdi Taner getirildi. “2026’yı rekor üretim ve rekor ihracat yılı yapma kararlılığındayız” Başkan Oğuzhan Altun, yaptığı açıklamada sektörün 2026 yılının ilk çeyreğinde yakaladığı başarıya dikkat çekerek, “Ocak-Mart döneminde yaş meyve sebze ihracatımız 1 milyar 73 milyon dolar seviyesine ulaşarak, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 35 artış kaydetti. Bu sadece bir başlangıç. 2026’yı rekor üretim ve rekor ihracat yılı yapma kararlılığındayız. Ticaret Bakanlığımız ile Tarım ve Orman Bakanlığımızın destekleriyle sektör olarak tarih yazmaya hazırlanıyoruz.” ifadelerini kullandı. “Bursa siyah incirinde Japonya’ya, narenciyede ABD’ye, elmada Mısır ve Hindistan’a odaklandık” Vizyoner bir yol haritasıyla yeni pazar açılımlarını ana gündemleri haline getireceklerini kaydeden Altun, “Japonya’ya prestijli bir adım atıyoruz. Bursa Siyah İnciri’nin Japonya’ya ihracatı için bitki sağlığı protokol görüşmelerini hızlandırdık. Bu sezon içerisinde ilk sevkiyatlarımızı gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Böylece ‘Uzak Doğu’nun İncisi’ olarak anılan Türk inciri, Japon pazarında hak ettiği yeri alacak. ABD pazarına narenciye hamlesi de çok yakında geliyor. Mandalina ve diğer narenciye ürünlerimizin ABD’ye ihracatının önünü açacak teknik ve diplomatik görüşmeler olumlu ilerliyor. Bu önemli pazara çok kısa bir zamanda adım atmayı planlıyoruz. Rekor elma üretimimizi de en iyi şekilde değerlendirmek için Mısır ve Hindistan’a odaklandık. Mısır’daki ithal vergilerinin düşürülmesi için diplomatik trafiğimiz yoğun şekilde devam ediyor. Aynı zamanda en büyük alıcımız Hindistan’daki lojistik sorunlara da çözüm arıyoruz, böylece üretimimizi ihracata dönüştürerek katma değeri artırmayı hedefliyoruz.” diye konuştu. “2026 yılı ihracatta rekorlar yılımız olacak” Türkiye Yaş Meyve Sebze İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu’nun ihracat hacminin önündeki en büyük engellerden biri olan lojistik ve sınır kapısı sorunlarının da masaya yatırıldığını kaydeden Altun, “Bulgaristan, Yunanistan ve Rusya Federasyonu sınır kapılarındaki yoğunlukların azaltılması ve AB tarafındaki denetim süreçlerinin daha adil ve verimli hale getirilmesi için kararlılıkla çalışıyoruz. Ticaret Bakanlığımızın proaktif diplomasisi sayesinde bu sorunları aşacağız. Sektörümüzün sürdürülebilir büyümesini desteklemek, geleneksel pazarlarımızı korumak, yeni pazarlar kazanmak ve rekabet gücümüzü artırmak amacıyla yürüttüğümüz bu çalışmalarla 2026 yılını rekorlar yılı yapmak için tüm üyelerimizin, paydaşlarımızın ve kurumlarımızın katkı ve iş birliğine büyük önem veriyoruz. Birlikte başaracağız.” diye konuştu.

Gastronomi, Kültür ve Sürdürülebilirlik Mersin’de Masaya Yatırıldı Haber

Gastronomi, Kültür ve Sürdürülebilirlik Mersin’de Masaya Yatırıldı

Mersin Büyükşehir Belediyesi; Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO), Mersin Avrupa Birliği Bilgi Merkezi ve Slow Food iş birliğinde ‘Gastronomi, Kültür ve Sürdürülebilirlik: Topraktan Sofraya Lezzetin Hafızası’ başlıklı etkinlik düzenledi. Etkinlikte; gastronominin kültürel mirası, yerel üretim ve sürdürülebilirlik ile ilişkisi birçok farklı bakış açısıyla ele alındı. Türkiye’nin değişik bölgelerinden yerel üreticileri, şefleri, akademisyenleri ve gastronomi öğrencilerini Mersin’de buluşturan program, 5 oturum halinde gerçekleştirildi. Etkinlikte; topraktan sofraya uzanan üretim zinciri, yerel ürünlerin korunması, agroekolojik yaklaşımlar ve gastronominin kültürel kimlikle bağı, detaylı biçimde değerlendirildi. Etkinliğin ilk oturumunda ‘Gastronomi, Kültür ve Kimlik İlişkisi’, ikinci oturumda ‘Kültürel Diyalog ve Kültürel Miras Aracı Olarak Gastronomi’ başlıkları ele alındı. Programın diğer bölümlerinde ise ‘Topraktan Sofraya Gastronomi Kimliğinin Sürdürülebilirliği’, ‘Yerel ve Sürdürülebilir Üretimin Haritalanması: Organik ve Agroekolojik Çiftlikler’ ile ‘Türkiye Slow Food Liderleri Deneyim Paylaşımı’ başlıklı oturumlar gerçekleştirildi. Şahutoğlu: “Mersin, geniş mutfağıyla Akdeniz’in gastronomi hafızasıdır” Programa katılan Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanı Selçuk Şahutoğlu, Mersin’in gastronomi konusunda çok zengin bir kent olduğunu vurguladı. Toroslar’dan Akdeniz’e uzanan geniş coğrafyada her ürünün, her tarifin ve her sofranın bir hikaye taşıdığını ifade eden Şahutoğlu, “Bu hikayeler nesilden nesile aktarıldıkça bir anlam kazanıyor. Bizler bu coğrafyadaki her bir hikayenin, aslında gastronomiyle bağlantısı olduğunu düşünüyoruz. Gastronomi sadece bir yemek değil; bir kültür ve birlikteliktir. Mersin bereketli toprağı, iklimi, coğrafyası, güçlü tarımı, aynı zamanda çok geniş mutfağıyla, aslında Akdeniz'in bir gastronomi hafızası” dedi. “Gastronomi kültürel bir mirastır ve aktarıldıkça varlığını sürdürür” Dünyada gıda sistemlerinin; yaşanan iklim değişikliği, gıda israfı ve sürdürülebilir tarımın zorlukları dolayısıyla büyük sorunlar yaşadığını kaydeden Şahutoğlu, gastronominin bir dayanışma olduğunu ve bu bilinçle çalışmalar sürdürdüklerini belirtti. Şahutoğlu, “Bizler, gıda sistemlerinin yaşamış olduğu bu sorunları da ele alarak, sağlıklı gıdanın üretimini destekleyecek ve üretilen bu sağlıklı gıdaların nesilden nesile aktarılmasını sağlayacak gıda sistemi oluşturuyoruz” diye konuştu. Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak yerelde üretimi destekleyen, önceleyen, kooperatifleri güçlendiren, kadın emeğini görünür kılan önemli çalışmalara da imza attıklarını sözlerine ekleyen Şahutoğlu, “Bizler aynı zamanda gastronominin kültürel bir miras olduğunu ve bunun aktarıldıkça var olabileceğini düşünüyoruz. Çünkü sürdürülebilir gastronominin temelinin, sürdürülebilir tarımdan geçtiğini düşünüyor ve sürdürülebilir tarımın da yerelden desteklenebileceğini biliyoruz” ifadelerine yer verdi. Çakır: “Mersin’in önemli ürünlerini lezzete çevirmemiz lazım” MTSO Başkanı Hakan Sefa Çakır da Mersin’de üreticiden tüketiciye kadar herkesin birlik ve beraberlik içerisinde hareket edip, üretilen ürüne katma değer kazandırdığını söyleyerek, “Mersin’de çok önemli değerlerimiz var. Bu değerleri lezzete çevirmemiz lazım” dedi. Slow Food ekibinin çalışmalarının bu açıdan çok kıymetli olduğunu söyleyen Çakır, “Çünkü sürdürülebilirliği destekliyorlar. Slow Food-Yeryüzü pazarları da üreticimizi, tohumlarımızı ve ürünlerimizi koruyan önemli platformlar” diye konuştu. Lokmanoğlu: “Slow Food, hız odaklı tüketim anlayışına karşı doğmuş bir harekettir” Etkinliğin açılışında konuşan Türkiye Slow Food Koordinatörü Yasmina Lokmanoğlu ise Slow Food’un, modern dünyanın hız odaklı tüketim anlayışına karşı doğmuş önemli bir kültürel hareket olduğunu vurguladı. Slow Food’un, gıda ile nasıl bir gelecek kurulmak istendiğiyle alakalı olduğunu kaydeden Lokmanoğlu, “Bizler yiyeceği sadece tüketmeyen; aynı zamanda onu anlayan, sorgulayan ve sahip çıkan bir topluluğuz. Toprağı, üreticiyi ve geleceğimizi koruyabiliyoruz. İyi, temiz ve adil bir dünya ancak birlikte mümkün” ifadelerini kullandı. Programda ayrıca Slow Food Asya ve Pasifik Bölgesi Koordinatörü Elena Aniere, Avrupa’da sürdürülebilir gastronomi konulu sunumunda, Avrupa Birliği’nin ‘Çiftlikten Sofraya’ stratejisi kapsamında yürütülen iyi uygulama örneklerini paylaştı.

CHP'li Kış: "Türkiye Tarım Ülkesiydi, İthalat Ülkesine Dönüştürüldü" Haber

CHP'li Kış: "Türkiye Tarım Ülkesiydi, İthalat Ülkesine Dönüştürüldü"

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Türkiye’de tarımsal üretimde yaşanan çöküş ile vatandaşın giderek büyüyen borç yükünü birlikte değerlendirerek iktidarın ekonomi politikalarına sert sözlerle yüklendi. Kış, “Bir zamanlar kendi kendine yeten Türkiye, bugün portakalı İran’dan, buğdayı savaş halindeki ülkelerden, mercimeği Kanada’dan ithal eder hâle getirildi. Vatandaş ise maaşıyla değil kredi kartıyla yaşamaya zorlanıyor” dedi. Türkiye’nin gerçek gündeminin “geçim krizi” olduğunu vurgulayan Kış, üretimden kopan çiftçinin de borç altında ezilen vatandaşın da aynı ekonomik düzenin mağduru olduğunu söyledi. “TÜRKİYE TARIM ÜLKESİYDİ, İTHALAT ÜLKESİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ” Tarım ürünleri ithalatına ilişkin verileri değerlendiren Kış, yalnızca yılın ilk üç ayında yaklaşık 6,4 milyar dolarlık tarım ithalatı yapılmasının Türkiye açısından alarm niteliğinde olduğunu belirtti. Kış, “Konya Ovası yıllarca tahıl ambarı olarak anıldı. Bugün ise Türkiye, savaşın ortasındaki Rusya ve Ukrayna’dan yüz milyonlarca dolarlık buğday ithal ediyor. Bu tablo sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir çöküştür” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin narenciye üretim merkezi olan Akdeniz Bölgesi’ne rağmen portakal ithal edilmesini de eleştiren Kış, şunları söyledi: “Mersin’den Adana’ya, Antalya’dan Muğla’ya kadar narenciye bahçeleriyle dolu bir ülkede yaşıyoruz. Buna rağmen İran’dan ve KKTC’den portakal ithal ediyoruz. Çiftçi dalındaki ürünü maliyetini kurtarmadığı için toplatamazken, market rafındaki fiyat vatandaşın cebini yakıyor.” Kış, yalnızca portakal değil; elma, patates, mercimek, nohut, pirinç, pamuk ve çay gibi ürünlerde de ithalatın hızla arttığına dikkat çekti. “Çay ülkesi denilen Türkiye’nin Sri Lanka’dan, Hindistan’dan ve Kenya’dan çay ithal etmesi; Çukurova’nın pamuğunu kaybedip ABD ve Brezilya’dan pamuk almak zorunda kalması, tarım politikalarının iflas ettiğinin göstergesidir” diyen Kış, üreticinin yüksek maliyetler nedeniyle toprağını terk ettiğini söyledi. “ÇİFTÇİ ÜRETEMİYOR, VATANDAŞ KREDİ KARTIYLA YAŞIYOR” BDDK verilerine göre Türkiye’de toplam kredi hacminin bir yılda 18,3 trilyon liradan 25,5 trilyon liraya yükseldiğini hatırlatan Kış, vatandaşın artık temel ihtiyaçlarını bile borçlanarak karşıladığını ifade etti. Takibe düşen kredi miktarının da 308 milyar liradan 703 milyar liraya çıktığını belirten Kış, “Bu rakamlar bize şunu söylüyor: İnsanlar artık geçinmek için kredi kartına yükleniyor ve önemli bir kısmı bu borçları ödeyemiyor” dedi. Asgari ücretin yılın ilk aylarında büyük ölçüde eridiğini söyleyen Kış, milyonlarca yurttaşın açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verdiğini vurguladı. “Bugün Türkiye’de insanlar maaşıyla değil, kredi kartıyla yaşıyor. Emekliler yeniden çalışmak zorunda kalıyor. Asgari ücretli, daha maaşı cebine girmeden borcunu düşünmeye başlıyor. Bu tablo ekonomik kriz değil; doğrudan doğruya bir hayat pahalılığı felaketidir.” “ÜRETİM BİTTİKÇE BORÇ BÜYÜYOR” Tarımda yaşanan çöküş ile vatandaşın borç yükü arasında doğrudan bağ bulunduğunu ifade eden Kış, yanlış ekonomi politikalarının Türkiye’yi hem ithalata hem de finansal bağımlılığa sürüklediğini söyledi. Kış, “Üretimden koparılan çiftçi tarlasını bırakıyor, tüketici ise kredi kartına mahkûm ediliyor. Türkiye üreten bir ekonomi olmaktan çıkarılıp borçla ayakta duran bir ülkeye dönüştürüldü” dedi. Sanayicilerin ve iş dünyasının da mevcut vergi sisteminden şikâyet ettiğini belirten Kış, ekonomideki güvensizlik ortamının yatırım kararlarını da olumsuz etkilediğini söyledi. “HALKIN GERÇEK GÜNDEMİ AÇLIK VE GEÇİM MÜCADELESİDİR” İktidarın ekonomik tabloyu perdelemek için yapay gündemler oluşturduğunu savunan Kış, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Türkiye’nin gerçek gündemi; kredi kartı borcunu ödeyemeyen milyonlardır, üretmekten vazgeçen çiftçidir, geçinemediği için yeniden iş arayan emeklidir. Saray başka gündemler konuşabilir ama vatandaşın gündemi mutfaktır, pazardır, borçtur, geçim savaşıdır.”

Başkan Seçer "Üretmezsek Tükeniriz" Konferansına Katıldı Haber

Başkan Seçer "Üretmezsek Tükeniriz" Konferansına Katıldı

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, tarımın geleceğini konuşmak ve sürdürülebilirliği sağlamak amacıyla; Mersin Büyükşehir Belediyesi, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO), Akdeniz İhracatçılar Birliği (AKİB), Mersin Ziraat Odası, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Mersin Şubesi ve TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Mersin Şubesi iş birliğinde bu yıl 5.’si düzenlenen ‘Üretmezsek Tükeniriz’ konferans serisinin ‘Jeopolitik Kırılmaların Eşiğinde Tarımın Geleceği’ başlıklı programına katıldı. Konferansta alanında uzman isimler; Finans Gazetecisi Açıl Sezen, Tarım ve Gıda Editörü İrfan Donat ve Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım konuşmacı olarak yer aldı. Dünyada yaşanan gelişmelerin tarım ekseninde değerlendirildiği konferansta; tarım kenti Mersin’in durumu, tarımdaki sorunlara çözüm önerileri ve tarımın geleceği konuşuldu. Paydaşların iş birliğinde verimli bir konferans serisinin oluşması takdir edilirken, kurumlar arası iletişimin kentteki gücüne dikkat çekildi. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen konferansa; Başkan Seçer’in yanı sıra; siyasi parti temsilcileri, tarım, ziraat, ticaret, sanayi, gıda ve hayvancılık alanındaki oda, birlik, konsey, kooperatif ve dernek başkanları, sivil toplum örgütü temsilcileri, Meclis üyeleri, muhtarlar, Mersin Büyükşehir Belediyesi bürokratları ve üreticiler katıldı. Başkan Seçer: “Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta kaybettiğimiz canlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum” Konuşmasına Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanılan okul saldırılarında yaşamını yitirenleri anarak başlayan Başkan Seçer, “Kaybettiğimiz canlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Bu konu dileklerle, temennilerle geçiştirecek bir konu değil. Çok önemli bir sosyal sorunla karşı karşıya olduğumuzu da görmemiz gerekiyor. Sadece orada bir çocuğun, dengesini yitirmiş bir aklın ortaya koyduğu bir olay değil. Dünyadaki gelişmelerin, bunun ülkemize yansımalarının, parlamentonun çalışmalarının, çıkartılan yasaların, iktidarın bu konu karşısındaki tutumunun bir kez daha gözden geçirilmesi gerektiğini, yöneticilerin özellikle sosyal meselelerde çağımız gerçekleriyle hareket etmesini temenni ediyorum” sözlerine yer verdi. “Tarım denilince akla Mersin gelir” Tarım denilince akla Türkiye ve Türkiye’de de Mersin’in geldiğini söyleyen Seçer, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir tarım ülkesi olarak kurulduğunu, gelişmelerle sanayi ve teknolojiye de yatırımların artırıldığını ancak tarımsal anlamda Türkiye’nin biraz gerilediğini belirtti. Tarımın, Gayri Safi Milli Hasıla’da (GSMH) payının diğer sektörlere göre çok düşük olduğunun altını çizen Seçer, “Tarımın payı, yüzde 10-12’lerden, 5-6 seviyelerine geriledi. Türkiye’nin cirosunda tarımsal üretimin payı rakamsal olarak düşük olabilir ama tarım Türkiye’nin önemli bir milli güvenlik meselesi haline geldi” dedi. Tarımın aynı zamanda önemli bir sosyal sektör de olduğunu vurgulayan Seçer, “Her 4 kişiden 1’inin geçindiği, direkt ya da dolaylı olarak çalıştığı, evinin rızkını çıkarttığı bir sektörü elinizin tersiyle itemezsiniz, ‘Olursa olur, olmazsa olmaz’ bir sektör olarak değerlendiremezsiniz” diyerek, tarım konusunda da çağa ayak uydurarak sanayi ve teknoloji ile bütünleştirmek gerektiğini söyledi. “İyi sanatçılar, bilim insanları yetiştirebilmemiz için kendi kendine yeten bir ülke olmamız lazım” Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’ sözünü hatırlatan Seçer, “Bu düsturla elbette ki çocuklarımıza iyi eğitim verdireceğiz, iyi bilim insanları, mühendisler, şairler, sanatçılar yetiştireceğiz. Çünkü dünyada bizi maruf yapacak, dünyada bizi tanıtacak olan bunlardır. Ama bütün bunların olabilmesi için de kendimize yeten bir ülke, karnımızı doyurabilecek bir üretimin olması lazım. Jenerasyonların sağlıklı devamı için bir tarımsal üretimin ve güçlü bir gıda sektörünün olması lazım” diyerek bunlar olmazsa güçlü bir toplumun var olamayacağını söyledi. “İktidarlar dünyadaki gelişmelere yönelik önlemler almazsa tarım gibi hayati sektörler devam edemez” Dünyada yaşanılan gelişmelerin Türkiye’yi etkilediğini ve bu gelişmelere önlemler alınmasının önemli olduğunu ifade eden Seçer, “Jeopolitik kırılmalar, savaşların etkileri ve savaşlar dolayısıyla alınan kararlar oluyor. Bu üretimi ve lojistiği etkiliyor. İran, İsrail ve Amerika savaşında Hürmüz Boğazı’nın yarattığı tehditler nedeniyle petrol geçiş yapamadı, fiyatları arttı. Petrol demek hayatın ta kendisi demek. Su nasıl hayatın ta kendisiyse; yaptığımız tarımsal üretim, domates, buğday, mısır, meyve aklınıza ne gelirse hayatın ta kendisi ise şu anda da enerji böyle” diyerek, petrol fiyatları nedeniyle her sektörün etkilenmesinin yanı sıra belediyelerin, devletlerin dahi maliyetlerinin arttığını vurguladı. İktidarların bu gelişmeleri öngörüp önlemler alması gerektiğini hatırlatan Seçer, önlem alınmazsa tarım gibi hayati sektörlerde üretimin devam etmesinin mümkün olmayacağını söyledi. “Mersin’in yüzde 20’si tarımsal üretime uygun” Mersin’in yüz ölçümünün yüzde 20’sinin tarıma uygun olduğunu ve bunun yaklaşık 3 milyon 330 bin dönüme denk geldiğini ifade eden Seçer, “Bunun yarısı da sulanabiliyor. Su demek ürün fazlalığı, ürün artışı ve kalite artışı demek. Anamur’a gidin, orada tropikal meyve yetiştirin, Tarsus’a gelin incir, zeytin yetiştirirsiniz, Mut’ta kayısı var, aşağı ovaya inersiniz örtü altı domates ve biber var. Allah daha ne verecek güzel Mersinime? Her şeyi yapabiliriz” dedi. “Tarıma bu yıl yüzde 71 artışla 367 milyon TL ayırdık” ‘Çalışırsak elimizden hiçbir iş kurtulmaz’ anlayışıyla çalıştıklarına dikkat çeken Seçer, çiftçi ve ziraatçı olduğuna da değinerek, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevine geldiği günden bu yana bu gerçekle belediye başkanlığı yaptığına dikkat çekti. Büyükşehir tarafından tarımsal desteklere ayrılan bütçenin ciddi oranda artırıldığını belirten Seçer, “Geçtiğimiz yıl 215 milyon destek bütçesi ayırmıştık, bu yıl yüzde 71 artışla 367 milyon TL ayırdık. Oysa bizim kümülatif bütçemizde bu kadar artış olmadı. Bir önceki yılın bütçesine göre Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin yüzde 30 civarında artışı oldu. Ama tarımsal destekler farklı. Çünkü girdi fiyatları her geçen gün artıyor” dedi. “Tarım destekleri bizim için sosyal politikadır” Büyükşehir’in, sosyal politikalar konusunda tüm Türkiye’de adından söz ettirdiğine dikkat çeken Seçer, “Bunu sadece biz söylemiyoruz, Türkiye söylüyor. Türkiye’deki yerel yönetimler Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal politikalar konusundaki başarılarını biliyor ve iş birliği yapmak istiyor. Biz de bunu memnuniyetle gerçekleştiriyoruz” diye belirtti. Konuşmasına; “Tarım destekleri bizim için sosyal politikadır” şeklinde devam eden Seçer, iktidar tarafından belediyelere yöneltilen ‘Herkes kendi işini yapacak’ eleştirilerine de yanıt vererek, “Üreticilerden bir örnek vereyim; her yıl bizden onlarca kilometre HDPE ve çelik boru talebi oluyor. Siz bunu devletin farklı kurumlarından karşılayabiliyorsanız neden bizden talepte bulunasınız. Demek ki böyle bir boşluk var. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin tarım konusunda destek oranı her geçen gün katlanarak artırıyorsa, bu talepten ve ihtiyaçtan kaynaklıdır” ifadelerine yer verdi. “Zirai donda da yurttaşlarımızın yanında olduk” Geçtiğimiz dönemde yaşanan tarımsal ve zirai don olayını hatırlatan Seçer, Büyükşehir ekiplerinin sahaya inerek, tespitler ve bütçe hesaplamasını yaptığından söz ederek, tarımsal ve zirai dondan zarar gören yurttaşlara gerekli malzeme desteği yaptıklarını ve yaraları sardıklarını söyledi. Yine geçtiğimiz günlerde kırsal bölgelerde yaşanan yağışlara da dikkat çeken Seçer, “Yıllardır hiç böyle yağış olmamıştı. Çukurova’da 50 yıldır böyle bir yağış rejimi olmadı ama bu sefer oldu. Tabandaki su seviyesi yükseldi, nehirler, dereler dolu dolu akıyor. Artezyenler, yaptığımız sondajlar önceden 50 metreden çıkıyorsa, şimdi 5 metreden çıkıyor. Bunlar iyi ve güzel. Su olacak ki üretim olacak” dedi. İktidara da seslenen Seçer, belediyelerin ve belediye başkanlarının halka en yakın kurumlar olduğuna dikkat çekerek, belediye başkanının da halkın desteği ve oyuyla gelmiş siyasetçiler olduğunu kaydetti. Seçer, “Yurttaşın başı ya da dişi ağrırsa belediye başkanı bilir. Tarımcının, esnafın sorunu olur; hangi sektör olursa olsun o sorunlarla yüzleşmek, onlarla baş etmek zorundadır ve onlara destek olmak zorundadır. Her şey Ankara’dan olmaz. Şimdi tam tersi yapılıyor, yerel yönetimlerin yetkileri kısıtlanıyor. Gönül ister ki yerelden yönetim daha güçlensin. Yasalar düzenlensin. Elbette eksik ya da açık kalan benim de eleştirdiğim mevcut belediyeler kanunu ile yerel yönetimler kanununun çok eksiği olabilir ama belediyeler daha güçlü olacak. Belediyelerimize güveneceğiz” ifadelerine yer verdi. Belediye başkanlarının halkın seçtiği ve partisinden öte çoğu zaman ismine, hizmetine oy verdiği, güvendiği ve saygı duyduğu isimler olduğunun altını çizen Seçer, “Onun için belediyelerin daha çok güçlenmesi lazım. Belediyelerin her tarafa eli uzanabilir” dedi. Üreticilere vermiş oldukları desteklerden dolayı Seçer salonda alkışlandı ve bunun üzerine “Bana karşı olan şefkatinizden, sevginizden, saygınızdan dolayı Allah sizden razı olsun. Sizlere layık olabiliyorsam, sizlerin başını öne eğdirmiyorsak ne mutlu bize” diye konuştu. “Arıcıdan balıkçıya, çiftçiden yetiştiriciye kadar herkesi biliyor ve destekliyoruz” Büyükşehir olarak her alanda ve sektörde tarım desteğini devam ettireceklerini kaydeden Seçer, “Arıcıyı da Akdeniz’de balıkçılık yapan balıkçı kardeşimizi de Toroslar’ın tepesinde kıl keçisi yetiştiren Yörük Fatma’yı da ovada inek güden Ayşe’yi de biliyoruz. Bu şehirde her şey var. Çok şükür bizde de imkanlar var. Yem, sulama borusu, fide-fidan ve hayvan desteği vereceğiz” ifadelerine yer verdi. ‘Hadi Gel köyümüze Destek Verelim’ projesinin muazzam bir proje olduğuna değinen Seçer, projenin 6. yılının bittiğinden söz ederek, “9 bin damızlık küçükbaş hayvan dağıtıldı. Her yıl sermayesi olmayan, hayvancılığı bilmeyen 60 aile işletme sahibi oldu ve çark kendiliğinden dönüyor. Bunun gibi projelere ihtiyacımız var. Bu destekler seçimden seçime ya da oy için değil. Gerçekten o kent ve o bölge için uygun olan, sürdürülebilir olan, insanlara sürekli ekmek getirebilecek, kazanç kapısı olabilecek projeleri Tarım ve Orman Bakanlığı’nın çalışması lazım” diyerek hizmetlerin oy için değil, yurttaşlar için yapılması gerektiğine değindi. Çakır: “Tarım artık sadece üretim değil; stratejik bir güç alanı haline geliyor” MTSO Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır ise konuşmasında, bu yıl 5.’si düzenlenen ‘Üretmezsek Tükeniriz’ konferans serisinin ‘Jeopolitik Kırılmaların Eşiğinde Tarımın Geleceği’ başlıklı programında artık sadece tarımı değil; tarımın geleceğini ve gıdanın kaderini de konuşacaklarının altını çizerek, meselenin sadece Türkiye’nin meselesi olmadığına değindi. Tarımın sadece bir sektör değil, bir ulusal güvenlik meselesi olduğunu da kaydeden Çakır, Akdeniz havzasında yer alan diğer ülkelerin de benzer risklerle karşı karşıya olduğuna dikkat çekerek ortak akıl ile üretimi işaret etti. Sürdürülebilir tarım modelinde Mersin’in bu dönüşümün öncüsü olabileceğini kaydeden Çakır, “Toprağıyla, iklimiyle, üretim kültürüyle ve lojistik gücüyle bu şehir sadece üretimin değil, akıllı ve planlı tarımın merkezi olabilir. Bunun için birlikte hareket etmek zorundayız. Bizler üretimin sürdürülebilirliği, üreticinin korunması, tarımın geleceğe hazırlanması için bu sürecin takipçisi olacağız. Çünkü biliyoruz ki; üretmezsek tükeniriz ama israf edersek de kaybederiz. Plansız üretirsek de geleceğimizi riske atarız” dedi ve organizasyonda emeği geçen kurumlara teşekkürlerini iletti. Alanında uzman isimler, jeopolitik gelişmeler bağlamında tarımı konuştu Açılış konuşmalarının ardından başlayan ve moderatörlüğünü Ali Ekber Yıldırım’ın yaptığı konferansta, alanında uzman isimler Açıl Sezen ve İrfan Donat konuşmalarını gerçekleştirdi. Konuşmalar öncesinde geçmiş yıllarda düzenlenen ‘Üretmezsek Tükeniriz’ konferanslarından söz eden Ali Ekber Yıldırım, çeşitli yönlerden tarımın ele alınmasının önemine değindi. Ülkedeki ekonomik gelişmeleri hatırlatan Yıldırım; tarımın geleceğini, çiftçilere yansıyan etkileri ve tarım kenti Mersin’in durumunu değerlendirdi. Açıl Sezen konuşmasında; ilk defa sadece tarım odaklı bir toplantıda ekonomiyi, ülkede ve dünyadaki gelişmeleri yorumlayacağını vurgulayarak günümüz şartlarının değerlendirmelerini yaptı. Türkiye’nin geleceğe hazırlanmak zorunda olduğunun altını çizen Sezen, özellikle jeopolitik kırılma döneminde yeni üretim modellerinin ve üreticilere desteklerin önemini anlattı. Üretimin, pazarın ve tedarik zincirinin zenginleştirilmesi gerektiğine değinen Sezen, yerel yönetimlerden merkezi hükümete kadar her kademenin üreticilere destekte bulunması gerektiğini vurguladı. Ali Ekber Yıldırım’ın tarımda son yıllardaki gelişmeler, enerji sistemleri ve tedarik zincirleri hakkında sorusu üzerine konuşan İrfan Donat ise; son 30 yılın meteorolojik verileri ışığında iklim etkisinin tarım üzerindeki etkilerini detaylandırdı. Çiftçilerin girdi maliyetlerine değinen Donat, özellikle Orta Doğu coğrafyasında yaşanan savaşlar sonrasında yaşanan maliyet artışlarını üreticiler açısından değerlendirdi. Mersin kapsamında konuşan Donat, lojistik açısından avantajlar söz konusu olsa da üreticilerin katlanan maliyetlerle yüzleşmek zorunda kalacağının altını çizdi. Yeni üretim modellerinin çağa ayak uydurmaya başlayacağını söyleyen Donat, teknolojik gelişmelere adaptasyonun gerekliliğinden söz etti. Mersin’in gelişmiş bir kent olduğunu belirten Donat, üretim kadar katma değerin de önemli olduğuna değinerek markalaşmanın da kent için kritik olduğunu söyledi. Soru cevap bölümü ile devam eden konferansta, katılımcılar sorularını uzmanlara yönelttikten sonra, Büyükşehir tarafından kendilerine sağlanan tarımsal destekler için de teşekkürlerini ilettiler. Program toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

Mersin’in Coğrafi İşaretli Kan Portakalı Lokumla Buluştu Haber

Mersin’in Coğrafi İşaretli Kan Portakalı Lokumla Buluştu

Mersin Büyükşehir Belediyesi, yerel üretimi destekleyen ve kadın emeğini ekonomiye kazandıran vizyon projelerine bir yenisini daha ekledi. **‘Hamzabeyli Köyümüz Atölye Yerleşkesi’**nde düzenlenen etkinlikte, Mersin’in tescilli markası Mersin Kan Portakalı, geleneksel Türk lokumu ile buluşturularak katma değeri yüksek, eşsiz bir lezzete dönüştürüldü. Geleneksel Tatlara Modern ve Tescilli Dokunuş Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı koordinesinde yürütülen çalışmada, coğrafi işaret tescilli Mersin Kan Portakalı’nın eşsiz aroması lokum üretimine dahil edildi. Gıda mühendisleri eşliğinde gerçekleştirilen atölyede kadınlar, lokum üretiminin püf noktalarını öğrenirken; hijyen, üretim teknikleri ve ürün geliştirme konularında uygulamalı eğitim aldı. Mühendis Aytuttu: “Amacımız Katma Değerli Ürünler Elde Etmek” Atölye sürecini yöneten Gıda Mühendisi Dilara Aytuttu, projenin hem eğitim hem de üretim odaklı olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Hamzabeyli Köyümüz Atölye kapsamında geleneksel lokumu, Mersin Kan Portakalı ile yeniden yorumladık. Katılımcılarımız sadece yeni bir ürün geliştirmeyi değil, aynı zamanda hijyenik üretim süreçlerini ve endüstriyel teknikleri deneyimleyerek mesleki beceri kazandılar. Hedefimiz, Mersin’in yerel değerlerini katma değeri artırılmış ürünler haline getirmek.” Kadın Üreticilerden Büyükşehir’e Teşekkür Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin kadınlara yönelik projelerini yakından takip eden katılımcılar, atölyeden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Genç katılımcılardan Rukiye Aşkın, verimli bir etkinlik geçirdiklerini belirterek herkesi atölyeye davet ederken; Mersin’e 4 yıl önce yerleşen Miyesser İşvanoğlu ise, “Üretici kadın pazarları ve kooperatif çalışmaları harika. Bu tarz atölyelerle kendimizi geliştirme fırsatı buluyoruz,” diyerek Büyükşehir’in sosyal belediyecilik çalışmalarını takdir etti. Kırsal Kalkınmanın Merkezi: Hamzabeyli Köyümüz Atölye Mersin Büyükşehir Belediyesi, Hamzabeyli’deki bu yerleşke aracılığıyla kırsalda üretimi teşvik etmeye, kooperatifçiliği güçlendirmeye ve Mersin’e özgü tarım ürünlerini dünya mutfaklarına taşıyacak yenilikçi formüller geliştirmeye devam ediyor.

Ömer Fethi Gürer Pazarda Nabız Tuttu: "Üreten, Satan ve Alan Dertli!" Haber

Ömer Fethi Gürer Pazarda Nabız Tuttu: "Üreten, Satan ve Alan Dertli!"

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, pazar yerinde esnaf ve vatandaşlarla bir araya gelerek ekonomik tabloyu değerlendirdi. Gürer, "Mazota gelen her artış nakliyeyi, nakliye ise tezgahı vuruyor; pazarda artık tat tuz kalmadı" dedi. ​Türkiye’de artan üretim maliyetleri ve hayat pahalılığı pazar tezgahlarına rekor zamlar olarak yansıyor. CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, gerçekleştirdiği pazar ziyaretinde üreticiden tüketiciye kadar her kesimin yaşadığı mağduriyeti yerinde inceledi. ​Biber ve Domates Fiyatları Uçuşa Geçti ​Pazardaki fiyat artışlarının çarpıcı boyutlara ulaştığını belirten Ömer Fethi Gürer, özellikle kış sebzelerindeki fiyat farklarına dikkat çekti. Gürer, "Geçen yıl 50 lira olan kıl biber bu yıl 100 lira. Yazın tarlada 3 liraya satılamayan Kapya biber ise şu an tezgahta 120 lira. Bu sürdürülebilir bir sistem değil" ifadelerini kullandı. ​"Nakliye ve Girdi Maliyetleri Bel Büküyor" ​Ürünlerin büyük bir kısmının Antalya, Mersin ve Adana gibi şehirlerden geldiğini hatırlatan Gürer, fiyat artışının temel nedenlerini şöyle sıraladı: ​Akaryakıt Zamları: Mazot fiyatlarındaki her artış, ürünün kilosuna doğrudan 10 TL nakliye maliyeti biniyor. ​Poşet ve Giderler: Bir kilo poşetin fiyatı 125 liraya ulaştı; tanesi 50 kuruşa gelen poşet bile esnaf için ciddi bir yük. ​Gübre ve İlaç: Üreticinin gübre, ilaç ve sulama elektriği maliyetleri katlanırken, çiftçi önümüzdeki sezon nasıl üretim yapacağını düşünüyor. ​Pazarcı Esnafı: "İşgaliye ve Masraflar Bizi Bitirdi" ​Ziyaret sırasında dert yanan pazarcı esnafı, sadece ürün fiyatlarından değil, belediyenin uyguladığı yeni harçlardan da şikayetçi. Esnaf, belediyenin kendilerine danışmadan günlük işgaliye ücretini yıllığa çevirdiğini ve açılmayan tezgahlar için bile yüksek çevre temizlik vergisi talep edildiğini belirtti. ​Bir esnaf yaşadıkları durumu şu sözlerle özetledi: "Antalya’dan 150 liraya gelen biberi 10 lira kârla satmaya çalışıyoruz. Para kazanmak için değil, sadece tezgahımız açık kalsın diye uğraşıyoruz." ​"Vatandaşın Alım Gücü Tükendi" ​Vatandaşların pazara gelse dahi fileyi dolduramadığını ifade eden Gürer, marulun bile geçen yıla göre %100 zamlanarak 70 liraya çıktığını vurguladı. Vatandaşın gelirinin giderleri karşılamadığını belirten Gürer, "Pazarın tadı tuzu kaçmış durumda. Müşteri sayısı sınırlı, gelen de ancak tadımlık alabiliyor" dedi. ​"Tarım Politikası Acilen Değişmeli" ​Gürer, çözümün üretim maliyetlerini düşürecek bütüncül bir tarım politikasından geçtiğini söyledi. Gübre ve mazot desteği sağlanmadığı sürece fiyatların düşmesinin imkansız olduğunu belirterek, "Üretenin kazanamadığı, tüketenin pahalıya aldığı bir düzen halkı mağdur etmeye devam edecektir" uyarısında bulundu.

CHP’li Gülcan Kış’tan Sert Eleştiri: “Emekli Pazara 500 TL ile Çıkıyor, Eli Boş Dönüyor!” Haber

CHP’li Gülcan Kış’tan Sert Eleştiri: “Emekli Pazara 500 TL ile Çıkıyor, Eli Boş Dönüyor!”

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Mart 2026 enflasyon verilerini değerlendirerek emekli maaşlarındaki erimeye dikkat çekti. Kış, “Yılın ilk üç ayında enflasyon yüzde 10’u aştı, verilen zammın yüzde 82’si daha cebe girmeden yok oldu” dedi. ​MERSİN – Türkiye’de artan hayat pahalılığı ve temel tüketim maddelerine gelen zamlar, emekli vatandaşların belini bükmeye devam ediyor. CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkıntıların artık bir "toplumsal kriz" seviyesine ulaştığını belirterek, mutfaktaki yangının rakamlarla gizlenemeyeceğini vurguladı. ​"Verilen Zam Daha İlk Çeyrekte Eridi" ​2026 yılı Mart ayı itibarıyla TÜİK verilerine göre enflasyonun yüzde 10,04’e ulaştığını hatırlatan Kış, işçi ve Bağ-Kur emeklisine yapılan yüzde 12,19’luk artışın anlamsız kaldığını ifade etti. ​Kış, yaptığı açıklamada şu çarpıcı verilere yer verdi: ​Zammın Kaybı: Yıl başında verilen zammın yüzde 82’si üç ayda eridi. ​Maaşlardaki Kayıp: En düşük emekli aylığı olan 20 bin liranın yaklaşık 2 bin lirası enflasyon karşısında değer kaybetti. ​Enflasyon Hedefi Sapması: 2026 için öngörülen yüzde 16 enflasyon hedefinin yüzde 63’ü ilk üç ayda aşıldı. ​Elektrik ve Doğalgaz Zamları Emekliyi Vurdu ​Gıda fiyatlarındaki artışın yanı sıra enerji maliyetlerinin de emekli maaşlarını tükettiğini söyleyen Gülcan Kış, “Elektrik ve doğalgaza gelen yüzde 25’lik zamlar ve doğalgazdaki kademeli tarife uygulaması, bazı tüketicilerde yükü yüzde 132’ye kadar çıkarıyor. Emekli, ısınma ve aydınlanma masrafları arasında tercih yapmak zorunda kalıyor” dedi. ​"Türkiye'de Bir Bölüşüm Krizi Var" ​Türkiye’deki gelir adaletsizliğine dikkat çeken Kış, zengin ile yoksul arasındaki uçurumun büyüdüğünü belirtti: ​“En zengin yüzde 20, toplam gelirin yarısını alırken; en yoksul yüzde 20 sadece yüzde 6 pay alabiliyor. Bu sadece bir enflasyon sorunu değil, açık bir bölüşüm krizidir.” ​CHP’nin Çözüm Önerileri Meclis’te Reddedildi ​Emekli sorunlarının çözümü için CHP olarak sundukları kanun tekliflerinin iktidar tarafından geri çevrildiğini ifade eden Kış, şu taleplerini yineledi: ​En düşük emekli aylığı asgari ücret seviyesine çıkarılmalıdır. ​Bayram ikramiyeleri en az 5 bin lira olarak güncellenmelidir. ​Kira ve gıda destekleri ile emeklinin alım gücü korunmalıdır. ​"Emekli Sadaka Değil, Onuruyla Yaşamak İstiyor" ​Milletvekili Kış, açıklamasını emeklilerin yükselen sesine dikkat çekerek tamamladı: “Hafta sonu 81 ilde meydanlara çıkan emekliler artık susmuyor. AKP iktidarı emekliyi seçim zamanı hatırlayıp geçim zamanı unutuyor. Emekli sadaka değil, yıllarca verdiği emeğin karşılığını, onuruyla yaşayabileceği bir gelir istiyor.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.