Hava Durumu

#Milli Güvenlik

Kırsal Haber - Milli Güvenlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Milli Güvenlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tarım Teknolojileri TEKNOFEST'te İkinci Yılında Haber

Tarım Teknolojileri TEKNOFEST'te İkinci Yılında

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, geçen yıldan itibaren tarım teknolojilerinin TEKNOFEST'te yer almaya başladığını belirterek, gıda arz güvenliğinin de savunma sanayisi kadar önemli bir milli güvenlik meselesi olduğunu söyledi. Yumaklı, savunma sanayisinde yakalanan mühendislik başarısının tarım teknolojilerinde de yakalanabileceğini ifade etti. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Şanlıurfa'da düzenlenen TEKNOFEST Güneydoğu'yu ziyaret etti. Etkinlik kapsamında stantları ziyaret eden Bakan Yumaklı, TEKNOFEST'e yönelik yoğun ilgiye dikkati çekerek, TEKNOFEST'in savunma sanayisi konusunda Türkiye'nin mühendislik anlamında geldiği noktayı ülkenin gündemine ve üretime dönüştürerek dünyanın gündemine sokmayı başardığını belirtti. Yumaklı, bu anlamda Selçuk Bayraktar'ı ve ekibini tebrik etti. Tarım teknolojileri TEKNOFEST'te ikinci yılında Bakan Yumaklı, tarım teknolojilerinin de TEKNOFEST'te yer aldığını belirterek şunları kaydetti: "TEKNOFEST'e geçen yıldan itibaren tarım teknolojileri dahil oldu. Bu çok önemli bir konuydu. Genelde çok bağdaştırılamayabilir ama eğer bir ülkenin savunma sanayisi o ülkenin istiklali ve istikbali için ne kadar önemliyse gıda arz güvenliği de o ülkenin milli güvenlik meselesidir, aynı derecede önemlidir. Bu yıl tarım teknolojileri ikinci yılına geldi. İnanıyorum ki savunma sanayisinde yakalamış olduğumuz mühendislik başarısını tarım teknolojilerinde de yakalayacağız. Geliştirilen teknolojiler sürdürülebilir tarımsal üretime katkı sağlayacak. Bu ülkenin insanları daha kaliteli ve sürdürülebilir bir tarımsal üretim için burada üretilen zihinsel, fikirsel ve uygulamalı olarak da geliştirilmiş teknolojiyi kullanacak, hatta bu teknolojiyi farklı ülkelere de ihraç ederek başka bir getirinin de yolunu açacak." Tarım teknolojileri alanındaki çalışmaları inceledi Bakan Yumaklı, daha sonra Tarım Teknolojileri Kümelenmesi (TÜME) Vakfı'nın TEKNOFEST'teki alanında yer alan uydu fotoğraflarıyla tarla takip sistemi hakkında bilgi aldı. Yumaklı, topraktan teknolojiye deneyim atölyelerine geçerek burada deneyim yaşayan çocuklarla sohbet etti ve yem hazırlamayı otomasyon hale getiren sistemi inceledi. “Bu bir vatan savunmasıdır” Etkinlik kapsamında TÜME Vakfı tarafından düzenlenen “Politika, Eğitim, Yatırım ve Adaptasyon Paneli”ne katılan Yumaklı, burada yaptığı konuşmada, bir insanın doğumundan ölümüne kadar tarımsal üretime muhtaç olduğunu söyledi. Türkiye'de TEKNOFEST'in savunma sanayi başlığının altında ülkenin savunmasının en önemli garantisi olarak görüldüğünü belirten Yumaklı, TÜME ile geçtiğimiz yıl TEKNOFEST'in içinde tarım teknolojileri kümelenmesi kavramının girdiğini ifade etti. Yumaklı, “Bu bir vatan savunmasıdır. Bu da gıdanın garanti altına alınması savunmasıdır. Ülkeler, gıda güvenliği konusunu bir milli güvenlik meselesi olarak görüyor. Eğer halkınızı gıda anlamında bir endişeye sevk ediyorsanız orada büyük problemleri yaşamanız mümkün. Tohumdan sofranızdaki bir lokma ekmeğe kadarki olan süreci bloklar arasında bir boşluk bırakmadan yapmanız gerekir.” ifadelerini kullandı. Bakan Yumaklı, TEKNOFEST'in Şanlıurfa başta olmak üzere bundan sonraki illerde de büyük bir heyecan oluşturacağını vurgulayarak, her geçen gün katlanarak, artarak devam edeceğini kaydetti. Tarımda doğru planlama ve teknoloji vurgusu Tarımda doğru planlamanın önemine değinen Yumaklı, “Doğru bir şekilde planlayıp tam o an hazır olmanız gerekir. Geçtiğimiz yıl birbiriyle entegre bir otonom çiftlik sisteminin nasıl olmalı konusunu konuşurken, orada insan unsuru önemliydi.” diye konuştu. Bakan Yumaklı, bu yıl TÜME'de sivil toplum kuruluşlarının, finansman ayağının, regüle edici bir kamu otoritesinin bir araya geldiğini söyledi. 2000'li yıllarda Türkiye'nin nüfusunun 68 milyon olduğunu anımsatan Yumaklı, “Bugün 86 milyon, dünya nüfusu ise 6 milyardı, bugün 8 milyar. Bu nüfusun ihtiyacı olan doğumundan ölümüne kadarki bütün tarımsal üretim ihtiyacını karşılamanız gerekir. Burada soru şu oluyor. Ne kadar çok hayvanımız var değil. Bir birim hayvandan alacağınız verim, süt hayvanıysa kaç kilogram alıyorsunuz? Nicelik değil niteliğe dönmüş durumda. Bunları yapabilmek için teknolojiye ihtiyacımız var. Bir entegre sistem olarak kullanabilecek, bunun kendi içinde içselleştirmiş insana ihtiyacımız var. Neyi ürettiğiniz değil nasıl ürettiğiniz önemli. Üretim planlaması konusu da tam da bu anlamda devreye girdi. Bizim mutlaka üretim planlaması yapmamız gerekir.” değerlendirmesinde bulundu. Yumaklı, geçmişte yaptıkları üretim planlamalarına dikkati çekerek, bu planlamaların, somutlaştırdıkları otonom çiftlikler gibi sonuçlar vermeye başladığını aktardı. “Çiftçilerimiz, üreticilerimiz olmazsa olmazımız” Bunun bir anda bütün Türkiye'de etki etmesini beklemediklerinin altını çizen Yumaklı, şöyle devam etti: “Bu aynı zamanda da bir zihinsel dönüşümü gerektiriyor. Şu anda Türkiye'deki bütün üreticilerimiz ne üretiyor olursa olsun, tarımsal üretimde artık üretim planlamasını sahiplenmiş ve bununla ilgili bütün unsurları kendileri uygulamaya başlamış. Hatta geliştirilmesiyle ilgili de bizlere sürekli geri bildirimde bulunmaya başlamış durumdalar. Bu bizim gibi geleneklerine bağlı, çok da görmeden inanmayan ya da uygulamayan bir kültür için kolay bir hadise değildi. Bir senede çok ciddi bir sahiplenme oldu. Şimdi sonuçlarını doğru alma zamanı. Mevcuttaki işimizi çok iyi yapıyoruz, ama geliştirmeye, modellemeye ve sürdürülebilir kılmaya dönük bütün uygulamalarımızı çok yakından takip edecek bir veri oluşturma, bunları analiz edebilme ve politikalara yansıtabilme zamanıdır.” Yumaklı, üretimde katma değerin önemine işaret ederek, Türkiye'nin bu konuda dünyanın gelişmiş ülkelerinin hiçbirinden kalır bir yanı olmadığını dile getirdi. Türkiye'nin devasa potansiyeli olduğuna dikkati çeken Yumaklı, “Pırıl pırıl gençlerimiz ve imkanımız var. Çok güzel bir ülkedeyiz. Her mevsimde farklı şeyler üretebilir haldeyiz. Yılın 12 ayı her türlü ürünü talep etme ve bunu üretme pozisyonundayız. Bütün bunları yapabilmek için un var, şeker var, helva yapmamız gerekiyor. Çiftçi olmak, üretmek, utanılacak bir şey asla değil. Eli öpülesi diye tabir ettiğimiz aslında gurur duyduğumuz çiftçilerimiz, üreticilerimiz olmazsa olmazımız. Ayağımızdaki ayakkabıdan üzerimizdeki kıyafetten, soframıza koyacağımız lokmaya kadar içtiğimiz suda yetiştirdiğimiz balığa kadar çok geniş bir alanımız var.” dedi. Yumaklı, Türkiye'de çiftçilerin yaş ortalamasının 57 olduğunu aktararak, Çiftçi Kayıt Sistemi'ndeki 2 milyon 380 bin çiftçinin sadece yüzde 13'ünün genç, yüzde 58'inin orta yaşlı, onun üzerindekilerin de ileri yaşlı olduğunu ifade etti. 7,3 milyon hektarlık alan sulamaya açıldı Gençler ve kadın girişimcilerin “Ben bu işi yapıyorum.” dediği her yerde var olduklarını dile getiren Yumaklı, Bakanlığın bütün teşvikleri ve destekleriyle onları hangi konuda olursa olsun birlikte hareket etmeyi sağlayacak her türlü oluşumun içinde olduklarını ve olacaklarını söyledi. Yumaklı, teknoloji denildiğinde sadece cihazın anlaşılmaması gerektiğini belirterek, tohumun da bir teknoloji olduğunu ifade etti. Tohumların yüzde 96'sını Türkiye'nin ürettiğini ve dünyada ilk 10 içinde yer aldığını belirten Yumaklı, dünyanın farklı ülkelerine gidildiğinde karşılarına Türk tohumculuk firmalarının çıktığını söyledi. Bitkisel üretimin verimli olması için sulama yapılması gerektiğine işaret eden Yumaklı, sulama teknolojilerinin geliştirilmesi gerektiğini belirterek, “7,3 milyon hektarlık alanı sulamaya açtık daha da devam ediyoruz.” dedi. Türkiye'de 61 organize tarım bölgesi bulunuyor Yumaklı, organize tarım bölgelerini çok önemsediklerini vurgulayarak, bunun bütçede ve uygulamalarında çok önemli bir yeri olduğunu bildirdi. Türkiye'de 61 organize tarım bölgesi olduğunu aktaran Yumaklı, “Bunlardan 16 tanesinde üretim başladı. Bu sene peyderpey onlar devreye girmiş olacak. ORKÖY kredileri, destekleri ve hibeleri var. Amacımız küresel pazarda lider bir Türkiye oluşturmak.” ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından Yumaklı, Bakanlığın standına geçerek stantta yer alan kurumların faaliyetleri hakkında bilgi aldı.

Bakan Yumaklı Edirne'de Çömlekköy Barajı'nda İncelemelerde Bulundu Haber

Bakan Yumaklı Edirne'de Çömlekköy Barajı'nda İncelemelerde Bulundu

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Son 24 yılda yaklaşık 5 trilyon liralık bir yatırım bedeliyle 11 binin üzerinde su ve sulama projesini hayata geçirdik" dedi. Yumaklı, Lalapaşa ilçesinde bulunan Çömlekköy Barajı'nın inşaatındaki incelemenin ardından yaptığı açıklamada, suyun tüm ülkeler için stratejik bir sektör olduğunu söyledi. Suyun milli güvenlik meselesi ve gıda arz güvenliği için önemli olduğunu vurgulayan Yumaklı, "Sayın Cumhurbaşkanımız 'su hayattır, medeniyettir' diyerek bunun defalarca altını çizerek kamuoyumuzun gündemine getirdi. Son 24 yılda yaklaşık 5 trilyonluk bir yatırım bedeliyle 11 binin üzerinde su ve sulama projesini hayata geçirdik. Öncesi ve sonrası karşılaştırmalarında bütün üreticilerimizin almış oldukları üründeki verimi katlıyor olması hasebiyle su ve sulama yatırımlarına çok ciddi bir ilgi, alaka ve hatta yakından takibi söz konusu." dedi. Edirne'nin de önemli sulama yatırımları aldığına değinen Bakan Yumaklı, şunları kaydetti: "Yaklaşık 73 milyar liralık bir yatırım oldu Edirne'ye. 235 tesis inşa edildi, 9 baraj, 28 gölet ve 687 bin dekarlık arazinin su ve sulama sistemleri tamamlanıp hizmete alınmış oldu. 2,7 milyon dekarlık bir alanda toplulaştırma yapıldı. Kaldı ki projelerimizden büyük bir bölümü de burada olduğu gibi hem toplulaştırmayı hem yatırımı hem de baraj yatırımının dışında sulama yatırımını da içeriyor. 114 taşkın kontrol yapısı yine Edirne'de yapıldı. Yıllık 30 milyon metreküplük de bir içme suyu sağlanmış oldu. Bütün bunların hepsinin Edirne'ye olan katkısı yıllık 11,5 milyar liralık bir tarımsal geliri ifade ediyor." ÇÖMLEKKÖY BARAJI'NDAKİ SÜREÇ Yumaklı, Çömlekköy Barajı'nın inşaatına ilişkin bilgi de verdi. Baraj sayesinde 56 bin 500 dekarlık arazinin sulanacağını anlatan Yumaklı, şunları kaydetti: "Bu projenin maliyeti yaklaşık 1,3 milyar lira. Derivasyon tüneli, dolusavak kazıları, gövde kazıları, enjeksiyon. Yani teknik konuların büyük kısmı çok şükür tamamlandı. Tunca regülatörü derivasyon kanalı hakeza tamamlandı. Dolusavak betonarme imalatları, baraj gövdesiyle ilgili dolgu ve iletim hattı inşaatları da yapılmaya devam ediyor. İnşallah barajı 2028 yılında tamamlamayı hedefliyoruz. Buranın sulama tesisatıyla alakalı, daha doğrusu sulama alanıyla alakalı yatırımın sözleşmesini de geçtiğimiz ay imzalamıştık. Bu sulama projesinin de barajla eş zamanlı bir şekilde tamamlanması için gayret sarf ediyoruz. Özellikle burada toplulaştırmanın yapılacak olması ve hızlı yapılacak olması barajla beraber sulama yatırımının da eş zamanlı bitmesi anlamına gelecek. Onun da maliyeti 1,3 milyar, barajın maliyeti 2,7 milyar da sulama yatırımının maliyeti. Burada da çalışmalar dediğim gibi başladı." Bakan Yumaklı, yine 7,8 milyar liralık yatırım maliyetli Aşağı İpsala Hamzadere Barajı Sulaması'nı bu yılın sonuna kadar tamamlamış olacaklarını söyledi. Tüm yurtta sulama yatırımlarının ve projelerinin sürdüğünü anlatan Yumaklı, Edirne, Türkiye ve millet için durmadan çalışmaya devam ettiklerini kaydetti.

Bakan Kurum: "Gıda Arz Güvenliği İçin Tarım Diplomasisi Şart" Haber

Bakan Kurum: "Gıda Arz Güvenliği İçin Tarım Diplomasisi Şart"

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, gıda arz güvenliğinin ülkeler için milli güvenlik meselesi haline geldiğini belirterek, bu nedenle tarım diplomasisinin klasik diplomasi anlayışının ötesine geçtiğini söyledi. Bakan Yumaklı, Rusya'da gerçekleştirdiği resmi temasların ardından değerlendirmelerde bulundu. Rusya-Ukrayna Savaşı ve Orta Doğu'daki çatışmaların gıda ve tarım güvenliğine etkileri hakkında soruları yanıtlayan Yumaklı, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu tarımsal girdilerin tedariki için farklı ülkelerle görüştüğünü, gıda ihtiyacı bulunan ülkelere sağlayabileceği ürünler konusunda da temas yürüttüğünü anlattı. Bakan Yumaklı, "Tarım diplomasisi artık bildiğimiz, herkesin kafasında oluşmuş imajıyla klasik bir diplomasi olmaktan çıktı. Ülkelerin gıda arz güvenliği, milli güvenlik meselesi olarak artık gündeminde. Dolayısıyla bizim bunu yapmamız gerekiyor." dedi. Geçen yıl Çin'e, bugün de Rusya'ya birer günlük ziyaret gerçekleştirdiklerini hatırlatan Yumaklı, "Önemli olan burada zaman değil. Önemli olan bunun doğru planlamasını yapıp muhataplarınızla mutabakata varabilmeniz." diye konuştu. Yumaklı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın uluslararası diplomasideki ağırlığının bu temaslarda kolaylaştırıcı bir etken olduğunun altını çizdi. RUSYA SINIRINDA BEKLEYEN DOMATESLERİN RUSYA'YA GİRİŞİ BAŞLADI Moskova'da düzenlenen 2. Uluslararası Veteriner Güvenliği Forumu'na katıldıktan sonra Rusya Tarım Bakanı Oksana Lut ve beraberindeki heyetle görüştüklerini bildiren Yumaklı, iki ülke arasındaki tarım ve gıda ticaretinde yaşanan sorunları ele aldıklarını söyledi. Görüşülen konuların büyük bölümünde mutabakat sağlandığını belirten Yumaklı, "Şu an sınırda bekleyen domatesler konusu vardı. Bunun çözülmesiyle ilgili mutabakat sağlandı ve girişler başladı." dedi. Bitki sağlığı ve karantina işlemleriyle ilgili sorunlarda da iki ülkenin ekiplerinin iletişim içinde hareket etmesi konusunda anlaştıklarına dikkati çeken Bakan Yumaklı, bunun, karşılıklı ithalat ve ihracatta ortaya çıkan sorunların ticareti durdurmadan çözülmesi açısından önemli olduğunu ifade etti. Görüşmelerin, Türkiye ile Rusya'nın ilişkilerini daha ileri taşıma iradesini teyit ettiğini dile getiren Yumaklı, mevcut sorunların kısa sürede çözülmesi bakımından temasların olumlu sonuçlar doğurduğunu anlattı. GÜBRE İÇİN TÜRKİYE'DE GÖRÜŞME PLANLANIYOR Rusya ile gübre tedarikini de ele aldıklarını belirten Yumaklı, Türkiye'ye yönelik gübre sevkiyatında bu yıl herhangi bir sınırlama olmayacağını daha önce açıkladıklarını anımsattı. Bakan Yumaklı, iki ülkenin ilgili kurum ve şirketlerinin gübre konusunu görüşmek üzere 25 Ekim'de Türkiye'de bir araya gelmesinin planlandığını bildirdi. "Bütün amacımız dünyadaki konjonktürün Türkiye'deki bitkisel üretimi herhangi bir şekilde olumsuz etkilememesi." diyen Yumaklı, gübrenin üretim açısından önemine işaret etti. Yumaklı, "Bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da üreticilerimizin gübre başta olmak üzere tarımsal girdilerde herhangi bir problem yaşamaması için gayret içerisindeyiz. Ülkelerle çok sıkı diyaloğumuz var." ifadelerini kullandı. ⁠"12 GÜN SAVAŞI BİZE İLK SİNYALİ VERMİŞTİ" Geçen yıl yaşanan "12 Gün Savaşı"nın tedarik riskleri konusunda ilk sinyali verdiğini söyleyen Yumaklı, körfez bölgesindeki gelişmelerin başta enerji olmak üzere tarımsal girdileri etkilediğini anlattı. Yumaklı, gübre konusunda ilk adımlarının ihracata ilişkin dış ticaret tedbirleri almak olduğunu belirtti. Yumaklı, daha sonra antrepolardaki ürünlerin Türkiye'deki üreticilerin kullanımına sunulması için Ticaret Bakanlığı ile birlikte tedbirler aldıklarını dile getirdi. Bölgedeki sorunların uzamasının ülkeler arasındaki ticareti ve stratejik ürünlerle girdilerin dolaşımını zorlaştırdığına işaret eden Yumaklı, taşıma maliyetlerinin de ciddi biçimde arttığına dikkati çekti. Bakan Yumaklı, bölgenin petrol ve doğal gaz üretimi ile tedarikindeki ağırlığının bu etkileri artırdığını kaydetti. Türkiye'nin hangi alanlarda darboğazla karşılaşabileceğini sürekli gözden geçirdiklerini anlatan Yumaklı, "Böyle bir şeyin olmaması için bütün tedbirlerimizi aylar öncesinden alıyoruz. Farklı ülkelerle tedarik konusunda görüşmeler yapıyor, anlaşmalar ve mutabakatlar sağlıyoruz. Buna devam edeceğiz." dedi. Yumaklı, bu tedbirleri alma imkânı bulunmayan, özellikle temel gıda ürünlerine ihtiyaç duyan ülkelerin daha zor durumda kalabileceğine dikkati çekerek, Türkiye'nin tedarik edebileceği ürünler konusunda ihtiyaç sahibi ülkelerle görüşmeyi sürdüreceğini belirtti. "HAYVAN HASTALIKLARI SINIR TANIMIYOR" Veteriner Güvenliği Forumu'nu da değerlendiren Yumaklı, geçen yılki foruma davet edildiğini ancak katılma imkânı bulamadığını, bu yıl ise Türkiye'nin hayvan hastalıklarıyla mücadeledeki deneyimlerini diğer ülkelerle paylaşabildiklerini anlattı. Hayvan hastalıklarından kaynaklanan ekonomik kayıpların ülkeler için büyük sorun haline geldiğini belirten Yumaklı, özellikle büyükbaş ve kanatlı hayvan hastalıklarının ciddi zararlara yol açtığını, hastalıkların ülkeler arasında hızla yayılabildiğini söyledi. Türkiye'de geçen yıl SAT-1 serotipindeki şap hastalığının yaklaşık 60 yıl sonra yeniden görülmesini örnek gösteren Bakan Yumaklı, "Bu konularda çok ciddi bir tedbir düzeyi oluşturmak gerekiyor. Bu da sadece ulusal tedbirlerle olabilecek bir şey değil. Uluslararası tedbirlerin ülkelerin dayanışmasıyla birlikte alınması gerekir." ifadelerini kullandı. Forumun ülkeler arasında bilgi ve deneyim paylaşımı açısından önemli olduğunun altını çizen Yumaklı, diğer katılımcıların da hayvan hastalıklarına karşı yapılması gerekenleri kendi deneyimleri doğrultusunda anlattığını kaydetti.

Bakan Kurum, Yenilebilir Enerji ve Elektrifikasyona Dikkat Çekti Haber

Bakan Kurum, Yenilebilir Enerji ve Elektrifikasyona Dikkat Çekti

New York’ta Türkevi’nde düzenlenen Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA) Elektrifikasyon Günü-Bakanlar Toplantısı’nda konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “2035'e kadar yüzde 35 elektrifikasyon hedefi, atıkların azaltılması hedefi, binaların enerji yoğunluğunu yine yüzde 25 azaltma hedeflerini gerçekleştirdiğimiz zaman 8 ila 10 gigaton bir emisyonu azalttığımızı hesap ediyoruz. Dolayısıyla aslında emisyonların yüzde 20'sine yakınını azaltmış oluyoruz. Amacımız bu” dedi. İklim değişikliğinin neden olduğu krizlere dikkat çeken COP31 Başkanı Kurum, “Nepal'de yaşanan sıkıntıyı hepimiz gördük. Bunların artık sayısı, sıklığı, şiddeti artıyor. İnsanlar afetlerde hayatlarını yitiriyor, şehirler zarar görüyor. Dolayısıyla hep birlikte artık irade göstermek mecburiyetindeyiz. Bu bir tercih değil, bir milli güvenlik meselesi” ifadelerini kullandı. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Başkanı Murat Kurum, New York programı kapsamında Türkevi’nde düzenlenen Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) Elektrifikasyon Günü-Bakanlar Toplantısı’na katıldı. Toplantıda IRENA Genel Direktörü Francesco La Camera, COP28 Başkanı Sultan Ahmed Al Jaber ile çevre ve iklim alanında çalışan uluslararası kuruluşların temsilcileri de yer aldı. COP31’İN 2035 HEDEFLERİ Toplantının açılışında konuşan Bakan Kurum, yenilebilir enerji ve elektrifikasyonun önemine dikkat çekti: COP28'de yenilenebilir enerjinin 3 katına çıkarılması yönünde bir karar alındı. Bu memnuniyet verici bir karardı ama COP31'de biz bunu bir öteye daha taşıma ve bu anlamda da 2035'e kadar yüzde 35 elektrifikasyon hedefi koyduk. Bu ne anlama geliyor? Bugün dünya 50 ila 58 gigaton emisyon üretiyor. 2035'e kadar yüzde 35 elektrifikasyon hedefi, atıkların azaltılması hedefi, binaların enerji yoğunluğunu yine yüzde 25 azaltma hedeflerini gerçekleştirdiğimiz zaman yaklaşık 8 ila 10 gigaton bir emisyonu azalttığımızı hesap ediyoruz. Dolayısıyla aslında emisyonların yüzde 20'sine yakınını azaltmış oluyoruz. Amacımız bu. “BU BİR TERCİH DEĞİL, BİR MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ” Bugün gelinen noktada artık hedeflerin gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Kurum, Nepal’de yaşanan sel felaketini örnek gösterdi: Nepal'de yaşanan sıkıntıyı hepimiz gördük. Bunların artık sayısı, sıklığı, şiddeti artıyor. Dünya Meteoroloji Örgütü bir bakıyorsunuz en kurak yıl, en sıcak yıl, en sıcak ay, en sıcak gün verilerini veriyor. İnsanlar afetlerde hayatlarını yitiriyor, şehirler zarar görüyor. Dolayısıyla hep birlikte artık irade göstermek mecburiyetindeyiz. Bu bir tercih değil, bir milli güvenlik meselesi. “BİZ 2035'E KADAR YÜZDE 35 HEDEFİNİ YAKALAMAK İSTİYORUZ” Dünyada yaşanan pek çok krizin arka planında ‘enerjinin’ yattığına dikkat çeken Bakan Kurum, “Bugün yaşadığımız krizlere baktığınızda aslında bu krizlerin altlığında yine enerji krizi olduğunu görüyoruz. Bundan çok daha önce bu temelleri atmış olsaydık bu krizler bugün belki böyle sonuçlarla ülkeleri karşı karşıya bırakmayacaktı” dedi. “Peki ne getirecek bize 2035'e kadar 35 hedefi?” sorusunu sorarak şu tespitlerde bulundu: Muhakkak yeni şebekeler, depolama alanları, altyapı yatırımları gerekecek. Yani bazı ülkelere baktığınızda proje var ama altyapı yok veya o projeyi karşılayacak şebeke hattına sahip değil. Dolayısıyla hep birlikte bu yatırımları yapmamız lazım. Bugün küresel elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yüzde 21. Biz 2035'e kadar yüzde 35 hedefini yakalamak istiyoruz ve bu hedef aslında bütün ülkelere aynı yolu tarif eden tek bir yaklaşım olmayacak. Ülkelerin farklı koşullarını, önceliklerini ve kalkınma yollarını gözetirken hepimizi ortak bir istikamete de götürüyor olacak. Burada da güçlü bir siyasi ivme yakalamak zorundayız. Bunu hep birlikte başarabiliriz. “ÜLKELERİ ELEKTRİFİKASYONU HIZLANDIRMAYA DAVET EDİYORUZ” Bu kapsamda hazırlanan COP31 Elektrifikasyon Taahhüdünü uluslararası toplumla paylaştıklarını kaydeden Bakan Kurum, şöyle devam etti: Antalya'da sürpriz bir karar olmayacak. Ne söylüyorsak, bugün ne konuşuyorsak Antalya'da da bunu söyleyeceğiz, onun başarısı için koşturacağız. Ülkeleri kendi koşulları doğrultusunda elektrifikasyonu hızlandıracak politika, yatırım ve uygulamaları güçlendirmeye davet ediyor olacağız. Bu anlamda IRENA'yla yapmış olduğumuz bu çalışmayı gerçekten çok kıymetli buluyoruz ve bugünkü Elektrifikasyon Günü'nü de bu açıdan önemli görüyoruz. “ANTALYA'DA ARTIK UYGULAMAYI, PROJEYİ KONUŞMAK İSTİYORUZ” Bakan Kurum, toplantıda şebeke ve depolama yatırımlarından sanayinin elektrifikasyonuna, yenilenebilir enerji entegrasyonundan finansmana ve yeni teknolojilere kadar farklı alanlarda somut çözüm ve uygulama örneklerini ele alacaklarını söyledi. Çıkacak öneri ve çözümlerin COP31 sürecine katkı sağlayacağının altını çizen Bakan Kurum, “Burada ortaya çıkacak önerilerin, iyi uygulamaların ve iş birliği imkanlarının New York’ta kalmasını istemiyoruz. Antalya'da bu süreci yürütmek, Antalya'da artık uygulamayı, projeyi konuşmak istiyoruz ve Antalya'da sonuç, netice almak istiyoruz” dedi.

Bakan Yumaklı: "Gıda Arz Güvenliği Bir Milli Güvenlik Meselesidir" Haber

Bakan Yumaklı: "Gıda Arz Güvenliği Bir Milli Güvenlik Meselesidir"

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, örtü altı üretimin tarım için önemli olduğuna işaret ederek, "Türkiye bu alanda dünyada dördüncü, Avrupa'da ise ikinci sırada. Hızla gelişen bu sektörü desteklemeye devam ediyoruz." dedi. Erzincan'daki programları kapsamında Valiliği ziyaret eden Yumaklı'yı, Vali Hamza Aydoğdu karşıladı. Yumaklı, Valilik Şeref Defteri'ni imzaladıktan sonra Aydoğdu'dan kentte yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi aldı. Valilik ziyaretinin ardından İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü toplantı salonunda düzenlenen "Sektör Temsilcileri ile Buluşma" toplantısına katılan Yumaklı, sektör temsilcilerinin sorularını yanıtladı. "GIDA ARZ GÜVENLİĞİ MESELESİ BİR MİLLİ GÜVENLİK MESELESİDİR" Ardından Akyazı yerleşkesinde bulunan jeotermal serada incelemelerde bulunan Bakan Yumaklı, burada yaptığı konuşmada, "Gıda arz güvenliği meselesi bir milli güvenlik meselesidir. Özellikle bugünün konjonktüründe bütün ülkelerin, gıda arz güvenliğini garanti altına alma yolunda çok ciddi çalışmaları var." ifadelerini kullandı. Yumaklı, şöyle devam etti: "Elbette sadece bu başlıkta değil ancak bunu önceleyerek biz de tarımsal üretimimizi, bitkisel üretim, hayvansal üretim, su ürünleri ve diğer bütün başlıklarda geliştirmeye devam ediyoruz. Küresel iklim değişikliğinin getirmiş olduğu dezavantajları yaşadık, yaşıyoruz ve yaşamaya da devam edeceğiz. Dolayısıyla üretim biçimimizi, üretim metodumuzu ve ürün desenimizi buna göre düzenlemek ve değiştirmek durumundayız. Özellikle jeopolitik gelişmelerin, başta ürün transferleri ve navlunlar olmak üzere çok ciddi olumsuz etkilerinin olduğunu da söylemem gerekir. Ülkelerin, gıda milliyetçiliği anlayışıyla kendi gıda arz güvenliklerini garanti altına almak istemeleri, bizler için başka bir zorluk anlamına geliyor. Her ülke kendi kaynaklarına, avantajlarına ve dezavantajlarına göre bütün bunları değerlendiriyor. Bizler de aynı şekilde hareket ediyoruz." Türkiye'de tarım sektörünün yeniden şekillendiğini belirten Yumaklı, "Teknolojiyi kullanan, bilgi ve tecrübeyi geliştirerek yoluna devam eden, dünyadaki benzerlerinden veya eş değerlerinden hiçbir şekilde farklı olmayan, hatta birçok konuda o çizgiyi aşmış iyi bir üretim ekosistemi oluşmaya başlamış durumda." dedi. "ERZİNCAN'IN SERACILIK KONUSUNDA ÇOK CİDDİ BİR POTANSİYELİ VAR" Erzincan'ın mikroklima iklime sahip olması nedeniyle tarımsal üretime destek veren önemli illerden biri olduğunu belirten Bakan Yumaklı, şöyle konuştu: "Örtü altı üretimde potansiyeli yüksek. Bu belki çok bilinen bir husus değil ancak bunu çok net bir şekilde söyleyebilirim, özellikle seracılık konusunda Erzincan'ın çok ciddi bir potansiyeli var. Bizler de teşvikler, destekler, yatırımların ve üretimin planlanması konularındaki bütün değerlendirmelerimizi tamamen buna odaklamış durumdayız. Buradaki potansiyeli şöyle ifade edebilirim. Erzincan, tek başına Doğu Anadolu Bölgesi'nin sebze ihtiyacını karşılayabilir. Herhangi bir konuda hareket ederken ve planlama yaparken illerin kendi kaynaklarını, değerlerini ve avantajlarını kullanarak hareket ediyoruz." Bugün jeotermal enerji kullanan serada bulunduklarını aktaran Yumaklı, "Burası, örtü altı üretimle ilgili gelişen ekosistemimizin çok önemli ve belirgin bir örneği." dedi. Serada çalışanlarla da görüştüklerini anlatan Yumaklı, "Hakikaten çok basit olarak görünen işlemlerin bile artık çalışanlar tarafından çok ciddiye alınarak ve bilinçli bir şekilde yapıldığını söylemem gerekir." ifadelerini kullandı. Bakan Yumaklı, "Dolama dediğimiz işlemleri yapan veya filizleri alan çalışanlarımızın da bu işi bilinçli bir şekilde yaptığını gördük. Bunu, teknoloji kullanımının yanında bilgi birikiminin de ne kadar önemli olduğunu anlatmak için söylüyorum." diye konuştu. "ÖRTÜ ALTI ÜRETİMDE DÜNYADA DÖRDÜNCÜ, AVRUPA'DA İKİNCİ SIRADAYIZ" Örtü altı üretimin tarım için önemli olduğunu vurgulayan Yumaklı, "Türkiye bu alanda dünyada dördüncü, Avrupa'da ise ikinci sırada. Hızla gelişen bu sektörü desteklemeye devam ediyoruz." dedi. Yumaklı, teknoloji kullanımı ve bilgi birikiminin sektördeki gelişime katkı sağladığını belirterek, "Teknoloji kullanımı, bilgi birikimi ve sektörün Bakanlık politikalarıyla uyumlu bir şekilde üretimine devam etmesi bize bu başarıyı getirdi. İnşallah daha yukarılara da hızlı bir şekilde tırmanacağız." ifadelerini kullandı. Son 24 yıldaki örtü altı sera alanı artışının yüzde 44 olduğunu aktaran Yumaklı, "Türkiye'de 789 bin dekarlık örtü altı üretim alanına sahibiz. Bu alanların yüzde 92'sinde sebze, yüzde 7'sinde meyve, yüzde 1'inde ise süs bitkileri üretiliyor." diye konuştu. SERALARDA YILDA 8,3 MİLYON TON SEBZE VE 1 MİLYON TON MEYVE ÜRETİLİYOR Özellikle süs bitkilerine dikkati çeken Bakan Yumaklı, bu alanın son dönemde hızlı bir şekilde geliştiğini ve gelişmeye devam ettiğini kaydetti. Seralarda yılda 8,3 milyon ton sebze ve 1 milyon ton meyve üretildiğini aktaran Yumaklı, "Buradaki üretimin, özellikle topraklı üretimden çok daha avantajlı olması nedeniyle artarak devam ettiğini söylemek istiyorum. İçerisinde bulunduğumuz sera 30 dekar. Ancak bu alandan alınan üretim miktarı, 90 dönümlük topraklı üretime eş değer. Aradaki farkı anlatmak için bu örneği vermek istiyorum." ifadelerini kullandı. "LÜTFEN SİSTEMİMİZE KAYDOLSUNLAR" Kapalı Ortamda Bitkisel Üretim Kayıt Sistemi'nin bu üretim sezonunda hayata geçirildiğini belirten Bakan Yumaklı, sistemle ilgili şu bilgileri verdi: "Burada neyi amaçlıyoruz? Kapalı ortamda üretim yapan ve farklı sebeplerle tarımsal desteklerden yararlanamayan üreticilerimizin, üretimlerini daha gelişmiş bir şekilde yapabilmeleri, desteklerimizden, teşviklerimizden ve yönlendirmelerimizden faydalanabilmeleri için bu üreticilerimizi kayıt altına aldık. Kayıtları bu yıl almaya devam edeceğiz. Bakanlığımıza destek başvurusu yapan bütün örtü altı üreticileri desteklerden faydalanacak. Buradan, herhangi bir şekilde kayıt altına girmemiş bütün üreticilerimize de çağrıda bulunmak istiyorum. Lütfen sistemimize kaydolsunlar. Kaydedemediğiniz, analiz edemediğiniz veya ölçemediğiniz herhangi bir şeyi yönetemezsiniz. Buradaki amacımız tamamen sektörün gelişmesine yöneliktir."

Çiftçiler Dert Yandı: "12 Bin Liraya Dolan Depo, Şimdi 20 Bin Liraya Dolmuyor!" Haber

Çiftçiler Dert Yandı: "12 Bin Liraya Dolan Depo, Şimdi 20 Bin Liraya Dolmuyor!"

CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Niğde’nin Bor ilçesinde çiftçilerle bir araya gelerek tarım sektöründe yaşanan sorunları dinledi. Bu yıl farklı ürünlerde rekoltenin yüksek olmasının beklendiğini belirten Gürer, yüksek rekoltenin çiftçinin gelirinin de yüksek olacağı anlamına gelmediğine dikkat çekti. Ömer Fethi Gürer, artan girdi maliyetleri ile ürünlerin düşük alım fiyatları arasında sıkışan üreticinin yaşadığı sorunların giderek büyüdüğünü söyledi. Gürer, “Bu yıl rekoltenin farklı ürünlerde bol olması bekleniyor. Ancak bunun bol olması üreticinin, çiftçinin gelirinin de yüksek olması anlamına gelmiyor” dedi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Düşük alım fiyatlarından dolayı çok yerde ürün beklenen faydayı çiftçiye sağlayamadı. Niğde’nin Bor ilçesindeyiz. Burada arpa eken, buğday eken, mısır eken ve pancar eken üretici, doğal olarak girdi maliyetleri arttığı için ‘Kazancımız girdi maliyetine göre düşük kalıyor’ diyor.” diye konuştu. ÇİFTÇİ: “DURUM KÖTÜ, ÜRÜNÜMÜZ PARA ETMİYOR” Bor ilçesinde üretim yapan çiftçiler ise buğday ve mısır ektiğini belirterek yüksek maliyetlerden ve ürünlerin para etmemesinden yakındılar. Çiftçiler, “Bu sene buğday, mısır ektik. Durum kötü. Para etmiyor” dedi. Gübre ve mazot fiyatlarının üreticiyi zorladığını belirteler Çiftçiler , “Gübreyi en son 39 liradan kilosunu almıştım. Gübre, mazot 80 lira. Mazot aldı başını gidiyor. Elektrik de aynı şekilde. Şu anda çiftçinin durumu yatsın kalksın ağlasın” ifadelerini kullandı. Çiftçi olarak destek istemediklerini söyleyen çiftçiler , asıl beklentilerinin girdi maliyetlerinin düşürülmesi olduğunu belirterek, “Bize destek vermesinler. Destek istemiyoruz biz. Desteği de büyükler alıyor. Bizim elektriğimizi, gübremizi, ilacımızın fiyatını düşürsünler. Destek onların olsun. 1 lira destek veriyorsa bizden 100 lira gidiyor. Nasıl çıkacağız bunun içinden?” diye konuştu. GİRDİ MALİYETLERİ DÜŞÜRÜLMELİ Çiftçinin taleplerinin destekten ziyade üretim maliyetlerinin düşürülmesi noktasında yoğunlaştığını belirten Gürer, çiftçilere , “Siz diyorsunuz ki girdi maliyetleri düşürse, maliyetimiz uygun bir yere gelirse, çiftçi refahı içinde girdi maliyetine artı bir makul kâr bize yeter diyorsunuz. Bir şey istemiyorsunuz değil mi?” diye sordu. Ömer Fethi Gürer, üreticinin bir yıl boyunca emek vererek yetiştirdiği ürünün tarladan çıktıktan sonra çok daha yüksek fiyatlarla tüketiciye ulaştığını belirterek, “Şimdi biz çiftçilerimize konuşurken diyorlar ki biz aynı zamanda ürettiğimizin dışında satın alanız. Eğer bizim girdi maliyetlerimiz düşük olursa, ürün uygun fiyatta da üretildiği zaman piyasada uygun oluşur. Ama bizden ürün çıktı mı 4-5 kat fiyatta başkaları bu işten para kazanıyor. Biz bir yıl emek veriyoruz. Bir yıl emek veren para kazanamıyor ama bunu alıp götürüp satan para kazanıyor.” dedi. ENFLASYONU ÇİFTÇİNİN SIRTINDAN DÜŞÜRMEYE ÇALIŞIYORLAR Çiftçiler ise ürünün tüketiciye ulaşmasındaki maliyetlerin de yüksek olduğunu belirterek, aracı ve nakliye maliyetlerine dikkat çekti. Bir çiftçi, “Şimdi satana da bir şey demiyoruz. Mazot pahalı, yol pahalı, nakliye pahalı. O adam da üstüne koyacak. Her şey girdi maliyetlerinden geliyor yani sonuçta. Mazot, nakliye. Adam otobana çıktı mı dünyanın yol parasını veriyor” dedi. Yaşanan tablonun enflasyonla da doğrudan bağlantılı olduğunu savunan çiftçi, “Enflasyonu çiftçinin sırtından düşürmeye çalışıyorlar. Başka bir şey değil. Ürün para etmesin, enflasyonumuz düşük görünsün. Başka bir şey değil” ifadelerini kullandı. “SİLAJLIK MISIRDA ALAN YOK, TALEP YOK” Çiftçiler, silajlık mısır üretiminde de geçen yıla göre fiyatların düştüğünü ve ürünlerini satmakta zorlandıklarını anlattı. Bir üretici, “Bu sene silajlık mısır diktik. Silajlıkta fiyatlar geçen yıla göre düşük. Alan yok şu anda. Talep yok” dedi. Mısır üreticisi Necip Gök de geçen yıl ile bu yıl arasındaki fiyat farkına dikkat çekerek, “Geçen sene 2 buçuğa verdiğimiz mısırı şu anda bin 800 liraya veriyoruz. Geçen yılın altında fiyatta satamıyoruz.” diye konuştu. EMEKLİ ÇİFTÇİ: “SALÇAYLA SOĞAN YİYORUM” Çiftçi Ahmet Eren ise hem emekli maaşı hem de tarımsal üretim maliyetleri nedeniyle geçinemediğini söyledi. “Emekliyim. Aldığım emekli parasını, su parasına yetiştiremiyorum. 25 lira, 23 lira maaş alıyorum. Yemiyorum, içmiyorum. Salçayla soğan yiyorum. Su parasını anca karşılıyor” diyen Eren , sulama maliyetlerinin de üreticinin yükünü artırdığını ifade etti. Eren , “Sulama parası da yüksek. Saati 500 lira” dedi. Mazot fiyatlarındaki artışın traktör kullanım maliyetlerini de katladığını belirten Eren , “Geçen yıl mazotun litresi 44 liraydı. Bu sene 80 liraya çıktı. Şu an daha da artıyor. Geçen sene benim traktörümün deposu 12 bin lira doluyordu. Şimdi 20 bin lira dolmuyor.” Girdi maliyetlerinin neredeyse tamamında büyük artış yaşandığını belirten çiftçi , “Tabii traktörün kontağını çevirdiğinizde geçen yıla göre katlamış oldu. Gübre katladı. Ama mahsulün fiyatı bir türlü katlamıyor” diye konuştu. “TARIM, MİLLİ GÜVENLİK KADAR ÖNEMLİ” CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise farklı bölgelerde çiftçilerle yaptığı görüşmelerde benzer sorunlarla karşılaştığını belirterek, üreticilerin tarımı bırakmak istemese de başka seçeneklerinin olmadığını söyledi. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Genelde nereye gitsek çiftçi arkadaşların söylediği şu: ‘Yapacak başka işimiz yok. Traktör var, arazi var. Gidip de bir sanayi kuruluşunda çalışma şansımız da yok. Eve ekmek anca buradan geliyor. Onun için de bunu sürdürüyoruz diyorlar.” şeklinde konuştu. Tarımın stratejik bir alan olduğunu vurgulayan Gürer, üreticinin üretimden kopmasının ülke açısından ciddi sonuçlar doğuracağını ifade ederek, “Tarım, milli güvenlik kadar önemli. Stratejik bir alan. Birden çok ürünümüz tarlada çiftçimiz ürettiği halde değer bulmayınca doğal olarak onların üretimden uzaklaşması, çocuklarının tarımdan kopması ülke geleceği açısından da sorun” dedi. Türkiye’nin geçmişte kendi kendine yeten bir ülke olduğunu ancak bugün birçok üründe dışa bağımlı hale geldiğini savunan Ömer Fethi Gürer, “Yani biz kendi kendine yeten bir ülkeyken bugün için farklı ürünlerde artık dışa bağımlıyız. 21 üründe arz açığımız var” ifadelerini kullandı. “BUĞDAYI, ARPADA, FASULYEDE, NOHUTTA, MERCİMEKTE DIŞARIDAN ÜRÜN GETİRİYORUZ” Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin tarımsal üretimde sahip olduğu potansiyele rağmen bazı temel ürünlerde ithalata yönelmesini eleştirerek, “Buğdayda, arpada, fasulyede, nohutta, mercimekte yurt dışından ürün getiriyoruz. Oysa bizim çiftçimiz bunları yetiştirebilir. Niğde patatesle ünlü ama eskiden Niğde soğanla da ünlüydü. Şimdi Niğde’de soğan dikimi kalmadı” dedi. Türkiye’nin farklı bölgelerindeki üretim deseninin de değiştiğini belirten Gürer, “Adana’da dünyanın en güzel pamuğu yetişiyordu. Şimdi pamuk yetişen yerde tarlada havuçtu, soğandı, patates yetişiyor” diye konuştu. Gürer, çözümün doğru bir üretim planlamasından geçtiğini belirterek, “Üretim planlaması sağlanmalı. Ürün deseni doğru oluşturulmalı. Üretenler ürettiğinden para kazanıp bu işi severek yapmalı” ifadelerini kullandı. “GELECEK DÖNEMLERDE ÇİFTÇİ DE BULAMAYACAĞIZ” Çiftçinin üretimden kopmasının yalnızca bugünün değil, geleceğin de sorunu olduğunu vurgulayan TBMM Tarım Orman Köyişleri Komisyon Üyesi ,CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Eğer bu işi severek yapmazlarsa gelecek dönemlerde çiftçi de bulamayacağız, ekilecek arazi de bulamayacağız” dedi. Tarım arazilerinin imara açılması konusunda da uyarıda bulunan Gürer, “Çünkü zaten imara giren bölgede tarlasını nasıl bir müteahhide veririm diye millet uğraşıyor. Onun için üreticimizin sorunları görülmeli” diye konuştu. “ÇİFTÇİNİN BANKALARA BORCU 1 TRİLYON 459 MİLYAR LİRAYI BULMUŞ DURUMDA” Çiftçinin borç yüküne de dikkat çeken CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Tarım Kanunu’nun 21. maddesi kapsamında verilmesi gereken destek ile fiilen verilen destek arasında büyük fark olduğunu belirterek, “Tarım Kanunu’nun 21. maddesine göre 722 milyar lira 2026 yılında destek verilmesi gerekirken 168 milyar lira verildi. Çiftçinin borç yükü ise giderek büyüdüğü. Şu an çiftçilerin bankalara borcu 1 trilyon 459 milyar lirayı bulmuş durumda. Çiftçi geliri giderini karşılamayınca haciz geliyor. Bu arada bölgede haciz gelenler de var” ifadelerini kullandı. ÇİFTÇİ: “TÜM HER ŞEYİMİZ İCRALIK” Gürer’in sözleri üzerine bir çiftçi de kendisinin doğrudan icra sorunuyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Çiftçi, “Bizzat kendimde var. Şu anda banka kredimizi ödeyemedik. Tüm her şeyimiz icralık” dedi. Çiftçinin borç ve icra sorununa ilişkin değerlendirmede bulunan Ömer Fethi Gürer, “Bir an önce bu icralar da durdurulmalı, çiftçiye ek destek sağlanmalı ve çiftçinin üretimin içinde durması sağlanmalıdır” dedi.

CHP'li Başevirgen: "Mazot On Kat Arttı, Destek Yerinde Saydı" Haber

CHP'li Başevirgen: "Mazot On Kat Arttı, Destek Yerinde Saydı"

CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, artan mazot fiyatları karşısında çaresiz kalan çiftçilere dikkat çekti. Başevirgen, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilen 2018 yılında yaklaşık 6,5 lira olan motorinin litre fiyatı bugün 71 liraya dayandı. Sekiz yılda mazot 10 kattan fazla zamlandı. Mazot 10 kat arttı, destek yerinde saydı; çiftçi üretemez hale getirildi. Çiftçi artık traktörünü çalıştırmadan önce cebindeki parayı hesaplıyor” dedi. Mazottaki artışın tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini de ifade eden Başevirgen, “Gübre fiyatları 6 ila 10 kat arttı. Zirai ilaç fiyatları döviz kuruna bağlı olarak üreticinin ulaşamayacağı seviyelere çıktı. Tohum, elektrik, sulama, işçilik ve nakliye maliyetleri de sürekli yükseldi. Üretimin her aşaması zamlandı ama çiftçinin kazancı aynı oranda artmadı. Çiftçiyi desteklemek bir tercih değil, milli güvenlik meselesidir. Üreticiyi üretimden vazgeçirirseniz, gıda enflasyonunu da önleyemezsiniz. Mazot desteği gerçek maliyetleri karşılamalı, gübre ve zirai ilaç destekleri artırılmalı, Tarım Kanunu eksiksiz uygulanmalıdır. Sarayın israfına kaynak bulanlar, bu ülkenin alın teriyle üreten çiftçisine kaynak bulmak zorundadır” dedi. CHP Manisa Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi Bekir Başevirgen, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilen 2018 yılından bu yana tarımsal üretim maliyetlerinde yaşanan büyük artışın çiftçiyi üretimden kopma noktasına getirdiğini belirterek, iktidarın tarım politikalarını sert sözlerle eleştirdi. “ÇİFTÇİ ARTIK TRAKTÖRÜNÜ ÇALIŞTIRMADAN ÖNCE CEBİNDEKİ PARAYI HESAPLIYOR” Başevirgen, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilen 2018 yılında yaklaşık 6,5 lira olan motorinin litre fiyatı bugün 71 liraya dayandı. Sekiz yılda mazot yaklaşık 10 kattan fazla zamlandı. Mazot 10 kat arttı, destek yerinde saydı; çiftçi üretemez hale getirildi. Çiftçi artık traktörünü çalıştırmadan önce cebindeki parayı hesaplıyor” dedi. Mazottaki artışın tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini de ifade eden Başevirgen, “Gübre fiyatları 6 ila 10 kat arttı. Zirai ilaç fiyatları döviz kuruna bağlı olarak üreticinin ulaşamayacağı seviyelere çıktı. Tohum, elektrik, sulama, işçilik ve nakliye maliyetleri de sürekli yükseldi. Üretimin her aşaması zamlandı ama çiftçinin kazancı aynı oranda artmadı” diye konuştu. “KANUNU BİLE UYGULAMIYORLAR” Tarım Kanunu’nun açık hükmüne rağmen çiftçiye verilmesi gereken desteğin yıllardır eksik ödendiğini vurgulayan Başevirgen, “Tarım Kanunu, çiftçiye verilecek desteğin milli gelirin en az yüzde 1’i olmasını emrediyor. Ancak iktidar yıllardır kendi çıkardığı kanuna dahi uymuyor. Çiftçiden desteği esirgeyenler, ithalata milyarlarca doları gözlerini kırpmadan harcıyor. Yerli üretici kaderine terk edilirken yabancı üretici destekleniyor” ifadelerini kullandı. Üreticinin artık borçla üretim yapmaya çalıştığını söyleyen Başevirgen, “Çiftçi bankalara, kooperatiflere ve tarım kredi kuruluşlarına borçlanarak ayakta durmaya çalışıyor. Hasat sonunda ise çoğu zaman borcunu bile kapatamıyor. Bu düzenin kazananı çiftçi değil; ithalat lobileri ve aracılar oluyor. Kaybeden ise hem üretici hem de pazarda yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalan milyonlarca vatandaşımızdır” dedi. “ÜRETİMİ BİTİREN HER KARAR, SOFRADAKİ EKMEĞİ KÜÇÜLTÜR” Başevirgen, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Çiftçiyi desteklemek bir tercih değil, milli güvenlik meselesidir. Üreticiyi üretimden vazgeçirirseniz, gıda enflasyonunu da önleyemezsiniz. Mazot desteği gerçek maliyetleri karşılamalı, gübre ve zirai ilaç destekleri artırılmalı, Tarım Kanunu eksiksiz uygulanmalıdır. Üretimi bitiren her karar, sofradaki ekmeği küçültür. Sarayın israfına kaynak bulanlar, bu ülkenin alın teriyle üreten çiftçisine kaynak bulmak zorundadır. Çiftçi ayakta kalırsa Türkiye ayakta kalır; çiftçi çökerse kaybeden 86 milyon olur.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "1 Trilyon Liralık Devasa Destekle Üreticimizin Yanındayız" Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "1 Trilyon Liralık Devasa Destekle Üreticimizin Yanındayız"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen Ziraat Bankası 5. Tarım Ekosistemi Buluşması’nda çiftçilere yönelik müjdeler verdi. 2026 yılı tarımsal destek bütçesinin 939 milyar liraya ulaştığını açıklayan Erdoğan, kadın ve genç çiftçi kredi limitlerini 5 milyon liraya yükselttiklerini duyurdu. ​Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın da katılımıyla gerçekleşen 5. Tarım Ekosistemi Buluşması'nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, toprağın insan hayatındaki stratejik önemine vurgu yaparak, Türkiye’nin yerli üretim gücünü zirveye taşıyacak yeni dönemi başlattıklarını ifade etti. ​"1 Trilyon Liralık Devasa Destek Paketi" ​Tarımsal üretimi milli güvenlik meselesi olarak gördüklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, son 23 yılda tarıma reel rakamlarla yaklaşık 3 trilyon lira destek sağladıklarını hatırlattı. Erdoğan, "2026 yılı için tarıma doğrudan ve dolaylı olarak ayırdığımız rakam 939 milyar lira. Yani 1 trilyon liraya varan devasa bir rakamla üreticimizi destekleyeceğiz," dedi. ​Tarım ve Hayvancılıkta Yeni Müjdeler ​Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarım ve hayvancılık sektörünü dönüştürecek yeni destek paketlerini şu şekilde sıraladı: ​Genç ve Kadın Çiftçi Kredisi: Limit 3 milyon liradan 5 milyon liraya çıkarıldı. Yatırım kredilerinde 2 yıl ana para ödemesiz, 10 yıla kadar vade ve Kredi Garanti Fonu (KGF) desteği sağlanacak. ​Atıl İşletmelere Dönüş: Atıl durumda bulunan büyükbaş süt ve besi işletmeleri yeniden üretime kazandırılıyor. Süt hayvancılığına 60 milyon TL, besicilik yatırımlarına 40 milyon TL’ye kadar kredi desteği sunulacak. ​Yenilenebilir Enerji: Çiftçilerin kendi elektriğini üretmesi için 15 milyon liraya kadar 8 yıl vadeli, yüksek sübvansiyonlu kredi imkanı getirildi. ​Hayvancılık Limitleri: Küçükbaş hayvancılık kredi limiti 2 milyon liraya, büyükbaş hayvancılık kredi limiti ise 3 milyon liraya yükseltildi. ​"Tüm Zamanların En Büyük Rekoru Bekleniyor" ​Türkiye'nin tarımsal başarısının tesadüf olmadığını belirten Erdoğan, "117 ülkeye tohum ihraç ediyoruz. 206 çeşit ürün yetişen ülkemizde, sebzede dünyada üçüncü, meyvede dördüncüyüz. Bu yıl inşallah tüm zamanların en büyük üretim rekorunu kıracağız," değerlendirmesinde bulundu. ​Bakan Yumaklı: "Tarım, Milli Güvenliğimizdir" ​Programda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ise, tarımın sadece bir ekonomi değil, bir bağımsızlık unsuru olduğunu vurguladı. "Bereket, emek ister, akıl ister, plan ister," diyen Yumaklı, hayata geçirdikleri üretim planlamasının meyvelerini vermeye başladığını belirtti. ​Bakan Yumaklı, 1 Temmuz itibarıyla başlayan B-Reçete sistemi ile bitki koruma ürünlerinde daha bilinçli kullanım, daha az pestisit kullanımı ve daha güvenilir gıda hedeflerine doğru ilerlediklerini ifade ederek, "Gençlerimiz tarımdan uzaklaşıyor ezberi bozuldu. Gençlerimize imkan verildiğinde toprağa nasıl sahip çıktıklarını görüyoruz," dedi. ​2026'da İhracatta Rekor Artış ​Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarım ve gıda ürünleri ihracatının Haziran ayında %23,3 artışla 2,8 milyar dolara ulaştığını müjdeledi. 2026'nın ilk 6 ayında tarım ve gıdada 693 milyon dolar dış ticaret fazlası verildiğini kaydeden Erdoğan, organize tarım bölgeleriyle hedeflerini büyüterek 42 ilde 61 yeni bölge kuracaklarını sözlerine ekledi.

Gürer: ''Çiftçi Sayısı Azalıyor, Kırsal Yaşlanıyor'' Haber

Gürer: ''Çiftçi Sayısı Azalıyor, Kırsal Yaşlanıyor''

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantısında tarım sektörünün içinde bulunduğu ağır tabloyu değerlendirdi. Gürer, çiftçinin üretimden kopma noktasına geldiğini belirterek, “Çiftçi mutlu değil. Ürettiği üründen para kazanamıyor, borcunu çevirmeye çalışıyor” dedi. Konuşmasına Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi gerçek üreticisi olan köylüdür” sözleriyle başlayan Gürer, Cumhuriyetin ilk yıllarında üreticiye verilen desteğin bugün sürdürülmediğini söyledi. “Cumhuriyetin ilk yıllarında çiftçiye, köylüye, üretene verilen desteklerle Türkiye yürüyebilseydi bugün 21 üründe arz açığı olan, ithalata mecbur bırakılan bir ülke olmayacaktık” diyen Gürer, özellikle hububat ve bakliyatta dışa bağımlılığın giderek arttığını vurguladı. “ÇİFTÇİ SAYISI AZALIYOR, KIRSAL YAŞLANIYOR” Türkiye’de çiftçi sayısının her geçen yıl düştüğünü ifade eden CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Çiftçi Kayıt Sistemi’ne göre yaklaşık 2 milyon 300 bin çiftçi bulunuyor. Ancak nüfusa oranladığımızda ciddi bir azalma var. Kırsalda yaş ortalaması 58’e yükseldi” dedi. Kırsal yaşamın cazibesini kaybettiğini belirten Gürer, “Buralarda okul yok, sağlık ocağı yok, sosyal donatı alanı yok. İnsanlar yalnızca üretim için yaşıyor. Destek verilmediği için kırsal göç devam ediyor,” şeklinde konuştu. “22 YILDA ANKARA BÜYÜKLÜĞÜNDE TARIM ARAZİSİ KAYBEDİLDİ” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, son 22 yılda 2,5 milyon hektar tarım arazisinin kaybedildiğini belirterek, “Ankara büyüklüğünde tarım arazisi artık yok. Bu alanlar kaybedilmeseydi bugün yaklaşık 8 milyon ton daha fazla buğday üretirdik. Türkiye ithalata ihtiyaç duymazdı” ifadelerini kullanan Gürer, “Her saatte 18 futbol sahası büyüklüğünde tarım arazisi kaybediyoruz” dedi. “ÇİFTÇİ KAZANMIYOR, ARACILAR KAZANIYOR” Üretim maliyetlerindeki artışın çiftçiyi üretimden uzaklaştırdığını belirten Ömer Fethi Gürer, mazot, gübre, ilaç, elektrik ve sulama giderlerinin üreticiyi ezdiğini ifade etti. , “Çiftçi bu maliyet artışları kadar kazanmıyor. Aracılar, tüccarlar, ithalatçılar kazanıyor. Esas üreten ise desteklenmiyor” diyen TBMM Tarım,Orman ve Köyişleri Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, taban fiyat uygulamasının kaldırılmasıyla üreticinin tüccarın insafına bırakıldığını ifade etti. Alım fiyatı açıklanıyor ama tüccar bunun altında fiyat veriyor. Ürün tarlada değer bulmuyor” dedi. “TÜRKİYE 21 ÜRÜNDE ARZ AÇIĞI VERİYOR” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’nin temel tarım ürünlerinde dışa bağımlı hale geldiğini belirterek, “Buğdayda, arpada, pamukta, bitkisel ham yağda, soyada, ayçiçeğinde, cevizde, bademde, çayda ithalata muhtaç durumdayız,” dedi. Mercimek üretimindeki düşüşe de dikkat çeken Gürer, “2025 yılında mercimek üretimi 2002’nin yarısı kadar gerçekleşti. Nohut ve fasulyede dahi arz açığı oluştu” diye konuştu. “TARIM KANUNU UYGULANMIYOR” Cumhurbaşkanı’nın Dünya Çiftçiler Günü’nde yaptığı açıklamalara değinen CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Tarım Kanunu’nun uygulanmadığını ifade ederek, “Tarım Kanunu’na göre 2026 yılında çiftçiye verilmesi gereken destek 722 milyar lira. Verilen destek ise yalnızca 168 milyar lira. Çiftçiye kanunla verilmesi gereken destek dahi verilmiyor. Tarım Bakanlığı’nın bütçesi bile çiftçiye verilmesi gereken desteğin altında tutuluyor,” ifadelerini kullandı. “GES YAPILSIN AMA VERİMLİ TARIM ARAZİLERİNE DEĞİL” Son dönemde verimli tarım arazilerine kurulan güneş enerji santrallerini de eleştiren CHP’li Ömer Fethi Gürer, “GES’e karşı değiliz ama verimli tarım arazileri üzerine GES yapılmasının mantığı yok. Yol kenarında ürün yetişebilecek en verimli alanlar enerji yatırımı için kullanılıyor. Bu da tarım alanlarının daha da daralmasına neden oluyor” dedi. “GEÇEN YIL KURAKLIK ÜRETİMİ VURDU” Su yönetimi ve kuraklık konusuna da değinen Ömer Fethi Gürer, “Türkiye geçtiğimiz dönemde yaşadığı kuraklık nedeniyle ciddi ürün kayıpları yaşadı. Geçen yıl yalnızca hububat ve bahçe bitkilerinde yaklaşık 20 milyon ton kayıp oluştu” dedi. “MAZOTTA ÖTV VE KDV KALDIRILMALI” CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, çözüm önerilerini belirterek, çiftçinin ayakta kalabilmesi için acil düzenlemeler gerektiğini söyledi. Gürer, “Mazotta ÖTV ve KDV kaldırılmalı. Elektrik borçları yapılandırılmalı. Çiftçi borçları ötelenmeli, icralar durdurulmalı. Ziraat Bankası’nın yeniden çiftçi kuruluşuna dönüştürülmeli. Kooperatifçilik de güçlendirilmeli” dedi. “GIDA YOKSA YAŞAM YOK” Konuşmasının sonunda tarımın stratejik önemine dikkat çeken CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Çok güzel villalarınız olabilir, çok güzel apartmanlarınız olabilir ama gıdanız yoksa yaşamı sürdüremezsiniz. Duvarı kemirerek yaşam devam etmiyor.” Sümerlerden kalan bir sözü hatırlatan Gürer, “Koyunu ve buğdayı olanın kapısını altını olan bekler” diyerek gıdanın ve üretimin önemine vurgu yaptı. Gürer, “Çiftçiyi, üreticiyi sahiplenmek zorundayız. Çünkü bu sektör milli güvenlik kadar önemlidir” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.