Hava Durumu

#Murat Kurum

Kırsal Haber - Murat Kurum haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Murat Kurum haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bakan Kurum Pre-COP Zirvesi’ne Başkanlık Edecek Haber

Bakan Kurum Pre-COP Zirvesi’ne Başkanlık Edecek

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı COP31 öncesindeki hazırlık süreci, Pasifik ada ülkeleri Fiji ve Tuvalu’da gerçekleştirilecek Pre-COP toplantılarıyla devam ediyor. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 5-8 Ekim tarihlerinde düzenlenecek Pre-COP Zirvesi’ne başkanlık edecek. Kurum, COP31’in Eylem Gündemi’ni açıklayacak, Tuvalu’da iklim değişikliğine uyum çalışmalarını yerinde inceleyecek ve Pasifik ülkelerinin önceliklerini Antalya’daki COP31 sürecine taşıyacak. COP31 Eylem Gündemi Fiji’de açıklanacak Pre-COP toplantıları, Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde önemli bir hazırlık süreci oluşturuyor. COP31 Başkanı Murat Kurum, 5 Ekim Pazartesi günü Fiji’de düzenlenecek karşılama töreninde “COP31 Antalya ve Eylem Gündemi”ni açıklayacak. Kurum’un ardından Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi yöneticileri ile farklı ülkelerin iklim ve enerji bakanlarıyla ikili görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor. 6 Ekim Salı günü Tuvalu’da düzenlenecek Liderler Programı’na katılacak olan Kurum, liderlerle birlikte Tuvalu Kıyı Uyarlama Projesi’ni yerinde inceleyecek. Aynı gün Fiji’de gerçekleştirilecek Liderler Genel Oturumu’nda da konuşma yapacak olan Kurum, Pre-COP’tan Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’e uzanan süreçteki öncelikleri aktaracak. Tuvalu’da iklim değişikliğine karşı uyum çalışmaları incelenecek Pre-COP kapsamında liderler, yaklaşık 10 bin nüfuslu bir atol grubu olan Tuvalu’da bir gün geçirecek. Liderler burada ada yaşamını yakından görmenin yanı sıra deniz seviyesinin yükselmesine karşı oluşturulan ıslah edilmiş karasal alanları ve güneş enerjisi projelerini inceleyecek. Tuvalu, iklim değişikliğinin etkilerine karşı en hassas ülkeler arasında yer alıyor. Deniz seviyesindeki yükselme, aşırı hava olayları, toprağın ve içme suyunun olumsuz etkilenmesi ülkenin geleceği açısından ciddi risk oluşturuyor. Bilim insanlarının öngörülerine göre Tuvalu’nun topraklarının yüzde 95’i 2100 yılına kadar sular altında kalabilir. Pre-COP’ta finans ve okyanus-iklim bağlantısı gündemde 7 Ekim Çarşamba günü Pre-COP’un açılış ve ana konuşmasını gerçekleştirmesi beklenen Bakan Kurum, çeşitli ikili görüşmelerin yanı sıra Gözlemci Gruplar ile Bakanlar Diyaloğu’na katılacak. Kurum’a aynı gün Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ekibi tarafından brifing verilmesi planlanıyor. 8 Ekim Perşembe günü ise aile fotoğrafı organizasyonuna katılması beklenen Kurum, Finansmana Erişim ile Okyanus ve İklim Bağlantısı başlıklı ana oturumlarda konuşma yapacak. Bu oturumlarda Türkiye’nin COP31 Eylem Gündemi öncelikleri ile Trabzon Mavi Diyaloğu kapsamında öne çıkan mesajların vurgulanması bekleniyor. Pasifik Pre-COP’un dört ana teması Pasifik Pre-COP süreci dört temel tema etrafında şekillendirildi. Bu temalar; 1,5°C hedefinin korunması, iklim finansmanına erişimin iyileştirilmesi, okyanus-iklim bağlantısının güçlendirilmesi ve Pasifik ülkelerinin sesleri ile liderliğinin güçlendirilmesi olarak belirlendi. Pre-COP görüşmelerinde bu başlıklar üzerinden Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 öncesinde ortak bir zemin oluşturulması hedefleniyor. COP31 öncesi müzakerelerde yaklaşık 4 bin delege yer alacak Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 Zirvesi’nde ele alınacak konulara ilişkin müzakereler Fiji’de yürütülecek. Bu görüşmelere yaklaşık 4 bin delegenin katılması bekleniyor. Türkiye, COP31’e “Batı Avrupa ve Diğerleri” (WEOG) grubu adına ev sahipliği yaparken, Avustralya COP31’in müzakere başkanlığını yürütüyor. Avustralya’nın talebi doğrultusunda Pre-COP toplantıları Pasifik ada ülkeleri Fiji ve Tuvalu’da gerçekleştiriliyor. Pre-COP nedir? Pre-COP, her yıl düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı (COP) öncesinde gerçekleştirilen hazırlık ve ön görüşme süreci olarak tanımlanıyor. Bu toplantılarda bakanlar ve üst düzey yetkililer bir araya gelerek COP gündemindeki müzakere başlıklarını ele alıyor. Özellikle anlaşmazlık yaşanan konularda ortak bir dil ve uzlaşı alanı oluşturulması amaçlanıyor. Tuvalu neden Pre-COP’un önemli duraklarından biri? Pasifik Okyanusu’nda 9 mercan adasından oluşan Tuvalu, iklim değişikliğinin yol açtığı deniz seviyesindeki yükselme nedeniyle toprak bütünlüğü ve geleceği açısından ciddi risklerle karşı karşıya. Ülkenin iklim değişikliği nedeniyle tamamen yaşanamaz hale gelme ihtimali, iklim kaynaklı göç tartışmalarını da gündeme taşıyor. Tuvalu, Kasım 2023’te Avustralya hükümetiyle “Avustralya-Tuvalu Falepili Birliği” anlaşmasını imzaladı. Anlaşma kapsamında Tuvalu vatandaşlarına aşamalı olarak Avustralya’ya göç etme, burada kalıcı olarak ikamet etme, eğitim alma ve çalışma imkanı sağlanıyor. Anlaşmayla başlatılan özel vize programına 2025’te başvuran Tuvalululardan oluşan ilk grup, geçen yılın sonlarında Avustralya’ya ulaştı. Fiji, Vanuatu, Küba, Jamaika ve Maldivler gibi ada ülkeleri de iklim değişikliğinin etkilerine karşı en hassas bölgeler arasında bulunuyor.

Fethiye Körfezi’nde Sıfır Atık Mavi Seferberliği Haber

Fethiye Körfezi’nde Sıfır Atık Mavi Seferberliği

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Sıfır Atık Mavi Projesi kapsamında Fethiye ve Göcek Körfezi’nde deniz kirliliğiyle mücadele çalışmalarını sürdürüyor. Deniz süpürgesi TÜÇA91 deniz yüzeyini temizlerken, DERİA atık alım gemisi teknelerin atıklarını denize ulaşmadan topluyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Emine Erdoğan’ın himayesinde yürütülen Sıfır Atık Mavi Projesi kapsamında Fethiye Körfezi’nde yürütülen çalışmalara ilişkin görüntüleri paylaştı. Bakan Kurum, paylaşımında, “Fethiye'nin mavisi emin ellerde. Deniz süpürgeleri yüzeyi temizliyor, DERİA tekne atıklarını denize ulaşmadan topluyor. Sıfır Atık Mavi ile denizlerimiz de mis gibi olacak” ifadelerini kullandı. Göcek-Dalaman koylarında mapa-şamandıra sistemi Sıfır Atık Mavi Projesi kapsamında Göcek-Dalaman koylarında teknelerin çapa atarak zarar verdiği deniz çayırlarını korumak amacıyla Mapa-Şamandıra Yönetim Sistemleri Projesi hayata geçirildi. Mapa ve şamandıra sistemlerinin kurulmasının ardından projenin dijital altyapısı için DERİA Göcek Körfezi Dijital Mapa Şamandıra Yönetim Sistemi oluşturuldu. Sistem sayesinde koylardaki tekne yoğunluğu ve kullanım süreleri takip edilirken, koyların uzun süre konaklama amacıyla kullanılmasının da önüne geçilmesi hedefleniyor. Deniz yüzeyi TÜÇA91 ile temizleniyor Proje kapsamında atık alım hizmeti veren DERİA gemisinin yanı sıra TÜÇA91 isimli deniz yüzeyi temizleme teknesi de görev yapıyor. Deniz süpürgesi, haftanın her günü Fethiye Körfezi’ndeki koylarda temizlik çalışması gerçekleştiriyor. Deniz yüzeyinde oluşan kirliliklere müdahale edilmesiyle körfezde çevresel sürdürülebilirliğin desteklenmesi amaçlanıyor. Operasyon Müdürü Ömer Gökçen, Göcek Körfezi’ndeki teknelere atık alım hizmeti sunduklarını belirterek, şamandıraları kullanan ya da kullanmayan tüm teknelerin hizmetten yararlanabildiğini ifade etti. Gökçen, TÜÇA91’in haftanın her günü körfezdeki koylarda dolaştığını ve oluşan deniz kirliliklerine müdahale ettiğini belirtti. Deniz kirliliğinin Kanal 71 üzerinden bildirilmesinin ardından ekiplerin olay bölgesine yönlendirildiğini aktardı. Tekne atıkları randevuyla teslim ediliyor DERİA sistemi üzerinden bir gün önceden rezervasyon oluşturularak teknelerin atıklarını belirlenen saat aralığında teslim etmesine imkan sağlanıyor. DERİA İşletme Müdürü Muharrem Balaban, sistem kapsamında bir koyda 3 gün, Göcek içerisinde ise maksimum 11 gün kalma şartı bulunduğunu belirtti. Balaban, TÜÇA91’in her gün belirlenen koylarda 2 ila 3 saat arasında deniz yüzeyi temizliği yaptığını ve Sıfır Atık Mavi Projesi kapsamında Göcek’ten başlayarak Türkiye genelindeki koyların korunmasının hedeflendiğini söyledi. Sistemde farklı görevlerde 20 bot ve gemi bulunuyor DERİA sistemi kapsamında halihazırda 14 palamar botu, 4 deniz denetim botu, 1 hizmet botu ve 1 atık alım gemisi görev yapıyor. Atıkların denize ulaşmadan toplanmasını sağlayan sistem, deniz yüzeyi temizleme çalışmaları ve mapa-şamandıra uygulamalarıyla birlikte körfezlerde çevrenin korunmasına yönelik farklı uygulamaları bir araya getiriyor. Türkiye Çevre Ajansı Başkanı Nurullah Öztürk de Sıfır Atık Mavi Projesi kapsamında yürütülen çalışmaların temel amacının denizlerin ekolojisini korumak ve denizleri temiz tutmak olduğunu belirtti.

Sıfır Atık Hareketi 9 Yaşında Haber

Sıfır Atık Hareketi 9 Yaşında

Türkiye’nin 2017 yılında başlattığı Sıfır Atık Hareketi 9. yılına girerken, geri kazanım oranı yüzde 37,53’e yükseldi. Proje kapsamında bugüne kadar 90 milyon ton atık ekonomiye kazandırılırken, 365 milyar liralık ekonomik katkı sağlandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Sıfır Atık Hareketi’nin 9. yılı dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu. Emine Erdoğan’ın himayelerinde 27 Eylül 2017’de başlatılan hareketin bugün Türkiye sınırlarını aşan bir çevre ve iklim gündemine dönüştüğünü belirten Kurum, Sıfır Atık anlayışının Türkiye’nin COP31 Başkanlığı ile küresel iklim mücadelesine taşındığını ifade etti. Kurum, “9 yıl önce atılan adım bugün dünyaya yön veriyor!” ifadeleriyle başladığı mesajında, Sıfır Atık Hareketi’nin “atma, dönüştür” çağrısıyla kaynaklara bakış açısında dönüşüm başlattığını belirterek, “Ortak evimiz için, ortak geleceğimiz için, dünya için 0’dan COP31’e” mesajını verdi. Sıfır Atık’ın 9. yıl teması: “0'dan COP31'e Dünya için Hep Birlikte” Emine Erdoğan’ın himayelerinde, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda 27 Eylül 2017’de başlatılan Sıfır Atık Hareketi, 9. yılında yeni bir küresel hedefle öne çıkıyor. Türkiye’nin bu yıl Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapacak olması nedeniyle hareketin 9. yıl teması “0'dan COP31'e Dünya için Hep Birlikte” olarak belirlendi. COP31’in 10 öncelikli temasından biri Sıfır Atık Antalya’da düzenlenecek COP31’in Eylem Gündemi’nde 10 öncelikli tema arasında Sıfır Atık da yer alıyor. Sıfır Atık, aynı zamanda “2035 Küresel Uygulama Hedefleri” kapsamında geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi uygulama projesi olarak öne çıkıyor. COP31’in hedefleri arasında bulunan “Sıfır Atık ve metan azaltımı” başlığıyla, dünya genelinde atık üretimindeki artışın 2035 yılına kadar yarı yarıya azaltılması amaçlanıyor. Türkiye’nin geri kazanım oranı yüzde 37,53’e yükseldi Sıfır Atık Hareketi kapsamında Türkiye genelinde atıkların geri kazanımına yönelik çalışmalar yıllar içinde genişletildi. Proje kapsamında; 220 bin bina ve yerleşkede Sıfır Atık Yönetim Sistemi’ne geçildi. 28 milyon kişiye Sıfır Atık konusunda eğitim verildi. 2017 yılında yüzde 13 olan geri kazanım oranı, 2024’te yüzde 36,08’e, 2025’te ise yüzde 37,53’e yükseldi. Türkiye’nin geri kazanım oranını 2035’te yüzde 60’a, 2053’te ise yüzde 70’e çıkarması hedefleniyor. 90 milyon ton atık ekonomiye kazandırıldı Sıfır Atık Hareketi’nin başlangıcından 2025 yılı sonuna kadar toplam 90 milyon ton geri kazanılabilir atık işlenerek ekonomiye kazandırıldı. Bu miktarın 36,1 milyon tonunu kağıt-karton, 10,2 milyon tonunu plastik, 3,5 milyon tonunu cam, 9,6 milyon tonunu metal, 30,6 milyon tonunu ise organik ve diğer geri kazanılabilir atıklar oluşturdu. Geri kazanılan atıkların ekonomiye kazandırılmasıyla 365 milyar liralık katkı sağlandığı belirtildi. 613 milyon ağacın kesilmesi önlendi Sıfır Atık uygulamalarının çevresel kazanımları arasında enerji ve su tasarrufunun yanı sıra doğal kaynakların korunması da bulunuyor. Proje kapsamında 54 milyon hanenin bir yıllık elektrik ihtiyacına eşdeğer 270 milyar kWh enerji tasarrufu sağlandı. İstanbul’un iki yıllık su tüketimine eşdeğer 2 trilyon litre su tasarrufu elde edilirken, 60 milyar litre petrol tasarrufu gerçekleştirildi. Yaklaşık 55 bin futbol sahası büyüklüğündeki 390 milyon metreküp atık depolama alanı ihtiyacının önüne geçildi. Ayrıca 613 milyon ağacın kesilmesi önlenirken, yaklaşık 180 milyon ton sera gazı salımının da önüne geçildi. Sıfır Atık projeleri farklı alanlara yayılıyor Sıfır Atık Hareketi kapsamında yalnızca atıkların geri kazanımına yönelik çalışmalar değil, farklı alanlarda farkındalık oluşturmayı amaçlayan projeler de yürütülüyor. Denizlerin korunmasına yönelik Sıfır Atık Mavi, içecek ambalajlarının toplanarak yeniden değerlendirilmesini amaçlayan Depozitosu Olan Ambalajlar Sistemi (DOA) ile hareketin uygulama alanı genişletiliyor. 2023 yılında kurulan Sıfır Atık Vakfı da ulusal ve uluslararası projelerin yürütülmesinde rol üstleniyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda farklı bakanlıklar ve belediyelerle 81 ilde çeşitli projeler uygulanırken, UNDP, TRT, Türk Kızılay, TEMA Vakfı, Türkiye Basketbol Federasyonu ve Türkiye Futbol Federasyonu gibi kuruluşlarla da çocuklar ve gençler başta olmak üzere toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştiriliyor. Sıfır Atık’ın küresel boyutu Sıfır Atık Hareketi, Türkiye’de başlayan çalışmaların uluslararası alana taşınmasıyla birlikte küresel çevre gündeminin de başlıklarından biri haline geldi. 14 Aralık 2022’de Türkiye’nin ana sunuculuğunda, 105 ülkenin ortak sunuculuğunda gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oylamasında 30 Mart’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü” ilan edilmesi kabul edildi. Emine Erdoğan’ın girişimleriyle Birleşmiş Milletler bünyesinde “BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu” da oluşturuldu. 12 Nisan 2023’te kurulan kurulun başkanlığını Emine Erdoğan yürütüyor. Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı ise farklı ülkelerden kişi ve kuruluşların katılımıyla küresel ölçekte yaygınlaştırılmaya devam ediyor. Sıfır Atık Hareketi, 9. yılında Türkiye’nin COP31 Başkanlığı kapsamında döngüsel ekonomi, geri dönüşüm, kaynakların verimli kullanımı ve atık yönetimi başlıklarıyla küresel iklim gündemindeki yerini güçlendirmeyi hedefliyor.

Türkiye 2024’te ‘Kayıtlardaki En Sıcak Yılı’ Yaşadı Haber

Türkiye 2024’te ‘Kayıtlardaki En Sıcak Yılı’ Yaşadı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) 2016–2025 döneminin küresel ve ulusal sıcaklık ile kuraklık analizlerini paylaştı. Bakan Kurum, “İklim değişikliği geleceğin değil, bugünün meselesi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’müzün paylaştığı 2016–2025 döneminin küresel ve ulusal sıcaklık ile kuraklık analizlerine göre; 2024 Türkiye’nin kayıtlardaki en sıcak yılı, 2025 ise 1964’ten bu yana en kurak yılı oldu. İklim değişikliği ile mücadele bugün artık bir zorunluluk. İklime dirençli bir Türkiye hedefiyle çalışmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün farklı uluslararası kuruluşların ölçüm verileriyle ilgili analiz raporuna göre, 2016–2025 dönemi, küresel ölçekte en sıcak 10 yıllık dönemi oldu. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) değerlendirmelerine göre 2015–2025 arasındaki 11 yılın tamamı, kayıtlardaki en sıcak 11 yıl olarak kayıtlara geçti. 2023’te belirgin sıcaklık sıçraması kaydedilirken, 2024 yılı, 15,1 °C'lik ortalama sıcaklıkla küresel ölçekte kaydedilen en sıcak yıl oldu. 2025 ise Copernicus/ECMWF ve NOAA veri setlerinde 3. en sıcak yıl olarak sınıflandırıldı. 2025 yılında küresel okyanus ısı içeriği (Ocean Heat Content - OHC), modern gözlem tarihinin en yüksek seviyesine ulaşarak rekor kırdı. TÜRKİYE 2024’TE 15,6 °C ORTALAMA SICAKLIK İLE REKOR KIRDI Türkiye’de de sıcaklık artışı küresel eğilimle uyumlu seyrederek son 10 yılda çok sayıda yüksek sıcaklık rekoru kaydedildi. 2023’te 15,1 °C olan Türkiye ortalama sıcaklığı MGM değerlerine göre 1991–2020 normalinin yaklaşık 1,2 °C üzerinde seyretti ve 2023 Türkiye’nin ‘3. en sıcak yıl’ oldu. 2024 ise 15,6 °C ortalama sıcaklık ile Türkiye'nin ‘kayıtlardaki en sıcak yılı’ oldu. Ülkemizde, 2016-2025 yıları sıcaklık ortalaması 14,9 °C olarak gerçekleşti. 2025, 1964’TEN BU YANA EN KURAK YIL OLDU Türkiye’de Kuraklık açısından ise 2020–2022 dönemi ile özellikle 2025 yılı öne çıktı. WMO ve Copernicus/ECMWF değerlendirmelerinde 2025, Türkiye’nin 1964’ten bu yana en kurak yılı olarak kaydedildi. 2025’te yıllık yağışlar normalin yüzde 27,6 altında gerçekleşti, Güneydoğu Anadolu'nun bazı kesimlerinde yağış açığı yüzde 60'ın üzerine çıktı. MGM analizinde aynı yıl Türkiye'de yüksek sıcaklık koşulları yaşandığına dikkat çekilerek ulusal maksimum sıcaklığın 25 Temmuz’da 50,5 °C ile Şırnak’ın Silopi ilçesinde raporlandığı hatırlatıldı. Ölçülen bu veriler doğrultusunda Karadeniz Bölgesi hariç Türkiye ve tüm bölgelerde 2016-2025 yılları gerçekleşen ortalama sıcaklık değerleri iyimser ve kötümser senaryo beklentilerinin de üzerinde gerçekleştiği vurgulandı. KÜRESEL İKLİM SİSTEMİNDEKİ ISINMANIN HIZI TÜRKİYE’DE DE GÜÇLÜ HİSSEDİLDİ Raporun sonuç bölümünde “2016–2025 dönemi, küresel iklim sistemindeki ısınmanın hızını ve Türkiye'deki yansımalarını açık biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye'de de sıcaklık farkları belirginleşmiş ve 2024 yeni ulusal sıcaklık rekoru olarak kayıtlara geçmiştir. Kuraklık açısından ise 2020–2022 dönemi ve özellikle 2025 öne çıkmaktadır. 2025'in 1964 sonrası en kurak yıl olarak değerlendirilmektedir” denildi.

Bakan Kurum, Yenilebilir Enerji ve Elektrifikasyona Dikkat Çekti Haber

Bakan Kurum, Yenilebilir Enerji ve Elektrifikasyona Dikkat Çekti

New York’ta Türkevi’nde düzenlenen Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA) Elektrifikasyon Günü-Bakanlar Toplantısı’nda konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “2035'e kadar yüzde 35 elektrifikasyon hedefi, atıkların azaltılması hedefi, binaların enerji yoğunluğunu yine yüzde 25 azaltma hedeflerini gerçekleştirdiğimiz zaman 8 ila 10 gigaton bir emisyonu azalttığımızı hesap ediyoruz. Dolayısıyla aslında emisyonların yüzde 20'sine yakınını azaltmış oluyoruz. Amacımız bu” dedi. İklim değişikliğinin neden olduğu krizlere dikkat çeken COP31 Başkanı Kurum, “Nepal'de yaşanan sıkıntıyı hepimiz gördük. Bunların artık sayısı, sıklığı, şiddeti artıyor. İnsanlar afetlerde hayatlarını yitiriyor, şehirler zarar görüyor. Dolayısıyla hep birlikte artık irade göstermek mecburiyetindeyiz. Bu bir tercih değil, bir milli güvenlik meselesi” ifadelerini kullandı. COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Başkanı Murat Kurum, New York programı kapsamında Türkevi’nde düzenlenen Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) Elektrifikasyon Günü-Bakanlar Toplantısı’na katıldı. Toplantıda IRENA Genel Direktörü Francesco La Camera, COP28 Başkanı Sultan Ahmed Al Jaber ile çevre ve iklim alanında çalışan uluslararası kuruluşların temsilcileri de yer aldı. COP31’İN 2035 HEDEFLERİ Toplantının açılışında konuşan Bakan Kurum, yenilebilir enerji ve elektrifikasyonun önemine dikkat çekti: COP28'de yenilenebilir enerjinin 3 katına çıkarılması yönünde bir karar alındı. Bu memnuniyet verici bir karardı ama COP31'de biz bunu bir öteye daha taşıma ve bu anlamda da 2035'e kadar yüzde 35 elektrifikasyon hedefi koyduk. Bu ne anlama geliyor? Bugün dünya 50 ila 58 gigaton emisyon üretiyor. 2035'e kadar yüzde 35 elektrifikasyon hedefi, atıkların azaltılması hedefi, binaların enerji yoğunluğunu yine yüzde 25 azaltma hedeflerini gerçekleştirdiğimiz zaman yaklaşık 8 ila 10 gigaton bir emisyonu azalttığımızı hesap ediyoruz. Dolayısıyla aslında emisyonların yüzde 20'sine yakınını azaltmış oluyoruz. Amacımız bu. “BU BİR TERCİH DEĞİL, BİR MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ” Bugün gelinen noktada artık hedeflerin gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Kurum, Nepal’de yaşanan sel felaketini örnek gösterdi: Nepal'de yaşanan sıkıntıyı hepimiz gördük. Bunların artık sayısı, sıklığı, şiddeti artıyor. Dünya Meteoroloji Örgütü bir bakıyorsunuz en kurak yıl, en sıcak yıl, en sıcak ay, en sıcak gün verilerini veriyor. İnsanlar afetlerde hayatlarını yitiriyor, şehirler zarar görüyor. Dolayısıyla hep birlikte artık irade göstermek mecburiyetindeyiz. Bu bir tercih değil, bir milli güvenlik meselesi. “BİZ 2035'E KADAR YÜZDE 35 HEDEFİNİ YAKALAMAK İSTİYORUZ” Dünyada yaşanan pek çok krizin arka planında ‘enerjinin’ yattığına dikkat çeken Bakan Kurum, “Bugün yaşadığımız krizlere baktığınızda aslında bu krizlerin altlığında yine enerji krizi olduğunu görüyoruz. Bundan çok daha önce bu temelleri atmış olsaydık bu krizler bugün belki böyle sonuçlarla ülkeleri karşı karşıya bırakmayacaktı” dedi. “Peki ne getirecek bize 2035'e kadar 35 hedefi?” sorusunu sorarak şu tespitlerde bulundu: Muhakkak yeni şebekeler, depolama alanları, altyapı yatırımları gerekecek. Yani bazı ülkelere baktığınızda proje var ama altyapı yok veya o projeyi karşılayacak şebeke hattına sahip değil. Dolayısıyla hep birlikte bu yatırımları yapmamız lazım. Bugün küresel elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yüzde 21. Biz 2035'e kadar yüzde 35 hedefini yakalamak istiyoruz ve bu hedef aslında bütün ülkelere aynı yolu tarif eden tek bir yaklaşım olmayacak. Ülkelerin farklı koşullarını, önceliklerini ve kalkınma yollarını gözetirken hepimizi ortak bir istikamete de götürüyor olacak. Burada da güçlü bir siyasi ivme yakalamak zorundayız. Bunu hep birlikte başarabiliriz. “ÜLKELERİ ELEKTRİFİKASYONU HIZLANDIRMAYA DAVET EDİYORUZ” Bu kapsamda hazırlanan COP31 Elektrifikasyon Taahhüdünü uluslararası toplumla paylaştıklarını kaydeden Bakan Kurum, şöyle devam etti: Antalya'da sürpriz bir karar olmayacak. Ne söylüyorsak, bugün ne konuşuyorsak Antalya'da da bunu söyleyeceğiz, onun başarısı için koşturacağız. Ülkeleri kendi koşulları doğrultusunda elektrifikasyonu hızlandıracak politika, yatırım ve uygulamaları güçlendirmeye davet ediyor olacağız. Bu anlamda IRENA'yla yapmış olduğumuz bu çalışmayı gerçekten çok kıymetli buluyoruz ve bugünkü Elektrifikasyon Günü'nü de bu açıdan önemli görüyoruz. “ANTALYA'DA ARTIK UYGULAMAYI, PROJEYİ KONUŞMAK İSTİYORUZ” Bakan Kurum, toplantıda şebeke ve depolama yatırımlarından sanayinin elektrifikasyonuna, yenilenebilir enerji entegrasyonundan finansmana ve yeni teknolojilere kadar farklı alanlarda somut çözüm ve uygulama örneklerini ele alacaklarını söyledi. Çıkacak öneri ve çözümlerin COP31 sürecine katkı sağlayacağının altını çizen Bakan Kurum, “Burada ortaya çıkacak önerilerin, iyi uygulamaların ve iş birliği imkanlarının New York’ta kalmasını istemiyoruz. Antalya'da bu süreci yürütmek, Antalya'da artık uygulamayı, projeyi konuşmak istiyoruz ve Antalya'da sonuç, netice almak istiyoruz” dedi.

BM'de COP31 Damgası Haber

BM'de COP31 Damgası

Türkiye’nin, iklim değişikliği ile mücadelede BM’nin en önemli organizasyonu olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği ve başkanlığı, BM 81. Genel Kurulu’na damga vurdu. Genel Kurul haftası kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM kürsüsündeki görsellerinin bulunduğu “Dünya’nın Geleceği Türkiye’de” başlıklı COP31 tanıtım afişleri Türkevi binasına asıldı. LED ekranlı kamyonetler COP31 tanıtım afişlerini New York sokaklarında dolaştırdı. Türkevi’nin 3 ayrı katında ve Glasshouse’da da Türkiye’nin COP31 çalışmalarına ilişkin 3 boyutlu sergi ve deneyim alanları ile uluslararası kamuoyuna interaktif bilgilendirmeler yapılıyor. BM 81. Genel Kurulu etkinlikleri kapsamında Türkiye’nin, iklim değişikliği ile mücadelede BM’nin en önemli organizasyonu olan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği ve başkanlık süreci büyük ilgi görüyor. TÜRKEVİ VE TIMES MEYDANI’NDA COP31 TANITIMI Diplomatik temasların yanı sıra Türkiye’nin COP31 ev sahipliğini görünür kılmak ve eylem gündemini dünyaya duyurmak için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda New York’ta detaylı bir program hazırlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görsellerinin bulunduğu “Dünya’nın Geleceği Türkiye’de” ve “Dünya İklim İçin Türkiye’de Bir Araya Geliyor” başlıklı COP31 tanıtım afişi Türkevi binasına asıldı. Times Meydanı ve BM güzergahı boyunca dolaşan COP31 temalı giydirilmiş LED ekranlı kamyonlar büyük ilgi gördü. Hafta boyunca giydirilmiş kamyonetler COP31 tanıtım afişlerini New York sokaklarında dolaştırıyor. TÜRKEVİ’NDE COP31 MASKOTU KARŞILIYOR Yine Türkevi’nde Türkiye’nin COP31 çalışmalarına ilişkin sergi ve sunumlar yapılacak. Times Meydanı’nda ebru sanatçısı Garip Ay sunum gerçekleştiriyor. Türkevi’ndeki “Görünmeyeni Görmek, Duyulmayanı Duymak: Bir Gelecek Tasavvuru Olarak SCOPE” temalı sergide yapay zekadan ses ve mapping uygulamalarına, immersive gösterilerden sanat enstalasyonlarına uzanan çok katmanlı bir deneyim sunuluyor. SCOPE (kapsam) başlığı altında gerçekleştirilen COP31 Türkiye sergisinde giriş katta Caretta AI – COP31 Maskotu deneyim alanı ile başlıyor. Sanatçı Gökhan Doğan tarafından geliştirilen Türkiye’nin COP31 maskotu Caretta’nın yapay zeka destekli LED uygulaması ziyaretçilerle etkileşimli deneyim kuruyor. Kaleydoskop – Fotoğraf Alanı’nda ise Türk ebru sanatından geliştirilen görsel içeriklerin kullanıldığı interaktif fotoğraf deneyimi sunuluyor. ÜÇ BOYUTLU ANTALYA EXPO ‘COP31 Alanı 3D Maketi’ kısmında ise yine sanatçı Gökhan Doğan tarafından hazırlanan COP31 alanının üç boyutlu maketi üzerinde gerçekleştirilen mapping uygulamasıyla, Antalya’daki konferans alanının genel yapısı ve deneyimi ziyaretçilere aktarılıyor. Yine giriş katta bulunan COP31 Eylem Gündemi Duvarı’nda ise COP31 Eylem Gündemi, LED ekranlarda hareketli içeriklerle anlatılıyor. LET’S COP – TÜRKİYE’NİN İKLİM YOLCULUĞU 6. katta yer alan Steteskop Alanı’nda ise dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan iklim sorunlarının “sesini dinleme” fikri üzerine kurulu Mehmet Ünal’ın ses ve mapping çalışması yer alıyor. Periskop - DIVE DEEP Alanı’nda konukların deniz ve okyanusların derinliklerine inecekleri; su altı ekosistemlerinde iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan sorunlarla karşılaşacakları deneyim alanı yer alıyor. 7. kattaki Mikroskop Alanı’nda toprak ve tarım üzerindeki iklim baskısı, Gökhan Doğan’ın “Ata Tohumu” enstalasyonu üzerinden ele alınıyor. Aynı kattaki Teleskop Alanı’nda iklim değişikliği, sera gazı salımları ve küresel ısınma gibi küresel ölçekteki konular, teleskop uygulaması üzerinden ziyaretçilere aktarılıyor. Türkevi’ndeki serginin final bölümünde LET’S COP – Türkiye’nin İklim Yolculuğu Alanı’nda Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yürüttüğü çalışmalar geniş bir LED duvar üzerinde anlatılıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Emine Erdoğan Hanımefendi’nin ve COP31 Başkanı Murat Kurum’un uluslararası düzeydeki çalışmalarından görüntüler ile Bakanlığın icraatları sunuluyor. GLASSHOUSE’DA 4 FARKLI ANLATIYLA İKLİM VE DOĞA New York’taki Glasshouse’da da COP31 sürecine ilişkin sergi düzenlendi. Yine giriş alanında Türkiye’nin iklim vizyonu, yürüttüğü çalışmalar ve Aksiyon Ajandası yer alıyor. Serginin merkezinde ise İlhami Atalay’ın “Kuşların Dönüşü – Tavaf” adlı eseri bulunuyor. Milli Saraylar’dan New York’a getirilen eser, kuşların doğadaki kusursuz ve kolektif hareketini, tavafın ortak bir merkez etrafında buluşan ritmiyle bir araya getiriyor. Ekrem Şahin’in fotoğraflarından oluşan “Suyun Sesi” sergisi ise bu kez iklim değişikliğini su üzerinden görünür kılıyor.

Yapay Zeka COP31 Gündeminde: İklime Faydadan Çok Zarar Verir mi? Haber

Yapay Zeka COP31 Gündeminde: İklime Faydadan Çok Zarar Verir mi?

Yapay zekanın iklim üzerindeki etkisi tartışılırken gözler çoğunlukla veri merkezlerinin hızla artan elektrik tüketimine çevriliyor. Konuyu önceliklendirdiğini açıklayan COP31 Başkanı Türkiye de 2026 Antalya Yapay Zeka Taahhüdü’nün hazırlandığını duyurdu. Ancak yeni bir araştırma; yapay zekanın asıl iklim etkisinin, ne kadar enerji tükettiğinin yanı sıra ne için kullanıldığına bağlı olacağını gösteriyor. Fosil yakıt sektöründeki kullanımları sınırlandırılmadığı takdirde yapay zeka, emisyonları azaltmak yerine önemli ölçüde artıracak. Çalışmanın yazarlarından Holly Alpine, Türkiye’nin COP31’de çizeceği çerçevenin, yapay zekanın hangi amaçlarla kullanıldığını da ele alması gerektiğine dikkat çekiyor. Kasım ayında düzenlenecek iklim zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Türkiye, COP31 Eylem Gündemi’ni açıkladığı toplantıda; yapay zekanın sorumlu kullanımını hedefleyen 2026 Antalya Yapay Zeka Taahhüdü’nün önümüzdeki haftalarda açıklanacağını duyurdu. New York İklim Haftası (Climate Week) kapsamında konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; hükümetlerin yapay zekayla ilgili kurallar koymaya başlaması ve teknolojinin artan enerji tüketiminin açıkça konuşulması gerektiğini söyledi. Taahhüdün yanı sıra Yapay Zeka Destekli Temiz Teknolojiler Girişimi kurulacağı, öncelikli sektörlerde yapay zeka destekli temiz teknoloji projelerinden oluşan portföyler yaratılarak yatırımcılarla buluşturulacağı aktarıldı. Yapay zekanın iklim değişikliği üzerindeki etkileri giderek daha fazla tartışılıyor ve bu tartışmalar büyük ölçüde veri merkezlerinin artan enerji tüketimine odaklanıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Nisan 2025 tarihli Enerji ve Yapay Zeka raporunda; veri merkezlerinin 2024’te küresel elektrik tüketiminin %1,5’inden sorumlu olduğu ve bu tüketimin 2030’a kadar iki katına çıkmasının beklendiği ifade ediliyordu. Nitekim veri merkezlerindeki elektrik tüketimi 2025’te %17 arttı. IEA, "Enerji olmadan yapay zeka olamayacağı gibi, yapay zekanın da enerji sektörünü dönüştürme potansiyeli bulunduğuna" dikkat çekiyor. Npj Climate Action adlı hakemli dergide Ağustos 2026’da yayımlanan yeni bir makale ise veri merkezlerindeki elektrik tüketiminin buzdağının yalnızca görünen ucu olduğunu ortaya koyuyor. Yapay zeka kaynaklı üretkenlik artışlarının fosil yakıt ve yenilenebilir enerji sektörlerini nasıl etkileyeceğini modelleyen çalışmaya göre; regüle edilmediği takdirde yapay zeka emisyonları azaltmak yerine kayda değer ölçüde artıracak. 64 senaryonun incelendiği araştırmaya göre emisyonlar, yalnızca yapay zekanın fosil yakıt üretimini desteklemediği senaryolarda düşüş gösteriyor. Çalışmanın yazarlarından Holly Alpine, Türkiye’nin açıkladığı yapay zeka gündeminin bu nedenle "resmin yarısını gözden kaçırdığını" ifade etti. "Veri merkezlerinin enerji kullanımında şeffaflık çağrısında bulunmak ve yapay zekanın temiz teknoloji potansiyeline yatırım yapmak doğru adımlar" diyen Alpine, teknolojinin gerçekte ne amaçla kullanıldığının gözden kaçırılmaması gerektiğini vurguladı. Alpine’a göre konunun COP31’de inandırıcı bir şekilde ele alınabilmesi için iklim üzerindeki etkilerinin bütüncül değerlendirilmesi şart. Enabled Emissions Campaign (Yol Açılan Emisyonlar Kampanyası) Direktörü ve Stanford Üniversitesi McCoy Aile ve Etik Merkezi’nde Etik ve Teknoloji Uygulamacı Bursiyeri Holly Alpine’ın değerlendirmeleri şöyle: Yapay Zekanın Net Etkisi, Enerji Sistemine Bağlı Yapay zeka genel amaçlı bir teknolojidir; dolayısıyla aynı özellikleri yalnızca tek bir alanda değil, uygulandığı diğer alanlarda da gelişme sağlar, taraf tutmaz. Fosil yakıt üretiminde kullanıldığında çıkarma maliyetlerini düşürür ve ekonomik olarak çıkarılabilir kaynakları artırır. Yenilenebilir enerjiye uygulandığında ise üretim tahminlerini ve yer seçimini geliştirerek verimliliği artırır. Yapay zeka her iki yönde de üretkenliği artırdığından, net etkisinin sera gazı emisyonlarının artmasına mı yoksa azalmasına mı yol açacağı teknolojinin kendisine değil, içinde faaliyet gösterdiği enerji sisteminin temel dengesine bağlıdır. Veri Merkezlerindeki Elektrik Tüketimine Odaklananlar Büyük Resmi Kaçırıyor Kamuoyundaki tartışmanın aksine, odak noktasını yalnızca veri merkezlerindeki elektrik kullanımında tutmama fikri, iki anlaşmanın rakamlarını inceledikten sonra ortaya çıktı: Microsoft’un Exxon ve Chevron’la yaptığı teknoloji iş birlikleri, günde 50 bin ila 400 bin varil ek fosil yakıt üretimi sağlıyordu ve bu artışın tamamı teknolojiye atfediliyordu. Tek başına bu durum bile Microsoft’un kendi operasyonel karbon ayak izinin (veri merkezleri dahil) %300’ünden fazlasına denk geliyor. Bu da iklim hesap verilebilirliğinin sadece veri merkezlerindeki elektrik kullanımına odaklanmasının büyük resmi kaçırdığını net bir şekilde gösteriyor. Veri Merkezlerinin Emisyonlarından 13 Kat Büyük Olabilir Yapay zekanın fosil yakıtlar nedeniyle sebep olacağı emisyonlar, veri merkezlerindeki enerji tüketiminin neden olacağı emisyonlardan 13 kata kadar daha fazla olabilir. Veri merkezlerinin neden olduğu emisyonlar doğrudan tespit edilebilir ve mevcut operational ayak izi muhasebesine dahil edilebilir. Bu tür veriler, mevcut bilgilendirme çerçevelerinin zaten yakalamak üzere tasarlandığı niteliktedir. Dolaylı olarak yol açılan emisyonlar (enabled emissions) ise bir adım daha uzaktır. Şu anki standart iklim muhasebesi ve yönetişim çerçeveleri bu emisyonları hesaba katacak şekilde tasarlanmamıştır. Bu nedenle, daha büyük olmalarına rağmen daha görünmez kalırlar. Yapay Zeka Şimdiden Rezervleri Artırıyor, Maliyetleri Düşürüyor Modellememiz için buradan yola çıktık. Mevcut analizler; veri merkezlerinin enerji talebini, yenilenebilir enerji optimizasyonunu ve talep tarafındaki verimliliği inceliyor. Ancak yapay zekanın fosil yakıt arz ekonomisini nasıl yeniden şekillendirdiğini yeterince ele almıyor. Örneğin Batı Teksas Havzası’nda (Permiyen Havzası) başabaş maliyetler varil başına 90 doların üzerindeyken yapay zeka ile birlikte yaklaşık 40 dolara geriledi. Goldman Sachs, yapay zekanın ABD’deki kaya gazı rezervlerini %8 ila %20 oranında artırabileceğini tahmin ediyor. Sektörel veriler, petrol ve gaz sektöründe arama ve üretim yapan kuruluşların %44’ünün keşif aşamalarında şimdiden yapay zeka kullandığını gösteriyor. Oysa sürekli yatırım yapılmadığı takdirde petrol ve gaz sahalarının üretimi yılda yaklaşık %8 oranında azalır. Bu nedenle üreticiler, üretimi artırmak bir yana, sadece sabit tutmak için bile sürekli olarak yeni kaynaklar bulmak ve geliştirmek zorundadır. Yapay zeka bu sürecin maliyetini düşürüyor; arama çalışmalarını, çıkarma verimliliğini ve mevcut sahalardan geri kazanımı iyileştiriyor. Dengenin Sağlanması İçin Fark 4-5 Kat Olmalı Modellemenin önemli bir bulgusu şu: Yapay zekanın sera gazı emisyonları üzerinde hiçbir etkisi olmaması —yani emisyonların sabit kalabilmesi— için bile yenilenebilir enerjide yapay zeka kaynaklı verimlilik artışının, fosil yakıtlardaki verimlilik artışından 4 ila 5 kat daha fazla olması gerekiyor. Fosil yakıtlar hâlâ küresel birincil enerjinin %80’inden fazlasını sağlıyor. Bu nedenle aynı orandaki verimlilik artışı, fosil yakıt sistemlerinde yenilenebilir enerji kaynaklarına kıyasla çok daha büyük bir etki yaratıyor. Altyapı bağımlılığının, politik-ekonomik geri beslemelerin ve patikaya bağımlı yatırımların zaman içinde tespit ettiğimiz bu asimetriyi daha da güçlendirmesi beklenebilir. Bu durum, makalede atıfta bulunduğumuz daha geniş tarihsel örüntüyle de tutarlı: Teknolojik ilerlemeler mevcut enerji sistemlerine uygulandığında bu sistemlerin ömrünü uzatıyor. Yapay Zekanın Ne İçin Kullanıldığı da Yönetilmeli Yapay zeka ile net emisyon azaltımı sağlamak mümkün. Fakat bunun için yol açılan emisyonların (enabled emissions) ayrı ve izlenebilir bir kategori olarak ele alınması, yapay zeka aracılığıyla fosil yakıt üretim verimliliğini artıracak adımların doğrudan sınırlandırılması gerekiyor. Arz tarafında kısıtlamalar olmaksızın yapay zekanın yalnızca yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması ve daha verimli hale gelmesi için kullanılması yeterli olmayacaktır. Yönetişim, hem yapay zekanın hangi enerjiyle çalıştığını hem de ne amaçla kullanıldığını ele almalıdır. COP31’de Yapay Zekanın İklim Etkileri Bütüncül Ele Alınmalı Türkiye’nin yapay zeka konusundaki taahhüdü sunma biçimi resmin yarısını gözden kaçırıyor. Veri merkezlerinin enerji kullanımında şeffaflık çağrısında bulunmak ve yapay zekanın temiz teknoloji potansiyeline yatırım yapmak doğru adımlardır. Ancak yapay zekanın günümüzde gerçekten nasıl kullanıldığı gözden kaçırılıyor: Yapay zeka, fosil yakıtların çıkarılmasını ve üretimini azaltmak için değil, aksine büyük ölçüde bunları artırmak için kullanılıyor. Araştırmamız, bu tür mesajlarda öne çıkarılanın aksine, yapay zekanın sebep olduğu fosil yakıt emisyonlarının temiz enerji kazanımlarından çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Yapay zekanın iklim açısından sorumlu kullanılmasının COP31’de inandırıcı bir gündem maddesi olabilmesi için; yalnızca olumlu yönlerine odaklanmak veya kullanılan enerjinin kaynağına bakmak yerine iklim üzerindeki etkisini bütüncül olarak ele almak şarttır. Kaynak: İklim Masası / www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Holly Alpine Kaynak: https://www.nature.com/articles/s44168-026-00411-0

Bakan Kurum: ''Savunmaya Ayrılan Her Kuruş, Bu Gezegenin Can Suyuna da Ayrılmalıdır'' Haber

Bakan Kurum: ''Savunmaya Ayrılan Her Kuruş, Bu Gezegenin Can Suyuna da Ayrılmalıdır''

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31 Özel Sektör Elçisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Bloomberg’in ortak ev sahipliğinde New York’ta düzenlenen COP31 İş Forumu New York Diyaloğu Programına katıldı. Küresel iş dünyasının liderleri ile bir araya gelen Bakan Kurum, “Silah harcamalarını artırarak kendimizi güvende hissedeceğimizi sanıyoruz. Oysa en büyük tehdit kapımızda; iklim krizi. Şunu asla unutmayın: Gelecekte yaşayacak bir dünya bırakılmadıktan sonra, korumaya çalıştığınız devletlerin de, yaptığınız askeri yatırımların da hiçbir anlamı kalmayacak. Devletlerin asıl savunma hattı, sınır boyları değil, doğamız ve iklimimiz olmalıdır. Savunmaya ayrılan her kuruş, bu gezegenin can suyuna da ayrılmalıdır” dedi. “İş dünyasının alıcı gücünü harekete geçirmesini bekliyoruz” diyen Bakan Kurum özel sektöre yatırım çağrısı yaptı: Antalya’ya yalnızca katılımınızı değil, projenizi, yatırımınızı, teknolojik çözümünüzü, ortaklığınızı ve somut taahhüdünüzü taşımanızı bekliyoruz. Türkiye'nin, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (UNFCCC) 31'inci Taraflar Konferansı'na (COP31) ev sahipliği ve başkanlığı, BM 81'inci Genel Kurulu ve New York İklim Haftası etkinlikleri kapsamında ABD'nin New York kentinde tanıtılmaya devam ediyor. COP31 Özel Sektör Elçisi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Bloomberg’in ortak ev sahipliğinde COP31 İş Forumu New York Diyaloğu Programı düzenlendi. Bloomberg Genel Merkezi’nde gerçekleşen programda küresel iş dünyasının liderleri ile bir araya gelen COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, BM’de açıkladığı COP31 Eylem Gündemi’ni ayrıntılı olarak anlattı. “BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’DE COP31 EYLEM GÜNDEMİ’Nİ RESMEN BAŞLATTIK” Programın açılış konuşmalarını, TOBB Başkanı ve COP31 İş Forumu Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ile Bloomberg L.P. ve Bloomberg Philanthropies’in kurucusu, BM Genel Sekreteri’nin İklim Özel Temsilcisi Michael R. Bloomberg yaptı. Programda COP31 Eylem Gündemi’ne ilişkin konuşan Bakan Kurum, “Dün Birleşmiş Milletler’de COP31 Eylem Gündemi’ni resmen başlattık. Bugün bu gündemi küresel iş dünyasıyla buluşturuyoruz. Bu gündemi, iklim hedeflerinin uygulanmasını hızlandıracak bir çalışma zemini olarak hazırladık. Enerjiden sanayiye, şehirlerden gıda ve su güvenliğine, Sıfır Atık’tan döngüsel ekonomi anlayışıyla yeşil sanayileşmeye kadar çok geniş bir uygulama alanından bahsediyoruz” dedi. SON 10 YILDA İKLİM KAYNAKLI AFETLERİN EKONOMİYE MALİYETİ 2 TRİLYON DOLAR Son 10 yılda iklim kaynaklı afetlerin küresel ekonomiye maliyetinin 2 trilyon doları aştığını söyleyen Bakan Kurum, 2023 yılında sel, kuraklık ve aşırı sıcakların yol açtığı ekonomik kaybın ise 380 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Bakan Kurum, dünyada 666 milyon insanın elektriğe erişemediğini ve 2 milyar insanın ise kirletici pişirme yöntemlerine mahkum edildiğinin altını çizdi. Sanayi ile deniz ve hava taşımacılığının küresel emisyonların yüzde 30’unu oluşturduğuna dikkat çeken Bakan Kurum, atık sektörünün de insan kaynaklı metanın üçüncü büyük kaynağı olduğunu kaydetti. Bakan Kurum, küresel atık hacminin 2050’ye kadar yüzde 70 artmasının beklendiğini vurgulayarak, karbon fiyatları farklılaşırken Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasını bu yıl devreye alacağını belirtti. “OYSA EN BÜYÜK TEHDİT KAPIMIZDA; İKLİM KRİZİ” Bakan Kurum, iklim meselenin sadece ekonomik göstergelerden ibaret olmadığının altını çizerek, “Silah harcamalarını artırarak kendimizi güvende hissedeceğimizi sanıyoruz. Oysa en büyük tehdit kapımızda; iklim krizi. Şunu asla unutmayın: Gelecekte yaşayacak bir dünya bırakılmadıktan sonra, korumaya çalıştığınız devletlerin de, yaptığınız askeri yatırımların da hiçbir anlamı kalmayacak. Devletlerin asıl savunma hattı, sınır boyları değil, doğamız ve iklimimiz olmalıdır. Savunmaya ayrılan her kuruş, bu gezegenin can suyuna da ayrılmalıdır. Bu nedenle COP31 Başkanlığı olarak temel önceliğimizi uygulama olarak belirledik. Uygulamada iş dünyasının belirleyici rolü olacak. Yatırımı gerçekleştirecek, teknolojiyi ölçeklendirecek ve tedarik zincirlerini harekete geçirecek aktörlerin başında sizler geliyorsunuz. Türkiye de iş dünyası ve kamu kurumlarıyla bu sürece tecrübesini taşıyor. TOBB liderliğindeki COP31 İş Dünyası Elçiliği ve Forumu, özel sektörün sürekli katkısını sağlayacak” diye konuştu. COP31 SÜRECİNDE İŞ DÜNYASINI İLGİLENDİREN 6 BAŞLIK Konuşmasında elektrifikasyondan yeşil sanayileşmeye, Sıfır Atık’tan İklim Uygulama Köprüsü’ne, dirençli şehirlerden gıda güvenliğine kadar COP31’in 2035 Küresel Uygulama Hedefleri’nin önemine dikkat çeken Bakan Kurum, iş dünyasının ihtiyaçlarının yer aldığı 6 başlığı da katılımcılarla paylaştı: Birincisi, öngörülebilirliktir. Uzun ömürlü üretim tesisleri ve altyapı yatırımları kısa vadeli bir politika perspektifiyle planlanamaz. Kurallar açık, istikrarlı ve yatırım ufku boyunca öngörülebilir olmalıdır. İkincisi, karbon fiyat sinyalidir. Uzun vadeli yatırım kararları için bu sinyalin öngörülebilir olması ve farklı pazarlar arasında aşırı belirsizlik yaratmaması gerekiyor. Üçüncüsü, yeşil ürüne taleptir. Düşük karbonlu ürünlerin üretilmesi kadar güvenilir bir pazarın oluşması da önemlidir. Kamu alımları, ürün standartları, doğrulanabilir veriler ve uzun vadeli alım anlaşmaları bu pazarı büyütebilir. Dördüncüsü, finansman ve risktir. Özellikle gelişmekte olan pazarlarda yüksek sermaye maliyeti iyi projelerin önünde engel oluşturuyor. Kalkınma bankaları, ihracat kredi kuruluşları ve imtiyazlı finansman, özel sermayenin yerine geçmeden riskleri azaltabilir. Bu noktada tüm uluslararası bankalardan bu sürece aktif bir şekilde katılımı bekliyoruz. Hep birlikte elimizi taşın altına koymak mecburiyetindeyiz. Beşincisi, bilgi, kapasite ve KOBİ’lerdir. Küresel tedarik zincirlerinde önemli yer tutan KOBİ’lerin dönüşüme katılması için teknik yardım, ortak metodolojiler, kapasite geliştirme ve uygulanabilir raporlama süreçleri gereklidir. “HER ALANDA OYUN KURUCU İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE MÜCADELE VE UYUM OLMALI” Altıncısı ve sonuncusu olan ‘Veri ve Doğrulama’ya dikkat çeken Bakan Kurum, bu kapsamda iklim değişikliğinin tüm alanlarda ‘oyun kurucu’ niteliğinde olacağını söyledi: Yatırım dünyası güvenilir, standart, bağımsız ve karşılaştırılabilir veriye ihtiyaç duyuyor. COP31 bünyesinde OECD ile stratejik bir işbirliği yürütüyoruz. Bundan sonra ticaretin yönünü çizecek olan iklim değişikliğidir. Aklınıza neresi geliyorsa her alanda oyun kurucu iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum olmalıdır. Yine bu anlamda veriler, istatistikler önemli. OECD ile onların bilgisine, geçmiş tecrübesine dayalı olarak o verileri de tüm sektörlerle paylaşıyor olacağız. Güvenilir veri aslında yatırım altyapısının ayrılmaz bir parçasıdır ve bu anlamda da biz yatırımcıları aydınlatmaya gayret göstereceğiz. “SİZLERDEN SOMUT VE ÖLÇÜLEBİLİR TAAHHÜTLER BEKLİYORUZ” Bakan Kurum, konuşmasında iş dünyasının temsilcilerine çağrıda bulundu: Antalya’ya giderken sizlerden somut ve ölçülebilir taahhütler bekliyoruz. Takvimi, kapsamı ve göstergeleri belirlenmiş taahhütlerin COP31’in güçlü sonuçları arasında yer almasını istiyoruz. Yapılabilirliği çalışılmış, sahibi belli ve finansman ihtiyacı tanımlanmış projeleri yatırımcılarla buluşturmak istiyoruz. İş dünyasının alıcı gücünü de harekete geçirmesini bekliyoruz. Yeşil ürünlere yönelik alım taahhütleri ve uzun vadeli anlaşmalar yeni üretim yatırımlarının önünü açabilir. Dönüşüm tedarik zincirinin tamamına yayılmalıdır. Büyük şirketlerin KOBİ tedarikçilerine bilgi, metodoloji, teknik kapasite ve finansmana erişim konusunda destek vermesini önemsiyoruz. ANTALYA’DA COP31 İŞ DÜNYASI VE YATIRIM ZİRVESİ DÜZENLENECEK COP31 İş Dünyası Forumu kapsamında devam edecek çalışma gruplarının önemini vurgulayan Bakan Kurum, “Elektrifikasyon, sanayi dekarbonizasyonu, gıda ve su güvenliği, iklim finansmanı, KOBİ’ler, gelişmekte olan ekonomiler, iklim teknolojileri ve yapay zeka alanlarında hazırlanan önerileri doğrudan bizlere, Başkanlığa iletebilirsiniz. Biz de bu konuda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile her alanda bu çalışmaları yürütüyor olacağız. 12 ve 13 Kasım’da Antalya’da düzenleyeceğimiz COP31 İş Dünyası ve Yatırım Zirvesi, burada başlayan çalışmaların devamı olacaktır. New York’taki istişareleri, finansmana hazır projeleri, yatırım ortaklıklarını ve somut taahhütleri Antalya’ya taşımak istiyoruz” dedi. “NEW YORK’TA GÜÇLENEN İŞ BİRLİĞİNİ ANTALYA’DA SOMUT SONUÇLARA DÖNÜŞTÜRECEĞİZ” Bakan Kurum, konuşmasını şöyle tamamladı: COP31 Eylem Gündemi’ni başlattık. Bugün New York’ta bu gündemin iş dünyasıyla uygulama bağını kuruyoruz. Antalya’ya yalnızca katılımınızı değil, projenizi, yatırımınızı, teknolojik çözümünüzü, ortaklığınızı ve somut taahhüdünüzü taşımanızı bekliyoruz. COP31’in başarısını yalnızca söylenen sözlerle veya alınan kararlarla ölçmeyeceğiz. Bu kararların ne kadarının projeye, yatırıma ve sahada ölçülebilir sonuçlara dönüştüğüne bakacağız. New York’ta güçlendirdiğimiz iş birliğini Antalya’da somut sonuçlara dönüştüreceğimize inanıyorum.

KÜTSO Başkanı Esin Güral Argat, BM Genel Merkezi’nde COP31 Lansmanına Katıldı Haber

KÜTSO Başkanı Esin Güral Argat, BM Genel Merkezi’nde COP31 Lansmanına Katıldı

Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu, ABD’nin New York kentinde dünya liderlerini ve küresel iş dünyasını bir araya getirdi. BM Genel Kurul haftası kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindeki heyetin ABD temaslarına eşlik eden heyette, Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KUTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Esin Güral Argat da yer aldı. Esin Güral Argat, BM Genel Merkezi’nde COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un küresel kamuoyuyla paylaştığı COP31 Eylem Gündemi lansman toplantısına katıldı. Toplantının ardından sosyal medya hesabı üzerinden değerlendirmelerini paylaşan Esin Güral Argat, "New York İklim Haftası kapsamında COP31 programımızın ilk durağı Birleşmiş Milletler Genel Merkezi oldu" ifadesini kullandı. “Enerjiden Sanayiye Kapsamlı Bir Dönüşüm Çerçevesi” Açıklanan eylem gündeminin iklim hedeflerini doğrudan sahaya taşıyacak somut alanları tanımladığını vurgulayan Esin Güral Argat, dönüşümün vizyonuna ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: "Açıklanan gündemin en önemli tarafı, iklim hedeflerini uygulamaya taşıyacak somut alanları tarif etmesi. 2035 yılına kadar elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 35’e, döngüsel malzeme kullanım oranının yüzde 15’e çıkarılması gibi hedefler; enerji sistemlerinden sanayiye, üretim süreçlerinden kaynak verimliliğine uzanan kapsamlı bir dönüşümün çerçevesini çiziyor. Ulusal iklim planlarını yatırıma hazır projelerle buluşturmayı amaçlayan İklim Uygulama Köprüsü – BRIDGE de bu dönüşümün finansman boyutunda öne çıkan girişimlerden biri." “Kamu ile Özel Sektör Arasında Güçlü Bir Uygulama Zemini Oluşuyor” COP31 iklim diplomasisi sürecinde kamu ile iş dünyası arasındaki koordinasyonun kritik rolüne dikkat çeken KUTSO Başkanı Güral Argat, şu ifadeleri kullandı: "Sayın Bakanımız Murat Kurum’un liderliğinde yürütülen COP31 Başkanlığı süreci ile TOBB Başkanımız ve COP31 İş Forumu Başkanı Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu’nun öncülüğünde sürdürülen iş dünyası çalışmaları, Antalya’ya uzanan süreçte kamu ile özel sektör arasında güçlü bir uygulama zemini oluşturuyor. Türkiye’nin COP31 yol haritasının Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde dünyayla paylaşılması bu sürecin önemli bir başlangıcı oldu." Bakan Murat Kurum ile Görüşme ve KOBİ’lerin Dönüşüm Rolü BM Genel Merkezi'ndeki lansman sonrasında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunan Esin Güral Argat, ABD’deki temaslarının iş dünyası odaklı toplantılarla devam edeceğini belirtti: "Önümüzdeki günlerde New York’ta gerçekleştireceğimiz toplantılarda ise bu gündemin iş dünyası açısından nasıl uygulanabileceğini ve özellikle KOBİ’lerin dönüşüme nasıl daha güçlü katılabileceğini ele alacağız.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.