Hava Durumu

#Nepal

Kırsal Haber - Nepal haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nepal haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bakan Kurum: ''Hep Birlikte Dünyanın Yükselen Ateşini Düşürmek Zorundayız'' Haber

Bakan Kurum: ''Hep Birlikte Dünyanın Yükselen Ateşini Düşürmek Zorundayız''

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Cenevre programı kapsamında Dünya Meteoroloji Örgütü’nde COP31 Başkanlığı Bilgilendirme Toplantısında konuştu. COP31 Başkanlığı’nın 10 öncelikli hedefini anlatan Bakan Kurum, “Artık konuşmanın ötesine geçmek zorundayız. Konuşma süreci bitti. 10 yıldır dünya yeteri kadar konuştu, istişare etti, belli konularda uzlaştı. Ama bundan sonraki süreçte artık karar almak zorundayız. Eğer bu koltuklarda oturuyorsak, bu sorumlulukları üstleniyorsak geleceğimiz için, dünyamız için birlikte hareket edecek, elimizi, gövdemizi taşın altına koyacağız. Dünya bizden bunu bekliyor. Hep birlikte dünyanın yükselen ateşini düşürmek zorundayız. Yol zorlaşabilir, zorluklarla karşılaşabiliriz. Ama yönümüzü asla değiştirmemeliyiz. 1,5 derece hedefi bizim pusulamızdır” dedi. Türkiye’nin ve COP31 Başkanlığı’nın Dünya Meteoroloji Örgütü’nün Herkes İçin Erken Uyarılar Girişimi’ni güçlü biçimde desteklediğini vurgulayan Bakan Kurum, “Ulaşmak istediğimiz sonuç açık ve nettir; insanların afetlere karşı daha iyi korunduğu, şehirlerin risklerini önceden görebildiği, çiftçinin doğru zamanda bilgiye ulaştığı ve temiz, güvenilir enerji erişiminin genişlediği bir dünya” diye konuştu. Cenevre’deki Dünya Meteoroloji Örgütü Genel Merkezi’nde COP31 Başkanlığı, Dünya Meteoroloji Örgütü Bilgilendirme Toplantısı Üst Düzey Oturumu gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Dünya Meteoroloji Örgütü’nün verileri ışığında iklim krizinin ulaştığı boyuta dikkat çekti. “İklim değişikliğinin sonucu nedir derseniz, net bir şekilde Nepal’i gösterebiliriz” ifadesini kullanan Bakan Kurum, “Küresel iklim sistemi tarihteki en dengesiz dönemini yaşıyor. Sıcaklıklar rekor seviyelerde seyrediyor, kuraklık riski yaşanıyor, bir yandan buzullar eriyor, 2026 sonu için El Nino uyarısı yapılıyor. Küresel anlamda iklim riski, artık insanların hayatına, geçim kaynaklarına, şehirlerimize ve kalkınma imkanlarına doğrudan yansıyor. Bunun en acı örneklerinden birini birkaç hafta önce Nepal’de gördük. Himalayalar’da meydana gelen buzul çökmesiyle tetiklenen büyük sel; yerleşim alanlarını, yolları, köprüleri ve enerji altyapısını vurdu. Bin 386 insanımız hayatını kaybetti, 5 bin 130’dan fazla insanımız hala kayıp” dedi. “TÜRKİYE’DE YAĞIŞLARDA TARİHİMİZİN EN DEĞİŞKEN SÜRECİNİ YAŞIYORUZ” Türkiye’nin yaşadığı iklim kaynaklı afetlere de vurgu yapan Bakan Kurum, “Bugün Türkiye’de de sıcaklıklar yükseliyor, yağış düzeni değişiyor ve aşırı hava olayları artık daha sık karşımıza çıkıyor. Yağışlar konusunda da tarihimizin en değişken sürecini yaşıyoruz. 2025 yılında, son 52 yılın en düşük yağış seviyesini görmüşken, 2026’da son 66 yılın en yüksek yağış seviyesine ulaştık. Son 10 yılda bazı illerimizde aşırı yağışların ardından sel, su baskınları ve heyelanlar yaşadık; aynı zamanlarda başka bir bölgemizde orman yangınlarıyla mücadele ettik” diye konuştu. ERKEN UYARI İÇİN NEPAL’DEKİ OKUL ÖRNEĞİ Yaşanan felaketlerin meteorolojik risklerin arkasında; evler, çiftçiler, çocuklar ve aileler olduğunu yeniden hatırlattığını belirten Bakan Kurum, meteorolojinin bilimsel temelli ölçüm ve uyarı sistemlerinin bu noktada hayati önem taşıdığını dile getirdi. Bakan Kurum “Meseleye bu açıdan baktığımızda şunu söylemek zorundayız; doğru gözlem, doğru tahmin ve zamanında uyarı, bugün dünyanın en temel insani güvenlik meselesidir. Doğru uygulamanın ilk şartı, riski doğru bilmektir” dedi. Erken uyarı konusunda bugün görüştüğü Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) Genel Sekreteri Jagan Chapagain’in anlattığı örneği paylaşan Bakan Kurum şöyle devam etti: Nepal'deki sel öncesinde bir okul ve o okul müdürü Sayın Dawadi… Okulda 900'den fazla çocuğu dağlara çıkararak hayatını kurtardı. Yaklaşık 13 dakika sonra okul yerle bir oldu. Yani zamanla yarışarak, doğru bir tavırla, orada 900 çocuğumuzun, evladımızın kurtarılmasına vesile oldu. İşte erken uyarı sistemi, bu anlamda halkların bilinçlendirilmesi, bu eğitimin çocuklara verilmesi ne kadar önemli, ne kadar kıymetli bunu yaşayarak da görmüş olduk. “DÜNYA METEOROLOJİ ÖRGÜTÜ’NÜN ‘HERKES İÇİN ERKEN UYARILAR GİRİŞİMİ’Nİ GÜÇLÜ BİÇİMDE DESTEKLİYORUZ” COP31 Başkanlığı olarak erken uyarı sistemlerini uygulama hedefi için çok önemsediklerini dile getirerek, “Biliyoruz ki meteoroloji ve iklim bilgisi afetlere hazırlıktan su yönetimine, tarımdan yine sağlığa ve dirençli şehirlerin planlamasına kadar kararların bilimsel temelidir. Bu nedenle gözlem, tahmin ve erken uyarı kapasitesini güçlendirmek COP31 uygulama yaklaşımının en önemli parçalarından bir tanesidir. Ben bizzat afetlere gitmiş, afetlerde mücadele etmiş bir bakan olarak bunları ifade ediyorum. Dünya Meteoroloji Örgütü'nün ‘Herkes İçin Erken Uyarı Girişimi’ni biz de COP31 Başkanlığı olarak, Türkiye olarak güçlü bir şekilde destekliyoruz” diye konuştu. “BİLİM İLE UYGULAMA ARASINDAKİ MESAFEYİ AZALTMALIYIZ” Türkiye’nin meteoroloji alanındaki çalışmalarını anlatan Bakan Kurum, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün ‘MeteoUYARI’ sistemi ile yaklaşan tehlikeleri farklı renk kodlarıyla gösterip il ve ilçe düzeyinde uyarıları kamuoyuna ve ilgili kurumlara ulaştırdığını kaydetti. Erken uyarı sistemlerinin gıda güvenliği alanında da önemli katkılar sunduğunu belirten Bakan Kurum şöyle devam etti: Bir çiftçi için birkaç derecelik sıcaklık farkı, birkaç saat erken gelen yağmur, dolu veya bir gecelik don bütün bir yılın emeğini etkileyebilir. Bu yüzden hava tahmini; ekim, sulama, ilaçlama ve hasat konutlarının zamanlamasında stratejik bir hale getiren üretim aracıdır. Meteorolojik bilgiyi tarladaki üreticinin günlük kararlarına daha güçlü biçimde taşımak, aynı zamanda gıda güvenliğini güçlendirmektir. Çünkü, etkiye odaklanan tahmin, bilgiyi doğrudan hazırlıkla buluşturur. Doğru tahmin ve erken harekete geçme, büyük kayıpların önüne geçebilir. Erken uyarının başarısını, bilginin zamanında eyleme dönüşmesiyle ölçmeliyiz. Bilginin bu anlamda planlamaya, yatırıma ve uygulamaya yön vermesini istiyoruz. Bilimle uygulama arasındaki mesafeyi azaltmalıyız. Ulaşmak istediğimiz sonuç açık ve nettir; insanların afetlere karşı daha iyi korunduğu, şehirlerin risklerini önceden görebildiği, çiftçinin doğru zamanda bilgiye ulaştığı ve temiz, güvenilir enerji erişiminin genişlediği bir dünya. “1,5 DERECE HEDEFİ BİZİM PUSULAMIZDIR” İklim krizi karşısında artık konuşmanın yerine eyleme geçmenin gerektiğini ifade eden Bakan Kurum, 1,5 derece hedefi doğrultusunda güçlü adımların hayata geçirilmesi gerektiğine işaret etti: İklim kaynaklı hangi afeti konuşsak, karşımıza şu gerçek çıkıyor. Riskleri en aza indirmek, emisyonları daha hızlı azaltmak, uyum kapasitesini güçlendirmek ve kırılgan toplumları desteklemek zorundayız. Artık konuşmanın ötesine geçmek zorundayız. Konuşma süreci bitti. 10 yıldır dünya yeteri kadar konuştu, istişare etti, belli konularda uzlaştı. Ama bundan sonraki süreçte artık karar almak zorundayız. Eğer bu koltuklarda oturuyorsak, bu sorumlulukları üstleniyorsak geleceğimiz için, dünyamız için birlikte hareket edecek, elimizi, gövdemizi taşın altına koyacağız. Dünya bizden bunu bekliyor. Ve hep birlikte dünyanın yükselen ateşini düşürmek zorundayız. Yol zorlaşabilir, zorluklarla karşılaşabiliriz. Ama yönümüzü asla değiştirmemeliyiz. 1,5 derece hedefi bizim pusulamızdır. Bu yolda bize düşen görev de bizi güvenli iklim patikasına taşıyacak politikaları ve uygulamaları gücümüz yettiğince güçlendirmektir. “TEDAVİ UYGULAYACAKSANIZ İLK ÖNCE TEŞHİS YAPACAKSINIZ” COP31 Başkanlığı’nın ‘Uygulama COP’u hedefinin altını çizen Bakan Kurum, “Tedavi uygulayacaksanız ilk önce teşhis yapacaksınız. Bunun için de başından bu yana ‘Uygulama COP'u vurgusu yapıyoruz. Antalya'da bu anlamda mevcut taahhütlerin nasıl uygulanacağını, finansman, teknoloji ve kapasite engellerinin nasıl aşılacağını konuşmak istiyoruz. Diyalog, uzlaşı ve aksiyon yaklaşımımız da bunu ifade ediyor. Farklı koşulları anlamak, ortak zemini büyütmek ve bu zemini sahada sonuca dönüştürmek. Doğuyla batı arasında, yine güneyle kuzey arasında köprü vazifesi görecek, kimsenin geride bırakılmadığı o anlayışı COP31 Başkanlığı'na taşıyacak bir bakışla, anlayışla süreci yürütmeye gayret gösteriyoruz” dedi. BAKAN KURUM, COP31 BAŞKANLIĞI’NIN 10 ÖNCELİKLİ ALANINI ANLATTI Bakan Kurum, COP31 Başkanlığı’nın iklim krizine karşı uygulamaya yönelik ortaya koyduğu eylem gündemi başlıkları ve 2053 hedeflerinin altını çizdi. Temiz enerji ve elektrifikasyon, Sıfır Atık, dirençli şehirler, yeşil sanayileşme, gençlik ve eğitim, gıda güvenliği, okyanuslar ve denizler, dirençli sağlık sistemleri, Rio Sinerjileri ve İklim Uygulama Köprüsü’nden bahseden Bakan Kurum, deprem bölgesinde tamamlanan Asrın İnşa Seferberliği sonrası inşa edilen dirençli şehirlere vurgu yaptı. COP31 Başkanlığı’nın eylem gündemini hayata geçirmek için 2035’e yönelik net uygulama hedeflerini de ortaya koyduğunu anlattı. “YAŞANABİLECEK BİR DÜNYA KALMADIKTAN SONRA TOPRAKLARINIZI KORUMANIN ANLAMI YOK” NATO ülkelerinin savunma bütçelerini artırdığı gibi tüm ülkelerin de iklim değişikliği ile mücadeleye kaynak ayırması gerektiğinin altını tekrar çizen Bakan Kurum, “Ülkeler bugün yaşadığımız krizler sonrası enerji güvenliği, gıda krizi risklerini önümüzdeki dönemde yaşamak istemiyorlarsa eğer her ülke her alanda kendi kendine yetmelidir. Bu iradeyi tüm liderler göstermelidir. Nasıl ki NATO ülkeleri kendi güvenlikleri için bütçelerini yüzde 5'e çıkarıyorlarsa aynı bakışı, aynı duruşu, aynı tavrı iklim değişikliğiyle mücadelede de ortaya koymak zorundalar. Çünkü yaşanabilecek bir dünya kalmadıktan sonra topraklarınızı, ülkenizi, insanınızı korusanız da neticede yaşayacak bir dünya olmayınca hiçbir anlamı yok” diye konuştu. “BİLİMİ KARAR VE UYGULAMAYLA DAHA GÜÇLÜ BİÇİMDE BULUŞTURACAĞIZ” Önümüzdeki hafta New York İklim Haftası programlarını, ardından Fiji Pre-COP’u, Dünya Liderler Zirvesi’ni ve Antalya’da COP31’in tematik günlerini gerçekleştireceklerini belirten Bakan Kurum, “Her aşamada bilimi karar ve uygulamayla daha güçlü biçimde buluşturacağız. Burada başlayan diyaloğun Antalya’da somut ortaklıklara, yatırımlara ve uygulamaya dönüşmesini arzu ediyoruz” dedi. Türkiye’nin bilgi ve tecrübesini diğer ülkelerle paylaşmaya devam edeceğini vurgulayan Bakan Kurum, bu kapsamda 3 yıl boyunca her yıl, en az gelişmiş ülkelerden 30 teknik personele eğitim verileceğini sözlerine ekledi.

Temiz Hava ve İklim Eylemine Yatırılan Her 1 Dolar, 15 Dolar Getirebilir' Haber

Temiz Hava ve İklim Eylemine Yatırılan Her 1 Dolar, 15 Dolar Getirebilir'

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), kısa süre önce yayınladığı raporunda küresel ısınmayı 1,5 derece sınırında tutma hedefinin kaçınılmaz olarak aşılacağını duyurdu. Bu uyarının hemen ardından Tibet-Nepal sınırında meydana gelen yıkıcı sel felaketi, yüzlerce can kaybına yol açarken Nepal hükümetine 5 milyar dolarlık dev bir maliyet çıkardı. Yaşanan bu yıkım, iklim krizinin ekonomik ve insani boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. 25 Çözümle Eş Zamanlı Mücadele: Her 1 Dolarlık Yatırıma 15 Dolar Getiri UNEP ve İklim ve Temiz Hava Koalisyonu (CCAC) ortaklığında hazırlanan ‘‘Gizli kazanımlar: İklim ve temiz hava eyleminin ekonomik ve sağlık getirileri’’ (Hidden assets: The economic and health case for climate and clean air action) başlıklı yeni rapor, iklim değişikliği ile hava kirliliği arasındaki kopmaz bağa dikkat çekiyor. Raporda, her iki krize de aynı anda çare olabilecek 25 pratik ve uygulanabilir çözüm önerisi sunuluyor. Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve temiz ısıtma sistemleri gibi önlemleri içeren bu adımlar sayesinde: Yatırılan her 1 ABD doları, 15 dolar getiri sağlama potansiyeline sahip. 2050 yılına kadar hava kirliliğine bağlı 144 milyon erken ölüm ve yüz milyonlarca kronik hastalık vakası önlenebilir. Yüzyıl ortasına kadar küresel karbondioksit ($CO_2$) emisyonları yarı yarıya, metan emisyonları %60, başlıca hava kirleticiler ise %70 oranında azaltılabilir. Yüzyıl sonuna kadar 1,4°C’lik ısınmanın önüne geçilebilir ve kirleticiler %85'e varan oranlarda düşürülebilir. Küresel Ekonomiye Dev Katkı Belirlenen 25 önlemin vakit kaybetmeksizin uygulanması durumunda sağlanacak yıllık ekonomik faydaların küresel Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYİH) oranı şu şekilde hesaplandı: 2035 yılında: Küresel GSYİH’nın %2,8’i 2050 yılında: Küresel GSYİH’nın %4,5’i 2100 yılında: Küresel GSYİH’nın %11,4’ü Öte yandan, sadece 2022 yılında küresel GSYİH’nın %2,18’i fosil yakıt sübvansiyonlarına harcanırken; 2023 yılında sağlık hizmeti harcamaları küresel GSYİH’nın %9,3’üne ulaştı. Hava Kirliliğinin Türkiye’ye Yıllık Faturası: 138 Milyar Dolar Hava kirliliği Türkiye için de kritik bir ekonomik ve toplumsal sorun teşkil ediyor. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) 2025 tarihli Kara Raporu’na göre, hava kirliliğinin Türkiye ekonomisine yıllık maliyeti 138 milyar dolar. Hava kalitesinin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) standartlarına düşürülmesi halinde, Türkiye’de her yıl en az 60 bin hayatın kurtarılabileceği vurgulanıyor. Uzmanlar Ne Diyor? Dr. Maria Neira (DSÖ Çevre, İklim Değişikliği ve Sağlık Departmanı Önceki Direktörü): "Temiz hava, bir toplumun yapabileceği en akıllı yatırımlardan biri; akciğerleri korur, hayat kurtarır ve ekonomileri güçlendirir. Bu, sağlık, iklim ve kalkınma arasında bir seçim meselesi değil. Hava kirliliğiyle mücadele, bunların üçünü de sağlar." Prof. Dr. Simon Dietz (LSE Çevre Politikası Profesörü ve Rapor Yazarı): "Bu rapor, iklim değişikliği ve hava kirliliğini ayrı sorunlar olarak ele aldığımızda, ikisiyle birlikte mücadele etmenin getireceği faydaları azımsadığımızı gösteriyor. İki mücadeleyi birlikte modellediğimizde elde edilen faydalar, tek tek sağlayabileceklerinden çok daha büyük oldu. Nitekim ikisinin de arkasında aynı kaynaklar ve politikalar var." Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan (THHP Yürütme Kurulu Üyesi ve Halk Sağlığı Uzmanı): "Hava kirliliğinin Türkiye ekonomisine bir yıldaki maliyeti 138 milyar dolara ulaşıyor, bu da GSYİH’nin yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor. UNEP raporundaki önlemlerin Türkiye’de uygulanması hem bu ekonomik yükü azaltabilir hem de her yıl 62 binden fazla ölümü engelleyebilir. Türkiye açısından bunun en somut karşılığı elektrik üretiminde kömür kullanımından vazgeçmektir. 2024 verilerine göre sera gazı emisyonlarında dünyada 17. sırada yer alan Türkiye, kömürden çıkarak küresel çözüme anlamlı bir katkı sunabilir. COP31 Başkanlığını üstlenen Türkiye’den, kömürden çıkış için tarihli ve somut bir plan ile güçlü bir adil geçiş stratejisi talep etmeye devam edeceğiz."

Himalayalardan Alplere İklim Alarmı Haber

Himalayalardan Alplere İklim Alarmı

İklim değişikliği, yüksek dağ ekosistemlerindeki hassasiyeti ve belirsizlikleri her geçen gün artırıyor. 26 Ağustos’ta Nepal-Tibet sınırında yaşanan ve yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine, yaklaşık 3.000 kişinin de kaybolmasına yol açan felaketin, bir heyelan akabinde buzul-kaya kütlesinin kopmasıyla başlayan bir olaylar zincirinden kaynaklandığı değerlendiriliyor. Nepal’den Fransız Alpleri'ne kadar uzanan bu yıkıcı doğa olayları, yüksek irtifalarda yaşanan krizlerin artık tek bir nedenle açıklanamayacağını gösteriyor. Fransız Alpleri'nden Nepal'e Felaketlerin Karmaşık Mekanizması İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü'nden Dr. Bikem Ekberzade, benzer bir mekanizmanın iki yıl önce Fransız Alplerindeki La Bérarde felaketinde de rol oynamış olabileceğine dikkat çekiyor. Langtang Lirung çevresinde gerçekleşen bir heyelanın devasa bir buz-kaya çığına dönüşerek vadiye ulaşması ve nehir sistemini tıkaması Nepal'deki felaketi tetiklemişti. La Bérarde’da ise yoğun yağış ve kar erimesine ek olarak, Glacier de Bonne Pierre buzulunun altında saklı yüzbinlerce metreküplük su ceplerinin aniden boşalması yıkımın boyutunu artırmıştı. Her iki olay da doğadaki buz, kaya ve su kütlelerinin birbirini tetikleyerek ardışık afetler silsilesi oluşturduğunu doğruluyor. Küresel Isınma Dağ Denklemini Nasıl Değiştiriyor? Dr. Bikem Ekberzade, küresel ısınmanın yüksek dağ sistemlerindeki fiziksel koşulları kökten değiştirdiğini ve sistemlerin kırılganlığını artırdığını vurguluyor. Ekberzade süreçteki kritik değişimleri şöyle açıklıyor: Buzul Yapısındaki Bozulma: Buzullar hızla küçülüp incelirken, kar örtüsünün birikme ve erime zamanlaması tamamen kayıyor. Permafrost Çözülmesi: Yüksek rakımlarda sıcaklıkların yükselmesi, donmuş toprak tabakasının (permafrost) çözülmesine ve sarp dağ yamaçlarının stabilitesini kaybetmesine neden oluyor. Yağış Rejiminin Değişmesi: Isınan atmosfer, yağışların kar yerine yağmur olarak düşme sıklığını artırarak ani erimeleri ve kütle hareketlerini hızlandırıyor. Tüm bu faktörler tek başına doğrudan bir felakete yol açmasa bile, bir araya geldiklerinde dağ sistemlerinin dengesini bozarak büyük felaketlerin zeminini hazırlıyor. Türkiye Risk Altında: Kaçkarlar, Cilo ve Ağrı Dağı Tehlikede mi? Türkiye; sarp topographyası, mevsimsel kar örtüsü, buzulları ve periglasiyal alanlarıyla zincirleme afet riskini doğrudan barındıran coğrafyalardan biri. Kaçkarlar, Cilo, Sat ve Ağrı Dağı gibi yüksek dağ sistemlerinde buz, kar, kaya ve su iç içe geçmiş durumda yer alıyor. Üstelik bu yamaçlar ve vadiler; yerleşim yerleri, ulaşım ağları ve altyapı tesisleriyle son derece bağlantılı. Gelecekte yaşanacak olası yıkımları önlemek için dağlık alanlardaki krizleri tekil vakalar olarak değerlendirmek yerine, tehlikelerin birbirini tetikleme potansiyelini hesaba katan bütüncül risk haritalarının ve erken uyarı sistemlerinin acilen ulusal politikalara entegre edilmesi gerekiyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Dr. Bikem Ekberzade

Nepal-Tibet Faciası İklim Değişikliğinin Etkisine Acı Bir Örnek Haber

Nepal-Tibet Faciası İklim Değişikliğinin Etkisine Acı Bir Örnek

Nepal ile Çin'in Tibet bölgesi arasındaki sınır hattında 26 Ağustos'ta meydana gelen yıkıcı heyelan ve sellerde yüzlerce kişi hayatını kaybederken, 1.400'e yakın kişiden hâlâ haber alınamıyor. İlk raporlarda felaketin 4.4 büyüklüğünde bir deprem tarafından tetiklendiği öne sürülse de, uzmanlar olay yerindeki incelemeler ve uydu verileri doğrultusunda gerçeğin çok daha farklı olduğunu ortaya koydu. ​İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tolga Görüm, felaketin asıl sebebinin bir kaya-buz kütlesinin çökmesi olduğunu belirterek yaşananları, iklim değişikliğinin uzun ve kısa vadeli etkilerinin yıkıcı bir sonucu olarak nitelendirdi. ​Felakete Ne Sebep Oldu? Deprem mi, Kaya Çığı mı? ​Olayın ardından yapılan ilk değerlendirmeler deprem ihtimali üzerinde dururken, ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (USGS) ve yer bilimciler bu iddiayı netleştirdi. Prof. Dr. Tolga Görüm, Himalayalar'daki Langtang Lirung Zirvesi'nden kopan devasa bir kaya-buz kütlesinin kama kaymasıyla Lhende Khola Vadisi'ne girdiğini ifade etti. ​Kuru Sıvılaşma Etkisi: Serbest düşüşle vadiye inen kütle, altındaki buz erimesi kaynaklı sular üzerinde yüzerek bir kaya çığına (rock avalanche) dönüştü. ​Setlenme ve Sel Zinciri: Akarsuyun kısa süreliğine önünün kapanmasıyla oluşan set gölü bir süre sonra yıkıldı. Sel suları, yamaçlardaki malzemeleri alttan kazıyarak ilerledi ve önündeki her şeyi yuttu. ​Deprem Sinyalinin Yanılgısı: Olay sırasında kaydedilen sismik sinyallerin depremden değil, devasa kütlenin yere uyguladığı yoğun basınçtan kaynaklandığı anlaşıldı. ​İklim Değişikliğinin Zincirleme Etkisi ​Uzmanlar, bu tür felaketlerin ardında iklim krizinin yattığına dikkat çekiyor. Buzulların hızla erimesi, dağ kütlesinin üzerindeki büyük baskıyı ortadan kaldırıyor. Yükün azalması kütle içinde zamanla çatlakların oluşmasına yol açarken, eriyen buzullar kayanın termal iletkenliğini artırarak güneşten daha fazla ısı çekmesine neden oluyor. Bu süreç, kayaların çatlak dinamiklerini bozarak ani ve büyük çaplı çöküşleri tetikliyor. ​Benzer bir felaket 2021 yılında Hindistan'ın Chamoli bölgesinde yaşanmış, 200'den fazla kişi hayatını kaybederken dev bir hidroelektrik santrali tamamen yok olmuştu. ​Türkiye İçin Büyük Risk: Hangi Bölgeler Tehlike Altında? ​Tibet'teki felaketin bir benzeri, tarihte Türkiye topraklarında da yaşandı. 2 Temmuz 1840'ta Ağrı Dağı'ndaki Ahura Vadisi'nde meydana gelen kaya çığı ve sonrasında oluşan set gölünün patlaması sonucu 1.300 kişi hayatını kaybetmişti. ​Prof. Dr. Tolga Görüm, Türkiye'de de benzer risklerin bugün devam ettiğini vurgulayarak yüksek riskli bölgeleri sıraladı: ​Erzurum ve Artvin: İki il arasındaki Tortum bölgesi başta olmak üzere dağlık alanlar. ​Kars: Kağızman ilçesinde, volkanik alan üzerindeki heyelan setine yerleşmiş göl sistemleri ve altındaki Denizgölü köyü. ​Hakkari: Üst kesimlerinde buzul göllerinin yer aldığı ve küçük yerleşimlerin bulunduğu riskli dağlık alanlar. ​Erken Uyarı Sistemleri Hayat Kurtarabilirdi ​Bölgede yeterli erken uyarı sistemlerinin bulunmamasının can kayıplarını artırdığına dikkat çekiliyor. Yer altı hareketlerini ve gürültülerini dinleyerek kaya çığı ile selleri önceden tespit edebilen GEOFON gibi basit deprem izleme sistemleri, rota boyunca stratejik olarak yerleştirildiğinde erken uyarı sağlayabiliyor. Ancak 5-6 bin metre yükseklikteki dağlık coğrafyalarda bu tür operasyonların zorluğu ve maliyeti, önlem alınmasını güçleştiren unsurlar arasında yer alıyor. Kaynak: İklim Masası/www.iklimmasasi.com Kaynak: Selin Uğurtaş Kaynak: Prof.Dr. Tolga Görüm

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.